Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Ayrımcılık Üzerine [Tartışma]

Peki o zaman.. En başta yapılması gereken sorgulamayı şimdi yapalım..

Hani şu ünlü 5N1K'yı (ne, nerede, niye, nezaman, nasıl, kim) soralım..

KİM: Çağdaş toplumlar ve biz..

NE: Ayrımcılık oranı.. (ya da "insana saygı" oranı)

NEREDE: Çağdaş toplumların ve bizim kendi ülkelerinde/ülkemizde.. (Coğrafya/mekân)

NİYE: Daha yaşanılası hayat için..

NE ZAMAN: Bugün ve 500 yıllık bir süreç.. (Tarih/zaman)

NASIL: Evet nasıl?


Yanıt hazır.. Hatta önceleri de verdim.. Benim mesajlarımda "Rönesans" diye aratırsanız bir kaç tane bulabilirsiniz..;)
 
TV'ye kulak misafiri olduğum iki kısa dilimi de aklımda kaldığı kadarıyla aktarabilirim:

Sanırım dün geceydi; Müjde Ar, annesiyle ilgili bir anısını anlattı; - yine sanırım - Şile'de kumsalda otururlarken, annesi elbisesinin altından - Müjde Ar'ın deyimi ile - oldukça usturuplu bir şekilde mayosunu giymiş, elbisesini çıkartmış. Müjde Ar, herkesin kendilerine baktığını söyleyerek annesine kızmış ve rezil olduklarından yakınmış. Annesi ise ona, "neden bakıyorlar ki, bakmasınlar, ben onlara bakmıyorum" diye cevap vermiş.

Bugün ise bir sabah programında şöyle bir diyalog gelişti:
...Sakatlar Derneği Yetkilisi (ekrandaki alt yazı öyleydi):
".... bey beni çok etkiledi. Ona bir akülü araba veriyorum."
(Hemen arkasından stüdyodaki konuklardan büyük bir alkış. )


İnancımız doğrultusunda giyinmeye hakkımız olduğunu düşünüyor muyuz? Peki bir kumsalda üstsüz güneşlenenleri yargılıyor muyuz, hatta daha da ileri gidip bunun yasaklanmasını savunuyor muyuz?

Hak değil de ayrıcalıkların nasıl elde edilebileceğini düşünüyoruz? Kaba güç? Dikkat çekmek? Acıma duygularının uyanması? TV'ye çıkmak için bir tanıdık bulmak?

Not: İkinci hikayedeki isimleri yazmadım, zira kişiye özel bir davranışta bulunulmadı. Bu bakışta toplumsal kabulün olduğunu zaten stüdyoda kopan alkış gösterdi.

Not2: Genel ilkeler doğrultusunda değil de, subjektif haklar, yani öznel durumlar için ayrıcalık etrafında örgütlenip hareket etmek de aslında bir tür güç uygulaması. Çoğunluğun, ya da iyi örgütlenmiş çoğunluğun, kendi istediğini karşı tarafa kabul ettirmesi. Tabii bir süre sonra karşı taraf daha güçlü hale gelebilir ya da bir başka kesim de güçlenip kaynağın kendisine aktarılmasını isteyebilir. :)
 
Sinifsiz bir dunyada yada toplumda yasamadigimiz icin ister istemez toplumlar yada siniflar arasi celiskiler ayrimciliga tabi kilinmayi beraberinde getiriyor.

Burjuvazi surekli ayni tempoda "demokrasi'den" insanlarin esitliginden bahseder oysa bu burjuvazinin kendisine terstir dogasinda yada politik litaraturde boyle birsey yoktur,azinligin cogunluk uzerinde var olan hegemonyasini burjuvazi temsil eder,proleteryanin varligi karsit gucleri cepheleri beraberinde getiriyor oyleyse bir celiski var bu celiski burjuvazi ile proleterya arasinda yasaniyor... sistem toplumlar arasi siniflar arasi ayrimi yapiyor ekonomik,politik,siyasal alt yapi ust yapiya yansiyor ister istemez bir kulturle sekilleniyoruz... Diyalektik olarak olaylar bir birinden bagimsiz ele alinmaz...

Caglar boyu toplumlar birbirlerini takip etti durdu her toplum yeniyi icerisinde tasidi...
ilkel komunal toplumlar cagindan bu yana surekli bir degisim donusum yasiyoruz,yasamis oldugumuz sistemden once var olan sistemler icinde surekli olarak celiskiyi yasadi gun geldi yeni sisteme kendisini birakti... ancak ve ancak komunal toplumda insanlar arasi ayrimcilik kalmayacaktir utopya diyenler olacaktir hersey bir utopya ile baslar :)

Venezueleda chavez ayrimcilik yapti ne kadar israilli diplamat varsa sinir disi etti...

Katrina kasirgasinda yuzbinlerce siyahi kendi kaderlerini terk edildi Amerikada hastalik, aclik, sefalet yasandi aylarca...

Kuba'da katrina kasirgasi yasandiginda bir tek kisinin burnu kanamadi insanlar gunler oncesinden daglara tasinda esyalari kamyonlara yuklendi...

Demek ki neymis insan temelli olan ulkeler kendi halkina ayrimcilik yapmiyormus...

Simdi bu konu esasen cok genis bir konu,kapitalizm ayni zamanda yozlasmaninda kaynagidir... hersey normal yeterki isciler hak arama mucadelesi vermesinler her tur ahlaksizligin yayilmasina on ayak olan yine burjuvazidir. Irak'da bugunlerde gay cafeler acilmaya baslanmis oyle ya emperyalistler,kapitalistler burjuvazinin temsilcileri insan ayrimciligina karsilar onlarinda bu toplumda yasamaya haklari var !!!! Dune kadar normal olmayan seyler bugun normal... Ister istemez ayrimcilik olacaktir....
 
Sevgili KUZEY,

Mesajından birşey anladıysam arap olayım. :)

Ama umarım "Venseremos, venseremos" sloganlarıyla; birey vatandaş kavramının karşısında, komünal toplumları ve Küba örneğini bu kadar yücelttikten sonra, neden kapitalizm ve emperyalizmin en güçlü kalelerinden biri olan İngiltere'de yaşamayı tercih ettiğini sormamda bir sakınca yoktur. :)
 
Emperyalizm yonetim bicimidir. Bizim gibi yeni somurge ulkeler emperyalizme bagimlidir 1945 yilindan sonra yapilan ikili anlasmalar bagimliligi beraberinde getirdi, daha sonra marshal plani ekseninde gelisen surec ve "hibe" edilen 100 milyon dolarla birlikte surec tamamlandi. O gun bugundur emperyalistler ulkemizde.. deyim yerindeyse cirit atmaktadir,burjuvazi esitsizlik uzerine kendisini uretir.Ayrintilar mutlaka onemli ancak bazen genele bakmakta fayda var diye dusunuyorum. 1960'li yillarin Turkiyesi daha bir paylasimci en azindan toplum icin gecerli. Kapitalizm yayginlastikca yozlasmayi beraberinde getirdi, gemisini kurtarak kaptan yada benim memurum isini bilir deyimler yayginlasti mesele Her koyun kendi bacagindan asilir ne anlatir bize vur senden daha mazlum olanin kafasina al ekmegini.

Nerede olursan ol yasam bicimin seninle birlikte gelir ve dusuncelerim ben nerede bulunursam bulunayim diyalektik olarak benimle birlikte yasar.

Ingilterede proleterya yokmu ustelik kapitalizmin agir sanayisi buralarda bulunur bizim gibi ulkeler daha cok montaj sanayi ve hafif sanayi yaygindir.

