Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Sakatlığı Olanların Ahlâkı [Tartışma]

OturanBoğa

Yönetici
Üyelik
9 Ocak 2003
Konular
673
Mesajlar
58,073
Reaksiyonlar
484
Sakatlığı Olanların Ahlâkı

Bülent Küçükaslan*

BİANET / 1 Ekim 2007

Alışılagelen ahlâk öğretisidir: “Sakatlara/hastalara iyi davran, onların ‘eksik yan’larını görmezden gel”. Bu hem yardımsever/şefkatli/iyi insan olmanın gereğidir, hem de iyi insan olmazsan bir gün başına kötü şeyler gelebilir (gelmesin istiyorsan şunları yap/ma, şöyle ol/ma). Bir anlamda ‘iyi ol iyilik bul’ ve ‘kazan-kazan’ şeklinde formüle edilebilecek oyun gibi... Düşününce, ‘böyle olmak’ çok kolay geldi bana. Çünkü toplumsal ilişkilerde ‘böyle olmak’ takdir edilen, getirisi olan, bedeli olmayan eylemlerdir... Sakatlara gelince, onlar bu oyunda insanlara ‘böyle olma’nın fırsatını veren kişiler rolündeler...

Peki, bu iyi bir şey midir? Yani bir kişiyi ‘görmek’, yaşadığı sorunların ortadan kalkması için birşeyler yapmak kendinizi iyi hissetmenin, ‘belâ’lardan korunmanın kefareti midir? ‘Ödülü olmayan’, aksine ‘bedeli olan’ bir durumla karşılaştığında hiç tereddüt etmeden tavır alan bir kişi ile aynı mıdır ‘böyle olan’ biri? Ya da şöyle sorayım: Ancak birşeyler kazanmak karşılığında eylemde bulunmak ne kadar ahlâklıdır? Ve bir mükâfat alabilmenin ‘bonus getiren şeyler’i midir sakatlar?

Toplumun bu sorularla yüzleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir sorunu görmenin, feryadı duymanın, sorumluluk hissetmenin, taraf olmanın, tavır almanın, ötekini anlamak için çaba sarf etmenin, ayağı kayan birinin elini tutmanın ‘ama’sı veya ‘ödül’ü olmamalı; yaşama/ötekine özen göstermenin bilinci ve doyumu yeterli olmalı.

Sakatlar Hâlden Anlar
Sakat olmam ekstra bir ‘özenle’ yaşamamı dayatıyor tabii ki, ama bunları sakat olduğum için değil, Agnes Heller’ın dediği gibi, “ahlakın muhafazakârlara bırakılmayacak kadar önemli olduğu”nu düşündüğüm için, muhafazakâr ahlakın bencilliğine-eksikliğine işaret etmek istediğim için yazıyorum; bir de sakatlığı olanlara ‘içerden biri’ olarak eleştiri getirmek için.

Her fırsatta ifade etmeye çalışırım: Sakatlığı olan insanların sorunu, ellerinin-ayaklarının-gözlerinin olup olmaması değil, bu farklılığı bahane eden toplumun onlara karşı (bilerek ya da bilmeyerek) ayrımcı/ötekileştirici/dışlayıcı/engelleyici tutum takınmalarıdır. Bu ayrımcılık bazen iş başvuruları için "sakat olmamak şartı” şeklinde; bazen kamu binalarına ya da halka açık yapılara erişememe şeklinde; bazen herkesin yararlanabildiği toplu ulaşım araçlarından yararlanamama şeklinde; bazen okula alınmama şeklinde; bazen kiralayacak ev bulamama şeklinde vb. olabiliyor. Yani dışlanmışlıkla/ayrımcılıkla mağdur olmaktır sakatlığı olanların esas sorunu.

Yaşar Çabuklu, Toplumsalın Sınırında Beden isimli kitabında şöyle yazmış: "Ağrı insana yaşamının kırılganlığını hatırlatır, onu kendi bedenine ve başkalarının acılarına daha duyarlı kılar, insanı kendi sınırlarıyla yüzleştirerek eğitir, etik bir duruşun da yardımıyla geride bırakıldığında, kişinin ufkunu geliştirir, onu halden anlar kılar."

Başkalarının acılarını/hislerini paylaşmak/anlamak için illa da onun gibi olmak, acı çekmek gerekmez tabii ki. Ama "acı" çekmenin ne olduğunu yaşamımızda/ bedenimizde duyumsamışsak, o zaman tüm acılara karşı hassas olmak daha bir vicdan ve ahlâk gereği gibi geliyor bana. Bir eşcinselin, kadının, siyahın, mültecinin, Alevinin, x dinine/halkına mensup birinin, varoşlara mahkum edilen işsizlerin, yoksulların, işçilerin sırf bu özelliğinden dolayı dışlanması, birşeylerden mahrum bırakılması, acı çekmesi karşısında nasıl irkilmem, nasıl tavır almam, nasıl dayanışma içinde bulunmam o insanlarla?! Böylesi bir ikiyüzlülüğü, vicdanımla/aklımla yarattığım ahlâk anlayışımla nasıl birarada düşünebilirim?!

