Serebral Palsi
Pratik Zekânın Mecburi Ustalığı
Çocukluğumdan beri aklıma takılan bir soru vardır:
Dünyadaki aletlerin, araçların ve gündelik yaşam nesnelerinin neredeyse tamamı neden iki eli rahat kullanabilen insanlar düşünülerek tasarlanmıştır?
Bir makas...
Bir kavanoz kapağı...
Bir düğme...
Bir fermuar...
Bir matkap...
Bir mutfak robotu...
Bir gömlek düğmesi...
Bir poşet...
Bir bilgisayar faresi...
Hatta bazen bir su şişesi bile...
Sanki bütün dünya görünmez bir anlaşma yapmış ve şu kararı vermiş gibidir:
"İnsan dediğin iki elini de rahat kullanır."
Oysa serebral palsili bireylerin önemli bir kısmı için durum böyle değildir.
Çoğu zaman bedenin bir tarafı diğerinden daha işlevseldir.
Bir el diğerine göre daha güçlüdür.
Daha kontrollüdür.
Daha hızlıdır.
Hayatın sıradan kabul edilen işleri bile bu nedenle farklı bir çaba gerektirir.
Tasarımın Görünmez Ayrımcılığı
Günümüzde ayrımcılık denildiğinde çoğu insanın aklına yalnızca insanlar arasındaki ilişkiler gelir.
Oysa bazen ayrımcılık insanların niyetlerinde değil, tasarımların içinde saklıdır.
Bir ürün tasarlanırken herkesin aynı fiziksel özelliklere sahip olduğu varsayılır.
Buna tasarım dünyasında "ortalama insan" yaklaşımı denir.
Fakat gerçek hayatta ortalama insan diye biri yoktur.
Kimisi uzun boyludur.
Kimisi kısa.
Kimisi görme engellidir.
Kimisi işitme engellidir.
Kimisi serebral palsilidir.
Kimisi yaşlıdır.
Kimisi çocuk.
Ama ürünlerin büyük bölümü hâlâ tek tip insan düşünülerek üretilmektedir.
Teknoloji Neden Daha Kapsayıcı Olmasın? Akla geliyor…
Bugün yapay zekâdan söz ediyoruz.
Sürücüsüz araçlardan söz ediyoruz.
Uzaya gönderilen roketlerden söz ediyoruz.
Ama hâlâ birçok engelli birey günlük yaşamda iki elle kullanılmak üzere tasarlanmış basit araçlarla mücadele ediyor.
Oysa teknoloji farklı çalışabilirdi.
Tek elle kullanılabilen mutfak ekipmanları...
Daha işlevsel telefon tasarımları...
Akıllı ev sistemleri...
Uyarlanabilir araç gereçler...
Bunlar lüks değil.
Erişilebilir yaşamın doğal parçalarıdır.
Belki de bir gün algoritmalar çoğunluğun değil, farklılıkların ihtiyaçlarını da hesaba katan bir anlayışla geliştirilecektir.
Mecburiyetin Öğrettiği Şey: Çözüm Üretmek
Fakat işin ilginç tarafı burada başlıyor.
Çünkü hayat sizi sürekli engellerle karşılaştırdığında, zamanla başka bir beceri gelişiyor:
Pratik zeka….
Bir işi herkesin yaptığı gibi yapamıyorsanız, farklı bir yol bulmak zorunda kalıyorsunuz.
Bir düğmeyi farklı kapatıyorsunuz.
Bir poşeti farklı taşıyorsunuz.
Bir kapıyı farklı açıyorsunuz.
Bir eşyayı farklı kullanıyorsunuz.
Hayatın içinde sürekli küçük çözümler üretmeye başlıyorsunuz.
Ve yıllar içinde bu yalnızca fiziksel becerilere değil, düşünme biçiminize de yansıyor.
Hayatın diğer alanlarına taşınan beceriler denildiğinde;
İşte bence serebral palsinin çok az konuşulan taraflarından biri budur.
Sürekli çözüm üretmeye alışan insan zamanla bunu hayatın diğer alanlarına da taşımaya başlar.
İnsan ilişkilerinde...
İş hayatında...
Sorun çözmede...
Çatışmaları yönetmede...
Beklenmedik durumlarla baş etmede...
Daha yaratıcı yollar geliştirebilir.
Çünkü çocukluğundan beri standart yollar onun için zaten çoğu zaman yeterli olmamıştır.
Zorluk Her Zaman Güçlendirmez Ama Öğretebilir….
Burada romantik bir hata yapmak istemem.
Her zorluk insanı güçlendirmez.
Bazı zorluklar insanı yorar.
Bazıları kırar.
Bazıları öfkelendirir.
Bazıları ise adaletsizdir.
Bunu kabul etmek gerekir.
Ancak bazı insanlar yaşadıkları zorluklardan belirli beceriler geliştirebilirler.
Tıpkı sürekli farklı yollar bulmak zorunda kalan bir nehir gibi.
Önüne taş çıkınca durmaz.
Yön değiştirir.
Yeni bir yol bulur.
Karakter ve Şartlar faktörü gözönüne alındığında….
