Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12
Toplam 19 mesajın 16-19 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    vakti_leyl Avatarı

    Üyelik Tarihi
    03.09-2009
    Son Giriş
    11.12-2009
    Saat
    13:54
    Mesaj
    244
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Yıldızları çivilerken asılı kalsın diye gökyüzüne
    Bir umut dersin, bir umut..

    Vakti_leyl dersin, leyl_sükut'a düşer.Ketumlaşır derdini paylaştığın geceler. Belki kaç gece kağıt kalem aldın eline, nice sözler döküldü dilinden fütursuzca günyüzüne... Dinlediğin şarkılarda yaşadın aşkı, gözyaşların hiç olmayan sevgililer için aktı belki de... Avuçlarının arasına alarak başını, isyan edercesine " Neden ben" dedin duyar gibiyim.

    Bindiğin arabanın camına yaslayarak başını, gözlerine ufka serdin... Evler, ağaçlar su gibi akıp geçerken önünden; sen, bu görünümü ömrüne benzittin.

    Ömrümüzde böyle su gibi akıp geçiyor işte... Nice sevdalılara konuk oldu masallar, romana çeviremedi sevdalarını aşıklar. Oysa bir kır çiçeğine kondursaydı masum busesini, sonra sürseydi o gülü sevdiğinin dudaklarına... İki güzelde çift söz söyledikten sonra, sıra geldi sahile vuran kıskanç dalgaların saçlarını taramaya.. Hayal değil bunlar, yaşanılması en kolay en masum haller...

    Üsküdar'daydık, gökyüzünün siyah rengi denizin üzerini örtmüştü. Kayalıklara doğru ilerlemiş, biraz gayretle kayaların üstünde bulmuştuk kendimizi... Kız kulesine uzanıyordu sanki tüm şehrin ışıkları, gülüşüyorduk. Kaçamak bakışmalar çoktan derin bakışmalara bırakmıştı yerini... Önümüzdeki sevgililere baktık, sere serpe sevişmeleriyle dalga geçip masumluğumuzu kutladık. Bir ara sessizliğe bulandı sahil, işte o dakika da sevgilim bağırmaya başladı " Kuşlar, ağaçlar, insanlar, hayvanlar duyun aşığım seviyorum diye" Utanmıştım, herkes bize bakıyor kocaman kahkahalarla ağzını kapamaya çalışıyordum. Kimileri " deli" kimileri de "bu kesin aşık" demişlerdir biliyorum. Kırmızı gül uzatırken öperek gülü, dudaklarımda seyir halinde gezdirdi. Belki öpüşseydik bu denli hazz vermeyecekti... İyi ki masum dedım içimden, iyi ki bebek gibi görüyor dokunmaya kıyamıyor dedim; o duymadı belki ama gözleri gülüyordu, kesin gözlerim kendini ele vermişti.

    Engelli olduğunuzda belki evet iki kere düşünüyor karşı taraf; evliliği de, aşkıda..
    Ama ben inanmıyorum ya, herkes hak ediyor; mutluluğu özellikle sizler.
    Ve biliyorum ki; faili mechul sevgiliniz geleceği baharı bekliyordur.
    Eğer şimdi yoksa yanınızda, sakın umutsuzluğa kapılma..
    Emin ol, geldiğinde geçmişi sileceksin ve geç kaldığım
    İçin özür dilerim, teşekkürler Canım diyeceksin.
    Sevgilimden biliyorum ...

    ----------

    Ah!
    Ne kolaydır değil mi?
    Ölü toprakları acı yanlı tırnaklarımızla kazıyıp, aşkı dirir diri gömmek...

    Acımızın hafifleyeceğini
    Düşünürüz aşkı gömünce ve
    Kadeh kaldırırz yalnızlığın şerefine...
    Oysa " Yalnızlık" tek kelime...
    Söylenişi ne kadar kolay!
    Oysa taşıması o kadar zordur ki...

