Sayfa 7 / 14 İlkİlk ... 34567891011 ... SonSon
Toplam 206 mesajın 91-105 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #91
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    "Mutluluğa Uçuş"
    Theory of Flight


    theoryofflight - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Yönetmen: Paul Greengrass
    Senaryo: Richard Hawkins
    Müzik: Rolfe Kent
    Oyuncular: Kenneth Branagh (Richard), Helena Bonham Carter (Jane), Gemma Jones (Anne).

    Yirmi beş yaşında, tekerlekli sandalyede ölümü bekleyen genç bir kadına bir bankanın tepesinden el yapımı (!) kanatlarla uçmak istediği için yargılanan ve cezasını kamu hizmeti görerek çeken depresif bakıcısı ona yardım etmeye çalışır.

    Yönetmen Paul Greengrass, kolaylıkla ağdalı bir melodrama ya da çılgın bir farsa dönüşebilecek bu hassas konuyu dengede tutmayı başarmış. Hem hüzün hem mizah içeren "Mutluluğa Uçuş" çok başarılı bir yapım değilse de keyifle izleniyor.

    Filmin başrollerini üstlenen İngiliz sinemasının örnek oyuncuları, Helena Bonham Carter ve Kenneth Branagh'ı bu alçakgönüllü yapımda izlemek hoş bier sürpriz. Bonham Carter'ı dönem filmlerinin zarif yıldızı; Branagh'ı ise Shakespeare uyarlamalarının yönetmeni ve oyuncusu olarak tanıdık, sevdik. Bu kez aşırı duyarlı, kırılgan dolayısıyla sorunlu kişilikleri canlandırıyorlar. Elbette, ülkelerinin oyunculuk efsanesine yaraşır biçimde!

    Ressam Richard, başarısızlığın acısını her sanatçı gibi teninde hissetmiştir. Parasızlık ve tatminsizlik sonucu bankacı sevgilisiyle arası açılır. Bu depresif döneminde onu yaşama bağlayan olgu uçma tutkusudur. Uçma hakkında hiçbir şey bilmediğini fark edip öğrenmeye başlar. Wright Kardeşler gibi uçağı yeniden icat etmeye kalkar! Hezarfen Çelebi'ye özenip, Paul Klee'nin uçak brandalarını söküp resim yapma eylemini tersine çevirerek, kendi tuvallerinden yaptığı ilkel planörle uçmaya çalışır. Bu deneyi Londra'nın göbeğinde, sevgilisinin çlaşıtığı bankanın tepesinde gerçekleştirmesi panik yaratır, tabii. Sanatçı egzantrizmini hoşgören yargıç, cezasını sosyal hizmet görerek çekmesini sağlar.

    Richard'ın ilgilendiği Jane, sinir sistemini etkileyen Lou Gehrig hasatlığından mustariptir. ALS olarak da bilinen bu hastalığın tedavisi yoktur. Uzun süre felçli kalan, son olarak konuşma yetisini de yitiren hasta ölümü bekler... 25 yaşındaki Jane, yedi yıldır bu süreci yaşamaktadır. Mutsuzluğunu saklamayıp hoşlanmadığı herkese ve herşeye ters tepki veren, ağzı bozuk bir genç kızdır. Hastalık ne dokunma duyusunu etkiler ne de yakınlık hissini...

    Richard ve Jane, aslında dışadönük kişiliklerdir ama birinin depresyonu diğerinin hastalığı onları içedönük kılmıştır. Birbirlerine ısınmaları fazla uzun sürmez. Arkadaşlıkları zamanla aşka dönüşür, ama Richard, Jane ile ilişki kurmaya cesaret etmediği için ona bir jigolo aramaya başlar!
    Komik olduğu kadar duygusal bir serüvenin ardından Jane'in yitirmekte olduğu yaşama bağlılığı sayesinde Richard da normale dönmeye başlayacaktır. Uçma tutkusu ise onlara hep tatmak istedikleri özgürlük duygusunu verecektir...

    theoryofflight1 - Engelliler.Biz Sinema Kulübüucus - Engelliler.Biz Sinema Kulübütheoryof - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Sinemafanatik Yorum : Bu film aşkın ve arkadaşlığın bir hikayesi. Theory of Flight bize bir kadın ile bir erkeğin kader tarafından biraraya getirilmesini anlatıyor. Bizi çıkartıkları bu sıcak dostluk yolculuğunda öyle bir an geliyor ki kendimizi onların ruhları ile birleştiriyoruz. Her zaman oynadığı karakteri ustalıkla sergileyen Kenneth Branagh (Hamlet, Celebrity) ile başarılı kadın oyuncu Helena Bonham Carter'ı (The wings Of The Dove, Frankenstein) birleştiren bu film daha önce izlediğimiz türlerden değil.

