Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Çocuklara sakatları ve sakatlığı anlatmak [Tartışma]

OturanBoğa

Yönetici
Üyelik
9 Ocak 2003
Konular
673
Mesajlar
58,073
Reaksiyonlar
483
Çocuklara sakatları ve sakatlığı anlatmak

Hepiniz karşılaşmışsınızdır sakatlığınızdan, tekerlekli sandalyenizden veya kullandığınız cihazdan korkan 3-5 yaşlarındaki çocukların anne-babasının arkasına koşturup şaşkın şaşkın sizi süzmesiyle ve “bu neden böyle?” diye anne/babasına sormasıyla. Veya sizden cesaret alıp, “sen niye bu arabanın [tekerlekli sandalye] üstünde oturuyorsun?”, “sen niye böylesin?” diye sormasıyla...

* Çocukların hangi sorularıyla karşılaşıyor, onlara ne cevaplar veriyorsunuz ve büyüklerin ne tür cevaplar vermesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
* O karşılaşmaların önemi ve çocuk üzerindeki etkisi konusunda ne düşünüyorsunuz?
* Sizce sakatlığı olan biri ile tanışan/konuşan çocukla, farklı olanla hiç karşılaşmamış çocuk arasında ne tür temel karakter farklılıkları olur?
 
Daha önce yazmıştım bir başlıkta: yazdığımı kopy edeyim.

...Bir de sakat kalan oyuncakları düşünün. Ben, yeğenimin hiç özürlü bir oyuncağı olduğunu görmedim. (Ya da hatırlamıyorum.) Yalnız sakat kalan oyuncak bebekleri oldu. Oyun esnasında kolu, bacağı kırılan/kopan, bu durumda O'na oyuncaklarını atmama bilincini aşıladım ve diğer oyuncaklarından daha da çok sevmesini. Bu durumun sıradanlığını, henüz o bebeğin ölmediğini, bir oyuncak olarak onunda hayatını devam ettirebileceğini...
Bu sayede oyuncağını hayatından çıkarmadı, tıpkı beni de hayatından çıkaramayacağı gibi.
Bu durum, büyüdüklerinde bizlere karşı bakış açısının temellerini oluşturacaktır.
 
İlginç bir durumla karşılaşmış gibi inceleyerek baktıklarında , gözlerinden yakalayıp gülümsüyorum. Bu gülümseme karşısında her çocuğun davranışı birbirinden farklı oluyor. Kimi hemen annesinin yanına gidiyor , kimisi soru sormaya başlayor. Çoğunlukla meraklarını gidermek için basitçe açıklama yapıyorum.

Yeğenlerim gözlerini dünyaya açtıklarından beri alışkın oldukları için çok normal karşılıyorlar. Belli bir yaşa gelene kadar ne zaman iyileşeceğimi sorarlardı sadece , artık sormaz oldular bu durumun geçici olmadığını kabullendiler.
Mutfakta birşeylerle meşgulken bastonumu bırakır , o şekilde dolaşırım. Yeğenim Berke'yi -3-4 yaşlarındayken- bastonsuz düşeceğim korkusuyla beni hep 1 adım gerimde elinde bastonla beklerken bulurdum :) Hastayım ben bu çocuklara :D
 
ağaç yaşken eğilir

çocuklarımızı engelliler konusunda mutlaka eğitmek onları bilgilendirmek engelliye bakış açılarını değiştirmek için eğitmek gerekiyor. engelli çocuklarımızla kaynaştırma eğitimine ağırlık verilmeli bence var ama yeterli değil.ü
halen bazı aileler çocuklarının engelli çocuklarla birlikte okumasını oynamasını istemeyen aileler var.
cem yılmazın dediği gibi eğitim şart
 
selam
her çocuğa her cevabı vermek yanlış oluyor onların anlayacağı dilden konuşmak lazım.ben en çok verdiğim şu cevabı seviyorum ve çocuklarında hoşuna gdiyor onlara diyorum ki
ben annemin babamın sözünü dinlemediğim için ve tabağımdaki yemekleri bitirmediğim için böyle olduğumu söylüyorum
ama kendi kızım büyüyünce ona nasıl bir cevap verecem bilemiyorum
 
sevgiyle-100, bence verdiğin cevap çok yanlış. Verdiğin cevapla diyorsun ki çocuğa, "ben bi suç/günah işledim ve cezalandırıldım".
Bu durumda çocuk için sakatlar/sakatlık:
1- Lanetlenmiş, cezayı hak etmiş kötü insanlar
2- Tekinsiz, uzak durulması gereken insanlar,
3- Yemek yemesi ya da iyi olması, iyi şeyler yapması için sürekli korkudan beslenen bir eğitim temelden yanlış bir eğitimdir. Çocuk, doğru olanı mantığı kabul ettiği için doğru şeyler yapmalıdır. Korku ya da zor karşısında "iyi" olan çocuk, "pondunu yakaladığında" kendi/kötü oluverir.

***
Arkadaşlar, daha somut, diyaloglar içeren şekilde konuyu ele alırsak çok daha anlaşılır olur bence. Çocuk ne/nasıl soruyor? Siz ne/nasıl cevap veriyorsunuz?
 
