Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Tıp İnsanlığa yararlı mı yoksa zararlı mı? [Tartışma]

Sevgili Pegasus; Bir gün seni elle tutulur kadar bi anlayasabilsem diyorum...Ya tamam insan değişkendir, bir tek ölüler değişmez...Ama senin değişim hızına ben
yetişemiyorum...Senin elinden yazı çıkıyor, çıktığı anda sen başka biri oluyorsun...
Tamam Sartre' de var bunlar...İnsan neyse, o değildir...Yada insan ne değilse o' dur...Yani önünde bir ''orası'' var...Oraya varıncada, orası, burası oluyor...(Bay Kemal'den bir araklama)...

Ya demem şu; Ben sistem diyorum, devrim filan düşündük diyorum, sen olmaz
sosyal demokrasi filan daha iyi diyorsun...Ben, yaşlandık artık, deviremedik bari
evirelim diyorum, sen bu seferde marks diyorsun, sistem diyorsun...
İstediğin zaman milliyetçi, istediğin zaman militarist/devletçi...İstediğin zaman marksist...Sen bunları aynı potada pişirebiliyosun, ben sana bi şey demem...Helal
olsun derim, anlamaya çalışırım, tadı nasıl derim...Ama sen bana temiz bi ağaçı,
çok görüyosun...Ormanı gözden kaçırıyorsun diyorsun...Ormanı anlamak için ilk
temel şart, en azından bir ağacı bilmek lazım diyorum...

Benim bildiğim sosyal demokrat bakış açıları benim evirelim dediğime çok yakındır...Sistemi, kurumları her gün hizaya getirmek, daha yaşanılır bir dünya
için her fırsatta yeni kazanımlar elde etmek...Çok ters şey değil bunlar sana...

Özdemir Asaf'ındı sanırım, tam hatırlamasam da ''tüm renkler içinde en çabuk beyazlar kirlendi'' sözünde olduğu gibi, en çabuk tıp kirlendi diyorum...Bu kirli
haliyle yararı kadar zararıda var diyorum...Saygılar.
 
Yazdıklarınızı okuyunca gazetelerdeki köşe yazarları, televizyonlara çıkıp konuşan sözde aydınlar aklıma geldi. Türkiye'de hangi köşe yazarı bir olguyu çözümlemeye gidiyor? Düşünce özgürlüğü diye diye demokrasinin de anasını ağlatıyorlar! ( Pardon yani! ) Kimileri Allaha şükür! solcuyum diye kendini betimliyor. Nasıl oluyor böyle solcu olmak! Kimi liberalleri okuyorum. Her türlü düşünce özgürlüğünü, bireysel hak ve özgürlükleri sonuna kadar savunuyorlar. Sonra da sınır kapılarında memurlar Ramazan ayında mesai saatlerinde oruç bozmaya gidince vay efendim böyle şey olur muymuş diye havalara hopluyorlar. Yerim sizin liberalliğinizi. ( Pardon yani) Başka birisi komünist manifestodan alıntı yaparak bir olguyu ön plana çıkarıyor, onu yüceltiyor. Ertesi gün, komünizmi ayaklar altına alarak çiğniyor. Be ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Dünyada en zor şey nedir ? Bana göre insanın kendini görmesidir. Kendini göremeyenler paldır küldür yuvarlanır gider. Kimileyin demokrat olur. Kimileyin liberal. Kimileyin Marksist. Belki de ne olduğunu bile bilmez. Tabii sözüm meclisten dışarı. Kimse üstüne alınmasın! Kimi de, ben özümde değişmedim diyerek sosyal demokrat bir partiden muhafazakar bir partiye geçer. Yani hiç de dönek değildir. O ak gibi temiz alnıyla halka hizmet etmektedir. Vay be! Daha neler neler göreceğiz. Ne de olsa Türkiye burası!

Bence yalnızca "tıp" kirlenmedi. Herşey kirlendi. Ama ne hikmekse herkes bundan şikayet ediyor. Herkes aynı şeyi söylüyor. Peki dünyayı biz kirletmiyorsak kim kirletiyor öyleyse!
 
Teşekkürler valla. Hoş eleştiriler.

Kemal abimizden başlayalım.

Abi o bıçkın bakışları yakinen tanırım. Ucu ucuna tutturduğumuz bilgilerimizle tüm gerçeği kavradığımızı sandığımız gençlik çağlarından bizde geçtik. Hala geçiyoruz diyeyim de çatla...:)

Ancak ben herşeyi marksa falan bağlamadım. Zaten her fırsatta söylerim ben Marksist değilim. (Bu sözü Marksın kendisi de demiş diyorlar:) )
Yani Marksist-sosyalizme inanmıyorum ben. Görece tüm farklı yorumlanışlarıyla okuduğum bu sistem aslında henüz nihayetine ermiş bir sistem de değil. sürekli yeni açılımlarla kendini yenilemeye çalışmasına rağmen temelinde bana göre varolan "romantizm" nedeniyle başarılı olabileceğini sanmıyorum. Bu yüzden sana daha öncede söylediğim gibi ben asla marksist değilim.

Ancaaak tamda burada sevgili Hasan abinin söylediklerim nedeniyle kafasının karışmasını da önleyecek bi açıklama yapayım.

Ben evet Marksist değilim ama bu sadece "tedavisine" inanmadığım için böyle. Ama teşhislerinin büyük kısmına aynen katılıyorum. Yani Marks toplumsal sorunlara yönelik inanılmaz yerinde ve doğru tespitler yapmıştı. İşte bu yüzden bu tartışmayı belli bir sistem bağlamında görmeye çalışıyorum. Buraya kadar eğer Marksistlikse bu ben de öyle olayım. Ama aslında Marksist olmak buradan sonra başlıyor. Çünkü mükemmel tespitlerine karşın ben Marksın çözümlerine inanmıyorum.

Yani bir zamanlar Kemal abinin yaptığı gibi tutup her haltı oraya bağlayacak değilim. İşte Hasan abi senin bana yönelik neredeyse "döneklik" noktasına taşıdığın kafa karışıklıgının sebebi budur abicim.

Ama haklısın. Ben Sultan Galiyev gibi yeri geldiğinde olayları bilimsel ve reelden beslenerek değerlendirmek için sosyalist, çözüm için idealist ve gerçekçi olduğum için de nasyonalist olabilirim. Bunların hepsi ben de mevcuttur ve eğer sen bu durumu döneklik kabul ediyorsan başım gözüm üstünedir. Ama yok benim hızımı takip edememen söylediklerimi gerçekten irdelemediğin içinse bunu sana yakışmayan bir özensizlik olarak görmeme izin ver. Ama her halükarda sen bizim büyüğümüzsün. Bazı noktalarını kabul etmediğimiz yazılarından bile çok şeyler öğreniyoruz.

Hani haddimize değil ama sen de bizim yazdıklarımızdan nacizane bişeyler almalısın desek çok mu haddimizi aşmış oluruz?

Aydın olmanın yolu ne rotasız olmaktır ne de rotayı belli bir istikamete sabitleyip sonu nereye varacağı bilinmeyen yollara girmektir. Aydın olmak belli bir hedef sahibi olmaktır önce. Sonra da o hedefe gidecek yolları çağa, koşullara göre hayatı çok ama çok iyi okuyup yerine ve zamanına göre yeni koordinatlara uydurabilmektir.

İşte ben bu yüzden kendime Atatürkçü diyorum dostlar. Devrimcilik anlamında solsa sol, yurtseverlik anlamında nasyonalizmse nasyonalizm, evrensellikse evrensellik.

Tıp eleştirisini getirip böyle bi açıklamaya dayandırmak pek doğru değil belki ama işte muhabbet de yerinde durmuyorki abiler.

Hoş görün ama ne olur söylenenleri "hava atmak", "kültürlü olduğunu ispatlamak" gibi abuk sabuk şeylere bağlayıp konuşma hevesimizi almayın elimizden. olar mı?
 
Ya pega bak seni üzdüğüme, üzüldüm şimdi...Tam tersi ya, ne dönekliği...Ben
sana ''beni anla diyorum''...Tek bir ağaç gibi hür/Ve bir orman gibi kardeşçesine
mısralarındaki hep ormandan bahsediyosunuz ya...Esas sorun ormanı görmek diyosunuz ya...Ağaçlara takılı kalma diyosunuz ya be kardeşim...

Birey olan/kurum olan anlaşılmadan orman anlaşılmaz diyorum...Burada bırak
yazılanları, sevdiğim insanların ruhuna, düşünce sistematiğine ulaşmanın yollarını
bile ararım ben...Arkasında yatan bilgi birikiminin, yaşam pratiğinin nelerden oluştuğunu bile sorgularım...

Bundan otuz yıl önce böyle konu karşıma çıksaydı, şablonlarımla kısa sürede
ölçer, biçer, on dakka sürmeden kesin, net ve değişmez cevabımı verirdim...Şimdi
veremiyorum...Neden mi? Çünkü otuz yıl önce bu ''sistemle'' yaşamak zorunda
olduğumuzu bilmiyordum...Nasılsa bu belalar ''kökten'' çözülecekti...Ya şunu daha
öncede söyledim, ben bu tartışmanın seviyesinden de, gidişinden de memnunum...
Yazan, fikrini söyleyen herkese, kendi adıma teşekkür ederim...Adı üstünde tartışma bu...Kesin, katı, değişmez tutum içinde olsam ilk yazımdan sonra bir daha
yazmazdım..Bakın ileride bu tartışmaya başka kurumlarda ilgi gösterecek, bundan eminim...Yani istediğin kadar ''hava'' atabilirsin...Benim de azıcık atmama izin ver yeter...Diyorum ya pişirilen değişik çorbaların tadını severek tadanlardanım ben....
 
