Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Çevrenizde alışkın olmadığınız kişilerin, fikirlerin ve davranışların olması

OturanBoğa

Yönetici
Üyelik
9 Ocak 2003
Konular
673
Mesajlar
58,079
Reaksiyonlar
488
Birarada Yaşamak...

* Sizce farklı -bedensel- özellikleri ve/veya düşünceleri olan kişilerle birarada yaşamak bireylere ve toplumsal yaşama ne kazandırır, ne kaybettirir?
* Sakatlığı bulunan (ve bu haliyle çoğunluktan farklı olan) biri olarak, yaşam alanınızda alışkın olmadığınız (hatta rahatsız olduğunuz) kişilerin, fikirlerin ve davranışların olması sizi nasıl etkiler; "onlarla" (kader birlikteliğinizin olduğunu düşünüp) fazladan bir duygudaşlık kurar mısınız?
* Tüm farklılıkların eşit değerde ve koşullarda varolabilmelerini sağlamak (hatta kabullenmek) mı toplumsal huzuru ve barışı sağlar, yoksa farklılıkları yoketmeye çalışmak ve/veya yoksaymak mı?
 
Bu sorulara bu siteden iki kişiyi örnek vererek cevaplamak istiyorum... Birincisi Dr.Alper Bey İkincisi de Pegasus. Nasılsa ikisi de bilinen kişilikler... Bilinenden yola çıkarsak sorunu daha basitleştiririz.

- Dr.Alper Bey bir yazı yazd ; Usta-çırak ilişkisi üzerine... Ben hayatım boyunca kendimi ''Yamak'' olarak adlandırdım... Günlüklerimden bakabilirsiniz... Benim için sağ yada ölü, bir sürü ustalaşmış benden çok ilerilere varmış, gönül adamları vardır... Onları anlamaya, benim de evrilmemi sağlayacak düşüncelerini, yaşam pratiklerini anlamaya çalışmak... Kendimi hep yamak sayarım onların yanında.... Ayrıca günlük yaşamın içinde belli konularda uçlara varmış ustalarım olmuştur.
Tam ben bi şeyler düşünürken Sevgili Semra Çetin bir yazı yazdı; Her insan başkalarına çırak, ama aynı zamanda başkalrına usta da olabilir diye... Demek ki yalnız değilim dedim, sevindim...
Bana düşen, onların eserlerini bulmak, yoksa da beklemek olur...

Herkesin usta saydığı, çırak olacağı kişiler aynı olmak zorunda değildir... Önemli olan onların insanın hedefinde olmasıdır. Bu niye bu kadar önemlidir? İnsanlar iki türlü okumaya çalışırlar...
Birincisi, öğrenmeye, eğlenmeye, kendi dar kalıplarından kurtulup, yeniye uçmak için, okurlar, araştırırlar, tartışırlar, dinlerler... Bu insanlar genellikle neyi, niçin, nasıl, ne kadar ve ne zaman okuyacağını bilirler... Kafalarını abur/cabur bilgi pisliği ile doldurmazlar... Onları yan sokaklarda pek görmezsiniz...
İkincisi ise, kafasında var olan doğruları kanıtlamak, teyit etmek, kendini göstermek, kavga etmek için okur...

Gelelim Pegasus'a... Kendi gençliğimi hatırlatan heyacanından dolayı ona hep saygı duydum... Bir çok yerde her kelimesine, her cümlesine karşı olduğum halde ''O doğruyu bulur, bulmalı, insanlara ve halka saygı duymayı öğrenmeli'' dedim... ''Ondaki, hayata dair öğrendikleri, bir çok kişide olmayan öğrenme merakı, onu elbet ağırlaştıracak, agresif olmaktan kurtaracak'' dedim... Bilgi insanın en çok kendine, evrilmesine lazım dedim... Hala da demekteyim...

Annncccaaaak.... Pegasus öyle bir agresifleşebiliyor ki; zararı en çok kendine, ona en yakın olanlara ve en yakın saydığı düşünsel yapıya zarar veriyor...

Tıp başlığında ki tartışmada ne yaşlılığımız kaldı, ne aydınlığımız... Seda Sayan'a öykünmemiz yada halka küfretmemiz seçeneğiyle başbaşa bıraktı bizi...

Bizim de kendimize göre tespitlerimiz var oysa; En başta bu halk, ''böyle düşünüyorsa aptaldır, kurnazdır, biz onun için neler yaptık, o arkadan vurdu'' etiketlerini hiç hak etmiyor... Halk eğitimsiz olabilir, geri kalmış olabilir, her şey olabilir... Ama art niyetli değildir... Kötü değildir... Değişim, batı değerleri, Cumhuriyet değerleri diye diye kanını emen vampirlere karşı bir ders verdi sadece... Bunu örgütlü, çoluk çocuk gibi görmediği, yerleşmiş bir sol olsaydı, onun eliyle verirdi... Ben buna inanırım...
Halk genel olarak, hiç ayırmadan, solu şöyle görür; Üç solcu bir araya gelse, ellerinde üç yumurta olsa, bu yumurtalardan menemen mi, yağda yumurta mı, yoksa rafadan mı yapmayı tartışmaktan başka bi şey yapmazlar... Önce kavga ederler, sonra ayrılırlar, birbirine düşman olurlar, yumurtalar bozulur, onlar açlıktan ölür... Solu böyle gören halkım aptalda, solcular mı akıllı şimdi?
Ayrıca Pegasus'un yazılarında bahsettiği, ders kitaplarındaki gibi, şu adam şunu diyor, bu adam bunu diyor tarzı çok ilkel... Benim Ustam diyebileceğim bir sürü insanı, Nietzche'yi Sartre'ı, Camus'u Marks'ı ,daha bir sürü insanı iki kelimeye indirgemek... Ben hala bir Nietzche'ye ulaştım diyemem... Ona değilse bile, ona saygı duyanlara, saygı lütfen...

Bence Oturanboğanın sorularına verecek en güzel cevap bence ; İnsanların karşısındakini ''değiştirme'' misyonu yoktur.. Aynı tip insanlar sıkıntı verir insana zaten...
 
son cümleni okuyuncaya kadar "bu okuduklarimin oturanboa'nin sorusuyla ne ilgisi var acaba?" die merak ettim, sevgili kuyucak :)... dogru alakayi kurabildigimden hala tam emin degilim :)... ama son cümlene kismen katiliorum [size=2](katilmadigim kisim cok kücük)[/size]...


* Sizce farklı -bedensel- özellikleri ve/veya düşünceleri olan kişilerle birarada yaşamak bireylere ve toplumsal yaşama ne kazandırır, ne kaybettirir?
  • gerek bireylerin gerekse toplumun "olaylara" cok yönlü bakabilmesini kolaylashtirir... ve bi kayip degil, kesinlikle kazanctir cök yönlü bakabilmek... neyi mi kaybettirir? bilemicem :)... tembelligimizden biras ödün vermek zorunda kalabiliris belki :p....
* Tüm farklılıkların eşit değerde ve koşullarda varolabilmelerini sağlamak (hatta kabullenmek) mı toplumsal huzuru ve barışı sağlar, yoksa farklılıkları yoketmeye çalışmak ve/veya yoksaymak mı?
  • hic uzatmaya gerek duymadan birinci shik diom :)... yoksaymak, korkmak huzur muzur birakmaz girdigi yerde... bu yüsden sadece yoksayilanlarin degil, farkinda olunmasa bile yok sayanlarin da huzurunu kacirir bence... "korkulanla/rahatsiz olunanla" biras hashir neshir olmak, onu farkli yönleriyle "anlamaya", daha dogrusu tanimaya calishmak, kacan huzuru geri getirebilir belki... tabii bu karshilikli olmali ki farkliliklara eshdegerde varolabilme koshullari daha kolay bulunup saglanabilsin...
* Sakatlığı bulunan (ve bu haliyle çoğunluktan farklı olan) biri olarak, yaşam alanınızda alışkın olmadığınız (hatta rahatsız olduğunuz) kişilerin, fikirlerin ve davranışların olması sizi nasıl etkiler; "onlarla" (kader birlikteliğinizin olduğunu düşünüp) fazladan bir duygudaşlık kurar mısınız?
  • kader birlikteligi diyemem de sakat olmasaydim saydiklarindan ayni shekilde etkilenir miydim yoksa daha mi farkli etkilenirdim tam olarak bilemicem shimdi... bir yandan, yashadigim, gördügüm, hissettigim, anladigim, anlamadigim hershey, sahip olup olmadigim bütün gerceklerim shu anki "ben"i olushturduguna inandigima göre bunlardan biri olan "sakat olma / cogunluktan farkli olma" gercegim de etkiliodur kesin meseleleri algilayishimi... ama sakat olmayip ta ayni benim etkilendigim/etkilenmedigim kadar etkilenen/etkilenmeyen insanlari da taniom... gerci bu da onlarin farkli bi farkliligindan dolayi olabilir tabe :)... amaaaan! derin konu, cikamiom ishin icinden, kafam karishio, raat birak beni :p:p:p... ama eet, bazen bu yüsden "onlarla" duygudashlik kurdugumu düshünüom...

shimdiye kadar karshilashtigim, "farkliliklari entegre etmek" adi altinda sunulanlarin cogu "benim gibi olursan, mümkün mertebede bana benzersen yashama hakki veririm sana, ama farkliligin üzerinde israr edersen gözüme görünme!" türünde "kaynashtirma" girishimleri gibi gelio bana :)...

sevgiler :)...
 
Sorulara kendime göre yanıt vermeye çalışayım;

* Sizce farklı -bedensel- özellikleri ve/veya düşünceleri olan kişilerle birarada yaşamak bireylere ve toplumsal yaşama ne kazandırır, ne kaybettirir?

Hep aynı şekilde düşünen birbirinin aynısı olan insanlarla birlikte olmak düşünce boyutunda bana çok ama çok zor gelir. hatta kendimi çok sıkılmış gibi bile hissedebilirim. Farklılık insanın yaşantısına kesinlikle derinlik, anlamlılık ve ivme kazandıran bir olgudur.