Kızkardeşim doğduğunda 12 yaşındaydım. Anneme bir gün büyüyüp "neden" diye soracak dedim Annem "hayır seni hep böyle gördüğü için sormaz öyle alışır" dedi. ama benim dediğim çıktı. Zannediyorum 4-5 yaşlarındaydı arkadaşlarıyla ettiği kavgaya şahit oldum. Arkadaşları "senin ablan sakat" dediler. O ise avazı çıktığı kadar bağırıyordu... "Siz benim ablama sakat diyemezsiniz..." Bundan bir kaç gün sonra akşam 9-10 civarlarıydı. bahçemizdeki salıncakta birlikte sallanırken büyük an gelmişti... Ve sordu "abla sen neden böylesin" Ona bir hastalık geçirdiğimi bu yüzden böyle olduğumu bunun kimsenin suçu olmadığını Allah ın böyle istediğini anlattım. Tabi takdir edersinizki o yaş için konu direk Allah ın nerde olduğununa nasıl olduğuna kaydı...
Şimdi bir kızım var. Bir süre önce beni böyle kabul etmeme gibi bir çabası vardı. sürekli değneklerimi saklıyor kendince benimde babası anneannesi ya da diğer insanlar gibi yürümemi istediğini anlatıyordu. Ona defalarca geçirdiğim hastalığı anlattım. Sonunda anladı ve beni kabul etti. Ama biliyorum ki bu kabullenme kreşe kadar böyle gidecek. Diğer çocukların beni görmesiyle yeniden bir süreç yaşanacak belli mi olur belkide benim bulunduğu yere gelmemi arkadaşlarının yanında olmamı istemeyecek.
Bir de biliyor musunuz çocuk ne yaparsan yap merakını yenemiyor. Hafta sonu gezmeye gittiğimiz yerde iki değnekli bir bayan arkadaş gördük. Biz oturuyorduk. değneklerim yerdeydi. Kızım yüksek sesle "Anne bak tiyze denek va" dedi (anne bak teyzenin değneği var) Bayan duyacak diye aklım çıktı. Çünkü üzülmesini istemedim başka birinin. Ama duysaydı ben de kendimi gösterirdim. diyeceğim o ki çocuğu eğitsende çocuk özürlü biriyle yaşasa da yinede çocuk. Nerde ne yapacağı belli olmuyor. sağlam birinin çocuğu bu cümleyi muhakkak ki "anne o teyze neden değnekle yürüyor" anlamında kullanacaktı. Benim çocuğumsa "anne bak o teyzeninde senin gibi değnekleri var" anlamında kullandı.
Bence çocuklara gerçek sebepler mutlak suretle anlatılmalı. ama bunun kimsenin suçu olmadığı yaradılış farklılığı kadar normal birşey olduğu da hissettirilmeli
 
Çocuk olsa iyi. Bazen koskoca adamlar bile yanıma sokulup soruyolar? Ya sen niye böyle yürüyorsun? Bu tür sorular karşısında birçok zaman gerçeği anlatıyorum ama bazen öylesine alakasız kişiler tarafından, alakasız ortamlarda, alakasız zamanlarda bu tür sorular geliyorki onları bozmadan kendimi alamıyorum. Bu durumlarda;
-- Eeee Abi bugünde böyle yürümek istedim. Yarına bişeyim kalmaz merak etme sen.
Ya da
-- Bende senin gibi böyle meraklıydım. Sakat birine sordum niye bu şekilde yürüyorsun diye. Oda beni bu hale getirdi.
Ya da
-- Al sepetten Bir hıyar. Yermisin yemezmisin. :)
-- SANA NE!
Gibi cevaplar veriyorum.

Yinede bu tür durumlarla muhatap olduğumuzda pek takmamak gerek. Engellide olsa herkesin kendiyle barışık olması, hayatın bazı olumsuz anların da gülerek geçmesini bilmek gerek. Bunu başardığınız takdirde engelli olduğunuzu kimse farketmeyecektir bile. Kuruntu, aşırı sıkılganlık, birşeyleri gizleme ihtiyacı gibi hallerimiz olursa bu hallerimiz mutlaka diğerleri tarafından sezinlenir ve kendimize saygımız olmadığı gibi bir yanlış anlama ortaya çıkar. Kendine saygısı olmayana hiç kimse saygı göstermez.
 
Evet çoğu kez edindiğimiz davranışların sorumlusu yetişkinlerdir. Bu anlamda fatoş 42 doğru bir tepitte bulunmuş"yetişkinler sağolsun" :D

Bildiğimiz gibi çocuklar dünyaya geldiği andan itibaren bilmedikleri bu yaşam biçimin de merak ve sorgulayan gözlerle etraflarına bakarken,öncelikle korkusuzdur. Onları korumak adına belki de ilk önce yasaklayıcı cümlelerimizle"cızzzz" kelimesini öğretirken kendimize göre biçimlendiririz.

5 yaşındayken geçirdiğim bir trafik kazası nedeniyle gözlerimi hastane de açtım. Çok önemli değildi ama 5 yaşındaki bir çocuğun bedeni çarpmanın etkisiyle havalanmış ve yere inmişti, sol kulağım arabanın farını parçaladığından yırtılmıştı sadece.

Gözlerimi ilk açtığımda bana bembeyaz dişleriyle gülümseyen kapkara bir adamla karşılaştım. İlk işim gözlerimi kapatmak oldu hemde sımsıkı.