    Acele etme!
    Ama umudunu da kaybetme...
    Çünkü bizi ayakta tutan şey hayallerimizle, umutlarımız...
    Rabbim, her insanın yazgısına birini katar.
    Umarım seninde yazgına, sen umudunu iyiden iyiye
    Kaybetmeden çıkar, yoksa...
    Dilim varmıyor demeye...
    Kendin için umutlu
    Ol emi )



  2. #17
    Yasaklı Üye
    tekecig Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.12-2008
    Son Giriş
    03.01-2010
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    Plüton
    Mesaj
    713
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Omurilik Felci ve Ben -4

    Omurilik felci insanı hayata değişik pencerelerden baktırıyor.

    Örneğin, ben hiçbir zaman baba olmayacağım.

    Bunun tıbbi, sosyal ,ekonomik vb, birçok nedenleri var fakat bu nedenlerin hepsine bir şekilde çözüm yolu bulabilmek mümkün. Sağ olsun teknoloji her gün yeni bir buluşuyla ,kaybettiğimiz şeylere karşılık bize yeni avuntular sağlıyor. Dolayısıyla esas neden tıbbi, sosyal vb, nedenler değil.

    Esas neden kendimce almış olduğum ve hiçbir koşul ve durumda değiştirmeyeceğim evlat sahibi olmama kararım.

    Bu kararı aldım çünkü; bu dünyaya yaşama gözlerini açar açmaz bir sıfır yenik durumda başlayacak bir çocuk getirmek inandığım değerlere aykırı.

    Eğer bu kararıma uymazsam ,kendi evladıma en büyük kötülüğü ben kendi ellerimle yapmış olurum. Çünkü , onun hiçbir zaman diğer çocukların babaları gibi sağlıklı , çok fonksiyonlu ,her durumda onu kollayıp kurtarabilecek bir babası olmayacak.

    Her arkasına dönüp baktığında hayatın normal rutinlerini yerine getirmek için özel düzenlemelere ihtiyaç duyan ,tekerlekli sandalyesinde çaresiz boynu bükük oturan bir ‘’baba figürü’’, bu dünyada bir çocuğun en son ihtiyaç duyacağı şey olsa gerektir.

    ‘’Baba engelli ‘’ bir çocuk şu hayatın keşmekeşinde yapayalnız…

    Bunu bırakın kendi evladıma hiçbir canlıya reva göremem…..

    Hal böyleyken ,ne zaman küçük bir çocuğu görsem, yüzümde kendiliğinden oluşan bir gülümseme gelip yerleşiyor.Bu halimi ilk fark ettiğimde kendi kendime şaşırdım. Neden seviniyordum ki? Başkasının çocuğunu nasıl oluyordu da bu kadar içten gerçek bir sevgiyle sevebiliyordum.?

    Oysa çocuk konusunda almış olduğum kararlarımda vardı. Hayata karşı tutumum çoktan belli değil miydi ki?

    Demek ki, insanın binlerce yıldır genlerine işlenmiş içgüdülerini söküp atabilmesi mümkün değil. Onları yadsıyıp yok sayması da mümkün değil. Onlar bir şekilde boyut değiştirip tekrar hayatımıza giriyorlar.

    Biliyorum ki kucağımda oturan o çocuk benim DNA kodlarımın dizilim sırasını taşımıyor. Gelecek nesillerde de benim adımı yaşatmayacak. Hatta belki beni hiç hatırlamayacak ya da ilerde bana sevgi veya saygıda duymayacak.

    Ancak bu onu kutsal bir sevgiyle sevmeme , o bebek kokusunu hissetmeme, ipeksi saçlarını okşamama , işaret parmağımı kavrayan minik eline babacan bir öpücük kondurmama engel olmalı mıdır?

    Sonuçta hepimiz aynı cins atomlardan moleküllerden var olmuyor muyuz? Aynı dünya üzerinde yaşayıp aynı güneşin etrafında hep beraber dönmüyor muyuz?

    3,5 milyar yıllık evrim sürecinde binlerce ortak atadan beraber süzülüp gelmedik mi?

    Hepimiz yaşam dediğimiz ve evrende nadir bulunan aynı şeye sahip varlıklar değil miyiz?

    Biz farkında olsak da olmasak da hepimiz evrensel bir birliğin parçasıyız.

    Varsın kucağımda oturan şaheser benim DNA kodlarımın dizilimine göre yaratılmış olmasın ne çıkar?

    Güzel bir şiiri, romanı okuduğumda mutlu olmak için illa onu ben yazmış olmam gerekmez.