Aslında bu foruma başlığın dışında fazla bir şey yazmayı düşünmüyordum. Ama yazılanları görünce dayanmadım. Birkaç şey söylemek istiyorum.

Bir şeyin kendisinden meydana geldiği, kendisinden doğup yine kendisine döndüğü şey o şeyin nedenidir. O şeyin nedeni onun ilkesidir. Peki belli bir nedenin eseri olan olay, bu etkene bağlı olarak ortaya çıkan olgu sonuç ise, siz bir ilkenin yarısına nasıl inanıyor, yarısına nasıl inanmıyorsunuz? Bir şey ya vardır, ya yoktur. Bir şey ya güzeldir, ya değildir. İşte bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

Burada Pegasus’un romantizme yüklediği anlamı anlamadım. Romantizm bir duygusal olgu mudur? Yoksa romantizm bir geriye dönüş müdür?

İnsan hem idealist hem de sosyalist olabilir mi? Hem varlığın kavram ve düşünce türünden söz edeceksiniz. Hem de varlığın insan zihninde bağımsız olarak var olamadığını söyleyeceksiniz. Hem de gerçekçi ve nasyonalist olacaksınız. Ya da kavramların anlamı değişti de ben bilmiyorum.

Bence aydın kimdir? Önce onu tartışmak gerekiyor. Her önüne gelen aydınım diye şişim şişim şişiniyor. Aydın olmak, kafası karışık olmak herhalde.

Atatürkçülük bilim ve aklı öne çıkarmaktır. Bugün yüzde yetmişin doğmalara gömüldüğü bir dönemde Atatürkçülerin oturup şunu düşünmesi gerekiyor. Niçin aydınlanma başarıya ulaşamadı?

Bir de başka bir sorum var. Birey tek başına mı vardır? Birey, toplumsal öğelerin bütününden ortaya çıkmaz mı? Bu nedenle insanın adı toplumsal varlık değil midir? Sizlerin söz ettiği birey, toplumdan izole olmuş bir birey anlaşılan. Yaşamın pratiğinden söz eden bizzat Marks’ın kendisidir. Bilinç, toplumun bir ürünüdür.

Bir insan okuyorsa, bilgisini paylaşıyorsa neden hava atıyor diye algılanıyor anlamıyorum. Bilgili ve kültürlü olmak bir ayrıcalıktır. Çünkü insana bir değer kazandırır. Herkes yazsın düşüncelerini o zaman.

Niye bugün yanıt veremiyorsunuz Kuyucak. Değişen birşey yok. Kapitalizm yine vahşi kapitalizm. Ha! Demek istediğinizi anladım. Sosyalizm pratik olarak sınanmış ve çökmüştür. Oysa Marks'ın teorik öncülleri dimdik ayakta durmaktadır. Artı değer, sermaye, monopolleşme. İkincisi, Marks'ın teorisi geri kalmış ülkenin gerçeklerine uyarlanırken çok kırılmadan geçebilir. Bilmem anlatabildim mi?
 
Ben bu tartışmalarda açıkcası daldan dala atlayışımızı çok seviyorum.

Aklıma daima takılı kalmış olan şu "romantizm " meselesi benim için büyük bir sorun oluşturur. Niyese romantizmi öylesine farklı yönlerden ele alırız ki, romantizmin doğuş sebebi ve romantizmin özünde ki gerçekçiliği gözden kaybederiz.

Bildiğiniz gibi romantizm, Klasik anlayışa bir tepki olarak doğmuştur. Klasik düşünce yapısının özündeki o katı kurallar, görkem, akılcı yaklaşımlar, uyumlar vs. ler insanı çileden çıkarak noktaya geldiği andan itibaren;

"en güzel kural, kuralsızlıktır" gibi aslında anarşizme varan düşünce yapısıyla, kişiselliği ve aklın sınırlarını yada hemen herşeyin sınırlarını zorlayan bir düşünce yapısıyla ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle bakılması gereken romantizm aslında öyle bilinenin tersine pembe falan değildir.

Bana soracak olursanız da romantizm, her akımın içersinde olan bir olgudur.

Sevgili pegasus un bu anlamda romatizm nedeniyle başarılı olunmayacaktır düşüncesini aslına bakarsanız anlayabiliyorum. Kabul ediyormuyum? işte bu tartışılır... :D

Romantizm bir başkaldırı hareketidir, geriye dönüşüm olup olmadığı tartışılabilir ama yukarıda da söylediğim gibi romantizmin özü gerçek anlamda farkına varıldığında her dönemde romantizmi görebileceğimiz söz konusudur. Dün de, bugünde, yarın da...
 
:D Oy oy oy, Sevgili Kuyucak şiirden girmiş bu kez de.. Ben de şiirden devam edeyim.. ;) Hepsi de Nazım Ustanın şiirleri.. Biri
[size=4]
Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla. [/size]

Diğeri çok sevdiğim Şeyh Bedrettin Destanı'ndan alıntı:
[size=4]...
Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanağından gayrı her şeyde
her yerde
hep beraber!
diyebilmek
için
...
[/size]


Sevgili angel'm de' Alıntı:
… [size=4]

Bir de başka bir sorum var. Birey tek başına mı vardır? Birey, toplumsal öğelerin bütününden ortaya çıkmaz mı? Bu nedenle insanın adı toplumsal varlık değil midir? Sizlerin söz ettiği birey, toplumdan izole olmuş bir birey anlaşılan. Yaşamın pratiğinden söz eden bizzat Marks’ın kendisidir. Bilinç, toplumun bir ürünüdür. [/size]

Hadi bu üçünden bi çorba yapalım.. :p Ortaya nasıl bişey çıkacak?
 
afiet ossuuuun :)...

koca orman dururken icinden tek bi agaci secip, sanki ormani ormanliktan cikaran oymush gibi eleshtirilmesine karshi yapilan eleshtirilere ben de katiliorum... ayrica, madem belli bi agac secilmish, bütün acilardan bakmak gerekio o agaca, onu bu kadar agir bi shekilde yargilamadan önce diye düshünüom...

"tip insanliga yararli mi zararli mi" gibi gayet evrensel olan bi soruyla yola cikip, türkie'deki doktorlarin yaridan cogu yanlish calishio, tip etigine uymuyo gibi "tespitlerle" buna cevap veriomush gibi davranmayi pek dogru bulmuyom... bütün sektörlerde kapitalizmin hertürlü mekanizmalari ishlio ama tip "sektöründe" ishlemesin, kim yaklashirsa yaklashsin o mekanizmalara ama doktorlar yaklashmasin, kim etkilenirse ektilensin onlardan ama doktorlar etkilenmesin! demek ne kadar dogru?... o koca ormanda hepimis gibi yashayan doktorlara biras haksizlik yapilmio mu?...

elbette ki biliorum; hangi sektör olursa olsun, ishin icine insan hayati, insan sagligi girdi mi akan sular durmali!... tam da bu yüsden "shu doktor bana bunu yapti/yapmadi, bu doktor ona shunu söyledi/söylemedi, shu kadar shu kadar doktor hatasi var, pis-kaka-kötü doktorlar! hicte iddia edildigi kadar tanri deiller" gibi eleshtirileri yaparken o beenmediimis doktorlarin hangi shartlar altinda calishtigini (ve yashadigini) gözden kacirmamaliyiz (neptune biras deginmeye calishmish ama pek ilgilenen yok gibi, herkes kendi derdinde :))...

madem o koca ormandan koparip cikariorus tr'deki saglik sistemini, birilerine camur atmak icin acele etmektense daha yakindan incelemek isterim o sistemi; camur attiklarimis, beenmediklerimis ne kadar sös sahibi olabiliorlar o sistemde? ne kadar belirleyebiliorlar o sistemi?... kimin, neyde ve nerde, ne kadar söz hakki var?... ögrenmek isterim yakindan... bütün mesleklerde oldugu gibi doktor olmamasi gerekenler de doktor olabilio malesef; sirf "ahlakli insanlar" yetishtirebilen, "ahlaksiz insanlarin" yetishmesine katiyyen izin vermeyen, kesinlikle engel olabilen bi sistem mümkün müdür, mümkünse ne kadar bi zamanda kavushabiliris öle bi sisteme, bilmiom ama insanin iyiye de kötüye de yönelebilicegi gercegini göz ardi etmemek lazim diye düshünüom... ve insanin, icinde bulundugu shartlar ne kadar kötüyse kötüye yönelmesi de o kadar kolaylashabilio malesef (yanlish da görüo olabilirim tabe)... bu yüsden de (kuyucakin beklentileri gibi) "olaganüstü" beklentilerimisle birilerine yönelmeden önce, onlara bu beklentilerimisi karshilayabilicek "olaganüstü" bi ortami da saglayabilmeliyis ;) ve bütün bu "olaganüstülüklerden" kimselerin bashi dönüp te :) bashkalarina zarar vermesin diye bi miktar denetleme de (hastalarin hakkini koruyanindan hani) gerekio tabe :)...


almanya'daki saglik sistemi cok süper, cok ii ishlio, hic bi kusuru yok diemem malesef (zaten who da teee 24. siraya atmish almanya'yi :))... ayrintilariyla inceleyebilmish de degilim sistemi ama türkie'ninkine göre daha ii calishio diebilirim galiba :)... hem hastalarin hem de doktorlarin haklari biras daha ii korunabilio gibi... örnegin burdaki doktorlar, oturanboga'nin 37 numarali mesajinda yazdigi "haklari" ööle kolayca ayiramiolar kendine [size=2](bu arada; mr'nin radioaktif veya herhangi bashka bi ishinla calishmadigini bu yüsden de hem daha saglikli hem de daha "keskin" teshhislerin daha rahat konabilmesine izin veren bi alternatif oldugunu biliodum ben hep? yanlish mi bilio mushum? :?)[/size]... cantalar dolusu ilacla eve gönderemesler öle kolay kolay hastalarini, receteye üc ilac yazdiktan sonra dördüncü ilaci yazarken terlemeye bashlayan bi doktorla bile karshilashtim :)... gözlük kullanan göz doktoruna "yaw sen nie gözlük kullaniosun da bana ille de lens diosun?" diye sormayan hastada hic mi sorumluluk yok?... öte yandan da calishma koshullari biras daha iyidir türkie'dekilerine göre, belki bu yüsden de biras daha az ihtiyac duyarlar gerekisiz tedavilere :p:p (yapilmio diye bi iddiada bulunamam tabe asla)...

