Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Engellilik ilahi ceza mı? [Tartışma]

pegasus,
Son sayfayı açtığımda gözüme ilk çarpan şey Bülent'in son sorusuydu.Diğerlerini kendi yorumumu yazdıktan sonra okudum.Hatta İslam dünyasının ağlanası durumda olduğundan bahsetmişsin,buna da haklı bir tespit dedim...Kendi fikrimce de Bülent'in sorusuna cevap vermişim... Evet... Neyi savunduğum belli...İnsan yaptıklarından Allah'ı sorumlu tutamaz.Kendi iradesi vardır...

Gelelim senin soruna...Ben anlattığımı sandım ama başarısız olmuşum.Bizim meslek tekrarı çok sever... :) Bıkmam ben yine anlatayım ama başka metodlar deneyeyim...

Sizin dünyevi işlerde insiyatifin bireyde olduğu düşünceniz bu ayetlerle neden çelişiyor?

Ben diyorum ki, ayet başka şeyden bahsediyor.Ben başka şeyden...Ayetlerdeki anlam ,Sonrası için mi yoksa Öncesi için mi söylenmiş?Oysa ben Şuandan bahsediyorum.İnsanların kendi saçmalıklarına Allah'ı ortak etmelerine tepkiliyim.

Bakara suresi 7. ayet.

7
. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır. (Kaynak diyanet Vakfı Meali)
Bu ayet mi seni ateşleyen pegasus? Burda sen insanlara çok önceden yön verildiğini,onlar için karar verildiğini düşünebilirsin.Türkçeden bakınca öyle görünüyor.Kur'an da bunun anlamı "önceden mi sonradan mı " belli mi? """İnsanlara bir ceza reva görülecekse bunlardır""" gibi bir anlam da çıkabilir.Kur'an da bazı ayetler "Biz" diye başlar...Kur'anın Allah kelamı olduğunu bilen birinin ilk sorduğu soru,"biz mi? Allah neden Biz" diye seslneiyor?Yoksa birkaç tane mi?" Diye aklından geçirebilir.Oysa ordaki "Biz" ifadesi ululuk ve büyüklük için söylenmiştir.Sonra Kur'anda geçen zaman kipleri?Bunlar da kafa karıştıran şeylerdir.Türkçe de bile vardır zaman kayması denen kural...Bazı ince noktaları anlatmak zor işte...
Hasılı Kur'an dilini idrak etmeden bazı şeylerin açıklamasını yapmak da öyle...

Adına ne dersen de...Kaçmak de,cahillik de,donanımsızlık de...Ama işe anlamaya çalışmakla başla...Sizden ve diğer forum arkadaşlarımdan tek ricam bu...
 
Yok yok hiçbir şey demeyeceğim mezopotamyalı. Eğer sen yazdıklarında samimiysen -ki öyle olduğun görülüyor- bir şey diyecek hal bırakmadın bende.

Diğer arkadaşımıza gelince Demek kuran kendi dilinden başka bir dile çevrilince anlaşılmaz oluyor, anlamı değişiyor öyle mi?

Yani başka ulusların asla ve asla dogru dürüst anlayamayacağı bir kutsal kitabımız var. Bu durumda dünyada herkes dinini doğru öğrenmek için arapça öğrenmeli sanırım. E bu kitapları çeviren alimler de bütün ömürlerini kuranı anlamaya adamalarına rağmen yanlış çeviriyorlarsa mesele bitmiştir zaten. Biz neyin tartışmasını yapıyoruz ki. Asla gerçek özü kavranamayacak bir kutsal kitabımız ve dinimiz var deyip çıkalım işin içinden. bu yaklaşım da beni pek ikna edemedi doğrusu.
 
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAHIN ADIYLA

1 - (Elif, Lâm, Mîm.)
2 - İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidayettir.
3 - Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.
4 - Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene. Ahirete de bunlar kesinlikle iman ederler.
5 - Bunlar, işte Rabblerinden bir hidayet üzerindedirler ve bunlar işte felaha erenlerdir.
6 - Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar.
7 - Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır.
8 - İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derler.
9 - Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.
10 - Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardır.

Cımbızla ayet alarak kendi ön yargılarına göre Allaha ve Allhın kitabına iftira atmayın.
İnsanların işledikleri kötülüklerden dolayı kalbi katılaşır vicdanın üzeri örtülür.
Böylece onlar kördür, göremezler sağırdır, işitemezler Zalim bir Allah tasavvuru çok vicdansızca bir tasavvurdur. Allahın bize verdiği nimetleri saymakla bitiremezken nasıl olurda zalim bir Allah tasavvuru olur.
Allah merhamet kaynağıdır. Hayatın her anına müdavimdir. Her an yaratmaktadır.

90-BELED:

1 - Andolsun bu beldeye
2 - Ki sen bu beldede oturmaktasın.
3 - Ve and olsun baba ve çocuğuna.
4 - Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık.
5 - İnsan, kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?
6 - Ben, yığın yığın mal yok ettim diyor.
7 - Kendisini bir gören olmadı mı sanıyor?
8 - Biz ona iki göz vermedik mi?
9 - Bir dil ve iki dudak?
10 - Ona iki yolu gösterdik.
11 - Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.
12 - Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?
13 - Köle azat etmek,
14 - Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,
15 - Yakınlığı olan bir yetime,
16 - Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
17 - Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
18 - İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir.
19 - Âyetlerimizi tanımayanlar ise, onlardır işte amel defterleri sollarından verilenler.
20 - Onların üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacaktır.


Bu Sure Bence yeterince sarsıcı
 
Cımbızla ayet almazsak ve bakara suresinin diğer ayetlerini koysak, ki sen yapmıssın, bizim burda anlamaya çalıştıgımız şey değişmiyor. Ayeti tek de koysan hepsini de koysan anlamı açık. Tanrı kuran da kişinin insiyatifi dısında belli bir karar alıp onların kalbini mühürlediğini söylüyor.
 
Pegasus,

Biri karşına çıksa ve sana "çok ukalasın" dese dese;bozulur musun? Soruma "evet" dediğini farzediyorum...Çünkü bu sözcük genelde insanlara itici gelir.Hatta Türkçe'de bu sözcük olumsuzluk ifade eder. Lakin bu sözcük Arapça kökenlidir ve "fazla akıllı" anlamına gelir."Ukala" kelimesinin kökü "akıl"dır. Akıl kelimesinin gramerde çoğul şekli ukaladır.Bunu bir Arap'a söylesen bir Türk'ün vereceği tepkiyi vermez.Memnun bile olur...

