Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

[Tartışma] Teknoloji geliştikçe bizler uzaklaşıyoruz, neden?

Mediha

Üye
Üyelik
1 Mar 2004
Konular
66
Mesajlar
524
Reaksiyonlar
1
Hayat mı çok kötü yoksa onu bizler mi bu hale getiriyoruz anlayamadım gitti..
Çıkarsız kimse kimseye selam dahi vermez olmuş günümüz dünyasında.. Oysaki nerede o eski sıcacık komşuluk ilişkileri, yardımlaşmalar, karşılıklı sohbet eşliğinde içilen bir bardak çayın tadı.. Hatta kırk yıl hatırı olan bir fincan kahvenin bile artık hatırı kalmaz olmuş..

Acaba git gide ağırlaşan yaşam şartları koşuşturmacalar arasında her şeyi, en yakınlarımızı bile unutuyoruz diyemi düşünmeliyim..

Teknoloji ilerledikçe bizler uzaklaşıyoruz.. Neden?
 
ben bu uzaklaşmaya küçük bi örnek vereyim..... :wink:
babam mesela....köyde doğmuş hayatı köyde geçmiş bi insan.....köyde tanımadığı insan yok küçüğünden büyüğüne kadar...!!! bu normal gelebilir zati normal bişe...:) ama babam komşu köyden de geçtim çok uzak köylerden bile çok ii tanıdıkları var..devamlı söyler,annemle veya başka biriyle konuşurken adını bile duymadım civar köylerden birileni anlatır...oralara gidermiş önceden oturup sohbet ederlermiş yada yatılı kalırmış,veya onlar gelirmiş.....bu gidip gelmeler bazen iş için bazen gezmek maksadıyla olurmuş ama sebeb ne olursa olsun ilişkiler çok sıcakmış,paylaşımlar oluyor herkes birbirine elinden geldince yardım ediyomuş....ama şimdi öle deel kii...ben mesela kendi köyümdeki kişilerin bile çoğunu tanımam :oops:
 
HAKLISIN MELPOMENE :( MALESEF HAKLISIN. BU APARTMAN DEDİĞİMİZ KOCA BİNALARDA SIKIŞIP KALDIK AMA BİTİŞİK DAİREDE KİM VAR BİLMİYORUZ. KÖYLERDE EVLERİN ARASI UZAKTI YADA CİVAR KÖYLERLE KOMŞULUK EDİLİRDİ BİZ İÇ İÇEYİZDE BİRBİRİMİZİ TANIMIYORUZ.
SADECE KOMŞULAR İÇİN DOĞRU OLSA ŞÜKÜR AMA ÖYLE AİLELER VAR Kİ ANA BABA ÇOCUĞU GÖRMÜYOR.
HERKESİN ODASINDA TV, BİLGİSAYAR BAŞIMIZI KALDIRIP ETRAFA BAKMIYORUZ. MİLYONLUK ŞEHİRLERDE YALNIZ KALDIK, AYNI EVDE BİLE YABANCIYIZ ÇOĞUMUZ.

KEŞKE BÖYLE OLMASAYDI :( .....
 
özellikle büyük şehirlerde çok yaşanıyor bu uzaklaşmalar :oops: karşı komşun bile gördüğü zaman kapısını kapatıyor :oops: kötü insan olduğundanmı :roll: yok yok insanlar artık hayat şartlarındanmıdır nedir :roll: kendine bile ağır geliyor sanıyorum :? ne olurdu sanki bir günaydın demeyi bile bir birimize çok görmeseydik :) :)
 
Özlüyorsun, görmek istiyorsun sevdiklerini

E daha yeni telefonda konuştuk ya
E daha yeni msn de yazıştık ya
E ama sms yazıyorum ya
Özledim kamerayı açta bir göreyim
Bu mudur özlemek
Bu mudur paylaşım
Hani gözlerinin içi gülerek uzun uzun yapılan sohbetler
Omuzuna yaslanıp ağlamak istiyorum belki
Bazen çok içerliyorum bu durumlara
Teknoloji güzel şey elbet, eksikliği kötü
Ama Baş köşeye gelip yerleşmese
Dostlukları
Sevgileri tüketmese
 
Maalesef arkadaşlar ister teknoloji diyelim,ister hayat şartları diyelim,isterseniz başka sebepleri sıralayalım..............


15 yıl öncesinde bizim mahalleye bir kadın ve iki tane genç kız taşınmıştı,eşinin asker oldugunu ve doguda görev yaptıgını söylüyordu,tabi durum böyle olunca bütün mahalleli gerçekten saf ve temiz duygularla onlara ellerinden gelen tüm yardımı yapar ve bir dediklerini iki etmezdi.gün geçtikçe kadının evine geceleri arabanın biri gidip biri gelmeye başladı veeeeee kadının n mal oldugu anlaşıldı ve aynı günün akşamı tüm mahelleli toplanıp mahallden kovdu.Şimdi ise bırakın böyle acı olayları aynı binadaki komsunuz ölüyor binadaki komşularının çogu işlerini bahane edip o komsusu için son görev olan cenaze törenine bile katılamayabiliyolar.Bence gün gectikçe sorumsuz ve deger yargılarımızı kaybeder hale geldik.Çigdemy çok güzel ifade etmişsin arkadaşım,agzına saglık;

Özlüyorsun, görmek istiyorsun sevdiklerini

E daha yeni telefonda konuştuk ya
E daha yeni msn de yazıştık ya
E ama sms yazıyorum ya
Özledim kamerayı açta bir göreyim
Bu mudur özlemek
Bu mudur paylaşım
Hani gözlerinin içi gülerek uzun uzun yapılan sohbetler
Omuzuna yaslanıp ağlamak istiyorum belki
Bazen çok içerliyorum bu durumlara
Teknoloji güzel şey elbet, eksikliği kötü
Ama Baş köşeye gelip yerleşmese
Dostlukları
Sevgileri tüketmese

Hani sürekli büyüklerimiz söyler ya;nerde o eski ramazanlar nerde o eski bayramlar;nerde o dostluklar vs vs.bunlar gerçekten dogruuuuuuu.Lütfen kendimize her konuda oldugu gibi bu konudada çeki düzen verelim.
 