    Bir tabloyu gördüğümde veya bir şarkıyı dinlediğimde ondaki güzelliğe şahit olmaktan zevk almam için illa onları benim yapmış olmam da gerekmez.

    Şu an kucağımda bu şaheseri tuttuğuma göre demek ki evrene yeni bir hayat katma misyonu birileri tarafında yerine getirilmiş.

    İlla benim bu görevi yerine getirmiş olmam gerekmez.

    Evrensel misyon yerine getirildiğine göre iç huzuruyla ve hiçbir karşılık beklemeden minik yavruyu sevebilirim.

    Zaten gerçek anne baba sevgisi de öyle değil midir? Hiç karşılık beklemeden…

  3. #18
    Üye
    MELEKDERYA Avatarı

    Gerçek Adı
    Melek Derya
    Üyelik Tarihi
    06.06-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    ANKARA
    Mesaj
    1.451
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben de 5 yıldır omurilik felçliyim,ben hep kendimce kazadan sonraki hayatımı ikinci hayatım olarak değerlendirmişimdir,kazadan sonra sahip olduğum masiva adına herşeyi kaybettim,evladımı,evliliğimi,oğlumu,mesleğimi,evi mi,arabamı,iyi gün dostlarımı......bunalımlara da düştüm,ancak toparlandım çok şükür,günden güne de toparlanmaya ve hayata daha çok bağlanmaya başladım,kazadan sonraki ilk yıllarımda güvenimi kaybediyordum ve insanlardan nefret etmeye başlıyordum ancak her geçen gün daha çok anlıyorum ki ki şer gibi görünen olayların arkasında hayır varmış,Rabbim kendisine daha çok yaklaşmam için bana bu imtihanı vermiş,sizinde deyiminizle omurilik felçlisi olmak bana hayata farklı perspektiflerden bakmayı öğretti,şimdi Rabbime daha yakınım,yaklaşmaya çalışıyorum ve artık yaradılanı da seviyorum Yaradandan ötürü.....

  4. #19
    Yasaklı Üye
    tekecig Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.12-2008
    Son Giriş
    03.01-2010
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    Plüton
    Mesaj
    713
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Omurilik Felci ve Ben -5

    Ben inançlı bir insan değilim.Yani Herhangi bir tanrıya inanmıyorum.Buna Allah da dahil.
    Ateistim dini terminolojiyle kafirim.

    Oysa bende şimdi bu sitede bana cehennemlik gözüyle bakacak birçok diğer üyeler gibi sünni müslüman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştim. Üstelik çevremdeki insanlar dinin emir ve yasaklarına riayet etmekte kusur işlemeyen kişilerdi. Babamda annemde beş vakit namazlı abdestli insanlardır. Yani Türkiye ortalamasının dahi bir tık üstünde dine bağlı bir çevrede yaşıyorum.

    Eğer herşey normal gitseydi (omurilik felçli olmasaydım) bende onlar gibi muhafazakar partilere oy veren ,karısı kızı başörtülü ,cuma günleri en ön safda hazır bulunan dinine bağlı ,Allah’ı kitabı dilinden düşürmeyen ,mücahit zihinli bir kul olacaktım.

    Ama daha önceki iletilerimde değindiğim gibi omurilik felci beni olmayı hayal ettiğim benden kopardı.
    Sakat kalmanın acısıyla Allaha isyanda bulunduğumu düşünmeyin hemen ,aslında tam olarak öyle olmadı.

    Kısaca açıklamama fırsat verin.

    Ben sakat kaldığımda daha üç yaşında bir çocuktum.O yüzden başıma gelen şeyin ne olduğunu neler kaybettiğimi bile doğru dürüst anlamamıştım.Yaşadığım dine bağlı çevreninde etkisiyle zaten doğuştan dindar yapılmaya programlı birisiydim. Dindarda olmuştum zaten.
    Öyleki ,Allaha o kadar sık dua etmeme rağmen hiçbirisinde ‘’Allahım beni sağlığıma kavuştur.Beni bu durumdan kurtar’’ şeklinde bile dua etmezdim.