Politik olarak dilim farkli gelebilir herkes herseyi ayni algilayacak diye birseyde yok... Herkesin kendisine ait bir dusuncesi var kimisi bazi noktalarda anlasir kimisi karsi cikar :) yeter ki dusuncede kalsin kafa goz patlatmayalim :)

Maden ocaginda yasanan dram patronun ne kadar insani dusundusugunun gostergesi burjuvazi cebini dusunur ister istemez ayrimcilik yapar.Avrupada yasayan Turkler hizmet sektorunde calisiyor ne kadar agir is varsa yapiyor ezilmeyse ayni sekilde eziliyor,isci emekci her yerde aynidir...
 
ben halen kesin çözümün kim olursa olsun bakış açısının değişmesi ile alakalı olduğunu düşünüyorum...bakış açısı değişmedikçe sistem değişmez ki...sistemi değiştirmek gerek sistemi...düşünceler aydınlanmadıkça aydınlığa çıkamayız...sürü olmaktan vaz geçmedikçe başımıza gelen müstahaktır ...

herkes bana bana derse....aklıma okuduğum bir yazı geldi özetleyeyim

Belediye otobüsüne binen yolcular arkaya kardeşimmm binemiyoruz der...otobüsün arka kısmında bulunanlar ise yer dar diye sızlanır...diğer durakta başka yolcular bağırır arkaya gidinnn...bir önceki durakta binen ve arkaya doğru gidin diyen yolcular sıkışıyoruz yer yok diye bağırırlar....sözün kısası eşit haklar diye bağırıyorsak hakkı yenilenler içinde bağırmalıyız..sıra bize gelsin diye beklemeden...ayrım yapmadan

sistemin değişimi Üstadım bence alt yapının değişmesi ile alakalıdır
 
Neptün,

Karşıdaki elemanlar da aynı mantıkla "neden soyunuyor ki, soyunmasın, biz soyunuyor muyuz?" diyebilir pekâlâ!

Özellikle show sektöründeki kadınların, anılarını anlatırken yaşlarımız ortaya çıkmasın diye "tarih" vermemelerine bayılıyorum (!) :) Sanki başından dün geçmiş sanırsın! Oysa 50 yıllık bir tarih dilimi söz konusu.. Hadi "mekanı" verdi, anladık da.. Zamanı kim bulacak? Bundan 50 yıl önce mini etek bile yoktu! 50 yıl sonra mayo bile olmayacak belki de.. O dönemde yaşayanlar; "amma ayrımcılarmış, mayo dedikleri şeyleri giyiyorlarmış.. Ne gerek var ona.. derlerse ne diyeceğiz? ;)

Şaka bir yana mahalle baskısı kavramı böyle çıkıyor.. Lâkin bunlar daha alt dalda, ötekileştirme başlığında konuşulmalı.. Çünkü ayrımcılığı oluşturan unsurlar yok!



Not2: Genel ilkeler doğrultusunda değil de, subjektif haklar, yani öznel durumlar için ayrıcalık etrafında örgütlenip hareket etmek de aslında bir tür güç uygulaması. Çoğunluğun, ya da iyi örgütlenmiş çoğunluğun, kendi istediğini karşı tarafa kabul ettirmesi. Tabii bir süre sonra karşı taraf daha güçlü hale gelebilir ya da bir başka kesim de güçlenip kaynağın kendisine aktarılmasını isteyebilir.

Birçok kesim veya taraf yok ki! :) Sadece resmî (devlet, otorite, oligarşi, erk ne dersen de) ve sivil toplum söz konusu.. Devlet de bir örgüttür.. Güçlülük çatışması diye de bir şey olamaz.. Devletin daha güçsüz olması demek; her şeyin bitmesi demektir! (Aman sınıfsız toplumdaki devletsizlikle karıştırmayın!)

Hak değil de ayrıcalıkların nasıl elde edilebileceğini düşünüyoruz? Kaba güç? Dikkat çekmek? Acıma duygularının uyanması? TV'ye çıkmak için bir tanıdık bulmak?

Ayrıcalıkın çok anlamı var. Burada
ayrıcalık İng. royalty, privilege
Herhangi bir konuda, bir kişiye ya da kişilere belirli koşullarla tanınan hak.
olarak kullanılmış.. İmtiyaz veya üstünlük olarak değil! "Hak değil de ayrıcalıklar" olmuyor yani!

Şimdiye kadar ki hakların elde ediliş biçiminde bir problem yok ki!
çeşitli ayrıcalıklar tanıyarak: İşe alımlardaki %3 kontenjanından tutun, malulen ya da erken emekliliğe kadar, toplu ulaşımda engelliye yapılan özel indirimden tutun, engellilerle ilgili tüm yasa, tüzük ve yönetmeliklerin her maddesi bu ayrıcalıkların belgelenmiş hâlidir.
demişim..

Çoook çeşitli elde ediliş biçimi var bu hakları elde etmenin. Durum neyi gerektiriyorsa o yapılır. Yeter ki; sapına kadar örgütlü bir güç kayağı olan devletle çata çat pazarlık yapan, onurlu bir duruşla mücadele eden örgütlü bir sivil toplumun olsun! Olmayıncaya dediğin biçimlerle ya da AB ittirmesiyle, başka ülkelerden copy-paste yapılarak hak veriliyormuş gibi yapılıyor. Biz de "hı-hı" diyoruz..:(

KUZEY; Farklı bakış açın can alıcı noktalara dokunuyor.:)

Öykücüm,
Elbette.. Alt yapı belirleyici bir biçimde değişmedikçe "sistem"e değişti diyemeyiz..
 
peki Üstadım nasıl değişecek bu ayrımcılık sorunu?Yani çözüm noktası nedir?
 
Baben: "Neptün, Birçok kesim veya taraf yok ki! :) Sadece resmî (devlet, otorite, oligarşi, erk ne dersen de) ve sivil toplum söz konusu.."

Eğer totaliter bir rejimde yaşamıyorsak, devleti yönlendiren milletin iradesi ya da onayıdır. Devlet ve millet farklı değer yargıları içinde olmaz.

Önceki mesajlarımdaki yaya geçidinde durmayan arabalar örneğindeki gibi; bürokrasiden şikayet eden vatandaş bürokrat olunca, aynı bürokrasiyi uyguluyor; doktorların paragözlüğünden şikayet eden hasta yakını doktor olunca, aynı paragözlükte davranıyor; ya da kaynana baskısından yakınan gelin ileride aynı baskıyı kendi gelinine uyguluyor. Eğer sisteme vatandaşın onayı olmasaydı, sistem devam etmezdi. Bundan şüphen olmasın. :)

Yani ayrımcılıkla mücadelede genel olarak düşülen en temel hata, aslında "tek rakibim devlet ya da bürokrasi" argümanı. :)
 
E işte.. Sen de diyorsun.. Kimse uzaydan gelmiyor ki.. İşin zorluğu da burada.. Net olarak anlatılamıyor bazı şeylerin gerekliliği.. Çoğu kişinin birden çok şapkası var..:(

Ama resmi ve sivil diye bir ayrım yapılmış.. Hakları elinde bulunduran ve kullanan.. Hata falan değil ki bunun "zinciri sürükleyen ana halka" olduğunu söylemek ve düzeltmeye buradan başlamak.. Yemişim demokrasisini, totaliteresini. :p Sanki çok demokaaaatiğiz de.. Kâğıt üzerinde o dediklerin.. 4 yıldan 4 yıla sandığa gitmeyle demokratik mi olunurmuş.. :mad:
 
Tam da bu altyapı konusu gelmişken ben de bir iki kelam etmeyi deneyeyim. Yazılanları zevkle takip ediyorum.

Her insan hak ve özgürlüklere anasının karnından çıktığı dakikadan itibaren sahip midir? Sahiptir. Gündelik hayat içerisinde, uygulamaya geçildiği zaman bu hak ve özgürlükler gerek yasalarla gerekse sözleşmelerle korunabiliyor mu? Hayır! Eşitlik herkese sunulmuş bir haksa, uygulamada geçerliliğini yitiriyor mu? Evet. Madem uygulamada sorun var, peki hak ve özgürlükler için verilen mücadele yasalar karşısında nasıl bir duruş sergiliyor? İğneyle kuyu kazarcasına uğraşıyor pek çokları.

Anayasanın kanunlar önünde eşitliği düzenlediği maddesi ne diyor? Din, dil, ırk, mezhep, renk, cinsiyet, etnik köken, siyasi düşünce... Başka var mı bilemiyorum, ama ayrım gözetmemek esas mesele. Uygulanamıyor olsa da kağıt üzerinde olmasına müteşekkiriz.