Evet çok güzel yorumlar yapmışsınız arkadaşlar.. Özellikle çiğdem yazdıkların harika.. Demekki tek böyle düşünen ben değilmişim..

Bize neler oluyor böyle.. Bırakın komşuları, akrabaları odamızda bilgisayar başında saatlerce sohbet edip, yan odadaki ailemizin hatırını bile sormaz olduk.. Bir çay içimlik muhabbeti bile çok gördük.. Neden..
 
Bende sizin dediklerinize katılıyorum ancak bunları değiştirecek kahraman arıyorsunuz herhalde.Hiç özeleştiri yapmıyoruz bence.Hep karşımızdan bekliyoruz.Konu açlırken bile eski böyleydi niye şimdi böyle olduk diyoruz.Olmaması için az da olsa herkes kendi adına bir şey yapabilir diye düşünüyorum.
 
Eskiden ,hemen hemen aynı kültür ve yapıya sahip aileler tarafından yetiştirilen ,sayıca az kimselerin oluşturduğu köylerde kasabalarda şehirlerde yaşanıyordu..
Gurbet demek komşu köy yada komşu şehirdi insanlar için ..Bu sebeple olsa gerek, birbirine yabancı olmamanın getirdiği bir güven vardı insanlar arasında..
Benim büyüdüğüm kasabada,insanlar tahta kapılarını iple bağlayıp kapatır giderlerdi , bunun anlamı ben evde yokum demekti..Kimsenin aklına o ipi çözmek gelmez kapıdan geri dönülürdü..
.Medya araçlarının farklı farklı etkilediği , çok uzak şehirlerden , çok farklı kültürden insanlar, aynı şehri paylaşmaya başladılar .Yukarıda bahsettiğim güven ortamlarından, şifreli çelik kapıların bile güvensizleştiği bir ortama gelindi...artık insanlar karşısındakini kendi gibi göremez oldular..en iyisi tanımamak , hayatı paylaşmamak mantığıyla kapılar ardına kadar kapandı..
İnsanlar kapalı kapılar ardında doğan yanlızlığını internet ve diğer kitle iletişim ve medya araçlarıyla gidermeye çalıştılar.
Ve hiç biri insanların içindeki yanlızlığı gidermedi ..Aksine daha da yanlızlığa itti insanları

Çiğdem'in yazdığı gibi hepimizin dilinde aşağıdaki sözler dolaşmaya başladı...

E daha yeni telefonda konuştuk ya
E daha yeni msn de yazıştık ya
E ama sms yazıyorum ya
Özledim kamerayı açta bir göreyim

Çiğdem çok güzel ifade etmiş Bu güzel ifadelere başka bir şeyler eklemek istemiyorum
Bu mudur özlemek
Bu mudur paylaşım
Hani gözlerinin içi gülerek uzun uzun yapılan sohbetler
Omuzuna yaslanıp ağlamak istiyorum belki
 
cag

Bende size burdan bir örnek vereyim veya ekleme yapayim.

Almanyada yasiyorum, ve Almanya da yasayan cok yabanci taniyorum. Bizimkiler yani Türkiyeden gelen insanlarin cogu Almanya nin hayat sartlarini begenmezler .
Kime sorsan , git yahu, bu Gavur memlekette yasanilmaz diye cevap alirsin.
Ve kimsede bu Gavur memlekete birakip kendi ülkesine dönmedi ,(en azindan ben görmedim, duymadim) en cok kalici olanlar da burda, " Gavur Memleketi diyenler" oldu.
Ben bu konuyu cok merak edip, özellikle de tanidigim ve Türkiyeden gelmeyen , Brazilya, Arjantin, Ispanya, Italya vs devletlerden gelen insanlara sordum, ve ayni cevabi alinca cok sastim. Aldigim cevap Gavur Memleketi disinda ayni Türkiyeden gelen insanlarin verdigi cevap idi.. Ama onlarda burdaki yasamlarindan memnun olmamalarina ragmen, burayi bir türlü terkedemiyorlar...
Simdi bu örnek, sizlerin yazdigi konuya benzer bir durumdur. Hepimiz daha dogrusu cogumuz bu cagdan memnun olmamamiza ragmen, cagin cikardigi en son modellere sahib olmak icin 1. siradayiz her zaman..
Hepmizin interneti var, ki olmasa idi , simdi size binlerce km uzaktan düsüncelerimi sizin kisa bir zamanda okumasi icin yazip , ayni saniyede gönderemezdim.
Telefon, (cep telefonu) olmazsa idi, evden ciktiktan sonra, sevdiklerimiz ile konusma imkanimiz hemen hemen hic olmaz idi..Her ne kadar Dünya Teknikin ilerlemei ile kötü yöne dogru dönüyorsada, hosumuza gitmiyor diyemeyiz , ayni anda birbirimizi karsilikli görüp sohbet etmeyi..Almanadan Nuri-Azad
 
azad arkadash, hic te haksiz degilsin :)

walla ben seviom teknolojiyi :)
teknoloji caginda yashamaktan da gayet memnunum... ölmeden evvel ucan arabalari görebilmeyi, hatta kullanabilmeyi umuom :) (30 seneye kadar cikicakmish diolar, umarim dedikodu deildir :))

