Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Sakat-Engelli, Kim?-Ne? [Tartışma]

OturanBoğa

Yönetici
Üyelik
9 Ocak 2003
Konular
673
Mesajlar
58,040
Reaksiyonlar
408
Sakat-Engelli, Kim?-Ne?

Bülent Küçükaslan

Geçenlerde ‘Dünya Engelliler Günü’ydü. Her 3 Aralık’ta olduğu gibi yine “duygusal” içerikli -işkembe-i kübradan- söylemler mırıldanan insanlar boy gösterdi her yerde... O kadar ki, her gazetede engellilerle ilgili bir yazı, her televizyonda bir görüntü vardı; siyasetçiler, gazeteciler, televizyoncular, sivil toplum örgütleri vs. engellilerden “özür” dileyip, “doğru”yu işaret ettiler, bilmiş bilmiş (!); ya da aymazlık yapıp, övündüler...

Bir yönüyle alıştık bunlara, ama yine de yutmadığımızı, yapılanlarla birlikte yapılmayanları da gördüğümüzü göstermek açısından, sürekli yazıp-konuşmak gerek. Bugün de onu yapacağım... Ama daha önce, altını bastıra bastıra çizmek istediğim bir şey var; sakat ve engelli kelimeleri arasındaki fark. Zira birçok kişi sakat-engelli kelimelerinden hangisini kullanacağı konusunda tereddüt yaşıyor.

Son söyleyeceğimi ilkten söyleyerek başlayayım: Kişi, 1) sakat ve engelli, 2) sakat ama engelsiz, 3) sakat değil ama engelli olabilir.
Örnek verecek olursak;
1) Felç bir sakatlıktır ve bu sakatlıktan dolayı özel bir çözüm olmaksızın yüksek bir yere uzanamaz ya da merdiven kullanamaz. Bu durumda yükseğe uzanan ya da merdiven dibinde kalakalan felçli biri aynı zamanda engelli de olmuş/kılınmış demektir. Ve/fakat aynı kişiye bilgisayar kullanırken engelli denilemez.
2) Sağırlık bir sakatlıktır, ama sağır olmak, yüksek bir yere uzanmak ya da merdiven çıkmak için bir engel teşkil etmez. Bu durumda yükseğe uzanan ya da merdivenle karşılaşan sağır biri için engelden bahsedilemez. Ve/fakat aynı kişiye kalabalık bir ortamda seslenildiğinde ve o çağrıyı duymadığında, peki ala –işitme- engelli denilebilir.
3) Hiçbir sakatlığı olmayan ama sigara içen ya da beden sağlığına dikkat etmeyen biri için ‘koşamaz, spor yapamaz’ denilebilir. Bu durumda o kişi koşmak ve spor yapmak konusunda engellidir.
Bebek arabasıyla bebeğini gezdiren bir annenin, yaşından dolayı hareketlerinde kısıtlanma olan yaşlı birinin ya da ayağı kırılan ve iyileşene dek alçıya alınan birinin yüksek bir merdiven karşısında kalakaldığını düşünün. Bu kişiler çevresel koşullar yüzünden engellenmiş ve engelli olmuş demektir.

Yani engellilik çevresel ve toplumsal tutumların/tercihlerin sonucu olarak ortaya çıkan (dışsal) bir durum/kavramdır; sakatlık ise fizyo-anotomik (içsel) bir durumdur (tabii bunu derken, toplumun/yönetilenlerin, sakatlığın önlenmesi için gerekli düzenlemeleri yapmayarak (trafik kuralları/koşullarının iyileştirilme(me)si, anne-çocuk sağlığının önemsen(me)mesi, sosyalizasyon sürecinin doğru planlan(ma)ması vs.), sakatlığa yol açan koşulları yarattıklarını da özellikle vurgulamak gerek).

Şimdi bu sakat (içsel) ve engelli (dışsal) ayrımını doğru bir şekilde yaptıktan sonra, gelelim bu kelimelerin nerede/nasıl kullanılabileceklerine ve nerede/nasıl ön plana çıkarılabileceklerine.
Günlük yaşamda hepimiz yüzlerce insanla karşılaşır, onlarcasıyla da tanışır ve sohbet ederiz. Ve günün sonunda başımızı yastığa koyup düşündüğümüzde, tanıştıklarımızı kim (hangi kişi?) olduklarıyla, karşılaştıklarımızı ise –kim olduklarını hatırlayamadığımız için- ne (hangi şey) olduklarıyla hatırlarız.
Bir örnekle açıklayayım: Nisan ayında 300’e yakın üyemizin katılımıyla ve sponsorlarımızın desteğiyle Wattabe’de enfes bir Yaza Merhaba Partisi düzenlemiştik. O gün neredeyse herkesle merhabalaşmış ve sohbet etmiştim.
Günün sonunda -isim hafızamın zayıflığından dolayı- tanıştığım kişilerin bazıları benim için Çiğdem, Barış, Bülent, Ayhan, Nafiye... olmuşken (yani isimleriyle, kim olduklarıyla belleğimdeyken), bazıları ise andante, yağmur, catwomen, semino, kaderb gibi forumdaki kullanıcı adlarıyla var oldular. Bunların yetmediği yerlerde ise öğretmen, mühendis, öğrenci, kırmızı gömlekli, gözlüklü, sarışın, esmer, Bursalı, Ankaralı... olarak hatırlamaya çalıştım insanları (yani ‘ne oldukları’yla).
Ama bazen bunlar da yetmedi. İşte bu durumlarda, yani kim olduklarını hatırlayamadığım durumlarda, kim olduklarını hatırlamak için mutlaka ne olduklarını düşünmem gerekiyordu ve bu durumda o kişiler benim için topal, kör, sağır, dudak okuyan, tekerlekli sandalye kullanan kişiler oluveriyordu; yani ne olduklarını hatırlamaya çalışıyordum.

- Çiğdem
- Hangi Çiğdem?
- Hani var ya kullanıcı adı Çiğdem Yüksel olan.
- Hatırlamadım..?
- Yahu hani turkuaz renkli bir eşofman giyen başörtülü kız.
- ...
- Hani bir grup halinde geziyorlardı.
- Yok hatırlamadım..?
- Yuh sana! Yahu hani topallıyordu, dizini tutarak yürüyordu ya. Tekerlekli sandalye kullanan Bülent’le sohbet ederken yanımıza gelmişti. Hatırladın mı?
- Haaaaa, hatırladıııım!
- Çok şükür!

İnsanlar ne olduklarıyla değil, kim olduklarıyla hatırlanmak ve tanınmak isterler.
Önemli olan kim olduğumuzdur, ne olduğumuz ikincil-ve çoğu zaman önemsiz- bir konudur.
Bülent kim?
Engelliler.Biz’in yöneticisi
Bülent ne?
Omurilik felçli, tekerlekli sandalye kullanıyor, uzun boylu, kumral, emekli...