Tepelere çıktıkça, genişleyen koltukların sahibi olan statükocuların kurdukları cümleler ayrımcılığı tetiklemiyor mu sizce? Kendisi gibi olmayanı, düşünmeyeni, inanmayanı her türlü yola başvurarak tahammülsüzlüğünü belli ederek tek tip insanı yaratmaya çalışan bir erkân varsa toplumun karşısında toplumun nasıl bir tepki vermesi beklenebilir? Tahammülsüzlüğü bir öğreti gibi karşımıza koyanlar sonra çıkıp "farklılıklarımız zenginliğimizdir" şeklindeki söylemleri ile kimi kandırabilir? Bir ondan bir bundan duyduğumuz "farklılıklarımız zenginliğimizdir" tanımının tekrarı kimi kandırmak içindir? Bir diğeri de çıkıp eşcinsellik konusunda bilimsel olmayan cahilane cümleler kurup kendince bir aile tanımı yapıyor. Bir de bu konuda sorumluluk verilmiş midir kendisine? Verilmiştir.

Ayrımcılık içeren bunca tavır, bunca söz onlarca televizyon ekranından, onlarca gazeteden milyonlarca insana ulaşıyor mu? Ulaşıyor. Farklılıklara karşı bir tepki, bir tahammülsüzlük oluşturulmuş olmuyor mu? Kimi, nasıl bir olgunluk seviyesine, anlayışlı olma haline getirebilir ki bu tür söylemler, tavırlar?

Sonra da ayrımcılık yasasına istediğin eklemeyi yap, istediğin pozitif ayrımcılık söylemlerinde bulun; sen uygulamazsan, uygulatmazsan kime ne faydası olur ki? Sen sözüne, haline tavrına bir kulak ver, farklılıkları birer zenginlik haline getir ki "farklılıklarımız zenginliğimizdir" cümlesini temcit pilavı gibi önümüze ısıtıp ısıtıp sunma değil mi?
 
pozitif ayrımcılık; bu kime göre neye göre?işimize geldiği gibimi bana pozitif olan ya herkese değilse?

ayrımcılıktan çok haklardan bahsedilmeli bence ...bilinçli toplum oluşturulmalı...bilinçli toplum oluşturdun o topluma haklarını verenleride bilinçli hale getirmelisin

hak var hakkını bilen yok

hak yok hak isteyen çok

hakkını biliyorsun hakkını verecek olanlar hakkını bilmiyor...

bu arada hak nerde hakkı kaçmış gitmiş...yani kısaca,

yukarıdakı örnekler örtüşse denk gelse netleşse sorun biter.yoksa ayrımcılığı pozitif yapmışsın negatif yapmışsın ne değişecekki ben işitme engelliyim sen böbrek hastası öteki felçli,
diğeri alevi öbürü sunnı diğeri ...
ben karadenizliyim sen doğusun beriki trakyalı...

ayrıştırırsan bir sürü kriter bulursun o kısa diğeri uzun vs

nt:veritas yazını okudum çok güzeldi ..eklenecek bişi yok
 
Sevgili iremsu,

Pozitif ayrımcılığı şöyle tanımladık:
"Toplumdaki diğer kişiler ile eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen belli gruplara çeşitli ayrıcalıklar tanıyarak onları destekleme."

'Ayrıcalık'a da :
Herhangi bir konuda, bir kişiye ya da kişilere belirli koşullarla tanınan hak.
demiştik.

Bu durumda: Haklardan bahsetmiş oluyoruz zaten! Ayrıca göreceliği de kalmıyor.. "Belirli koşullar"da olan herkese sağlanıyor!



Sevgili Veritas,

Gündelik politikalar açmıyo beni..:D Adını bile zor hatırladığım bakanlar, gelip geçici.. Ama bizim sorunlarımız kalıcı! Bu ülkenin o kademelerinde (hatta daha yukarılarında da;)) ne gaflar yapıldı, ne çamlar devrildi... Ol sebeple "eleştirmeye bile değmez" buluyorum artık bunları! (İsteyen eleştirebilir tabii)
 
"Pozitif ayrımcılığı olmayan, yapılamayan bir ayrımcılığa "AYRIMCILIK diyebilir miyiz?
Ayrımcılığı "özel" [doğrusu "gerçek"] (tüzel, kamusal olmayan, sivil) kişiler, yani sen-ben-biz yapabilir miyiz? Yaparsak bunun pozitifi nasıl olur? Ondan önemlisi "kıymet-i harbiyesi" ne olur?" diye sormuştum.

Gerçek kişinin yaptığı "ayrımcılık" nasıl bişeydir? Örneğin, dolmuş şoförüdür.. Sakat bir arkadaşı dolmuşuna almamıştır. Yani tam anlamıyla "Engelli" yapmıştır! Bi yerde "kamu" hizmeti yapmaktadır. İlgili mevzuatla sorumludur. Yaptığı AYRIMCILIKTIR!

"birey/kişi/insan ancak ötekileştirme yapar, ayrımcılık yapmaz/yapamaz.. Yapsa bile kimse iplemez.. :D Ayrımcılığı: Devlet(kamu organları)/tüzel kişiler, kısaca otorite sağlayan kurumlar yapar.."

en ufak bi kamu hizmeti yapma nietinde olmayan, birey/kishi/insan olarak arabasiyla gayet özel bi shekilde gezmeye cikmish olan ben yaya gecidinde sadece tipini begendigim yayalara yol veririm deyip de, 'tipsiz' yayalarin gecish hakkini ihlal edersem kimsenin iplemicenden (daha dogrusu, ipleme hakki olmadigindan) emin misin? :)... walla hic denemedim ama az önce baktim; 50 euro para cezasi ve dört ceza puani alirmishim =)...

kamu hizmeti yapan dolmush shoförünün ilgili mevzuatla sorumlu tutulmasi ile benim ilgili mevzuatla sorumlu tutulmam arasindaki fark tam olarak nedir?... onun sakat yolcuya yaptigi ayrimciliktir da benim 'tipsiz yayaya' yaptigim degil midir - secebilme hakkimi kullanmish oldugumu iddia edemem heralde? :p... eger bunlardan birini veya her ikisini ayrimcilik olarak kabul ediosan pozitifi nedir peki bunlarin?...

özel/gercek-tüzel ayrimiyla cok da fazla alakasi yok gibi gelio bana, babenjim - bireysel tutumlara ve inisiyatiflere terk edilemicek sosyal shartlar söz konusu oldugunda tüzel kishiler kadar gercek kishilerin de haklari, dolayisiyla da sorumluluk ve görevleri vardir, dolayisiyla da ayrimcilik yapmalari mümkündür...

ama eger diosan ki, "bireysel tutumlara ve inisiatiflere terk edilemicek sosyal shartlari tespit etme ve yaptirimi konusunda ihmalkar (ya da ayrimci) davranarak toplumun bazi kesimlerini dezavantajda birakan devlet, gercek kishiler tarafindan ayrimciliga ugrayabilme firsatini bile vermio onlara (kendine saklio o zevki :p)" itiraz edemicem :)...


"positif ayrimciliga" gelince; onun bayragini yükseltmeyi ne kadar önemsedigini biliom, babenjim... ve bu konuyla ilgili yazdigin bütün mesajlarini okumama ragmen isinamadim gitti bu deyime :)... eger positif ayrimcilik, ayrimciligin ziddiysa (özellikle de kanun karshisindaki) eshitlik dengesini her ikisi de bozar... biri digerinden daha övülesi degildir... ayrimciligin eserlerini pozitif ayrimcilikla ortadan kaldirmaya calishmak, kani kanla yikamak gibi bishi oluo :)... bi bakima da ayricaliklar degil midir zaten ayrimciligi meydana getiren...

insanlarin temel haklarini, ayrimcilik yapmadan herkes icin garanti altina alma amaciyla yapilan düzenlemelerin ismi "pozitif ayrimcilik" veya "ayricalik" kelimeleriyle tanimlanmamali... hayati önem tashiyan haklarimizdan bile "ayricalik/privilege" diye bahsedilmesini yanlish buluyorum... bi yaya gecidine, bi bisiklet yoluna "pozitif ayrimcilik" demeye ne kadar az ihtiyac duyuluosa, engelli otoparklarina, rampalara da öyle demeye o kadar az ihtiyac duyulsun istiorum... (ayrimcilik yapmamanin ismi de "positif ayrimcilik" oluyo ya, pess walla! diom :()...



selamlar, sevgiler, muckslar :)...
 
ben bisiklet yolları istiyorum;neden?
-egsoz dumanı solumaktan bıktım,
neden?
-benzin almaya param yok
neden?
-bisiklet daha ucuz
neden?
-çok şişmanım zayıflamak için ....

bunlar hakımıdır?