Beyazların dünyasında gözlerini açan ve yaşantısında hiç zenci görmeyen bir çocuğun dünyasında bu ilkti ve korkmuştum. Bilmediklerimize karşı merakla birlikte korku insanın doğasındadır. Gözlerimi hafifçe açarken kapkara adam aynı güleryüzlülüğüyle bana bakmaya devam ediyor ve bana sorula soruyordu.

O an yanımda biri olup;

" Aaa Sanem çok ayıp ediyorsun, hiç korkulur mu, o sadece bir zenci aç bakayım gözlerini..."

Demedi. Diyebilirdi ama, çünkü çoğunlukla buna benzer cevaplarımız oluyor.

Yanımda bulunan annem de bana bakan doktor da bir çocuğun bu anlık korkusunu anlamış ve herşeyin doğal akışının sürmesini sağlamıştı.

Zenci doktorumuz elinden gelen her türlü şefkati bana gösterirken, yapması gerekenleri yaparken, beyaz doktorumuz Rodop tan daha farklı bir şey yapmıyordu açıkcası.

Kuşkusuz sorularımım olacaktı, sonraları ve cevaplarını da alacaktım. Hastaneden çıktığımda babam bana bir oyuncak zenci bebek aldı, adını Leyla koydum ve en sevdiğim bebeğim oldu yıllarca.

Büyüklerin çocukların bu sorularına verdikleri cevap onda başka soruları ve merakları oluşturacak cinsten olmaması gerektiğini savunuyorum.Abartılı olmayan, gerçekleri içinde barındıran basit cümleler kurulmasından yanayım.

Cevaplar verilirken kullanılan ses tonunun önemine de inanalardanım. Çoğunlukla konuşuruz ve farkında olmadan öyle bir ses tonu ortaya çıkar ki bu ses tonumuz bir çocuk için son derece önemlidir. Çünkü tonlama gerçekten bir çok şeyi ve bir çok soruyu ortadan kaldırabilir.

Tabikii yaşantısında bir sakatla karşılaşmamış çocuk yukarı da kendime göre örneği verdiğim merak ve korku karışımı tavrını sergileyecektir. Bunu doğal karşılamak zorundayız.

Çevresinde ve yakınlarında sakat olan bir çocuk diğerine göre bir adım öndedir ama bunu bilmeyen bir çocuk bu bir adımı kolaylıkla telafi edebilir yeter ki yetişkinlerin yaklaşımı doğru olsun.
 
Çocuğun soruşunda bir art niyet yada kırma düşüncesi olmadığı için ona ayaklarımdan rahatsız olduğu için böyle yürüyorum cevabı en kestirme cevaptır ..
Her engelli görüşünde rahatsızlığından dolayı böyle bir durumun içinde olduğunu düşünecektir.
Yalın sözler en karmaşık açıklamalardan daha iyi anlaşılıyor çünkü..

Onun o küçücük dünyasını ceza, suç sonucu oluşmuş bir durum gibi yansıtmak onun ileride de engelli insanı suçlanmış ceza verilmiş biri olarak görmesini engelleyecektir.

10 yaşında engelli olduğum için düşünüyorum da çocukken insanların nasıl yürüdüğüyle yada engelli olup olmamasıyla pek ilgilenmiyordum...Okulda vardı mesela tekerlekli sandalyede bir arkadaşımız onunla çıkar bahçede oynardık..ne bileyim akrabalarda vardı öyle kimseler ..Dikkatimi çekmemişlerdi yada korkmamıştım hiç..
Ama büyüdükçe ve engelli olunca anladım ki onlar engelli ...
 
sayın bülent bey
sizde engelli biri olarak bu sorularla karşılaşmışsındır.peki sen ne cevap veriyorsun?
 
Sevgili eşim Çiğdem Hanımın görüşleridir.

Çocuk sahibi olmak isteyen ve küçük çocuğu olan arkadaşlara tavsiyem;
bu olayı kafamızda kurguluyarak , düşünerek daha büyük bir sorun haline getiriyoruz.
Anne olmaya karar verirken bunları düşünmekten boğulmuştum.
Ama anne olduktan sonra gördüm ki hiç birşey düşünerek halledilmiyor.
Çocuğun doğal gelişimi içinde sürekli sorunlar ve çözümler değişiyor.
Anne yada babanında yada her ikisinin sakat olması diğer sorunlardan farklı olmadığını
zamanla görüyorsunuz.
Bizim izlediğimiz yöntem ;çocuğumuza bizim farkımızın SADECE ve SADECE
yürümekte zorlanmak olduğunu ,diğer insanlardan FARKIMIZ olmadığını anlatmak
yada hissettirmek oldu.Ayrıca her konuda çocuğumuza farklılıkların olabileceğini
bunun da olması gerektiğini anlatmaya çalıştık.Eşimin yaptığı çocuğumuzun kafasından
EN' leri çıkarmaya çalışmak oldu.Buradaki amacı da kahramanların olduğu kadar
bizler gibi insanların da olabileceğini vurgulamaktı.
Çocuğumuzun okula başlama döneminde, kafamda sürekli onun bizden utanacağı hatta
okula gitmemi istemiyeceği korkusu olmuştu; ancak korktuklarımı bir yana bırakın
aksine hiç bir sorun yaşanmadığı gibi okuldan arkadaşları ve öğretmenleri ile sürekli
iletişim halinde olmamızı istedi.
Oğlumuz bizim zorlandığımız anlarda üzülüyor ama bizimle de gurur duyuyor.