    Çünkü ,Allah beni takdir buyurup böyle yaratmışken ,buna itiraz etmem gibi olacak bir tavırdan Allaha sığınırdım.Allahım bana bunu uygun görmüşse benim başımın üstünde yeri vardı.

    O dönemimde ateistlere, kafirlere karşı nefret ve kin duyuyordum.Nasıl olurda Allah apaçık tüm delillerle ortadayken inkar ediyorlardı.Bu ne haddini bilmez bir tavır, bu ne aymazlık,bu ne biçim bir akılsızlıktı.
    Yani elimden gelse dünyada bir tek Müslümanları bırakırdım.(İyi ki elimden gelmiyormuşJ)

    Allahı dini eleştiren herkesi kasıtlı ,planlı bir oyunun maşası şeytanın oyuncağı olarak kabul edip onlara karşı öfkeliydim.

    Zaten benim ateist olmama dine olan bu bağlılığım neden oldu.

    Şöyleki daha küçük yaşımdan itibaren dini kitaplara meraklı onları baştan sona nefes almadan okuyan birisiydim.Yani din konusunda epey bir birikimim vardı.

    Okul yıllarım bittikten sonra boş zamanlarım çoğalmıştı.Artık başıma gelen felaketin boyutlarını daha doğru bir şekilde idrak edebilecek bir olgunluğa da ulaşmıştım.

    Omurilik felci belasının da vermiş olduğu kaybetmişlik duygusuyla kendimi dine daha çok verdim. Özellikler kuran üzerine yoğunlaştım.Ayetlerin karşılıklı değerlendirmesi, kronolojik sıralaması, birbirleriyle bağlantılı ayetler ve olaylarla bağlantılı ayetler derken kuran mevzusunda o reddeye gelmiştim ki bir ayetten bahsedildiğinde onun kuranda nerde olduğunu bilebiliyordum.

    Zaten çocuk yaşta Kuranı Arap alfabesinden okumayı öğrenmiştim. Kendi karşılaştırmalı kuran meali okumalarım sayesinde de nerdeyse artık ayetler Arapça okunsa bile ne söylendiğini anlayabilen bir durumdaydım.

    O ara mezhepler tarikatler tarihiyle ilgili araştırmalara başlamıştım.İslam tarihinde bütün mezhep ve tarikatleri okudum. Batıni anlayışlarla tanıştım.O zaman kafamdaki bütün bulmaca çözüldü.
    Dünyadaki bütün dinler mezhepler batıni olarak aynı tanrıyı anlatıyordu.Ve bu tanrı vahdeti vucut felsefesinin, Panteist felsefenin anlattığı tanrıydı.

    Bu durum beni bir çeşit fenafillah seviyesine götürdü. Varlık dünyasına dair inançlarımı temelinden değiştiren işte bu oldu.

    Madem varlıkta ikilik yoktu o halde tanrı bendim.
    Ve mademki herşey tanrıydı.

    O halde tanrıdan üstün başka bir tanrısal varlık olamayacağına göre. Tahtında oturup yarattığı şeyleri gözetleyen bir üst makam şeklinde bir tanrı yoktu.

    Sadece panteizmin anlattığı tanrı vardı. Tam bir panteizm de zaten ateizmdir.Bu durum ateizmi araştırmama sebep oldu.Gerçektende ateizmin sorularına klasik dini anlayışlar sağlıklı cevap veremiyordu.Buna şahit oldum.

    Mesela imtihan konusu. Allah her şeyi bilen olduğuna göre neyi imtihan etmektedir.Eğer Allah her şeyi bilmiyorsa bu onun sıfatlarında kayba neden olur.Allahın gücünün yetmediği durumlar olması kabul edilemez.

    Diyelim ki bildiği halde imtihan ediyor.

    O zamanda yarattığı kulun küfre düşeceğini bile bile yaratıp onu bununla yargılayıp cehenneme yolladığı için Adalet sıfatlarında kayba uğrar.

    Yani ne tarafa doğru düşünceyi ilerletseniz bu imtihan meselesi dinin istediği şekilde çözülemiyor.

    Neyse….

    Neticede omurilik felci benim Allah inancımı da elimden aldı.Oysa Allaha sığınmak her müşkülde beni ne güzel avutan bir şeydi.




Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12