ben rampa ve bizim gibiler için yol istiyorum.neden ?
-çünkü FELÇLİYİM!benim için yürümek gibi bişi bu,

bunlar hakkımıdır?

bu örneklerden yola çıkarak bence pozitf falanı olmadan ''eşit koşul ''yaratmak adına hakların verilmesi lazım.Hatta vermeyenlere yaptırım yolu açılmalı ...onun dışında ayrımcılık falan denilen şey heryerde heran herzaman var ayrımcılığın pozitifide bence de yatar.BANA GÖRE POZİTİFTİR....sana göre(burdakı sen herhangi bir kişi) ayrımcılığı yaratabilir.

baben bey,bana göre ayrımcılığı körüklemekten başka ve ayrımcılığı ayrıştırmaktan başka bişiye yaramaz pozitif ayrımcılık.....
önce haklar verilsin bak!hakkı olanlar haklarını alsınlar gerisi kolay
 
en ufak bi kamu hizmeti yapma nietinde olmayan, birey/kishi/insan olarak arabasiyla gayet özel bi shekilde gezmeye cikmish olan ben yaya gecidinde sadece tipini begendigim yayalara yol veririm deyip de, 'tipsiz' yayalarin gecish hakkini ihlal edersem kimsenin iplemicenden (daha dogrusu, ipleme hakki olmadigindan) emin misin? :)... walla hic denemedim ama az önce baktim; 50 euro para cezasi ve dört ceza puani alirmishim =)...

:) Sen orada bir tür "bireysel suç" işliyorsun.. Bu türünün adı da var hatta: "Kamu düzenini bozma suçu!"

İşte bunu: "Devlet, (otorite, egemen güç, erk vb.) yaptığı zaman bireysel olmaktan çıkıyor "kamusal" oluyor!.. Büyüklerimiz "devlet suç işlemez(!)" dediği için de topuna birden "AYRIMCILIK" diyorlar, diyoruz..


kamu hizmeti yapan dolmush shoförünün ilgili mevzuatla sorumlu tutulmasi ile benim ilgili mevzuatla sorumlu tutulmam arasindaki fark tam olarak nedir?... onun sakat yolcuya yaptigi ayrimciliktir da benim 'tipsiz yayaya' yaptigim degil midir - secebilme hakkimi kullanmish oldugumu iddia edemem heralde? :p... eger bunlardan birini veya her ikisini ayrimcilik olarak kabul ediosan pozitifi nedir peki bunlarin?...

Yukarıda dokundum. ;) Biraz daha açayım.

Kamu hizmeti yapan dolmuş şoförünü bağlayan mevzuatla seni bağlayan mevzuat birçok yerde aynı değildir! Sen "sakat" yolcuyu ister alırsın arabana, ister almazsın.. Ama dolmuş şoförünün bunu deme hakkı yoktur! O nedenle burada dolmuş şoförü ayrımcılık yapan durumundadır! Ve diyelim ki, dolmuş şoförü de "tipini beğenmediği yayalara" yol vermedi! O zaman orada şoför de bireysel suç işlemiştir.. Cezası neyse öder..

Ve o şoför de, aynı zamanda gerçek kişi olduğu için; yaptığı ayrımcılığın pozitifini bulmak çok çok zordur! Ancak, mahkemeye verirsin, ceza alır, para cezası olan kısmı pozitif haklarla ilgili yerlere harcanır.. Denklem tamamlanır.. OK? ;)


"positif ayrimciliga" gelince; onun bayragini yükseltmeyi ne kadar önemsedigini biliom, babenjim... ve bu konuyla ilgili yazdigin bütün mesajlarini okumama ragmen isinamadim gitti bu deyime :)... eger positif ayrimcilik, ayrimciligin ziddiysa (özellikle de kanun karshisindaki) eshitlik dengesini her ikisi de bozar... biri digerinden daha övülesi degildir... ayrimciligin eserlerini pozitif ayrimcilikla ortadan kaldirmaya calishmak, kani kanla yikamak gibi bishi oluo :)... bi bakima da ayricaliklar degil midir zaten ayrimciligi meydana getiren...

'Ayrıcalık'ın "hak" anlamıyla birbirine taban tabana zıtmış gibi görünen bir anlamı daha var:
a. Başkalarından ayrı ve üstün tutulma durumu, imtiyaz: “Ölüm önünde herkes bir, ayrıcalık yok kimseye.” -T. Oflazoğlu.
İşte senin burada dediğin "ayrimciligi meydana getiren"dediğin anlamı tam da bu!.. Türkçede vardır öyle kullanıldığı yere göre anlamı değişen bazı kelimeler. Ama bunda benim suçum yok valla. :p Tamamen masumum;)

Evet.. Daha önceleri de pek çok kez tartıştık bu konuyu.. Bir türlü ısındıramadık gitti seni.. ;) Pozitif ayrımcılığın Ekşisözlükte şöyle bir yorum var:
nicolas sarkozynin ic isleri bakani oldugu sirada verdigi demecler sayesinde fransanin gundemine giren ve hala da cikmamis olan kavram
(bkz: discrimination positive)
Olmazsa bunu verelim sana.. Sarkozy'e (mesafece) daha yakınsın bizden.. Bi koşu gidip "ne demek istedin" diye de sorman mümkün.. ;)

Aslında ben de, yana yakıla "illa bu olacak" diye diretmiyorum! :) Ama TDK'nın tanımındaki mantığı tuttum ve oradan yola çıktım.. Yoksa ister "hak" deyin, ister "hede", ister "hödö"!:p Bana ne!



(ayrimcilik yapmamanin ismi de "positif ayrimcilik" oluyo ya, pess walla! diom :()...

Ona ben de öyle diom da.. Bu deyim/lerin daha net ve anlaşılabilir tanımlarının olması; bir de "biz"den olması gerekir. Yoksa herkes işine geldiği gibi kullanır böyle..:(
 
Negatif ayrımcılıkla ilgili konuşmak istiyorum ben.. Bu konuda kendi kendime oturup bir yazı yazmıştım.. Yazımda da belirttiğim gibi: (Negatif) ayrımcılığın, iştahı bir türlü dinmeyen, vahşi bir yaratık olduğunu düşünüyorum.. Belki bir ejderha.. :) Sen, ben, o, biz, siz, onlar diye ayırmanın sonu yok.. İnsanlık olarak birbirimize ayrımcılık uygularken, birbirimizi yaftalarken bilmeden bu tek dişi kalmış canavara hizmet ediyoruz..
 
"hödö"yü tuttum, babenjim! :p
:) üsgünüm ama hala isindiramadin beni - belki ben seni sogutturabilirim :p...



lafi cok fazla uzatmadan, kisaca ve kabaca tarif edicek olursam ayrimcilik nedir?
"kashi gözü" sebebiyle bi insana kötü (negatif) muamele yapmak...
öyle ise ayrimcilik denen illetin pozitifi ancak nasil olabilir?
"kashi gözü" sebebiyle ona iyi (pozitif) muamele yapmak...
pozitif ayrimciligi, daha önce ugranilmish olan (negatif) ayrimciligin biraktigi yikintilari tamir etmek icin - yani iyi bi niyetle güzel bi amac icin - kullansan da, o olgunun 'ruhunu' degishtiremessin, babenjim... ikisi de cirkin!... birinde negatif muamele görüosun, digerinde pozitif muamele ama ikisinde de herkesle eshdeger bi insan olmandan cok, "kashina gözüne" borclu oluosun o muameleyi :)... ayrimciligi ayrimcilik yapan da budur zaten...

biriyle digerini gidermeye calishmak, kendini ve insanlari kandirmaktan bashka bishi degil benim gözümde... dahasi; sakincali buluorum... belki cok kisa bi vadede faydali gibi durabilir, ama 'uzun' vadede, bi yeri tamir ediym derken habire bashka yerleri yikarsin bu yöntemle... negatifi dogrudan ayrimciliksa pozitifi de dolayli ayrimciliktir yane - aradaki tek fark budur...

oysa olmasi gereken, "kashima gözüme", sakatligima veya bunlar yüzünden ugradigim ayrimciligin bana cektirdigi (vah vah tüh tüh dedirten) acilara göre degil, herkesle eshdeger bi insan oldugum temeli üzerinde durarak verilmeli bana haklar... hic kimsenin o acilari bana cektirmeye hakki olmadigina cevrilmeli dikkatler... yani ayrimciilik yapmamaya!!!...