Merhum Ulus Baker hoca dışlanan, ayrımcılığa uğrayan, acı çeken insanlarla dayanışmayı, bence bir sosyalist ahlâkına da gönderme yaparak şöyle ifade etmiş zamanında:
Aralık, mesafe değildir. Mesafe birbirine ne kadar yakın, ya da örtüşmüş de olsalar iki şey, iki olgu arasındaki ‘uzaklığı’ ölçen şeydir. Aralık ise, birbirinden istedikleri kadar uzak olsunlar, iki şey, iki olgu arasındaki ‘yakınlığı’ ölçen şeydir. [...] –dünyanın en uzak yerinde gerçekleşen bir olay, bir isyan, bir sömürü, işkence ve eziyet, küçük bir çocuğun faveladaki** mutsuzluk ya da sevinç tarzları- bunlar bize ‘aralıklarla’ bağlanırlar... Öyle ki onlar biziz, biz de onlar çünkü aynı sorunları, -tek ve bir olan- aynı hayatı yaşamaktayız..."​
Evet, dünyanın neresinde ve her ne bahaneyle olursa olsun, ezenlere karşı ezilenler olarak şu-kadarcık bir aralıkla yakınız birbirimize. Hepimiz birbirimizden, yaptıklarımızdan, yapmadıklarımızdan hatta başkalarının yaptıklarından sorumlu saymalıyız kendimizi. Bilmeliyiz ki biz ahlâk ve vicdan sahipleri, tek bir can bir yerde haksızlığa uğruyorsa, iktidar mekanizmalarıyla eziliyorsa, kendi olamıyorsa, istemediği yaşama mahkûm ediliyor, hayallerinden mahrum bırakılıyorsa, ve biz bunun için yüreğimizde acı hissetmiyor, tavır almıyor, gerektiğinde (elimizden geldiği kadarıyla) eylem koymuyorsak ortaya, Nazım Hikmet’in dediği gibi:
“[...] Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. / Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer / ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak / kabahat senin, / - demeğe de dilim varmıyor ama - / kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!"​

* Engelliler.Biz Platformu
** Favela: Brezilya'da gecekondu mahallelerine verilen ad.
 
Kardeşim çok güzel bir yazı. Burada ucundan ahlak felsefesine dalmışsın. Keşke Kant ın "ödev ahlakı" ve Locke den başlayarak Mill e uzanan yararcılık gibi ahlak felsefesinin temel ekollerine değinseydin. Senin bahsettiğin ahlak aslında Kant ın ödev ahlakına çok benziyor. O da bir iyi şeyi yapmak için o iyi şeyden bir çıkarımız olması gerektiği düşüncesini reddeder. O na göre de iyi bir şeyi sadece ve sadece öyle olması gerektiğine inandığımız için yapıyorsak bu ahlaklıdır. Yoksa öteki dünya da ödüllendirilmek, Makyavelin dediği gibi "iyi değilsek bile iyi görünmek zorunda olduğumuz" için değil aksine o davranış ya da düşüncenin öyle olması gerektiğine dair kesin inancımız nedeniyle iyilik yapmışsak bu ahlaklıdır. Dinlerde ifade edilen ahlak anlayışı bu mantığa göre "tüccar ahlakı"dır. Bir şekilde ödül alacağınızı bilerek iyi olursunuz. Ya da kötü oladugunuz takdirde cezalandırılmaktan korktugunuz için iyisinizdir. Oysa bunların hiçbirine ihtiyaç duymadan sadece doğruyu sezip ona doğru yürümek sanırım yürümenin en onurlusudur.

Mesela ben şöyle açayım bunu. Bizim dinimizde bir şehitlik mertebesi vardır. Şehit olacak olanlar düşünürlerki ölümün hemen ardından cennete yükseleceklerdir ve onları orda ebedi bir mutluluk beklemektedir. Bu insanın bir mücadele de ölümü görmesiyle hiçbir şekilde öteki dünyada ödüllendirilmeye ya da bizzat öbür tarafa inanmayan birinin kendini feda etmesi arasında büyük fark vardır. Birisi kantın ödev ahlakına digeri ise tüccar ahlakına yakındır. İ Örneğin bben güneydoğuya gönüllü gittim. ve katıldıgım çatışmalarda öne atılırken asla bir cennet veya hurilerle ödüllendirilme derdinde degildim. Ben orda o yaptıgım şeyin yapılması gerektiğine inanıyordum ve mücadelemdeki ahlaki temel de buydu . yoksa sevap işlemek ödüllendirilmek degil.şte bu yüzden bizler ödev ahlakına vurgu ayaparak insanların korku ve ya ödül mekanizmalarıyla iyi olmalarının ötesinde bunun insan olmanın bir gereği oldugunu vurgulamalıyız.