:) hic unutmuyom; bundan on iki sene evvel yengem dogum yapmak icin hastaneye gittiginde ben de takilip gitmishtim, hem yanlarinda olabilmek icin hem de büük bi heecanla bekledigim yegenimi bi an önce görmek icin... o gün almanya'daki hastenelerden pek alishkin olmadigim, daha önce hic görmedigim bi telash vardi kadin doum bölümünde... neymish efendim, alti mi, yedi mi (tam hatirlamiom shu an ama 10un altindaydi, kesin!) kadin birden gelmish doguma :)... elleri ayaklari birbirine girmishti calishan personelin, bi stres, bi telash, bi telash ki görmein :)... ilk cocugunu türkiye'de dünyaya getiren yengem, ordaki dogumunu hangi shartlar altinda yaptigiyla karshilashtirdiginda ya burdaki doktorlara "shimarik sheyler, nolucak!" diesi gelio insanin ya da (hastalarin yashamak zorunda kaldigi olumsuzluklara ragmen) türkie'deki doktorlarin önünde saygiyla eyilesi :) (genelleme yapmaktan cekinerek tabe)... yine de yurt dishina, özellikle de skandinav ülkelerine "kacan" alman doktorlarin sayisi cok artmish son bikac yilda... almanya'ya göre cok daha iyi koshullarda ve daha olmasi gerektigi anlamda hizmet verebiliolarmish oralarda insanlara (afrika ülkelerine kacip orda niye "olmasi gerektigi anlamda" hizmet vermiolar demeyin, bilmiom, belki yeteri kadar zengin olmadiklari icindir ya da romantik olmadiklari icin :))... duydukduklarimin, okuduklarimin yalancisiyim walla :)...

hippokrattan bu yana bi kac yil gecti ve bikac bishiler de deishti :)... "tip" kapitalizmden kurtulmush demagojisi ne kadar yapilio, yapilmish mi burda pek farkinda deilim ama hani "koshullar" denir ya her firsatta, cevredeki koshullar falan... doktorlara da, onlari "kontekstlerinden" söküp, söktügümüz yerle pek fazla ilgilenmeden yaklashirsak ne kadar önyargisiz olabilir bu yaklashmamiz, bilmiom?... öyle bi yaklashim da her firsatta önyargilara karshi koymaya calishan "biz"lere yakishir mi?...


saygi & sevgi & selamlar :)...
 
:) önyargi demishken;

kendimi bildim bileli doktorlara ve ögretmenlere, artik üstümden attigimi düshünsem de hala arada bi su yüzüne cikan, antipatim vardir benim :)... hep benden, benim istemediim sheyleri yapmami isteyen, bana kötü günler yashatan, "ishkence" yapan yaratiklar olarak tanidim onlari :)... uhiyyy, hele ki doktorlar!!! daha dört bucuk yashimdayken beni yaklashik bir yil boyunca (birer ay arayla üc defa, ücer ay) ailemden uzaklashtiran doktorlar... el üstünde tutuldugum o sicacik sevgi dolu yuvamdan koparip buzzzZzsss gibi suya -pardon- hastane [size=2](*)[/size] ortamina atan doktorlar... iyileshtirmek icin annemlerin elinden zorla almishlardi beni kesin!... bashka bi aciklamasi olamazdi bunun, imkansiz! :)... istemiodum!... doktorlari da istemiodum, iileshmek de istemiodum... ailemi istiodum... nafile!... baktim ki istemeyishime aldirmiolar, kolay kolay da birakmicaklar beni, iyileshmeye karar verdim... dedikleri hersheyi yaparsam cabucak iileshirim, cabucak iileshirsem de cabucak eve gidebilirim diye düshündüm galiba (allam ya! sevesim gelio bazen o zamanki beni :p)... ne dedilerse yaptim... garip garip hareketler mi yaptirmadilar bana? garip garip ortezler mi giydirmediler bana? garip garip bastonlarla yürümeyi mi denetmediler bana... hatta fotomodellik bile yaptigimi hatirliom onlara... üc kelimeden ibaret olan almancami kisa sürede (bayke'nin demesiyle) sular seller gibi shakur shukur bi almancaya mi cevirmedim onlar istedi diye? her gördügüm eti domuz eti sandigim halde ögüre ögüre, kusmamak icin kendimi zorlaya zorlaya yemedim mi önüme koydular diye? (sadece ilk zamanlarda yaptim bunu tabe, sonra da 15, 16 sene boyunca yanindan bile gecemedim etin :))... hic istemedigim neler yaptim, neler!... ama nafile!... ne iyileshtim, ne de eve biraktilar beni... pis, manyak, eshek doktorlar! :)... bi de onlardan daha da uyus olan suc ortaklari, pis, manyak, eshek hemshireler, terapistler vs.ler! :)... (öretmenleri de bashka bi firsatta cekishtiririm artik :p)...

anlatmadan gecemedim bunlari :)...


sevgiler :)...


[size=2](*) hastane dedigim aslinda sakatligi olan cocuklar icin bi rehabilitasyon merkeziydi, okul yashim gelmeden "kendi ayaklarim üzerinde durabileyim" diye rehabilite etmek istemishler beni... ama bunlarin farkinda deildim tabii ki; benim icin hastenydi ve iyileshme yeriydi =)... faydasi olmadi mi? elbette oldu -en azindan annem öyle dior =) ama aileme cok uzaktaydim yaw =(...[/size]
 
İnsanlığın gelişimine bakarsak bu gelişimin tuğla üstüne tuğla koyularak bu günlere geldiğimizi görebiliriz. Evet, Emar çekiminde radyoaktif madde kullanılmaz. X ışınlarının bulunmasından sonra Kurilerin çalışmaları sonucunda radyoaktivitenin keşfine ve tıbbın bugünkü duruma gelmesinde birçok bilim insanının emeği vardır. Geçen gün Emar çektirdiğimde Madam Kuri aklıma gelmişti. Onun yaşamı beni öyle etkiledi ki, yoksulluk içinde yaşayan bu kadının radyumu bulduğunda hiçbir para kabul etmemesi ve bilim insanlığın malıdır diyerek geri çevirmesi hiç aklımdan çıkmadı. Sonuçta bugün Emar çektirdiğimizde her ne kadar radyoaktif madde kullanılmasa bile tomografiden Emara giden süreç içinde Kurilerin de dolaylı katkısı vardır. Ama sen de haklısın.

Romantizme gelince… Türkiye’de Osmanlı İmparatorluğu’na dönüşü isteyen, yazar, sanatçı var mı acaba? Biraz da ülkemizin gerçeklerinden yola çıkarak düşünsek diyorum.
 
angel'm' Alıntı:
Bir insan okuyorsa, bilgisini paylaşıyorsa neden hava atıyor diye algılanıyor anlamıyorum. Bilgili ve kültürlü olmak bir ayrıcalıktır. Çünkü insana bir değer kazandırır.

soralım oturanboğa'ya bu sitenin üyelerinin genel eğitim düzeyi nedir?
öyle konularda öyle üst düzeyde entellektüel tartışmalar yapılıyor ki
söyleyecek bi iki lafı olan sıradan bi lise mezunu arkadaş o sayfada yazılanları okuduğu zaman tırsıyo.
ben nereye düştüm? burası neresi? ben kimim oluyor.

konu ne? "tıp insanlığa yararlı mı zararlı mı?"
istisnasız bu siteye üye olan herkesin bu konuda söyleyecek yazacak bi iki lafı vardır.
ama sayıyorum 15 kişi fikir beyan etmiş.
nerede binlerce üye..?

“konuşmasını biliyorsan konuş da ilham alsınlar konuşmasını bilmiyorsan sus da adam sansınlar" sözünde olduğu gibi susuyorlar.
adam olmadıkları için değil, çekindikleri için, o düzeyin altına düşmekten korktukları için susuyorlar.

kuyucak'a bu siteye üye olan, msn de görüştüğüm üç kişinin ismini verdim.
tabii burada yazacak değilim. bu üç kişi de üniversite mezunu. öyle trışkadan değil 4 yıllık eğitim veren,
üniverlise olmayan gerçekten üniversiteye benzeyen okullardan mezun olmuş ve kitap da okuyan kişiler.
bazı kişilerin yazdığı bazı yazıları anlayamıyoruz dediler.
netten ve gazeteden olmak üzere günde 30 a yakın makale okurum.
hiçbirinde böyle bir sorun yaşamadığım halde bu sitedeki bazı yazılarda ben de aynı sorunu yaşıyorum takmayın dedim. sorun biz de değil.

ilaç reçetelerini anlaşılır olmamasından şikayetçiyiz.
reçetede "erektil disfonksiyonun semptomatik tedavisinde endikedir" yazınca kızıyoruz. "cinsel organdaki sertleşme sorununu geçici olarak tedavi eder" diye yazmasını istiyoruz ama bu problemi dile getirirken biz terminolojiye boğuluyoruz. bu ne yaman çelişki anne.
tabii reçetede **kin kalkmıyosa at bundan bi tane keser sapı gibi olur" diye de yazılmasın.
o kadar da avam olmayalım.

