Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Sakatlığa bakışta Ahlak ve Etik [Tartışma]

OturanBoğa

Yönetici
Üyelik
9 Ocak 2003
Konular
673
Mesajlar
58,073
Reaksiyonlar
483
Sakatlığa bakışta Ahlak ve Etik

Bülent Küçükaslan

  • [size=2]"Etik, arzulanır ve güzel olanı seçmektir. Ve bu seçimin meşruiyeti sadece insanlara içkindir. Ahlakın ufkunda erdem, etiğin ufkunda ise mutluluk vardır. [...] Ne siyasete ne iktisada ne de ahlaka teslim olan etik, teknik olarak mümkün olanla olmayanı, yasalla yasadışını ve ahlakın tanımladığı İyi ve Kötü'yü dikkate alarak, ama bunun ötesinde kendi vicdanının sesini dinleyerek insanların arzulanır ve arzulanmaz olanı, güzelle çirkini ayırt etmesi, bunu ifade edebilmesi ve seçimin sorumluluğunu alabilmesini öngörür.” (Ahmet İnsel)[/size]
İçinde yaşadığımız toplumda sakatlara bakışın, daha doğrusu, sakatlara biçilen rolün ve kurgulanan yaşamın Ahlak öğretisi ile şekillendiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Günümüzde çoğu kimse "iyi insan" olarak değerlendirilmek adına sakatlara yardım etmek zorunda hisseder kendini; ya da “iyi” olarak değerlendirilmenin en kestirme yolu sakatların mahallesinden geçiyor da denilebilir.
Medyada göze-göze sokulan bağış kampanyaları, kameralar karşısında sakatlarla/hastalarla (yardım eden-yardım alan ikiliğiyle) yan yana görünme telaşı, sakatlar adına düzenlenen yardım kampanyalarının şov haline dönüştürülmesi, zekât ve sadaka verme isteğinin istim üstünde tutulması, yardımseverliğin sürekli övünç vesilesi sayılması vb. tutumlar, yardımın, yardım eden kişi için bir avantaj veya bir ahlaki gereklilik haline dönüştüğünün göstergeleri sayılabilir.
Böyle olunca, sakatlar sakat olmayanların ahlakının, iyiliğinin, büyüklüğünün sergilenmesine olanak sağlayan nesnelerdir, de denilebilir. Belki Ahlak öğretisi ille de bu nesneleştirme yoluna itelemiyor insanları ama, sonuçta o yolun çok sık kullanıldığı da bir gerçek: Her kim ahlak-şov yapacaksa (çoğu zaman bu şov kendi kendine de yapılır), alıyor raftan bir sakat-şey, poz veriyor, ambalajlıyor kendini, koyuyor vitrine!

Peki, bu kötü bir şey midir? Yani insanların her vesileyle yardımsever olması yanlış mıdır? Tabii ki değildir. Değildir ama, eksiktir. İşte burada, Ahlak öğretisinin eksikliğini gidermenin, sakatları nesneleştiren o yolu tamamen kullanılmaz hale getirmenin ancak ve ancak Etik’le mümkün olabileceğini düşünüyorum. Sakat kişiyi özne olarak görmenin ve onun özne olarak varolabilmesi için (yani kendi seçimlerini yapabilmesi, insan onuruna yaraşır yaşam koşullarına kimseden yardım almadan erişebilmesi vs.) sorumluluk almanın ancak etik bir tutumla mümkün olabileceğini düşünüyorum.

İçinde Etik barındıran tutum, bir şekilde dışlanmış, dezavantajlı duruma düşmüş, mağdur olmuş, bundan dolayı da “şeyleştirilmiş” kişiyi hemen görmek, onun bu dezavantajlı halinden kendini ve toplumun diğer aktörlerini sorumlu tutmak, vicdanında bu sorumluluğun eleştirisini yapmak, O kişinin düşmesine sebep olan mekanizmaları görmek, o mekanizmaların ortadan kaldırılması için politik bir tutum takınmak ve o vitrinleri sistemin aksaklığını gösteren birer utanç göstergesi saymaktır.