Sözcüklerin arasındaki gizli ilişkiyi ,bir dilden başka bir dile geçişini ,geçerken neler kaybettiğini,ya da hangi anlamlar kazandığını bilmek bir beceridir sonrasında ise tecrübe...

Alanım olan bir konuya değinildiği için düşüncemi sunmak istedim...Öte yandan sadece mealleri kuru bir ifadeyle yazıp "işte bu" deyip söylenmesi gerekeni söylediğine inanan aynı taraftaymış gibi durduğumuz arkadaşlara da bir çift sözüm var.Bu tartışma platformunda kimsenin tarafında değilim... Kendi düşüncelerimle bu sayfalarda yalnızım. Özellikle kuru kuru bir kaç ayet yazıp da bunu zafer nidalarıyla süsleyenleredir bu mesajım.Benim davamda "slogan atmak" yok...
 
arkadaşlar boşa nefes tüketmeyin,
ÇOK SAÇMA BİR FORUM BAŞLIĞI BU,
bu konuda yazılan herşeyi sadece saçmalıyorsunuz gözüyle bakıyorum........................
 
Öncelikle sadece isminin geçtiği yerleri değil de yazımın tamamını okuduğun, demek istediğimi anlayabildiğin ve objektif bakışın için teşekkür ediyorum sevgili OturanBoğa...

Özetle ben diyorum ki; Allah'ın kullarını anında cezalandırması diye bir şey yok, O zaten yine ayetleriyle ödül/ceza zamanını bildirmiş. Bu nedenle depremlere, su baskınlarına, hastalıklara, kazalara "Allah'ın cezası” demek doğru değil.. Kendi sorumsuzluklarımızın, baştan savma işlerimizin, tahrip ettiğimiz özümüzün faturasını O’na kesemeyiz. İnsanı soktuğunda ölümüne sebep olabilecek yılanın, akrebin, yüzlerce zehirli hayvan ve bitkinin doğadaki asıl görevini hatırlayalım.

Kulun bütün gayretlerine/önlemlerine rağmen, başına gelen iyi/kötü işlere ödül/ceza mantığıyla değil de Allah'ın imtihanı (ya da direk sahibi, tasarruf hakkı ona ait) olarak bakmayı daha doğru buluyorum..

[size=3]OturanBoğa: Konumuz, sakatlık bir caza olarak algılanıyor mu, algılanmıyor mu? Ben algılandığı konusunda neredeyse kuşku duymuyorum. Tanıdığım herkesin dili böyle nerdeyse... Bu veriyse (?), sence buna ne sebep oluyor? Kim-ne yapıyor da dindar insanlar sakatlandıklarında ilahi bir müdahaleye inanıyor? Bu sebepleri biraz deşelim mi?[/size]
Doğru, evet maalesef böyle bir inanış var.. Zaten var olduğu için biz sakat çocuklarımızı gözlerden saklıyoruz ya da neden olduğunu anlamsız bir şekilde açıklama ihtiyacı hissediyoruz. Çünkü bu düşünce hem çoktaaan nakşedilmiş beyinlerimize hem de çok acımasız ve sabırsız.. İnsanın böyle düşünmesine sebep olan yine kendi içindeki öfkesi, bencilliği ve sabırsızlığıdır. Mesela bir şekilde güç yetiremeyeceğimiz birinin bize haksızlık ettiğini düşündüğümüzde neredeyse gözlerimiz havada başına taş düşmesini bekleriz. (Oysaki bu dinin peygamberi tek bir kez böyle bir yönlendirme yapmış mı, gururu da kırıldı canı da acıtıldı; ama yine de "onlar bilmiyorlar Allah'ım" dedi..)

[size=3]OturanBoğa: Merakımdan soruyorum; "Bu dünya"da ödül-ceza olmadığını, yani Allah'ın "bu dünyaya" müdahale etmediğini söylüyorsun anladığım kadarıyla?[/size]

Hayır yaratılış devam ettiği sürece Allah'ın dünyaya müdehalesi vardır; ama sadece yaradılış anlamında- diye düşünüyorum; yoksa dünya bir saat gibi kurulup bir kenara kendi haline bırakılmamıştır.

-Bence- müdehalenin olmadığı yer direk insan faktörü ve uğradığı her yer.. yani akıl ve irade. İslamın en temel prensiplerinden biri adalettir.. İnsan hürdür ve kendi fiillerini kendisi yapar. Allah insanlara bir eylemi yapıp yapmama gücü vermiştir. Eğer insan herhangi bir şeyi yapmak hürriyetine sahip değilse, o insanın işlediği iyi veya kötü fiillerden dolayı mükafat veya ceza görmesi anlamsız olur. Eğer Allah insanları belirli fiilleri yapmaya zorlamış olsaydı o zaman Allahın o fiillerden dolayı insanları cezalandırması zulüm olurdu. Halbuki Allah adildir, kulların fiillerine müdahale etmez..

[size=3]"Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır."[/size]

Bu ve benzeri ayetler hep aynı soruyu gündeme getiriyor, halbuki getiren de aslında gerçekten ne denilmek istediğini de verilecek cevabı da çok iyi biliyor.

Allah bu ayetiyle bahsedildiği gibi, insanların iradelerine müdehale edip onları sapıklık içinde bırakmıyor. Kuranın ayetlerini bir bütün halinde -araştırılan konuyla ilgili- değerlendirdiğimiz zaman sorun kendiliğinden halloluyor zaten.
 
Sakat olmak /kalmak ilahi ceza

Peki sağlam olmak Allah`ın lütfümü?

Sakat olmanın/kalmanın İslam dininde ilahi ceza olarak kabul edildiğini kaynaklara dayanarak ispatlayan biri çıksın bikini giyip resmimi Site Albümünde Yayınlayacağım. :) :) :)

Bir ayet den örnek vermek bir hadis i göstermek tek başına kriter değildir İslam dini bir bütündür onu tek tek parçalara ayırarak anlamamız mümkün değil hele hele dini bilgisi az olan insanlar için bu son derece güçtür.

İslam dini her şeyden önce akıl mantık dinidir Ben dini bir konuda ayetlere hadislere bakmadan önce kendi mantığıma bakarım tıpkı bu konu da olduğu gibi.

