Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12
Toplam 21 mesajın 16-21 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Aman allahım!!!!

    "Seni anlıyorum sevgili dostum" demeyeceğim. Anlamaktan anladığımız buysa ben seni anlamamayı tercih ediyorum.

    Seni anlamadım alper!!!!

    Çok güzel bir yazı çıkartmışsın ve tam da bam teline basmışsın çoğu konunun. Ancak ben seni anlayamadığım için çok fazla yorumda bulunamayacağım.

    Anlayamadıklarımla konuyu özetlemişsin zaten.

    Anlayamadıklarımla içimde kocaman bir yumruk oluşturdun, düğümlendi sözcükler boğazımda dedim ki sadece "ah!!!!, nasıl bir şey bu yaşam,son derece anlamlı hale gelebilecekken, kendi ellerimizle yaratıyoruz anlamsızlığı"

    Sonuçlar üzerinden yola çıkılabilir çoğunlukla. Sonuçları kabul yada ret ederiz. Ama ben burada senin anlatmaya çalışıp benim anlayamadığımla sonuçtan çok sonucu oluşturan gerçeklerle öylesine doluyum ki, seni anlamamaya devam ediyorum....

  2. #17
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    18:58
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.873
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.226

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ALS hastalığında solunum yetmezliği beklenen bir gelişmedir. Bu öngörülen gelişme gerçekleşmeden önce önlem alınıp, solunum cihazı ile destekleme yapılabilir ve yaşam uzatılabilir. Bunu yapmamak (Hadi Çaman için böyle mi oldu bilemiyorum tabii, ama genel olarak söylüyorum) ölümü tercih etmektir.
    Bu, tam anlamıyla "fişi çekmek" demek değildir; olsa olsa daha en baştan "fişin takılmasını" istememektir.

  3. #18
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    her forum konusunun başına gelen kaçınılmaz olarak bu konuya da uğradı.
    bütünden çok, bütünün içinden bir parçaya odaklandık.
    ben de bu odak noktasın bi huzme göndereyim.

    açlık grevlerinde ,ölüm oruçlarında insanlık onuru için ölmek kutsanır.
    bir japon bakan, adı yolsuzluğa karıştı diye onur gurur haysiyet adına harakiri yapar.
    onu kutsayıp saygı duyarız. hatta bizim siyasilere dönüp
    - baaaak gördün müüü deriz.analar ne evlatlar doğuruyor..!

    kimse bu kişilere çıkıp aaaa ne kötüüü..! ne fenaaa...!
    bak kuşlar kelebekler, börtü böcekler, kırda otlayan inekler ne güzel.
    hayat güzel, yaşamak güzel demiyor, diyemiyor.
    çünkü yaşamaktan daha güzel şey, onuruyla yaşamaktır.
    onuruyla yaşamak nedir..?
    işte zurnanın zırt dediği yer.
    herkesin onurdan anladığı şey ya da onura yüklediği değerler farklı.

    o sebeple ötenazi ya da fişi çekmek konusunda farklı görüşler ortaya çıkıyor.
    ama işin bir de geride kalanlar kısmı var.
    ..yok onlar ölümün ardından yas tutacak olan ana, baba, gardaş vs değil.
    çek fişi bitir işi diyenle aynı veya benzer durumda olanlar kastım.
    örneğin bir gün alper hocamın “çekin fişi” dediğini öğrenen bu site üyeleri ne düşünür acaba?
    üzüldük, yazık oldu, özlicez falan derler o ayrı konu.
    o nerdeyse hepimizin engelini tek başına sırtlayabilen bi dostumuz. bence o bir anıt, abide.
    şahsen onun direnci bana moral veriyor.
    yafu adam o durumda bile yazıyo, çiziyo, müzik yapıyor, geziyor...en önemlisi gülebiliyor diyorum.
    bana örnek oluyor, yaşama sarılıyorum. engelimle ilgili bir zorlukla karşılaşınca
    alper hocamı hatırlamak beni rahatlatıyor...yalan yok.