Yani Ahlaki tutum sakat-şeylerin sergilendiği o vitrinlerde her fırsatta boy göstermekken, Etik tutum o vitrinleri her fırsatta taşlamaktır. Ahlaki tutum sakat-şeyler için bir SMS mesajı atıp bağış yapıp rahatlamakken, Etik tutum yaşam alanında sakat kişilerin olamamasını dert etmek ve sakatların işyerlerinde, parklarda, sahillerde, okullarda, sokaklarda neden olamadığını sorunsallaştırarak Onların görünür olabilmeleri için aktif çaba göstermektir. Ahlaki tutum tekerlekli sandalyeli birini iteleyerek kaldırımdan çıkartmakken, Etik tutum O kişinin kaldırım önünde kalakalmasından utanç duymak ve o kaldırımın varlığını ortadan kaldırmanın yollarını aramaktır. Ahlaki tutum hayırseverlere devlet adına onur ödülleri dağıtmakken, Etik tutum devlet denen toplumsal sözleşmenin eleştirisini yapmak ve herkesin insan onuruna yaraşır bireyler olabilmesi için yollar aramaktır. Ahlaki tutum dezavantajlılığı, muhtaçlığı, yoksulluğu hayatın gerçeği sayıp normalleştirmekken, Etik tutum bu hallerin adaletsiz bölüşüm ve ayrımcı tutum sonucu ortaya çıktığını bilip o kurguları deşifre etmektir. Ahlaki tutum kölelere iyi davranmakken, Etik tutum köleliği yıkmaktır. Ahlaki tutum "vah vah" demekken, Etik tutum "merhaba" demektir...

Sanırım soru şu: Ahlaki bir zorunluluk olarak Yardım mı, yoksa etik bir seçim olarak Sorumluluk mu?
 
Obaaaaaaaaa… :D

Durup dururken insanlararası bir ayrım daha yarattık ha? :shock:

Hem de "Ayrımcılıkla Mücadele, İnsan, Toplum, bidi, bidi" forumunda..

"Ahlâkçılar"la, "Etikçiler".. Urun aslanlarım, gaza günüdür.. :twisted:


Şaka bir yana, sen işin felsefik yanında bahsetmişsin. Ben de sosyolojik yanını açayım biraz..

Şubat 2006'da yazdığım Değişim 3 köşe yazımda
Günümüzden 7000 yıl önce "üreten" insanlarla, "ürünleri pazarlayan" insanların oluşturduğu gruplar ilk kez birbirinden ayrıldı. "Durumları ve çıkarları" aynı olan insanlar bir araya geldiler. "Sınıflı" toplum böyle doğdu. "Ürünleri pazarlayan" sınıflar, "üreten" sınıfa egemen oldu. Bunları istediği gibi çalıştırdı.

Ancak; dünyadaki insan nüfusunun sürekli artıyor, yaşam kaynaklarının da azalıyor olması, ortaya yeni yeni problemler çıkartıyordu. Bu kaynakları ellerinde tutanlarla onlara ihtiyaç duyanlar "paylaşmak" yerine "ele geçirme"yi tercih edince de işin rengi değişiyor, kan gövdeyi götürüyordu. Sonuçta; o toprağın, suyun, yiyeceklerin vb. yeni sahibi belli oluyordu. Aradan bir süre geçtiğinde, bu "yeni sahipler" eskiyor ve yozlaşıyordu. Daha taze ve diri bir başka topluluk, eskimiş, yoz sahiplerin elinde bulundurduğu toprak, su vb. için savaşa giriyor ve kazanıyordu. Ve bu sürüp gidiyordu.
demişim.
Bunlar olayın maddi/somut/objektif (yani elle tutulur, gözle görülür) yanı. Bir de manevi/soyut/sübjektif yanı var. Yazı uzamasın diye es geçmiştim o yanı. :D

Söz konusu insan toplulukları, "savaş" dışındaki zamanlarda "birbirimizi yemeyelim" :twisted: diye; kendi aralarında gelenek-görenek, töre, kanun, ahlâk, etik vb. diye adlandırdıkları birtakım kurallar koydular. Bu kuralları koyanlar ve koruyanlar genellikle o toplumun 'egemen tabakası' oluyordu. Daha sonra bu kurallar yerleşiyor, tüm toplumun sahiplendiği yasalar haline geliyordu. Hatta o kadar ki, bu kurallar uğruna savaş çıkıyor, kan dökülüyordu. :( O derece yani..