Yazındaki temel düşünceye sonuna kadar katılıyorum.
 
Yazı çok güzel ve yazıdaki anlayışa kesinlikle katılıyorum.

Doğru ve düzgün bir insana yakışan davranışları sergilemek için bir çıkarımız olmak zorunda değildir.Ama niyese canım kardeşim yaptığımız her davranışın bir nedenini bulmaya çalışan sevgili psikologlarımız kafalarımızı iyice bulandırmış durumdadır.

Davranışlarımızın kökeninde mutlaka bir neden vardır.

Bu çok kötü bir cümle değil, hatta katıldığım bir görüştür. Bu konuda neden ile çıkarı birbirine çoğunlukla karıştırdığımızdan işler arap saçına dönüyor işte.

Geçen hafta çocuk haklarıyla ilgili bir sunum yapmak durumunda kaldım. Ekip olarak beş kişiydik. Sunumu üç kişi olarak planladık ve ben son kapanış konuşmasını yapacaktım.

Sunumuma geçmeden önce katılımcılar için çocuklardan oluşmuş bir fotoğraf sergisi hazırladım.. Berbat fotoğraflardı. Sergiden önce vurgulamaya çalıştığım bir şey vardı.

Bir çok ülke çocuk hakları sözleşmesine imza atmış olmasına rağmen izleyeceğiniz fotoğraf sergisindeki fotoğraflar bu sözleşmeye imza atmış ülkelerin çocukları.

Katılımcılar içeriye gelip yerlerini aldıklarında bir ölüm sessizliği vardı. Müzikle birleşen fotoğraflar öylesine derin iz bırakmıştı ki katılımcılarda, rağmenlere rağmen yapılabilecekler var mı diye başladım sunuma.

Hiç bir çıkarı olmayan onlarca katılımcının sözleri ,düşünceleri yalan olamaz.Kendimizi kendimize bırakabildiğimiz an, ağızlarımızdan dökülenler, yüreğimizden kopup gelenler sadece ve sadece insanca
 
Burada AHLAK kavramına bir açıklık getirmeden önce ; Sakatların ahlakını tartışmak sizi bilmem ama beni yanlışa götürür. Zaten benim hayatım boyunca anlatmak istediğim şey, ahlak denilen çoğu şeyin ahlaksızlık... Ahlaksızlık denilen çoğu şeyinde ahlak olduğudur.

Toplumları yönetenler/yürütenler sistemin aynı şekilde yürümesi için yapılması ve yapılmaması gereken bir dizi eylem koymuşlar. Bunu benimsetmişler, ezberletmişler, kafalara mıh gibi kazımışlar. Bu kafa denen lanet şeyde, her ne yaparsan yada yapmazsan oradan bağırıyor... Ahlaklı yada ahlaksız diye... Bu lanetin adıda VİCDAN... Aynı paket proğram gibi çalışıyor insan... Vicdan, yani insanın kendi polisi, içindeki polis, bağırıyor oradan, ahlaklı yada ahlaksız adam, diye. Tabi kadın diye de... Neyse... konumuza dönersek; Şimdi sakatların engellendiği mimari yapıları yapanları, yaptıranları, izin verenleri en büyük ahlaksız diye suçlasak mesela. Yada onlara iş vermeyenleri ulusal gazetelerde vergi yüzsüzleri gibi, işte ahlak yüzsüzleri diye sıralasak .. Onları eğitmeyenleri, ahlaktan nasibini almamış diye göstersek..

Burada, bu sitede bulunan kimin yüreğini acıtır, böyle desek? Kimsenin.... Mesela komşusu açken, tok yatan bizden değildir, denilir. Ama ahlaksız oğlu ahlaksız denilmez... Sahi nedir Ahlak? Önce oraya bir varalım....Şu anki ahlak kuralları, Amazondaki, cangıl kurallarından da beter çünkü... Sakatların ,ezilenlerin, ahlaklı olma diye bir derdi olmamalı bence diyeceğim ama, orada bir çok evrensel değer de var. Tekrar soruyorum nedir ahlak?
Saygılar...
 
Ahlak için aklıma gelenleri söylüyorum ; iyi konuşma,iyi davranma,iyi hareket etme ,iyi işler yapma, toplarsak insanın kendi ve diğer insanların iyiliğine veya yararına göre yaşamasıdır.Ya da iyiliklerin toplamıdır.
 
Agnes Heller, "Ahlak, tek bir kişinin uygun davranış normları ve kurallarıyla pratik ilişkisi olarak betimlenebilir" diyor "Bir Ahlak Kuramı" kitabında.
Türk Dil Kurumu da, "Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları" diyor.