örn. engelli parkyerleri sakat oldugum icin degil, herkesle eshdeger bi insan olarak o yerlere ihtiyac duydugum icin hakkim olmali... benim o engelli otoparkini kullanabilmem, bashka birinin yaya gecidini, trafik lambasini, otobüs duragini, demir yollarini, (benim cikamadigim) kaldirimlari kullanabilmesindan daha pozitif bi hak degildir!...

saglam bi cocugun egitim hakkiyla sakatligi olan bi cocugun egitim hakki eshdegerdedir... birininki digerinden degerli degildir!... o haktan faydalanabilmek icin cocugun biri iki düzenlemeye ihtiyac duyar digeri de besh düzenlemeye, ama ikisinin de ihtiyaci eshdegerdedir - ayni derecede önemsenmesi gerekir... ayrimcilikla da pozitif ayrimcilikla da alakasi yoktur bunun!...

bu yüzden de hic kimsenin cikip sakat cocuga, "sen de cok masrafli oluosun ama haaa! az masrafli olan saglam cocuklara haksizlik oluo bu!" diyemeyecegi gibi, "bakin! biz sakat vatandashlarimiza ne kadar da güsel pozitif ayrimcilik uyguluos; sakat olduklari halde saglamlarin arasina girmelerine müsade edip, saglamlar gibi yashatios (aman allam! ne müthishiz biz böyle!")" demesini de yanlish buluom...


anlatabilio muyum, babenjim - icimden bi ses "gene anlatamadin, hede, hede, hödö, hüdü..." dio ama? :)...

öbüldün :)...
 
biriyle digerini gidermeye calishmak, kendini ve insanlari kandirmaktan bashka bishi degil benim gözümde... dahasi; sakincali buluorum... belki cok kisa bi vadede faydali gibi durabilir, ama 'uzun' vadede, bi yeri tamir ediym derken habire bashka yerleri yikarsin bu yöntemle...

Hatta belki de teorik olarak, bu şekilde negatif ayrımcılığın doğal olduğunu kabul etmiş ve bir yönden bunu desteklemiş bile oluyoruz. :)
 
ben ayrımcılığa kesinlikle karşıyım ama herkesin aynı koşullarda hak sahibi olmasından yanayım, T.C Anayasası eşitlik ilkesi açıkça belirtiliyor. Bazı kişiler; ben eşitlikden yana olduğum için kendi çıkarları için bu durumu kabul etmiyorlar. bu durum beni değil, toplumu ilgilendirir.
 
Sevgili Baben abicim muck :D

Önce bana hitaben söylediklerin üzerine biri ki cümle kurmak istiyorum. Gece vakti de şu pozitif ayrımcılık konusuna giriş yapmayı planlıyorum. :)

Örnek verirken ben de gündelik politikalar üzerinden "tü kaka" yapmak istediğim için yapmadım. Sadece milyonların evine en rahat giren tahammülsüzlük örneklerinin en yakın tarihlilerini verdim. :) Böylesi bir yöntemi izleme sebebim de kağıt üzerinde var olan yasaların uygulamaya geçilememesini pekiştirebilmek içindi.

Teşekkür ediyorum. :p
 
:D "İçindeki ses" doğru söylüyor Rekucum.. Her zaman dinle onu..


Yaa AYRIMCILIK denilen olayı niye bu kadar basite indirgiyorsunuz, hafife alıyorsunuz anlamıyorum.. :confused: Sanki "birileri" istediği için oluyormuş, "ötekiler" istemeyince de kaldırılacakmış gibi..

Anladım.. Sen "bunları yapınca başımıza kakıyorlar.. Biz de 'Kakılmış'la İtilmiş'i " oynamak istemiyoruz" diyosun..


Koy bi tarafa "pozitif ayrımcılığı" da, "engelliliği" de.. Beklesinler bi köşede..

ÖTEKİLEŞTİRME ve AYRIMCILIK canlıların tarihiyle birlikte başlıyor! Ama konumuz "insan" olduğundan diğer canlılar kapsama alanı dışında şimdilik..

Erkek ve kadın diye iki AYRI cins var mı? Var! Zaman zaman birbirlerini (Ataerkil/Erkek egemen toplumda: erkekler kadınları) dışlamıyorlar mı? Dışlıyorlar.. Töre cinayetlerinden tutun, okutulmayan kadınlardan, kamu yönetimindeki kadın aleyhine olumsuz istatistikten, millet meclisindeki kadın sayısına kadar hemen her alanda 'kadın ayrımcılığı' var mı? Var!

Canlılar; doğar, büyür, yaşlanır ve ölür! Yaş grupları AYRI AYRI mıdır? Çocuklar, gençler, yaşlılar vb. diye.. Evet! Bu grupların arasında ÖTEKİLEŞTİRME ve AYRIMCILIK var mıdır? Olmaz olur mu?

Yerkürede ırk çeşitleri var. Sayısını bilmiyorum şimdi.. Siyah, beyaz, sarı, kızıl, buğday tenli, esmer, melez vb. diye AYRIlmışlar.. E.. bunlar makyajla bu hale gelmediklerine göre bunlar (ve yukarıda saydığım gruplar) arasındaki ÖTEKİLEŞTİRME ve AYRIMCILIĞIN doğal olmadığını iddia etmek komik olmuyor mu?

Duruuuun.. Daha bitmedi.. Hatta başlamadık bile henüz. :p

Şurada verdiğim Dünya üzerindeki dinler haritasında 256 din ve mezhep falan varmış.. İrili ufaklı.. Bu AYRIM aşağı yukarı insanlık tarihiyle birlikte başlıyor.. Ve bugünkü haline evriliyor..

Siz hiç duydunuz mu "benim dinim kötüdür.. Öbürleri iyidir.. Bana gelmeyin.. Onlara gidin" diye abuk bir laf.. Ama eminim ki tersini duymuşsunuzdur mutlaka! Eşyanın tabiatı bu çünkü.. eee.. Bir de bunların yaygınlaşması, çoğalması, güçlenmesi olayı var.. Çıktı mı sana bir "düşmanlık, savaş" gerekçesi daha?.. Peki, bu AYRIMCILIK değildir de nedir?

Ve başa geldik..:D

6500-7000 yıl önce dünya üzerinde ilk SINIFLI TOPLUM oluşmuş! Yani insanın insanı SÖMÜRMESİ çağı başlamış.. Yukarılarda söylediğim "boğaz" meselesi nitelik değiştirmiş.. Can alıcı, her şeyi belirleyen duruma gelmiş.. Salt bunlar yüzünden nice abuk savaşlar yapılmış, kanlar dökülmüş.. Şimdi söyleyin bakalım: Efendi-köle, ağa-köylü, patron-işçi arasındaki ayrımlar ve dışlamalar girer mi bu ÖTEKİLEŞTİRME ve AYRIMCILIK teorimize.. Hem de nasıl!

Bu arada.. Dinler, ırklar ve sosyal sınıfların karmaşık ilişkileriyle dünya üzerinde AYRI AYRI ulus, ülke, beylik, devlet vb. oluşuyor.., Geçen biyerde rastladım.. Bunların da (dünya üzerindeki devletlerin) sayısı 256.. Zaman içerisinde daha fazla tabii.. Yok olup giden de var, parça pinçik olan da.. O nedenle sayı o kadar önemli değil! Ama her biri haklı ya da haksız SAVAŞLARLA meydana gelmiş, birilerinin EGEMENLİĞİnin söz konusu olduğu alan/lar.. Ayrımcılığın eseri değil midir bu?

Yani kısaca "kashla, gözle" geçiştirilemiyor.. -Ki- gördüğün gibi, engellilere gelmedim daha.. (İlk yazıda zorunlu olarak sadece 'engellileri' almak durumunda kalmıştım! :eek:)


ayrimcilik denen illetin pozitifi ancak nasil olabilir? "kashi gözü" sebebiyle ona iyi (pozitif) muamele yapmak...

Hayır! Kaşı gözü sebebiyle uğradığı ayrımcılığın etkilediği olumsuz durumu bir ölçüde gidermeye çalışmak için verilir o ekstra haklar! Bu ikisi arasında fark var!

ikisi de cirkin!... birinde negatif muamele görüosun, digerinde pozitif muamele ama ikisinde de herkesle eshdeger bi insan olmandan cok, "kashina gözüne" borclu oluosun o muameleyi :)...

