Her insan kendini bir şeylere adar. Kimi sevdiğine adar kendini, kimi çocuğuna. Bir şarkıya adayan da vardır kendini, bir davaya adayan da. Bazıları değerli bir şeylere adar benliğini, bazıları adadığını bilmeden hiçliğe adar her şeyini. Ben mi? Ben, iyiliğe adadım bedenimi, ruhumu, aklımı. Bir yanım Kıraç'ın "Bırakma beni, insanlar kötü!" şarkısını mırıldarken, diğer yanım ısrarla aksi eylemlere meyletti. Ben, insanlara elimi uzatırken, kötü olma ihtimalleri üzerine değil, iyi olma ihtimalleri üzerine dile getiriyorum ilk "Merhaba"mı.

Arada bir karamsarlığa kapılıyorum iyilikten yana; gardım düşüyor düpedüz. İnandıklarıma inanasım gelmiyor. Son nefesini verirken içimdeki iyilik, sesler duyuyorum derinlerden. Çırpınışlar içinde fısıltılar ulaşıyor zihnime: "Kalbinden çıkıyorum!"

Geçen gün iyilik bir kere daha kalbimden çıktı. Şehrin en modern kafelerinden birine gidiyorum ve maalesef içeriye iki kişinin yardımı ile girebiliyorum. Koca otobüs bile engelliye uygun hale gelmişken, mekân sahipleri neden bu kadar duyarsız(?)

İçimdeki iyiliğin "Bilinçsizlik!" diye seslendirdiği saf düşünceye ram olamıyorum. İyiliğin bana söylediği yalana, başkalarını inandırma gafletine düşmüyorum. Kime feryat ettiğimi bilmeden yine yakınıyorum: "Bırakma beni, insanlar kötü!"