Tabii, evrensel ahlak kuralları bütünlüğünden söz etmemiz imkansız. Bir toplumda/mahallede/ailede/mekanda/zihinde uygun olan ahlak kuralları başka yerde/zihinde uygun olmayabiliyor...
Ahlak teorisi çok derin bir konu... Benim tartışmak istediğim, ahlaklı olurken, sadece "kendine müslüman" olunmasındaki çarpıklığa dikkat çekmek. Bu hem ödül beklentisi yanıyla, hem de başkasının (bizim gibi olmayanların, bizim gibi düşünmeyenlerin) haline/anlayışına karşı duyarsız, hatta tepkili olunması yanıyla "ikiyüzlü" geliyor bana.

Not: Ek$i Sözlük'de "ahlak" başlığına ulaşmak için buraya tıklayın.
 
Ödül beklemeden yapılan iyiliklerde dahi iyi bir ödül vardır aslında. Oda ruhun huzura kavuşmasıdır. Bir insan için en büyük ödül bu olsa gerek.
Karşılıksız sanılan iyiliklerin dahi böylesine bir ödülü var madem, karşılıksız iyilik varmıdır? düşünmek gerek.
 
Dostoyevski, Karamazov Kardeşler'de şöyle diyor:
"Söyler misiniz sayın pederler, niçin perhiz ediyorsunuz? Perhiz ediyorsunuz diye göklerde ödüllendirilmeyi niçin umuyorsunuz? Böylesi bir ödül uğruna ben de perhiz ederim! Olmaz, kutsal rahip, olmaz, manastıra kapanarak ekmek elden su gölden yaşayıp, böylesi bir yaşam için de göklerde ödüllendirilmeyi bekleyeceğine, ömrünce erdemli kal, topluma iyiliğin dokunsun... bu çok daha çetin bir yoldur işte."
 
bu yazı herşeyi açıkca çok güzel dile getiriyor!..
 
William Saroyan, “Herkes - kendi gördüğü şekliyle - kötü bir dünyada yaşayan iyi bir insandır.” demiş.

Yani, hiç kimse, "ben kötüyüm, bilerek ve isteyerek kötülük yaparım" diyerek kötü olamaz! (Öyleleri varsa bile bizim değil, psikiyatristlerin sorunudur bu..)

Ancak, yaptığı hareket, toplum ya da başka birisi tarafından "iyi" bulunarak takdir edildiğinde ya da "kötü" bulunarak eleştirildiğinde o zaman doğru ya da yanlış mı olduğunu anlayabilir.

Hadi onu geçelim.. Daha Türkçesi.. "Yoğurdum ekşi" diyerek yoğurt satanı gördünüz mü pazarda.. Ben görmedim.


Lâkin, bütün bu kavramlar (iyilik-kötülük, erdem, ahlak vb.); soyut ve göreceli (izafî) kavramlardır. Gözle görülmez, elle tutulmaz, zamana-mekâna-kişiye göre değişiklik gösterirler.

Örneğin; bir Müslüman, iyilikten de öte, "kutsal" bildiği inek kurban etme eylemini Hindistan'da Hinduların çok bulunduğu bir bölgede ifâ etmeye kalksın bakalım.. Sıkıyorsa. :twisted: Ya da bir Fransız, "bir mahsuru yoktur, hatta sağlığa iyi bile gelir" diyerek, Türkiye'de salyangoz pazarlamaya kalksın.. Kaç saat dayanır acaba? :twisted:


Edebî ve felsefî tanımlarını bir yana bırakalım.. "Toplumun çoğunluğunca kabul gören hasletler" olarak ele alsak bile, bu kavramları net olarak tanımlamak pek kolay değil.. :(

Çünkü üzerinde yaşadığımız coğrafyanın mozaiği öylesine zengin ki; dinsel, etnik vb. ayrımları bir kenara bırakalım, halkın çoğunluğu sağlıklı ve kaliteli eğitimden + eşit dağıtılmış gelirden çok çok uzaklarda. Böyle bir mozaikte sözünü ettiğimiz kavramların "tek bir tanımı vardır, herkes de ona uymak zorundadır" diyen varsa beri gelsin..

Güzel ahlak, erdem vb. sağlıklı ve kaliteli eğitimle kazandırılabilecek bir özelliktir. E.. sağlam insanların bile bu olgudan ne kadar yoksun olduklarını görüyoruz.. Sakatların eğitim oranının daha da düşük olduğunu da biliyoruz.. O zaman burada pek anormal bişey yok bence.. Anormallik, sağlıklı ve kaliteli eğitimin olmayışında, buna bağlı olarak toplumdaki gelir dağılımında amansız uçurumların olmasındadır.