Yine değil! Zaten "esh deger" olmayan insanlara ("eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen") sağlanan bir destek o hödö :p! Sen (veya başka bir engelli) kendinizi niye ayrı tutuyorsunuz ki engelliler grubundan?
Tamam haklar eşdeğerdedir ama birisi o hakka ulaşabilmek için daha çok zorlanıyorsa.. Devlet ya da kamu organları (ne güzel ironi değil mi? Ayrımcılığı da yapan kendisi, pozitifini de..) destek vererek o hödöyü hayata geçiriyorlar..:p

bu yüzden de hic kimsenin cikip sakat cocuga "sen de cok masrafli oluosun ama haaa! az masrafli olan saglam cocuklara haksizlik oluo bu!" diyemeyecegi gibi, "bakin! biz sakat vatandashlarimiza ne kadar da güsel pozitif ayrimcilik uyguluos; sakat olduklari halde saglamlarin arasina girmelerine müsade edip, saglamlar gibi yashatios (aman allam! ne müthishiz biz böyle!")" demesini de yanlish buluom...
Bunları diyenler 'beriki'lerse (yani örgütlü, devlet topluluğunun bir üyesi ise) öküzlüğündendir! :mad: Onunla ilgili birey değil, bağlı olduğu STÖ'sü ilgilenir.. Hak ettiği cevap itinayla verilir. Devletle o muhatap olur.. Gereken yapılr.. Yok bir 'öteki' demişse yine öküzlüğündendir! :D Çünkü bir şekilde kendisi de yararlanıyordur bu 'hödö'den.. Onu demesi bile hatadır.. Yine bağlı olunan STÖ'ler kapışırlar..

Boşuna mı diyoruz sanki "Haydi çocuklar örgütlenmeye" diye?..



Hatta belki de teorik olarak, bu şekilde negatif ayrımcılığın doğal olduğunu kabul etmiş ve bir yönden bunu desteklemiş bile oluyoruz. :)

Yani, muhalefet olsun diye mantığa ters takla attırmak oluyor biraz bu!:)

Ayrımcılığın ne derece doğal olduğunu anlatmaya çalıştım yukarıda.. Ama her doğal olan meşru değildir ki!

Hak anlamlı ayrıcalığın tanımını açarak pozitif ayrımcılığı bir kez daha tanımlayım:

"Toplumdaki diğer kişiler ile eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen belli gruplara, belirli koşullarla haklar tanıyarak onları destekleme."​

Belirli koşullarla tanınan haklara bu denli karşı çıkıldığına göre, aynı mantıkla cevap vereyim:

Hatta belki de teorik olarak, bu şekilde haksızlığın meşru olduğunu kabul etmiş ve bir yönden haksızlıkları desteklemiş bile oluyoruz.​

Ben beğenmedim :( Beğenen varsa çıksın öne..
 
Ayrımcılığın ne derece doğal olduğunu anlatmaya çalıştım yukarıda.. Ama her doğal olan meşru değildir ki!

Çok güzel. :) Zaten söylediğimiz bu işte. Ayrımcılık, doğal ortamda doğaldır; örneğin ormanda farklı filumlara ait olarak filan yaşıyorsak. :

Yırtıcı büyük balıkların davranışlarını hiç incelediniz mi bilmiyorum. Onları sadece iki düşünce motive eder. "Bu yenir mi?" ve "Bu bana zarar verir mi?". Geri kalan her şey önemsizdir ve kurallarını koyup geri kalan her canlıya ayrımcılık uygulayacak kadar güçlüdürler.

Ama eğer uygar bir toplumda yaşadığımızı düşünürsek; yanlış anlamadıysam, Reku diyor ki; neden - örneğin - hastanelerde acil hastalara pozitif ayrımcılık uygulanmıyor da, basitçe onlar acil serviste tedavi görüyorlar; ya da cerrahi müdahale yapılacak hastalara da, tedavilerinin hap yutan ya da merhem sürünen hastalarınki gibi acısız olmaları için pozitif ayrımcılık uygulanmıyor da, basitçe anestezi veriliyor; ya da neden gözü bozuk olan insanlara pozitif ayrımcılık uygulanmıyor da, SGK gözlük parası ödüyor, vs, vs; ama engellilere "pozitif ayrımcılık" uygulanıyor. :)
 
Valla "Çok güzel."'i okuduğumda "bir noktada olsun anlaşıyoruz" bari, diye sevinmiştim ama.. Sonu gelmedi. :(

Son verdiğin örnekler fazlaca spesifik olmuş.. Pek anlayamadım.. :eek: Ancak, "SGK'nın gözlük parası öd"emesi kelimenin tam anlamıyla POZİTİF AYRIMCILIKtır işte.. Dahası.. "devlet tarafından desteklenen tüm sigorta kuruluşları bu amaçla çalışırlar", bile diyebiliriz.. Ama güzel yurdumda bunun bile içine ettiler o başka.. :mad:
 
Valla "Çok güzel."'i okuduğumda "bir noktada olsun anlaşıyoruz" bari, diye sevinmiştim ama.. Sonu gelmedi. :(

Son verdiğin örnekler fazlaca spesifik olmuş.. Pek anlayamadım.. :eek: Ancak, "SGK'nın gözlük parası öd"emesi kelimenin tam anlamıyla POZİTİF AYRIMCILIKtır işte.. Dahası.. "devlet tarafından desteklenen tüm sigorta kuruluşları bu amaçla çalışırlar", bile diyebiliriz.. Ama güzel yurdumda bunun bile içine ettiler o başka.. :mad:

Anlaşıyoruz, az kaldı. :)
Ama tabii ki SGK'nın gözlük parası ödemesi bir pozitif ayrımcılık değildir. :) Reku'nun söylediği, devletin kimine üç, kimine beş ihtiyaç giderilmesini sağlayan bir düzenlemesidir. Ama mutlaka gözlük için bir pozitif ayrımcılık örneği istiyorsan; tersine SGK'sı olmayan hastaya devletin yeşil kart vererek gözlük temin etmesini gösterebiliriz. :)


İşte beraberce yavaş yavaş doğruyu buluyoruz. Daha önce ayrımcılığın devletle değil, halkla ortaya çıktığını söylemiştim ve buna itiraz edilmişti. Sonra Rekursiyon, kavrama çoğumuzun daha önce bakmadığı bir yönden baktı ve böylece süreç biraz daha aydınlanır oldu.

Sen demiştin ki:
Birçok kesim veya taraf yok ki! :) Sadece resmî (devlet, otorite, oligarşi, erk ne dersen de) ve sivil toplum söz konusu..
...
...
Çoook çeşitli elde ediliş biçimi var bu hakları elde etmenin. Durum neyi gerektiriyorsa o yapılır. Yeter ki; sapına kadar örgütlü bir güç kayağı olan devletle çata çat pazarlık yapan, onurlu bir duruşla mücadele eden örgütlü bir sivil toplumun olsun!


Ama eğer bu yönden bakarsak; devlet hem ayrımcılık yapıyor, hem de bu ayrımcılığı pozitif ayrımcılık uygulayarak ortadan kaldırmaya çalışıyor. Farkedeceğin gibi bu oldukça anlamsız bir argüman. :D

Ben yine tekrar edeyim: Ayrımcılığı yapan senin sivil toplumun zaten. :) İşte toplumsal yaşamda eşitsizliklerle karşılaşanlar için bu pozitif ayrımcılık kavramı ortaya çıkmış. Pozitif ayrımcılık uygulamasını yapan da devlet. :)

Üstelik bu pozitif ayrımcılık uygulaması ise, bu şekilde, toplumların içinde eşitlik olmadığının, insanların birbirlerinin haklarına saygı duymadıklarının bir tescili hatta kabullenişi oluyor. Bir de Rekursiyon'un işaret ettiği sakıncaları taşıyor, hatta kimi zaman farklı kesimlerin birbirine diş bilemesine bile neden olabiliyor. Adı pozitif ayrımcılık uygulaması olduğunda, toplumda kaç kişi engellilerin vergisiz araç almasını haklı görüyor sence?

