SEREBRAL PALSİ
Bakışların Ağırlığı: Serebral Palsili Bireyler ve Görünmenin Yükü
Bir insanın yürüyüşü farklıysa, konuşması alışılmışın dışındaysa ya da bedeni çoğunluğun bedenlerinden farklı hareket ediyorsa, toplumun ona bakışı da çoğu zaman değişiyor. Serebral palsili çocuklar ve yetişkinler için bu durum hayatın en sıradan anlarında bile kendini gösterebiliyor: Sokakta yürürken, otobüse binerken, alışveriş yaparken ya da bir kafede otururken...
Çoğu zaman bu bakışlar kötü niyetle atılmıyor. İnsan merak ediyor, anlamaya çalışıyor. Fakat merak ile rahatsız edici şekilde bakmak arasında ince ama önemli bir fark var. Çünkü uzun süre maruz kalınan her bakış, kişinin üzerinde görünmez bir yük oluşturabiliyor.
Fransız filozof Jean-Paul Sartre, "Başkalarının bakışı altında kendimizi bir nesne gibi hissedebiliriz" der. Bu söz ilk bakışta ağır gelebilir ama aslında çok tanıdık bir duyguyu anlatır. İnsan bazen sadece yürümek isterken kendisini bir vitrindeki eşya gibi hissedebilir. Oysa herkes gibi onun da istediği şey çoğu zaman çok basittir: Normal bir insan olarak görülmek.
Serebral palsili bireylerin yaşadığı en büyük sorunlardan biri engelin kendisi değil, engelin toplum tarafından algılanış biçimidir. Merdivenler, kaldırımlar ve ulaşım sorunları bir yana; bazen en zorlayıcı şey insanların bakışları olabilir.
Birçok serebral palsili birey şu duyguyu yaşamıştır:
"Acaba bana mı bakıyorlar?"
"Yürüyüşüme mi dikkat ettiler?"
"Konuşmamı mı fark ettiler?"
Bu sorular zamanla kişinin zihninde büyüyebilir. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde özgüven üzerinde önemli etkiler bırakabilir.
Ancak burada önemli bir noktayı hatırlamak gerekir:
İnsanların her bakışı aynı anlama gelmez.
Kimi insan merak eder.
Kimi insan ilk kez serebral palsili bir bireyle karşılaşmıştır.
Kimi insan ne yapacağını bilemez.
Kimi insan ise birkaç saniye sonra sizi tamamen unutup kendi hayatına döner.
Biz ise bazen o birkaç saniyelik bakışı saatlerce zihnimizde taşırız.
Stoacı filozof Epiktetos'un çok bilinen bir sözü vardır:
"İnsanı olaylar değil, olaylar hakkındaki düşünceleri rahatsız eder."
Bu söz, rahatsız edici bakışların hiç sorun olmadığı anlamına gelmez. Elbette ki bazı bakışlar inciticidir. Ancak her bakışın zihnimizde aynı büyüklüğe ulaşmasına izin vermek de bizi yorar.
Peki bununla nasıl başa çıkılabilir?
1. Bakışları Kişisel Bir Saldırı Gibi Görmemek
Her insanın dikkatini çeken şeyler vardır. Nasıl biz farklı bir durum gördüğümüzde dönüp bakabiliyorsak, başkaları da bakabilir. Bu her zaman küçümseme anlamına gelmez.
2. Kendini Sürekli İzlenen Biri Olarak Görmemek
Çoğu insan kendi hayatıyla meşguldür. Bizim düşündüğümüz kadar uzun süre kimse bizi incelemez. Zihnimiz bazen bakışların süresini ve etkisini olduğundan daha büyük gösterebilir.
3. Kimliğini Engelin Üzerine Kurmamak
Bir insan yalnızca serebral palsili biri değildir. Aynı zamanda öğretmendir, öğrencidir, yazardır, sevgilidir, arkadaştır, sinema izleyicisidir, şiir okur, kahve içer, hayal kurar.
Engel kişinin bir parçasıdır; tamamı değildir.
4. Mizahın Gücünü Kullanmak
Hayatın bazı yükleri gülümseyerek hafifletilebilir. Birçok engelli bireyin güçlü mizah anlayışına sahip olması tesadüf değildir. Mizah bazen savunma değil, özgürlüğün bir biçimidir.
5. Başkalarının Değil Kendi Gözlerinin İçinden Kendine Bakmak
Belki de en önemli mesele budur.
Çünkü insan kendisini sürekli başkalarının gözünden değerlendirmeye başladığında, kendi değerini de onların tepkilerine teslim etmiş olur.
Oysa kişinin değeri yürüyüşünden, konuşmasından ya da bedeninin nasıl hareket ettiğinden gelmez.
Alman filozof Nietzsche'nin söylediği gibi:
"Kendisi olmak cesaret ister."
Serebral palsili bireyler için bu söz bazen çok daha somut bir anlam taşır. Çünkü her gün toplumun içinde görünür olmak, dikkat çekebilmek ve buna rağmen hayatın içinde yer almaya devam etmek başlı başına bir cesaret örneğidir.
Sonuç olarak mesele insanların bakıp bakmaması değildir. İnsanlar bakacaktır. Merak edeceklerdir. Bazen yanlış davranacaklardır.
Asıl mesele, o bakışların bizim kendimiz hakkındaki düşüncelerimizi belirleyip belirlemeyeceğidir.
Bir insanın değeri, ona kaç kişinin baktığında değil; kendisine nasıl baktığında gizlidir.
Ve belki de özgürlük, bir gün sokakta yürürken başkalarının gözlerini değil, kendi yolunu izleyebilmektir.