akıllı kişi, zeki kişi en karmaşık konuyu kitabi cümlelerden sıyırıp en basit ve en anlaşılır şekle getirebilen kişidir.
solun problemi de bu; hitap ettiği kitlenin anlayamayacağı dilde konuşuyor.
adamla otur konuş beynine biraz sondaj yap sol fikirlere yatkın olduğunu anlarsın, ama o adam gidip sağ partiye oy veriyor.
çünkü solun dilini çözemiyor.
das kapitali yazmak akıllı adamın işidir ama laz kapital'i yazabilmek için sadece akıllı olmak yetmez zeka da gerekir .
başkalarının bilgisiyle bilgili olunabilir ama insan sadece kendi aklıyla akıllı olabilir.
bilgili=akıllı demek değildir.
akıllı o bilgiyi kullanabilen ve kullanıma sunabilen insandır.
google icat oldu bilgi hamallığının da önemi kalmadı. hiç anlamadığım bi konu verin bana mesela "paralel evren teorisinin kuantum fiziğine yansımaları" iki saat içinde google sayesinde bu siteye öyle yazılar döşenirim ki okuyan vay bee der, ne kafalı ne bilgili adam..!
ama olayımız bu değil ki. olayımız bu bilgiyi bu site üyelerinin büyük çoğunluğunun anlayabileceği şekle getirebilip servis yapabilmektir.
üç kişi orta sahada ayağında top çeviriyorsa o maç sıkar.
 
Bayke’nin yazdıklarından bir hocamın dediklerini anımsadım. Uzun uzun tümceler kuranlar ya o konuyu iyice özümsememişler ya da anlaşılmamak için yazıyorlardır derdi. Haklısınız. Bir olguyu özümseyen kişi o olguyu en kısa tümcelerle, anlaşılabilir duruma getiren kişidir. Galiba sorunumuz bu. Okuduklarımızı tam olarak özümseyemiyoruz. Bende yaşıyorum bunu. Örneğin, Marks’ın “1844 El Yazmalarını” aldım, okumaya başladım. Bir tümce öbeğini okuyorum. Hiç bir şey anlamıyorum. Bir daha. Bir daha. Olacak gibi değil. Kendi kendime düşünüyorum sonra. Neden? Çünkü kitabın çevirisi çok kötü. Bir de bu kitabı anlamak için birikiminiz çok olmalı. Kaba sosyalizm nedir? Feuerbach kimdir? Hegel ne yapmıştır? Marks neyini ters düz etmiştir? Daha birçok şeyi bilmeniz gerekiyor. Artık oturuyorum. Teker teker kişileri, kavramları araştırmaya başlıyorum. Marks’ın ekonomi politiğini anlamak için Saint Simon’u bilmelisiniz. Yoksa benim gibi kitap size bakıyor, siz kitaba. Ben Simon’u araştırırken birçok ekonomik terim ortaya çıkıyor. Hadi sil baştan.

Aslında bilgili ve kültürlü olmak çok özveri gerektiriyor. Şimdi demişsiniz ya! Kuantum fiziği diye… Bir ara kafaya zaman kavramını takmıştım. Google’de zaman yazdığımda karşıma kuantum fiziği çıkıyor. Valla! O zamanlar çözememiştim. ( Hala da öyle) Baktım olmayacak en başından başlayayım dedim. Eylemsizlik ilkesinden başladım da bir türlü Kuantum fiziğine gelemedim. Sonra canım sıkıldı, bıraktım. Kitap fuarında bununla ilgili kocaman bir kitap gördüm. İçine şöyle bir baktım. Benim bu kitabı anlamam için bir fırın ekmek yemem lazım diyerek almaktan vazgeçtim. Eğer bunu anlamak bu kadar kolaysa bana da anlatır mısınız? :D :D

Ama söylediklerinizde haklısınız. Halka inmek için o dili bulmak gerekiyor. Çıkarımlarınız bence son derece doğru…
 
angel'm' Alıntı:
Ama söylediklerinizde haklısınız. Halka inmek için o dili bulmak gerekiyor. Çıkarımlarınız bence son derece doğru…
shuna bi yerlerden bi yerlere "inmek" demesek de anlashilmak istiosan, tarafindan anlashilmak istedigin kishilerin dilini bulup konushabilmelisin, en azindan bunu yapmaya cok gayret göstermelisin desek? :)... gerci bazi yazilari okurken epey zorlansam da hepsinden de keyf aldigimi (ve bu arada türkcemi düzelttigimi 8)) itiraf etmeliyim gercekten ;)... herkesin ellerine saglik walla...


[size=2](benim gibi kendi dilini (rekursioncasini) kullanmakta inat eden birinin bunlari söylemeye hakki var mi, orasini karishtirmayalim shimdi lütfen :p)[/size]
 
Valla Bayke,

Haklısın haklı olmasına da haklı olduğun konularda bile -inceden de olsa- sinkaf edebiyatını kullanman yok mu?.. Bence o da seni bozuyor.. :wink: Çünkü hiçbir bayan arkadaşımız o dili kullanamıyor.. (+ Rahatsız oldukları için onlar da tarışmaya girmememeyi tercih ediyorlar.) Erkek arkadaşlarımız da kullanmaktan kaçıyor. Bu da sana özgü bir ayrıcalık oluyor. Sorarsan "Ayrımcılıkla Mücadele, bıdı bıdı" forumundayız.. :twisted:

"Halkın dili bu, ben onların dilinde konuşuyorum" mu diyorsun.. Yemişim öyle halkın, öyle dilini.. :evil:



Harikasın Rekursoncum.. :D Sana laf yok!! Önce beni bulur karşısında sana ses çıkaran.. :twisted:
 
sevgili baben
sözün bittiği yerde küfür girer devreye
bedri rahmi eyüboğlu'da öyle diyor bak.
isterseniz bi de can yücel'den örnekler vereyim...
ama bayanların terbiyesi bozulur bu riski göze alamam.
tabii terbiyesi eğreti/dandik olanlarınki bozulur.
sağlam olanların iki üç kelimeyle bozulacağını sanmam.
var mı bu sitede terbiyesi çabuk bozulacak kadar dandik olan bi bayan?
var diyen yazsın ben de yazdıklarımı sileyim


en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin

en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
en azından üç dil
birisi ana dilin
elin ayağın kadar senin
ana sütü gibi tatlı
ana sütü gibi bedava
nenniler, masallar, küfürler de caba
ötekiler yedi kat yabancı
her kelime arslan ağzında
her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
kök sökercesine söküp çıkartacaksın
her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
her kelimede bir kat daha artacaksın

en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
canımın içi demesini
kırmızı gülün alı var demesini
atın ölümü arapadan olsun demesini
keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
rezilliğin dik âlâsı demesini
ne demesi be
gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin

en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin

en azından üç dil
çünkü sen ne tarih ne coğrafya
ne şu ne busun
oğlum mernuş
sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun
 
E.. sen öyle der "yanlış" olanı savunursan, öteki de "beni anlamayan google'a baksın" der.. Konuşma dili için haklısın da yazı kalıcı oluyor.. Can babanın yüzlerce şiiri var.. Hepsinde de öyle sinkaf edebiyatı yok di mi? ;)

"Terbiye bozulması"nı ben söylemedim.. Rahatsız oluyorlar dedim sadece.. Bir de o dili kullanan kaç tane bayan (hatta erkek) var sitede? Senin ayrıcalığın ne peki? Ayrıca o edebiyat ne kazandırıyor katılımcılara?

Bedri Rahmi'nin şiirindeki diğer öğütleri tutmayıp, sadece ve sadece ana-avrat düz gitmeyi matah sayan bir toplumumuz var. :( Bu mudur olması gereken?
 
Yahu beni de en fazla kızdıranlar bir konuda genellemeye katılanlar. Çok ciddi anlamda ifrit oluyorum böyle anlarda. :D

Yok uzun cümleler, yok kısa cümleler..... halkın içine girmek, halkın arasında kalmak ne bunlar yaaaaa :D

Hangi halk? ne için?.... Hadi saldırın şimdi... :D

Anlaşılır olmak tabikii tüm insanların derdi. iyi de biz anlamaya çalışıyormuyuz ki?.

Anlaşılır olmak için kurallar::::::

Ne bunlar yaaaa, gerçeten ne??

Sevgili angel sanırım senin hocan William Faulkner adını duymamıştı. Adamın bir tek cümlesi 1600 kelimeden oluşuyor. Ve bunun dışında aynı cümlede parantez içinde kullanılan 500 kelime daha var.. Yani bir cümlesi 2100 kelime. :D

Bunun nedenini sordukları zaman William Faulkner çok şaşırıyor. :D Sizce uzun mu bu cümle diyor şaşkınlıkla. Ve hemen arkasından ekliyor ama ben daha kısa anlatamam ki. Öyle bir an vardır bir tek kelimeyle anlatırsın bir şeyi diye ekliyor.

Tek kelimelik cümleleri de var adamın.Edebiyat köşesi olmadığından çok daha detaylara girecek değilim açıkcası. :D

Hep suçladığımız bir şeyler var hemen her konu da. Pekii bizim bu suçtaki payımız ne kadar bunu her zaman unutup farklı davranışlar sergilemiyormuyuz gerçekten anlamakta zorlanıyorum.

Gerektiğinde en edepsiz kelimelerin bile son derece anlamlı bir açılımı vardır. Kişilerle bütünleşmiş bazı özellikleri yine bütüne yaymak ne kadar doğru olur tartışılır derim bu konuda da.