***
Tanımlamanın, yukarıda anlatmaya çalıştığım yönüyle bir nezaket ve empati dili ile yakından alakalı olduğunu söylemek sanırım çok yanlış olmaz.
Bu aslında bir yönüyle sorunun ne kadar kolayca aşılabileceğine işaret etmesi açısından güzeldir, ama bazı dostlarımızın “onca sorun varken ne işimiz var bu nezaketle, empatiyle!..” diye düşünebileceğini bildiğim için, bu, engelli-sakat ve kim-ne ayrımının önemini biraz daha vurgulamak yararlı olabilir. Bu vurgu için sevgili dostum Gökhan’dan bir alıntı yapmak istiyorum:

  • “Sakat-engelli arasında bir ayrım yapmak gerekli görünüyor. İngiltere'deki engelli hareketi de "Impairment" ve "disability" arasında bir ayrım yapma ihtiyacı duymuştu (daha önce feministler tarafından benimsenen "sex" - "gender" ayrımı gibi). Bu fark vurgulanmayınca "özürlü"lerin ezilmesi onların fiziksel durumlarının doğal bir sonucuymuş izlenimi veriyor. İşte engelliliğin hiç de bedenin fiziksel durumundan kaynaklanan bireysel/medikal bir sorun olmayıp, tam aksine belirli toplumsal ilişkilerin bir sonucu olarak 'yaratıldığını' vurgulamak için engelli hareketinin kendisi şöyle bir ayrım getirmiş:
    "Impairment" (Türkçede belki sakatlanma diyebiliriz): bedenin bir uzvunun ya da o uzvu işlevsel olarak kullanma yetisinin olmamasıdır. Engellilik ise "normal" bedeni imtiyazlı kılan belirli toplumsal –ekonomik, siyasal, kültürel, uzamsal- ilişkilerin sonucudur.
    Örneğin bacaklarımı işlevsel olarak kullanamamam, bir sakatlanma durumudur, ama bunun sonucunda dışarı çıkamamam, iş bulamamam, bunu çok vahim bir durum olarak görmem vs. vs. "engelli" olduğuma işaret eder.

    Ancak, bu ayrım da son dönemde 'sakatlanma'nın bile (?) belirli toplumsal mekanizmalarca 'üretilmiş' olduğuna yönelik vurgularla eleştirildi.
    Yine de neredeyse tüm engelli örgütlerinin dahi sakatlanma-engellilik arasındaki ayrımından bihaber göründüğü bir durumda, bu ayrımın farkında olmak, ne uğruna ve nasıl mücadele edileceği açısından önemli gibi.”
***
Alt-Üst Kimlik kavramlarının çokça tartışıldığı bu günlerde, kavramların doğru kullanılmasını sağlamanın ve bu vesileyle/sayede ayrımcılılığa yol açacak bütün tanımlamaların önüne geçilmesinin önemli olduğu kanaatindeyim.

Ne olduğumuzun -en- öne çıkarılması; hem ‘kim olduğumuz’u önemsiz kılması açısından sakıncalıdır, hem de insanları binlerce kategoriye ayırması açısından ayrımcıdır.
Ve ayrımcılık suçtur (TCK Md. 41).

Sakatlık ibaresinin nüfus cüzdanlarına yazılması için yönetmelik çıkarıp, yurttaşlara kim olduklarının anlaşılması için verilen KİMLİK’lere, NE olduklarını yazmak isteyenlere ithaf olunur(!)...

***
Yazıya başlarken, yeni çıkacak Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanun tasarısında, çalışma gücü kaybı %45-50 olanların 20 yıl-4720 gün pirimle, %50-60 olanların 18 yıl- 4360 gün pirimle, %60-65 olanların 16 yıl-4000 gün pirimle emekli edilmesinin öngörüldüğünü; malulen emeklilik için artık 5 yıl-1800 gün pirimin yeterli görülmeyip, 10 yıl-3600 gün pirim yatırılmasının öngörüldüğünü; yeni sisteme göre emekli olunduğunda emekli maaşlarının düşeceğini; otomobil alımında tanınan vergi istisnasının gerçekte muafiyet değil, ÖTELEME olduğunu; sağ ayağından sakat olanın bu ötelemeden yararlanabildiği, ama sol ayağından sakat olanların yararlanamadığını yazmayı düşünmüştüm, ama olmadı.
Olsun! Ben yazmasam da siz KİMin NE yaptığını çok iyi izleyin...
 
öncelikle yazın için kutluyorum bülent abi
birde ortak hareket edilmesi gerektiğini düşünüyorum bu konuyu tartışmaya açarsan sevinirim saygılar.
 
GERÇEKLER ACIDIR

MRB ARKADAŞ BEN ESKİŞEHİRDEN KATILAN ENGELLİ BİR ARKADAŞINIZIM ADIM MUSTAFA GERCEKTEN YAZINIZI COK BEĞENDİM İNSANLAR FARKLI KAREKTERDE OLABİLİR YETERKİ SEVGİ DAGARCIKLARI GENİŞ KAREKTERLERİ TEMİZ RUHLARI İNCE OLANİNSANLARLA KARŞILARŞINIZ SİZLE TANIŞMAK İSTERİM HOŞCAKALIN
 
Eskiden ben çok takardım bu kavramları kafama
"topal" lafini duydugum zaman içimde anlatamadığım bi öfke oluşurdu...
Şimdi bu yazıyı okurken anladım ki hiç önemi kalmamış benim için o kavramların.
Zamanında arkadaşlarımla inatla tartışırdım sakat'ta ne demek defolu muyum ben.
Evet topal'ım aksıyorum, koşamıyorum vs..vs..
Bazen engellenen oluyorum bazen de hiç farkında bile olmuyorum sakatlığımın...
Bu forumun bana kattıklarından biride bu işte,
ben bunu kendimde önemli bir gelişme olarak görüyorum.
Artık daha açık ve net konuşabiliyorum sakatlığımla ilgili...
Ve evet
Ben sakat'ım ve bazen bazı durumlarda da engellenenim...
Üstelik kim ne derse desin Çiğdem'im ben hep aynı kişilik...
 
hadi ortalığı biraz daha tozitiim
bu kadar kavram ve kargaşası yetmezmiş gibi :)
azeri tv sinde duydum omurilik felçlisine " zedeli " dedi.
bana uyar :D
 
Ya gülmeye ihtiyacım vardı ya da gerçekten çok hoşuma gitti. :D :D :D

Teşekkürler bayke, ben bu ünvanı çok sevdim .

Sakat-engelli kavramından daha hoş geliyor kulağa, zedeli-engelli.
 
:wink: Sakat ve engelli kavramlarının birbirinden farklı kavramlar olduğunu ve yanlış bir şekilde birbirinin yerine kullanıldığını biliyoruz, görüyoruz ve göreceğiz.
Sakatlık , vücut doku ve organlarının kısmen yada hiç çalışmaması durumudur.
Engellilik ise sakatlığımıza bağlı olarak toplumsal yapının önümüze serdiği zorluklar..

Oturanboğanın da belirttiği üzere bu durum kişiden kişiye değişecektir tabiki.

Mesela ben..
Kas hastasıyım...%40-%50 sakatım.
Tekerlekli sandalye kullanıyorum.Hayatı ne kadar yaşayabiliyorum. Demekki engelliyim aynı zamanda. Hemde yüzdeye vurursak bunu, hemen hemen % 50 engelli. % 50 yaşama engelli denmesi daha uygun bana göre.

