Binlerce karıncanın istilası gibi yayıldın sen önce bedenime.Ve sonra geçit vermeyen,aşk ve sevgiye tıkalı damarlarıma girdin tüm hayasızlığıma aldırmayıp.Kanıma karıştın sesizcede beni benden alıp sen yaptın,hergün biraz daha kaybolurken kendi içimde.Tek bir fısıltıyı bile işitebilmem imkansızken,ruhumun en ücra köşesinde hissettim doyumsuz varlığını.Ve sen geçerken yıktığın tüm barikatları yeniden inşa ettin,kendini sonsuza dek içime hapsedererek.İçimde olmana rağmen sızamalardan korkuyordun hep ve en ufak bir teşebbüste hazırdın gemiyi yakmaya.
Biz birbirimizi o kadar çok bilirken bilinmeyenli bir denklem olup çıkmıştın sen aslında.Senden sonra bilinmeyen ne kaldıysada pek bir önemide yoktu benim için.Ben seni biliyordum ve bu tüm evreni bilinir kılıyordu bende.
Sokrates'e inat,''Bir tek şey biliyorum,o da seni sevdiğim''.Deskartes'e inat,''Düşünüyorum öyleyse seni seviyorum'' sözlerini haykırıyordum felsefeyi aşkın önünde diz çöktürerek.Ve tüm felsefecilere inat en büyük felsefeyi yaparak.
Aslında tarihte sensin..!!Ne M.Ö sini anlarım ben nede M.S sını.Ben ancak S.Ö(senden öncesi) ve S.S(senden sonrası)nı bilirim.Senle tanıştığımız gün bir tarihin başlangıcıdır ve sen tarihin ta kendisisin.O TARİH HİÇ OLMASAYDI HAYATIMDA KEŞKE...