    başkaları da bana bakıp aynı motivasyonu kazanıyordur eminim.
    ellerim çok güçsüz, sıcak yaz günlerinde bi gazozu açamayıp uzaktan baktığım çok oldu.
    kolları bacağım kalınlığındaki bir paraplejinin bana bakıp elhamdülillah demesi kadar normal bi duygu olamaz.
    belki de engellilerin bu dünyada var olma sebeplerinden biri de budur.
    "beterin beteri var haline şükret dostum" olayı.
    buna bi sürü ...izm den örneklemelerle karşı çıkılabilirse de lafı güzaf.
    gerçek budur..
    DEĞER YARGILARI KIYASLAMAYLA OLUŞUR.

    bi gün karaköy’deki balık pazarında yanıma iki berduş geldi. saç sakal birbirine karışmış,
    zilzurna sarhoşlar, sokakta yatıp kalktıkları belli. berbat kokuyorlar.
    bana baktılar baktılar...sonra biri diğerine dönüp
    "ulan bi de halimizden şikayet ediyoruz..bak adama yürüyemiyor" dedi.
    ve o herif cebinden elma büyüklüğüne yakın kırmızı cins bi erik çıkarıp bana uzatmaz mı..!
    mevsim kış. kimbilir hangi tezgahtan yürütüp meze olur diye cebine attı.
    ya da satıcı başından def etmek için verdi.
    eller simsiyah kir içinde, tırnaklar kazma gibi,
    burnuma gelen kokmuş balık, çürük meyve alkol ve sidik karışımı keskin bi koku.
    ama eriği uzatırken öyle sıcak bi acıma ve şefkat duygusuyla bakıyordu ki bana.
    yoo teşekkür ederim istemem falan diyemedim. aldım .
    yaralı bi yavru kediyi seven çocuk gibi gözlerimin içine ağlamaklı bakıyor..yememi bekliyor.
    bi eşhedü çekip ısırdım. hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başlayınca uyandım.
    birden acı çeker gibi yapıp yüzümü buruşturdum ve eriği tükürdüm.
    yafu dişim ağrıdı, çürük var da. bunu sonra yiyeyim dedim.
    garibim hemen empati yaptı. ağzını açıp gösterdi. hepsi çürüktü.
    ben de dedi zeten yiyemedim.
    daha sonra eriği inceledim üstünde iki diş izi vardı.
    yanımdan uzaklaştıklarında benle karşılaşmadan önceki hallerinden daha mutluydular,
    daha keyifliydiler.

    ne güzel..!
    hiç zahmetsizce ve sadece sakatlığımla iki garibi mutlu etmiştim.
    ya da hikmetinden sual olmaz rabbim o iki garibi mutlu etmek için beni sakat bırakmıştı :wink:

  4. #19
    Üye
    alperstein Avatarı

    Gerçek Adı
    Alper
    Üyelik Tarihi
    05.02-2006
    Son Giriş
    18.10-2017
    Saat
    14:27
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    211
    Alınan Beğeniler
    8
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili dostlar,

    Konuya gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Bu tür konuların her yönüyle tartışılabildiği bu forum bu nedenle ayrıca önemli. Bazen naçizane yazılarıma gelen cevaplar, beni konu üzerinde tekrar düşünmeye sevkediyor. Çünkü hiçbir insan bir konuyu tek başına tüm yönleri ile değerlendiremez.

    Bir önceki yazımda insanın yüzdebeş kapasite ile nasıl yaşadığından sözetmiştim.

    "Yüzdebeş
    Aslında bu yazı, kısa bir hasar tesbit raporu olacaktı ama düşündüm de gerçekte büyük bir hasar yok. Hatta uzun zamandır ALS nin en keyifli dönemi olan plato dönemini yaşıyorum. Her ne kadar ufak tefek güç kayıplarım oluyorsa da vücuduma haksızlık etmek istemem.
    Hekim arkadaşlarım bilirler; işgücü kaybı veya sakatlık oranı için rapor düzenlerken birden fazla sistemi tutan hastalıklarda meşhur Balthazar formülü kullanılır. Bu anlamda sakatlık oranımı merak edip hesapladım. % 95 sakat olarak kabul edilebilir. % 100 sakatlık nasıl bişey diye düşünürdüm sağlık kurulunda uzman olarak bulunduğum günlerde.. .
    Demem o ki şu sıralar % 5 kapasite ile çalışan bir bedende bulunuyorum
    Sizce de ilginç değil mi?
    İnsan dediğimiz canlı, sadece %5 i çalışan bir sistemde yaşamını sürdürebiliyor. Bunun koşulu ise, yine insan olmanın getirdiği bir özellik olan "türünden destek almak" yoludur.
    Ne gariptir ki insanoğlu, canlılar arasında kendi türünü hem vahşice öldürebilen, hatta muhtemelen kendi kendisini yeryüzünden defalarca yoketmiş bir canlı türü ve aynı zamanda kendinden olanı yaşatmak için gereğinde bir ömür verebilen bir canlı."