Benim yüzdeler birbirine yakın olduğundan sakat denmiş- engelli denmiş bir önemi yok.
[size=6]Ama bu herkeste böyle değil tabii..[/size]

Geçenlerde boş bir dersim de 2.sınıfların bilgisyar dersine giriverdim. Ders çıkışı çocuklardan biriyle şöyle bir sohbetimiz oldu;
--Kantine benim için 1 çay söyleyebilir misin
--Tamam öğretmenim
--Peki nasıl söyleyeceksin bunu, hangi öğretmenim istiyor diyeceksin
--Tekerlekli sandalye kullanan öğretmenim istiyor diyecem
:p
Çok güzel bir tanım aslında. Nokta atışı gibi bişey bu. Çocuk beni en iyi o şekilde tanımlayabilir zaten. İsim söylesem belki kantine gidesiye kadar unutacak,yine aynı şeyi söyleyecek. bende birşey demedim zaten.

Kendime, diğer öğretmenlere ve bazı öğrencilere göre 5-b sınıfı öğretmeni Mustafa Öğretmenim,
Bazı öğrencilere göre de Tekerlekli sandalye kullanan öğretmen.
 
bülent bey, yazınızı okuyunca engelli ve sakat arasındaki ayrım konusunda bilgilenmiş oldum.

Bu konuda, bu açıklamalar ışığı altında ikna oldum ve böyle bir ayrım yapılacaksa ve bu iki seçenek sunuluyorsa sizinle aynı düşünceleri paylaşıyorum.

ama bu tür sınıflandırmalar ve kavramlar genelde olayları kolay anlatabilme ve iletişimi sadeleştirmek için kullanılır. işte tek tek bireylerin adı söyleneceğine "insan"lar denir. o kavramda toplanır o bireyler. ya da hayvanlarda kanatlılar memeliler vs. ayrım yapılır. ve familya, tür isimler şeklinde sınıflandırılır. tek tek hepsinden bahsedilemeyeceğinden, anlatımı kolaylaştırmak için.

en başta zaten bizlere böyle genel bir isim takılması hatalı. bizleri aynılaştıran ve bir statü (kavram) altında toplayan, bir isim takılması hatalı. (işte şunlar da insan türünün bir alt kategorisi olan sakatlar.) benim bir ismim var. yaptıklarım var vs... bir de hastalığım var. benim değil, hastalığımın adı kas hastalığı (ya da omirilik zedelenmesi, çocuk felci vs...) nüfus cüzdanımızda da tabi ki eğer istersek her hangi bir risk altında kaldığımızda yardımcı olması açısından kan gurubu yazılması gibi, kas hastası, şeker hastası, karaciğer hastası vs... şeklinde yazılabilir...

bir de belki başka başlık altına uygun düşer ama; bize engelli diyorlar, tekerlekli sandalye de diyorlar, daha aşağı görüyorlar şeklinde, haklı olarak yaptığımız, yakınmalardan sıyrılıp, ülkemizin insanlarının bakışı nedir neden böyledir (çünkü ne kadar sızlansakta durum bu) şeklinde önce durumu(muzu) tesbit edip sonra o durumdan yola çıkıp çözümler üretsek daha iyi olabilir. bu konu yukarıdakinden bağımsız daha çok bizlere yardım gerekli mi (gerekliyse) neden ve nasıl olmalı şeklinde bir konu.
 
Aslına bakarsanız ne yapalım edelim taşıdığımız onlarca kimlik arasında ne olduğumuz büyük bir çoğunluğu ilgilendirmiyor. Genel olarak kim ve nasıl olduğumuzla ilgilenelerin büyük bir oranı taşıdığını söyleyebilirim.

Evet ben Sanem Uçar, Sanem kimliğimle ne olduğumu benim yakın çevrem dışında birilerinin bilebilmesi uzak bir olasılık. Şimdi kalkıp herkese bu Sanem kimliğini bilin anlamında bir yaklaşımla yaklaşmak zaman kaybından başka bir şey değildir.

Taşıdığım diğer özelliklere göre bazıları için kırmızı saçlı öğretmenim.Bazılarına göre kadınım. Bazılarına göre güzel bir kadınım.Bazılarına göre bir müzikçiyim vs. vs..... Başa çıkılacak gibi değil.

Evet geçenlerde sitedeki arkadaşlarımızla birlikte bildiğiniz gibi Attila İlhan şiir dinletisine gittik tiyatroya. Cincin le birlikte fuaye de otururken diğer arkadaşların bizi görememesi durumunda yukarı da olduğumuzu bildirmeleri için görevlinin yanına gittim. Oldukça hoş bir konuşmaydı, amacım gelecek arkadaşlarımıza fuaye de olduğumuzu bildirmesini istedim. Bunu yaparken de engelliler biz den gelenler olduğu zaman diye başlayan bir cümle kullandığımdan görevli bana ters ters baktı.

Bu ters bakışında şöyle bir anlam vardı;

" Ne yani biz birilerinin buraya gelmesine engel mi oluyoruz? "....Bunun üzerine açıklama yapmak gereği duyduğumdan sakat olan arkadaşlarımız geldiğinde diye cümlemi düzelttiğimde ise durum değişti;

" Haa tamam tabikiiiiiiii"

Buna benzer durumları çoğaltabiliriz. Sadece sakatlıkla ilgili olarak değil, diğer konularda da yapılan bir sürü ayrımcılığı veya sınıflamayı görebiliriz.Kendimizin ne olduğunu bilmek ise gerçek anlamıyla bir özgürlüktür.Bu özgürlüğü yaşayabilen bireylersek nasıl ve ne biçim olduğumuz pek önem taşımıyor. Her " ben " in içinde yaşaması gereken zorluklar vardır. Hiç bir "ben " sancısız değildir.

Ama bütün bunların dışında toplumun yaratmaya çalıştığı dayatmalara göz yumucu davranışlarda bulunmak ise insanlık ayıbıdır. Ve mücadelesi gerekir.Burada bizlerin daha mücadeleci olması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bedensel olarak yaşanılan zorlukların getirdiği engeller karşısında sahip olabileceğimiz en büyük güç beyin gücümüzdür. Yeterki orda gerçek anlamda sakatlıklar olmasın.
 
Sakat, engelli ve özürlü kavramlarından da bahsettiğim bir ödev yazmıştım. Onun ilgili kısmını sizlerle paylaşmak istedim. İşin biraz da hukuki boyutu içerse de bu kavramların tanımı -özellikle de kimlerin engelli olduğu, yani engelli kavramının kapsamına kimlerin girdiği- hala tartışmalıdır. Vurgulanması gereken bir nokta da ayrımcılık yasağı bağlamında bu tanımın geniş tutulduğudur.