OturanBoğa' Alıntı:
... Benim tartışmak istediğim, ahlaklı olurken, sadece "kendine müslüman" olunmasındaki çarpıklığa dikkat çekmek. Bu hem ödül beklentisi yanıyla, hem de başkasının (bizim gibi olmayanların, bizim gibi düşünmeyenlerin) haline/anlayışına karşı duyarsız, hatta tepkili olunması yanıyla "ikiyüzlü" geliyor bana. ...[/url]

Bülentçim, burada katılmayacağım sana. :(

Tanımadığım, haklarında hiçbir şey bilmediğim insanların düşüncelerine/haline/anlayışına karşı niye duyarlı olayım, bana göre yanlış işler yapıyorlarsa niye tepkili olmayayım, pek anlayamadım. :roll: İkiyüzlülükle yan yana koyamadım bu durumu. Kırkpınar güreşlerinde cazgır bağırır hani: "işte meydaaaaan, işte pehlivan".. Gelsin buraya, anlatsın kendini, tartışalım, ikna ederse beni eyvallah.. Duyarsız kalmayayım, tepki göstermeyeyim hatta destekleyim.. Ama tersi olursa, yani ikna edemezse beni lütfen gölge etmesin!!
 
Benim kafam karışmaya başladı arkadaşlar....

Genel anlamda "ahlak" kavramını tartışacaksak dipsiz bir kuyuya düştük demektir bu bana göre.

Ben yazıyı genel anlamıyla okuduğumda çok beğendim ve bunu da dile getirdim.Evet çıkartmaya çalıştığım sonuç, hemen herşeye bakarken kendimize göre yorumlamamızla bir şekilde ilintili.

Eğer bir ayrımcılıktan söz edeceksek ve buna karşı olacaksak tüm ayrımcılıklara karşı olmak bir esastır.Aytımcılığın şunlarına karşıyım şunlarına değilim gibi basit bir mantık yürütemeyiz elbette.

Ama ayrımcılık kavramının içinde neleri barındırdığını tartışabiliriz. Kıstasları yorumlayabiliriz.Tabikii akıl süzgecinden geçirerek.Ve bilimsellikten de hiç ayrılmadan.

Ben burada sadece başlığa takıldım.Çok ta üstünde durmamıştım ilk okuduğumda ama şimdi biraz durmak istiyorum.

Sahi bülentcim;

Sakatlığı olanların ahlakı ne demek?

Sakatlara/hastalara iyi davran, onların ‘eksik yan’larını görmezden gel”.

Yani bu cümlenle aslında diyorsun ki iyi insan olabilmek için bir çıkar adına yukarıdaki kişilere iyi davrananlar sakat bir zihniyete sahip olan kişilerdir.

Doğru anlamışmıyım?

Gerçekten oldukça sakat bir düşüncedir bu, hatta madem ki ahlak konusunu irdeliyoruz kelimenin tam anlamıyla bir ahlaksızlık örneğidir benim için.

Yazının devamında bunu açıklıyorsunda bana soracak olursan. Ama bu başlığa bakan biri yazının içeriğini anlamazsa eğer, şöyle bir düşünceye sırf başlık için kapılabilir.

Sakat durumunda olanların bir ahlakı vardır.Yani herhangi bir şekilde sakat olanların bir ahlakı vardır.

Sakat olmayanların da varmıdır gibi bir soru bazılarının aklına geldiyse hiç şaşırmam.

Kırmızılara baktığımda da sol ahlakını görüyorum bu arada. :D

Ya gerçekten işi sulandırmak niyetinde falan değilim.Konunun özünden bir parça ayrılmışız gibi geliyor bana, ki her zaman dediğim gibi bunu çok ta seviyorum...

Evet haklısın dostum,

Toplum bir çok sorularla yüzleşmeli artık. Birine ait bir sorunla ilgilenmek, sorumluluk hissetmek, tavır almak, ötekini anlamaya çalışmak ve hatta anlamak ve anlamak için çaba sarfetmek ahlakla falan ilintili değil, insan olmanın özüdür.

Bunları yapmak istemiyorsa kişi yine ahlaksız falan değildir, benim tanımıma göre insan değildir de demek çok doğru değil, kendi seçimidir sadece.

Dünyaya bakışımızda insan gibi yaşamanın algısı neyse ona göre davranış göstereceğimizi düşünüyorum.
 