Eğer bu soruyu farklı bedensel özellikler şeklin de de yorumlayacak olursam düşüncemde bir değişiklik olmayacaktır. Toplum bize birbirinin aynısı düşünceleri ve davranışları yapmamamız gerektiğini fısıldayıp yaşantımızı daraltıyorsa aynı şeyi aklınıza gelebilecek her türlü insan bedeniyle ilgili konularda da yapabiliyor.

Öylesine şartlandırılmış bir toplum olmaya başladık ki bir çok kişi örneğin, zayıf olabilmek ve güzel diye adlandırılan sınıfa dahil olabilmek için aç gezebiliyor.

Özetlersem bu soruya vereceğim cevap farklılık her anlamda son derece iyidir ve olması gerekendir diye düşünenlerdenim. Birbirinin aynısı diye bir şey söz konusu olamaz.

* Sakatlığı bulunan (ve bu haliyle çoğunluktan farklı olan) biri olarak, yaşam alanınızda alışkın olmadığınız (hatta rahatsız olduğunuz) kişilerin, fikirlerin ve davranışların olması sizi nasıl etkiler; "onlarla" (kader birlikteliğinizin olduğunu düşünüp) fazladan bir duygudaşlık kurar mısınız?

Bu soruya benim verebileceğim bir yanıt yoktur. Çünkü soruda sakat biri olarak diye belirtilmiş bir özellik var. :D


* Tüm farklılıkların eşit değerde ve koşullarda varolabilmelerini sağlamak (hatta kabullenmek) mı toplumsal huzuru ve barışı sağlar, yoksa farklılıkları yoketmeye çalışmak ve/veya yoksaymak mı?


Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir hangi konu da olursa olsun. Farklılıkları ortadan kaldırmak diye bir şey söz konusu bile olmamalıdır.Farklılıklarımızla birey olabilme yolunda bizleri tıkayan bir şey varsa orada savaşılır... Savaşılmalıdır da. Ancak bu konu bir çok tartışmaya yol açabilecek bir görüşü içinde barındırıyor.

Farklılıkları kabul etmemek benim için anlamsızdır. Farklılıklarımız nedeniyle toplumda ayrı bir yerde olmak, insanca yaşama hakkının elimizden alınması kabul edemeyeceklerimdendir kuşkusuz. Ama öz olarak farklılıklarımız bizlerin zenginliğidir.

Bu yüzden bu anlamda bir savaşı ben farklılıkları yok etmek üzerine değil, farklılıklarımız yüzünden toplumda yer edinememe üzerine, daha farklı bir alanda yapmaya razı olanlardanım.
 
* Sizce farklı -bedensel- özellikleri ve/veya düşünceleri olan kişilerle birarada yaşamak bireylere ve toplumsal yaşama ne kazandırır, ne kaybettirir?

biraz ironi :)
aynı bedensel özelliklere ve aynı düşüncelere sahip örnek bi topluluk var önümüzde.
askerler..! yani TSK . bu gurubun farklı düşünce yapısındaki bireylerden oluştuğunu düşünmek bile bi kabustur.
zaten onlar da mensubu oldukları ve içinden çıktıkları toplumun kendileriyle aynı fikri yapıda olmasını isterler hatta lüzum gördüklerinde buna zorlarlar. herkes aynı düşünce yapısında olsaydı elbette huzur ve barış daim olurdu. dolaysıyla farklı düşünceler toplum için anarşi kaos ve huzursuzluk demektir.
-----------------------------
fikri yobazlığı olmayan insanlarla birlikte olmak, tartışmak gerçekten keyiflidir.örneğin; fikirdaş biriyle memleket kötüye gidiyor muhabbeti yapıp birbirimizi onaylayan doğrulayan konuşmalar yapmaktansa, benim düşüncelerimin fikirlerimin tamamen zıttını savunan bi kişiyle tartışmayı birlikte olmayı tercih ederim. bunun duşünsel yapıma derinlik kazandıracağına inanırım.

her ilişki insanı geliştirir zenginleştirir. zenginliğimin artması için benden çok farklı fikri, ahlaki, sosyal ve ekonomik konumdaki insanlarla aynı ortamda olmayı severim. bana, benim bilmediğim şeyleri söyleyemediği sürece ,benimle paralel koordinatlardaki yaşam biçiminde ve fikri yapıda olan bi insanla sadece iyi vakit geçirebilirim ama onun düşünce ve görüşlerinin bana artı bir değer katmayacağına inanırım.

* Sakatlığı bulunan (ve bu haliyle çoğunluktan farklı olan) biri olarak, yaşam alanınızda alışkın olmadığınız (hatta rahatsız olduğunuz) kişilerin, fikirlerin ve davranışların olması sizi nasıl etkiler; "onlarla" (kader birlikteliğinizin olduğunu düşünüp) fazladan bir duygudaşlık kurar mısınız?

şöyle örneklesem:
diyelim ki dünyanı bi ucunda gavur ellerindeyim yani "öteki"yim. (içinde bulunduğum bir sosyal ortamda) bi engelliyle karşılaştığım zaman vatandaşımla karşılaşmış gibi bi duyguya kapılırım. eğer o, bi de benimle aynı engele sahipse o vatandaşım değil aynı zamanda hemşerim gibidir. çünkü yaşamak ve var olmak için verdiğimiz mücadele aynıdır. önce var olabilme kavgasının ortak savaşçısıyızdır. bu savaş/mücadele içinde o kişinin fikri yapısı ne olursa olsun benim için önemli değildir.

* Tüm farklılıkların eşit değerde ve koşullarda varolabilmelerini sağlamak (hatta kabullenmek) mı toplumsal huzuru ve barışı sağlar, yoksa farklılıkları yoketmeye çalışmak ve/veya yoksaymak mı?


fikri ayrılıkları, çok sesli bir orkestranın icra ettiği müzik gibi görürüm. her enstrümanın sesi ve çıkardığı nota farklıdır ama buna rağmen hoş bir uyum vardır. beste ise demokrasiye uygun anayasadır. orkestra şefi ise meclisdir.
sanırım batı toplumlarının çok sesliliğe tahammül sınırlarının doğu toplumlarından daha yüksek olmasının temelinde bu yatıyor. malum doğu zihniyetinin çok sesliliğe tahammülü yoktur ve müziği de tek seslidir. orkestra şefi de ordudur.
evet; dinlenen ve tercih edilen müzikin toplumsal yaşama etkisi bu kadar geniş boyutta ele alınabilir mi...? top müzik hocamızda ;)
 
Açıkcası tam isabet sevgili bayke

dinlenen ve tercih edilen müzikin toplumsal yaşama etkisi bu kadar geniş boyutta ele alınabilir mi...?

Bu cümlenin tartışılacak hiç bir tarafı yok. Çok daha uzun cümlelerle bu düşüncenin doğruluğunu kanıtlayan şeyler yazabilirim. Ama gereği yok. Binlerce yıl önce Konfüçyus öyle bir laf etmiş ki, ona yazayım sadece.

Bir ülkenin nasıl yönetildiğini anlamak istiyorsanız, müziğini dinleyin
 
Bu mesaja geçen hafta başlamıştım, ama bitiremedim. :oops: Araya başka şeyler girmişti.. OturanBoğa haftanın konusunun tarihini uzatınca bendeki sevinci görmeliydiniz. :D



Sevgili Kuyucak, o tartışmanın buraya da taşınması pek şık olmamış gibi geldi bana.. :( Bir başlatırsak bunu, her şey arapsaçına döner. İçinden çıkamayız.. Tamamen haklı olduğumuz konularda bile haksız duruma düşmek riski var. :(

Bir de "İnsanların karşısındakini ''değiştirme'' misyonu yoktur.." demişsin. Ben de o kısma katılmıyorum! "İnsan çevre yaratığı ve aynı zamanda çevre yaratıcıdır." şiarına inanırım ben.. Ama "çevre" yaratmak "aynı tip" insan yaratmak değildir ki…




Neyse.. "bütün genellemeler yanlıştır.. bu da dahil." deyu başlayım.. Çünkü aşağıda bazı genellemeler yapmayı düşünüyorum. "İstisnalar kaideyi bozmaz" demek yerine bunu demeyi tercih ettim. ;)




* Sizce farklı -bedensel- özellikleri ve/veya düşünceleri olan kişilerle birarada yaşamak bireylere ve toplumsal yaşama ne kazandırır, ne kaybettirir?

W.Lippman "Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir." demiş..

Mao Amcam da "Bin çiçek açsın, bin fikir yarışsın." demiş. ;)

"İnsan, nasıl yaşıyorsa öyle düşünür." de dediğimize göre; farklı ve sağlıklı yaşama biçimlerinin olması, kabul görmesi, yeni ve sağlıklı düşüncelerin gelişmesini beraberinde getirir. Bundan daha keyif veren şey var mıdır, şu dünyada acep? ;)

* Sakatlığı bulunan (ve bu haliyle çoğunluktan farklı olan) biri olarak, yaşam alanınızda alışkın olmadığınız (hatta rahatsız olduğunuz) kişilerin, fikirlerin ve davranışların olması sizi nasıl etkiler; "onlarla" (kader birlikteliğinizin olduğunu düşünüp) fazladan bir duygudaşlık kurar mısınız?

Otobüs yolculuklarında, öğrenci yurtlarında, (sanırım askerlikte de) ve benzeri yerlerde koyu bir muhabbetin anahtar kelimesi: "Nerelisin hemşerim?"dir! Muhabbetin ortalarına doğru elemanların akraba çıkma olasılığı bile vardır. :D Aradan zaman geçtikten sonra çok şey yerli yerine oturur; ilk başlarda olan önyargılar kırılır ya da tam tersi ilk başlarda az olan/olmayan önyargılar yerleşir iyice. E.. Bu sakatlararasında daha kolay olur tabii de düşünce ve davranışları benim kriterlerime uymayan hatta taban tabana zıt birileriyle (sakat olsun/olmasın!) ne diye "fazladan duygudaş" olayım yaaaaa? Kafayı mı yedim ben? :p Yalakalığın, dönekliğin kitabını yazmış elemanla duygudaş olacağım ben ha? Neymiş? "Eşcinselmiş de, ayrımcılığa uğruyormuş da, o yüzden -öteki mide bulandırıcı özelliklerini yoksayarak- 'duygudaş' olmalı"ymışım. Hadi canım sende? :evil: Ya da sahtekârlık vb. yüz kızartıcı suçlar paçalarından aksın, (ki örneğini "sahtekar tiyatrocular" başlığında bu sitede de yaşadık) sonra "sakat" diye duygudaş olayım ben? Hiç olacak şey mi?