    Ölmeden evvel aşkın tattırdığı o güzel duyguları hissetmek isteyen fakat hastalığından dolayı bunları hiçbir zaman tadamayacağını hisseden bir kadın ve uçmanın verdiği hazzı yaşamak isteyen bir adamı anlatıyor Flight. Yaşamını uçma hastalığı ve Jane'e verebileceği sevgi arasında ikiye bölen Richard daha sonra Jane'nin ne kadar mükemmel bir kadın olduğunu farkedecektir. Daha önce bu gibi rolleri başarıyla oynamış olan iki oyuncudan duygu içerikli bir film.

  2. #92
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:27
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.883
    Alınan Beğeniler
    940
    Verilen Beğeniler
    1.233

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Acı Ay
    Bitter Moon

    B00008YLV7.01. SS500 SCLZZZZZZZ V1056791778  - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Tür: Dram
    Yönetmen: Roman Polanski
    Senaryo: Gérard Brach , John Brownjohn , Roman Polanski , Pascal Bruckner (Kitap)
    Görüntü Yönetmeni: Tonino Delli Colli
    Müzik: Vangelis
    Yapım: 1992, Fransa / İngiltere , 138 dk.
    Oyuncular: Hugh Grant (Nigel) , Kristin Scott Thomas (Fiona) , Emmanuelle Seigner (Mimi) , Peter Coyote (Oscar)

    Lüks bir yolcu gemisiyle İstanbul’a seyahat eden İngiliz çift Nigel ve Fiona, yolculuk sırasında Oscar adında tekerlekli sandalyeye mahkum bir adamla tanışırlar. Oscar, başından geçen saplantılı, çarpık bir aşk ilişkisini ve tüm sırlarını Nigel’a anlatır. Genç ve güzel bir Fransız kadınıyla yaşadığı bu ilişkinin ayrıntıları Nigel’ı çok etkiler. Üstelik sözü edilen kadın da aynı gemidedir.

    Trajik bir sona doğru ilerleyen filmin başrollerinde İngiliz sinemasının en popüler isimlerinden Hugh Grant ve Emmanuelle Seigner’nin yanı sıra Peter Coyote ve İngiliz Hasta filminden Kristin Scott-Thomas var.

    Rosemary’nin Bebeği, Chinatown ve Tess gibi önemli filmlerin sıradışı yönetmeni Roman Polanski’den tutkulu, saplantılı hatta giderek hastalıklı bir aşk öyküsü.
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  3. #93
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SEN NE DİLERSEN

    214252 - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Yönetmen: Cem Başeskioğlu
    Senaryo: Cem Başeskioğlu
    Görüntü: Gökhan Atılmış
    Müzik: Cafer İşleyen, Selim Bölükbaşı
    Yapım Yılı: 2005
    Yapımcı Ülke: Türkiye
    Dili: Türkçe
    Süresi: 115'
    Oyuncular: Işık Yenersu, Fikret Kuşkan, Zeynep Eronat, Işın Karaca, Yıldız Kenter, Güler Ökten, A.Mümtaz Taylan, Okan Yalabık, Haldun Boysan, Ayçin İnci, Begüm Birgören, Evrim Solmaz, Ali Taygun, Hasan Yalnızoğlu, Asuman Krause

    Hayatı boyunca yalnızlığın bütün yüzlerini yaşayan altmış yaşlarındaki Eleni, zekâ özürlü kızı Marika ile birlikte ömür boyu oturduğu İstanbul'da bir sabah doktordan aldığı haberle kendini büyük bir sınavın eşiğinde bulur: Kanserdir ve bir ay ömrü kalmıştır. Ölmekten korkmayan Eleni'nin tek düşüncesi, kendi ölümünden sonra kızı Marika'ya ne olacağıdır. Sokakta yaşayan Musa, ağabeyi Zülfikar'a rağmen, düştükleri durumdan Tanrı'yı sorumlu tutmaktadır. Zülfikar'ın uyarılarına rağmen Tanrı'nın evlerini soymaya karar verir; yeni hedefi, camideki ayakkabılar ve kilisedeki mumlardır. Eleni'nin ardından kiliseye girer ve hayal kırıklığına uğrar: Adaklıkta tek bir mum vardır, Eleni'nin mumu. Musa bir kez daha kadersizliğinden dem vurur, Tanrı'ya isyan eder. O tek mumu alıp kiliseden çıkmaya kalkar. Ancak o an, tüm kahraman kaderleri bir mucizeyle kesişecektir.
    İstanbul Film Festivali broşürü


    214254 - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

  4. #94
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:27
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.883
    Alınan Beğeniler
    940
    Verilen Beğeniler
    1.233

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    PİYANO
    The Piano

    B00005S3QK.01. SS500 SCLZZZZZZZ V1122058747  - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Yönetmen: Jane Campion
    Oyuncular: Holly Hunter, Harvey Keitel, Sam Neill, Anna Paquin, Kerry Walker