Bakışların Ağırlığı: Serebral Palsili Bireyler ve Görünmenin Yükü
Bir insanın yürüyüşü farklıysa, konuşması alışılmışın dışındaysa ya da bedeni çoğunluğun bedenlerinden farklı hareket ediyorsa, toplumun ona bakışı da çoğu zaman değişiyor. Serebral palsili çocuklar ve yetişkinler için bu durum hayatın en sıradan anlarında bile kendini gösterebiliyor: Sokakta yürürken, otobüse binerken, alışveriş yaparken ya da bir kafede otururken...
Çoğu zaman bu bakışlar kötü niyetle atılmıyor. İnsan merak ediyor, anlamaya çalışıyor. Fakat merak ile rahatsız edici şekilde bakmak arasında ince ama önemli bir fark var. Çünkü uzun süre maruz kalınan her bakış, kişinin üzerinde görünmez bir yük oluşturabiliyor.
Fransız filozof Jean-Paul Sartre, "Başkalarının bakışı altında kendimizi bir nesne gibi hissedebiliriz" der. Bu söz ilk bakışta ağır gelebilir ama aslında çok tanıdık bir duyguyu anlatır. İnsan bazen sadece yürümek isterken kendisini bir vitrindeki eşya gibi hissedebilir. Oysa herkes gibi onun da istediği şey çoğu zaman çok basittir: Normal bir insan olarak görülmek.
Serebral palsili bireylerin yaşadığı en büyük sorunlardan biri engelin kendisi değil, engelin toplum tarafından algılanış biçimidir. Merdivenler, kaldırımlar ve ulaşım sorunları bir yana; bazen en zorlayıcı şey insanların bakışları olabilir.
Birçok serebral palsili birey şu duyguyu yaşamıştır:
"Acaba bana mı bakıyorlar?"
"Yürüyüşüme mi dikkat ettiler?"
"Konuşmamı mı fark ettiler?"
Bu sorular zamanla kişinin zihninde büyüyebilir. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde özgüven üzerinde önemli etkiler bırakabilir.
Ancak burada önemli bir noktayı hatırlamak gerekir:
İnsanların her bakışı aynı anlama gelmez.
Kimi insan merak eder.
Kimi insan ilk kez serebral palsili bir bireyle karşılaşmıştır.
Kimi insan ne yapacağını bilemez.
Kimi insan ise birkaç saniye sonra sizi tamamen unutup kendi hayatına döner.
Biz ise bazen o birkaç saniyelik bakışı saatlerce zihnimizde taşırız.
Stoacı filozof Epiktetos'un çok bilinen bir sözü vardır:
"İnsanı olaylar değil, olaylar hakkındaki düşünceleri rahatsız eder."
Bu söz, rahatsız edici bakışların hiç sorun olmadığı anlamına gelmez. Elbette ki bazı bakışlar inciticidir. Ancak her bakışın zihnimizde aynı büyüklüğe ulaşmasına izin vermek de bizi yorar.
Peki bununla nasıl başa çıkılabilir?
1. Bakışları Kişisel Bir Saldırı Gibi Görmemek
Her insanın dikkatini çeken şeyler vardır. Nasıl biz farklı bir durum gördüğümüzde dönüp bakabiliyorsak, başkaları da bakabilir. Bu her zaman küçümseme anlamına gelmez.
2. Kendini Sürekli İzlenen Biri Olarak Görmemek
Çoğu insan kendi hayatıyla meşguldür. Bizim düşündüğümüz kadar uzun süre kimse bizi incelemez. Zihnimiz bazen bakışların süresini ve etkisini olduğundan daha büyük gösterebilir.
3. Kimliğini Engelin Üzerine Kurmamak
Bir insan yalnızca serebral palsili biri değildir. Aynı zamanda öğretmendir, öğrencidir, yazardır, sevgilidir, arkadaştır, sinema izleyicisidir, şiir okur, kahve içer, hayal kurar.
Engel kişinin bir parçasıdır; tamamı değildir.
4. Mizahın Gücünü Kullanmak
Hayatın bazı yükleri gülümseyerek hafifletilebilir. Birçok engelli bireyin güçlü mizah anlayışına sahip olması tesadüf değildir. Mizah bazen savunma değil, özgürlüğün bir biçimidir.
5. Başkalarının Değil Kendi Gözlerinin İçinden Kendine Bakmak
Belki de en önemli mesele budur.
Çünkü insan kendisini sürekli başkalarının gözünden değerlendirmeye başladığında, kendi değerini de onların tepkilerine teslim etmiş olur.
Oysa kişinin değeri yürüyüşünden, konuşmasından ya da bedeninin nasıl hareket ettiğinden gelmez.
Alman filozof Nietzsche'nin söylediği gibi:
"Kendisi olmak cesaret ister."
Serebral palsili bireyler için bu söz bazen çok daha somut bir anlam taşır. Çünkü her gün toplumun içinde görünür olmak, dikkat çekebilmek ve buna rağmen hayatın içinde yer almaya devam etmek başlı başına bir cesaret örneğidir.
Sonuç olarak mesele insanların bakıp bakmaması değildir. İnsanlar bakacaktır. Merak edeceklerdir. Bazen yanlış davranacaklardır.
Asıl mesele, o bakışların bizim kendimiz hakkındaki düşüncelerimizi belirleyip belirlemeyeceğidir.
Bir insanın değeri, ona kaç kişinin baktığında değil; kendisine nasıl baktığında gizlidir.
Ve belki de özgürlük, bir gün sokakta yürürken başkalarının gözlerini değil, kendi yolunu izleyebilmektir.