Sakat olmanın/kalmanın İslami terminolojide cezamı ödül mü olduğunu hiçbir ayete hadise bakmadan kendi mantığımla sorgulamaya çalışıyorum;ters mantıkla düşündüğümde sakat olmanın/kalmanın İslam dini acısından ceza olduğunu düşünmek sağlam olmanın da bir ödül olarak kabul edilmesi gerekmezmi? Sağlam olmak bir ödül peki sağlam insanlar için yürümek son derece normal bir olay onlar bunun bir ödül olduğunu düşünmüyorlar ki insan ihtiyacını duymadığı şeyin özlemini çekmez yürümenin koşmanın o insanlar acısından bir ödül olduğuna kim nasıl inandırabilir?

Bu dünyada sakat olmayı sağlam olmayı ilahi cezaya bağlamanın hiçbir mantığı yok sonu da yok ailevi sorunlarım var ilahi ceza maddi acıdan hiç yüzüm gülmedi ilahi ceza her şeyi ilahi bir güce dayandırmak ne kadar sağlıklı bir düşünce?

Bir çiçekle bahar olmaz derler hiçbir şey tek başına ne mutlu olmamızı ne mutsuz olmamızı sağlar. Bu dünyada amaç mutluluksa sağlam olmak nasıl ki tek başına insanın mutlu olması için yeter sebep değilse sakat olmak da tek başına mutsuz olmasına sebep değildir.

Benimde sakatlığıma lanet okuduğum günlerim çok oldu olacak da ama bazen öyle insanlarla karşılaşıyorum ki yarabbi sağlam olup bu insan gibi olmaktansa beni böyle yarattığın için sana sonsuz şükürler olsun diyorum. :) :) :)

Bülent Ecevit evinin kapılarını gazetecilere açmış ev içerisindeki yaşamından bahsediyordu yanda ki kana peyi göstererek -Rahşan la şu kanepede içtiğim çay dan aldığım mutluluğu hiçbir şeyden almıyorum demişti bu söz beni çok düşündürdü eski bir kanepede içilen çayın mutluluğunu hiçbir şeyde alamamak yaşam bu işte mutluluk ayrıntılar da gizli kendinizi mutlu edecek şeyler bulun bırakın sakat olmayı sağlam olmayı unutmayın Bir çiçekle bahar olmaz…
 
Tartışmanın dil felsefesine kayacağını tahmin etmiştim. Ancak fenomenolojiyle başlayan ve gerçeklerin dilsel keyfiyetle tamamen göreceli bir hal aldığını iddia eden yaklaşım din söz konusu olduğunda bizzat söz sahiplerinin tezlerini yerle bir edecek bir silah olur çıkar.

Daha sonraları fenomenoloji, Sosyoloji ve Felsefede adına 'yapısalcılık' denilen ve dil içerisindeki bir takım yapıların gerçeğin yansımasını belirlediği gibi boyutlar kazanmıştır. Günümüzde dinler de dahil olmak üzere her türlü "kesin bilgi"yi reddeden bir düzlemi savunan bu fikirlerin bu tartışmaya çok şey katacağı açıktır ama savunan arkadaşlar ellerine aldıkları silahın sadece kendilerini vurabileceğini göz önünde bulundurmalılar. Bu yaklaşımlarda bilgi, (Ki kurani bilgi de dahil olmak üzere) sadece ve sadece yorumlayanların insiyatifi üzerinden ele alınır. Kişisel yorumlayanlardan bağımsız olarak tam ve eksiksiz bir bilgi düşüncesi reddedilir. Bu yaklaşım her şeyden önce İslam dininin zaman uzam farkı olmadan epistemolojik etkinlik iddiasını yerle bir eder. Çünkü dini söylem dogmadır. Değişmez ve reddedilemez. Ne zamana göre ne de yere göre farklılaşmaz...Din ısrarla açık seçik bir şekilde insanlara doğru yolu gösterdiğini söyler. Bu bilgiyi reddetmek ve dilsel keyfiyetlerin dinlerin algılanışında temel rol oynadığını iddia etmek bizleri çok farklı bir noktaya götürür. Çünkü dinlerin iddiası apaçık şekilde gerçeği-ve doğruyu- temsil ve ifade ettikleri, ol nedenle insanların da bu "apaçık" gerçeklere ve "doğrulara" itaat etmek zorunda oldukları yönündedir. Zaten yine din mantıgıyla cezanın (Cehennem) ortaya sürülmesi de bu mantıga dayanır. Ve bizzat bu dinin bir diğer söylemi olan kader iddiasıyla çelişir...

Ancak işin doğrusu şudur ki bu arkadaşlarımız bu düşünceleri kendi durdukları zeminin altını kazıyor olsa da son derece haklıdırlar. Gerçekten de dinin yorumu kişilerin bireysel tercihleri, ihtiyaçları, beklentileri doğrultusunda yeniden üretilir. Bu nedenledir ki dünyanın her yanında aynı dinler farklı şekillerde yorumlanırlar. Bu vesileyle göreceliğe yapılan vurgu doğrudur; ancak bu vurgu ve vurgunun öne sürdüğü gerçeklik dinlerin kendi iddialarıyla terstir.

İnanan arkadaşlarımızın bile mantıklarının, dinlerin özde iddia ettiği gerçeklerle çelişmesinin bir tezahürü olarak gördüğüm bu söylemler devam ettirilirse dinler daha rasyonel çizgilere kendilerini çekmek zorunda kalacaklardır. E bu da iyi bir şey tabiki...

Öte yandan verdiğim ayetteki içeriği samimi bir şekilde sorgulamadan bana bu örneği verdiğim için "art niyetli" "gerçeğin ne olduğunu çok iyi bildiği halde işte maymunluğundan retorik yapan" birisi muamelesi çekmek de işlevsel olabilir; ama bizi bir yere götürmez. Benim o ayetleri sorarak yapılmasını istediğim sorgulamalar özellikle ince manevralarla geçiştirilmiş. Gerçi bunun yapılmasını beklemiyorum. Ben o ayetlere "bütüne bakınız" ya da "yok aslında siz salak olduğunuz için yanlış anlıyorsunuz" tarzı cevaplar verileceğini tahmin ediyorum tabiki. Mesele şu ki gerçekten sorgulamaya, kendi vicdanında doğruyu, iyiyi aramaya ihtiyacı olan insanlar için sordum ben o soruları. Yoksa kendini iyiyi doğruyu aramak yerine ait olduğu fikrin, dinin, ideolojinin avukatı gibi gören arkadaşlardan beklediğim bir tutum değildi bu. Bunu içinde bulunduğumuz toplumun çok ama çok az bir kesiminin yapacağının, geri kalanının şiddetle tepki göstereceğinin gayet farkında olarak...