    Tüm duygularını piyanosundan çıkan notalara aktaran Ada McGrath ın, yaptığı evlilik üzerine New Zealand a gitmesi ve orada aşkı bulumasının anlatıldığı muhteşem bir sinema filmi. Kadınların gözünden bir aşk hikayesi...
    Victorian zamanında geçen hikayede Holly Hunter, kocasını yeni kaybetmiş, altı yaşından beri konuşmayan, bir çocuk annesi Ada McGrath rolünde. Ada, mektup yoluyla yeni bir evlilik yapar ve kızı Flora (Anna Paquin) ile New Zealand a göçer. Biraz kaba bir adam olan yeni kocası Stewart (Sam Neill), Ada nın piyanosunu çok ağır olduğu gerekçesiyle evlerine çıkarmak istemez ve piyanoyu sahilde bırakır. Böylece Ada nın Stewart la ilişkisi en başında sorunlu olarak başlamıştır. Ama Ada pes etmez ve piyanosunu eve getirmeyi başarır. Piyanodan çıkan ilk sesle birlikte tüm ihtirasını açığa çıkaran Ada, farkında olmadan bu ilkel topraklarda yaşayan bir başka kişinin, George Baines ın (Harvey Keitel) da, duygularının harekete geçmesine sebep olmuştur. Piyano sayesinde Ada nın içine gömdüğü şehveti; George un kalbinin derinliklerinde saklı kalan şefkat duygusu ve Stewart ın gizlediği şiddet açığa çıkar.
    Üç kişinin etrafında kol gezen ihtiras ve öfke, Avrupa nın bu yeni yerleşim bölgesini yavaş yavaş tüketmeye başlayacaktır. Filmin senarsosunu da yazan yönetmen Jane Camphion ın üçüncü filmi The Piano; 1993 yılı Cannes, en iyi film, en iyi kadın oyuncu; 1994 Cesar, en iyi yabancı film; 1994 Oscar, en iyi kadın oyuncu, en iyi özgün senaryo ve en iyi yardımcı kadın oyuncu ödüllerine layık görülmüştü.
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  5. #95
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Başka Tanrının Çocukları
    (Children of a Lesser God)

    En iyi kadın oyuncu oscar ödülü (1987)
    En iyi kadın oyuncu altın küre ödülü (1987)


    110991 2 - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    80'lerin en çok konuşulan filmlerinden biri olan "Başka Tanrının Çocukları", 4 dalda Akademi ödüllerine aday gösterilmiş ve Marlee Matlin'e "En İyi Kadın Oyuncu Ödülü"nü kazandırmıştı.

    Başarılı bir Broadway oyunundan uyarlanan film, idealist bir özel eğitmen olan John Leeds (William Hurt) ile dikbaşlı ve işitme engelli Sarah (Marlee Matlin) arasındaki aşk hikayesini anlatmaktadır.

    Leeds, Sarah'ta öğretmenlik ideallerini gerçekleştirmek istemektedir. Ancak kısa bir süre sonra öğrenci/öğretmen ilişkisi yerini tutkulu bir aşka bırakır.

  6. #96
    Üye
    kertenkelek Avatarı

    Üyelik Tarihi
    16.01-2004
    Son Giriş
    20.10-2016
    Saat
    14:50
    Yaşadığı Yer
    ANKARA
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hazırlayan arkadaşın ellerine sağlık..Muhteşem bir arşiv olmuş... Aralarında bir kaç tanesini izlemiştim zaten.. Diğerlerininde hepsini istiyorum.. Acaba nasıl bulurum Emuleden ufaktan başladım, ama bu arşive sahip olan varsa..Özelden görüşmek isterim..
    Teşekkürler..

    Birde aklıma geldi..Bir film vardı.. Birbirlerini tamamlayan iki kişi.. Biri görme engelli, diğeride zeka engelliydi sanırım.. Bu filmin ismini biliyormusunuz acaba..

  7. #97
    Üye
    spastik Avatarı

    Gerçek Adı
    Oğuz
    Üyelik Tarihi
    15.09-2005
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:27
    Yaşadığı Yer
    samsun
    Mesaj
    465
    Alınan Beğeniler
    104
    Verilen Beğeniler
    24

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    The Machinist
    Makinist

    B0007Y08QA.01. SS500 SCLZZZZZZZ V1113373022  - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Yapım Yılı: 2004
    Süre: 102 dk
    Oyuncular: Christian Bale -- Trevor Reznik -- Jennifer Jason Leigh -- Stevie Aitana Sánchez-Gijón -- Marie John Sharian -- Ivan Michael Ironside -- Miller
    Yönetmen: Brad Anderson
    Senarist: Scott Kosar
    Yapımcı: Julio Fernández
    Müzik: Roque Baños
    Görüntü Yönetmeni: Xavi Giménez -- Charlie Jiminez

    Trevor Reznik adlı bir makine operatörü uyuma yeteneğini kaybeder. Fakat bu sıradan bir uykusuzluk sendromu değildir. Aşırı yorgunluk ve uykusuzluk yüzünden fiziksel sağlığı ve akli dengesi bozulmaya başlar. Yanında çalışanlar en başta görünüşündeki tuhaflıktan ötürü ondan ürkmeye başlarlar ancak dükkanda onun da karıştığı bir kaza sonucu adamlardan biri kolunu kaybedince adamları karşısına almış olur. Kaza yüzünden Trevor’ı suçlarlar. Artık hem kendisi hem de diğerleri için bir engel haline gelmiştir ve adamların tek isteği Trevor’ın gitmesidir.