* Tüm farklılıkların eşit değerde ve koşullarda varolabilmelerini sağlamak (hatta kabullenmek) mı toplumsal huzuru ve barışı sağlar, yoksa farklılıkları yoketmeye çalışmak ve/veya yoksaymak mı?

E.. Hitlervari fırın ya da gaz odası teknolojisi kullanmanın, "toplumsal huzur ve barış" yerine, tam tersine "toplumsal ve toplumlararası huzursuzluk ve savaş"ı körüklediği 60 hatta 70 küsur sene önce gayet net biçimde -acı acı :( - yaşandığına göre, bu soruyu ayrıca cevaplamaya gerek yok sanırım..
 
baben demiş ki
düşünce ve davranışları benim kriterlerime uymayan hatta taban tabana zıt birileriyle (sakat olsun/olmasın!) ne diye "fazladan duygudaş" olayım yaaaaa? Kafayı mı yedim ben? Razz Yalakalığın, dönekliğin kitabını yazmış elemanla duygudaş olacağım ben ha? Neymiş? "Eşcinselmiş de, ayrımcılığa uğruyormuş da, o yüzden -öteki mide bulandırıcı özelliklerini yoksayarak- 'duygudaş' olmalı"ymışım. Hadi canım sende? Evil or Very Mad Ya da sahtekârlık vb. yüz kızartıcı suçlar paçalarından aksın, (ki örneğini "sahtekar tiyatrocular" başlığında bu sitede de yaşadık) sonra "sakat" diye duygudaş olayım ben? Hiç olacak şey mi?
karşıt fikirleri bu yüzden seviyorum. baben doğru bi yerden yakalamışsın konuyu.
benim yaklaşımıma ters ama bu konudaki düşüncelerimi tekrar gözden geçirmeme sabep oldun.

yafu mao amcam bi şii daa demiş bilmiyom orjinali seninki mi benim ki mi?
bin çiçek açsın bir çiçek koksun.
bunun açılımını da şöyle yapabiliriz.
herkes konuşsun ama bi kişinin dediği olsun.
yanılmıyorsam çin'deki binlerce fraksiyonu kastetmişti.
 
Baben' Alıntı:
Yalakalığın, dönekliğin kitabını yazmış elemanla duygudaş olacağım ben ha? Neymiş? "Eşcinselmiş de, ayrımcılığa uğruyormuş da, o yüzden -öteki mide bulandırıcı özelliklerini yoksayarak- 'duygudaş' olmalı"ymışım. Hadi canım sende? :evil: Ya da sahtekârlık vb. yüz kızartıcı suçlar paçalarından aksın, (ki örneğini "sahtekar tiyatrocular" başlığında bu sitede de yaşadık) sonra "sakat" diye duygudaş olayım ben? Hiç olacak şey mi?
:) "ben melegim, sheytanlarla ishim olmas" diosun yane, he? :p... yaw farkli davranish, fikir, görüntü vs den bahsetmeye calishilio burda... neden hemen karshit fikiri yasa ve etik dishi durumlarla tanimlama geregi duyuluyo?... sanmiorum ki duygudashlik kurmayi "ahlaksizlari, yankesicileri, dolandiricilari, yalakalari vs koruyun ve onlar gibi olun!" anlaminda kullanmish olsun oturanboa :)...

evet!!! kishi eshcinsel oldugu icin ayrimciliga ugruyosa, örnein birilerinin kulagina bishiler ilishti diye calishtigi yerden ya direkt kovuluyo ya da kendisi "gönüllü" olarak gidinceye kadar mobbinge uuruyosa elbette ki duygudashlik kurarim ve elimden geldigince destek olmaya calishirim ayrimciliga ugramamasi icin... bu demek deildir ki ben de hemen eshcinsel olucam!!!... veya "herkes eshcinsel olsun, cok güzel bishidir" mesajini vermek anlamina geldigine de inanmiom destek vermenin... o kishinin varsa bütün olumsuz yönlerini özümsemek anlamina da gelmes... beni ilgilendiren tek nokta, kimseyi ilgilendirmeyen özel bi tercihi (ki tercih oldugundan bile emin deilim) yüzünden haksizliga ugramasidir! nokta!... ha o kishi etrafta dolaship eshcinsellige vs reklam yapio insanlari kendine benzetmeye calishiosa ve bu yüsden hor görülüosa o ayri tabe, o konuda kimse destek beklemesin benden...


Baben' Alıntı:
düşünce ve davranışları benim kriterlerime uymayan hatta taban tabana zıt birileriyle (sakat olsun/olmasın!) ne diye "fazladan duygudaş" olayım yaaaaa? Kafayı mı yedim ben? :p
duygudashlik kurmayi, tanidigin bi duyguyu bashka birinin de hissettigini cok iyi sezdigin bi an olarak algiliom ben... dostkluk kurmakla, birileriyle siki fiki olmakla karishtirma bence babenjim, öle yaparsan gercekten de kafayi yersin, naneyi de yersin, benden sölemesi :p:);)...



Baben' Alıntı:
Bir de "İnsanların karşısındakini ''değiştirme'' misyonu yoktur.." demişsin. Ben de o kısma katılmıyorum! "İnsan çevre yaratığı ve aynı zamanda çevre yaratıcıdır." şiarına inanırım ben.. Ama "çevre" yaratmak "aynı tip" insan yaratmak değildir ki…
elbetteki insan cevresinden etkilenir ve cevresini etkiler... ama bu, dünya haritasinda dolaship herkesi kendine benzetme misyonunu üstlenme hakki vermes kimseye!!!... hatta tam da bu yüsden cok uyuz olurum öyle davrananlara!!!... itici gelirler bana... beni deishtirmeye/etkilemeye calishanlardan pek fazla etkilendigimi hatirlamiom... ama hicte öle bi nieti olmayanlardan (ya da bu nietini saklamayi becerenlerden :)) öle cok etkilendigim olmushtur ki, ohoooo!!!... bu yüsden her insanin en büük (belki de tek) misyonu kendini deishtirmek, kendini gelishtirmektir diye düshünüom... bunu yapanlar ister istemes ve hic farkinda bile olmadan cevreyi (beni) öyle bi etkileyebiliolar ki; kasten yapmaya calishsanlardan cok cok daha fazla :)...



sevgiler :)...
 
Birlikte Yaşayabilmek

* Sizce farklı -bedensel- özellikleri ve/veya düşünceleri olan kişilerle birarada yaşamak bireylere ve toplumsal yaşama ne kazandırır, ne kaybettirir?
- Eğer bir arada yaşamayı biliyorsak kazanacağımız çok şeyler var demektir. Yok eğer bilmiyorsak zaten kaybedecek bir şeyimiz kalmamıştır.

* Sakatlığı bulunan (ve bu haliyle çoğunluktan farklı olan) biri olarak, yaşam alanınızda alışkın olmadığınız (hatta rahatsız olduğunuz) kişilerin, fikirlerin ve davranışların olması sizi nasıl etkiler; "onlarla" (kader birlikteliğinizin olduğunu düşünüp) fazladan bir duygudaşlık kurar mısınız?
- Klasik bir cevap olacak belki ama fikirlerin hiç önemi yoktur benim için önemli olan her ne olursa olsun insan olduğumuzu unutmamaktır. Yapacağım tek şey Alışkın olmadığım kişilere, fikirlere ve davranışlara alışmaya çalışmaktır.


* Tüm farklılıkların eşit değerde ve koşullarda varolabilmelerini sağlamak (hatta kabullenmek) mı toplumsal huzuru ve barışı sağlar, yoksa farklılıkları yoketmeye çalışmak ve/veya yoksaymak mı?

- Biraz düşününce bütün savaşların, ölümlerin, acıların ve mutsuzlukların tek sebebinin çeşitliliğin ve farklılıkların tanınmaması ve tüm farklılıkların yok edilmek, törpülenmek istenmesi neticesinde ortaya çıktığını kavramak çok da zor değil bence

Birlikte yaşamayı öğrenebilmemiz dileğiyle
 
Şimdi sevgili baben işi biraz daha karışık bir duruma getirdi. Aslında söylemek istediğini anlıyorum. Farklılık, ister kabuledelim ister etmeyelim olması gerekendir. Gerçekten de birbirinin aynısı olan hiç bir şey yoktur. Çok küçük belki de gözle görülemeyen biçimde bile olsa her canlı kendisidir.

Bu anlamda bilim adamı Kinsey i ben çok severim.Adam yaban arılarını araştırırken, binlerce birbirinin aynısı gibi duran yaban arılarının birbirlerinden ne kadar farklı olduğunu görmüş ve belkide hepimiz için hayatın akışını değiştirecek yeni konularla bilim dünyasını şaşırtmıştır.

Gerçekten de birbirinin aynısı diye bir şey olanaksızdır. Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir derken baben in değindiği gibi aşırı uçları masaya yatırmak niyetinde değilim. Farklılıklarımız nedeniyle bir red olayıyla karşı karşıya kalmak çok ayrı bir şeydir diye düşünüyorum. Kuşkusuz benim de kabullenmekte zorlandığım binlerce konu var.Kabullenmiyorum diye yok saymak herşeye rağmen yanlıştır ı savunanlardanım. Ama kabul etmekte böyle aykırı durumlarda "sen çok yaşayasın, sen bir tanesin " anlamında bir kabul ediş değildir.