_MesuT_' Alıntı:
ben bu uzaklaşmaya küçük bi örnek vereyim.....
babam mesela....köyde doğmuş hayatı köyde geçmiş bi insan.....köyde tanımadığı insan yok küçüğünden büyüğüne kadar...!!! bu normal gelebilir zati normal bişe... ama babam komşu köyden de geçtim çok uzak köylerden bile çok ii tanıdıkları var..devamlı söyler,annemle veya başka biriyle konuşurken adını bile duymadım civar köylerden birileni anlatır...
o da mesele mi? :p
benim de, birakalim komshu köyü, birakalim komshu shehiri, birakalim komshu ülkeyi, dünyanin öbür ucundan, malezya'dan, afrika'dan, amerika'dan, endonezya'dan, hindistan'dan cok güzel dostlarim var :)... yashasin teknoloji! ne uzaklashmasi? dünya gitgide kücülüo, birbirimizin ayagina basicas neredeyse :p...

bi de shu ishinlanmayi cikarsalar tam da süper olucak walla :)

sevgiler :)
 
Almanyada`ki gürbetçilerimize bu kadar`da yüklenmeyin bu insanlar daha Türkiye`yi tanımadan Almanya ya gitmişler ve "Almanya`da yabancı Türkiye`de almancı" denilerek ne oraya adapte ne de buraya adapte olabilmiş kişiler hele onların ikinçi üçünçü kuşaktan cocuklarının yaşadıkları kültür bunalımı anlatılır gibi değildir.
 
shu önyargilarinizi biras kenara atip, mesajlari anlamak icin azicik olsun caba sarfetseydiniz cabucak görürdünüz ki ne azad ne de ben almanya'yi övmüshüz burda ;)... hem övsek ne yazar?! :)... anlamayanlar icin "tercüme" ediym;

azad dio ki;
almanya'da yashayan türklerin ve diger yabanci asilli insanlarin cogu almanya'yi pek sevmezler ama yine de bu diyari terk edip gitmek yerine deveyi gütmeyi tercih ederler, cünkü bi takim rahatliklardan vaz gecemezler bi türlü (azad'i cok hakli bulsam da bu gidemeyishin tek sebebi "rahatlik" degil bana kalirsa ama konuyu dagitmak istemiom )...

buna "övmek" mi diosunus? :)... shimdi siz almanya'yi övdügümüzü düshünmeyesiniz diye yalan mi söylicez, faydalanilan rahatliklarin da oldugunu inkar mi edicez ?! :)... ve en önemlisi; bütün bunlari nicin dio azad, hava atmak icin mi dio?... hayir! bilemediniz, esmerim ve ndipi!...

bu bashligin konusuna yakishtigi icin dio;
cünkü almanya'daki türklerin (vazgecemedikleri) almanya'ya pis-kaka-kötü dedigi gibi, insanlarin büük bi kismi da teknolojiye pis-kaka-kötü der ama yerdikleri sheyin sagladigi rahatliklardan bi türlü vaz gecemezler... vaz gecmek shöyle dursun, son modellere sahip olmak icin yarishirlar adeta...




benim mesajima gelince;
evet, övdüm!... ama almanya'yi degil, teknolojiyi övdüm... hersheyin oldugu gibi teknolojinin de olumsuz yönleri oldugunu inkar edemem tabe, bunun bilincindeyim ve unutmamaya calishiom ama hicte az olmayan faydalarini cok sevidigimi ve firsatini buldukca faydalanip, icime ceke ceke keyfini cikardigimi da inkar etmiom... pek bisheylerin son modeline sahip degilim ama bisheylerin son modellerindeki gelishmeleri gördüüm zaman bu keyif verir bana, heyecanlandirir beni :) (shimdi elinden teknik dergileri düshürmeyen, fuardan fuara koshturan, her gelishmeyi takip edip, hersheyden haberi olan teknoloji freak.i oldugumu düshünmesin kimse lütfen, bi mok bildiim yok aslinda :)) ...

evet, hava attim!... ama almanya'yla degil, dünyanin ceshitli yerlerinde, cooook uzaklarda bulunan arkadashlarimin olmasiyla attim havayi... ki bu "hava atishim" ishin shaka kismiydi ... bknz; "o da mesele mi? :p" <--- özellikle de smiley'e dikkat lütfen!!!... asil isharet etmek istedigim shuydu;

bashlik altinda herkes bi uzaklashmadan yakinio ve sucu teknolojiye atio... belki haksiz da degillerdir ama ayni teknolojinin -hic de önemsiz bulamadigim- bi yakinlashma sagladigini, uzaklari yaklashtirdigini da gözardi etmemek lazim... bashka cagda yashasalardi birbirinden haberi bile olamayacak olan, biri dünyanin bi ucunda digeri de öbür ucunda yashayan insanlar bile cagimizda teknoloji sayesinde taniship dostluk kurabilio... önceki caglarda yashadigi ülkenin sinirlari dishina cikip, farkli diyarlari, farkli kültür, farkli insanlari görebilenler dünya nüfusunun minicik bi azinligiyken ve herkes onlara hayranlikla bakarken, "huzur" icinde yashadigi shehirin/köyün ömrü boyunca dishina cikmayanlara pek kimse shashmazmish (pek eski caglara gitmeye bile gerek yok; baksaniza, mesut'un babasinin bile yashadigi köyün dishinda ahbaplari olmasi sira dishi bishey olarak ele alinmish burda :))... shimdi ise bi yerlere gitmek eskisi gibi marifet degil (sabirla ararsan 50, 40, 30 euroya bile ucak bileti bulabiliosun, pek uzak ülkelere olmasa da :)), dünya kücüldü... bu "kücülüshün" olumsuz yönleri de yok degil tabe ama girmek istemiom shimdi onlara...



savundugun icin cok saol, halil, eksik olma... ama ben almanya'da yabanci degilim , hala kabullenmek istemeyenler olsa bile bu ülkenin bi insaniyim... türkie'nin icimdeki yeri daha bi özel olsa bile almanya'yi da benimsiorum... iki vatanim var benim, hem almanya hem türkiye, ikisni de seviom (ama ikisine de uyuz oldugum ve ücüncü bi vatan aradigim zamanlar da olmuo degil, hehehe :):p)... var mi buna karshi cikaniniz?! :) :p... (cikan olursa, onu döv, e mi halil :))...