    Yine aynı yazıda bir eleman aranıyor ilanına yer vermiştim.
    "Aşağıdaki koşullarda bir iş için eleman aranıyor!
    İnsan türünün biyolojik, fiziksel ve ruhsal dayanma ve hayatta kalma sınırlarının test edilmesi amacıyla yürütülmekte olan bir proje için gönüllüler (*) aranmaktadır.
    Gönüllülerden istenen herhangi bir koşul yoktur. Sadece iletişime yetecek kadar okuma-yazma ve zihinsel işlevlerin normal sınırlarda olması yeterlidir.
    Seçilenler, son yıllarda bulunan yeni bir boyuta gönderilecek, dünyadaki zamanı, mekanı değişmeyecek ancak gidilecek boyut ile eşzamanlı görev yapılacaktır.
    Görevleri sırasında, elemanların sahip olduğu ve alıştığı fiziksel bedenleri üzerinde bazı değişikliklerin olabileceği tahmin edilmektedir.
    Görev süresi 3-5 dünya yılı ile 45 yıl arasında değişebilir ve önceden bu süre bilinemez.
    Elemanların fiziksel yetenekleri değişime uğrayabilir ancak bulundukları durum ve mekandan gönderecekleri sinyal yolu ile iletişim devam edecektir.
    Gidilen boyuttan geri gelme olasılığı vardır ancak bu konuda garanti verilemez.
    Gönderilecek boyut yolculuğunda amaç, daha önce bilgi alınamamış noktalara ve mümkün olan en uzak noktaya ulaşmak ve oradan insan bedeni üzerinde meydana gelen biyolojik, fiziksel ve ruhsal değişimlerin rapor edilmesidir.
    İş için ücret ödenmeyecektir.
    Gönüllülerin en büyük kazanımı, daha önce hiç kimsenin deneyimlemediği bir süreci birebir yaşamak ve insanın evrimsel gelişim yolculuğu hakkında bazı ipuçları bulup bunları yine kendi türü ile paylaşmak olacaktır. İnsanoğlunun gelecekte kendi türünün daha sağlıklı, dayanıklı olması ve her koşulda yaşamını sürdürebilmesi için gerekli bilgileri bilim dünyasına kazandırmış olacaktır.

    (*) Başvuran gönüllüler arasında uygun eleman bulunmaması durumunda dünyada mevcut insanlar arasından kur�a yöntemi ile zorunlu eleman alınacaktır. Çekilişte şans oranı her yıl yapılacak çekilişler için 2/100.000 olarak belirlenmiştir. "
    Insanlar, zekalarını kullanarak şimdiki teknoloji gidilip de görülmesi mümkün olmayan, milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksiler ile ilgili öngörülerde bulunuyorlar, kara deliklerden bahsediyorlar. Stephen Hawking 20 li yaşlarda -ki bundan 40 yıl önceki tıp teknolojisi düşünüyorum-, "bu iş bitti artık bana eyvallah " deseydi, bugün CERN olur muydu?
    Hayatımızda bir fark yaratan, tanıdığımız yüzlerce engelli, tanımadığımız milyonlarca engelli olmasaydı yaşam bu denli anlamlı olur muydu?

    Yaşamak ve yaşatmak, evrenin temel kanunlarından biridir bence. Bir yandan mükemmel insanın fiziksel ve ruhsal sınırlarının her geçen gün genişlediğini görürken, öte yandan pek de mükemmel gibi görünmeyen insanların fiziksel, ruhsal ve belki de henüz bilemediğimiz boyutlardaki sınırlarını da görmek şansı var.