Bu anlamda en güzel açıklamayı açıkcası Rekursion yapmış, bu sebeple sözü uzatmanın bir anlamı yok.

İnsanı değiştirmek ve değiştirmeye çalışmak ise bencillikten başka bir şey değildir benim gözümde .Eleştirmek çok ayrı bir şey. Aynı düşüncede olmamak kadar doğru bir şey göremiyorum ama eleştiriyi kabul edemeyenleri ise zavallı gibi gördüğümü de söylemeden geçemeyeceğim.

Eleştiriyi bir türlü hazmedemeyenler kendi dünyalarında boğulmuş ve kendilerini haklı görmekten başka bir şey bilemeyen zavallılar bana soracak olursanız. Ve yer gök te onlarla dolu açıkcası. :D
 
Re: Çevrenizde alışkın olmadığınız kişilerin, fikirlerin ve davranışların olması [Haftanın Konusu]

* Sizce farklı -bedensel- özellikleri ve/veya düşünceleri olan kişilerle birarada yaşamak bireylere ve toplumsal yaşama ne kazandırır, ne kaybettirir?

Yaşama farklı pencerelerden bakmayı öğrenerek daha olumlu olmayı kazandırır.

* Sakatlığı bulunan (ve bu haliyle çoğunluktan farklı olan) biri olarak, yaşam alanınızda alışkın olmadığınız (hatta rahatsız olduğunuz) kişilerin, fikirlerin ve davranışların olması sizi nasıl etkiler; "onlarla" (kader birlikteliğinizin olduğunu düşünüp) fazladan bir duygudaşlık kurar mısınız?

Her yönde farklılıklar hep dikkatimi çekmiştir.Bana ters gelen düşüncelerin üstüne giderim rahatsız olmam.Kader birlikteliğimizin olduğunuda her durumda düşünmem.

* Tüm farklılıkların eşit değerde ve koşullarda varolabilmelerini sağlamak (hatta kabullenmek) mı toplumsal huzuru ve barışı sağlar, yoksa farklılıkları yoketmeye çalışmak ve/veya yoksaymak mı?

Tabiki kabullenmek ve düşünceyede yaşamada saygı duymak toplumsal huzuru ve barışı sağlar.Yaşadığımız tüm sorunlarda bu nedenden çıkmıyormu?

Saygılar...
 
Rekursion' Alıntı:

:) "ben melegim, sheytanlarla ishim olmas" diosun yane, he? :p... yaw farkli davranish, fikir, görüntü vs den bahsetmeye calishilio burda... neden hemen karshit fikiri yasa ve etik dishi durumlarla tanimlama geregi duyuluyo?... sanmiorum ki duygudashlik kurmayi "ahlaksizlari, yankesicileri, dolandiricilari, yalakalari vs koruyun ve onlar gibi olun!" anlaminda kullanmish olsun oturanboa :)...

Bu sıralarda gündeme gelmiş olan F.Say-C.İpekçi polemiğinden yola çıktım.. Başkaca bir somut örnek vermemiş ki Oturanboa! Onu tartışalım.. Ben nereden biliim niyetini? Müneccim deilim ya :p

Rekursion' Alıntı:
... bu demek deildir ki ben de hemen eshcinsel olucam!!!... veya "herkes eshcinsel olsun, cok güzel bishidir" mesajini vermek anlamina geldigine de inanmiom destek vermenin... o kishinin varsa bütün olumsuz yönlerini özümsemek anlamina da gelmes...

İşte burada içinde yaşadığın toplumun önyargılarını vb.'yi de dikkate almak durumundasın! Onunla aynı fotoğraf karesinde yer aldığında damgalanırsan, istediğin kadar dil dök forum sayfalarında "bu demek deildir ki" diye, o önyargıları kırmaya çalışman bile çok çok pahalıya mal olabilir senin için!..



Rekursion' Alıntı:
Baben' Alıntı:
düşünce ve davranışları benim kriterlerime uymayan hatta taban tabana zıt birileriyle (sakat olsun/olmasın!) ne diye "fazladan duygudaş" olayım yaaaaa? Kafayı mı yedim ben? :p
duygudashlik kurmayi, tanidigin bi duyguyu bashka birinin de hissettigini cok iyi sezdigin bi an olarak algiliom ben... dostkluk kurmakla, birileriyle siki fiki olmakla karishtirma bence babenjim, öle yaparsan gercekten de kafayi yersin, naneyi de yersin, benden sölemesi :p:);)...
Yaa ben burada duygudaşlığa değil "fazladan duygudaş"lığa takılmıştım. Hani senin aşağıda dediğin herkesi kendine benzetme'nin bir başka ifadesi..



Rekursion' Alıntı:
Baben' Alıntı:
Bir de "İnsanların karşısındakini ''değiştirme'' misyonu yoktur.." demişsin. Ben de o kısma katılmıyorum! "İnsan çevre yaratığı ve aynı zamanda çevre yaratıcıdır." şiarına inanırım ben.. Ama "çevre" yaratmak "aynı tip" insan yaratmak değildir ki…
elbetteki insan cevresinden etkilenir ve cevresini etkiler... ama bu, dünya haritasinda dolaship herkesi kendine benzetme misyonunu üstlenme hakki vermes kimseye!!!... hatta tam da bu yüsden cok uyuz olurum öyle davrananlara!!!... itici gelirler bana... beni deishtirmeye/etkilemeye calishanlardan pek fazla etkilendigimi hatirlamiom... ama hicte öle bi nieti olmayanlardan (ya da bu nietini saklamayi becerenlerden :)) öle cok etkilendigim olmushtur ki, ohoooo!!!... bu yüsden her insanin en büük (belki de tek) misyonu kendini deishtirmek, kendini gelishtirmektir diye düshünüom... bunu yapanlar ister istemes ve hic farkinda bile olmadan cevreyi (beni) öyle bi etkileyebiliolar ki; kasten yapmaya calishsanlardan cok cok daha fazla :)...



sevgiler :)...

Yaf "kasten yapmaya calish" dedim mi ben şimdi? :p O uyuz olduğun misyonerler gibi dünya haritasında dolaşıp "değişecek Rekursion vaa mı, değiştireyim" diye çalışanlardan da söz etmedim!


Bir roman yazarı, bir sinema yönetmeni vb., vb. yapıtlarını ortaya koyarken hep bu 'misyonu' yerine getirirler. İnsanı değiştirirler. Sen dar anlamda almışsın misyonu, ben geniş anlamda aldım. Buradan çıktı anlaşamazlığımız. Oki ;)

Bir öğretmen; yıllar boyunca öğrendiği/edindiği bilgileri/deneyimleri çocuklara öğretir/onları değiştirir. (andante ööretmeniiim top yine sende :p ) Amma ve lâkin, sen de "değiştirmek"i dar (ve olumsuz) anlamda almışsın.. ;)

Hiçbir zaman; kaliteli bir romanı okumamış, kaliteli bir filmi izlememiş Rekursion, andante, Baben vb.. ile okumuş/izlemiş Rekursion, andante, Baben vb.. birbirinin aynı değildir!!

Aynı şekilde; Rekursion'un, andante'nin, kuyucak'ın, bayke'nin, oturanboa'nın vb.., vb. yazılarını okumamış Babenle okuduktan sonraki Baben arasında bazen büüüyüüük farklar olmakta.. Yani sizler de, farkında olmadan o misyonu yerine getiriyor, insanları değiştiriyorsunuz. Hadi bakem.. Nie uyuz ediosunuz milleti, nie bencillik yapıosunuz?.. :p Çekiim mi kulaklarınızdan ha? :p
 
Canımcım sevgili babenciğim,

Şu an okuldayım eve döndüğüm zaman daha ayrıntılı bir şekilde yazmaya çalışırım ama bir konu da kısa da olsa fikrimi söylemeden edemeyeceğim.

Biraz önce yazdıklarını okuduğum zaman, zaman zaman öğrencilerimin bana niye garip bir şekilde baktıklarının cevabını da almış oldum.

Çünkü ben, bir eğitimci olarak öğrencilerimin değişiminin gelişim olmasından yana olduğumdan ve onların özlerini hiç değiştirmeden bu yolda gelişmelerini istediğimden derslerde diğer öğretmenlerden çok farklı davranırım.

Örneğin;

Derse ilk girdiğimde benimle ilk kez tanışan öğrencilere; " Size bir şey öğretmek için burda değilim " diye başlayan bir cümlem vardır. Garip garip bakar tabii öğrenciler bana "ne diyor ya bu kadın "şeklindeki bir ifadeyle.

Gerçekten bir şey öğretmek için orada değilimdir. Öğrenmenin bireysel bir olgu olduğunu asla unutmayanlardanım. Kimseye bir şey öğretemezsin sevgili babenciğim. Kişi ancak isterse öğrenir. Ve öğrenmek için bir sürü alternatife sahiptir ve ben de bu alternatiflerden sadece bir tanesiyimdir.

Kısacası ben bir aracım. Kişi isterse beni, bir araç olarak bilgilerimi kullanabilir. Ben bir eğitimci olarak bendeki bilgilerin aktarımının yapılması için öğrenci de öğrenme duygusunu ateşleyebilirim sadece. Bunu başarabilirsem görevimi yapmış olurum.

Ve benim sevgili öğrencilerimden her zaman istediğim tek bir şey vardır. Asla ama asla benim gibi düşünmeyin. Benim düşüncelerimin doğru ya da yanlış olmasının bir önemi yok.Önemli olan kendi doğrularını bulabilmeleridir. Bana uysun ya da uymasın.

Gerçekçi olmam gerekirse bu yöntem iyimidir değilmidir bilmiyorum.Ben iyi olduğuna inanırım. Benim dersimde daima düşüncelerin çarpışması vardır. O düşünceler sınıf ortamında çarpışırken aldığım hazzı hiç bir şeyde almam. Hatta onları kendi düşünceme yakın bir düşüncede gördüğüm anda dahi başka düşüncelere sevk edebilmek için yapmadığım şaklabanlık yoktur.