[size=2]azad'a not; senin adina da konushtugum icin özür dilerim ama bunu yapmassam catlardim walla :)...[/size]
[size=2]esmerim'e not; lütfen bi sürü emek verip yazdigim bu mesaji bari önyargilarini kenara birakarak, gercekten anlamaya calisharak oku...[/size]
 
Teknoloji ilerledikçe bizler uzaklaşıyoruz.. Neden?

Uzaklaşıyoruz çünkü seçici olmayı yeterince başaramıyoruz...

Uzaklaşıyoruz çünkü Rekursion gibi dünyanın diğer ucundan kültürlerle arkadaşlık kurup onları tanımak şeklinde kullanamıyoruz teknolojiyi...

Uzaklaşıyoruz çünkü Evimize gelen misafirle muhabbet etmek yerine evin baş köşesinde genelde açık olan Tv karşısına kilitleniyoruz...

Uzaklaşıyoruz çünkü bize hiç faydası olmayacak bir bilgisayar yazılımıyla saatlerimizi dahası günlerimizi harcıyoruz...

Uzaklaşıyoruz çünkü biz bize faydalı olanı yeterince seçemiyoruz...

Uzaklaşıyoruz çünkü biz bize dayatılanı kabul etmişiz bile...
 
uzaklaşmakmı? asla ben kendi açımdan degerlendiriyorum tabii.
bir engelli olarak dışarı fazla çıkamadıgımdan ve şehire yarım saatlik mesafede olmamdan dolayı bu mesafe çogunuz için yakın olabilir tabi eger sandalyede iseniz ve her an atlayıp dideceginiz kendinizin kullandıgı tabi bir arabanız yoksa işiniz zorr toplu taşıma araçları yasak bşize :D
benim dünyamm tekneloji ile büyüdüü yeni yeni arkadaşlarla tanıştım :p
istedigimde satranç oynayabilecegim binlerce insan var
tekneloji sayesinde yaptıgım resimleri
gösterebilecegim binlerce insan
daha saymazkla bitmez :lol: :lol:
seviyorum teknolojiyii
 
ayrica yakindiginiz teknolojik aletlerin dügmeleri, kumandalari elinizde, arkadashlar :)... kapatin?!... diyin komshulariniza "günaydin"?? :)... gidin omuzuna yaslanip aglamak istediniz arkadashlarinizin yanina!?... yaslanin omuzlarina, aglayin?! :)... ya da gözlerinizin ici gülerek edin uzun uzun sohbetlerinizi, madem o kadar istiosunuz!?... elinizden alan mi var? :)... uzaklashmayin!? :)... binin teknoloji harikasi otobüslere, taksilere, özel donanimli araclara, motosikletlere vs.lere ve yaklashin :)... ha! "o imkanlarimiz olmadigi icin gidemioz arkadashlarimiza, onlarin gelmesini beklioz, onlar gelmeyince de sms'lerle, msn görüshmeleriyle yetinmek zorunda kalioz" diosaniz bu sorun teknolijinin varligindan mi kaynaklanio, eksikliginden mi?... hic olmasa o eksiklikler giderilinceye kadar birileriyle irtibat kurmanizi saglayan sms'lerin, telefon konushmalarinin tadini cikarin o zaman :):p...

özlemi cekilen, öve öve bitirilemeyen o caaaaanim eskiden'lerde yashayan bi sakat shu anki sakatlarin sahip oldugu bicok imkani belki ancak rüyasinda görebiliodu... daha daha eskiden'lere gittikce belki de itilip kakilmaktan rüya görmeye bile firsat bulamiodu :)... o caaaanim eski zamanlarda hemen hemen ayni kültüre ve yapiya sahip olma shartiyla birbirini 'seven' insanlardan olushan grupcuklarin huzurunu kaciran farkli kültüre ve yapiya sahip insanlar mi oldu yoksa onlara karshi hissetikleri tedirginligin, tahammülsüzlügün de bi payi var midir acaba bunda? ;)...

insanlar daha yeni yeni kendinden farkli olana alishmak, tahammül etmeye ve hatta benimseye bashlamak üzereyken nedir bu geriye dönmek isteyishler, sürekli eskileri özleyishler, anlamiom... ishin garip tarafi, özlenen eski zamanlarda da özlenen eski zamanlar oluodu hep, nedir bu ishin sirri :)...


sevgiler :)...



[size=2]oops, ben bunlari yazarken, siyahpelerinliadam ve yener de yazmish... ve yazdiklarimiz kesishmish biras :)... ama degishtirmicem shimdi mesajimi, sorry[/size]
 
Hehehehe bu ne yaman çelişki,

Çoğu teknolojiden yakınıyor hemide o teknolojinin bir parcası olan interneti kullanarak valla çok komik geldi. :)

Yaşasın teknoloji yaşasın internet.. :)
 
Sadece internet açısından bakarsam şöyle düşünüyorum: internet artık bir çok insan için, gerçek dünyanın sorunlarından, dertlerinden uzaklaşılan bir başka alem. İnternet başında bütün gün saatlerini geçirenler biliyorum... Sanal ortamda tanıştıkları kişilerle, sitelerde kendilerini "ait" hissettikleri bir dünya yaratıyor ve o dünyada yaşıyorlar. Gerçek dünyadan kopuyor, uzaklaşıyorlar. Ve psikoloji bunun adını internetkolizm koyuyor. Bir hastalık.
 