    Çalışanların onun işten atılması için komplo kurmaya başlamalarını anlayınca Trevor’ın suçluluk duygusu zamanla şüphe ve paranoyaya dönüşür, acaba daha kötüsünü mü beklemelidir? Önce evinde gizli notlar bulur. Tüm bu gizemler, Trevor’ı delirtmek için kurulmuş bir entrikanın parçaları mıdır? Yoksa her şeyin sebebi aşırı uykusuzluk ve yorgunluk mudur?

    Olup bitenleri anlayabilmek için meydana gelen tuhaf olayları araştırmaya başlayan Trevor’ın hayatı uykusuz bir kabusa dönmeye başlar. Daha fazla öğrendikçe aslında daha azını bilmiş olmayı tercih eder.

  8. #98
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:27
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.883
    Alınan Beğeniler
    940
    Verilen Beğeniler
    1.233

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Gözlerinden Daha Öte
    MORE THAN MEETS THE EYE: THE JOAN BROCK STORY

    MoreThanMeetsEye large - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Yönetmen: Mike Robe
    Oyuncular: Carey Lowell, Dylan Walsh
    Konu: Kocası kanserden ölen ve görme duyusunu yitiren Joan Brock´un hayatla mücadelesi.
    Gerçek bir yaşam öyküsünün sinemaya uyarlanması.

  9. #99
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    AŞK DOKTORU

    Monica Bellucci, modellikten geçiş yaptığı oyunculuk kariyerinde hiç nefes almadan başarıyla ilerliyor. İki yıl önce AskMen dergisinin 'Dünyanın En Güzel 100 Kadını' listesinde birinci sırayı alan Bellucci, son filminde, felçli hastasını 'aşkla tedavi' eden bir fizyoterapist rolünde.

    Resim: www.tempodergisi.com.tr/yasam/11749/imperiaflex_0_0_0.jpg

    Uzun süredir birlikte olduğu kişiyle evlilik hazırlığı içindeki güzeller güzeli bir fizyoterapist. Geçirdiği trafik kazası sonucu tekerlekli iskemleye mahkum olmuş genç bir adam. Hasta-doktor ilişkisi kısa sürede tutkulu bir aşka dönüşüyor.

    Bellucci’nin bu filminin büyük tartışma yaratması bekleniyor.
    Bellucci filmdeki rolü için, "Evlilik, insanı çok ürküten bir seçim. Ve o dönemde farklı duygular yaşamak normal. İnsan çok karmaşık duygular içinde olabiliyor ve bazen Eros bu zor anlarda, imkansızlıklardan doğuyor" diyor...

    Not: Henüz gösterime girmedi

  10. #100
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sessiz Düşüş
    (Silent Fall)


    98747 2 - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Otistik bir çocuk olan Tim’in annesi ve babası gözlerinin önünde vahşice katledilir. İnsanlarla iletişimi zaten son derece az olan, yakınlarıyla bile göz teması kurmayan ve konuşmayan Tim, iyice içine kapanır. Polis, cinayetlerin tek tanığı olan çocuğun gördüklerini anlatmasını sağlayamaz. Şerif, bu tip çocuklar konusunda uzman olan psikiyatrist Jack Reiner’den (Richard Dreyfuss) yardım ister. Bir süre önce yine bir çocuk hastasını kaybetmiş olduğu için bir daha çocuklarla çalışmamaya yemin etmiş olan Reiner’i ikna etmek kolay olmaz. Sonunda, doktorun karısı (Linda Hamilton) devreye girince adam çocukla birebir ilgilenmeye başlar. Küçük oğlan korkunç huzursuzdur. Tim’in onsekiz yaşındaki ablası (Liv Tyler), çocukla ilgilenebileceğini, yardıma ihtiyacı olmadığını söylese de, Reiner ona bunun mümkün olmadığını çünkü otistik çocukların davranışlarını anlamanın zor olduğunu söyler. Jack Reiner’ın anlattığına göre, bir otistik, yaşayıp, şahit olduğu her şeyi kelimenin tam anlamıyla ‘kaydeder’. Fakat bu kaydı anlatabilmesi için her şeyin aynen o olaydaki sırasıyla birebir yaşanması gerekir. Böylece, psikiyatrist ve küçük çocuk ürkütücü bir oyuna girişirler.