Şu dilsel keyfiyet ve gerçeklerin bilgisini kişilerin kendi insiyatifleriyle yeniden ürettikleri yönündeki düşünceler üzerine keşke biraz teknik okumalar yapsaydık. O zaman konu çok daha sağlıklı algılanabilirdi. Bahsedilen konuyu tam anlamıyla anlayabilmek için Fenemenoloji, yapısalcılık ve Mead tarafından öne sürülen 'sembolik etkileşim' adlı sosyoloji kuramları okunabilir.
 
Malzeme felsefe olunca ordan girip burdan çıkmak "tartışmanın nereye varacağını biliyordum" demeyi mübah mı kılıyor?Dinlerin değiştirilemez kuralları olduğunu söylerken "esneklik" olduğu yerleri görmezden gelmek de bu akımların içinde olsa gerek...

Haklı olduğunuz bir nokta var ki ona sözüm yok...Dilin çok geniş bir mülk olduğu,İsteyenin istediği kadar nasibini aldığı...Keza idrak de öyle...
 
Neyse ben cevabımı almış oldum. Şimdi izninizle gülümsemek istiyorum. :)

Ben burada artık üzerinde görüş beyan edeceğim bir fikir görmüyorum. Devam eden herkese idrakimsi ya da idrakimtrak olmayan idrakler diliyorum.
 
Amacım Pegasus'u savunmak değil..Zaten savunulmaya ihtiyacı olduğunu da düşünmüyorum.. Fakat karşı görüşteki insanlara bir şey sormak istiyorum...

İnanan insanlar büyük bir gönül rahatlığı içinde, huzurlu..HatTa Büyük gücün onlara verdiği büyük moralla sorgulama gereği bile duymadan, hiç bir şey düşünmeden, rahat bir vicdan ve gönül rahatlığı ile uyuyabiliyorlar..Bunu saygıyla karşılıyorum.. Ne mutlu onlara iyorum..Fakat; bir inanmayanın huzursuz olduğunun, akşamları vicdan ve gönül huzuru olmadığının, rüyalarının yada uykularının ölüm korkusu ile bölündüğünün, hatta yılan ve böceklere teslim edilecek ölüm sonrası geleceğinin onu delirttiğinin ayrımına nasıl vardınız? Hele hele ötede sorgulanma kuşkusunun onu sık sık rahatsız ettiğinin..

Ateizm yada pagan dinlerinde de acaip huzur ve moral söylemleri olduğunu, onlarında müthiş değerler sistemine sahip olduğunu hiç düşündünüz mü? Üstelik de bunların değerler sisteminin sadece ve sadece insanlığa hesap verdiği için daha demokratik olabileceği hiç aklınıza geldimi?.. Yani ulema yok orda.. Ayrıca dini ahlaksal değerlere aykırı, bir tek ateist ahlak anlayışı gösterebilirmisinz bana?

Ateizm de bir çeşit inanç şeklidir.. Değerleri ve ahlak anlayışı vardır.. Ve dünyadaki her inanç şekli gibi insana hizmet ettiğinin iddiasındadır.. İnançlar arasında seçim yapan arkadaşlara uyarımdır; Birisine inandıysan, ötekiler kötü olmak zorunda değildir.. Sana uyan o dur..

Sevgiler..
 
Kuyucak: Bir inanmayanın huzursuz olduğunun, akşamları vicdan ve gönül huzuru olmadığının, rüyalarının yada uykularının ölüm korkusu ile bölündüğünün, hatta yılan ve böceklere teslim edilecek ölüm sonrası geleceğinin onu delirttiğinin ayrımına nasıl vardınız? Hele hele ötede sorgulanma kuşkusunun onu sık sık rahatsız ettiğinin..

Sayın Kuyucak sorunuza kendı adıma (yazdıklarımdan uzerıme alınarak) cevap vereyım, boyle bır kanıya varmadım tabıkı.. hatta tebessumlerle susleyerek latıfeyı bellı etmeye calısmıstım; ama bellı olmamıs demekkı. Demek ıstedıgım ınsan –her konuda oldugu gıbı, bu konuda da- acabalar barındırır ıcınde.. ya butun bunlar bır masalsa/bıldıklerım yanlıssa gıbı… Bır anlıktır belkı; ama yıne de rahatsız eder ınsanı. En basıtı bır ıs kararı alırken bıle ınsan dusunur, yaptıgının en doğrusu oldugunu bıldıgı halde hep bır “acaba” sı saklıdır ıcınde.. demek ıstedıgım bundan baskası degıldı.. Yoksa kımsenın bır ıskence ıcınde yasadıgı karabasanlarla kabuslarla uyudugu yok.




Kuyucak: Ateizm yada pagan dinlerinde de acaip huzur ve moral söylemleri olduğunu, onlarında müthiş değerler sistemine sahip olduğunu hiç düşündünüzmü?

Elbette dogrudur; belkı de onların huzuru da –yokluga ınandıkları ıcın- hayat bıttıgınde her seyın de bıtıp gıdecegı ve butun sorumlulukların yalnızca burada sınırlı oldugudur. Ve belkı de benım huzurumdan daha buyuktur. Çunku ben ınandıklarımı tam anlamıyla yasayamadıgım ıcın yıne yıne yıne nefsıme ve dunyanın guzellıklerıne kapıldıgım ıcın huzurumun yanında sucluluk duygusu ve korku da yasıyorum. Rabbım’ın sonsuz merhamet sahıbı olduguna ınandıgım halde…


Kuyucak: Üstelik de bunların değerler sisteminin sadece ve sadece insanlığa hesap verdiği için daha demokratik olabileceği hiç aklınıza geldimi?..Y

Acıkcası bıreyın ahlakı degerlere ve ınsanlıga neden uyduguyla ılgılenmıyorum, (olu rahmet bulsun da, kım neden okursa okusun dıye dusunuyorum) Bu gemı mutluluk, huzur, adalet, saygı ve sevgıyle yurusun de yaptırımı ne olursa olsun.
 
