Sayfa 1 / 2 12 SonSon
Toplam 23 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Sakatlık Çalışmaları
    Mehmet Ortakaya Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    21.07-2013
    Son Giriş
    05.06-2014
    Saat
    23:20
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    1
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Mehmet Ortakaya

    Bir şeye karşı mücadele ediyorsak, onun ne olduğu hakkında açık ve net bir görüşe de sahip olmalıyız. O yüzden dilerseniz işe öncelikle “ayrımcılık” kavramını tanımlayarak başlayalım.
    Genel bir tanım şöyledir: “Ayrımcılık; bireylere, ait oldukları ya da öyle algılandıkları toplumsal grup temelinde, toplumun genelinden daha kötü yapılan önyargılı ve/veya dışlayıcı davranıştır.”[1] Bu tanıma göre örneğin işçilerin % 50’sinin kayıt dışı çalıştığı bir ülkede, belli bir etnik ya da mezhepsel gruptan gelenlerin % 90’ı kayıt dışı çalıştırılıyorsa, ya da örneğin işsizlik oranının % 10 olduğu bir ülkede sakatların % 70’i işsizse, orada bu toplum kesimleri aleyhine ayrımcılık yapıldığı açıktır.

    Sakatlara yönelik ayrımcılığa geçersek:

    Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinde şöyle yazar: “’Engelliliğe dayalı ayrımcılık’ siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alandaki tüm insan hak ve temel özgürlüklerinin diğerleri ile eşit bir şekilde kullanılması veya bunlardan yararlanılması imkanını ortadan kaldıran veya bunu engelleyen her türlü ayrımın, dışlamanın veya kısıtlamanın engelliliğe dayalı olarak yapılmasıdır.”

    Daha özelleşmiş ve sınırlı bir tanımı 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Ayrımcılık” başlıklı 122. maddesinde buluruz. Buna göre; “1) kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, özürlülük, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yaparak; a) Bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya bir hizmetin icrasını veya hizmetten yararlanılmasını engelleyen veya kişinin işe alınmasını veya alınmamasını yukarıda sayılan hâllerden birine bağlayan, b) Besin maddelerini vermeyen veya kamuya arz edilmiş bir hizmeti yapmayı reddeden, c) Kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen, kimse hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.”

    Okuyucunun sabrına sığınarak alt alta sıraladığım bu ansiklopedik ve hukuksal tanımlardan, ayrımcılığa karşı mücadele için çıkarılması gereken önemli bir sonuç vardır: Genel olarak ayrımcılık ve özel olarak da sakatlara yönelik ayrımcılık hukuka aykırı, hatta bazı durumlarda suçtur. . Öyle olunca da ayrımcılık yapan kişi ya da merci hiçbir zaman “ben ayrımcılık yapıyorum “demez. Onun yerine, sakatlar söz konusu olduğunda, kişinin falanca işin ya da filanca sorumluluğun üstesinden gelmede, sakatlığı yüzünden yetersiz kaldığı/kalacağı, bu nedenle kendisine farklı davranıldığı ileri sürülür. Sakatlara yönelik ayrımcılık neredeyse istisnasız biçimde bu savunma şemasının eşliğinde yapılıp haklılaştırılır. Bu nedenle sakatların sakatlıkları gerekçe gösterilerek maruz kaldıkları eşitsizlik yaratan uygulamalar karşısında, kural olarak ayrımcılık yapıldığı kabul edilmeli ve ilgili kişi ya da merciden bu kabulü (karineyi) çürütecek güçlü gerekçeler ve somut kanıtlar sunması istenmelidir.

    Fakat Türkiye’deki uygulama bunun tam tersi yöndedir. Teslime Tablacı davası gibi birkaç ayrıksı durum bir yana bırakılırsa uygulama, sakat kişinin sakatlığı yüzünden karşılaştığı eşitsizliklerin makul ve meşru görülmesi yönündedir. Emine Ortakaya/İzmir Valiliği davasında olduğu gibi, yargı organları ayrımcılığa uğrayan sakat bireyin fiziksel mekana ya da işin koşullarına uyumu için gereken önlemlerin alınıp alınmadığına bakmaksızın, soyut yetersizlik iddiasını başkaca bir delil incelemesi yapmadan kabul edebilmektedir. Sakatlara yönelik ayrımcılık karşısında uluslararası ve ulusal hukuk düzeylerinde kabul edilen düzenlemeler, belli ki basılı oldukları kağıtlardan ya da sanal ortamlardan çıkıp gerçek yaşamın içerisine nüfuz etmenin uzağındadır.