    People dergisinin ‘dünyanın en güzel 50 insanı’ arasında gösterdiği, Yüzüklerin Efendisi’ndeki Arwen rolüyle gönülleri fetheden Liv Tyler’ın ilk sinema filmi olma özelliğini taşıyan ‘Sessiz Düşüş’, güçlü oyuncu Richard Dreyfuss’u izlemek için de iyi bir fırsat.

  11. #101
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Beethoven’ı Anlamak
    Copying Beethoven

    265161 - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Sözcükleri dudaklarda , sesleri titreşimlerde , ilahi melodiyi ruhunda hissedenlerin , Tanrı’ya rahiplerden bile daha yakın olduğunu söyleyen adamın filmi..
    .

    Yönetmen : Agnieszka Holland
    Senaryo : Stephen J. Rivele, Christopher Wilkinson
    Oyuncular : Diane Kruger, Ralph Riach, Matyelok Gibbs, Ed Harris, Bill Stewart

    Genç Anna Holtz’un (Diane Kruger) tüm hayali iyi bir besteci olmaktır. Bu hayalini gerçekleştirmek ve müzik alanında iyi bir kariyer yapmak amacıyla, o dönemde dünyanın müzik başkenti olan Viyana’ya gelir. Konservatuarda okurken, yaşayan en büyük ve yetenekli besteci Ludwig van Beethoven’ın (Ed Harris) yanında çalışma fırsatı yakalar.
    Beethoven, 9. senfonisinin son hazırlıkları üzerinde çalışmaktadır. Yapımcısı Wenzel Schlemmer (Ralph Riach) ise bu sırada kanserden ölmektedir. Schlemmer, senfoniyi tamamlamakta yardım etmesi için Anna’ya bir teklif yapar. Anna, bu teklifi kabul ederken Beethoven’ın birlikte çalışması çok güç bir insan olduğundan habersizdir.
    Anna için bu fırsat kendi yeteneğini kanıtlayabilmek için biçilmiş kaftandır. Beraber çalıştıkları süre içinde aralarında vazgeçilemez bir bağ oluşacaktır. Anna, uzun zamandır beraber olduğu Martin’den (Matthew Goode) evlenme teklifi alır. Martin ve Beethoven arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. Viyana’dan kaçmayı dener ama başaramaz; yazgısı Beethoven’ınkine bağlanmıştır

    Filmin eleştirisi:
    Bazı filmler, tarihe mal olmuş efsanevi figürlerin etrafında oluşturulmuş "büyü perdesi"ni aralayıp onların sıradan hallerini bize göstermeye çalışırlar. "Beethoven'ı Anlamak" da, öncelikle bir "müzik tanrısı" olarak idealize edilen Ludwig van Beethoven'ın yaşam deneyimini, insanlarla kurduğu ilişkileri ve gündelik hayatını hayal eden bir film. Onun portresini, yüce bir içgüdüyle dünyanın en güzel melodilerini yazan bir dahi olarak değil; diğer insanların -uzaktan da olsa- sevgisine muhtaç, insanlarla ilişki kurmakta zorlanan bir adam çıkıyor. "Beethoven'ı Anlamak", Beethoven'ın efsanesini ve sanat aşkını yüceltmek için, onun insan ilişkileri konusundaki acizliğini gizlemeye gerek olmadığına inanan bir film. Fakat bunu yaparkenki amacı, sadece, o müzik "tanrısının", aslında hepimiz gibi kanlı canlı bir "insan" olduğunu ortaya koymak değil. Film, aynı zamanda onun müzik dehasının nasıl da günlük hayatın sıradan ıstırap ve heyecanlarından beslendiğini de gözler önüne sermek istiyor. "Beethoven'ı Beethoven yapan sadece Tanrısal bir yetenek değildi," diyor ve onun müziğinin ardındaki gündelik etkileşimleri arıyor. Yaşadığı yerin karanlık ve izbe atmosferi, etrafındaki burjuva oluşumlara duyduğu (Anna'nın erkek arkadaşının mekanik köprü projesini parçalamasıyla doruğa ulaşan) nefret, loş barlarda içilen biralar ve hatta kendi vücudunun pisliği... Tüm bunlar filmde, Beethoven'ın müziğini besleyen gündelik ilham kaynakları olarak çıkıyor karşımıza. Böylelikle film, tüm o yüce bestelerin ardında, hepimizin hayatta yüz yüze geldiği banal gündelik durumların olabileceğini vurgulamış oluyor. Müziği bir dışavurum aracı olarak kullanan birinin, büyük bestelere imza atmak için her zaman "manzaralı bir ev"e ihtiyacının olmayacağını, en pis şeylerde bile hayatın özünü bulabileceğini gözler önüne seriyor. Bu yüzden, Beethoven'ın vücudunda bağırsaklarının bulunduğu yeri işaret ederek, son derece bayağı ve mide bulandırıcı bir melodinin peşinde olduğunu söylediği sahne, belki de filmin en önemli sahnesi. Bu tür bölümleriyle, yaratıcılığın sadece, güzel şeylerden daha da güzel şeyler üretmek değil, aynı zamanda çirkinliği farklı bir güzellik biçimine dönüştürmek olduğunun da altını çiziyor "Beethoven'ı Anlamak".