Tabii "baba diyalektiğin" :D kuralları burada da işliyor; kurallar, zaman ve mekân boyutlarında çeşitli değişimlere/gelişimlere uğruyordu. Ama bu; hemen hiçbir zaman doğru orantılı olmuyordu! Yani toplumların "maddi" (ekonomik, teknik vb.) yanlarıyla "manevi" (düşünsel, kültürel, ahlaki, etik vb.) yanları birbiriyle uyumlu biçimde değişmiyordu ve amiyane tabirle 'dananın kuyruğu' burada kopuyordu. :D Toplumların kendi içlerindeki ayrışmalar, bölünmeler hep bu anormal çelişkiler ile sorun haline geliyordu.

E tabii, bu durumu çok çok iyi bilen toplumun egemenleri; eline geçirebildikleri akıllarına gelen her şeyi ama her şeyi (toplumların manevi duygularından tut, cinselliğe kadar, ekonomisinden tut spora kadar, teknolojik gelişmelerden tut ayrımcılığa uğrayan grupların -sakatların, yaşlıların, çocukların vb.- yaşamsal gereksinimlerine kadar akla gelebilen her şeyi ama her şeyi!) alabildiğine SÖMÜRÜR/SÖMÜRÜ ALETİ olarak KULLANIR!!

Bu sömürü düzeni ilelebet sürsün diye de; karşılarına güçlü bir muhalefet çıkmasını engeller, muhalefeti sindirir, sulandırır, parçalar, havayı bulandırır vb. vb.

İşte "etik", bu sömürü karşısında ONURLU DİK DURUŞu simgeler! 'Etik kurallar', AYRIMCILIKLA MÜCADELE'nin yol işaretleridir!

Elbette etik bir seçim olarak Sorumluluk !
 
Medyada göze-göze sokulan bağış kampanyaları, kameralar karşısında sakatlarla/hastalarla (yardım eden-yardım alan ikiliğiyle) yan yana görünme telaşı, sakatlar adına düzenlenen yardım kampanyalarının şov haline dönüştürülmesi……

[size=2](NOT: Bu ve bunun gibi programları onaylamadığımı, insan onuruna yakıştırmadığımı tanıyanlar bilir; fakat yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için not düşmek istedim..)

[/size] Bağış kampanyalarının şov/program gibi bir düzenek olmadan yürümesi mümkün müdür? İnsanlar bilinmeyen/duyulmayan bir “şey”le ilgilenir mi, dolayısıyla bu “şey” yürür mü?.. Yardım edenin yardım alanla (iyi bir iş yapmanın yüzüne yerleştirdiği tebessümle) yan yana görünme telaşı kişinin ahlaksızlığından ziyade -bence- cahilliği/bilgisizliği ya da empati yoksunluğundandır.

Tıpkı ilk kez karşılaştığınız hemen hemen bütün insanların, sizi incitme düşüncesi olmadan durumunuzla ilgili arkası gelmeyen sorular yöneltmesi gibi.. Kötü bir niyeti yoktur yalnızca düşüncesizdir ve empati sorunu yaşamaktadır.

zekât ve sadaka verme isteğinin istem üstünde tutulması……

Fitre, zekat, sadaka ve hatta infâk kabul ettiğin bağlı bulunduğunu belirttiğin inancın gereklerinden biri olduğundan istem üstünde olması garip bir durum değil, sanırım burada bir yanlış anlaşılma söz konusu.. Tıpkı vatandaşı olduğunu kabul ettiğin ve belgelediğin ülkenin vergi ve harçlarını ödeyip ödememe lüksünün olmayışı gibi.. fitre, zekat, sadaka ve VERGİ belirtilen şartlara haiz olan şahısların bir yükümlülüğü/sorumluluğu/borcudur.. çirkinlik alan elle veren el arasındaki diyalogdadır.. Oysa bu şartı getiren buna da bir üslup/şekil belirlemişti; ama ya işimize gelmedi ya da çok çabuk unuttuk ahlakın, erdemin ne demek olduğunu..

Yani insanların her vesileyle yardımsever olması yanlış mıdır?...

Alan el yapılan iş karşısında (ihtiyacı gideriliyor olsa bile..) mahçup oluyor, utanıyor, eziliyorsa evet yanlıştır. Yardımseverlik kişinin nefsinin tatmini için değil ihtiyaç sahibinin ihtiyacının giderilmesi içindir, dolayısıyla görev bilinciyle yapılmalıdır..