  • 1. Kavramlar

    Engellilere ait bir konu işlendiğinde -karşı karşıya kalınması kaçınılmaz olarak- kullanılan kavramlardan kaynaklan soruna değinmek gerekmektedir. Ben bu çalışmada engelli kavramını kullanmış olsam da bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir kavram kargaşası hakimdir. Bu kavram kargaşasının ardında da engelliliğin sosyal modelle açıklanmasını savunanların getirdiği yeni açılımlar bulunmaktadır. Union of the Physically Impaired Against Segregation (UPIAS) 1976 yılında sosyal modeli baz alan bir manifesto yayınlayarak sakatlık ve engellilik kavramlarını tanımlamıştır. UPIAS’in getirdiği açılım, manifestoda yer alan “fikrimize göre fiziksel sakatları engelleyen (disable) toplumdur” cümlesiyle açıklanabilir. Bu doğrultuda, sakatlık (Impairment) vücut mekanizmasının veya organ, kol ve bacakların kusurluluğu ya da organ veya kol ve bacaklarda eksiklik veya işlevsizlik olarak tanımlanarak, sakatlığın tıbbi bir tanım olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte, engellilik (disability), fiziksel sakatlığı olan kişiyi hiç nazari itibara almayarak –ya da çok az alarak- bu kişinin toplumun genel aktivitelerine katılmadan dışlanmasına neden olan toplum düzeninin, bu kişilerin aktivitelerini kısıtlaması olarak tanımlanmıştır. Sonuçta engelli kişi ile toplum arasında ilişkinin bir yansıması olarak, engellinin toplum içinde baskı gördüğü iddia edilmektedir. Örnek vermek gerekirse, yürüyememe bir sakatlıktır; ancak girişinde basamak olduğu için binaya girememe engelliliktir. Sağır bir kişi sakattır, ancak uygun teknik yardım yapılmadığı için bu kişinin iletişim kuramaması engelliliktir. Körlük sakatlıktır; ancak göremeyenler için bilgisayar donanımı olmadığından, bir körün çalıştırılmaması bu kişiyi engelli haline sokar. Bir anlamda engelliler baskı altında ki bir sosyal gruptur.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) engellilik konusundaki gelişmeler üzerine yeni bir tanımlama sistemi geliştirmiştir. WHO ilk olarak sakat, özürlü ve engelli olarak üçlü bir ayrım yapmıştır; ancak tanımlarda tıbbi model ağır bastığı için yoğun eleştirilmiş olan ilk sınıflandırmayı 1999 yılında revize etmiştir. Engelliliği tanımlayan iki zıt modeli bütünleştiren yeni tanım sentez bir anlayış benimsenmiştir ( ICF). Durumsal Faktörler ile Fonksiyonel ve Sakatlık Faktörlerini iki başlık altında incelenmektedir. Durumsal Faktörler olarak çevre ve kişisel etkenler gösterilmiştir. Böylece WHO tıbbi modelin yanı sıra sosyolojik etkenlerinde engellilikte etkisini kabul etmiştir.

    Türkiye’de genel kabul gören kanuni terim “özürlüdür”. Bununla birlikte, hâlâ mevzuat içinde aynı anlamda kullanılmakta olan “sakat”, “malul” ve “engelli” terimleri de bulunmaktadır.
    (Halen yürürlülükte olan Sakatlık İndiriminden Yararlanacak Hizmet Erbabının Sakatlık Derecelerinin Tesbit Şekli ile Uygulanması Hakkında Yönetmelik, Bedensel Engelliler Tekerlekli Sandalye Basketbol Hakem Yönetmeliği, Bedensel Engelliler Tekerlekli Sandalye Basketbol Müsabaka Yönetmeliği adları içinde genel kabul gören özürlü teriminin aksine engelli ve sakat terimleri bulunmaktadır. Malul terimi de sakat, engelli ve özürlü ile aynı manaya gelecek şekilde kullanılmaktadır. Bkz. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu 74. madde, yedinci fıkra. Vakıflar Genel Müdürlüğü Muhtaç Aylığı ve Vakıf İmaret Yönetmeliği’nde ise sakat ve âmâ ayrımı yapılmıştır. Sakatın bedeni, zihni ve ruhi yapıları itibariyle en az % 40 oranında fonksiyon kaybına sebep olan organ yokluğuna veya bozukluğuna uğrayan, âmânın iki gözü görme özelliğini kaybeden olduğu belirtilmiştir. Ancak sakatın, sakatlık karşılığı kullanıldığı hallerde sakat âmâ ayrımı gereksiz kalmaktadır.. Bununla birlikte sakatlığın tıbbi model anlayışını yansıttığı için bir sağlık terimi olmanın ötesinde kullanılmaması gerektiğini düşünmekteyiz. Mevzuattaki karışıklığı göstermek açısından bir diğer örnek, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’n 4. maddesinin farklı bentlerinde aynı anlamda özürlü ve sakat terimleri kullanılmasıdır.)


    Özürlü terimi sakat anlamında kullanılmaktadır. Özürlünün, sakatlıkla aynı anlamda olması, sakatın ise bir sağlık halini göstermesi karşısında, özürlü teriminin sosyal modelden daha ziyade tıbbi modele yakın olduğu söylenebilir. Ayrıca, özürlü terimi Türkçe’de kusur işlemiş, kusurlu anlamına da gelmektedir. Yanlış anlamalara izin verebilecek bu terim yerine, sakatlanmış kişilerin topluma katılımının önünde toplumun yapılanışının bulunduğuna vurgu yapan, toplum düzeninin sorumlu olduğunu vurgulayan engelli teriminin tercih edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. İngilizce’de kullanılan disability sakat anlamına gelse de impairment ile arasında yaratılan farkın önemli olduğu kanısındayız. Kullanılan dilin toplumu şekillendirmedeki önemi göz önüne alınırsa, engelli teriminin sakatlanıp toplum dışına itilmiş kişilerin talep ettikleri haklara sağlam bir zemin yarattığı söylenebilir.

    Engelli terimi kullanıldığı yer itibariyle farklılık yaratabilir. Ayrımcılık yasağı çerçevesinde
    engelli teriminin daha geniş kapsamlı olması ve genel bir koruma sağlaması beklenirken, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler bağlamında sınırları daha dar çizilmektedir. Sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler açısından işgücü, çalışabilme oranı göz önünde tutulurken, ayrımcılık yasağı bağlamında vücutta bulunan bir kusur, hali hazırda iyi olunsa da geçmişte varolan bir sakatlık, görünüşte bir anormallik engellik olarak değerlendirilmektedir.

    5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (Kısaca Özürlüler Hakkında Kanun) özürlü tanımını yaparken sosyal modelden ziyade tıbbi modele ağırlık vererek, özürlü kişinin toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamadaki güçlüklerini, doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesine bağlamıştır. (3. madde) Ayrıca, yasal tanıma göre bir kişinin özürlü sayılabilmesi için korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyması beklenmektedir. Yani bakım, rehabilitasyon ve destek hizmetlerine ihtiyaç duymayan bireyin özürlü olmadığı kabul edilmiştir. Sonuç itibariyle engelli kişi ayrımcılık yasağından ziyade sosyal yardım ve sosyal hizmet konusu kabul edilmiştir. Halbuki 5378 sayılı kanunun gerekçesinde “özürlülüğün yalnızca bedensel yapı ve fonksiyonel kısıtlılıklarla değil çevresel ve kişisel etmenlerinde” sonucu olduğu söylenmektedir. Ayrıca, WHO’nun belirlediği sınıflandırmanın (ICF) varolan farklı değerlendirmeler yerine geçeceği, ülke uygulamasında standart yaratılmak istendiği de belirtilmiştir. 5378 sayılı kanun her ne kadar sosyal yardım ve sosyal hizmetlere dair hükümler içerse de engellilere ayrımcılık yapılmasını önlemeye de çalıştığından bu ayrıma dikkat edilmeli, ayrımcılık yasağı bakımından “özürlü” tanımı daha geniş tutulmalıdır.