Benim öğrencilkerim, kabul u en zor yaşayanlardan olmuştur bu sebeple. Daima red eden bir mantık içermese de düşünceleri hep irdeleyen, hep sorgulayan bir yapıya ister istemez ulaşırlar. Ne kadar farklı düşünce üretebilirsem aralarında kendimi o kadar mutlu hissederim.

Onları inan bana oldukları gibi kabul etmek onları bir birey olarak var olmalarını sağlamak benim birincil görevimdir. İşte bu yüzden belki de aradan 25 yıl geçmesine rağmen neredeyse benimle yaşıt öğrencilerimle hala beraberim.

İşin ilk başlarında beni gerçek anlamda anlayabildiklerini sanmıyorum. Bunun peşinde de değilim biliyormusun. Sadece inandığım gibi yaşadım tüm yaşantımda ve eğitim anlayışımda ister istemez bana göre oldu.

Şimdi ben böyleyken, herhangi bir öğrencimi farklı olmasını beklemek bana yakışır mı dersin? Ya da onu değiştirmeye çalışmak bu felsede yer alabilir mi?

Gelişimlerinde katkım oldu mu?

Aaa evet, yaptığım herşey onları değiştirmek için değil, geliştirmek içindi zaten. :D
 
Baben' Alıntı:
Bu sıralarda gündeme gelmiş olan F.Say-C.İpekçi polemiğinden yola çıktım.. Başkaca bir somut örnek vermemiş ki Oturanboa! Onu tartışalım.. Ben nereden biliim niyetini? Müneccim deilim ya :p
:) mucks! ("F.Say-C.İpekçi polemiği"ni bilmiom ki walla, az önce googleledim, postacilarin kiyafetleriyle ilgiliymish ama polemigi anlamadim doorusu? :))


Baben' Alıntı:
İşte burada içinde yaşadığın toplumun önyargılarını vb.'yi de dikkate almak durumundasın! Onunla aynı fotoğraf karesinde yer aldığında damgalanırsan, istediğin kadar dil dök forum sayfalarında "bu demek deildir ki" diye, o önyargıları kırmaya çalışman bile çok çok pahalıya mal olabilir senin için!..
yani mesela "bu insana haksizlik yapilio; onun eshcinselligi, calishtigi ishyerinde veya yashadigi mahallede vs. kendisinden beklenenleri etkilemes, hic alakasi yoktur, bulashici da deildir, korkmain, ne siz bu insani görünce hemen eshcinsel olursunus ne de cocuklarinis olur!" dedigim zaman ya da bunu dienlerin yaninda bulundugum zaman hemen eshcinsel olarak mi "damgalanicam"? :?... öyle bi ihtimal olsa bile bu dishlamayi o kadar yanlish buldugum halde kimse beni eshcinsel falan sanmasin diye sesimi cikarmamam, uzak durmam ne kadar dooru olur ki, güsel babenjim?... ki senin de dedigin gibi konumuz eshcinseller degil, sadece bi örnek olarak anios kendilerini burda; genel olarak cogunluktan farkli olanlardan, bazi bahanelerle dishlananlardan bahsedios... shimdi toplumun önyargilari vb.lerden korkarak, kimse "shuna bak! toplumda kendine bi yer edinememish de kendine acimaktan bashka bishi bilmeyen, huysuz, sürekli shikayet eden, toplumun kenarinda bi yerlerde aglaya sizlana, düshe kalka zavalli hayatlarini sürdüren zavalli sakatlarin yaninda kendine yer edinmeye calishio!" demesin diye sakatlarin yaninda bulunmaktan cekinsin mi sakat olmayanlar... o bahsettigin ön vb. yargilardan korkarak kimse "shuna bak, eli ayagi düzgün birini bulamamish da bi sakata kalmish!" demesin diye aslinda gayet begendigi sevgilisiyle (birakalim evlenmeyi falan) bi arada görünmekten bile cekinenler var... sanirim sen de, ön yargilardan bu anlamda ne kadar cekinilirse, ne kadar korkulursa o kadar yerleshme ve "hakli cikma" firsati verilir o yargilara diye düshünüosundur?... ki korkani haksiz bulmuom asla, korkulmali da gercekten ama bu korku o tuhaf yargilari yok etmeye ya da en azindan azaltmaya iteklemeli bizi diye düshünüom, tersine diil...


Baben' Alıntı:
Bir öğretmen; yıllar boyunca öğrendiği/edindiği bilgileri/deneyimleri çocuklara öğretir/onları değiştirir. (andante ööretmeniiim top yine sende :p ) Amma ve lâkin, sen de "değiştirmek"i dar (ve olumsuz) anlamda almışsın.. ;)
"degish(tir)mek"i dar (ve olumsuz) anlamda alsaydim shu cümleyi yasmasdim heralde;
beni deishtirmeye/etkilemeye calishanlardan pek fazla etkilendigimi hatirlamiom... ama hicte öle bi nieti olmayanlardan (ya da bu nietini saklamayi becerenlerden :)) öle cok etkilendigim olmushtur ki, ohoooo!!!... bu yüsden her insanin en büük (belki de tek) misyonu kendini deishtirmek, kendini gelishtirmektir diye düshünüom...
oki? ;)... elbette ki kendimi deishtirebilmem, gelishtirebilmem icin birilerinden faydalanmam gerekio... faydalaniorum, etkileniorum, deishiorum da... bunun icin (andante gibi) kucak acip bekleyen bissürü "alternatifler", kitaplar vs. var... bu durumdan shikayetci de deilim, faydalandigim kishilerin kulagini cekme arzusu falan da uyanmio icimde (e, hade senin kulaani belki :p))... ama birileri degishmeyi ikinci plana atip habire bashkalarini deishtirmekle meshkul oluosa ishte bu kil edio beni (paylashmak ayri birsheydir bana göre)... insanlar deishtirmeye degil, degishmeye odaklanmali diye düshünüom, gerisi -corap sökügü gibi deil belki ama :)- kendiliginden gelir... ya uzatmama gerek yok aslinda, andante.nin son mesajina yönlendiriym seni ve susiym :)...


shimdi de ben senin kulaani cekebilir miim, ha? :p...
 
Yaşam alanında farklılığı olan insanlar bulunmayan kişiler çok büyük çoğunlukla bağnazlık derecesinde içlerine kapalı ve yeniliklerden korkar olurlar. Önyargılar hep tektiplikten beslenir ve farklılıkların birarada olması (neredeyse) tüm önyargıları yıkmanın önünü açar.
Çoğunluk için oldukça çarpıcı olan eşcinselliği ele alalım mesela. Eşcinsellik hakkında önyargılarının dışında neredeyse hiç bir şey bilmeyen insanlar, "eşcinsel" dendiğinde dahi rahatsız olurlar. Eşcinselliği akla gelebilecek ne kadar kötü sıfat varsa hepsiyle eş anarlar. Oysa en az İslamiyet kadar Hıristiyanlıkta da Yahudilikte de afaroz edilmiş olmasına karşın, eşcinseller Avrupa ve Amerika'da günlük yaşamlarını saygın şekilde sürdürebilmektedirler. Aklınıza gelebilecek en en en saygın meslekleri yapıyor ve dahası siyasette de en yüksek kariyere erişebiliyorlar (muhafazakar partilerde bile!). Şimdi, orada da din yasaklıyor, orada da eşcinseller sayıca az, orada da eşcinsellikten nefret eden insanlar var. Nasıl oluyor da bu olumsuz etmenlere karşın oralarda huzur var? Çünkü tüm farklılıklarla birarada yaşamanın dışında seçenekeleri olmadığını ve gerçek toplumsal barışın bu bilinçle olabileceğini biliyorlar (burada AB ya da ABD'yi idealize etmek değil amacım, sadece doğru bulduğum bu yanlarını söylemek istedim. Onların da bir sürü kötü/eksik yanları olduğunu biliyorum tabii ki)
Aynı şekilde yaşlıları, sakatları, kadınları, farklı dinden olanları, dinsiz olanları vs de ele alabiliriz. Hepsinin mekaizması aynı işler... Hani, "gözden ırak olan gönülden de ırak olur" derler ya, o misal. Görmediğimiz "şeyler" hakkında hem kötü önyargılara sahibizdir genelde, hem de korkağızdır.

İnsanların önyargılarından mağdur olan biri olarak, başkalarına önyargılardan uzak şekilde bakabilmeye çabalarım. Bir eşcinsel/yaşlı/kadın/çocuk/Hıristiyan/başörtülü öğrenci vs. mağdur edildiği zaman, kendimi mağdur edilmiş sayarım. Hiç tereddüt etmeden mağdurdan yana taraf olurum. Ancak bu şekilde olusa bir toplumdan bahsedilebileceğini düşünürüm. Aksi halde kendimi "suç ortağı" ve güçsüz hissederim.
 
Yazılarda bile karşıtlık ne güzel beyan edilmiş.Yaratılmışların en üstünü olan "İNSAN'ı" tanımak ve sevmek var olan en zor iştir.Kişinin birini sevmesi için fiziksel bir payda olduğuna inanmıyorum.Çevremde tanıdığım engelli olan insanların bir çoğu psikoljik açıdan "yoksunluk derecesinde" hayatlarını idame ettirmektedir.Mevcut olan durumlarını kabullenmek yerine acıtasyon ile karşıdaki insanın sevmesini bekler.Farklılık güzel bir olgudur.İster sev...ister sevme....hayat yaşandıkça bir anlam kazanıyor.Bu sitede tanıştığım ve ilk başlarda kader arkadaşı olarak benim sediğim bir kaç kişinin;İnsanları kendi fikirleri doğrultusuna sokarak üstünlük sağlama çabasındalar.Bir kaç kelime öğrenen hemen örneklemeler vermektedir.Konu ile ilgili bir çok Türk düşünürün güzel sözü olmasına rağmen nedense yabancı fikirleri yazarak haklılığını isbat peşindeler.Ben bir örnek vereyim.Mevlena en güzelini söylemiş"Gel her kim olursan ol,Yine de gel,İster.....ol,İster......ol.Boşlukları siz doldurun.........
 
andante' Alıntı:
… Gelişimlerinde katkım oldu mu?