OLMAZ SA OLMAZIMIZ şu oldu: Çevremizden bize acıyarak yada küçümsüyerek
yada değişik bakanları kazıdık.Çevremizdeki insanlarla sürekli iletişim halinde ve
sosyal yönümüzün gelişmiş olmasının katkısı çok büyük oldu.

Kısacası sen kendine acımazsan çocuğundan sana acımaz sadece sever.
 
genelde küçükler abi geçmiş olsun sen niye böyle yürüyorsun

sorusuna karşılık ben şimdi yok akraba evliliği yok erken doğum ana rahmine ters düşmüşüm sinir damarları ezik desem küçük çocuğun kafası karışacak ve anlamayacak ve sorular birbirini kovalar bir konuşmanın içinde bulmamak için

Karşıdan karşıya geçerken arabalara ve trafik ışıklarına dikkat etmedim kamyon çarptı

sizler karşıdan karşıya geçerken dikkatli geçin büyüklerinizin elini tutun
şimdi o çocuklar her karşıdan karşıya geçerken beni düşünüp trafik ışıklarına ve arabalara dikkat ediyorlardır

belki yalan söylüyorum ama öğretici bir yalan
 
Benim çevremdeki çocuklar ayaklarım ampüte olduğunda abla senin ayakların nerde diye sorarlardı. Bende onlara ilk etapta doktorlar tamir edip göndericekler dedim uzun süre protezlerimi kullanmadığım için ne biçim doktorlarmiş hala yapmadılar diye çok kızmışlardı.

Protezleri kullanmaya başladığında sevinçleri müthişti.Karşıma geçip bak sende zıplayacaksın oynayacaksın bizimle diyip beni çekiştirmeye başladılar. :D

Sonrada protezi ellemeye başladılar ve ama bu gerçek bacak değil ki dediler
ve gerçeği öğrendiler sonrada olsun bunlarla yürüyebiliyorsun diyip beni teselli edişleri harikaydı.

Bi keresinde ise protezimi giymeye kalktılar çok komikti :D Bana niye olmuyo bu ya demeleri vs vs
 
Ben bunlarla çok karşılaşıyorum çocuklar annelerine soruyolar anne neden böyle yürüyor diye ve gülüyorum sonradan nede olsa onlar çocuk diğerek bişey hissetmiyorum.ama bunu büyüklerde yaşayınca başka oluyor tabi.iş yerime bazı bayanlar görüyorlar beni çalışırken yanımdada sopayı görünce birbirleriyle konuşuyorlar bana bakarak tabi.sanki engelli birinin çalışması anormalmiş gibi geliyor.bu benim başıma çok geliyor hastanede.bakışlar ve gizli gizli konuşöalar.ama etkilenmiyorum çünkü alıştım aalışmak zorundayım.değilmi? :)
 
benimde 7 yaşındaki yeğenim büyümeye başladıkça beni daha çok takip etmeye başladı ve en sonunda beklediğim o soruyu patlattı :) teyzecim senin ayağına ne oldu ?onun anlayabileceği şekilde anlatmaya çalıştım bende :) çokta iyi anladığını sanmıyorum ama :roll: güzel olan :) 3 yaşında bir yeğenim daha var ikiside ben onlara gittiğim zaman kapıda karşılıyorlar ben ayakkabımı çıkarmaya çalışırken küçük olan beni tutmaya çalışıyo büyük yeğenimde elimden çantamı alıyo ayy :p ayy :p çok tatlılar yaaa :p yani sözün özü diyeceğim :p anlamıyolar sanmayın çok iyi anlıyolar büyüklerden bile iyi :) [/b]
 
"Anne Buna Ne Olmuş?" Engelli veya farklı görünenlere çocukların soruları, cevaplar