    5378 sayılı kanunda hafif özürlü, ağır özürlü ayrımın gidilmiş ve bakıma muhtaç özürlü tanımı yapılmıştır. Hafif özürlü ve ağır özürlü WHO’nun belirlediği ölçüler kullanılarak belirlenecektir.( 3. madde (d)bendi) Bakıma muhtaç özürlünün ise ağır özürlü olduğunu belgelendirenlerden “günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olan kişiler” olduğu belirtilmiştir. (3. madde (e)bendi) Kanunda yer alan düşkün sözcüğünün ne anlama geldiği açık değildir. Bununla birlikte, düşkün mecaz anlamda değer ve onurunu yitirmiş kişi anlamında kullanıldığından, yasal terim olarak kullanılmasını doğru bulmamaktayız.
 
Eline sağlık saros1. Umarım hazırladığın ödevi/metni okuyanlar doğru bakışın farkına varırlar.
 
Bunca yazılanlardan sonra, bence sorunun cevabı;
Sakat BEN, Engelli ( Engelleyen ) TOPLUM.
Saygı ve sevgilerimle.
 
BÜLENT
ÇOK GÜZEL KONUYA DEĞİNMİŞİN BUNUN İÇİN SENİ KUTLARIM BEN TEKERLEKLİ SANDALYEDE OLAN SAKAT BİRİSİYİM ENGELLİ DEĞİLİM MESALA ARABA KULLANIYORUM ÇÜNKÜ ARABA KULLANMAMA ENGELİNİ KALDIRDIM ÖZEL TERTİBATLA BU TÜR ÖRNEKLER ÇOĞATILA BİLİR ENGEL TÜM İNSANLAR İÇİN GECERLİDİR BANA GÖRE SAKATLIK İSE BİR UVZUMUZUN EKSİK OLMASI BUNUDA GÜNÜMÜZ ŞARTLARINDA ENGELİDE KALDIRABİLİYORUZ TEK KALDIRAMADIĞIMIZ EN TOPLIMUMUZDAKİ HATTA AİLERİN BAKIŞ AÇISI BU ENGEL ORTADAN KALKTIĞI ZAMAN ENGELLİ ENGELLER KALKAR



ABALI
 
Farklı bir bakış açısı, A_GEYiK’çe;

İnsanın Allah tarafından bir yaratılış standardı vardır. Kusursuz bir şekilde yaratılmıştır. Burayı fazla karıştırmayalım, tehlike oluşturabilir. (Hani işine karışmak gibi olmasın, bir bildiği vardır.)

Bazılarımız ise bu standartlara uymayacak şekilde yaratılmışız. Biz bu duruma kendi aramızda “özürlü” diyoruz. Standart şöyle olsaydı; 3. göz, acil durumlar için kullanılacak sırtımızdan çıkacak 3. bir kol (vs) Bu durumda şu an ki tüm insanlar özürlü sıfatında olacaktı.
Şu an ki standartlara göre hiçbir insan bir araç kullanmadan uçamaz. Demek ki hepimiz uçma özürlüyüz. Ama şu var ki; belki de değiliz. Belki uçma kabiliyetimiz var ama henüz keşfedemedik.

A_GEYiK' Alıntı:
Özürlü, engelli, sakat... Vs.

Bazen düşünüyorum da 2 el fazla geliyor bana. Son zamanlarda insanları incelemeye başladım, aynı anda 2 el ile farklı işlemleri nasıl yapıyorlar diye düşünüyorum. Bazen de insanları yaratık olarak düşünüyorum, hani 3. gözümüz olsa ne olurdu?

Yani sonradan özürlü olunmaz, özürlü doğulur.

Sakatlık ise; doğuştan özürlü olmayıp, bu duruma özenerek :) sonradan her hangi bir şekilde özürlü olma çabasının başarılı olunmuş halidir. Geçicici sakatlanmalar vardır. Örnek; futbolcu sakatlanmaları. Ben hiçbir yerde duymadım, “falanca futbolcu özürlendi”, “sakatlandı” derler. Demek ki “sakatlık” geçici bir durumdur. “Sakat kalma” hali adından da anlaşılacağı üzere kalıcı bir durumdur ve eskiye dönüş hiçbir şekilde olamayacaktır.

Engelli kavramı ise; bizlerin uydurduğu bir bahanedir. Konuşmak istemediğimiz bir kişiyi msn de engelleriz. Bilinçli olarak sigara içeriz kendimizi koşmaya engelleriz. (vs...)

Bu durumda özürlü bir kişi hem özürlü olup hem sakat kalabilir, hem de engelli de olabilir.
Sakat kişi özürlü olamaz, hem sakat hem engelli olabilir.
Her sakat engelli değildir, her hangi bir engel hissederse engelli olur.
Her engelli de sakat değildir. Aracında Ogs cihazı olmayan sağlam bir kişi Boğaziçi Köprüsünden geçemez. Geçiş için engellidir, bu kişi ne yapacak? İkinci köprüyü kullanacak, Onu da mı engellediler, ya ogs alacak ya da vapurla geçecek.

Aklıma gelen engelsiz ilk kişi Robinson Crusoe, adamın yaşamını devam ettirmesi için önünde hiç bir engeli yok. Ne yüksek kaldırımlar, ne bürokratik engellemeler…

Ekteki ilişimi bir daha izleyin. Buradaki kadın sizce sakat mı yoksa engelli mi?

http://www.youtube.com/watch?v=Vem_bHsxL40&mode=related&search=


Kim olduğumuz mu yoksa ne olduğumuz mu önemli. Bu duruma göre değişkenlik gösterir.

A_GEYiK' Alıntı:
Mehmet, bana "Sakat Ahmet gelecek" derken, Ali, bana "uzun saçlı Ahmet" diyecektir. Ya da "Filozof Ahmet" (vs) Karşımızdakine göre en belirgin özelliğimiz ne ise öyle nitelendirecektir.

Bir gün arabam arıza yaptı ve yolda kaldım. Tamircimi arayıp yardıma çağıracağım. Telefon açtım, birçok müşterisi var, haliyle telefonda beni tanımakta güçlük çekecekti. Bunun bilincindeydim. Öncelikle adımı söyledim. "Merhaba Ağabey, ben Muhammed" dedim. Tanımadığını anlayınca "Mavi şahin arabası olan kişiyim" dediğimde yine yeterli bir tanım olmadığını anlayınca "Özürlü olan kişiyim" dedim. Böylelikle beni tanıyabildi.

Tamircime göre, ben özürlüydüm. Mehmet’e göre sakat, Ali'ye göre uzun saçlıyım. Anneme göre, biricik oğluyum...
 