Baben' Alıntı:
Tanımadığım, haklarında hiçbir şey bilmediğim insanların düşüncelerine/haline/anlayışına karşı niye duyarlı olayım, bana göre yanlış işler yapıyorlarsa niye tepkili olmayayım, pek anlayamadım.
Tepki ver, eleştir tabl kii abi. Herkesin görüşünü benimse demiyorum ki zaten... Benim dediğim, toplumsal yaşamda koyulan kurlların/yasaların herkes için eşit olmasıdır, ve kötü olan da bu normlara/kurallara uymamak olmalıdır.
Şöyle bir örnek vereyim: Her çocuk eğitim alma hakkına sahiptir, herkes toplu ulaşım araçlarını kullanma hakkına sahipti, herkes eğitimini aldığı/hak ettiği işte çalışma hakkına sahiptir, herkes kamu hizmetlerinden eşit oranda yararlanma hakkına sahiptir, herkes -şiddet içermediği ve şiddete davet etmediği sürece- düşüncesini ifade etme hakkına sahiptir, herkes toplumun saygın ve eşit bir bireyi olarak yaşamın her alanında varolma hakkına sahiptir, herkes kanunlar önünde eşittir vs.vs.vs. Bunlar evrensel normlardır. Ben diyorum ki, ne sakat olmak, ne eşcinsel olmak, ne Ermeni olmak, ne Müslüman olmak, ne Alevi olmak, ne Çingene olmak, ne ateist olmak, ne sosyalist olmak... bu haklardan yararlanmama engel olarak önüme çıkarılamamalı. Kimse bana sakatsın/eşcinselsin/Ermenisin/Müslümansın diye "dur, yapamazsın, edemezsin, giremezsin" diyememeli. Elbette herkes herşeyi eleştirecek, karşı çıkacak; ama yukarıda saydığım o temel haklar hepimizin olmazsa olmazı olmalı ve hepimiz hepimizin bu hakkına saygı göstermeli, dahası o haklar için mücadele etmeliyiz: Seninle aynı fikirleri paylaşmıyorum, ama fikirlerini özgürce söyleyebilmen, kendin olabilmen için sonuna kadar mücadele ederim.

Tam da buradan andante'ye geçmek istiyorum.

"Sakatlığı olanların ahlakı ne demek?"
Sakatlığı olanların ahlakı, demek, kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma, demek. Senin gibi düşünmüyor, senin gibi değil, farklı diye, birilerini en temel haklarından mahrum edecek mekanizmaların içinde yer almak, karşısında yer almamak, bana yanlış geliyor. Otistik ya da zihinsel geriliği olan bir çocuğa sahibim diye kiralayacak ev bulamıyorsam, X diye ev bulamayan kişinin yaşadığı soruna nasıl duyarsız kalabiliri?! Ben, herkesin eşit şekilde ev bulabilmesini isterim... Köpekleri çok sevmekle, sadece kendi köpeğini çok sevmek; çocuklara okulda şiddet uygulanmasın demekle, benim çocuğuma şiddet uygulanmasın demek arasındaki fark gibi... Biz herkes için özgürlük/eşitlik mi istiyoruz, yoksa sadece kendimiz için ayrıcalık mı?

"Yani bu cümlenle aslında diyorsun ki iyi insan olabilmek için bir çıkar adına yukarıdaki kişilere iyi davrananlar sakat bir zihniyete sahip olan kişilerdir."
Sadece eksik bi ahlak anlayışına, duruşa, ikiyüzlülüğe işaret etmek istiyorum. Hırsızlık, adam öldürmek, tecavüz, ayrımcılık vb. şeyler yanlış mıdır, yoksa sadece o işi yapan kişi yakalanırsa mı suç oluşur? Tabii ki suç işlendiğinde yanlıştır, sonrasındaki süreç apayrı bir konudur. Düşen birine el uzatmak iyi midir, yoksa sadece bizi ödüllendirecek birileri tarafından izleniyorsak mı el uzatmalıyız? Birinin sorununu çözmek midir aslolan, yoksa o sorunu çözerken karşılığında ne kazanacağımızın hesabını yapmak mı? Yani vicdanımız mıdır yol göstericimiz, yoksa çıkar beklentimiz mi? Düştüğümüzde doğal bir güdüyle/bilinçle elini uzatan kişinin elini mi tutmak isteriz, yoksa bir aferin/sevap kazanmak için (yani kendisi için) elini uzatan kişinin elini mi? Yani kamunun ortak birikimlerinden insanca yaşamanın gereği olan maaşı mı almak isteriz, yoksa iyiliksever birilerinin sadakasını mı?
Bence arada fark var...
 
Sevgili oturan boğa,
Bir mükafat alabilmenin bonus getiren şeyleri değilidr sakatlar.
nerden vardınız bu tesbite ?
çalıştığım okulda herhangi bir işimi maddi beklenti karşısında yapıyor insanlar.
kimse bana' iyilik yap iyilik bul 'formülünü düşünerek yaklaşmıyor.
yoksa ben sakat değil miyim?
ayrıca diyelim ki ;maddi beklentileri olmasa bile
kimden ne mükafat bekliycek bana iyilik yapan bu insanlar.

ahlak sürülmüş yerine kötülük geçmiştir mi demeliyiz
bedel ödüyceksek.
kısaca;
''sakatım halden anlarım''dersem yalan olur .
anlarmıyım ki onu da bilmiyorum.
insanı dış görünüşü,maddiyatı,mezhebi,dini vs..ile değerlendiriyor bütün dünya bende dünyaya ayak uyduruyorum.
 
