Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Godot'yu Beklerken ve Engellilik Üzerine

spastik

Üye
Üyelik
15 Eyl 2005
Konular
42
Mesajlar
734
Reaksiyonlar
59
Samuel Beckett'in Godot'yu Beklerken adlı eseri, modern edebiyatın en önemli varoluşçu metinlerinden biri olarak kabul edilir. Eserin merkezinde Vladimir ve Estragon'un hiç gelmeyecek gibi görünen Godot'yu bekleyişi vardır.Peki kindir yada nedir bu beklenen Godot ? Bu bekleyiş yalnızca bir kişiyi beklemek değil, aynı zamanda anlamı, kurtuluşu, umudu ve hayatı açıklayacak bir cevabı beklemektir.

Öte yandan Varoluşçu perspektiften değerlendirildiğinde Beckett'in asıl söylediği şey şudur: İnsan, çoğu zaman hayatını kendi anlamını kurarak yaşamak yerine, dışarıdan gelecek bir anlamı bekleyerek geçirir. Godot bu anlamda bir kişi değil, insanın hayatına anlam vereceğine inandığı her şeydir aslında.

İşte tamda bu noktada tabiri caizse zurnanın zırt dediği yerde, eser ile engellilik deneyimi arasında dikkat çekici benzerlikler kurulabilir.

Özellikle engelli bireylerin yaşamlarında toplum tarafından sürekli bir "Godot" üretilir. Çocukluk döneminden itibaren engelli bireye ve ailesine hep bir bekleyiş önerilir. Yeni bir tedavi, yeni bir ameliyat, yeni ilaç , yeni bir cihaz, yeni bir teknoloji, yeni bir uzman, yeni bir yöntem... Sürekli olarak hayatın bir sonraki aşamasında her şeyin düzeleceği fikri canlı tutulur. Ve bu durum sarmal şeklinde bazen boyunca devam eder.

Örnek olarak Serebral Palsili bir çocuk düşünelim. Daha çocukluğundan itibaren çoğu zaman kendi kişiliğiyle değil, gelecekte ne kadar "normalleşeceği" üzerinden değerlendirilir.Bu haliyle normal algısı edata hem ailenin üzerinde hemde engelli bireyin kendi başı üzerinde Damokles'in Kılıcı şeklinde sallanmaya devam eder. Aileler, eğitimciler ve hatta bazen sağlık profesyonelleri bile çocuğun bugünkü yaşamını zenginleştirmekten çok, yarın ulaşacağı varsayılan noktaya odaklanabilirler.

Böylece ortaya bir tür "Godot" çıkar.

Şekil değiştirseler de beklentiler hiç değişmez…

Bir gün yürüyebilirse...

Bir gün konuşması düzelirse...

Bir gün tamamen bağımsız olursa...

Bir gün diğer insanlar gibi olursa...

Bekleyiş sürer.

Oysa Beckett'in eserindeki temel trajedi de budur. İnsan hayatı sürekli gelecekte gerçekleşmesi beklenen bir olayın gölgesinde yaşanırken, yaşanması gereken bugün gözden kaçırılır. An” ıskalanır. Geçmişin pişmanlıkları ile geleceği hayali arasında gider gelir birey.

Engelli bireylerin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur. Toplum onların mevcut varoluşlarını görmek yerine sürekli gelecekte ulaşmaları gereken bir hedef tanımlar. Böylece kişi olduğu haliyle kabul edilmez; daima olması gereken hali üzerinden değerlendirilir. Normal algısı yeniden devrededir…

Eserdeki diğer önemli tema ise toplumsal bağımlılıktır. Pozzo ve Lucky arasındaki ilişki bu açıdan dikkat çekicidir. Birbirlerine bağlıdırlar fakat bu ilişki aynı zamanda eşitsizlik ve güç ilişkileriyle örülüdür. Benzer bir durum engellilik alanında da görülebilir. Engelli bireyler çoğu zaman yardım alan, desteklenen ya da korunması gereken kişiler olarak tanımlanırlar. Ancak bu durum bazen onların bireyselliklerinin ve özneliklerinin görünmez hale gelmesine neden olur.

Varoluşçu düşünce ise insanı öncelikle bir özne olarak ele alır. İnsan, sahip olduğu özelliklerden önce bir varlıktır. Bu bakımdan engellilik de kişinin tüm kimliğini belirleyen bir unsur değildir. İnsan önce insandır; engellilik ise onun varoluşunun özelliklerinden yalnızca biridir.

Beckett'in dünyasında kesin cevaplar yoktur. Godot gelmez. Belki hiç gelmeyecektir. Fakat hayat buna rağmen devam eder.

Bu fikir engellilik alanı için de önemli bir ders içerir. Belki mucizevi bir tedavi gelmeyecek, belki bütün fiziksel sınırlılıklar ortadan kalkmayacak, belki o yeni ilaç bulunmaya , o yeni cihaz üretilmeyecek, belki toplum hiçbir zaman tamamen erişilebilir olmayacak. Ancak bütün bunlar yaşamanın, üretmenin, sevmenin, dostluk kurmanın ve anlam yaratmanın önünde mutlak engeller değildir.

Godot'yu Beklerken bu açıdan okunduğunda, engelli bireylere yönelik "bir gün düzelecek" merkezli bakış açısına güçlü bir eleştiri sunar. Çünkü insan hayatının değeri, gelecekte ulaşacağı varsayılan bir "normallik" noktasından değil, şu anki varoluşundan kaynaklanır.

Belki de Beckett'in eserinden çıkarılabilecek en önemli sonuç şudur: İnsan hayatı, hiç gelmeyebilecek bir Godot'yu bekleyerek değil; bugünü yaşayarak anlam kazanır. Engelli bireyler için de asıl mesele bir gün "normal" olmak değil, bugün kendi varoluşlarıyla tam ve eksiksiz bir hayat kurabilmektir. Bu nedenle Godot'nun gelmesini beklemektense, bazen onun hiç gelmeyeceğini kabul etmek daha özgürleştirici olabilir. Çünkü gerçek yaşam, bekleyişte değil, varoluşun kendisinde saklıdır.
 
Üst Alt