Bu başlık ve engelli tanımlamasıyla ilgili başlıkla ilgili yorumum :
Bu iki tartışma da tamamen TUHAF. Evet tuhaf bence. Kime ve neye göre tanım yapıyoruz?
Kendimize göre,
Sokaktaki vatandaşa göre,
Siyasetçilere göre,
Bİlimsel çevrelere göre..
NEYE ve KİME göre?
Nerede ve kim için etkili olacak bu tanımlar?
Faydası ne?
Sokaktaki pazarcı amcam yüzüme bakıp da "Rabbim her güzeli kusuruyla yaratmış" diyorsa bana ben burada tanımlarla uğrasamam açıkçası. Benim değiştiremeyeceğim bazı bakış açıları vardır. Yaşayan ve mantıklı düşünen her engelli, engellenmiş, sakat vs. bunu göze almak zorundadır.
 
Kendi zihnimizi çalıştırmaktan, dönüştürmekten, rahatlatmaktan ve ardından çıkan sonucu her karşılaştığımız kişiye sunmaktan daha büyük bir kazanç olabilir mi?
Değişmek.. herşeyden ve herkesten bağımsız olarak. Hatta değiştirebilme potansiyelinden bile bağımısız olarak! Doğruyu aramak, bulmak, bilmek, yaşamak...

Yaşamın tüm unsurlarını sürekli sorgulamadan daha güzele ulaşılabilir mi? Sorgulamak insanı insan yapman en büyük özellik değil midir? Sorgulama olmasaydı, dünya hala öküzlerin boynuzundaki tepsi olurdu!..

Sorgulamanın kendisini sorunsallaştırmaktansa (ki bu aslında yerinde saymaya mahkum olmaktır), konuyla ilgili görüşleri okumak bence daha yapıcı olur :)
 
KAVRAM KARGAŞASI HEMEN HEMEN HER ŞEYDE VAR.BU KARGAŞA YERİ GELDİĞİN DE İNSANIN GÜNDELİK HAYATINDA BAZEN SORUN ÇIKARABİLİYOR.BAHSEDİLDİĞİ GİBİ HUKİKİ TERİMLERDE DAHİ YERİNE OTURMAMIŞTIR.NET OLMAYAN ŞEYLERİ SORGULAMAK LAZIM Kİ HER ŞEY YERLİ YERİNE OTURSUN,BU NETLİK NE YAPILIP_YAPILMAMASI GEREKEN DURUMLARI ORTAYA ÇIKARIR.NASIL HEPİMİZİN BİR İSMİ VARSA VE BUNA GÖRE YAŞAM DURUŞUMUZU BELİRLİYORSAK,BİZİM DE NE OLDUĞUMUZ ÖNEMLİDİR.BİZE HİTABEN SÖYLENEN FARKLI KELİMELER TOPLUMUN BİZİM HAKKIMIZDA NET OLMADIĞI VE FARKLI FARKLI DÜŞÜNDÜĞÜ SONUCUNU ORTAYA ÇIKARIR.BİZE ŞU DENSİN BU DENMESİN DİYORSAK EN AZINDAN KENDİ ARAMIZDA BUNU NETLEŞTİRMELİYİZ.
 
Oturanboğa “Sakat-engelli kim ne?” başlıklı yazısında satır satır açıklık getirmiş aslında bu konuya. Bana gore bundan sonra yazılacak her fikir çok ekstrem veya çok farklı bir bakış açısı getirmediği sürece farklı bir üslupla ancak yine aynı şeyleri tekrar etmiş olacaktır….

Aslında esas tartışılması gereken şey sakatlığın anatomik/fizyonomik bir mesele engelliliğin ise dış etkenler(sistem/düzen bazen de kişiler tarafından) tarafından sakat ya da sağlam ayırt etmeden kişilerin önüne konulan setler bütünü olduğunu o pazardaki veya sokakta yürüyen amcaya nasıl anlatılması gerektiği olmalı. Herkesin her daim bir şekilde engellendiğini ve bu anlamda her bireyin engelli olduğunu anlamalı insanlar…

Ha ben gidip “bak x biliyor musun hepimiz engelliyiz?” desem bir arkadaşıma muhtemelen alacağım cevap “yok kardeşim ben değilim, ben sapasağlamım görmüyor musun?” şeklinde olacaktır :) . Sakat bir insanın her dışarı çıktığında karşılaştığı sorunların onu engellediğini ve bu engeller yüzünden artık dışarı çıkmaktan vazgeçtiği ve hem sakat hem engelli bir birey haline geldiğini anlatmak lazım ilgili mercilere…

Yıllardır beyine işlenen kökleşmiş düşünceleri değiştirmek kolay değildir. Zaman ve emek ister…Bazen başarılabilir bazen de bir sonuca varılamaz ve kısır döngüye girer. Ülkemizde bunun örneklerini bol bol görmek mümkündür. Küçüklüğünden beri ailesinden, çevresinden “Aman köre kör, topala topal, kele kel, sakata sakat denmez çocuğum”nasihatını duyan bir bireyin ileride bu tip ön yargılarını atması ve içine düştüğü kavram karmaşasından çıkması kolay olmayacaktır... Hatta ileride kendisi de bir şekilde bu nasihatlarda duyduğu kelimelerden birine maruz kalınca karşı taraftan kendisine bu şekilde hitap edilmesini istemeyecektir.

Beyin jimnastiği iyidir, yararlıdır evet ancak tartışmalar belirli bir etki yarattığında anlam kazanır... Kısaca o pazardaki amca kendi bakış açısıyla “Rabbim her güzeli kusuruyla yaratmış” demiş ve demeye de devam edecektir :) . .. Yani sonuç?
 
Re: [Tartışma] Sakat-Engelli, Kim?-Ne?

Pathetique' Alıntı:
Oturanboğa “Sakat-engelli kim ne?” başlıklı yazısında satır satır açıklık getirmiş aslında bu konuya. Bana gore bundan sonra yazılacak her fikir çok ekstrem veya çok farklı bir bakış açısı getirmediği sürece farklı bir üslupla ancak yine aynı şeyleri tekrar etmiş olacaktır….

Çok haklısın. Zaten patron güzel bir noktaya değinmiş.

OturanBoğa' Alıntı:
  • Sakat-Engelli, Kim-Ne?

    * 'Sakat' ve 'engelli' kavramları aynı mıdır?
    * Her sakat engelli, ya da her engelli sakat mıdır? Engelsiz bir insan var mıdır?
    * Bir sakat ne zaman engelli olur?
    * Engellerle karşılaşmak arzulanır bir şey midir? Bir insan kendi kendini engeller mi?
    * Sakat olma halinizin/sakatlığınızın engellenmek için haklı bir gerekçe olduğunu düşünüyor musunuz? Engellere/engelleyenlere hak veriyor musunuz?
    * Sizce günlük yaşamınızda karşılaştığınız engellerden kimler sorumlu?
    * Kim olduğunuz mu önemli, ne olduğunuz mu?

Bu sorulara cevap versek!
 
Buradaki yazışmaları okuyan kişilerin zihinlerinde bir şimşek çakmasına vesile olabiliyorsak, yaşama eleştirel bir gözle bakıp daha iyiye ulaşmak için seçeneklerin varolduğunu düşünmelerini sağlayabiliyorsak... bu bana yeter.
Tek bir zihinde bile bunu başarmak, bu tartışmanın hedefine ulaşması demektir.
 