Fakat bu bilinç; aklı, değerleri, sevgiyi, kendine saygıyı yok eden mistik bir hançere, görev merkezli bir ahlak teorisine de dönüşmemeli...

Ahlaki tutum sakat-şeyler için bir SMS mesajı atıp bağış yapıp rahatlamakken, Etik tutum yaşam alanında sakat kişilerin olamamasını dert etmek............... Ahlaki tutum tekerlekli sandalyeli birini iteleyerek kaldırımdan çıkartmakken, Etik tutum O kişinin kaldırım önünde kalakalmasından utanç duymak ve o kaldırımın varlığını ortadan kaldırmanın yollarını aramaktır......

Ahlaki tutum (SMS de atsa, sandalyenin geçişine yardım da etse……….vs) davranışını bir lütuf olarak görmek değil, sorumluluğu/vazifesi olduğunun idrâkıyle hareket etmesindedir. Kaldırımın önünde kalakalmış tekerlekli sandalyeli kişiye karşı utanç duymanın o an bir faydası olmayacağı için, yardım etmesi ahlaki bir davranış olacaktır.

Evet o kaldırım orada hiç olmamalıdır, o kişi yardıma ihtiyaç duymamalıdır; ama bunun çözümü bireylerde değil, o toplumsal sözleşmeye sahip olan “sosyal” ünvanını almış olan devlettedir. Devlet elini ülkesindeki bütün kaldırımlara uzatana kadar ahlakî olan o sandalyenin geçişine yardım etmektir.
 
SAKATLIGA BAKIŞTA AHLAH VE İNSAN

Engelli insanları kullanarak bir takım kesime etik görünmek isteyen bencil ve ahlaksız insanlara iki sözüm var.Yapacagınız yardımları sag elin sol ele bilgi vermeden yap.Yaptıgın yardımı medyaya teşir etme.İnsanlara yardım edelim derken onların şahsıyetleri ile oynanmamalı..İNSANLAR ÖZÜRLÜLER ÜZERİNDEN POLİTİKA YAPMAYA CALIŞMAMALI...........
 
Toplumumuzun Engelliye Bakış Açısı

Toplumumuz engelli insanları hiçbir işe yaramayan, acınacak halde olan ve toplum hayatında hep geri planda bir insan olarak görmeleri toplumumuz için çok acı ve elem verici bir durum olarak karşımızda durmaktadır.

Oysaki!
Her engelli insanında bu dünyada yaşayan bütün insanlar gibi umutları, hayalleri, sevinçleri, hüzünleri, ve en önemlisi de yaşama hakkı vardır. Kısaca onlarında duygu ve düşünceleri vardır.

Fakat!
Toplumumuzun bu şekilde önyargılı olması engelli kişileri incitmektedir. Her insan gibi engelli bir insanında bu hayat mücadelesini en onurlu bir şekilde vereceğine ve hayattaki bütün engellere rağmen en emin adımlarla ilerleyerek bu zorlu yolları aşacağımıza bütün kalbimle inanıyorum.

Toplumumuzun önyargılı bakış açısı engelli olan insanları çok ciddi anlamda etkilemektedir. Bundan dolayı birçok engelli insan kendisini toplumdan uzaklaştırarak adeta hayata küstürülmüştür. Bunun için engelli bir fert olarak üzerimize düşen birçok sorumluluklar vardır. Bu sorumluluğumuzun bilinci ile dimdik ayakta durduğumuzu göstererek engelli olan insanları adeta ikinci sınıf insan olarak görenlere karşı mücadele etmek gerekmektedir. Ta ki engellilerin de bu toplumun bir ferdi olduğunu bütün insanlara kabul ettirene kadar. Bunun yanında toplumdan uzaklaşmış olan engelli kişileri toplumumuza kazandırmak için bizlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Engelli olan insanı en iyi engelli olan insan anlar mantığı ile toplumdan uzaklaşan birçok engelli kişileri kendimizi örnek göstererek topluma kazandırabiliriz. Hatta bir engelli birey olarak engelli olmayan insanlarında hayata bakış açısını değiştirebiliriz. Bunun içinde örnek bir mücadele sergileyerek engelli olan insanların varlığını herkese her kesime kabul ettirmek. Hayata sımsıkı tutunarak, hayattan kopmamak en önemlisi de büyük bir azim ve çaba göstermek gerekmektedir.