Alanım olan bir konuya değinildiği için düşüncemi sunmak istedim...Öte yandan sadece mealleri kuru bir ifadeyle yazıp "işte bu" deyip söylenmesi gerekeni söylediğine inanan aynı taraftaymış gibi durduğumuz arkadaşlara da bir çift sözüm var.Bu tartışma platformunda kimsenin tarafında değilim... Kendi düşüncelerimle bu sayfalarda yalnızım. Özellikle kuru kuru bir kaç ayet yazıp da bunu zafer nidalarıyla süsleyenleredir bu mesajım.Benim davamda "slogan atmak" yok...


Hakkımızda hiç bir şey bilmediğiniz halde yazmış olduğunuz şeyler bizi incitmiştir.
 
ilahi veya değil şimdilik değişen ve değiştirebilecek hiçbir şey yok

Fatma Hanım yorumlarınızı okudum akıcı ve kişiyi ikna edebilecek tarz da
cevaplar vermişsiniz
 
Ooof derinleşmiş konu ya bu yüzden felsefi, dini boyutuna hiç değinmiycem... Naçizane fikrim, tabiki ilahi bi ceza değil olamaz da. Ödül mü değil mi onu da bilemicem öbür tarafa gidip gelmedim ama ceza olmasından daha mantıklı ödül olması...
 
pegasus yazısında aşağıdaki ayeti alıntılamış:

Araf suresi 179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır. (Kaynak: Diyanet vakfı meali)

cehennem için yaratılmış, kalpleri olup da kavrayamayan, gözleri olup da göremeyen, kulakları olup da duyamayan bu insanlar kim?
kitap bu insanların kim olduğu bilgisinin bize ait olduğunu vurguluyor mu?
yani insana böyle cehennemliklerin bilgisi verilmiş mi?
yani tek tek "şu insanın kalbi mühürlenmiştir" diyebilir miyiz?
bundan kim emin olabilir?
peki kalbi mühürlenmeyenler kimler acaba?
niçin kalpleri mühürlenmiş? bu konuda kitapta bir açıklama var mıdır?
eylemleri apaçık cehennemlik eylemler bile olsa kim "bu cehennemliktir" diye apaçık bilgiye sahiptir?
böyle cehennemliklerin bilgisi kime verilmiş?
ömer gibi bir baba kendi kız çocuğunu öldürürken nasıl bir adalet timsali olmuş?
"kız çocuklarını öldürmeyin" niye demiş peygamber?
yaratıcı tek tek "sen şu kullara git bunlara gitme" mi demiş kitabında?


söz soylendiğinde duymayacak kimlerdir belli mi?
biz biliyor muyuz bunu?
kimin kalbi mühürlenmiştir acaba? bunun da bilgisi bize mi ait?

çabaya gerek yoktur o zaman!
benim kalbim muhurlendiyse!
senin kalbin mühürlendiyse!

bilmiyoruz ki bunu biz!
ve çabalıyoruz bu yüzden:)
başka şansımız da yok:)
" biz muhürlenmiş kalplere sahipsek" diye denizin en dibine dalıp intihar edecek de değiliz!
çünkü bunlar birer zandır.
ve zanna uymak da yasaklanmıştır.

çabalıyoruz!
çünkü onun rahmetine de tanığız!
yeryüzünde onca kan dökene yagmuru gönderen, yeryüzünde onca zulm yapan insana güneşi esirgemeyen bir yaratıcı O!
ayrım yapmadan sana da sunmuş aynı güzellikleri bana da!
aynı güneşe sen de bakıyorsun ben de!

güneşe bakıp da ne sen hava atabilirsin bana. ne de ben sana!
çünkü güneşten nasiplenen sadece biz değiliz!
mühürlenenlerin tanınmasını saglayacak bir iltimas da goremiyoruz evrende!
bugün japonyada deprem olunca bir kaç kişi ölürken müslüman ülkelerde en çok ölümler oluyor deprem yüzünden!
eger ayrım olsa kendine inananlara iltimas geçerdi...
böyle bir şey söz konusu da degil!

aklımızı her alanda kullanıyoruz...
ard arda gelen sabahla akşama bakıyoruz...
evrene bakıyoruz...
bir şeyler okumaya gayret ediyoruz!

şimdi kim söyleyebilir bir engellinin ceza aldığını!
bunun bilgisi kimde?
yani kim apaçık söyleyebilir?
şu suçu yüzünden cezalandırıldı ve engelli oldu diye...
bize zan haram kılındı!
bunların hepsi zandır!

o zaman da saglamlar saglıklarıyla lutfa mı ugruyolar yani?
ya da saglamlık ödüllük harika bi şey, sakatlık da cezalık utanılacak bişi mi?

insanların kendi uydurdugu yalanları lütfen yaratıcıya mal etmeyelim!
insan sakatlıgı cezalık olarak nitelendiriyor ve bunu yaratıcıya yakıştırıyorsa esas ayıplanacak şey budur! çünkü böyle bir bilgisi olamaz!
böyle bir bilgi kimsede mevcut değil!
ve yaratıcı kendi adına yalanlar uyduranları açık bir şekilde kitabında uyarmıştır!
 
Kalem, yersen yoğurt içersen ayran demişsin.

Kısaca sen Demirel gibi çok şey anlatıp hiçbir şey söylememişsin...

Eleştirdiğin fikre karşılık mantıklı tek bir cevabın yok. Yazdıklarını lütfen bir kaç gün sonra şöyle sakin kafayla bir oku. Aslında hiçbir şey yazmadığını görüp şaşıracaksın...
 
Burda kimse düşman değil. biz bir aileyiz ve kendi içimizde doğruyu arıyoruz. Alaycı alaycı sorular sorarsanız benzer bir üslupla cevap alırsınız. Samimi bir şekilde sorguluyorsak aynı şekilde karşılık buluruz.
aslında buradaki söylediklerinden cesaret alıp yazdım pegasus.

hakkaten bu yazıları Denizli'deyken okudum. sorguladıklarınızı baya düşündüm de. sabahladım diyebilirim.
yazdıklarımda mantıklı bişi yazmadığımın farkındayım da. mantıklı bir cevabım olsa yazardım zaten.
içtenlikle tekrar okudum ayeti...
baya sarsıcı aslında.
hayatım boyunca sarsıldıgım şeyler bunlar aynı zamanda...
hep sorguladıgım...
sesli sorular sordum burada...
sesli sayıkladım hatta...
ayeti tekrardan okuyorum...
"kalpleri mühürlenmiştir... gözleri görmez kulakları duymaz..."
sarsıcı geliyor bana bunlar...
ne yaparsam yapayım kalbim mühürlendiyse ne anlamı kalacak çabanın o zaman?
ama muhurlenmişleri de bilmiyoz ki...
bu ayetleri okudugumda sarsılıyorum. benden uzak görmüyorum ki...
ben de muhatabıyım.
hatta öyle oluyor ki ben bir sanının peşinden mi koşuyorum acaba diyorum.
bana ait olanları yazmaya çalışıyorum...
benim cebhemde olanları...
ve bildiklerimi...
sana saçma sapan gelse de...
mantıklı bir kelime de yoksa içinde yazdıklarımın...
içimden geldiği gibi yazıyorum...
 