Bugün okuduğum bir köşe yazısında M. Foucault'dan bir alıntı vardı. Tam da benim bu tartışmada söylemek istediğimi söyleyen bi alıntı:

“... 'Herhangi bir ölüm, bir çığlık, bir başkaldırı toplumun genel çıkarı karşısında değer taşımaz', 'şu ya da bu ilkenin içinde bulunduğumuz özel koşullarda anlamı olamaz' diyen adama faydacı deniyorsa eğer, benim için bu kişinin siyasetçi, tarihçi, devrimci, milliyetçi şu ya da bu haklı davanın yandaşı olmasının önemi yoktur.
Benim teorik ahlakım bunun tersidir…
Bu ahlak, tek tek ve her özgürlük arayışlarına saygılı, evrensel değerleri tahrip eden her iktidara karşı tavizsiz olmak demektir.
Bu, basit, ama zor tercihtir.
Çünkü her şeyi aynı anda sorgulamayı gerektirir. Biraz, herhangi bir sorunu şekillendiren, yönünü etkileyen 'tarih'in dışında kalmayı, biraz da bu soruna kaçınılmaz olarak sınırlar koyan 'siyaset'in gerisinde durmayı gerektirir...
Bu benim işim:
Bunu yapan ne ilk ne tek insanım. Ama onu seçen benim...”​
Yazısında bu alıntıyı yapan yazar bir de ekliyor: "demokrasi siz onu başkası için isteyebildiğiniz ölçüde demokrasidir."
Evet, ahlaklı olmak diye -ben- tam da buna derim işte...
 
bence ahlak illede toplumda genel kabul görmüş değerler bütününü savunmak değildir.
orospunun puştun,pezevengin hortumcunun hırsızın, uğursuzun vs vs ninde ahlakı vardır.
bi raconu vardır.
o.boğa'nın örneklediği M.Faucault ahlaka dar bi pencereden ya da şöyle söyleyeyim
sosyopolitik açıdan bakmış.
ahlak soyut bi kavramdır bi şabloma bi klişeye sığdırılamaz.
ama ille bi tarifi gerekiyorsa ben çetin altan'ın tarifini benimsedeğimi söylemek isterim.
AHLAK KENDİ İÇ MUHASEBENİ YAPTIKDAN SONRA DOĞRU BİLDİĞİN ŞEKİLDE DAVRANMAKTIR" der.
toplumun ,kanunların,gelenek görenek,töre ve dinsel öğretilerin şartlandırdığı
beynini yıkadığı şekilde davranmak ahlak değildir.
SAKATLIĞI OLANLARIN AHLAKI yerine
AHLAK ANLAYIŞININ SAKATLIĞINI TARTIŞALIM.

bide çok sevdiğim bi laf vardır.
gerçekden ahlaklı mısınız..? yoksa ahlaksız olmak için elinize fırsat mı geçmedi..?
TV de ramazan proğramında bi dini sohbette adam dedi ki;
..vs vs vs.. bi rüşvet bi suistimal olayı gibi bişey anlatıyor.
ben 100.000€ ile sınandım hayır diyebildim ama 200.000€ ile
hiç sınanmadım inanın ben de merak ediyorum..!

şimdi mesela sana sorayım bülent:
bu site binlerce engellinin huzur bulduğu nefes aldığı bi sığınak bi ada.
kaç para için bu siteyi kapatıp çekip gidersin?
hadi sana ahlakın göreceliğiyle ilgili bi sınav sorusu:
yüzlerce kişinin mutsuzluğuna karşı verilecek parayla köşeyi döneceksin.
hadi de bakalım :wink:
 
Mmmm, bu soru çok kolay ama bayke... Yani en iyi fiyatı tutturur, sonra gider çok çok daha güzel yeni bi site açarım. :)
Benim kazancım başkalarının zararını getiriyorsa, -büyük konuşmayayım ama- o kazancı reddetmek için bi saniye bile düşünmem.

Ahlak anlayışı tabii ki çok soyutur. Ama benim çok somut olması gerektiğini düşündüğüm tavır (ve bence ahlakı da ahlak yapan tavır), "tek tek ve her özgürlük arayışlarına saygılı, evrensel değerleri tahrip eden her iktidara karşı tavizsiz olmak demektir". Hiç bir koşul öne sürmeden, herkes için özgürlük, adalet, hak, yaşam... isterim.
 
bernar show bi toplantıda her kadının/herkesin bi fiyatı vardır der
kraliçe bozulup suratını asarak yanından uzaklaşır
ama bi müddet sonra yanına gelip
- benim de mi bi fiyatım var der
- evet sizin de var der B.Show
- peki sizce nedir benim fiyatım?
- bak gördünüz mü anlaştık iş pazarlığa kaldı :)

bülent senin bahsettiğin Thomas More'un ütopyası :)
 
"Sakatlığı olanların ahlakı nedir?" diye soruluyor ya. İşte sakatlığı olanların ahlakı, Fuzulüm'in yaptığını yapıp dinsizleri dışla(ya)mamasıdır. Bir dindarın çıkıp Fuzulim'e, "Hooop! Senin, birilerini, senin gibi değil, senin gibi düşünmüyor diye dışlamana izin vermem" demesidir. Yani kendisi için istediği eşitlik/adalet/özgürlük talebini herkes için dillendirmesi ve savunmasıdır. Yani "fuzulim" olmamasıdır, "fuzulim"e tepki vermesidir.
 