Filozof Herakleitos'un ünlü bir sözü vardır:
"İnsanın karakteri onun kaderidir."
Bu sözün tamamına katılmak zorunda değiliz.
Çünkü kader yalnızca karakterden oluşmaz.
Şartlar da önemlidir.
Doğduğumuz aile...
Ekonomik koşullar...
Sağlık durumumuz...
Toplumun bize sunduğu fırsatlar...
Bunların hepsi hayatı etkiler.
Ama bazen karakter ile şartlar birbirini şekillendirir.
Serebral palsili bir çocuk sürekli çözüm üretmek zorunda kaldığında, zamanla bu çözüm üretme becerisi karakterinin parçası haline gelebilir.
Ve karakterine yerleşen bu beceri, ileride hayatının birçok alanını etkileyebilir.
Asıl Mesele !!!!!!!!!!!!!!!!!!
Asıl mesele engelli bireylerin sürekli kahramanlık hikâyeleri yazması değildir.
Asıl mesele hayatın herkes için biraz daha erişilebilir olmasıdır.
Çünkü insanlar enerjilerini sürekli engelleri aşmaya harcamak zorunda kalmasalar, belki o enerjiyi üretmeye, yaratmaya ve gelişmeye ayırabilirler.
Bir çocuğun özgüvenini artıran şey yalnızca ona "Aferin" demek değildir.
Bir işi kendi başına yapabilmesidir.
Ve bazen doğru tasarlanmış bir araç, yüzlerce motivasyon konuşmasından daha fazla özgüven kazandırabilir.
Sonuç
Serebral palsi bana yıllar içinde şunu öğretti:
Hayat her zaman adil tasarlanmamış olabilir.
Ama insan zihni olağanüstü bir uyum kapasitesine sahiptir.
Bir kapı kapanınca pencere arar.
Pencere yoksa duvarda gedik arar.
O da yoksa yeni bir yol açmaya çalışır.
Belki de bu yüzden birçok serebral palsili birey farkında olmadan hayat boyu bir şeyin eğitimini alır:
Çözüm üretmenin…
Ve bazen insanın kaderini belirleyen şey, karşılaştığı engellerden çok; o engeller karşısında geliştirdiği yaratıcı yollar olur.
Yine de umudum şu:
Geleceğin dünyası, bizleri sürekli yeni yollar bulmaya zorlayan bir dünya değil; farklı bedenleri ve farklı ihtiyaçları baştan hesaba katan bir dünya olsun.
Çünkü gerçek ilerleme, insanların engellere rağmen yaşayabilmesi değil; engellerin en baştan daha az üretilmesidir.
Pratik Zekânın Mecburi Ustalığı
Çocukluğumdan beri aklıma takılan bir soru vardır:
Dünyadaki aletlerin, araçların ve gündelik yaşam nesnelerinin neredeyse tamamı neden iki eli rahat kullanabilen insanlar düşünülerek tasarlanmıştır?
Bir makas...
Bir kavanoz kapağı...
Bir düğme...
Bir fermuar...
Bir matkap...
Bir mutfak robotu...
Bir gömlek düğmesi...
Bir poşet...
Bir bilgisayar faresi...
Hatta bazen bir su şişesi bile...
Sanki bütün dünya görünmez bir anlaşma yapmış ve şu kararı vermiş gibidir:
"İnsan dediğin iki elini de rahat kullanır."
Oysa serebral palsili bireylerin önemli bir kısmı için durum böyle değildir.
Çoğu zaman bedenin bir tarafı diğerinden daha işlevseldir.
Bir el diğerine göre daha güçlüdür.
Daha kontrollüdür.
Daha hızlıdır.
Hayatın sıradan kabul edilen işleri bile bu nedenle farklı bir çaba gerektirir.
Tasarımın Görünmez Ayrımcılığı
Günümüzde ayrımcılık denildiğinde çoğu insanın aklına yalnızca insanlar arasındaki ilişkiler gelir.
Oysa bazen ayrımcılık insanların niyetlerinde değil, tasarımların içinde saklıdır.
Bir ürün tasarlanırken herkesin aynı fiziksel özelliklere sahip olduğu varsayılır.
Buna tasarım dünyasında "ortalama insan" yaklaşımı denir.
Fakat gerçek hayatta ortalama insan diye biri yoktur.
Kimisi uzun boyludur.
Kimisi kısa.
Kimisi görme engellidir.
Kimisi işitme engellidir.
Kimisi serebral palsilidir.
Kimisi yaşlıdır.
Kimisi çocuk.
Ama ürünlerin büyük bölümü hâlâ tek tip insan düşünülerek üretilmektedir.
Teknoloji Neden Daha Kapsayıcı Olmasın? Akla geliyor…
Bugün yapay zekâdan söz ediyoruz.
Sürücüsüz araçlardan söz ediyoruz.
Uzaya gönderilen roketlerden söz ediyoruz.
Ama hâlâ birçok engelli birey günlük yaşamda iki elle kullanılmak üzere tasarlanmış basit araçlarla mücadele ediyor.
Oysa teknoloji farklı çalışabilirdi.
Tek elle kullanılabilen mutfak ekipmanları...