Samimiyet bazen savunduğumuz tezlerin aksi kaynaklara ulaştığımızda onları da paylaşmayı gerekli kılıyorsa bugün köşesinde yazdıklarıyla Yaşar Nuri Öztürk hocaya da bir kulak vermek gerekir diye düşünüyorum.

Sanırım bizlere anlatılan islam ve kader inancı aslında gerçekle pek alakalı değil. Eğer hocanın iddiaları doğruysa kader kavramına yönelik islami düşünüşün yeniden ele alınması gerekecek. Gerçi benim kurandaki kader anlayışının Yaşar hoca nın dile getirdiği rasyonel boyutlara sahip nolduğuna pek inanamıyorum ama yine de anlattıkları gerçekten çok ilginç.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9710527&yazarid=277


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9719689.asp?yazarid=277&gid=61&sz=90644

Özellikle ikinci makalede kader konusuna yaklaşım ilginç ancak konu bütünlüğü açısından makalenin ilk günki kısmı da okunursa iyi olur.

Bu arada ben söylediklerini felsefi, sosyolojik düzlemde kabul ettiğimi söyleyemesem de Yaşar Hocanın dile getirdiği islam anlayışının evrenselliği karşısında çokça şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Yaşar hoca bizlere ya islamı hiç olmadığı kadar güzel gösteriyor ya da biz islam hakkında çok eksik şeyler biliyoruz. Onun anlattıklarının ışığında sakatlığın bir ilahi ceza mı yoksa burada bazı arkadaşlarımızın söylediği gibi doğal süreçlerin öngörülememesi neticesinde ortaya çıkan gayet doğal bir süreç mi olduğu sorusu açıklık kazanıyor.

İlginç gerçekten...

Yaşar hoca kendisine atfedilen tüm suçlamalara rağmen sanki islam aleminin çıkış kapılarını gösteriyor gibi.
 
bu konu gidilmesi gereken şekil de yorumlanamıyor... neden biz hep cezadan basediyoruz ki... neden Allah'ın sonsuz nimetlerinden bahsetmiyoruz... bize verilen sonsuz nimetlerin için de her birilerimizden sadece bir ve birden çok nimet alınmıştır. kimimizden akıl, kimizden ayak, kimimizden el ve kol gibi nimetler alınmıştır. peki kalan öbür nimetleri hiç düşündük mü? düşüncelerimiz hiç beyni ve zekayı alıyor mu? ya da hiç durmadan çalışan bir kalbi düşündük mü? örnek verdiğim sadece akıl ve kalp. peki doğa da verilen sonsuz nimetler. gerçekten saymakla bitiremiyeceğimiz nimetler var dışarı da. bize bunları veren Allah. neden biz ona şükür edemiyoruz... doğrusu biz nankörüz ve buna biz de şahidiz.

pegasus sizin verdiğiniz yorumlar gerçeği değere ve akla alınmıyacak mesajlardır. siz kuzey Irak'da ki bir olayı ele alıp da müslümanlığı buna göre alıp değerlendiriyorsunuz. siz nerden biliyorsunuz ki orda ki insanlar müslümandır. bir müslüman ülke de olan herkes müslüman değildir. öncelikle bunu bilmemiz gerekiyor.
bir de Yaşar Nuri ÖZTÜRK'ü örnek gösteriyorsunuz. o ilahyatçıdır. ama her ilahyatçı iyidir denilemez. Yaşar Nuri işine ve çevresine geldiği gibi dini anlatıyor. zaten o iyi biri olmuş olsaydı siyaset (yalan) denen şeye girmezdi. hadi diyelim girdi ne oy aldı hiç...
sana tavsiyem Kuran-ı kerimin mealini oku, ve sonra şöyle düşün dünya da her kes bu kitaba göre yaşasa acaba bu kadar adaletsizlik olurmuydu. ya da dünyanın hali böyle olurmuydu.


engellilik ilahi bir ceza değildir. bilenler için tam tersine bir lütüftür.
 
bütün kötülüklerin anası cehalettir, cahilliktir. cahil bırakırsan yönetmek kolaydır yön vermek kolaydır.eğitimli olursa insan, onu yönlendirmek yöneltmek zor olur.dönüp bakın çevrenize günlük yaşantınıza allah ile korkutulur yetim hakkı yemek günahtır denir.bizim geleceğimiz çocuklarımızın geleceği çalınmıştır.eğitim eğitim eğitim ama gerçek eğitim herkeze saygılar sunarım.
 
Konunun başından beri yazdıklarınızla örnek gösterdiğiniz makale arasındaki çelişkiyi umarım farketmişsinizdir.

  • "Kur'an’da, insanın fiillerinin önceden belirlenmesi, özgürlüklerinin kısılması anlamında bir kader anlayışı yoktur; bu anlayış İslam'a sonradan sokulmuştur. "
    Hiçbir insan, bâtın resulden (akıl) gereğince yararlanmayı öne almadan zâhir resule (peygamber) yol bulamaz. Bâtın resul, zâhir resulün çağrısının sağlık ve geçerliliğini bilmede esastır. Eğer bâtın resul olmazsa zâhir resulün sözünün kanıtlığı ve bağlayıcılığı olmaz. Akıl komutandır, din asker. Akıl olmasa din geçerli ve kalıcı olmaz. Elbette ki, din olmayınca da akıl şaşkın halde kalır. Bu ikisinin birleşip kucaklaşması ise nûr üzerine nûrdur.
    Kader, sanıldığı gibi, bizim fiillerimizle ilgili bir kavram değildir. Kur'an'ın anlattığı ‘kader,’ varlıkta egemen olan yasalar yani tabiat kanunları anlamındadır. "Dünya koşuyorken yol üstüne yatılmaz"
NOT: Sayın Öztürk'ün makalelerinden alıntılamış olmam beni hiç bir yere/kimseye yakın göstermesin.. Kimsenin çizdiği yolda yürümem, bana kendi yolumu kendim çizmem için üç büyük klavuz verilmiş zaten (Kur'an, Aklım ve Peygamberim...) Bu nedenle şu hoca bu hoca sözlerinden de anlamam, kesin itibar etmem.. İnsandır der hata yapma olasılığını ya da içinde bulunduğu zümre dolayısıyla yorumlarını çarpıtma olasılığını her zaman saklı tutar, tartışmasız tek olan kaynaklarımla yürürüm..
 