Görünüm itibarıyla herkesten biraz farklı olabilirsiniz.Ya boyunuz kısadır,ya ayağınız aksıyordur,ya kambursunuzdur ya da...
İlk defa geçtiğiniz bir sokakta çocuklardan biri tüm cesaretini toplayarak karşınıza dikilip “abi-abla sana nolmuş” dese, o an çocuğa ne cevap verirsiniz?
Bazen de muhatap siz olmazsınız.Misal: annesiyle yürümekte olan bir çocuk sizinle karşılaştığında annesinin kolunu çekiştirerek: “Anne,anne bu adama nolmuş?” Diye sorarsa annesi nasıl bir cevap vermeli?
Engelli ya da farklı görünen birinin neden böyle olduğunu merak edip soran çocuğa verilecek cevap, toplumun geleceği çocuklar olduğu için büyük önem arzediyor.
Ayrıca ilk başta durumu kotarmak için verilecek basit bir cevabın nelere yol açabileceğini tahmin bile edemeyebiliriz.Konuyu;
1)Çocuğun psikososyal gelişimi açısından,
2)Engellinin rencide olmaması açısından,
3)Çocuğun ve dolayısıyla gelecekteki toplumun engellilere ve kendinden farklı görünenlere bakışı,davranışı açısından
olmak üzere çeşitli yönleriyle ele almak lazım.
Soru soran çocuğa kızmak hiç bir zaman çözüm değildir.Çünkü merak çocukların fıtratında doğasında var olan birşey.
Burada çocuklara cevap olarak sık karşılaşılan birkaç örneği ele alacak olursak;
Bahsettiğimiz şekilde soru soran çocuğa;
* “Annesinin sözünü dinlemediği için böyle olmuş” cevabını alan bir çocuk: ömür boyu başına bir şey gelecek korkusuyla pısırık bir birey olup, haklarını gaspetse dahi mevcut otoriteye itaatkar olmaya yönlendirebilir.
* “Allah ya da tanrı böyle yapmış” cevabı: İlk bakışta iyi niyetle söylenmiş inançlı bir insanın çok ayrıntıya girmeden verdiği şu kısacık cevap çocuğun inanılan şeyin kötülük yapan bir güç olarak korkulacak bir kuvvet olarak tanımasına sebep olabilir.
* “O küfrettiği için böyle olmuş” cevabı: Bu tür cevaplar alan çocukların bilinçaltına engellilerin kötü insanlar olduğunu, bunu hak ettikleri için böyle oldukları düşüncesini yerleştirebilir.
* “Evladım o hasta,zavallı.” cevabı: Çocuğun her gördüğü engelliye “Abi-abla geçmiş olsun” demesine yol açar.Bu da durumunu kabullenmiş, kendini kesinlikle hasta görmeyen engelliyi üzebilir.
* Verilecek cevaplar duyarsız ve saygısız cevaplar da olabiliyor zaman zaman. Bunlar da engelliyi rencide ediyor.​
Bence
*Ebeveyn böyle bir karşılaşmayı beklemeden çocuğu, gelişim seviyesine uygun bir tarzda, farklı görünen ya da engelli olan insanlar konusunda eğitmeli.
*Mümkünse çocuğa, tuhaf karşıladığı durumlar ve insanlar hakkındaki sorularını dışarıda değil de bekleyip evde sorması gerektiğini anlatmalı.
Bu konuda kim nasıl davranmalı? Sizin de çözüm önerileriniz varsa tartışalım.​
 
Doğal akışına bırakmak...

Açıkça soru soran çocuklarla şimdiye kadar karşılaşmadım ama ben konuyu biraz doğal akışına bırakmaktan yanayım.
Tatilde gittiğimiz otelde yaşadığım bir olayı anlatayım:
5 yaşında bir kız çocuğu, anne ve babasıyla yan masaya oturdular. Biz de annemle yemek yiyorduk. Tabii çocuk benim hareket stilimdeki tuhaflığı çok merak ettiği için gözünü ayıramıyor benden. Ailesiyle merhabalaşıp, konuşmaya başladık. Yemek bitti, laf lafı açtı, sohbet koyulaştı. Dost olduk.
Ertesi gün Elif Cemre yine bana arada bir inceleme amaçlı bakıyordu ama giderek hareketlerim, onun mantığında da doğallaştı. Hele annesiyle tavla oynadığımda olay bitti...
İstem dışı hareketlerime aldırmadan, zarları elime vermeye başladı...
Çünkü gördü ki, farklı hareket etsem ve tekerlekli sandalyede olsam da, aslında herkes gibiyim...
Ayrılacağımız gün, tekerlekli sandalyemi restoranın kapısına kadar sürmek için nasıl can attı, görülmeye değerdi...

Ben bu konuda çok net sınırlarla belirlenmiş açıklamalar yapmaktan yana değilim. Çocuklar bizimle hayatı keyifle paylaşabileceklerini gördüklerinde, sakatlığımıza takılmıyorlar. Bence birçok yetişkinden daha samimi ve doğallar...
 
Çocuklar sorar , yeğenim sormuştu teyze sen niye böyle yürüyorsun diye , yanağındaki gamzesine allahım burayı oymuş derdi, ona allahım böyle sevmiş böyle yaratmış tıpkı senin yanağını oyduğu gibi dedim bir daha hiç sormadı.
 
İlk sorunun "ve"den sonraki kısmıyla başlıyorum. Bakalım başarılı cevaplar verebilecek miyim bir "büyük" olarak çocuğuma???

Ne yaptım? Nasıl düşündüm?
Sınırlı pedagojik bilgilerimi süzdüm önce. Sonra "korku" kelimesi kafama takıldı. Ataların dediği "ağaç yaşken eğilir" ile annemin bana hep söylediği "ben sana herşeyi 2 yaşından beri büyükmüşsün gibi anlatıyorum" cümleleri geldi ve şöyle birşey geliştirdim:

Sanırım çocuğum korkacak yaşa gelmeden -ki bunun 2 yaş olduğunu düşünüyorum şu an- engelli arkadaşlarımla tanıştırırdım. Zaten komün hayatı yaşamayı sevdiğim için doğumumdan hemen sonra arkadaşlarımın hepsinin evimi şenlendireceğini düşünüyorum. :) Bu yüzden henüz korkma yaşı veya soru sorma yaşı gelmeden ama şaşkın bakış yaşındayken; bazı çocukların doğduğu günden itibaren senin günlük hareketlerini yapabildiğin gibi onların da yapabilmesi için bazen bir bastona bazen de bir tekerlekli sandalyeye ihtiyaçları olduğunu söylerdim.