    Niçin böyledir peki? Apaçık yasal düzenlemelerin bile üstesinden gelemediği, toplumun hemen her kesiminden insanların üzerinde sessizce anlaşıp yaşamın her alanında uyguladığı bu ayrımcılık olgusunun temelinde yatan nedir?

    Toplumun yaygın estetik yargılarınca kabul görmemekten tutun da, egemen kültürün tarih öncesine kadar uzanan köklerine kadar, hepsinde de ciddi haklılık payı olan pek çok açıklama yapılabilir. Üzerinde pek durulmayan konu ise, çalışma etkinliği ya da kavramı ile sakatlık olgusu ve buna bağlı ayrımcılık arasındaki ilişkidir.
    İlerleyebilmek için bir soru daha soralım: Sakatlık yaşam deneyimi açısından ne anlama gelir? Bu soruya da farklı yanıtlar verilebilir; benim öncelikli yanıtımsa, sakat olmanın yaşamak için, daha fazla çalışmak anlamına geldiğidir.

    Kendi sakatlık grubumdan, körler alanından, sıkça başvurduğum bir örneği vererek meramımı anlatmaya çalışayım: Gören biri bir masanın üzerindeki bardağı ararken şöyle bir bakar, elini uzatır ve alır onu; görmeyeninse masayı didik didik ve çok dikkatli biçimde eleriyle araştırması gerekir. Dikkatli olunmalıdır; çünkü uygunsuz bir dokunuş, aranan bardağın devrilmesiyle sonuçlanabilir. Gören birinin birkaç saniyede yaptığı bir işi görmeyen bir insan belki bir dakikasını harcayarak yapmış olur. Gösterilen çabanın ve geçirilen zamanın toplamı olarak görmeyen insanın çalışmasındaki fazlalık açıktır. Çok daha çarpıcı örnekler bütün sakatlık gruplarından verilebilir; ancak uzatmamak için bu kadarı yeterlidir.

    Ne ki sakat bireyin kişisel çabası da yetmez, bunun yanında mutlaka belli bir toplumsal emeğin, emek ürününün ve destekleyici, dayanışmacı ilişkilerin de bu çabaya eklenmesi gerekir. Örneğin yürüme sorunu olmayan biri için bir çift ayakkabı yeterlidir, yürüyemeyen biri içinse tekerlekli sandalye gerekir; gören birinin gardırobundaki tişörtün rengini görebilmesi için bir tutam gün ya da ampul ışığı yeterlidir, görmeyeninse bir renk okura ya da gören birinin görsel desteğine gereksinimi vardır.

    Böyledir: çünkü; insanların büyük çoğunluğu sakat değildir ve dünya onlara göre düzenlenmiştir. Sakatlarsa en kalabalık oldukları yerde bile azınlıktadır. Üstelik, çeşitli sakatlık türlerine ve derecelerine göre, somut gereksinmeleri hayli farklılaşmış heterojen bir azınlıktır bu. Öyle olunca da, farklı yeti yitimlerinin yol açtığı kayıpları gidermek için, farklı teknolojik donanımların edinilmesi gerekir. Teknolojiye erişimin olamadığı yerde; canlı insan dayanışması ve ilişkisi devreye girmelidir. (Demin verdiğim renk okur ya da onun olmadığı yerde gören birinin görsel yardımı örneğinde olduğu gibi.)

    İçinde yaşadığımız toplumun sosyoekonomik düzeni kapitalizmdir. Topraktan suya, emekten umuda, sağlıktan sevgiye aklınıza ne gelirse her şeyin metalaştığı, yani paraya çevrilebildiği ve para karşılığı olduğu bir düzendir bu. Öyle olduğu için çalışmanın ilkesi de bireysel çıkar ve onun ölçüsü olan paradır doğal olarak. Kimi açlıktan ölmemek için emeğiyle çalışır, kimi hesapsız servetlerin ve kârların sahibi olmak için başkalarını çalıştırır. Ancak birileriyle ya da birileri için bir şeyler yapma anlamında, yani en geniş anlamıyla çalışma, her durumda kişisel yararın ölçüsü ve koşulu olan para içindir.