Bütün bu mücadeleyi verirken her şeyde bir hayrın olduğunu unutmamak gerekir.

Engelimizin yaşamımıza engel olmaması; Sevginin ve Saygının, İyiliğin ve Güzelliğin, Yüzünüzden tebessüm ve Kalbinizden sevginin hiç eksik olmaması temennisiyle;

Herkese mutlu ve sağlıklı bir yaşam dileklerim.

Selamlar….
 
cok karamsar bi yazi olmadimi bu eshad :D
biraz degip gecsede katilamiycam buna
engelli olarak boyle dusunursek kendimize yapariz
iyi egitilen
kendi kendine yeten
bedensel acisi olmayan
elinde meslegi olan
akli basinda bi insana
engelde neymis :D
 
Karamsarlık yönüne katılmıyorum. Malesef toplumumuzun gerçeği budur. Elbette kendi kendine yeten engelli olmak çok güzel lakin herşey o kadar basit ve kolay değil. Sonuçta herşey bir mücadelenin sonunda ortaya çıkar bu mücadeleyi hakkıyla vermezsek ne meslek sahibi engelli olur nede iyi eğitilmiş engelli olur.
Tabi katılmayabilirsiniz bunada saygı duyarım.
 
Sevgili arkadaşlarım,

Herşeyden önce sizlerden bakış açısı olarak biraz farklı düşündüğümü yazarak başlamak istiyorum.

Ahlak ve etik öyle birbirinden keskin bir çizgiyle ayrılabilecek bir olgu değildir bana göre. Böyle keskin bir çizgiyle ayırıp ahlak aslında şudur, etik aslında budur ve ahlak pek iyi değildir etik ise anlamlıdır gibi bir düşünüş ciddi anlamda yanlışa düşmemize sebep olabilir diye düşünüyorum.

Bu konunun tam olarak ortaya koyulabilmesi için insan denilen canlının tüm özelliklerinin de ortaya konulmasıyla doğru yöne kayabilir. Bizler insanlığa bakış açımızda insanı aslında iyi olarak ele alıyorsak varamayacağımız bir sonuca doğru koşuyoruz demektir.

Hayır insan iyi değildir diye bir bakış açımız varsa işte o zaman tartışma anlam kazanacaktır benim gözümde.

Yani etik kötüye karşı verilen mücadelenin tanımı gibi ele alınacaksa var olan mevcut durumu herhangi bir şekle dönüştürmeyi nasıl oluşturacağız bilmek istiyorum.

Etiği meşrulaştırıp övgüler düzerken aslında var olan sistemin pekiştirilmesi ve batının tüm özelliklerinin yerleştirlmesine de sebep oluyoruz gözden kaçırılmaması gereken bir şeydir bu.

Onurla verdiğimiz etik mücadelelerimiz sonucu hala ayrımcılık devam ediyor, hala din savaşları oluşabiliyor, hala düşünce anlamında insanlar birbirilerini yanlış anlayabiliyor, hala etnik anlamda kavgalar yapabiliyoruz ve bakıyorum verilen onca onurlu etik duruş karşısında batının sistemi yerleşmeye ve kök salmaya devam ediyor.

O halde bir yerlerde yanlış var. Yanlış hala bizlerin insanı iyi gibi algılayıp etik diye kavramlarla ortaya çıkışımız olmasın?
 
Antiparantez:
Egoyu ön plana çıkaracak şekilde reklam amaçlı özünde samimiyet olmadan yapılan iyilikler etik olmadığı gibi bence ahlak kurallarına da uymaz.
Ama yine de bu demek değildirki gösterime sunulmuş iyiliklerin hepsi yürekten gelmiyor. Bazen alenen yapılan iyiliklerde karşıdakini özendirme, yardıma muhtaç insanların da var olduğunu hatırlatma amacının var olabileceğini de unutmamak gerekir.
İçten ve samimi olması şartıyla yapılan iyiliklerin göstere göstere yapılmasının özendirici ve hatırlatıcı olabileceklerini düşündüğümden olsa gerek iyilik fiilinin aleni yapılmasınında şahsen bir mahsur görmüyor hatta gerekli buluyorum.
 
Üst Alt