Aaa evet, yaptığım herşey onları değiştirmek için değil, geliştirmek içindi zaten. :D

Aslında burada, "değiş(tir)mek"ten "geliş(tir)me"yi kastetiğimi, arada ufak bir nüans farkı olduğunu, 2005'in sonlarıyla, 2006'nın başlarında yazdığım köşe yazılarında bu konuyu uzun uzun tartıştığımızı, sen de biliyorsun. Yani "anladın sen onu" :D

andante' Alıntı:


Örneğin;

Derse ilk girdiğimde benimle ilk kez tanışan öğrencilere; " Size bir şey öğretmek için burda değilim " diye başlayan bir cümlem vardır. Garip garip bakar tabii öğrenciler bana "ne diyor ya bu kadın "şeklindeki bir ifadeyle.

Gerçekten bir şey öğretmek için orada değilimdir. Öğrenmenin bireysel bir olgu olduğunu asla unutmayanlardanım. Kimseye bir şey öğretemezsin sevgili babenciğim. Kişi ancak isterse öğrenir. Ve öğrenmek için bir sürü alternatife sahiptir ve ben de bu alternatiflerden sadece bir tanesiyimdir.

Sen orada kelimelerle oynayıp, felsefenin "F"sinden haberleri olmayan minnacık beyinlere Ultra-Süper Nietzsche (USN) girişi yaparsan, garip garip bakmalarına şükretmen lazım. :twisted: E.. pedagoji diye bir bilim var di mi? Kime, neyi, ne zaman, nasıl öğreteceğini öğreten bilim.. Merdivenin birinci basamağından, onuncu basamağına birden çıkılmıyor. O yüzden senin o "USN girişi"n "garip bakışlar" gibi bir tepki görüyor. :)

Genel kabul gören bazı kavramları değişik ya da tam tersi anlamlarla ele almayı Niçevari filozoflara bırakalım. Yaşam, sadece "felsefe" değil çünkü. ;)

Aydının/öğretmenin görevi: Öğretmektir, Sevgili öğretmenim. :D Adı üstünde yahu :p

Öğrenmeyi öğretmek, "öğrenmek isteme"yi öğretmek, "öğrenmek için bir sürü alternatife" ulaşabilmeyi öğretmek vb. vb…

E.. günde, kişi başına ortalama 12 saniye okuyan bir toplumda yaşıyor(muş)uz.

Bu durumda aydın/öğretmen, görevlerini hakkıyla yerine getirmiş oluyor mu, sence?

Sen, önce toplumun üyelerini "birey" (ama gerçek anlamda birey!) haline getir, daha "öğrenmenin bireysel bir olgu olduğu"ndan söz et!! "Birey" yok ki ortada..

"Birey"leşmeyi "öğretmek" gerekmiyor mu? Uzaydan mı gelecek "birey"ler? :p


***

Rekursion' Alıntı:

:) mucks! ("F.Say-C.İpekçi polemiği"ni bilmiom ki walla, az önce googleledim, postacilarin kiyafetleriyle ilgiliymish ama polemigi anlamadim doorusu? :))
Valla hiç sevmediğim bir işi yaptırıyorsun bana. :( Kişilerle olumsuz yönde uğraşmaktan nefret ederim.. :evil: Ama başladık bir kere..

Aslında "polemik" demek ne kadar doğru? :?: Çünkü C.İpekçi, F.Say'a sert cevap verdi ama F.Say onu kaale alıp cevaplamayınca tartışma falan olmadı yani.. http://www.samanyoluhaber.com/haber-83620.html

Burada da bu çıkışlarının karşılığında kazandıkları var. Bedavaya gelmemiş anlayacağın:
http://haber.superonline.com/2008_01_09/haber__EDT28192_2.html

Köşe yazarları "tii"ye alıyor: :D
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7983090.asp?yazarid=2&gid=61&sz=69201
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7990744&yazarid=249


Rekursion' Alıntı:
yani mesela "bu insana haksizlik yapilio; onun eshcinselligi, calishtigi ishyerinde veya yashadigi mahallede vs. kendisinden beklenenleri etkilemes, hic alakasi yoktur, bulashici da deildir, korkmain, ne siz bu insani görünce hemen eshcinsel olursunus ne de cocuklarinis olur!" dedigim zaman ya da bunu dienlerin yaninda bulundugum zaman hemen eshcinsel olarak mi "damgalanicam"? :?.. öyle bi ihtimal olsa bile bu dishlamayi o kadar yanlish buldugum halde kimse beni eshcinsel falan sanmasin diye sesimi cikarmamam, uzak durmam ne kadar dooru olur ki, güsel babenjim?....

Hı.. hı.. Aynen öyle.. :) Karışık bir durum ama matematiksel, istatistiksel hesapları iyi yapabilmen gerekiyor.. (sonra anlatiiiim onu da ) Bir de bir-eysel "ses çıkartma"nın kıymet-i harbiyesi pek olmuyor. :( Ben sana "uzak dur" demiyorum ama hesapları iyi yap ve tekil çıkışlar yapma, diyorum.. ;)

Rekursion' Alıntı:
shimdi toplumun önyargilari vb.lerden korkarak, kimse "shuna bak! toplumda kendine bi yer edinememish de kendine acimaktan bashka bishi bilmeyen, huysuz, sürekli shikayet eden, toplumun kenarinda bi yerlerde aglaya sizlana, düshe kalka zavalli hayatlarini sürdüren zavalli sakatlarin yaninda kendine yer edinmeye calishio!" demesin diye sakatlarin yaninda bulunmaktan cekinsin mi sakat olmayanlar...
Yoo burada konunun tarafları farklı, o yüzden daha farklı değerlendirmek gerekir, bence. :)


Rekursion' Alıntı:
Baben' Alıntı:
Bir öğretmen; yıllar boyunca öğrendiği/edindiği bilgileri/deneyimleri çocuklara öğretir/onları değiştirir. (andante ööretmeniiim top yine sende :p ) Amma ve lâkin, sen de "değiştirmek"i dar (ve olumsuz) anlamda almışsın.. ;)
"degish(tir)mek"i dar (ve olumsuz) anlamda alsaydim shu cümleyi yasmasdim heralde;
:oops: O cümle sana değildi. Sonradan eklediğim için kapa parantezi cümlenin sonuna almayı unutmuşum. Senin dar anlamda aldığın kelime: "misyon"du. ;)

Rekursion' Alıntı:
beni deishtirmeye/etkilemeye calishanlardan pek fazla etkilendigimi hatirlamiom... ama hicte öle bi nieti olmayanlardan (ya da bu nietini saklamayi becerenlerden :)) öle cok etkilendigim olmushtur ki, ohoooo!!!... bu yüsden her insanin en büük (belki de tek) misyonu kendini deishtirmek, kendini gelishtirmektir diye düshünüom...
oki? ;)... elbette ki kendimi deishtirebilmem, gelishtirebilmem icin birilerinden faydalanmam gerekio... faydalaniorum, etkileniorum, deishiorum da... bunun icin (andante gibi) kucak acip bekleyen var... bu durumdan shikayetci de deilim, faydalandigim kishilerin kulagini cekme arzusu falan da uyanmio icimde (e, hade senin kulaani belki :p))... ama birileri degishmeyi ikinci plana atip habire bashkalarini deishtirmekle meshkul oluosa ishte bu kil edio beni (paylashmak ayri birsheydir bana göre)... insanlar deishtirmeye degil, degishmeye odaklanmali diye düshünüom, gerisi -corap sökügü gibi deil belki ama :)- kendiliginden gelir...

yahu.. sende benim demediklerimi deme, ona göre mantık yürütme huyu başladı galiba? :p

Değişmeyen bir insan başkalarını nasıl değiştirecek? Bak ne dedim: "İnsan, çevre yaratığı ve aynı zamanda yaratıcıdır!"

Yani çevre tarafından yaratılır/değiştirilir/geliştirilir, aynı zamanda [çevreden aldığı bilgiyi, görgüyü vb. kendisinde sentezledikten sonra çevreye verir yani onu] yaratır/değiştirir/geliştirir.

O " bissürü "alternatifler", kitaplar vs. uzaydan mı geldi? "İnsanlar tarafından yaratıldı/yazıldı/değiştirildi/geliştirildi. Sen de bazısının yazarını, yöneticisini (filmse) vb. görmeden dahi okuyorsun, izliyorsun, değişiyorsun, gelişiyorsun. Hatta seni, beni değiştirecek olan insanın yaşıyor olması da şart değil! Yıllarca, yüzyıllarca önce yaşamış ve ölmüş olabilir.

Bir de, pek çok şeyi "geniş anlamda" düşünmeyi başarırsan olacak bu iş.. ;) :p


Rekursion' Alıntı:
shimdi de ben senin kulaani cekebilir miim, ha? :p...
Ben, sizin gibi hem uyuz, kıl olup, 'bencillik' diye eleştirdiğim şeyleri yapıyor muyum? :D "Dar anlamda" aldığımda ben de onlara "uyuz ve kıl" olurum ama..


***

Bülentçim, mağdurla mağdur edebiyatı yapanı karıştırıyor görüyorum seni buradan ;)


Bir de; yukarıda verdiğim linklerden birinde:
[size=4] Kanıtlanmadı ama, Churchill'in de eşcinsel olduğu iddia edilirdi...

Sordular bir gün ona:

"Şöyle böyle misiniz?"

Ne cevap verdi biliyor musunuz?

"Ben ülkeyi kafamla yönetiyorum!"
[/size]

Diye bir bölüm var.. İşte bu!.. Bizdeki eşcinseller, henüz başka yerlerini kullanıyorlar.. :(

Bir üçüncü kişiye ne, bana ne iki kişinin cinsel tercihi?.. Niye öğrenmek zorunda olayım?.. Başkaları niye ve nasıl öğrenmek durumunda oluyorlar?