Ben mi gördüm kelebek
Olduğumu düşümde,
Yoksa ben olduğunu
Düşleyen kelebek mi?...

Ne güzel dizeler… İnsanın kendi kendini yitirişinin sözcüklerle dile getirilmesi belki…

Birbirimizden uzaklaşmanın adını açık seçik koymalı bence… Bunun adı yabancılaşma… İnsan yalnızca ailesine, çevresine, insan insana, doğaya yabancılaşmıyor. İnsan kendine de yabancılaşıyor.

Kapitalizm kişiliklerimizi paramparça ediyor. Kendimizi tanımıyor, anlamıyor, keşfedemiyoruz.

Kafka’nın “Değişim” romanını okuduğumda yabancılaşma kavramını uzun uzun düşündüm. Doğrusu bu kitaptan oldukça etkilenmiştim. Kafka’nın dili öyle etkileyici ve büyüleciydi ki.. Anlatımı bir o kadar canlıydı. Sonra da bu kavramı araştırdım.

Kafka yabancılaşmayı çok somut biçimde anlatır. Romanda boğuntu ortamı yaratır. Bu boğuntu ortamında baş karakterin duyumsadığı hiçliktir. Hiçliği Gregor Samsa’da somutlaştırır. Peki bu nesnel gerçeklik mi?

Evet…

Sorun ne peki?

Kafka gerçekliğin toplumsal, ekonomik boyutunu göstermez. Gregor’un kendisini bir hiç duyumsamasının nedeni, anne, babası, kızkardeşinin bencilliği, patronun anlayışsızlığıdır.

Hiçlik faturası bunların içinde en çok babaya kesilir.

Yabancılaşmanın çok somut bir biçimde gösterilmesidir bu…

Nedir o?

Aile bağları…

Peki gerçekten de aile bağları kuvvetli olsaydı yabancılaşma olmayacak mıydı?

Tabii ki, olacaktı. Çünkü, “para” bir erktir. Eğer çalışmazsan mahvolursun. Tıpkı şimdi bizlere öğretilen gibi.

Romandaki yabancılaşma kavramı neden değil, bir sonuçtur. Çünkü yabancılaşma, emek dışında bağımsız, kendi başına olan bir olgu değildir. Sınıflı toplumun üretim ilişkileri içinde yeniden incelenmesi gereken bir kavramdır. Kafka, bu nesnel gerçekliği görmez.

Aynı yanılgıya bizler düşüyoruz. Yabancılaşmanın nedenini teknoloji olarak görüyoruz. Oysa, bu da bir sonuçtur. Nedeni, ise insanlar dünyasının değersizleşmesi ile nesnelerin değer kazanmasıdır. Sahiplenme ise, yoksunlaşma yabancılaşmadır.

Nesnenin sahiplenmesi nelere yol açar? Bu sahiplenme yabancılaşmaya yol açar. Neden mi? Çünkü ne kadar nesne üretilirse o kadar az sahiplenilir.

Demek ki, yabancılaşma kavramının kökeninde “emek” kavramı vardır. İnsan ne kadar çok üretilirse o kadar sefalete düşer. Çünkü, ne kadar meta üretirse o kadar ucuz meta olur.

Yabancılaşmış emek
1) Doğayı
2) Kendi kendini, kendi öz etkin işlevini, kendi yaşamsal etkinliğini insana yabancılaştırır. Türsel yaşamı onun bireysel yaşamı durumuna getirir. Tür bilinci yok olur. Yaşam bireysel amaçlar için bir araç olur.

3) Yabancılaşmış emek, tür bilincini yok eder. İnsan yalnızca bireysel amaçları için yaşar. Oysa insan insanlığa katkı yapmalıdır. Böylece insan kendi özüne yabancılaşır. Kendine yabancılaşır.

4) İnsan insana yabancılaşır. İnsan artık hep ötekidir. İnsanın özüne yabancılaşır.

Yabancılaşmanın kökeninde sistemin ördüğü ağlar vardır. Ancak o ağları kavramların içeriğini bilirsek çözebiliriz.
 
Rekursion' Alıntı:


insanlar daha yeni yeni kendinden farkli olana alishmak, tahammül etmeye ve hatta benimseye bashlamak üzereyken nedir bu geriye dönmek isteyishler, sürekli eskileri özleyishler, anlamiom... ishin garip tarafi, özlenen eski zamanlarda da özlenen eski zamanlar oluodu hep, nedir bu ishin sirri :)...


Buna kısaca nostalji diyoruz Rekursoncum. ;)
nostalji : Fransızcadan dilimize giren nostalji (nostalgie) sözünün "daüssıla" anlamı için önerdiğimiz karşılıklar: yurt özlemi, sıla özlemi. Aynı söz daha çok "geçmişe duyulan özlem" anlamıyla kullanılmaktadır. Sözün bu anlamı için de dilimizde var olan özlem ve hasret kelimeleri uygun karşılıklardır. Çünkü bu kelimeler "geçmiş" anlamını zaten içermektedir. Aynı sözden türeyen nostaljik için de özlemli karşılığı önerilmiştir. (abç)
K

Daha önce bi kaç yerde daha yazmıştım. Teknolojinin gelişmesi ile toplumsal bilinç/kültür düzeyinin eşit/uyumlu olarak yükselmesi gerekir. Bu dünyanın hiçbir yerinde olmuyor! O nedenle bu tür sorunlar ortaya çıkıyor. Bu eşitsizliğin açtığı uçurumun daha geniş olduğu toplumlarda bu tür yakınmalar, geçmişe özlem, nostalji, bıdı bıdı :p daha çok görülüyor..

Esmerim, "MECBUREN TEKNOLOJİYE AYAK UYDURUYORUZ." demiş.. Hayır, teknolojiye mecburen de olsa ayak uydurAMIyoruz.. O yüzden böyleyiz ya..