Fatma ne yazdığımın çok iyi farkındayım. Yaşar hocanın dediklerine yönelik çekincelerim olduğunu onları alıntıladığım yazımda da söyledim. Ancak onun söylediklerini çok önemsiyorum. Felsefi düzlemde soru işaretlerimi korusam da onun karşısında fikir beyan edenlerin söyledikleri arasında açıkçası ciddiye alıp cevap vermeye tenezzül edeceğim fikriyat göremiyorum. O, en azından benim aklıma mantığıma, vicdanıma dine yönelik duruşumu yeniden ele almama yol açabilecek şeyler söylüyor.

Din onun anlattığı anlamda ve içeriğe sahipse tamamen onaylamasam da bana yanlış gelmiyor. Yani en azından onun din olarak anlattıkları ben de nefret uyandırmıyor. Ve eğer o haklıysa ve onu sosyete hocası olarak suçlamaktan öteye ona ilmi anlamda itiraz edemeyenler haksızsa dinle ilgili söylem ve düşüncelerimi gözden geçirmeye hazırım.

Ben bazılarımız gibi kendi fikirlerine tapınan bir kişi değilim. Akıl ve vicdan çerçevesinde öne sürülecek her ikna edici düşünceyi benimsemeye hazırım. Ve tabiki tersini de reddetmeye...Hiçbir güç hiçbir kudret benim aklıma ve vicdanıma zincir vuramaz. Bunun din adı altında, allah adı altında yapılmasını da açıkçası hiç iplemem...

Zaten bu konuda samimi bir sorgulama içinde olduğumu, sırf bana ait diye söylemlerime manyakça bir tapınma içinde olmadığımı göstermek için Yaşar Nuri hocanın yazdıklarını buraya alıntıladım. Ama onun "Allah ile aldatanlar" diye tabir ettiği kişilerden bu yaptığımı anlamalarını beklemiyorum.

İslam dünyası Yaşar Hocanın yazılarında ifade ettiği gibi korkunç bir tıkanma içindedir. Sadece bu sakatlık konusunda değil yaşamımızı ilgilendiren tüm meselelerde islam dünyasının bu gidişatı bir yok oluştur. Bu kaçınılmaz gidişatı aşmamızı sağlayacak insanlara tarih her zaman hak ettikleri değeri vermiştir. Acı olan şudur ki tarih her daim bu tür önemli isimlerin dönemlerinde hakettikleri saygıyı görmediklerini göstermiştir. bu insanlar bilinenden farklı konustukları ve bazılarının kurulu düzenlerini sarstıkları için korkunc sekilde eleştirilmişlerdir. Sosyete hocası olarak görülen Yaşar Hocanın da bu tür bir alim oldugunu düşünüyorum. Bana göre islam dünyası onun değerini anlayacaktır ve umarım bu fazla uzun sürmez.

Öte yandan ben Marks ı da okurum ve fikirlerinde doğru ve de yanlış bulduğum (Kendime göre) bir çok şey vardır. Ama bu onun doğru tespitlerini aşağılamamı gerektirmez. Aynı şeyi peygamberler için de yaparım. Bana göre peygamber bile olsa bir insanın yanılmaması mümkün değildir. Bu yüzden çağının ötesinde laflar etmesini kabullenmem. Kişisel kanaatimdir ve sizin tespitlerinizle alakalı değildir.

Ama butun bunlar bir yana benim kuranla ilgili düşüncelerimle alakasız bile olsa Yaşar Hocanın kurandaki islamla alakalı söylediklerinin değerini teslim etmeme engel değil bu.

Onu eleştirenler lütfen onun allahla aldatmak adlı kitabını okusun. Tabi eğer yürekleri samimi bir yüzleşmeye, aynaya bakmaya yetiyorsa...
 
ben engelimi ilahi bir ceza olarak görmiyorum.. engelimle yaşamaya alıştım çünkü engelli olmak bir ayrıcalıktır.. engelli olmanın birde iyi yanlarından bakmak gerekiyor... ben böyle mutluyum
 
bu kadar saçma bir konu görmedim..ama havalara veriyorum malum çok sıcak ya..
 
Konunun başlığı; engelliliğin ilahi bir ceza olup olmayışıdı. Elbette ki ilahi bir ceza ya da imtihan değildir. Engellilik, birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir.

1- Engellilik kalıtımsal olabilir. Kalıtım, doğum öncesi nedenlerin en önemlisidir. Akraba evliliği kalıtsal nedenlerden bir tanesidir.
2- Sağlıklı bebeklerin doğmasında hamilelik döneminin büyük önemi vardır. Hamilelik sırasında annenin geçirdiği birtakım hastalıklar ya da kazalar, kullandığı ilaçlar ya da radyasyona maruz kalması, annenin karnındaki bebek ile anne arasındaki kan uyuşmazlığı, annenin sigara, alkol ya da madde bağımlılığı , ileri yaşlarda ya da çok genç yaşlarda hamilelik gibi sebepler, doğacak bebeğin engelli olmasına sebep olabilir
3- Doğumun çeşitli nedenlerle geç ve güç olması, doğum esnasındaki travmalar da bebekte kalıcı engellere yol açabilir
4- Doğumdan sonra da bebeğin geçirdiği mikrobik ve ateşli hastalıklar, beslenme bozuklukları gibi sorunlar da bebeğin engelli olmasına sebep olabilir ve bu sebepler; ilahi ceza değil, ebeveynlerin ihmal ve bilgisizliği, imkanları yetersiz olduğu halde bu dünyaya bir çocuk daha getirmekteki ısrarları olarak tanımlanabilir
5- Kazalar da özellikle ortopedik engellerin ve omurilik felçlerinin en önemli nedenleridir. Bir trafik kazasını ya da spor kazasını ilahi ceza yerine tedbirsizlik, ihmal gibi nedenlerle açıklamak akla daha yatkın değil midir?

Engeli ortadan kaldırmak için bir çare varsa aranır, eğer yoksa, o engelle yaşam kalitesini maksimum düzeyde artırmanın makul ve mümkün yolları bulunur.