Bir öğretmen olarak sınıf içersinde normal hayattaki Sanem nasıl olamıyorsam herşeyimle, herkesi ilgilendiren ve herkese ait bir yerde de kişiye özel davranış ve yazımların olmasına karşıyım açıkcası. İşte burada özgürlük ve serbestlik kavramları yine birbirine giriyor. :D

Valla Türkiyede osmanlı İmparatorluğuna dönüşü isteyen yazar, alacakaranlık ( benim deyimimdir bu, yani aydın), sanatçı olmaz mıııııııı??? :D Türkiye burası, her an her şey mümkün.
 
Azıcık uzun yazacam ama valla cok az uzun :)

Evet bayke abimizi anlıyorum ama dediklerini kabul etmiyorum.

Öncelikle şu "üniversite okumuş (Hemide dört yıllık) arkadaşların burada yazılan bazı yazıları anlamaması ifadesine hiç şaşırmadım. Doğrusu üniversitemde böyle arkadaşların oranının oldukça yüksek olduğunu biliyor ve etrafta bazılarına denk gelmeyi yadırgamıyorum. (Çok mu ukalaca oldu. varsın olsun anasını satayım. Okudugunu anlamayınca kendini degil de anlamadıgı yazıyı sorgulama ukalalıgından yeğdir...)

"Halkın diline inmek" deniyor. Halk üç yüz kelimeyle hayatını idame ediyor. Üçyüz kelimeye inip hangi düşünceyi üretmekten bahsediyorsunuz? Gündelik hayatın diliyle bunca karmaşıklığa sahip evreni anlayabileceğinizi mi sanıyorsunuz? yoksa bildik populizm mi yaptınıgınz şey? Ben niye iniyorum halkın seviyesine de halk benim seviyeme çıkmıyor? Burada kazanımlarım için bir ürün mü satıyorum ben? Hayır. Ne yapıyorum. düşünce üretmeye, hayatın karmaşık gerçekliklerini, kavramaya çalışıyoruz. birileri anlamıyor diye kısmamızı istediğiniz aslında düşünmek farkında bile değilsiniz. Bir toplum ilerleyecekse çoğunlugun dilini anlamadıgı Hegel, Marks, Dekart, Spinoza, Witgenştayn ve benzeri yüzlerce düşünür sayesinde ilerleyebilir.

Ha diyeceksin ki iyide bu beyinleri yorumlayıp halkın anlayacağı dilde sunan aracılar değil midir aydın dediğimiz. Öyledir tabi. ama aydınları anlamak için de halka mensup bireylerin çaba sarfetmesi gerekir. "halka inin" diye halk goygoyculugu yapmanın bir alemi yok. Yemişim halkı. Burda siyaset yapmıyorum. siyasetçi olsaydım oy için halkın anlayacağı dilden konuşur Tayyip gibi ikiyüz kelimeyi buladığım ucuz hamasi üslupla büyük teveccüh de görürdüm.

Bir de madem bu inme binme meselesi açıldı size bir sır vereyim. Halk aslında kendi diline inen insanları düşünceleriyle ikna oldugu için takip etmez. Halkı düşünceyle değil onların hisleriyle avlarsınız. İşte bu yüzden güzel yurdumda insanların korkularını, beklentilerini emziren dini ele aldınız mı oyları toplarsınız. Yani biz burda halkı duygularına oynayarak ikna etme yöntemini seçmiyoruz. Ne yapıyoruz peki..

Biz üniversitede iletişimi asimetrik ve simetrik olarak iki farklı şekilde uygulandıgını öğrendik. (Bak bak baaak yine halk anlamayacak. Tüh...)
Buna göre bir şekilde halkı ikna etmeye çalışırsanız bu asimetrik iletişimdir. Simetrik (yani doğru iletişim) ise iknaya değil diyaloğa dayalı olandır. Yani sevgili abicim burda kimseyi ikna etmek zorunda değiliz. burda bir diyalog içindeyiz. Birileri kendi çapınca sunulan bilgiyi alır. alamıyorsa da o universiteleri boşuna okumuştur çünkü üniversite size herşeyden önce öğrenmeyi öğretir; "ben bunu anlamıyorum bu yuzden ben oynamıyorum" şeklinde mızıkçılık yapmayı değil. (bilmiyorum abi size mimarlık fakültesinde nasıl anlattılar.)(Bak yine ukalalıgım tuttu. :)


Buraya kadar mantıgınızı yanlışlamak için anlattım bunları. Yoksa asla bu sayfalarda öyle iddia edildiği kadar derin bilgiler sunarak konustugumuzu dğüşünmüyorum. Arada gerçekten insanlıgın en derin sorularına vurgu yaptıgımız doğrudur. Ama bu bile öyle abartılacak seviyede degil. aksine belki site üyesi arkadaşlarımızı daha derin düşünmeye teşvik edecek kadar denilebilir.Üniversitede birinci sınıfta derste yaptıgım bir konusmanın ardından bazı kızların gelip bana yaptıkları bir sitem geldi aklıma. Kızlar benim anlamadıkalrı kelimeler kullandıgım için zorlandıkalrını söylüyor ve bu yuzden beni yadırgaddıklarını söylüyorlardı. Onlra anlamadıkları kelimelerin neler oldugunu sordum. Düşündüler ve üç kelime söylediler. bu üç kelimeyi yazayım da buraya halkın diline inmek nedir daha iyi anlaşılsın. bu kelimeler; dogma, yeti ve muğlaklık idi...

Ha isteyen ve beni yarı aydınlıkla kavramları bilmemekle suclayan arkadaslarımla daha derin noktalara da kayabiliriz. O zaman ben de onlara ideoloji kavramının içerdiği kaypaklıgı, asla net bir anlamının omayısını, idealizm denilen şeyin bir yanıyla maddi dunyadan kopuk düşünmeyi içerirken öte yandan yine maddi dunyanın yansıması olan sosyo-kültürel açılımlarda kendi dogruları için ölebilmeyi de kapsayabileceğini anlatırız. Yani sosyalist dava için ölümü göze alanların idealliğidir bu. yoksa felsefi anlamda maddi dünyanın karşılıgı olan ve platonla başlamış idealar evreni değil. bir arastırın bakalım Marks la Lenin ideoloji kavramını ne anşlamda kullanıyorlardı. Marksa göre ideoloji hegelci gerçekdısılıgı yansıtırken Lenin ise sosyalist anlayısın üzerine oturdugu temel degerler bütünü olarak bu kavramı olumluyordu. Yani yok öyle net bir kavram kullanımı. (Biliyorum çok sevgili halkımın buyuk kısmı bunları anlamayacak ve kalayı basacaktır ama işte neylersiniz ki sevgili halkımın arasından angel im gibi bazı hırtlar da cıkabiliyor:) ve onlara da cevap yetiştirmek gerek. Şimdi anlamayanlar cekip gidiyor diye aglarken bu arkadasımız gibi anlayanları da sitenin sıglıgı yüzünden kacırmanın bir alemi var mı?) Bak ne güzel eleştiriler getirmiş arkadasım bana. Yarım aydın demiş, kafası karısık demiş, kavramları birbirine karıstırmıs demiş. Demiş de demiş arkadasımız. İyiki de söylemiş. Belki vereceğimiz cevaplar halkın içinden cıkacak birilerini derinlemesine düşünmeye sevkeder de üçyüz kelimeyle ne kendimize ne de insanlıga hiçbir katkıda bulunamayacagımızı anlarız.

Mesela bu kardeşimizin benim sosyalizmin özünde romantik oldugu yönündeki söylemime itirazını bazı abilerimiz "ne kadar zeki oldugumu ispatlamak için çırpınısıma vermezse eğer" cevaplamak isterim. Güzel halkımın anlayıp anlamamısını da hiiiiiç umursamama cüretini göstererek tabi.

Marks öncesi ütopist sosyalistler olarak bilinen Simon, Robert Oven ya da babeuf (tüketim sosyalizmini savunan) gibi öncüllerine hiç girmeden neden romantik olduğunu şöyle açıklayayım. Romantikti çünkü Marks mükemmel tespitlerinin ardından ortaya koydugu tedavi yöntemlerini tıpkı Roussau gibi özünde insanın "iyi" oldugu tezine dayandırıyordu. Okumussun bilirsin. Özetle ne diyordu; üretim araçları sömürücü elitlerin elinden alınarak adına sosyalizm denilen bir rejimle devlete yani kollektif unsura verilecek bu sistem proleteryayı ve halkı öyle bilinçlendirecekki sonunda devletinde ortadan kalkacagı komünist sistem inşa edilebilecek. Neden edilebilecek? E çünkü "insanlar özünde iyi oldukları için"prangalarından kurtulduktan sonra asla bencilce davranmayacaklar. İhtiyaclarının baskısı altındaki birey temel ihtiyacları devletçe karsılanınca bencil olmayacak ve içinde yasadıgı toplumun duyarlılıklarıyla hareket edecek.... İşte romantizmin dikalası budur kardeşim. Bunun nasıl bir romantizm oldugunu anlaman için sana Marks öncesi ütopist sosyalistlerden robert Owen ın "new Harmony" denemesini en ince ayrıntısına kadar okumanı öneririm.Oysa gözardı edilen gerçek şuydu ki insanın temel ihtiyaclarını karsılasanız o zaman insanın arzuları devreye giriyor. Ve arzu evreni sevgili dostlar öyle işin içinden cıkılacak gibi bir yer degil. Ucsuz bucaksız insanın henüz keşfedilememiş kendisinin bile tam bilmedigi beklentilerini içeriyor. İşte o alana maalesef sosyalizm degil kapitalizm hükmediyor. bu yuzden kapitalizm ihtiyaclarını gidermiş insanların asla geri dönmeyecegi yeni arzular evreninin tek hakimi. Kimileri bu doneme postmodern donem diyor.