Soru sorma yaşı arkadaşlarımın çocuklarından da tecrübe ettiğim kadarıyla 4 yaşına yaklaşırken başlıyor. O zaman zaten sosyalleşmeye de başlıyor çocuklar. O zaman da bütün insanların birbirlerinden farklı olduğunu söylerdim. Herkes farklı kuvvet gücüne sahip derdim. Hatta bu sıra benim için bile ağır olan bir nesneyi babasının kaldırıp benim kaldırırken ne kadar zorlandığımı gösterirdim. Sonra da "bak benim gücüm bunu kaldırmaya yetmiyor, ama babanın gücü yetiyor derdim. (İyi bir örnek olduğunu düşünüyorum beni bozan olursa kızarım :)) Aynı şekilde senin rahatça kaldırabildiğin ya da yapabildiğin birşeyi engelliler daha zorlanarak kaldırabilir veya daha yavaş yapabilirler derdim.

Eğer yanlış bir genelleme olmayacaksa çocuklar, büyüklerin kendilerini dinlemesini isterler. Çok soru sorarlar ve bu sorulara cevap beklerler. Açıklıkla, samimiyetle, sabırla ve elbette sevgiyle verilen cevaplardan da çocuklar çooook ama çooook mutlu olurlar.

Hmm henüz tekerlekli sandalye kullanan bir arkadaşım yok. Herhalde karşılaşsak ve çocuğum sorular sorsa ona tekerlekli sandalyenin bizim bindiğimiz gibi bir bisiklet, scooter veya motor olmadığını ama yürüme zorluğu çeken veya yürüyemeyenlerin -hani daha 2 yaşındayken anlattığım günlük hareket hikayesi vardı ya onu hatırlatıp- ulaşım aracı olduğunu söylerdim. Doğru olur muydu bilmiyorum.

Biraz büyüyüp okul çağına geldiğinde de engelli bir yaşıtını gördüğünde kendisinden çekinmemesini, gözlerini ondan kaçırmamasını -ki bunu bu sitede öğrendim- :) söyler ve "arkadaşını eve çağırsana akşam size köfte patates yapayım" derdim. :) Annesi de çaya gelirdi oooooooh al sana bir arkadaş daha. :)

Bir an konu dışı bir endişeye kapıldım. Kocam olacak adam komün hayatını seviyor olur umarım. :)
Başarılı mıydım? Taşlanacak mıyım yoksa?
 
scenesequip1_small.jpg

İNGİLTERE’de Down Sendromlu, tekerlekli sandalyeli, koltuk değnekli ve kör şekilde tasarlanmış oyuncak bebekler pek çok aile tarafından satın alınmaya başladı. Firma yetkilileri, “Çocuklar, bedensel yetersizlikleri veya engelleri nedeniyle moral çöküntüsü içinde. Bebekler sayesinde durumlarını kabul etmeleri kolaylaşacak” dedi. Bazı aileler ise bebeklerin çocukları daha da agresif hale getireceklerini ve bunun yüz karası bir fikir olduğu görüşünde birleşiyor[FONT=Times New Roman TUR].[/FONT]
Engelli çocuklar için uygun olup olmadığını Ebeveynler daha iyi analiz edebilecektir ama terapi bebekleri, engeli olmayan çocuklar içinde alınabilir bence. Çok pahalı olması üzücü(100$/+) .. http://www.sew-dolling.com/

Çok daha önceleri piyasaya çıkan Barbie nin tekerlekli sandelyeli arkadaşı 'Becky' var... Biraz konu dışı olsada 1997 yılına ait ilginç bir haber:

"Oyuncak bebek rüyasından kötü uyanış: Binlerce amerikalı ebeveyn, dünyaca ünlü Barbie'nin en yeni arkadaşı Becky isimli bebekle, engelli çocuklarına sıradışı bir sevinç yaşatmak istemişti.
Becky aynı kız arkadaşı Barbie gibi plastikten. O çok şık, pembe renkli bir tekerlekli sandelyede oturuyor. Üretici firma matel'den dahice bir pazarlama hamlesi. Hem Engelli Çocuklar Becky'i kendisiyle en iyi şekilde özdeştirebilecekti.
Ortaya çıkan gerçek: ise Becky'nin tekerlekli sandelyesi Barbie'nin "Rüya Evi"(iki katlı evin fiyatı 90 € ) nin kapısından sığmıyor oluşu.
aynı zamanda kendiside tekerlekli sandelye kullanan Becky nin sahibesi için acı bir tecrübe.
firmanın sözcüsü Lisa McKendall' ın özrü şöyle : Bu, tekerlekli sandelyede oturan ilk Moda Bebeği ve çok yeni bir girişim.
Rüya Ev ise yıllar öncesinden piyasada.
söz veriyoruz gelecek ay merdivensiz ve ekstra büyük giriş kapısı olan engellilere uyum garantisi ile yeni bir ev olacak "

HBzP2X8y_Pxgen_r_300xA.jpg

BerlinOnline: Rollstuhl pa
 
Benim işim biraz daha kolay galiba... Hergün nerdeyse, 1400 çocuk görüyorum okulun bahçesinde...400'üne yakınla da ders işliyorum. Çocukların şaşkınlıkları geçtikten sonra daha doğrusu gizli dayatmalardan kurtulduktan sonra herşey çok güzel oluyor. Dayatma dediğim, çevreden öğrendikleri sakat insanlara dair düşünceler. Yeri geliyor, anlar beni iyileştiriyor. Birçok öğrencim "annem" diye hitap ediyor bana... :) Birgün çocuk sahibi olursam çocuğumun da öğrencilerim gibi beni seveceğini hatta onlardan kıskanacağını bile düşünüyorum...