Kadın, yaşlı, çocuk, sakatlar, beyazlar ülkesinde zenci vb. vb. yani ayrımcılık mağdurları, görünümle belli oluyor, eşcinseller "evet ben eşcinselim" demeden anlaşılabiliyor mu? Hani, ben 4 senedir evden çıkmamış adamım. :D Daha öncesinde de görmüşlüğüm yoktur. Bu konuda cahilim yani. ;)
 
Canımcım,

Yanılıyorsun. Eğitim ve öğretim o denli değişti ki, artık öğretmen öğreten kişi kesinlikle değil. Doğrusu da bu zaten. Öğretmen kişi de öğrenme güdüsünü ateşleyen bir rehber sadece 21. yüzyılın eğitim anlayışında.

Öğretmek diye bir şey yok.Yıllar sonra benim tarzım moda olmaya başladı. Yaşasınnn.... :D

Ve inan senin o küçücük dediğin beyinler öylesine güzel kendilerini ifade edebiliyor ve algılıyorlar ki. sadece senin gibi yada bizler gibi eski düşünce yapısında olan ailelerin fısıldamalarıyla, "bak kızım yada oğlum okula gideceksin, öğretmen sana bir sürü şeyler öğretecek "mantığını duydukları için şaşırıryorlar işin ilk başında. Daha sonra alışıyorlar. Mesele eğitim anlayışını okulda da ailede de toplumda da aynı paralellikte götürebilmek. Bunu başarabilmiş olsak o çocuklar garip garip bakmazlar aslında. Ama adaptasyon süreleri öylesine kısa ki kazanan bizim gibi düşünenler oluyor bana inan.

Bak sana birinci sınıf öğrencisinin yemekte arkadaşıyla yaptığı bir konuşmayı aktarayım:

Bir öğrenci diğerine soruyor;

Sana bir şey sorabilirmiyim?

Diğeri yanıt veriyor;

Öyle söyleme oğlum, sen salakmısın birisi sana hayır soramazsın dediğinde ne yapacaksın?

Ya dostumm, harika şeyler onlar, harikaaaaaa :D

Direk sorunu sor diye cümlesini tamamlıyor velet
 
Tamam öğretmenim, şimdi ikna oldum.. :D

Ama rekuya anlattığım gibi; geniş anlamda aldığımızda, bilgilerin tümü insan kaynaklı!
Yani yine çevresini yaratan: insan! Bunu da bildiklerini öyle ya da böyle başkalarına aktararak yapıyor! Öğretmenin işlevi, bu bilgilere nasıl ulaşılacağını göstermek.. Doğru muyum? ;)

Mesele eğitim anlayışını okulda da ailede de toplumda da aynı paralellikte götürebilmek.
Bence de.. :) Hatta, bu başlığın konusunu da, ortaya çıkmasının gereğini de oluşturan o.. Sistemler anarşisi, kaosu diyebileceğimiz durum.. Sonuçta birbirine benzemeyen, hatta uzaktan yakından hiç ortak bir paydası olmayan insanlar, bir arada yaşamak durumunda kalıyorlar ve sürekli de yenileri ekleniyor bu güruha! :( Yukarıda bayke'nin verdiği örneğe bir yorum daha ekleyeyim:
Klâsik Batı Müziği orkestrası ile Türk Sanat ve Türk Halk Müziği icracılarının (hatta ekstradan kılıç kalkan ekibi ve Tarkan'da katılabilir bu kakafoniye ;) ) aynı odada ve aynı anda konser verdiklerini düşünün. Ve başlarında yönetmen mönetmen yok!! :D


O veletleri benim için öp.. :D Neymiş "soru sormak için izin istemek"? :p
 
Evet canımcım, toparlayıcı bir cümle olarak ele aldığımızda öğretmenin işlevi dediğin gibi olabilir.Bulmak istediğimiz sorunun cevabı heryerde aslına bakarsan, yeterki insanlar soru sormayı, öğrenmeyi kendilerine ilke edinebilsinler.

Eğer kişi için o bilgi ihtiyaç değilse, öğrenme adına hiç bir katkıda bulunmayacaktır. Bu yüzden kimseye bir şey öğretemeyiz diyorum. Öğrenmeyi önce birey olarak ben isteyebilmeliyim, peşinden öğrenme sürecim ister istemez gelecektir.

Ve bu kadar farklı insanların olduğu bir dünya da, farklı düşüncelerin, farklı inanışların, farklı algıların olduğu bir dünyada, bunu küçültelim kaç kişi olsa da bir sınıfta diyelim.... :D bunca farklılıklar varken sanki hepsi birbirinin aynısıymış gibi bir eğitim ve öğretim anlayışının doğruluğunu savunabilirmisin?

İşte bu yüzden 21. yüzyılın eğitim anlayışında köklü değişiklikler var.Bir müzik eğitimcisi olarak bende bu köklü değişiklikleri yakından takip etmek zorundayım, ve ediyorum da.

Duygusal zeka o kadar önemli ki, işin içine çoklu zekayı da katmak zorundayız biz eğitimciler artık. Eğer bir öğrencinin anlatımla ilgili bir yeteneği yoksa yani sözel şekil iyi değilse müzik dersinde ben ona hadi bakayım bana Beethoven ı anlat bakayım demek kadar salakça bir şey olamaz.Bu yüzden her öğrencinin algısını ve çoklu zekasını hesaba katıp onu işin içine sokabilmek için onu baz alarak eğitimime devam edebilirim sınıf içersinde.

Çok kolay değil, ama inan ki çok daha anlamlı ve güzel bir eğitim anlayışı bu.

Ve dediğin gibi keşke bunu sadece okullarda değil toplumun her birimine yayabilsek inan bana bugün yaşadıklarımızın hiç birini yaşamayacağız sonucunu çıkarabiliriz her şeye rağmen. Sancılar daima olacaktır ama bu kadar derin sancılar yok olacaktır.

Eğitimden çıkıp bu düşünceyi sevgili oturanboğanın konusuna getirdiğimde ise, farklılıklarımızı bu sebeple zenginliğimiz olarak ele aldığımı belirteyim. Farklılıklarımızı yok etmeye çalışmak kısırlaştırır bizleri.Eski eğitim anlayışımızda yaptığımız gibi. :D

Veletleri hemen hergün bir bahaneyle öpmeye devam ediyorum. İnanılmazlar.Son duyduğum haber; müzik öğretmenimiz bizi çok seviyor galiba... şeklindeymiş.

Ama inan bu konuşmaya tanık olduktan sonra , henüz derse başlamadan oluşan o kargaşayı yok edebilmek için sınıfta;

Beni dinlermisiniz.... şeklinde bir soru sormamaya gayret ediyorum. Öyle ya bu sorunun iki yanıtı olabilir. Hayır derlerse ne yaparım???? :D :D :D
 
insanlar dostluğu göz ardı etmesin

bir sevgi umudu yaşatır elinde olanlArı kacırma
samimi dost olmayı dene sende sevmesini öğrenceksin
eğer cesaretine inanıyorsan kazanırsın fırsatlar elden kaçar
özlemler dostluğa yol açar sevmek çok güzeldir
insanlar sevgide engel tanımazlar yaşamak güzeldir
yaşam umudur
 
Ah canımcımmmm

Ne kadar güzel, işte yıllardan beri soru sormaması için , sorgulamaması için, irdelememesi için sadece ve sadece kulaklarına fısıldananlarla idare etmesi konusunda güdülenmiş insanoğlunun silkelenmesi gerekmiyor mu?

Şu ana kadar bilinen yöntemlerle yapılmaz bu da. Bizler hep birbirimize benzer bizlerden bir takım izler taşıyanların peşindeyiz.

Zaralılar derneği..... :D

Harputlular derneği.... :D

Kanarya sevenler derneği..... :D

vs. vs....

Zaralı değilsen, bu kuruluşun içinde değilsin, sen yoksun!

Harputlu değilsen, bu kuruluşun içinde değilsin, yoksun!

Kanarya sevmiyorsan, bu derneğin içinde değilsin, yoksun!

Kendi sitemizden örnekleyelim, daha sık duymaya başladık değil mi;

Sakat değilsen burada işin neeeeeeeeeeee!!!!!

Bir virüs gibi sardı bu düşünce heryeri ve aklımıza gelebilecek her konu da ayrılmaya ve parçalanmaya başlamadık mı?

Galatasaraylıysan, Fenerbahçeyi sevmeyeceksin!!!! Ya da tersi....

Bir şey varsa diğeri asla olmayacak. Ne kadar tehlikeli ve farkında bile değiliz bu tehlikenin.

Biliyormusun dostum, koskocaman kalabalıkların ortasında duyduğumuz yalnızlıktan kaynaklanıyor bu ayrımlar, parçalanmalar bir yerde. İster istemez kendimizi kendimize benzeyen alanların içinde görmek istiyoruz, yalnızlığımızdan kurtulabilmek için.

Oysa tam tersi, yalnızlıklarımızdan kurtuluşumuz birbirinden farklı binlerce yapının uyum içersinde dans etmesiyle mümkün.Bu yüzden dokunmak gerek her şeye. Nesin, kimsin, nasılsın, ne hissedersin, duygun ne , düşüncen ne....

Ne kadar kalabalıksak, ne kadar çeşitliysek o kadar gerçeğiz aslında.
 
Sanırım olayın düğümlendiği yer, bireyin değiştirme misyonu olup olmamasında
yatıyor..Hadi misyon demeyelim de çeşitlendirelim, görevi, sorumluluğu vs.

Değişimi (olumluysa Gelişimi) eskiye karşı çıkan yeninin biraz yol alması olarak görürsek; Değiştirmek ne anlama gelir o zaman?

Değiştirmek içinde eskiye karşı olmak yok bence, yeni olmak kavramı var...Ayrıca
yeninin biraz yol alması olarak gördüğümüz olayın içinde eski de var...Eski üzerinde yükselme, yol alma var. Değiştirmek kavramında ayrıaca, değişmek istemeyen ve değişmek istemeyen üzerinde değişimi isteyenin şiddet hakkı var.