Sorgulamanın kendisine karşı değilim ama yaptığımız bu tanımların kime ne faydası olacak:?? diyorum ben Bülent.. BU sorumun yanıtı yok okuduğum tüm yanıtlarda!
Aaaa engelli sakat tanımlamalarını irdeliyor kendi aralarında engelliler! Ne güzel! Kendi evlerinden bile zor çıkıyorlar, işlerini bile binbir zorlukla bulabiliyor, sağlık konusunda bir sürü sorun yaşıyor doğru dürüst bir aile bile kuramıyorlar.. Buna binlercesi eklenebilir. Ama herşeyi bıraktık, bu tanımlarla uğraşıyoruz.
Ben yerimde saymaya devam ediyorum, siz ilerlemeye devam edin. :D :D
 
Sakat-Engelli ve kimlik !?

Sakat ve engelli tanımları ile ilgili yazı fena değil, her hangi bir tanım üzerinde tartışabilecek duruma gelmiş olmamız bile ciddi bir gelişim, bunlar konuşulmazdı, bizler artık konuşuyoruz, araştırıyoruz ve tartışıyoruz.
Bence, yabancı terimleri kullanırsak hiç tartışmamıza gerek kalmayacak ? neden mi çünkü anladığımız ya da anladığımızı sandığımız hiç bir konuda uzlaşamıyoruz.
Kısıtlılıklarımız var, kimi düşünsel, kimi fiziksel, kimi işitsel, kimi vs. lakin bunlar varken bunun kimliklere yazılması sorunsa bunu tartışalım, eğer kısıtlılık yaşayan kişi bedensel ya da farklı bir kısıtlılığı nedeni ile bazı imtiyazlar ve haklar alıyorsa bunu verenin aynı şekilde kimlik konusunda belirleyici olma hakkı doğal olarak vardır.
Ve bence kimliklerde bu durumun ifade edilmesi Din hanesinin tartışılabilirliği kadar tartışılabilirdir, ötesinde değil.
Şimdi bizler kimliklerimizi sadece ibrazı istenildiğinde gösteriyorsak, bilgilerimizde bu durumun ifadesi bence sadece yasal prosedürleri rahatlatacaktır.
Kimlik için bir ibraz kartı, her hangi bir kısıtlılık için farklı bir ibraz kartı, vergi için daha başka bir ibraz kartı, farklı bir sürü ibraz kartları hatta kan grubu için bile ibraz kartı taşınıyor, bence bu bürokrasiyi çoğaltmaktan başka bir şey değildir.
Bence bu kimliklere yazılma da bir süreç, prosedürleri azaltma süreci, ama bizler isterseniz bu prosedür sürecini aşalım.
Kimlik konusu bence maksadının ötesinde gündemi işgal etmiştir.
Bürokrasiden yakınan ve her işlem için rapor çıkarmamız istenen bizler en önemli ibraz kartı olan kimliklerde bu ibarenin olmasına neden bu kadar tepki gösteriyoruz.
Oysa Başbakanlık Ö.İ.'nin verdiği kartı gururla ve onurla taşıyıp "şak" diye olur olmaz yerlerde çıkarıp gösterenlerimiz hala varken.
Anlatılacak çok şey var ama galiba bu kadar satırda da anlatabiliyorum.
Herkese Mutlu, güzel günler diliyorum.
Sağlıcakla kalınız...
 
Pathetique pek saygılı yaklaşmışsın..Yazdıklarımızı tam tersinden algılayarak ve farklı yönlere çekerek..
Oturanboğa “Sakat-engelli kim ne?” başlıklı yazısında satır satır açıklık getirmiş aslında bu konuya. Bana gore bundan sonra yazılacak her fikir çok ekstrem veya çok farklı bir bakış açısı getirmediği sürece farklı bir üslupla ancak yine aynı şeyleri tekrar etmiş olacaktır….
Son olarak; konuyu önemsiz bulanlar neden mesaj yazıyor ki?! Sizce önemsiz olan bir konu belki başkalarınca önemlidir.....
Fikir olumlu -da olabilir olumsuz da belirtilebilir. Kimsenin fikrine saygısızlık etmedim ben ve kimsenin fikrine tabi olma durumunda da değilim. Herkes fikrini belirtmekte özgürdür kuralı geçerli bu forumda!
Benim ne dediğim ne demek istediğim anlaşılamıyor ise bir daha anlatayım :
Burada yapılan tanımlama ya da kavramlar sözlüklere yerleşecekse yurdumun güzel insanlarından (bizi anlamasını algılamasını beklediğimiz, hizmet beklediğimiz, insanca yaşamayı beklediğimiz, ya da tümünü elde etmek istediğimiz kimselerden hangisine hangi etkiyle nasıl ulaşacak? Benim kendimce sorduğum soru bu yıllardır. Bu soruların çözümünü bulacak gücün yanındayım.
Toplumun tüm kesimlerine derdimizi anlatabilmemizin yolu bu mudur? Eğer bu ise niye biri çıkıp da siz güzel şeyler yaratıyorsunuz destekleyeceğiz diyerek gelmiyor? Buna göre bize destek ve ilgi beklediğimiz toplumun tüm kesimleridir. Yanılıyor muyum?
 
Evet Bülent bu işleyişlerin içinde birisi olarak (kamuda görevli) umutsuzum. Neyin ne zaman hangi şartlara bağlı olarak gerçekleştirilebildiği maddi ya da politik olarak belli çünkü.
Ve ikinci olarak kısır tartışmalar yaşıyoruz kişiler birbirine saldırıyor sen de site sahibi olarak tarafsız değil saldırgan davranıyorsun. En azından bana!
Eğer olumlu ya da olumsuz düşüncelere değer veriliyor olsa idi, yukarıda yazdıkların olmazdı.
Bu tartışma(lar)daki görüşler, pazarcıyı değilse bile, onun çocuklarını değiştirmek amacıyla var. Bu tartışmaları engellemek/küçümsemek/önemsizleştirmek pazarcıyı değiştirmez. Değitirmek istiyorsak, varolanı eleştirecek ve yerine yeni bişeyler önereceğiz. Eskilerin üstünden geçmeyle, o pazarcı değişmez...
Bu tartışmaları küçümsemiyor engellemiyor ve önemsizleştirmiyorum senin deyişinle. Var olan belirli kalıpları pat diye değiştiremeyeceğimiz gün gibi ortada.Bunu sen de biliyorsun. Ben sıfır hatasız bir yaşam alanı beklemiyorum bir engelli olarak.
Dönüp dönüp kendi içimizde kendimizi sorguluyoruz. Biz kendimizi yeteri kadar biliyor ve farkına varıyoruz ENGELLİ ENGELLENEN ve SAKATLAR v.s. olarak zaten yaşadıklarımızla.. Sonuç : yazalım çizelim, bekleyelim.......
Birşeyler yapmak ve yapılması için tartışmalarla katkı koyuyorsak "NiÇİN DESTEK BULAMIYORUZ" engelliler olarak?
Bunun yanıtını arıyorum yaşadığım ülkemde ve de bu forumda?Suç mudur?
Bİz birşey yapmayalım ööyle el kol bağlayıp oturalım diyen olmadı. Kulak tıkayanlar utansın!!
 