Sadece bu şekilde ayrımcılığın düzeltilmeye çalışılması ya da düzeltilebileceğine inanılması ise, aslında, hep şikayet ettiğimiz, toplumun eğitim yerine ceza ile düzeltilmeye çalışılmasının, aynı mantığın, belki de daha zıt bir kavramda ama aynı bakış açısındaki tezahürü olarak ortaya çıkıyor.

Ancak daha önce de söylediğim gibi, devlet kollektif, mistik, vs bakış açılarıyla göründüğü gibi felsefi, ilahi, soyut, vs bir kavram değil. Onu idare edenler içimizdeki insanlar. Senin yeğenin, benim komşum, Kuyucak'ın oğlunun arkadaşının babası, vs. Hatta bu forumun bile ileride devleti yönetecek üyeleri olacak. Örneğin Pegasus konusunda oldukça ümitliyim. :)

O yüzden, eğer ayrımcılığı ortadan kaldırmak istiyorsak, önce toplumdan, yani kendimizden, eğittiğimiz çocuklarımızdan başlamalıyız. Zira toplumsal yaşamda ayrımcılık ortadan kalkmadığı sürece, yine daha önce söylediğim gibi devlet kimi alanlarda pozitif ayrımcılık uygulamaya devam etmek zorunda kalacak; üstelik yine bu pozitif ayrımcılık uygulamaları, devleti o anda idare eden kişilerin bireysel görüşlerine göre şekilleneceği için, kimi ayrımcılıklar devam edecek, kimilerinin farkında bile olunmayacak, kimisi özellikle uygulanacak; özellikle zorla kazanılanlar olmak üzere pozitif ayrımcılık uygulamaları ise, ayrımcılığın toplumda ortadan kalkmasına değil, diğer ayrımcılığa uğrayan guruplar içerisinde güce ulaşan (ya da örgütlenen mi desek :p ) kesimin ayrıcalık elde etmesine dönüşecek.

Bundan korunmak için ise, yine daha önce söylediğim gibi ayrımcılık kavramını engellilik, cinsiyet, vs gibi şekilde değil, anlamında değerlendirmek gerek. Bu da, kişide algıda öznel seçiçilik ortadan kalkmadan; yani bir engelli sadece kendi haklarına saygı duyulmasını normal karşılamayıp, aynı zamanda içinde olmadığı diğer grupların, örneğin, hastaların, kadınların, çocukların, tüketicilerin, devoteelerin, eşcinsellerin, satanistlerin, bilim adamlarının (ya da bazı topiklerdeki karşılığı ile darwinistlerin :p ), ateistlerin, misyonerlerin, vs,vs, yani "herkesin" - çağdaş hukuk kuralları içindeki - tüm düşünce ve davranışlarına ve eşit koşullarda yaşama hakkına da saygı duyulmasını normal karşılayana kadar da içselleştirilmeyecek.

Nasıl ki toplum düzenini sağlamak, suçtan korunmak için en kolay ama az fonksiyonu olan yöntem ceza ise; ayrımcılığı ortadan kaldırmak için en kolay ama en az fonksiyonu olan yöntem de pozitif ayrımcılık. En fonksiyonel ama en zor olan yöntem ise toplumun daha çok uygarlaşması. Bu kolay mı? Tabii ki çok zor. Biz de hep kolay yolu seçeriz. Ama en azından insanların birbirlerine, büyük ölçüde, ait olduğu gruba, mevkiine, cinsiyetine, parasına, düşüncesine, inancına, cinsel yönelimine, vs göre değil de sadece insan olmasından ötürü saygı duyduğu toplumlar gibi hiç olmassa belirgin bir düzeyde başarılı olmuş örnekleri var. O düzeye yaklaştıkça ayrımcılık da, pozitif ayrımcılık da yavaş yavaş azalacak.

Sevgiler. :)
 
Ben yine tekrar edeyim: Ayrımcılığı yapan senin sivil toplumun zaten. :) İşte toplumsal yaşamda eşitsizliklerle karşılaşanlar için bu pozitif ayrımcılık kavramı ortaya çıkmış. Pozitif ayrımcılık uygulamasını yapan da devlet. :)


Yapma gözünü seveyim. :)

Sırf solcu olduğu için Uğur Mumcu'yu, gayrimüslim olduğu için Hrant Dink'i yedek subay olmayı hak ettikleri halde askerliklerini "er" olarak yapmalarını sağlayan SİVİL TOPLUM değil mi?!

Sakatların işsiz kalmaları da SİVİL TOPLUM yüzünden!?

Yüksek kaldırımları da SİVİL TOPLUM sarmış başımıza!?

Sevgili Kuyucak'ın şurada ve şurada sözünü ettiği plaj rampalarını da ilkin yaptırmayan, gündeme getirilmesinden sonra ancak yaptırmak zorunda kalan da SİVİL TOPLUM değil mi?!

Ya da Sevgili Oya'nın şurada aylardır didiştiği "İzmir Büyükşehir Belediyesi" de SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ ?! :p


Bu kadar basit düşünme lütfen!..



İlkin, toplumu sivil ve resmî diyerek ikiye ayırıyoruz! (Ayırmışlar zaten de... Biz argüman olarak kullanıyoruz.)

RESMÎ Toplum (berikiler); tüm devlet organları'ndan (hükümet, yerel yönetimler + tüzel kişilikler (şirketler vb.) ve otoritesi olan güçten (efendi, ağa, patron, şeyh, şıh vb.'den) oluşuyor..

SİVİL Toplum (ötekiler) da bunların dışında kalan (ama aynı zamanda bu devlet organlarında da çalışabilen) gerçek kişiliklerden oluşuyor..

Ayrımcılık, maddî sonuçlar doğurmaktadır! Yüksek kaldırımlar ve uygun olmayan binalar yüzünden, okula gidemediği için yeterli eğitimi alamayan ve işe giremeyen sakatlar; askerde subay olamayan gayrimüslimler; çocuk, kreş vb. sorunlarının olacağı için ve 3. sınıf vatandaş olduğu düşünüldüğü için okutulmayan ve işe alınmayan kadınlar vb.'nin her biri MADDİ SONUÇLAR doğurmaktadır ve bunların herbiri devletin sorumluluğu altındadır!.

"Görüntüyü bozuyor" diye sakat işçiyi işe almayan banka sahibi/sorumlusu/müdürünün de bankası istediği kadar "özel şirket" olsun SİVİL değildir!


SİVİL TOPLUM üyeleri, başkalarını ancak Ötekileştirebilir (dışlayabilir)!..

Müslümanlar; Hıristiyanları ve Yahudileri (Satanistleri, ateistleri falan da katabilirsin bunların arasına) Türkler; Kürtleri, Çingeneleri vb., erkekler; kadınları ve çocukları, sağlamlar sakatları ancak karşılıklı olarak ÖTEKİLEŞTİREBİLİR! Ama bunun Ayrımcılık gibi, onunla aynı şiddette MADDİ SONUCU yoktur! Çok çok birbirlerinin dükkânından alışveriş etmezler, evlerini kiraya vermezler, Reku gibi (aslında hiiiiiiiç sanmam da) yol vermezler! Diğerleri de: "çok da tınn" derler.. "Başka dükkan mı kalmadı, başka ev mi yok, başka geçit mi kalmadı" derler.. Eğer şartları gerektiriyorsa güvenlik güçleri devreye girip ceza almasını sağlarlar! Ama bu ayrımcılığa değil, bireysel suç ya da ötekileştirmeye girer!

Ama tabii ki SGK'nın gözlük parası ödemesi bir pozitif ayrımcılık değildir. :) Reku'nun söylediği, devletin kimine üç, kimine beş ihtiyaç giderilmesini sağlayan bir düzenlemesidir. Ama mutlaka gözlük için bir pozitif ayrımcılık örneği istiyorsan; tersine SGK'sı olmayan hastaya devletin yeşil kart vererek gözlük temin etmesini gösterebiliriz. :)


Niye??

Tanımı buraya alıp irdeleyelim:
"Toplumdaki diğer kişiler ile eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen belli gruplara, belirli koşullarla haklar tanıyarak onları destekleme."​
- Gelir düzeyi yüksek kişiler ile çalışanlar.
- Belli grup: SGK'lılar
- Belirli koşullar: Belli bir süre çalışmış olmak, çerçevenin parasının belli bir kısmı vb. koşullar..
- Haklar: -Burada- Gözlük alımı
- Destekleme: Devlet destekli bir sigorta kurumunca (SGK) parasının ödenmesi..