Daha işlevsel telefon tasarımları...
Akıllı ev sistemleri...
Uyarlanabilir araç gereçler...
Bunlar lüks değil.
Erişilebilir yaşamın doğal parçalarıdır.
Belki de bir gün algoritmalar çoğunluğun değil, farklılıkların ihtiyaçlarını da hesaba katan bir anlayışla geliştirilecektir.
Mecburiyetin Öğrettiği Şey: Çözüm Üretmek
Fakat işin ilginç tarafı burada başlıyor.
Çünkü hayat sizi sürekli engellerle karşılaştırdığında, zamanla başka bir beceri gelişiyor:
Pratik zeka….
Bir işi herkesin yaptığı gibi yapamıyorsanız, farklı bir yol bulmak zorunda kalıyorsunuz.
Bir düğmeyi farklı kapatıyorsunuz.
Bir poşeti farklı taşıyorsunuz.
Bir kapıyı farklı açıyorsunuz.
Bir eşyayı farklı kullanıyorsunuz.
Hayatın içinde sürekli küçük çözümler üretmeye başlıyorsunuz.
Ve yıllar içinde bu yalnızca fiziksel becerilere değil, düşünme biçiminize de yansıyor.
Hayatın diğer alanlarına taşınan beceriler denildiğinde;
İşte bence serebral palsinin çok az konuşulan taraflarından biri budur.
Sürekli çözüm üretmeye alışan insan zamanla bunu hayatın diğer alanlarına da taşımaya başlar.
İnsan ilişkilerinde...
İş hayatında...
Sorun çözmede...
Çatışmaları yönetmede...
Beklenmedik durumlarla baş etmede...
Daha yaratıcı yollar geliştirebilir.
Çünkü çocukluğundan beri standart yollar onun için zaten çoğu zaman yeterli olmamıştır.
Zorluk Her Zaman Güçlendirmez Ama Öğretebilir….
Burada romantik bir hata yapmak istemem.
Her zorluk insanı güçlendirmez.
Bazı zorluklar insanı yorar.
Bazıları kırar.
Bazıları öfkelendirir.
Bazıları ise adaletsizdir.
Bunu kabul etmek gerekir.
Ancak bazı insanlar yaşadıkları zorluklardan belirli beceriler geliştirebilirler.
Tıpkı sürekli farklı yollar bulmak zorunda kalan bir nehir gibi.
Önüne taş çıkınca durmaz.
Yön değiştirir.
Yeni bir yol bulur.
Karakter ve Şartlar faktörü gözönüne alındığında….
Filozof Herakleitos'un ünlü bir sözü vardır:
"İnsanın karakteri onun kaderidir."
Bu sözün tamamına katılmak zorunda değiliz.
Çünkü kader yalnızca karakterden oluşmaz.
Şartlar da önemlidir.
Doğduğumuz aile...
Ekonomik koşullar...
Sağlık durumumuz...
Toplumun bize sunduğu fırsatlar...
Bunların hepsi hayatı etkiler.
Ama bazen karakter ile şartlar birbirini şekillendirir.
Serebral palsili bir çocuk sürekli çözüm üretmek zorunda kaldığında, zamanla bu çözüm üretme becerisi karakterinin parçası haline gelebilir.
Ve karakterine yerleşen bu beceri, ileride hayatının birçok alanını etkileyebilir.
Asıl Mesele !!!!!!!!!!!!!!!!!!
Asıl mesele engelli bireylerin sürekli kahramanlık hikâyeleri yazması değildir.
Asıl mesele hayatın herkes için biraz daha erişilebilir olmasıdır.
Çünkü insanlar enerjilerini sürekli engelleri aşmaya harcamak zorunda kalmasalar, belki o enerjiyi üretmeye, yaratmaya ve gelişmeye ayırabilirler.
Bir çocuğun özgüvenini artıran şey yalnızca ona "Aferin" demek değildir.
Bir işi kendi başına yapabilmesidir.
Ve bazen doğru tasarlanmış bir araç, yüzlerce motivasyon konuşmasından daha fazla özgüven kazandırabilir.
Sonuç
Serebral palsi bana yıllar içinde şunu öğretti:
Hayat her zaman adil tasarlanmamış olabilir.
Ama insan zihni olağanüstü bir uyum kapasitesine sahiptir.
Bir kapı kapanınca pencere arar.
Pencere yoksa duvarda gedik arar.
O da yoksa yeni bir yol açmaya çalışır.
Belki de bu yüzden birçok serebral palsili birey farkında olmadan hayat boyu bir şeyin eğitimini alır:
Çözüm üretmenin…
Ve bazen insanın kaderini belirleyen şey, karşılaştığı engellerden çok; o engeller karşısında geliştirdiği yaratıcı yollar olur.
Yine de umudum şu:
Geleceğin dünyası, bizleri sürekli yeni yollar bulmaya zorlayan bir dünya değil; farklı bedenleri ve farklı ihtiyaçları baştan hesaba katan bir dünya olsun.
Çünkü gerçek ilerleme, insanların engellere rağmen yaşayabilmesi değil; engellerin en baştan daha az üretilmesidir.