Benim 9 tane yeğenim var. Daha hiçbirinden engelimle ilgili soru gelmedi. Anneleri çok bilinçli insanlar. Belki de sordular ve onlar çok güzel cevap verdiler. Ben ayrıca bir açıklama yapmayı düşünmüyorum çocuğuma. Benimle yaşarken soruların cevabını bulacağını düşünüyorum...

Tanımadığım, ama kısa süreli etkileşim içinde bulunduğum çocuklardan gelen soruya da, gözlerimi koca koca açarak ,"Geçen gün bir düştüm, bir düştüm... İki gün kendime gelemedim biliyor musun? Hep bu dikkatsizliğimden. Sen dikkat et olur mu? Yürürken acele etme..." :)) diyorum...

Çocuğun sakatlığı anlayabileceği, cidden kafasındaki bu meseleyi halletmek istediği yaşta ise, oturup konuşulması gerektiğini düşünüyorum... Daha çok filizlenmesi için dalları kesilen bir ağaç, kırık bir tebeşir, yarısı ısırılmış bir elma bana yardım edecektir herhalde... :) Ağaç dallarından yoksun diye ağaç değil midir artık? Ya da kırık tebeşir, hala yazıyorsa sırf kırık diye tahtaya küsecek midir? Elmanın yarısı yok diye elmalıktan istifa mı etmelidir? :)
 
bana çocuklar sormuyorlar hiç annelerine soruyorlar sormasalar bile anneleri bak abi annesinin sözünü tutmamış böyle olmuş şeklinde konuşabiliyorlar o zaman koltuk deynekleriyle yürüyordum şimdi hafif aksayarak yürüyorum
bazen büyükler gelip babanın arabasıyla basdın gaza demi dikkat etsene şeklinde konuya giriyorlar halbuki benim durumumum kazayla dikkatsizlikle alakası yok kendi kendine oluşan bi kemik tümörü işde
yani kişiden kişiye değişir eğitimle de alakası var tabi de birazda empati kurabilme ile alakalı
çok eğitimli insanlarda da aynı durumlar görülebiliyor
yalnız fuzulimin dedikleri hoşuma gitti bende bazen deynekler hoşuma gitti ondan kullanıyorum yada aksesuar bunlar bu sene moda falan diyordum
 
İnsanları tek tek eğitmenin bilinçlendirmenin mümkünü yok malesef.. Aslında ben eğitimle falan çok da alakası olmadığını düşünüyorum.. Yontulmuş ya da yontulmamış olmakla, gün görmüş ya da gün görmemiş olmakla alakalı bir durum bence.. Bir çocuğu sevmek için kucağına almak isteyen engelli kişi düşünün çocuk bu yabancılamış olabilir ağlar, ama anne ya da baba "korktu korktu" derse ya da işte yaramazlık yaptıda böyle oldu bu abi-abla derse, çocuk yaramazlık yaptığında "aaa bak bak geliyor o topal abi-abla yiyecek seni" derse bu tamamen o insanın çiğliğindendir..pişmemiştir yoğrulmamıştır hamdır! Böylelerine hiiiiiiç acımadan utanmadan sıkılmadan lafı çakmak lazım.. Gerçekten nefret ediyorum böyle insanlardan..

Valla insanlığın can çekiştiği bu zamanda bundan fazlasını beklememek lazım..Daha kötüye gitmesinde insanlık inşallah.. Çocukların temiz dünyasına zihnine sakatlığı olan insanları tü kaka öcü gibi yerleştiren anne babalardan hep vardı hep olacak.. Aslında en kolay şey çocuklara anlatmak tatlılıkla güzellikle içine sevgi saygı ekleyerek ama olmuyor işte.. Olmayacakda.. Binde bir çıkar öyle duyarlı ana babalar..
 
Veritas, yazdıklarınıza katılıyorum, şurası hariç:

"... ona tekerlekli sandalyenin bizim bindiğimiz gibi bir bisiklet, scooter veya motor olmadığını ama yürüme zorluğu çeken veya yürüyemeyenlerin -hani daha 2 yaşındayken anlattığım günlük hareket hikayesi vardı ya onu hatırlatıp- ulaşım aracı olduğunu söylerdim."

Altını çizdiğim ifade, çocuğun beynine "AYRIM" komutu verir. Üstelik yanlıştır da...
Tekerlekli sandalye de, verdiğiniz örneklerden sonra sizin de yazdığınız gibi,
bir ulaşım aracı, hatta oldukça rahat bir oturma ünitesidir.

Bir örnek vereyim: Anneme temizlik için yardıma gelen hanımın beş yaşındaki oğlu, okula başlamadan önce, annesiyle birlikte bize gelirdi. Ben banyoya girdiğimde, tekerlekli sandalyeme oturup, ileri-geri sürmeye bayılırdı.
Ben ve annem çok doğal olduğumuz için, annesi de hiç sakınmadı.
"Aman oğlum, o TEKERLEKLİ SANDALYE, HERKES OTURMAZ..." vb. acayip laflar hiç söylemedi. Düşünmediğine de eminim.