Sosyalizm özünde romantiktir. Onlarca farklı anlamda kullanılabilen bu kelimeyi ben, gerçekten bagımsız, duygusal düşünceler anlamında kullanıyorum. Romantizm kötülük değildir. ama kötü olabilir. Çünkü gerçeklerin aksine içeriğinde fazla duygusallık vardır. Bak bu yanıyla da aslında Marks ın idealist oldugunu bile söyleyebiliriz. Çünkü insanı kafasında idealleştirmiştir. Oysa kapitalizm insanı çözmüş, özünde tıpkı Hobbes in dediği gibi kendi mutlulugu için eyledigini anlamıstır. Arzu toplumu demiştik degil mi...

Biliyorum olaylara bu kadar yukardan bakmak sıkıcı olabiliyor. ama inan cok geniş bir alanı görebiliyorsun bu yükseklikten. Sosyalizm de sonucta insana dair bir acıklamadır. O insanın içinde bulundugu maddi kosulların kişileri etkileyecegini söylerken haklı, ama iş çözüme gelince fazla romantikdi. bunu yukarda bahsettiğim new harmony denemesinde görebilirsin.

Ha butun bunların dısında sosyalizm tabiki sadece sosyalist rejim demek degildir. Toplumsal düşünmek baskadır bunu düşünüyorum diyerek pratige dokmek baska. düşünce eylem npktasına tasındıgında ortaya bambaska olgular cıkabilir. bu anlamda sizlerin toplumsal düşünme egiliminizi, bireysellipğin ötesine yasmıs bireyciliği aşmaya calısmanıza saygı duyuyorum. ama bunu asmak için ortaya koydugunuz rejimlerin basarılı olabilecegine inanmıyorum. İnan bana keşke uygulamad toplumsal düşünmek insanlıgın ortak kabulunu elde edebilecek bir deger olsaydı bundan cok mutlu olurdum. ama maalesef degil işte. Bak ne diyor bir zamanların marksisti olan kemal abimiz; "herşey karsılıklıdır " diyor bu dunyada. Al bu sözü evir cevir sosyalizme yedir yedirebilirsen...

Sonuc itibariyle bana dair soyledigin ve "kafası karısık" anlamına gelebilecek ifadeni de reddetmiyorum. Gerçekten kafam karısık. ama inan seinn sandıgın konularda degil. ayrıca bu ifade sanki baskalarının kafası karısık degilmiş gibi algılanabilecek nitelikte. Bu sayfada yazan, hatta dunyanın en önde gelen düşünürlerinin de kafası karısıktır dost. Hatta sasıracaksın belki ama o Marks ın bile gençliğiyle sonraki düşünceleri arasında inanılmaz karısıklıklar vardır. Genç Marks ile Engels le birlikte çalısan Marksın arasında baba farklar vardır.

Bu konular uzar gider. Hem baslıgı iyice terorize etmiş oluruz hem de sitede iyiden iyiye ukalaya cıkmış adımı pekiştirmek istemem. Ama lütfen yazılanları iyice anlamadan, her denileni anında kavramıs moduna girerken dikkatli olalım. Kavradıgımızı sandıgımız düşünceler kendi kavrayısımızdan bir kaç adım ötede olabilir. bu dediğimi ukalaca bir kendini begenmişlik olarak degil de kendimi de içine koydugum bir degerlendirme olarak al lütfen. sunumu demek istedin diye sormak yerine işte söyle adam boyle adam demek bizi bi yere götürmüyor maalesef.

Yok ben okuyorum ve sana eksiklerini gösterebilirim diyorsan, ben asla bulundugum noktanın son durak oldugunu iddia etmiyorum, var buyur bana eksiklerimi göster. düşüncenin namusuna inanan bireyler olarak yanlıslanabiliyorsak fikirlerimizi degiştirmeye karsı olmamamız gerektigini öğreneli çok oldu.

Sevgiyle.
 
Oh be 2 :D !!!!!

Valla pegasus, harika!!!!.

Uzun zamandan beri yapmak istediğim bir şeyi nihayet sen yaptın.

Sakın bana halktan söz etmeyin yesinler o halkı diyecektim açık açık diyemedim, sen yazdın. Sağolasınnnnn :D

Eğtim düzeyi ilkokul üç olan bir halkın içinde olmak istemiyorum arkadaş.Sakın şimdi bana, bu halkın suçu mu pekiii gibi duymaktan bıktığım halkçı edebiyatı yapmayın. Evet halkın da suçu, bu kadar basit.

Özetle bir kez daha teşekkürler pegasus, anladığım ama tartışılabilir bulduğum bir konuyu daha detaylı anlattığın için çok daha iyi anladım.Kesin kararımı vermedim ama haklısın gibi geliyor bu konu da...Şu romantik yaklaşımın. :D
 
Bişey daha ddim de halka inmiş olalım. :D
Şimdi bi pazarda mercede si, bmw si, porche si Audi si Ferrari si oldugu gibi lada sı ya da şu bizim dandik kuş serisi tofaşlar, clio lar, dahiatsu lar da var. Yani işinize, cebinize uygun olanı alırsınız değil mi.

Şimdi bazı vatandaşlarımız mercedes alamıyor hatta gidip bir trilyon verip ferrari alamıyor diye ne yapalım bu aracların satısını yasaklayalım mı. tabiki hayır değil mi..

Bu sitede kutsal halkımın üçyüz kelimesiyle anlayabileceği onlarca basit başlık var. Halkımız buralara girip istediği bilgileri alıyor. Mesela girin cinsellik sayfalarına kuş serisi tofaşlar gibi gelen giden bişeyler almış...

E o zaman bırakın da burda hadi ferrari desek haddimizi aşmış oluruz da yani standartların üstüne taşmış düşüncelere de nefes aldıralım da abiler. Çok mu fena olur ey cemaati müslimin...

Birde arkadaşlarımız çok bilge insanların çok karmaşık olayları basitleştirerek anlatabileceğini yazmış sağolsunlar. Valla şiddetle reddediyorum. bunu diyen arkadaşlar belli konularda haklı olabilirler tabi ama her karmasık konu çok basit anlatılabilseydi zaten ortada cehalet diye bişey kalmazdı. En derin konuları en angut kesimlere anlatabilecek kitaplar yazılar yazılırdı.


Şimdi bi örnek vereyim. Sevgili angel sen bilirsin. Hani bir kitap var meşhurdur. "Felsefenin temel ilkeleri" adında. Politzer o kitabı sosyalist mantıgı işçi sınıfına onların diliyle anlatabilmek için yazmıstı o kitabı. Şimdi o kadar basit bir mantıkla yazılan o kitap bile sizin sosyalist bir gelenekle kutsayığp durdugunuz halkımızın büyük kesimince anlaşılmaz. Çünkü diyalektik gibi oldukça karmasık bir konu yüzlerce harika örnekle anlatılmasına ragmen konu üzerinde kafa yormayan birinin anlayabileceği kadar basit degildir.

Hem nerde öyle yagma yav. Hayatın en karmasık gerçekliklerinin öyle hap gibi basitleştirilip "aç bakayım agzını sana gerçeğin hapını verecem" der gibi insanlara anlatıldıgı nerde görülmüştür.

Yok uşaklar katılmaz bu bünye bu çemkirmelere...:)
 
Birilerinin tam bam teline bastım demek ki! Bu ne şiddet bu ne celal! İsterseniz elimize kılıçlarımızı da alalım düello yapalım? Ne dersiniz?

Kimi insanlar vardır. Okuduklarını anladıklarını sanırlar. Kendilerine güvenleri sonsuzdur. Kendinden kuşku duymaz. Böylece kendi varoluşlarını görmezler. Yanlış varoluşun içinde kaybolur giderler.

Evet, evet böyle tipler tanıyorum. Hem çevremden. Hem de romanlardan. Dostoyevski’de, Tolstoy’da, Çehov’da görürüz bunları. Hele hele Çehov’daki tipleri okuyunca gülmekten kırılırım. Ne de güzel anlatır insanı. Onun için şaşırmıyorum aslında.

Bilirim halka tepeden bakanları… Neden halkla bütünleşemediklerini… Sonra da kendi yalanlarının çemberinde uzayın içindeki göktaşları gibi oradan oraya savrulup giderler.

Kitap diliyle konuşmak farklıdır. Onu özümseyip basitleştirerek, somutlaştırarak anlatmak farklıdır. Bana göre öğrenmek kendi diline çevirmektir. Kendi diline çevirmek ise, Türkçe’yi güdükleştirmek değil, tam tersine Türkçe’yi zenginleştirmektir. Örneğin, Sosyalist gerçekçiliğin adı toplumcu gerçekçiliktir. Çünkü sosyalist gerçekçilik Frenkçeden gelmektedir.

İletişim altın kuralı, doğru zamanda, doğru sözcüklerle, doğru mesajı vermektir. İletişim altın kuralı, kendi halkına yabancılaşmadan onun beklentilerini, korkularını, duygularını iyi analiz ederek onlarla iç içe yaşamaktır. Evet, bunun adı diyalogdur. Ama toplumun önünü açanlar, halka ulaşmak için doğru sözcükleri bulmak zorundadır.

Eğer üniversite öğrencileri kimi sözcükleri anlayamıyorsa, bugünkü eğitim sistemi sorgulanmalıdır. Ama aynı öğrenciler, otuz kişinin yazdığı makaleyi anlıyorsa sizi anlamıyorsa sorun siz de demektir.

Eğer bir insanın düşünceleri size yanlış geliyorsa o yanlış düşünceyi çürütün. Yoksa “ angel’m gibi hırtlar” diyerek bireysel şekilde birbirimize saldırılar yaparak hiçbir yere varamayız. Ben kendimin ne olduğunu biliyorum. Söylediklerinizin hiçbir anlamı yok benim için.