Sevgili Kardelen sağolsun, sosyo-ekonomik boyutunu anlatmış.
Bir de başka boyutu var işin.. Bu konuda yeterli bilgim olmadığı için -miş'li kip kullanacağım. :oops: Özetlemeye çalışayım. Yanlışım varsa doğrusunu bilenler düzeltsin. ;)

İnsanlararasında (hatta tüm canlılar arasında) 'elektrik' alışverişi yapılıyormuş.. Bildiğimiz elektrikten biraz farklı bir elektrikmiş bu. Ve miktarı da insandan insana değişim gösteriyormuş.. Eğer normalden fazlaysa o insan normal yaşamında oldukça aktif, yerinde duramaz bi tip :p oluyormuş. Normalden azsa da tam tersi.. Ama tümünün de sorunlarının çözümü elektrik alışverişi ile olanaklı imiş. Yani elektriği fazla olanlar, elektriği az olanlara 'elektrik' verecekmiş.. Diğerleri alacakmış..

İşte dananın kuyruğu burada kopuyor.. :p Bu iş nasıl olacak? :?

Bildiğim en sağlıklı yolu: İnsanların birbirlerine dokunması. E.. bu da durup dururken olmadığına göre, bir bahane uydurmak gerekiyor. :p Bu da evlilik, cinsellik, çocuk büyütme vb. oluyor.. Yani bunlardaki temel bahane elektrik alışverişi.. Çoğalmak ve seksten alınan keyif; ikincil nedenler arasında.

Birbirleriyle anlaşamayan çiftlerin ayrılması, evlilerse bir süre sonra boşanmak durumunda kalması falan hep bu elektriklenmenin uyumsuzluğundan.. İkisi de aşırı elektrik yüklüyse, ya da ikisi de normalden az elektrik yüklüyse uyumsuzluk ortaya çıkıyor ve sonuç malum.. :(

İşte teknolojiden yakınma, bu noktada yoğunlaşıyor. İnsanlar giderek birbirinden uzaklaşınca Sevgili Çiğdem gibi "Omuzuna yaslanıp ağlamak ist"eği son derece önemli bir sorun oluyor! Suçu da kullanmasını bilemediğimiz (ama bildiğimizi sandığımız) "gelişen teknoloji"ye atıyoruz. ;)
 
Bildiğim en sağlıklı yolu: İnsanların birbirlerine dokunması.

Kesinlikle katılıyor ve bırakın çok değer verdiğimiz insanlarla olan diyaloğu, en alışılmış sosyal ilişkide dahi (ör: tokalaşmak) dokunmanın yerinin müthiş önemli olduğunu düşünüyorum...

Hatta nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama bir yazıda;
"Aşk ten ten'e kavuşmadan tamama eremez" şeklinde bir iddia vardı...

Buna da katılıyorum... 8)
 
Ben de alışkanlık oldu. Her iletiye bir dörtlükle başlamayı seviyorum.

Yararlanır hızlı geçen zamandan
Düzen zaman kazanmayı öğretir bize
Değerli dostum, size bu konuda
Mantık öğrenmeyi öneririm önce
Ruhunuz eğitilir böylece…

GOETHE-FAUST

İlahi Baben!!! İletinizi okuyunca gülümsemeden edemedim.

Konuya farklı bir konsept getirmişsiniz. :lol: :lol: :lol:

Hepimiz, sevgiden, aşktan söz ediyoruz. Ama içimizdeki yalnızlık duygusundan kurtulamıyoruz bir türlü. Sonra da geçmişe sığınıyoruz. Neden?

Sadakat sadakatsizlik ile…
Sevgi nefret ile…
Erdem kusur ile…
Aptallık akıllılık ile değişiyor mu? Değişmiyor mu?

Benim yanıtım “evet”tir. Peki, ortaya çıkan değerler birbirine karışıyor ve değişime uğruyorsa orada evrensel bir karışıklık ve değişim vardır. Öyleyse ters çevrilmiş bir dünyada yaşıyoruz.

Çünkü, sevgi ancak sevgi ile değişebilir. Çünkü, güven ancak güven ile değişebilir.

Günümüzde insan değer üretemiyor. Değer üretemediği için sevilen durumuna geçemiyor. Çünkü, değer üretmek kendimizde bir dönüşüm yaratmak demektir.

Peki neden değer üretemiyoruz?

İnsan üretmek için çalışmak zorundadır. Fakat günümüzde “çalışma “ yaşamın mutlak amacı olmuştur. Örneğin, siz buzdolabı üreten bir fabrikada görev yapıyorsunuz. Motorun parçalarını üreten bir birimde çalışıyorsunuz. Hergün aynı iş… Hergün aynı iş… İnsan hergün aynı şeyleri yapmaktan bıkmaz mı? Bir süre sonra çalışma eziyet haline geliyor. Çalışmadığınız zaman kendinizi evinizde duyumsuyorsunuz.

Böylece kendi gerçekliğinizi yitiriyorsunuz. Artık “çalışma” bir nesne durumuna gelmiştir. Çünkü, ürettiğiniz tanımadığınız, bilmediğiniz insanların evinde kullanıma sunulmuştur. Ürettiğiniz sermayenin egemenliğindedir artık.

Kendi ürettiğiniz karşısında bir yabancı durumuna düşersiniz. Artık emeğiniz yabancı bir nesnedir. Hem de sizden bağımsız bir güçtür.

İnsan çalışma etiği altında yaşamını nesneye verir. Artık yaşamı kendi ellerinde değildir.

Yani hem kendi emek ürününe, hem de o etkinliğe yabancılaşır.

Böylece insan kendi öz etkinliğinden uzaklaşır. Nasıl olur bu? İnsanın üretici faaliyeti, insanı insani niteliklerden uzaklaştırır. Ne olur peki?