Mavisim, sana karşı yanlış bir şey yazmamaya özen gösterdim, ama sanıyorum başaramışım ki, saldırgan ve tarafgir davrandığımı düşündün.
Böyle bir algılamaya sebep olacak şekilde yazdığım için özür dilerim.
Yazdıklarımın neyinden alındın anlamadım ama, "Bu tartışmaları engellemek/küçümsemek/önemsizleştirmek..." derken, aslında direkman sana değildi sözlrim. Senin de şu sözlerine karşılık bişeyler vardı ama, tamamı senin mesajlarına karşılık değildi. Son paragrafta genel bir değerlendirme yaptım.

  • "Nerede ve kim için etkili olacak bu tanımlar?
    Faydası ne? "

    "Aaaa engelli sakat tanımlamalarını irdeliyor kendi aralarında engelliler! Ne güzel! Kendi evlerinden bile zor çıkıyorlar, işlerini bile binbir zorlukla bulabiliyor, sağlık konusunda bir sürü sorun yaşıyor doğru dürüst bir aile bile kuramıyorlar.. Buna binlercesi eklenebilir. Ama herşeyi bıraktık, bu tanımlarla uğraşıyoruz.
    Ben yerimde saymaya devam ediyorum, siz ilerlemeye devam edin"
Bir seferde büyük işler yapmanın peşinde değilim. Hatta bu "büyük hedef"lerin çoğu zaman zararlı olduğunu da düşünürüm hep. Çünkü büyük hedefler çok kırılgan yapar ardına takılanları. Çok çabuk umutsuzluğa kapılıp, çok çabuk bıktırır insanı. Saman alevi misali... Onun için ben burada tartışırken, dünyayı kurtarmayı değil, okuyan zihinleri uyandırmayı (hatta düpedüz rahatsız etmeyi) hedefliyorum. Sen bunu önemli ve etkili saymıyorsun belki ama, ben sayıyorum. En azından elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum...
Onun için sana cevaben şunları söylemiştim:
Kendi zihnimizi çalıştırmaktan, dönüştürmekten, rahatlatmaktan ve ardından çıkan sonucu her karşılaştığımız kişiye sunmaktan daha büyük bir kazanç olabilir mi?
Değişmek.. herşeyden ve herkesten bağımsız olarak. Hatta değiştirebilme potansiyelinden bile bağımısız olarak! Doğruyu aramak, bulmak, bilmek, yaşamak...
Yaşamın tüm unsurlarını sürekli sorgulamadan daha güzele ulaşılabilir mi? Sorgulamak insanı insan yapman en büyük özellik değil midir? Sorgulama olmasaydı, dünya hala öküzlerin boynuzundaki tepsi olurdu!..
 
Biliyorum evet okudum alıntıladığın mesajlarını ve onlara uygun olarak yazdım zaten yazdım tüm yanıtlarımı Bülent. Teşekkür ederim.

Varolduğumuz ENGELLİ dünyasında bize destek olup, sorunlarımızı çözecek, sesimizi duyurabildiğimiz tüm insanlar:
SESİNİZİ DUYALIM! BİZ BURADAYIZ SİZ NEREDESİNİZ?
 
BÜLENT
TŞK EDERİM ÇOK GÜZEL ACIKLAMIŞIN BUNUN YANINDA BENİM SÖYLÜYECEĞİM FAZLA BİR ŞEY YOK BEN SAKATIM TEKERLEKLİ SANDALYE KULLANIYORUM ENGEL İSE SAKATIN YAPAMAMADIĞI İŞLER MESELA MERDİVEN ENGEL BU ENGEL AŞILA BİLİR ÖRNEKLER ARTIRILABİLİR MÜHİM OLAN ENGELLERİ AŞMAK VEYE AZAMİYE İNDİRMEK DEĞİLMİDİR ?


ABALI
 
engelli

önce bulent beyin izah tarzına teşekur ama arkadaş ben bir turlu içime sindiremedim bu sakatlık topalık ferçlik kavramları yani gerçeyi daha tekerlekli sandalyayı doğru durut kulanmadım ev de koltuğa otururu dukana gittiyide normal patron koltuğunda oturum ancak bahçede veya hastaneye gittiyimde tekerlekli sandalya kulanırm bağışlayın arkadaşlar en iyisi bayke nın dediyi gibi zedelenme diyelim ALLAH buktur saygılar
 
ben

önemli olan benim kim olduğum ve bu ülkeye kendi adıma ne verdiğim önemli.bir atıl gibi değilde,başaran üreten biri olmak benim için daha önemli
 
Sakat' ve 'engelli' kavramları aynı mıdır?

Aynı kavramlar değildir.

* Her sakat engelli, ya da her engelli sakat mıdır? Engelsiz bir insan var mıdır?

Her sakat bir şekilde engellidir çünkü herhangi bir fiilli gerçekleştirme kısıtlılığı söz konusudur.

Her engelli sakat değildir en azından kendisini sakat olarak tanımlamıkça.

Engelsiz bir insan da yoktur.

* Bir sakat ne zaman engelli olur?

Bir fiili gerçekleştiremediğin de.

* Engellerle karşılaşmak arzulanır bir şey midir? Bir insan kendi kendini engeller mi?

Değildir. Engeller.

* Sakat olma halinizin/sakatlığınızın engellenmek için haklı bir gerekçe olduğunu düşünüyor musunuz? Engellere/engelleyenlere hak veriyor musunuz?

Beşeri olarak değil belki ama doğasal olarak bir gerekçedir. Engeller aynı zamanda engelleyenler değildir yani olay birey veya bireyler olarak ele almak haksızlıktır.

* Sizce günlük yaşamınızda karşılaştığınız engellerden kimler sorumlu?

Toplum değil.

* Kim olduğunuz mu önemli, ne olduğunuz mu?

İkiside.


Soruların en basit cevaplarını verdim ama sorular enpozesi yapılmaya çalışan fikre çanak tutan şekil de hazırlanmış buda tartışmayı Argüman çöplüğüne dönüştürmüş.

Ben başka bir açıdan yaklaşmak istiyorum mevzuya.

Beşeri ilişkilerde kişilere takılan veya kişilerin sahip olduğu sıfatların pozitif ve negatif olmasındaki önemi yadsınamaz. Sakat kavramıda bu anlamda negatif, engelli kavramı ise pozitif bir sıfattır. Bunu Forumun adının www.sakatlar.biz olması durumunde bizede nasıl bir bakışaçı uyadırırdı ? sorusuyla ispatlayabiliriz.

Birde sakat kavramı aynı zamanda toplumda güvenilir olmayan anlamında kullanılır. bu çok önemki çünkü fiziksel anlamda hareket özgürlükleri kısıtlı kişiler için kullanılan sıfatla, güvenilir olmayan kişi ve meta için kullanılan sıfatın da aynı olması büyük bir şansızlık.

Kavramsal bunalımlar girmeden şu paralelde düşünüyorum ve böyle olması gerektiğini savunuyorum.. Sakat olarak tanımlanan kişiler aynı zamanda herhangi bir fiili gerçekleştirmede engellenen kişiler olduğundan ve genel ifade olarak engelli kavramının kullanılması gereklidir.

Saygılar
 
Üst Alt