Ben özellikle sizi işaret ederek “yarım aydın” diye bir sözcük kullanmadım. Aydın kavramının yarısı, bütünü olmaz. Bir kişi ya aydındır. Ya da değildir.

İnsanın doğruları bulabilmesi için kafasının karışık olması anlaşılabilir bir durumdur. Eğer bir kişi sorgulamıyorsa, düşünmüyorsa orada bir sorun var demektir. Ben yalnızca kavramları doğru anlamında kullanalım demek istemiştim.

Sizin Marks’ı mı, ütopik sosyalistleri mi, yoksa hepsini mi romantik olarak nitelediğinizi anlamadım. Bu da benim cahilliğim! Eğer ütopik sosyalistlere romantik diyorsanız, bir düşünceyi eleştirirken bugünün koşullarına göre değil, o günün koşullarına göre düşünerek eleştirmek gerekir. Saint Simon’da toplumun değişebileceği düşüncesi vardır. Peki toplumu kim değiştirecektir? Çünkü proletarya yoktur. Bu anlamda ilerici bir entelektüeldir. Owen’e gelince… O kitabını okumadım. Ama o kitabın adını duydum. Marks’ın eleştirdiği ütopik sosyalistlerin görüşleriyle Marks’ın görüşlerini çürütemezsiniz.

Kaba komünizmle ile Marks’ın komünizmi arasındaki fark özel mülkiyetin kaldırılması değildir. Fark, özel mülkiyetteki zihniyettir. Burada önemli olan akıldır. Bu toplumdaki insan, Niçe’nin üst insanına yakındır. İnsanda türsel bilinç olmalıdır. İnsandaki duyuların gelişimi insanın tarihsel gelişimidir. Bu gelişim içinde insan kendi bütünselliğini sağlar. Kapitalizm ise, bunu paramparça eder. İnsanın dayanağı vardır. İnsanın dayandığı amaç, insani bir amaç ise bu doğrudur. Para kazanmak için yaşıyorsa bu yanlıştır. Bunun da nedenlerini Marks çok güzel temellendirir. Bunu şöyle somutlayabiliriz. Hergün duyarız çevremizde. “Paran kadar konuş. Ye kürküm ye, “diye. Para ne satın alırsa ben oyum. Para herşeyi satın alır. Çirkini güzel, güzeli çirkin yapar. Param varsa yemek yerim. Param varsa okurum. Param yoksa bir hiçim. İnsanın parasızlık yüzünden tasarımları yarım kalır. Kapitalizmde para bir erktir. Kendi gerçekliğini yitiren insanda çalışma ve para kazanma yaşamın mutlak amacı olur. Sonra kendi kendine, işine, o eyleme, topluma yabancılaşır.

Bence siz Marks’ın yolunu kafanızda idealleştiriyorsunuz. Hem de kafanızda öyle bir dünya kurmuşsunuz ki, Marks’ın nesnel gerçekçiliğini unutuyorsunuz. Kapitalizm insanını bize örnek gösteriyorsunuz. İnsanın bilgileri doğuştan mı gelir? İnsanın bilinci nasıl oluşur? Marks’a göre bilgi, nesnel gerçekliğin bilince yansımasıdır. Siz diyorsunuz ki, insan öyle aç gözlü bir varlık ki, temel ihtiyaçları karşılansa bile arzuların sonu yoktur. Ben de buna yanıt olarak diyorum ki, insan aklını kullanabilen, eğitilebilen bir varlıktır.

Marks insanın kendi yaşamının nesnesi olmasından söz eder. Bu ne demek peki? İnsanın kendisini işlemesi demektir. İnsan, pratik, felsefi, bilimsel, estetik olarak eğitimden geçmelidir. Bunlardan geçen insan, özgür insan demektir. İşte kapitalizm türsel bilince darbe vurur. İnsan entelektüel olarak gelişen insandır. Çalışma böyle olursa insanın özüdür.

İnsanları anlamak için tanımak gerekir. Kendi kendinize öyle kuruntularınız var ki, her ne kadar şaşırmıyorum desem de son yazdıklarınızı okuyunca şaşırdım.

Bana gelince... Biçarenin biriyim işte. Bilginin bilgi edinmekten başka bir şey olmadığını biliyorum yalnızca… Hepsi o kadar…
 
Angel sabaha projem var cok kısa yazacam. buram buram varoluşçuluk kokan sosyalizm anlayısına da sonra cevam veririm uzun uzun. Ha bu arada burda uzun bir mesaj görürsen cok kızmısız deliye donmusuz sanma sakın. benim mesajlarıma bakarsan uzun yazmak gibi bir sorunum oldugunu görürsün. sana özel bişey degil yani. O yuzden kızmıs falan degiliz.

Herşey bir yana da o okullardaki atılgan cocuklar için kullanılan "hırt " lafını yanlıs anlamana üzüldüm. bu sitenin en hırt tiplerinden birisi olarak biraz kendi familyamdan gördüm seni ve o kelimeyi onun için yazdım ama yanlıs anlaşılmaya müsait oldugunu şimdi anlıyorum. Bu yuzden afedersin. Asla o anlamda kullanmadım bilesin.

Dediğim gibi şimdi şu işi yetiştireyim sonra Satre ın varoluscu sosyalizmine hak getirecek yazılarına cevap veririm.
 
Yahu angel ım,

Beni de bu katogoriye aldığını varsayarak yazıyorum. :D Kızmak!!!!

Yok öyle bir şey... tam tersine ne kadar farklı düşünce olursa mutluluktan havalara uçarız.

Yalnız bir şey söylemek istiyorum canımcım;

Düşünceler suçlanamaz. Düşünceleri yüzünden insanları suçlamak hatta cezalandırmak insan haklarına aykırı diye biliyorum. :D

Farkında olmayarak senin gibi düşünmediğimiz için suçlayıcı, hatta hakaret edici cümlelerinin farkındamısın?

Örneğin;

Kimi insanlar vardır. Okuduklarını anladıklarını sanırlar. Kendilerine güvenleri sonsuzdur. Kendinden kuşku duymaz. Böylece kendi varoluşlarını görmezler. Yanlış varoluşun içinde kaybolur giderler.

Şimdi bu kimi insanlardanmıyız senin gözünde acaba? :D

Evet, evet böyle tipler tanıyorum. Hem çevremden. Hem de romanlardan. Dostoyevski’de, Tolstoy’da, Çehov’da görürüz bunları. Hele hele Çehov’daki tipleri okuyunca gülmekten kırılırım. Ne de güzel anlatır insanı. Onun için şaşırmıyorum aslında.

Çok yakından tanıdığın ve seni gülme krizine sokan bu insanlarla aynı tarafta mı gözüküyoruz?

Bilirim halka tepeden bakanları… Neden halkla bütünleşemediklerini… Sonra da kendi yalanlarının çemberinde uzayın içindeki göktaşları gibi oradan oraya savrulup giderler.

Şimdi bizde savrulup gidecek olanlardanmıyız?

Ya bu böyle sürüp gider ve ben senin yazını ikinci kez kopyalamış duruma düşerim.

Benimle, kendi adıma konuşuyorum, pegayı da katabilirim bu işe izin verirse eğer; tartışmak istiyorsan düşüncelerinle tartış. Düşüncelerimizi kabul etmen gibi bir niyet taşımazken, sadece farklı bir düşünceyi ortaya koymak gibi bir amaçla yola çıkmışken senin tarafından çeşitli benzetmelerle düşüncemizle birlikte birey olarak bizlere de saldırdığının farkındamısın acaba?

Valla ben hala kızgın değilim....Çok samimi söylüyorum kızgın değilim.

Ama yanlış bir tartışma biçimi bunu da ortaya koymadan edemeyeceğim.

Sevgiler.
 
Yok valla! Ben yalnızca evrensel olandan söz ediyorum. :lol: :lol:
 
angel'm düello deyince aklıma geldi ;)

OTURANBOĞA'YA BİR TEKLİFİM VAR

cevap cevabı doğuracak gittikçe sertleşilecek
eleştiri sınırları zorlanacak ve kırgınlıklar olacak kalpler
kırılacak.ne gerek var.
karakterim gereği ben uzun tartışmaları sevmem ve girmem de.
doğal olarak herkes kendi tarzını savunuyor .
bu sitenin belirli ilkeleri ve hedefi var.
öncelikle burası kanarya sevenler sitesi değil. engelliler sitesi.
diyorum ki kendi tarzını savunanlar engellilikle ilgili yepyeni bir konu
başlığı açsın, o konuyu "tarzını koruyarak" yönetsin.
belli bir süre sonra bakalım kimin konusunun katılımcısı daha çok
olacak. (görüntüleme değil)
yalnız reytingi garantili olan sex,futbol,siyaset ve dinle ilgili
olmayacak. HODRİ MEYDAN İYİ OLAN KAZANSIN.
ne demiş marks amcam HALEP ORDAYSA ARŞIN BURDA :)
 