Değiştirmek misyonu olanın, bu hakkı da kendiliğinden ortaya çıkıyor işte. Değiştirme hakkı nerden gelir o zaman? Bunun yüzlerce kaynağı vardır. Dinsel,
ideolojik, toplumlararası izafiyet vs en başlıca nedenlerdir...Temel özelliği ise
''ben/biz onun içinde haklı ve iyi şeyler düşünüyoruz. O niye dirensin ki...Dirense bile sonradan onun iyiliği için yaptığımızı anlayacaktır.''

Değişimi arzulamak istemek,beklemek başka bir şeydir...Değiştirme hakkı olduğunu sanmak başka bir şeydir...Aslında hiç kimsenin kimse üzerinde ne değiştirme nede onun iyiliğini isteme hakkı vardır. Var diyen bunu mutlaka bir yerlerden alır..Aldığı yerlerde hep izafiyetle açıklanabilir...

Son olarak kısaca da şunu ekleyeyim; Değiştirme duygusunun temeli, değiştirilmek istenen şeyden duyulan nefrettir.

Değişime/gelişime verilecek en büyük destekse sevdiğiniz konuları, meslekleri,
idealleri,sanatları zirveye taşımaktır.Saygılar...
 
Sevgili kuyucak,

Bu başlıktaki tüm mesajlarımı okumamışsın anlaşılan. ;)

Şöyle diyim; yazar kitabını neden yazar? Yönetmen filmi niye çeker? Dahası sen niye buradasın? Ben niye buradayım? Bizim yazdıklarımız bir şeyleri değiştirmiyor mu? Sırf geyik çevirmek ya da kişisel masturbasyon yapmak için mi buradayız?

Bak O.Pamuk'tu galiba? "Bir roman okudum hayatım değişti" dedi.. Birileri için bir şeyler değişmeyecekse onları yazmanın, okumanın ne gereği var? :roll:
 
İnsanların karşısındakini değiştirme misyonu yoktur dedim ben..Düşüncelerini yayma, düşüncelerini anlatma, anlaşılmayı bekleme, değişimi isteme, değişimi arzulama hakkı yoktur demedim..

Yönetmen filmini (kaldıysa tabi böyle yönetmen) yeni düşüncelerini anlatmak, insanlığın ortak kültürüne bir katkıda bulunmak, değişmesi gerekenlere bir ışık tutmak için, çeker…Yazar da, çizer de
bestekar da,ressam da aynı kaygılarla hareket eder ve üretir…Üretimin güzel olanı, estetik olanı, insani olanı, ulusça kabul görüp evrensele ulaşabileni de insanları etkiler, geliştirir, değiştirir…
Bizimde burada yaptığımızda engelli yaşamlara bir parça nefes aldırabilmek için, bildiğimiz pratik
çözümleri sunmak, yasa olarak değişmesi gerekenlere ışık tutmaktır. Değişimi isteyenlere yol göstermektir…Ancak yukarıda saydığım üreticilerin ve benim (sizi bilmem) önceden oluşmuş bir
şablon doğrultusunda değiştirme kaygımız yok…Tamamen yok denmez tabi ama, temel olarak
dayatma derdimiz yok…Ben olanlara kendimi yakın hissetmiyorum…Ben, kendi de toplumsal
gelişimle birlikte değişen, kendi de sürekli evrim geçiren insanları seviyorum… Her şeyin en iyisini
bildiğini sanıp, sürekli kafasındaki klişelerle düşünen, o klişelerle insanları yargılayan, insanlardan
pek hazzetmiyorum…

Mastürbasyon tek taraflı ve partnersiz yapılan bir eylemdir…Partner kafada canlandırılır…Örneğin
Rock Hudson veya Madonna gibi… Ancak onların yıllar sonra gerçek tercihleri ortaya çıkınca, geçmişte
yaptığın eylemlerden bile utanırsın…İşte kafada yaratılan düşüncelerle, klişelerle,insanlara karışma,
onları değiştirme hakkı olduğunu sanıp, onların yaşamlarına müdahale etmek, insanlara çok acılı yıllar
yaşatmıştır…Hangi dinden olursa olsun, hangi ideolojiden olursa olsun, hangi sınıfsal kaygıdan olursa
olsun, hepsinin ortak noktası; Kendilerine değiştirme misyonu verip, sonrada bu misyonu uygulama
hakkı olduklarına olan inançlarıdır…Tek bu konuda anlaşmaları istisnasızdır…Hitler Ruslara , onları
ve dünyayı Bolşeviklerden kurtarmak için saldırmıştır…Gayet inançlı bir şekilde Ruslara saldıran Almanlar, rahat bir biçimde, görevlerini yerine getiren iyi insanlar olarak, onları öldürebilmiş.
Ülkelerini işgal edip, kadınlarına tecavüz edebilmiştir…Aynı şekilde Almanların teslim olduğu ilk bir iki
gün içinde, 3 milyon alman kadını da Rusların tecavüzüne uğramıştır…Amerikalıların ‘’gönüllü’’ tecavüzleri bu sayıya dahil değildir…

Demek istemem oki Sevgili Baben; Değiştirme misyonu olduğunu sanmak, insanoğlunun çıldırmaya
başlama noktası bence…Değiştirme görevine bir dayanak bulmak zor olmuyor çünkü…Kimisi bunu
dini kitabı için, kimisi milliyeti için, kimi sınıfı için, kimisi de hayalleri için yapabiliyor…Yaparken de
kendi gelişimi filan olmuyor. Kafasında klişeler uysun yeter…Her yol mübah yani…Senin dediklerin
daha güzel bir dünya için düşüncelerini yayma özgürlüğü bence…Saygılar…
 
Tamam.. "Misyon" kavramını "dar anlamda" alınca (bu "dar" ve "geniş" eklentilerini epeyce çok kullandım bu başlıkta. :oops: ama başka bir şey aklıma gelmedi. :roll: ) senin anlattığın olumsuz örnekleri bulmak da zor olmuyor! ;)

Oysa doğa, değişim üzerine kurulu yav. :p Ve bunu da başıboş bıraktığında ortada bir kaos oluşuyor ve değişim, gelişime dönüşemiyor ya da zorlanıyor.. İnsanın insanla olan çelişkisi aslâ bitmiyor, kulun kula kulluğu ve savaşları sona ermiyor. :( Birilerinin bu kaosu engellemeleri gerekmiyor mu? Bu birileri de en gelişmiş yaratık olarak: "insan" olmuyor mu? Ben "misyon"u bu anlamda aldım.. Sen, sadece "yaşayan insanlar"a (ya da 'olaylar'a) takılı kaldığın için doğdu aramızdaki anlaşmazlık! :)

Sen "böyle bir misyonum yok" diye geri duruyorsun ama karşıdaki eleman hiiiiiç öyle düşünmüyor ve senin bu söylemin onun ekmeğine yağlı bal sürüyor.. :p O nedenle sen; çevreni yarat, olumsuz gördüğün her şeye karşı mücadeleni ver, savaşını kazan, daha sonra düşüncelerini özgürce yaymaya devam et! ;)

"Dayatma" gibi bir durum söz konusu olamaz zaten, bu "bilgi" çağında!.. Çünkü bilgiye, düşünceye ulaşmak öylesine kolaylaştı ki, bir anda istemediğin kadar alternatif çıkabiliyor karşına!.. Senin düşüncenin doğruluğunu kanıtlamak için kıyasıya bir rekabet içinde mücadeleni vermek zorundasın. Yoksa, yok olup gidiyorsun!

Akil insanın "şablon"u da, "klişe"si de olmaz! Ancak, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilmek için; "düşünce" ve "olay"ları diyalektik düşünce sisteminin mihenk taşına vurmak zorunda! Bu nedenle bu sistemi/yöntemi en iyi şekilde bilmek zorunda! Yaratacağı çevresine de her şeyden önce bu yöntemi aktarmak, uygulatmak durumunda! Bundan sonrası kendiliğinden gelecektir!
 
ENGELLERİ ENGELLEMEK

HİÇBİR ZAMAN BANA GÖRE İNSANLARIN BEDENSEL YAPISI FİKİRSEL YAPISI İÇİN AYRIMCILIK YAPILMAMSI LAZIM ÇÜNKÜ HER BİREY BU TOPLUMUN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR İSTER ÖZÜRLÜ İSTER SĞLAM İSTER DAHA FARKLI BİR ÖZELLİKTE OLSUN. BU TOPLUM İÇERİSİNDE HEPİMİZİN YAŞAYIŞ TARZINA GÖRE FARKLILIKLARIMIZ OLABİLİR ÖNEMLİ OLAN BU TOPLUM İÇERİSİNDE BİRLİKTE YAŞAMAMIZ İÇİN FEDAKARCA BİRBİRİMİZE SAYGILI BİR BİÇİMDE DAVRANMAK GEREKİR. HİÇ KİMSENİN NE EKSİĞİNDE NE FAZLASINDA KİMSENİN BİR GOCUNMA VE ÇEKİNTİSİ OLMAMASI LAZIM. BU ŞUNADA BENZİYOR BEN ZENGİNİM SEN FAKİRSİN GİBİ BU TARZ DÜŞÜNCELER YANLIŞ. HER KES KENDİ ÖZELLİKLERİYLE BU TOPLUMA BİRŞEYLER KAZNDIRMAYA ÇALIŞMASI LAZIM. KİMİSİ YAŞAM TARZIYLA KİMİSİ PARASIYLA KİMİSİ FİKİRLERİYLE. ANCAK BÖYLELİKLE FARKLILIKLARIMIZ ORDADAN KALKAR ENGEL DİYE BİR SORUN KALMAZ. BENCE BİRADA OLMAK BU TOPLUMA VE İNSANLIĞA ÇOK ŞEYLER KAZANDIRIR. HİÇ BİR ZAMAN BİRŞEY KAYBETTİRMEZ. TEMİZ DUYARLI VE ANLAYIŞLI BİR TOPLUM İÇİN ELELE DİYORUM.
 
Üst Alt