Din, vicdan ve kanaat özgürlüğü temel insan hakları içinde yer alır. Devlet, insanların din ve kanaat tercihleri ve bunların gereklerini yerine getirmeleri yolundaki engelleri ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Dinî nitelik taşıyan kamu hizmetini bizzat karşılamak amacıyla kurulan ve kamusal bir teşkilat olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, işlevlerini ne kadar yerine getirebildiği ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, Sunni İslam inancına mensup engellilerin ibadet ihtiyacını kolaylaştırmaya yönelik girişimleri, yaşam kalitesinin artırılması adına olumlu bir adımdır.
 
Birçok konuda gördüğüm burada da yineleniyor, demek ki hakikaten ciddi bir korku ve nefret sorunu var ortada… Benim itirazım İslam hak, hukuk ve şartlarında kesin karar merciiymişcesine, birilerinin söz ve davranışlarının (sanki başka klavuzumuz yokmuş gibi..) örnek olarak sunulmasına, dolayısıyla “nefret uyandırıyor” gibi söylemlere muhatap tutulmasınadır. Her kim olursa olsun, insanın hata yapma ve zaaflarına yenilme olasılığı –her zaman- vardır, öncelikle bunu kabul edip iyi niyetli ve yapıcı olmak lazım.

Akabinde bu tapınma, akıl vicdan yoksunluğu gibi söylemlerinizin de yersiz olduğunu göreceksiniz. İnsanların bu fikre kapılmanıza sebep olmasına izin vermeyin lütfen. Söylenenlerin, yapılanların, yazılanların bu kadar dikkate değer olduğuna inanmıyorum ben… Hiçbir kişiyi ya da zümreyi bayrak edinmeden; yazanı çizeni ilmi anlamda hakaretsiz, tepkisiz ve nefretsiz gözden geçirmeyi teklif ediyorum… Bütün bu yazar çizer takımı bakış açımızın genişlemesi, yazım sanatlarının öğrenilmesi ve idrâk kabiliyetimizin güçlenmesi için okunmalı diye düşünüyorum. Ancak bunu yapabildikten sonra asıl klavuzları okumayı anlamayı başarabiliriz.

Aslında islamın da özünde olan bundan başka bir şey değil, değnekçilerin işgüzarlığı ve hataları yüzünden hala bunları konusuyoruz. Etki-tepki olayını bir türlü aşamadığımız için de anlama meselesine hiç gelemiyoruz…

Herhangi bir İslami grup (bazı müslümanlar) İslam'ı farklı ve yanlış yorumlayarak diğer grupları (diğer müslümanları) tekfir ediyor böylece hem müslümanlara hem de farklı dinden olanlara karşı terör uyguluyorlar.. ama bunu İslam'a ve müslümanlara (çoğunluğa) mal etmek çok büyük bir haksızlık. İnsanların varlık ve vazgeçilmez değerlerine karşı hakaret etmeyen, iyi niyetli, saygılı, hak ve hukuku gözetenlerin İslam'dan ve müslümanların çoğunluğundan korkmaları için dinden gelen bir korku sebebi yok.

Umarım düşüncelerimi toparlayabilmiş ve kendimi anlatabilmişimdir, hava çok sıcak klavyeden bile ateş çıkıyor sanki devam edemeyeceğim, mola.. :)
 
toplum olarak fazla düşünmeyi sevmeyişimizden ve de sorumluluk almak istemeyişimizden , fikirsel olarak bir tanrı kavramı ve bu bağlamda dini kuralları kabullenmek işin kolayına kaçmaktır . her şeyi tanrı kavramının üstüne yıkmak kolaydır basittir çünkü . size vaad ettikleri diğer tarafa kadar rötarlıdır . sizde tabi ki hesap soramazsınız . cüret bile edemezsiniz çünkü dini kurallar buna izin vermez .
 
öncelikle diyaneti tebrik etmeliyiz .. neden.
1-bu güne kadar ihmal edilen bir konuyu gündeme aldıkları için.
2-hatta görüş ve tekliflerimizle hatta yapıcı tenkitlerimizle engellilerin meselelerinin çözümü için diyanete gücümüz oranında yardımcı olmalıyız.
3-görüş ve önerilerimizdeki yapıcı uslup ve engellilerin dünyasıyla ilgili içeriden tekliflerimizle öncelikle yapıcı adımı biz atmalıyız.
4-fiziki ve zihni acziyet içerisinde olan biri acziyetini unutup nasıl olurda CENAB-I HAKK'ı sorgular. lütfen artık bu fikirler çağın gerisinde kaldı. haddimizi bilelim.
ayrıca diyanet işleri başkanlığının bu projesine eleştiri adı altında kendi ideolojimizi, inançsızlığımızı ve cahilane cüretkârlığımızı, kindarlığımızı bu siteye katılan kahir ekseriyetteki inançlı arkadaşlarımızı da rencide edecek şekilde futursuzca yazmamalıyız.
engelli bireyler olmamız toplumun kahir ekseriyetinin inancına, kurumlarına hakareti gerektirmez.

ayrıca engellilerin tüm problemlerini devletimizin tüm kurumları çözdüde sadece diyanet mi şimdiye kadar görmezden geldi.
yapmayın arkadaşlar.

şahsen kendi adıma konuşayım, oğlumun engelli oluşunu öğrenmemden bu güne kadar geçen süreçte karşılaştığım güçlükler karşısında tek dayanak noktam ve beni ve eşimi ayakta tutan tek güç ALLAH(c.c.)'a olan inancımdır.
ayrıca engelli olmayı ilahi ceza olarak değil, imtihan dünyasının bir parçası olarak görüyorum. hatta çocuğuma olan sevgim, hizmetim, sabrım karşılığında hem bu dünyada hemde ahirette ilahi lutuflara ulaşacağıma inanıyorum.

toplumdaki engellilere bakıştan şikayetçiyiz değil mi hep, el hak doğrudur. toplumumuzun bilinçlenmesi gerekiyor.
peki engelli kardeşlerimizin topluma bakışında problem yok mu.
gelin hep beraber yüreğimizdeki sevgimiz le , inancımızla engelliler ve engelli yakınları olarak toplumun diğer kesimine karşı yapıcı bir uslupla gerekli mesajı verelim.
ALLAH (c.c.) YÂR VE YARDIMCIMIZ OLSUN. SELAMETLE.
 
Üst Alt