:):) Herkesin bir düşünce sistematiği ve ifade tarzı vardır. Hatta bazen, her tartışmada farklı yöntemlerle kendisini ifade edebilir insanlar. Açıkçası içerik yeteri kadar iyiyse, ifade yöntemlerini çok önemsemem (edebiyat hariç tabii). Elbette, "ben olsam şöyle ifade ederdim" dediğim olur, ama bundan ileri gitmem. Ne "ağdalı kelimeler kullanarak hava atıyorsun", ne "ağdalı kelimeler kullanarak aslında birşey söylemediğini gizliyorsun", ne de "elitist davranıp halktan kopuyorsun" demem. Benim için önemli olan şey kişinin tartışmaya kattığı derinlik ya da tartışmadan aldığı keyiftir.
Bir konuda farklı bakış açılarını görmek inanılmaz heyecanlandırır beni. Hele içinde anlamaya çalışmak, diyalog, derinlemesine sorular, eleştiriler varsa; değmeyin keyfime! Ve bu durumda bilmediğim sulara açılmak, yeni şeyler (kelimeler, kavramlar, yöntemler vs) duymak/öğrenmek bu keyfin sürmesinin olmazsa olmazıdır.
1- Asla yukarıdan bakmam. Her zaman (birilerini ezmeyi, ötelemeyi, yoketmeyi amaçlamayan her düşünce ve kişi ile) diyalog kurmaya çabalarım ve böylesi bir çabaya her zaman karşılık veririm.
2- Bir konuda bildiklerimin/okuduklarımın mutlak doğrular olmadığını bilirim. Her konunun ve herkesin (hiç bir istisna/tabu olmaksızın) eleştirilmesi gerektiğini düşünürüm. Bir adım ileri gitmenin tek yolunun (sistemli ve iyi niyetle olmak koşuluyla) eleştirmek olduğunu bilirim.
3- Eğer bugün hala x süre önce durduğum yerdeysem, bilirim ki mutlaka bir yerlerde yanlış yapıyorumdur. Her an her şeyin değiştiği bir yaşamda, X kişinin X süre önce söylediğ/olduğu yerde kalmak, yaşamamak, hiç varolmamak demektir benim için.
4- Dayanamadığım tek şey, "Sus! O konuyu konuşma, şunu eleştirme, öyle deme, bunlarla birlikte olma" ve benzeri men-etmelerdir. İçinde küfür ya da şiddet olmayan her düşünce benim için varolmayı hak ediyordur. Beğenmesem de, eleştirsem de, kızsam da, hatta nefret etsem de, düşüncen ifade edilmesini sonuna kadar savunurum. Karşılığında tek beklediğim şey ise, benim ifade özgürlüğümün savunulmasıdır.
5- Yazarken okunmak, anlaşılmak ve etkilemek/düşündürmek isterim. Hedef kitleme göre dilimi ayarlamaya çalışırım. Bunları yapıp yapamadığımı ise, yazdığım şeyin ne kadar eleştirildiği, konuşulduğu ve hakkında ne kadar sorular sorulduğu ile anlarım.

Biraz daha somutlarsam: İsteyen istediği şekilde kendini ifade etsin :) Yeter ki doğrudan hakaret/aşağılama, şiddete davet ya da karşı görüşü susturmaya/men etmeye yönelik bir girişim olmasın.

Son olarak, burada yazılanları anlamayan üniversiteli arkadaşlara önerim: Neyi anlamıyorsanız, konu hakkındaki düşünceniz neyse, lütfen bunları o tartışmada ifade edin. Burası sidik yarışı yaptığımız bir yer değil, diyalog kurduğumuz bir yer. Birilerinin sustuğu yerde diyalog olmaz; herkes kadar sizin de konuşma hakkınız/özgürlüğünüz var. Lütfen konuşun... :)
 
Meleğim sana anlatayım bu gün niye bu kadar rahat cevap veremediğimi;

-Bir kere hala Marks’ın cennetine inananlardanım…Tarihin süreci oraya götürüyor insanları..Ama sosyalizm normal, tarihi bir süreç değildir…Bir ara rejimdir…Tarihin hızlanması gerektiğine inanların
şekillendirdiği bir sistemdir. Bu sisteme katkısı olanların kimler olduğu (Yani ustaların), sayıları,
değerli olup/olmadığı beni şu anda ilgilendirmiyor…Onlara saygım sınırsız/sonsuz…Denediler….
Yaşamlarını verdiler…Önlerinde saygıyla eğiliyorum…

-İnsan tam olarak kendini çözüp değiştiremiyor daha…Yani bilincine vardığı nesnelliğini, oluşturamıyor…
Bilmek ayrı bir şey, değiştirebilmek, dönüştürebilmek ayrı bir şey…Bu bir süreç…Okuyarak, görerek,
deneyerek, nesnel gerçeğin oluşturduğu bilinci yaşamak ayrı bir şey…Yani güzelim, bilmek ayrı bir şey
bildiğin insan olmak ayrı bir şey…Sosyalist bilince ulaşmak ayrı bir şey, kapitalist ruhun bütün olumsuzluklarından kurtulup, her tür ‘’pislikten’’ arınmış bir egoyu oluşturmak ayrı bir şey…İşte bana
göre mim noktası burası…Aslında yüzlerce nedeni sıralayabilirim…Emperyalist kuşatma, tüketim
propagandası vs.vs.Ama bana göre burası önemli…Her sosyalist ruhunda kapitalizmin oluşturduğu
kişiliklerdir. Evrim sonucu arınmamışlardır...İnsanın oluşturulmaya çalışılması, kendini oluşturmaya
çalışması çok uzun bir süreçtir…İyi ki öyledir…Yoksa tarihsel süreçte her sistem insanı oluşturmaya
çalışmıştır. İnsanın oluşması o kadar kolay olsaydı, tek tip hayvana çok çabuk dönüşülür ve asla da
kurtulmak mümkün olmazdı…Bu gün dünya da yüzlerce kültür, yüzlerce kültür içinde yüzlerce alt
kültür, yüzlerce alt kültür içinde milyonlarca ayrı kişilik varsa, bu insan doğasının güzelliğidir.

İşte kısaltmaya çalıştığım bu düşüncelerim içinde, hemen, kısacık reçetelerim olsa bile,bunların insana
pek yarar sağlamadığını düşünüyorum…O sistemle her şey çözülecek demek aslında çok kolay…
Fakat o sistem GELİNCEYE kadar bizlerin sağlam ve sağlıklı KALMAMIZ gerekiyor…Çok amiyane
bir örnek ; İnsan yoksul olabilir, kafanda mülteci olabilirsin, eğitimsiz kalabilirsin…Ama illa insanın
NAMUS dediği bir son kalesi vardır…Ondan ötesi de yoktur…Birkaç yaşında bir çocuğa işkence yapan
kendi anası/babası bile olsa, o çocuk yine ana/baba diyerek yardım ister…İşte bana göre TIP insanlığın
NAMUSU olmalıdır…Her kurum, her şey kirlenebilir…Ama tıp asla… Çünkü o küçük çocuk gibi, insanlığın
gidecek başka yeri, yardım isteyecek başka birileri yok…Çok mu romantik oldu? Saygılarımla…
 
bayke' Alıntı:
angel'm düello deyince aklıma geldi ;)

OTURANBOĞA'YA BİR TEKLİFİM VAR

bu sitenin belirli ilkeleri ve hedefi var.
öncelikle burası kanarya sevenler sitesi değil. engelliler sitesi.
diyorum ki kendi tarzını savunanlar engellilikle ilgili yepyeni bir konu
başlığı açsın, o konuyu "tarzını koruyarak" yönetsin.
belli bir süre sonra bakalım kimin konusunun katılımcısı daha çok
olacak. (görüntüleme değil)
yalnız reytingi garantili olan sex,futbol,siyaset ve dinle ilgili
olmayacak. HODRİ MEYDAN İYİ OLAN KAZANSIN.
ne demiş marks amcam HALEP ORDAYSA ARŞIN BURDA :)

Hım meydan okuma. :wink: Bu konuya hiç dahil olmadım en başından beri hala da olmaya niyetim yok. Fakat şu son cümleleri görünce dayanamadım konuyla alakası yok söyleyeceklerimin ama. Sevgili bayke kendine çok güveniyorsun hodri meydan dediğine göre. :wink: Karizmana mı yoksa kalemine mi güveniyorsun bilemedim ama böyle bir başlığın açılması beraberin de kişilerin hayranlarının sayısını da gösterecek. Ee kurtlar arasında kalacak diğer erkek arkadaşlarımıza şimdiden üzülüyorum. Benim hayranlarım seni döver gibi birşey olmuş bu meydan okuma. :wink: Bunu söylemeden edemedim ne yapayım. :roll:
 
Ya sevgili kuyucak,

Her kurum her şey kirlenip bir tek tıp ı bundan ayrı tutmak gerçek anlamda ütopya değilmidir?

İstemek ayrı bir şey bunu hayal etmek hakkına tabikii sahipsin, ama gördüğümüz gibi tıp bundan ayrı kalamıyor. Bu , yani senin romantik istemin doğanın kendisine aykırı.

Diyalektik söylemle, ve işin gerçekten özünde bir bozulma varsa bu bütüne yayılmak zorundadır. Bir şeyler kötüyken bir başka şeyin iyi kalabilme olasılığı diye bir şey yoktur.

Eğitim, sağlık sektörü, hukuk vs. hepsi bildiğin gibi bir üst yapı kuruluşlarıdır. Ve bizim eski düşünme sistematiğimizle, bir toplumun alt yapısındaki bozukluk üst yapısını etkiler değil mi?

Alt yapısı hemen hemen hiç olmayan benim güzel ülkemde üst yapı kuruluşlarının doğru gitmesini beklemek bildiğim herşeye aykırıdır.

Bir de şuna takılıyorum...

Sanıyorum bazı arkadaşlarımız, yaptığımız tartışmalarda benim düşüncem senin düşünceni döver mantığıyla mı hareket ettiğimizi sanıyor.?

En azından kendi adıma söyleyeyim; Hiç bir zaman böyle bir duygu ve düşüncenin içersinde olmadım, olmayacağımda. Bana göre yanlışı gördüğümde bu yanlışları ortaya koymak ve bu konudaki fikirlerimle cevap vermek, ve doğal olarak gerçeği bulmak adınadır yazdığım her cevap.

Cevap yazarken kendi düşüncelerimi ortaya koymakla beraber karşı düşüncedeki kişiyle düşüncelerin çarpışmasıyla doğru olanı bulabilmek adınadır yazdıklarım.
 
Üst Alt