Hani klasik bir slogan var: HERKES BİR ENGELLİ ADAYIDIR...
Madem öyle, engellilerin kullandıkları araç-gereci de, en azından zihinsel ve ruhsal açıdan, herkesin kullanımına açmak gerektiğini düşünüyorum.
 
bundan yaklashik besh yil önce abimlerin üst katina dört-besh yashinda oglu olan üc kishilik bi aile tashindi... ilk zamanlarda, kapida veya merdivenlerde karshilashtigimizda yüzünde acaip yaramaz ve tatli bi ifadeyle beni süzüodu yan yan ufaklik... bi deyneklerime bakiodu, bi gözlerime, bi basamaklarla bash edishime (veya disharda, kapinin önünde karshilashmishsak; yürüyüshüme) ve tekrar deyneklerime - gözler fildir fildir... e, ben de onun o sheker halini süzüodum tabe, icime ceke ceke (cocukcazi bozmayayim diye elimden geldigi kadar ciddi durmaya calishiodum ama yakalayip mincik mincik minciklamamak icin kendimi tutmamin artik bi ishkence haline geldigi anlar da olmadi degil hane :))...

yine bi seferinde, ben kaplumbaga hiziyla basamaklari inerken o da annesiyle iniodu üst kattan... kadin selam verip solladi beni... bizimki iyice yavashladi, süzmeye bashladi gene ince ince... durdum, beni gecmesini teklif ettim... kafasini iki yana sallayarak gecmek istemedigini belli etti... benimle ayni basamaga geldi, biraz zorlanarak da olsa yanyana devam ettik inmeye... "shimdi bishiler olucak ama du bakalim nolucak" diye geciriodum ki icimden; bi hamleyle önüme atlayiverdi - yolumu kesti, minik eshkiya :)...

gözlerini kocaman kocaman ayirarak, "bilio musun, felix'in de böyle yürüme deynekleri var ama seninkiler kadar güzel degil" dedi... "niye ki, onunkiler nasil ki?" diye sordum... "sadece mavi - seninkiler gibi rengarenk degil" dedi... "hmm, evet, ben de cok begeniorum deyneklerimi" diye hava attim biraz... "bunlar kizlar icin mi ki?" diye sordu... "sanmiorum, oglanlar da kullanabilir bence - neden kullanamasin ki?!" dedim ve koyu bi muabbetin yolunu tuttuk :)... öyle ki, bi müddet sonra ayakta durmaktan yoruldum, basamaklara oturup devam ettik konushmaya... annesi sabirla beklio ashagida...

felix'in kim oldugunu sordum, gittigi anaokulunda kendi gurubunda bi cocuk oldugunu ve ayni zamanda da en iyi arkadashi oldugunu ögrendim... ayrica, bashka bi arkadashinin da tekerlekli sandalyesi oldugunu anlatti heyecanla :)... benim de arabamin bagajinda bulundurdugum ve ihtiyac duydugumda ya da canim istediginde cikartip kullandigim bi tekerlekli sandalyemin oldugunu ve istiosa bashka bi firsatta cikartip ona gösterebilicemi söyledigimde yüzündeki ifade, yeni bi dost kazandigim hissini uyandirdi icimde :)...


konushmamizin gidishatina en ufak bi burun sokma girishiminde bulunmadan, hem oglunu gözden tamamen kacirmicak hem de tatli sohbetimize saygiyi koricak bi mesafede sabirla beklemesinden dolayi kendisini takdir ettigim (eh, ilk defa karshilashiodum - ya dogru düzgün konushma firsati bile vermeden, kendi kafasindaki sacmaliklarla bilir bilmez konusharak cocugunu bilgilendirmeye calishan ya da cocugunun verdigi "rahatsizliktan" dolayi mahcup bi shekilde özür dileyerek uzaklashan velilere alishiktim daha cok :)) annesiyle daha sonralari konushma firsati buldum...

ayaginin dibinde bircok anaokulu bulunmasina ragmen gayet uzakta sayilan ve (bedensel\zihinsel) sakat, saglam ve farkli uyruklu cocuklarin da bulunmasina özen gösteren, "rengarenk" bi anaokulunu secmish ogluna... ve anladigim kadariyla, koca kalpliliginden dolayi sakat cocuklarin topluma dahil edilmesini, kaynashtirilmasini - kisacasi, shu meshur entegrasyon safsatasini - desteklemek icin falan degil, kendi oglu icin - malesef - biraz az bulunan cok güzel bi shans oldugunu düshündügü icin secmish o anaokulunu... eh, niye sakliym; sevdim o kadinin egoistligini :)...


***
Madem öyle, engellilerin kullandıkları araç-gereci de, en azından zihinsel ve ruhsal açıdan, herkesin kullanımına açmak gerektiğini düşünüyorum.
:) erkek arkadashimin minik kizi (bu yil okula bashlicak) benimle tanishtigindan bu yana noel bayramlarinda kendisi icin tekerlekli sandalye istiomush noel babadan :)...
 
Kapali toplumlarda, tartismayan toplumlarda, sistemin cocuklarin beyinlerini yanlizca milliyetcilik, suculuk, buculuk diye anlamsiz, ici bos kavramlarla doldurdugu, bireyin degil devletin kutsandigi Turkiye gibi ulke cocuklarinin, oyle cekingen yaklasmalari cok normal.

Halbuki hayatin kendi gercekleri, toplumun gercek sorunlari ulke cocuklarina anlatilsa, okutulsa daha yararli olacak. Fillerin tepismeleri yeni yeni duruldu, cimler artik daha hizli buyuyebilecek, gelisebilecek, canlanabilecek bu ulkede.
 
Genelde "bana uçak çarptı" ya da "üstümden denizaltı geçti" diyorum. Sonra da karşılıklı gülüyoruz:)
 
Üst Alt