    Filmin en sıradan tarafı ise, ne yazık ki en güçlü olması gereken tarafı: Filmin adının da kaynağı olan, Anna ve Beethoven arasındaki ilişki ya da Anna'nın Beethoven'ın dehasını yorumlama biçimi. Zira filme Anna'nın bir at arabasından Beethoven'ın kafasında uçuşan melodileri eşliğinde ağaçlara, insanlara ve sokaklara baktığı karelerle başlıyor ve bütün filmi onun bakış açısından izliyoruz. Fakat ne yazık ki, filmin omurgasını oluşturan Anna karakteri, Beethoven'ın yanında çok zayıf kalıyor. Onun hislerine tam olarak vakıf olamıyoruz. Evet, bu Anna'nın Beethoven'ı görüş biçimiyle ilgili bir film, fakat o görüşün aktarıldığı gözlerin sahibi olan karakterin yeterince kuvvetli çizilmemiş olması, filmin temelden yıkılmasına neden oluyor. Agnieszka Holland gibi Polonya sinemasının en önemli kadın yönetmenlerinden birinin (ki Kieslowsky'nin "Mavi"si gibi kadın bakış açısı babında bu filmle benzerlik taşıyan bir başyapıtın öyküsüne imza atmış bir isim) damgasına sahip olan bir filmin en zayıf yönünün kadın karakter olması. Sonuçta ancak Diane Kruger'ın görece incelikli oyunculuğu sayesinde Anna'ya dair bir fikir sahibi olabiliyoruz.

    Son kertede, Beethoven'ı Anlamak'ın, bir müzik tanrısını 'insan'a dönüştürürken, Anna'nın onu yücelten bakışıyla 'müzik tanrısı' mitini yeniden kurarak kendisiyle çelişen bir pozisyona düştüğünü de belirtmek gerekiyor. Bu yüzden filmin ele aldığı konuyu Hollywood-vari bir şekilde romantize etmekle, gündelik ve banal deneyimlerin üstünü romantik perdeyi kaldırmak arasında kaldığını, bu ikisi arasında tutarlı bir tercih yapamamaktan mustarip olduğunu söyleyebiliriz.

  12. #102
    Üye
    ayhan yarıcı Avatarı

    Gerçek Adı
    ayhan yarıcı
    Üyelik Tarihi
    24.01-2005
    Son Giriş
    19.11-2015
    Saat
    19:06
    Yaşadığı Yer
    ADAPAZARI
    Mesaj
    76
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BİR
    İsmail GÜNEŞ filmi
    " SÖZÜN BİTTİĞİ YER "

    “babacık yoruldum uçamıyorum…”

    BİR BABANIN ÇARESİZLİĞİ
    Hayattaki tek varlığı olan oğlu Umut’u geçindirebilmek için ibişlik ve palyaçoluk yapan Turgut, aldığı haberle yıkılır. Oğlu lösemiye yakalanmıştı. Umut’un tedavisi için çırpınırken, evi terk eden eşinin dönmesi işleri karıştırır. Oğlu için son bir fedakârlık yapması gereken çaresiz babanın mücadelesini anlatan Sözün Bittiği Yer, 4 Mayıs’ta vizyona giriyor.

    İstanbul’da okullarda ibişlik ve palyaçoluk yaparak hayatını kazanmaya çalışan Turgut, anne şefkatinden mahrum bir şekilde büyüyen oğlunun hayattaki tek varlığıdır. En büyük hedefi dizi oyunculuğu olan Turgut, bir gün bir okulda gösteri yaparken oğlu Umut’un öğretmeninden gelen bir haberle sarsılır. Umut hastaneye kaldırılmıştır ve lösemiye yakalanmıştır. Turgut, artık bütün mesaisini oğlunu kurtarmaya adar.

    Bu sırada, anneliğe hazır olmadığı için oğlunu bebek yaşta terk eden maceraperest Simay, uzaklardan çıkagelir ve hastalanan oğluyla ilgilenmeye başlar. Turgut, Simay’ın ilgisinden ümitlenirken, Simay da kendisi gibi maceraperest ruhlu bir mirasyediyle birliktedir. Umut’un öğretmeni ise güneydoğuda şehit olan eşine çok benzeyen Turgut’un yaşamıyla kendi yaşamı arasında kurduğu paralellikle bu ailenin yardımına koşar. Turgut, oğlu için verdiği mücadelede yalnız olmadığını görünce moral bulur. Ama onu bir sürpriz beklemektedir. Hayatın acımasızlığına karşı sevgi ve azimle mücadele eden Turgut’un son bir fedakârlık yapması gerekmektedir.