    Sakatlara yönelik ayrımcılığın maddi temeli ya da “ekonomi politiği” tam da bu aşamada belirir. Çünkü sakatlarla birlikte veya onlar için çalışmak kazandırmaz ya da en azından yeterince kazandırmaz. Özel sektör işvereni açısından; piyasalar kalifiye, ucuz ve bol “sağlam” emeğiyle dolup taşarken, görece daha pahalı ve buna karşılık “kullanım alanı” görece daha sınırlı sakat emeğini tercih etmek için bir sebep yoktur. İşin içinde özel sektörün “vitrin güzelliği” saplantısı da vardır kuşkusuz; ama sonuçta o da müşteri memnuniyeti anlayışıyla ilgilidir. Rahatına düşkün, ürkek ve tutucu bürokratın gözünde, gayet alışık olduğu “normal” personelin dışında, beraberinde yeni uygulamaları da getirmesi gereken sakat personel istihdamı karşılığı ödenmeyen fazla mesai ve dolayısıyla bir angaryadır..
    Kişisel çıkar ilkesinin üzerinde yükselen bu ruhsal ve zihinsel biçimlenişin ekonomi dışı insan ilişkilerini de peşinden sürüklediği görülmektedir. Kendi yavrusunu yeryüzündeki diğer tüm çocuklardan daha çok önemseyen ve sevgisini sunarken aynı zamanda eşsiz bencillik örnekleri de sergileyen öğrenci velisinin, yeni atanmış sakat öğretmene şans tanımak için bir sebebi yoktur. Aynı veli, çocuğunun sınıfında düzen değişikliğine yol açıp başarısızlık tehlikesi yarattığından korktuğu sakat öğrenciyi de istemeyecektir. Aşkı, sevgiyi, sevgili için emek harcamaktan çok, bireysel gereksinimlerin doyurulması olarak gören gencin, sakat bir sevgili ve hele de eş adayının peşinden koşması olacak iş değildir. Apartmanlarının ortak kullanım alanlarında tadilat yaptırarak huzurlarını kaçıracağından korktukları ortopedik özürlü komşularını, pek de güler yüzle karşılamayan kat malikleri için de aynı durum geçerlidir.

    Toparlayarak özetleyelim: Sakatlara yönelik ayrımcılığın temelinde; gereksinilen toplumsal destek ve dayanışma ile, bu desteğin ve dayanışmanın içini boşaltan kişisel çıkar ve kazanç güdüsü arasındaki çelişki yatmaktadır. Bu çelişkinin, sakatlar tarafından yeterli ödeme yapılarak çözülmesi olanaksızdır; çünkü sakatların büyük çoğunluğunun ödeme gücü yoktur. “Devlet ödesin, yani sübvanse etsin” demenin de sınırları vardır. Yığınla insanın piyasaların insafına terk edildiği ve gündelik yaşamda insanın, insanın kurduna dönüştüğü bir toplumda sakatlara niçin farklı davranılması gerektiğini açıklamak kolay değildir.

    Öyleyse ayrımcılığın kökünün kazınmasının önkoşulu, çalışmanın ve genel olarak tüm insani etkinliğin temelinde yatan kişisel çıkar güdüsünün, bireysel yeteneklerin geliştirilmesi ve toplumun ortak iyisinin gerçekleştirilmesi amacı ile değiştirilmesidir. Bu doğrultuda yeni bir toplumsal ahlak oluşmadıkça ve onun temsilcisi yeni insan etkinlik kazanmadıkça, bir değil milyon yasa da çıksa fark etmez. Belki ayrımcılık belli oranlarda azalır, en kaba saba örnekleriyle ortadan kalkabilir; ancak daha “incelikli” ve sinsi biçimleriyle sürüp gider. Gelişmiş Batılı ülkelerde yaşanan da budur.