İnsan yeme, içme, çoğalma v.b. hayvani işlevlerini yerine getirir. Ya da konutta, süslenmede, gezmede v.b. özgürce etkin duyabilir kendini.

Dünya ters düz olur. Neden?

Çünkü, hayvansal işlevleri insansal, insansal işlevleri hayvansal olur.

Gerçi son iletilerde tam olarak kadın-erkek ilişkilerinden söz edilmese de aşktan dem vurulunca ben de konuyla ilgili birkaç söz söyleyeceğim.

Kadınla erkek arasında ilişki insandan insana en doğal ilişkidir. Kadın-erkek ilişkilerinde insanların doğal davranışları insanlaşmazsa bu insanın özüne aykırıdır. İnsanın kültürel yanı geliştikçe insanın doğal yanı gerilemelidir.

Doğal davranışlarla insanlaşma arasındaki fark nedir?

Örneğin, yemek yerken yüksek sesle geğirmek doğal(ilkel) bir davranıştır. Ya da sevgiliyi sahiplenme doğal bir davranış olabilir yine. Fakat sevmenin sahiplenme değil de, sevilenin ardında olduğunu bilirseniz insansal davranmış olursunuz.

Ama daha önce…

İnsan kendini dönüştürmek için önce zorunlunun bilincine varmalıdır. O zorunluluk ise, insansal etkinliklerdir. İnsanın bir öznel zorunlulukları vardır. Bir de nesnel zorunlulukları vardır. Örneğin, söz vermek ve sözünü tutmak öznel zorunluluktur. Nesnel zorunluluk ise, insan türüne katkı yapmaktır. Örneğin, bilim insanları gibi. Öyleyse, özgürlük başıboşluk değil, sorumluluktur.

İnsan doğulmaz, insan olunur. Bir insanın kendi kendine davranışını ötekine de öyle olmalıdır.
 
Tarihin hangi dönemine bakarsak, her dönemde felsefeciler arasında edebiyatçılar arasında insanın yabancılaşmasına benzer düşüncelerle karşılaşırsınız. Hemde teknolojinin hiç bu kadar gelişmediği dönemlerde bile.

Bu sebeple işin sırrrı teknoloji de değil. Teknoloji insanın birbiriyle yabancılaşmasında bu denli büyük bir role sahip bir olgu değildir.Suçu teknolojiye atmayalım.

Geniş ve uzun soluklu bir konu. Ben sadece başlığa kısa bir yanıt verdim.Tabii kendimce....

Yaşasın teknoloji!!!! diyenlerden değilim belki ama yinede teknolojiye bu kadar yüklenilmesine karşıyım. :D

Çok basit kardeşlerim, her teknolojik ürünün bir off düğmesi var, basınız ,karşınıza mutluluk çıkacaksa; yolunuz açık olsun...
 
İşte bu!!
Off düğmesi cümlesine gerçekten bayıldım... :wink:
Sonuçta kimse başımıza revolver dayamıyor bunu yapıcaksın diye... kabul bazı zorunluluklar var... Ama bu o kadar büyük bir oran değil... Tam tersi oluyor, insanlar teknolojik ürünlere çok meraklı... Çevremde gördüğüm bu...
 
Çağımız başında insanın kendi emeğine yabancılaşması, onun doğaya, türüne, kendi özüne ve diğer insanlara yabancılaşmasını üst boyutlara çıkarmıştır. Bu bant üretimine katılan insanların, belkide 30 yıl sadece ve aynı civatayı sıkmasının getirdiği bir sonuçtur. Aynı işi yapan ve de üretimin sonucu elde edilen nesnenin hayatında tek bir işlevi olmayan birey elbette, emeğine yabacılaşacak. Kafa yapısında sadece sadece monotonluk olacak, yaratıcı olması gerekmiyecek. İnsanın kollektif bir üretim ve paylaşımı olmadığı içinde diğer insanları öteki sayacaktır. Doğada aynı şekilde insan için, ötekileşecektir. Buna katılmakla beraber, Barbar kapitalist dönemde daha yoğun yaşanmıştır bu sorunlar diyerekten bazı itirazlarımı söylüyorum...

Yanlış kelime oldu, bazı düşüncelerimi demeliydim...

-Herşeyden önce Aynı kardelen hanım gibi olaylara varoluşculuk çerçevesinden bakıyorum. Ama kapitalist dönemden önce de yabancılaşma vardı... O dönemde insanlar kendi ihtiyaçları olan her şeyi hemen hemen kendi üretiyordu... Yani insan emeğine (Burada emeği, fiziksel yada düşünsel iş gücü sonucu elde edilen değer, nesne olarak alıyorum) yabancı değildi... Fakat o zaman insan kendini oluşturabiliyor muydu?

Bence hayır... O dönemde insan kendi özünü kendi oluşturuyordu dersek... Yanlış olur... Hata olur... O zamanda devasa engeller vardı insanın önünde... İdeolojiler, devlet politikaları, gelenekler ve üretimin sınırlı olması... Doğaya yabancımıydı, belki hayır... Ama doğaya tapacak kadarda, çaresiz olduğu dönemleri oldu insanın.
İnsanlara yabancımıydı, belki değildi... Toplu avlar, imece gibi işler, komin yaşamı belki insanı mutlu eder...
Fakat insan burada kendi özünü oluşturamaz... Bunu düşünemez, ifade edemez, etse yaşayamaz.

O yüzden derim ki yabancılaşma her zaman vardı... Teknoloji burada bir şey yaptı... İnsan oğlunu bilgiye boğdu... İnsanoğlunun bu bilgiyi denetleme, inceleme, kullanma imkanı kalmadı... Fakat aynen bir eroin gibi bunu almaya alıştı... Daha önceki dönemlere nazaran bilgi alma, eğlenme, gezmek, tüketmek artık sıradan bir olay haline geldi.. Yani artık kimse yan komşunun dedikodularını yapmakla yetinmiyor. Kimse de dedelerimizin askerlik anılarıyla uğraşacak ne istek kaldı, ne de zaman..