    BİR BABANIN DUYGU YÜKLÜ MÜCADELESİ
    Mehmet Özgür (Turgut), Yasemin Balık (Simay), Volkan Severcan (Süleyman), Elif Sümbül Sert (Ülker) ve küçük oyuncu Okan Tangücü’nün (Umut) başrollerini paylaştığı Sözün Bittiği Yer, bütün hayatını oğluna adamış bir babanın duygu yüklü serüvenini işliyor. Yönetmenliğini İsmail Güneş’in yaptığı, senaristliğini ise Ömer Faruk Binpınar ile İsmail Güneş’in paylaştığı Sözün Bittiği Yer’in yapımcısı ise Mehmet Güneş.

    LÖSEMİYE DİKKAT ÇEKİYOR
    Bir babanın yaşadığı dramı duygu yoğunluğu içinde anlatan film, lösemi hastalığına da dikkat çekiyor. Kamuoyunun lösemi konusunda bilinçlendirilmesi gibi bir misyonu da üstlenen filmine gerek senaryo, gerekse çekim aşamalarında Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı ve Prof. Dr. Bülent Zülfikar büyük destek verdi.

    İSMAİL GÜNEŞ’İN ONUNCU FİLMİ
    Sözün Bittiği Yer, geçtiğimiz yıl çektiği “The İmam” adlı filmi ile dikkatleri üzerine çeken yönetmen İsmail Güneş’in onuncu filmi. 1961 Samsun doğumlu İsmail Güneş, sinemaya 1976’da “Karanlık Bir Dönemdi” adlı kısa metrajlı filmle adım attı. Bu filmiyle 1982’de kısa film dalında İFSAK tarafından “En iyi film” ödülüne layık görüldü. Güneş’in diğer filmler şöyle; Gülün Bittiği Yer (1999-52. Internasyonal Salerno Film Festivali İtalya Cumhurbaşkanlığı Ödülü), Beşinci Boyut (1993-47.Internasyonal Salerno Film Festivali En İyi Film Ödülü), Çizme (1991-Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Yönetmeni ve Filmi Ödülü), Küçük ve Sonsuz Yürek (1990), Ateş Böceği (1988), Biz Doğarken Gülmüşüz (1987) ve Gün Doğmadan (1986-Kültür ve Turizm Bakanlığı Başarı Ödülü ve Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Filmi Ödülü.)

    OYUNCULAR
    Türk sinemasının ünlü isimlerinden merhum Macit Flordun’a ithaf edilen filmin oyuncu kadrosu da zengin. Ahmet Özhan, Tardu Flordun, Ezel Akay, Bilgehan Birincioğlu, Tolga Tibet ve Aslıhan Güner’in konuk oyuncu olarak rol aldığı filmin diğer oyuncuları ise şöyle; Mehmet Özgür (Turgut), Yasemin Balık (Simay), Volkan Severcan (Süleyman), Elif Sümbül Sert (Ülker), Okan Tangücü (Umut), Fatih Ayhan (Çağatay), Mehmet Çepiç (Yönetmen), Ahmet Yenilmez (Taksici Samim), Emin Gürsoy (Bakkal İsmail), Mustafa Şimşek (Doktor), Alay Cıhan (İdris), Pınar Gülmez Boyar (Demet), Ahmet Fadıl (Nuri), Zekeriya Karakaş (Han Bekçisi), Levent Aykul (2. Yönetmen) ve Yakup Konca (Mahalleli).

    KÜNYE
    Tür: Dram
    Gösterim Tarihi: 4 Mayıs 2007
    Yönetmen: İsmail Güneş
    Yapımcı: Mehmet Güneş
    Senaryo: İsmail Güneş / Ömer Faruk Birpınar
    Görüntü Yönetmeni: Baybars Tekin / Ahmet Bayar
    Müzik: Murat Özdemir
    Yapım: Mehmet Güneş (İstanbul Güneşi Sanat Ürünleri Film Şirketi)
    Yıl: 2007
    Süre: 110 dk.


    Web: www.sozunbittigiyer.net

  13. #103
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:27
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.883
    Alınan Beğeniler
    940
    Verilen Beğeniler
    1.233

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben X

    51Ob2LfL9KL. SL500 AA240  - Engelliler.Biz Sinema Kulübü

    Directed by: Nic Balthazar (2007)
    Genre: Drama
    Runtime: Belgium: 93 min
    Awards: 6 wins
    Cast (first 5): Greg Timmermans, Laura Verlinden, Marijke Pinoy, Pol Goossen, Titus De Voogdt

    Adını Flamanca’da “Ben Bir Hiçim” anlamına gelen “Ik ben iks” deyiminden alan “Ben X”, otizm hastası olan Ben’in çevresiyle olan uyum problemlerini ele alıyor.