    Kimbilir kaç canlı henüz bilemediğimiz yollardan, bilemediğimiz yöntemlerle, tahmin edemediğimiz mesafelerden bize birşeyler anlatmaya çalışıyorlar.

    Bunun için ya gönüllü olmak gerekiyor -ki bu çok da mümkün görünmüyor -, ya da çekilişi beklemek gerekiyor. Kimbilir, size de çıkabilir...

    Bayke dostumdan ve burada tanıma fırsatı bulduğum tüm dostlarımdan öğrendiklerim de bu yazının içinde ya da satır aralarında mevcut.

    Sevgilerimle
    Alper



  5. #20
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Beynimizin ne kadarını kullanırız? %100’ünü, ya da %3’ünü. Genelde beynimizin. %10’unu kullandığımız söylenir. Bu genelde geri kalan %90’ı da kullanabilirsek ne olacağı tartışmasına neden olur. Aslında insan beyninin tamamı zaman zaman da olsa kullanılır…
    Beyin içinde bilgi alışverişi yollarının sayısı dünyadaki atom sayısından daha fazladır. Bu muazzam potansiyelle, beynimizin kaçta kaçını kullanırsak kullanalım hepimiz tabii ki biraz daha iyisini yapabiliriz (Llyod, John ve Mitchhinson, John. 2008. Cahillikler Kitabı. Çev. Cihan aslı Filiz ve Emre Ergüven. NTV yayınları. sf: 189-190).
    Beyninin büyük bir kısmını, belki de % 100’ünü kullanan bir insanın, bedenin geri kalan kısımlarının yüzde kaçını kullanabildiğinin hiçbir önemi yoktur. O muhteşem bir insandır. (Tıpkı her göreni büyüleyecek kadar mükemmel, kusursuz, muhteşem, bir yüze ve bedene sahip bir kadının beynini hiç kullanmasa da önemi olmadığı gibi :lol: )

  6. #21
    Üye
    öteki Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    09.08-2005
    Son Giriş
    08.12-2017
    Saat
    13:48
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    135
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    değerli alper bey,

    yazdığınız yazı gerçekten de çok güzel ve çok öğretici. cevap olarak yazdıklarınızda bir o kadar güzel. üzerinde saatlerce düşünülecek türden yazılar. herkes kendi algılayabildiği kadarını algılayıp üzerinde düşünüp derinleşebilir. cevap yazan arkadaşlarınkileri de okudum. onları da oldukça beğendim. herkesin ellerine sağlık.

    hayat koşturmacası içinde arada bir durup, yaşamımız üzerinde düşünmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. yoksa hayat hızlıca akıp gidiyor ve neyi nasıl yaşadığımızı anlamıyoruz. sahip olduğumuz hastalıklar tabi ki iyi değil keşke olmasaydı. ama bazen diyorum eğer bu durumda olmasaydım hayatı hızla yaşarken arada durup yaşamdaki güzellikler hakkında düşünmeye bu kadar zaman ayırırmıydım. parkta bile koşarcasına yürüyordum. şimdi yavaş yavaş etraftaki çiçekleri, ağaçları görerek onları anlayarak onlardaki güzelliklerin farkına vararak yaşıyorum. aslında herkes yaşamının bir 20 yılını böyle geçirmeli ve bişeylerin farkına varmalı. ama sonunda iyileşmeli. o zaman insanlar daha olgun ve bişeylerin farkına varmış bir şekilde kalan yerden yollarına devam ederler. sanki bir eğitim süreci. sonunda ermiş olacağız gibi.
    keşişlerin, hızla yürürken arada bir durup ruhlarının onlara yetişmesini beklemesi gibi umarım bizde şimdi durma ve bekleme süreci yaşıyoruzdur. ben kadar pozitivist bir adam nasıl oldu da bu kadar spirtüel bir yazı yazdı demeden de edemeyeceğim.

    NOT:
    ben de bir noroloji hastası (kas hastası) olarak daha önce çok düşünmüştüm. benim türümde (distal myopati) olan insanlarla kişilik olarak, psikolojilerimiz olarak ne kadar benzeşiyoruz diye. sanırım bir bağlantı var. benzer kişilikte olanların aynı hastalığa yakalanma olasılığı daha fazla gibi. yani o özellikler o hastalığı sanırım tetikliyor.




Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12