Görüldüğü gibi; daha mağdur, ya da en mağdur, yeşil kart, mor kart gibi kavramlar yok tanımın içinde! Sadece "belli gruplar" var.. Başka belli gruplara da başka haklar tanınarak destekleniyor! Burada "devlet" desteği de önemli şart değil.. O sadece "organizatör".. Sosyal devlet bunun için var zaten! Pozitif ayrımcılığın adil olarak yapılabilmesi için!..

Ama eğer bu yönden bakarsak; devlet hem ayrımcılık yapıyor, hem de bu ayrımcılığı pozitif ayrımcılık uygulayarak ortadan kaldırmaya çalışıyor. Farkedeceğin gibi bu oldukça anlamsız bir argüman. :D

Hiç de anlamsız değil! Her şeyi bir SÜREÇ içinde düşünmek o kadar zor mu oluyor yaa?
Yani devletleri totaliter-demokratik diye ayırabiliyoruz da, zaman içerisinde netgatif ve pozitif ayrımcılığı yapabilen bir kurum olarak niye göremiyoruz? Pozitif ayrımcılığı yasal bir şekilde hayata geçirene kadar devlet de ayrımcılık yapıyor! Sonra maddi kaynağı olan bir SUÇ haline dönüşüyor, ayrımcılık yapması! Burada; 1- Salt devlet değil ayrımcılık yapan! Tüm resmî toplum, otorite olan herkes.. Efendi, ağa, patron, şeyh, şıh vb.. Tüzel kişiler'den söz ediyoruz.. Bir sonraki aşamaya gelindikçe daha önceki düzenin otoritesi birden bire yok olmuyor ki.. Kalıntıları çok uzun süreler yaşayabiliyor. 2- Evet.. Çelişki gibi görülüyor ama değil! Zıtların birlikteliği var çünkü burada! Sentez oluşana kadar geçecek süreç içerisinde çelişkiler devam eder! Edebiyata bile konu olmuştur bu çelişkiler. Tam Aziz Nesinlik denir mesela.. Şimdi de bazı köşe yazarları konu ediyor devletin bu çelişkilerini.. (bkz.Çünkü...* Konu tam ayrımcılık/pozitif ayrımcılık'la ilgili olmasa bile güncel olması bakımından link verdim..:eek:)

Dahası, tüm çalışanların aldığı çıplak maaşları dışındaki sosyal yardım, yan ödeme vb., 65 yaş üzeri muhtaç ve engelli kişilere ödenen 2022 aylığı, evde bakım aylığı, yeşil kart vb. hepsi bu şablonun içerisinde yerini bulur. Yani bunların hepsi POZİTİF AYRIMCILIK için verilir! Devlet bunlarla (kendinin de dahil olduğu) otoritenin ayıbını bir parça örtmek için yapar bunu..

Kısaca, senin ihtiyaç giderilmesini sağlayan, dediğin düzenlemelere diyoruz zaten POZİTİF AYRIMCILIK diye.. Gözünüzde bu kadar büyütmeyin, lütfen..


Adı pozitif ayrımcılık uygulaması olduğunda, toplumda kaç kişi engellilerin vergisiz araç almasını haklı görüyor sence?
Sayı ya da bakış açısı hiç önemli değil! "şeref ekmek bulamazken şerefsiz budu götürdükçe ciger aney içim yanıyor"dur bütün mesele.. Herkese "ekmeğini" hak ettiği ya da ihtiyacı olan kadarını verirsen kimse kimsenin 'ne aldığını' veya 'ne almadığını' sorgulamaz.. Elbette "eğitim" de şarttır. Ama hepsi birlikte çözülmelidir! Sen; iş veremediğin, karnını doyuramadığın elemana yüksek lisans diploması versen kaç yazar?
 
Hala devleti soyut bir kavram olarak görüyorsun. Bir başka yönden de halkı gerçekçi olmayan bir şekilde idealize ediyorsun. Devlet politikalarını ortaya çıkaranlar uzaylı değil, aramızdaki insanlar. Toplumun hayat görüşü neyse devletinki de odur. Durumlarını olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirmeden sorayım; büyük çoğunluk Hırant Dink ya da Uğur mumcu için farklı mı düşünüyordu dersin? Farklı düşünseler verdiğin örnekler mevcut olur muydu sanıyorsun?

Hadi diyelim ki devleti yönetenler senin istediğin yönde düşündü, ya da istersen zorlandı ve senin bakış açına göre ayrımcılıktan uzaklaştı; ama toplum ne kadar ayrımcılıktan uzaklaştırılmaya çalışılırsa çalışılsın, insanlar farklı düşündükçe başarılı olunmaz. Yani devlet istediği kadar engellilere uygun otobüs getirtsin, şöför eğer bu mantıkta değilse rampayı indirmez. Zorlama ile ceza ile rampa indirtilirse de, o şöför gazı kökler, frene ani basar, yine bir şekilde intikamını alır; ya da devlet senin istediğin gibi kaldırımları beş santim yaparsa, engellileri umursamayanlar arabalarını kaldırımlara bırakır, yine engelliler geçemez. :) Bu örnekleri istediğin kadar çoğaltabilirsin, bu forumun topiklerine şöyle bir göz atmak yeterli. :)

Bir de, ben arabamla kaza yaptığımda, daha önce yaptırmış olduğum sigorta tarafından hasarımın ödenmesi ne kadar pozitif ayrımcılıksa, gözüm bozulduğunda SGK'nın bana ödediği gözlük parası da o kadar pozitif ayrımcılıktır. :)

Sevgiler. :)
 
Hala devleti soyut bir kavram olarak görüyorsun. Bir başka yönden de halkı gerçekçi olmayan bir şekilde idealize ediyorsun. Devlet politikalarını ortaya çıkaranlar uzaylı değil, aramızdaki insanlar.
Hiç de bile..:) Bu platformda, bu sözü (uzaydan gelmedik sözünü) belki en çok kullanan benimdir.. Ben sadece "devlet ayrımcılık yapmaz" savına karşılık yazmıştım onları.. Halkı eğitecek olan da devlet! Sorumluluğu o almış çünkü.. O zaman benim tek muhatabım devlettir! Eğitim mi, yoksa ceza mı vermesi gerektiğini o düşünsün.. Bana ne..:( Haa.. ben üzerime düşeni yapmaya çalışırım.. Olumsuzlukları toparlarım, ilgililere bildiririm.. Ama ne "ceza" verebilirim, ne de zorla eğitmeye kalkışırım.. Benim işim o değil çünkü..

büyük çoğunluk Hırant Dink ya da Uğur mumcu için farklı mı düşünüyordu dersin? Farklı düşünseler verdiğin örnekler mevcut olur muydu sanıyorsun?
Çoğunluğun nasıl düşündüğü bazen hiç önemli olmayabiliyor toplumbilimde! Hatta onunla dalga geçen bir grafitti vardı.. "B.k yiyin! Milyonlarca sinek yanılıyor olamaz!!" :) derdi aklımda kaldığınca.. Ve ben bu soru üzerine düşünmem bile! Beni, Mumcu'yu, Dink'i ve bütün toplumu bağlayan yasalar var! O yasalar birine AYRI, diğerine AYRI uygulanırsa bu direkt AYRIMCILIĞA girer.. Çoğunluğun ne düşündüğü kimseyi ilgilendirmez.. O yasaları yapmışlar uysunlar.. Madem uymayacaklar niye yaptılar? :D

Bir de, ben arabamla kaza yaptığımda, daha önce yaptırmış olduğum sigorta tarafından hasarımın ödenmesi ne kadar pozitif ayrımcılıksa, gözüm bozulduğunda SGK'nın bana ödediği gözlük parası da o kadar pozitif ayrımcılıktır. :)

Arabanla kaza yaptığın için, hangi gruba alıyoruz seni? Bak tanımı bir kez daha alayım istersen:

"Toplumdaki diğer kişiler ile eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen belli gruplara, belirli koşullarla haklar tanıyarak onları destekleme."​

"Toplumdaki diğer kişiler"e mi yoksa "eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen" (yani mağdur olan, desteklenmesi gereken) gruba mı? Özel arabayla mağduriyet yan yana iyi durmuyor.. Sakın başka yerde söyleme..

Selamlar.. :)
 
Üst Alt