Biliyormusun sevgili oturanboğa....

Çok dürüst bir itirafta bulunacağım. Bana bu dünyada tanıdığın en ahlaklı kişi kimdir diye sorsalar düşünmek zorunda kalırdım seni tanımadan önce.

Tanımladığın ahlak tanımıyla tanıdığım en ahlaklı kişisin. Çoğu kez fikirlerine katılmasam da, inandığın düşünceleri hemen hemen her alana yayabildiğin için seni en ahlaklı kişi olarak ilan edebilirim.

Çok ama çok iyi tanıdığım, tüm özelliklerini bildiğim biri değilsin. Bir konu da ortaya bir düşünce çıktığında Bülentin tavrı şimdi böyle olacak diye hedefi tam 12 den vurabiliyorum sen söz konusu olduğun zaman.

Bernard Show benimde sevdiğim birisi olmakla beraber onun;

İnsana ait hiç bir şey beni şaşırtmaz cümlesini mantığım doğru olarak hep kabul etse de ve ne kadar haklı adam desemde ben insanlar konusunda şaşırmaya devam ediyorum....

Mesele inandığın gibi yaşamanın çok daha ötesinde. İnandığın gibi yaşamak, içinde bir çok ahlaksızlığı barındırabilir. Şöyle ki;

Hep düşünmüşümdür silah tacirleri mesela ahlaklı kişilermidir?

Ya dünya savaş alanı. Savaşın olmadığı bir yer yok. Birileri bir yerde birilerini daima öldürüyor. Kadın, erkek, yaşlı çocuk demeden. Çok ahlaksızca bir şey mesela savaş.....

Ama diğer tarafta ticaret diye bir şey var. İnsanlar yaşamlarını bir şekilde sürdürmek zorunda mesela. Savaş tacirleri olmasa savaşlar bitecek mi?

Birileri de yaşamını idame ettirebilmek için bu alanı kullanacak değil mi?

Ve çok rahatlıkla da; ne yapabilirim ki, yaşam benim için devam ediyor ve para kazanmak zorundayım diyebilecektir.

Ve birilerinin kanlı acı dolu gözyaşları bir başkasının mutluluk dolu kahkahalarına dönüşebilecek.

Burada tanımladığın ahlak nerde diye sorasım geliyor. Eğer bu kişi tanımlanan ahlak tanımına göre gerçekten ahlaklıysa, çocukların gözyaşlarından gözleri buğulanabiliyor, kadınların yok oluşundan utanabiliyor, ve dünyanın her anlamda rezilleşmesine içi burkuluyorsa seçimini farklı alanlara kaydırmasıyla söz konusu olabilir ancak...

Benim için önce kendim vardır ve kendimin mutluluğu, diğer özellikler sadece bu dünyanın renkleridir ve benim ilgi alanıma girmez diyerek seçimini yaptıysa, tutarlılığı yüzünden saygı görmemle beraber, gölge etme diyeceğim bir durum oluşur kendiliğinden.

Para çok şeydir, ve çok önemlidir, her düşünürün, her edebiyatçının söyledikleri birebir doğru değildir, seçimini yaparken yine düşlediğin bir dünya yaratmak için kullanma sebebin ne kadar ahlaklı biri olduğunun kesin garantisidir.

Ahlaksızlar çoğunlukla dünyanın en büyük dansözleridir ve fark edilirler, ya bugün ya yarın.....ama bir gün mutlaka..
 
Engelliler kendileri için gösterdikleri hassasiyeti tüm dışlanmışlar için gösteriyor mu? [Tartışma]

Engellilerin engellilik konusunda gösterdiği hassasiyet neden cinsel tercihler (ya da diğer dışlanmışlıklar/ezilmişlikler) konusunda gösterilmiyor?
Her insana yaşam hakkı ve özgürlük olması daha doğru olmaz mı?
 
bence kişiden kişiye farklı şekilde çıkarı yönünde bakış acısını etkiliyor.

çünkü insanoğlu olarak benciliz.bizler kendi çıkarlarımız doğrultusunda düşünüyoruz. bir konuda ,dezavantajlı grupların birbirine bakış açısı tartışmaya açılmıştı. bu konu başlığında eşcinselin de engelliler gibi dezavantaj grubu içinde olduğunu, engellilerin eşcinseller hakkında düşünceleri sorgulandı. bir çok engelli arkadaş sadece sorun olarak kendi sorunlarını görebildiği için eşcinsellerin kendi seçimi olduğunu başlarına ne geliyorsa hakettikleri şeklinde yorumlar yapmışlardı.bence bütün bunlar ben merkezli düşündüğümüzden kaynaklı.
 
Üst Alt