Kısaca şöyle dersem, yabancılaşma hep vardı... Nedenleri hep değişkendi. Teknoloji sebep değil sadece hızlanması için etkendir... Bu teknoloji ile insanlara, tek bir insanla yada dar bir çevre ile yetinin derseniz anında terkedilirsiniz.Unutmayalım eskiden ulaşma diye bir sorun vardı... Artık saniyede ulaşabildiğinize göre tüm yaşamınızı onla (dar çevre ile) geçiremezsiniz. Bunu unutun... Deneseniz mutsuz olursunuz.
Yazının bu paragrafını hiç sevmedim... Tam olarak anlatamadım çünkü... Eskiye özlem olacak elbet, ama dönseniz çıldırırsınız... Oh be... Bunu demek istedim.

Çağımızın en büyük yabancılaşma neden olarak bilgi kirliliği dedim ya; Beni yakından tanıyanlar bilir ; günlüklerimde hep bunu yapmaya çalışırım ben...

Sevgili Kardelen işin en kötü yanı, bildiklerimi denetlemek içinde bilgiye ihtiyacım var. Şimdi soruyorum: Ya denetlediğim bilgileri, bildiğim bilgiler yanlışsa..

Baben baba saolasın... Bu kadar pratik yol varken, yıllarca boşuna uğraşmışız... Kötüsünü, iyisini duydumda bu enerjininde, birbirinde dengelemeyi yeminle ilk duyuyorum... Araştıracam.. Saygılar.
 
Bu arada 02 Ekimde Beylikdüzünde bilişim fuarı var ilgilenenler olacaksa hatırlatayım dedim 8)
 
Evet, sevgili Kuyucak!

Dediğiniz gibi “yabancılaşma” hep vardı. İlkel toplumlardaki yaşamın bozulması, değişim yoluyla alışverişin ortaya çıkması, işbölümü, özel mülkiyet, toplumsal sınıfların ortaya çıkması ile birey ile toplum arasında bir yabancılaşma oluştu. Sanat, bu yabancılaşmanın başlangıcı oldu. Ama yabancılaşma burjuva devrimiyle doruğa ulaştı.

İnsanlığın tarihsel gelişimi birbirini izleyen bir süreçtir. Varoluşçuluk ise, makineleşme ile ortaya çıkan bir akımdır. Çünkü insan topluma yabancılaşmıştır. Mutsuzdur. Huzursuzdur. İnsan geleneklerinden kopmuştur. Yaşam anlamını yitirmiştir.

İşte varoluşçuluk böyle bir ortamda ortaya çıkar. Hem o durumu yansıtır. Hem de buna tepki gösterir.

Belki varoluşçuluğu daha başka forumlarda tartışabiliriz.

Şimdi gelelim bilgi kirliliğine…

Dünyada mantıklı bir kimsenin şüphe duymayacağı kadar kesin bilgi var mıdır? Günlük yaşamda doğru olarak kabul ettiğimiz her şey bir çok çelişkilerle dolu değil midir? Kısacası gerçek nedir? Belki yine felsefeye bir giriş yaptım elimde olmayarak.

Neyse… Oralara fazla dalmayalım.

Şimdi demişsiniz ki;

Ya bildiğim bilgiler yanlışsa…

Bilmek ne demek?

Bir şeyi bilmek demek, nedenini, niçinini bilmek demektir.

Bilen insan, o şeyin kaynağını bilir. Sürecini bilir. Yapısını, diğer unsurlarla ilişkileri bilir.

Yani ne demek istiyorum?

O bildiğini temellendirir.

Ben bilgi kirliliğini posmodernizmle ilişkilendiriyorum. Bildiğiniz gibi posmodernizm 1980’li yıllarda Avrupa’da yaygınlık kazandı. Sonra da 1990 yıllarda Türkiye’de tartışılır oldu.

En büyük dayanağım ise, postmodernizmde bilgiyi temellendiremediğinizdir.

Çünkü, postmodernizm; bilgi kaynaklarında, bilimsel topluluklarda çoğulculuğu ve parçalanmayı kabul eder. Mutlak değerler anlayışı yoktur. Yorumlara dayalı seçenekler vardır.

Sonuç ne?

Belirsizlik, parçalanma… Belki de bir karnaval havası…

Hatta adını hatırlayamadığım bir yazar bu konuda şöyle der:

“ Gerçek keşfedilmez, yaratılır”

Ben postmodernist anlayışı benimsemiyorum. Çünkü, gerçek güçten bağımsız olamaz. Her toplumun bir gerçeği vardır.

Kapitalizm, bilgiye(!!!) ulaşmayı kolaylaştırmış ama beyinlerimizi dumura uğratmıştır.

Neden?

Çünkü, insanların kitlesel olarak uyuşturulmaya ihtiyaç vardır.

Neden?

Çünkü, bu düzenin artık az sayıda kapitalistin çıkarına olduğu ve insanlığın ortak yararlarını göz ardı ettiği apaçıktır.

Onun için insan beyinleri uyuşturulur. Bu televizyonla olur. Bu internetle olur v.s. v.s.

Çünkü uyuşturulan beyin, yavaşlar. Bağımlı hale gelir. Küçülür. Durur. Yoksunlaşır.

Dış dünya ile ilişkilerimiz çarpık işler.

Asla internetten edindiğim bilgiyi mutlak anlamda bilgi olarak kabul etmiyorum. Okumuşsam bile, ansiklopedilerden araştırıyorum. Ya da sağlam bir kaynak arıyorum.
 
Üst Alt