    Hiçlik, hiçbir şey olmak nasıl tanımlanabilir ki? Bunu izleyicilere nasıl tarif edebilir, bu duyguyu kendileri yaşıyormuşçasına nasıl hissettirebilirsiniz ki? Etrafınızda çevrenizde gördünüz mü böyle birini? Ya da bu tip bir insan dikkatinizi çekti mi? Son derece etkileyici bir film ortaya çıkarmış hem hikâyenin yazarı, hem de yönetmeni olan Nic Balthazar. Sinema diliyle toplumsal bir olguya, vakıaya hatta tam da yaşanan bir şeye dikkat çekmiş.

    Hikâyenin kahramanı olan Ben (Greg Timmermans), okulunda ve derslerinde gayet başarılı, ancak otistik rahatsızlığı sebebiyle asosyal bir kişiliktir. Başkalarıyla iletişim kurabildiği tek ortam “World of Warcraft veya Knight Online” tarzı bir oyun olan “Archlord” ‘dur. Ailesiyle, öğretmenleriyle ilişkilerinde oldukça uysaldır. Gündelik hayatta bocalamamak için elinde video kamerası ile diğer insanların birbirlerine olan davranışlarını kopyalamakta ve taklit etmeye çalışmaktadır. Kopyalayamadığı veya daha önce karşılaşmadığı sorunların çözümlerini ise hayatının bir parçası olan “Archlord” isimli oyundaki senaryolar üzerinden çözebileceğini hayal etmektedir. Ben, kendine yarı gerçek, yarı sanal bir dünya kurmuştur. Ama arkadaşları onun içinde bulunduğu rahatsızlığı anlamaktan ve Ben’in hayatını kolaylaştırmaktan uzaktır. Bilakis onu alaya almakta ve itip kakmaktadırlar. Adeta Ben’in hayatındaki tek dostu oyundan arkadaşı olan ‘Scarlite’ (Laura Verlinden). Aynı zamanda Ben’in en büyük destekçisi ve şifacısıdır.

    Bu tarz psikolojik sorunları olan insanların hikayesini anlatan, ‘Forrest Gump’, ‘I am Sam – Benim adım Sam’ ve Oscar ödüllü ‘A Beautiful Mind – Akıl Oyunları’ ile kıyaslandığında daha gerçekçi bir hikaye ile karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. Forest Gump’ta zekâ yaşı düşük birinin verdiği mücadele anlatılmaktadır. I am Sam’de ise yine çok etkileyici bir hikâye ile karşı karşıyayız, ancak öncelikle vurgulanan zekâ seviyesi düşük bir baba ile kızı arasındaki aile bağları. A Beautiful Mind ise biraz daha fazla BenX ile benzerlikler taşıyor. Nobel ödüllü Matematik profesörü John Forbes Nash’in hayatını anlatan filmde şizofreni ile olan mücadelesi ve kendini yönlendiren hayali dostlarıyla yaşamayı öğrenmesi anlatılıyor. Ben X’de sonunda en büyük destekçisi ve aynı zamanda şifacısı olan ‘Scarlite’ ın gerçek mi? Yoksa hayal mi? Sorusunun cevabını izleyiciye bırakıyor.

    Filmin başında çıkan bir cümleye göre gerçek hayatta yaşanan bir olaydan sinemaya uyarlanmış. Filmin yönetmeni, Belçika’nın Gent şehrinde, liseli bir gencin Gravensteen sarayından atlayarak intihar etmesini konu alan bir gazete haberinden yola çıkarak çocuğun ailesi ile görüşmüş ve kalıcı bir şeyler yapmak için önce romanını yazmış ve sonra da filmi çekmiş. Aynı zamanda yönetmenin kendi romanından uyarladığı ilk filmi. Geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali’nde FIBRESCI ödülünü almış. Montreal Film Festivali’nde de ‘Grand Prix’ ödülünü kazanmış.

  14. #104
    Üye
    Dante Avatarı

    Gerçek Adı
    Dante Alighieri
    Üyelik Tarihi
    04.04-2003
    Son Giriş
    08.06-2015
    Saat
    03:29
    Yaşadığı Yer
    araf
    Mesaj
    812
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yakın zaman önce fragmanını gördüm Ben X'in konusu itibariyle çok merak ettim doğrusu. Archlord adlı Roleplaying oyununu da ücretsiz olarak dağıtmaya başladıklarını görünce hemen download ettim. :P

    Filmi izleyen olur da oyunu merak ederlerse olursa eğer şu adresten ücretsiz olarak temin edebilirler. http://www.archlordgame.com/

  15. #105
    Üye
    H.P Avatarı

    Gerçek Adı
    Fatih
    Üyelik Tarihi
    23.10-2003
    Son Giriş
    17.05-2014
    Saat
    21:02
    Yaşadığı Yer
    Malatya
    Mesaj
    193
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    BenX etkileyici bir sonla bitiyor. İzlemenizi, izletmenizi öneririm.




Sayfa 7 / 14 İlkİlk ... 34567891011 ... SonSon