    Ne var ki egemen sosyoekonomik ilişkiler geçerli olduğu sürece böylesi bir değişim gerçekleştirilemeyecektir. Öyleyse yazımızın başlığındaki soruya cesaretle ve açıklıkla yanıt verebiliriz: “Sakatlara yönelik ayrımcılıkla mücadeleye damgasını vuran ilke anti kapitalizm yönelimi olmalıdır

    Bu anti kapitalizm yöneliminin içeriği, mücadele yöntem ve araçları, somut siyasal hedefleri hem yazımızın hem de tartışmamızın konusu dışındadır ve öyle de kalmalıdır. Önemli olan, sakatların zihinlerinde, sorunlarının piyasanın mantığı ve koşulları içerisinde kalınarak çözülemeyeceğine ilişkin genel bir kanının belirmesidir. Daha fazlası siyasal düşüncelerin ve mücadelelerin işidir. Demokratik ve kitlesel bir sakat hakları mücadelesinin görevi ise, içerisindeki bu düşünsel ve siyasal farklılıkları, ayrışmaların ve çatışmaların sebebi olmaktan çıkartıp, ortaklaşmaların ve kendi zenginliğinin konusu durumuna getirmektir.

  2. #2
    Yasaklı Üye
    berkemeteatasoy Avatarı

    Gerçek Adı
    MURAT DOĞAN
    Üyelik Tarihi
    03.05-2011
    Son Giriş
    30.08-2017
    Saat
    21:13
    Yaşadığı Yer
    MARDİN-MİDYAT
    Mesaj
    734
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    merhaba.bende şirkette sırf genel görüntüyü bgozduğumdan bedensel engelli oluşumdan kaynaklanan ayrımcılıklar yaşıyorum..sağlam arkadaşlar aynı bölümde çalıştıklarımız mesai saatlerinde gittikleri işle ilgili lüks yerlerdeki toplantılara engelli olanları almazlar..aralarına yakıştıramazlar..bi arkadaşım vardı kendisi gibi engelli biriyle evlendi..memleketlerine gidince kaynanası gelinden utandı onla bi yere gitmediler yürümesinde aksadığı için..valla onu bilmem engelli olmak bile ayrımcılık..kader bizi ayırdı elimizden ne gelir..ŞUNU DUYDUM..ALLAH ACIMAMIŞ BİZ NEDEN ACIYALIM..VURUN ENGELLİYE..

    Ya biz Utanma Engelliler!..-HINCAL ULUÇ-Sabah - 01 Ağustos 2013

  3. #3
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    18:21
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.906
    Alınan Beğeniler
    948
    Verilen Beğeniler
    1.237

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu yazıyı okuyunca Matthias Vernaldi'nin Ütopya nerede: 'Aksaklık'ta başlıklı yazısı geldi aklım (bkz: sakatlık çalışmaları blogu).

    Herkesi dibe çekmeye çalışan sağlambedenlillerin neoliberalizmine direnmeliyiz! "Fırsat verilse bizler de yapabiliriz" demek, neoliberalizmin "herkes havuca koşsun" tuzağına düşmek demek. Kapitalizm bu kadar kudurganken ne sakatların ayrımcılığa maruz kalması engellenebilir, ne de tüm insanlığın/canlıların rahat, gelecek kaygısı olmadan huzurlu bir şekilde yaşaması mümkün olabilir. Yavaşlatılmış bir hayat, dizginlenmiş bir tüketim alışkanlığı ve herkesin ihityaçlarına göre taksim edilmiş bir ekonomik düzen sadece sakatların değil, herkesin mutluluğu demektir.

    Sakatlık mevzuunu düşünmek, böylesi bir ütopyanın görünür olmasını da sağlar. Yukarıda andığım makale çok güzel özetliyor:

    "Eğer artık yeni bir ütopyaya ihtiyacımız varsa, belki de o kudreti, bağımsızlığı, güç ve sefayı idealize eden değil, ilgi merkezine incinebilirliği, kudretsizliği ve güçsüzlüğü koyan bir ütopya olmalı. Gelecekte, bugüne dek olduğundan çok daha fazla insan yaşlı, yardıma muhtaç ve sakat olacak. Sakatlık ve kronik hastalık daha şimdiden herkesin yaşam ufkunda var. Yine de bu gibi ön-teşhisler bize kasvetli, karanlık geliyor. Yeni bir ütopyanın ışığı altında bunlar da aydınlanacak."

  4. #4
    Üye
    ist01 Avatarı

    Gerçek Adı
    fikret
    Üyelik Tarihi
    01.11-2011
    Son Giriş
    08.12-2017
    Saat
    10:08
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    309
    Alınan Beğeniler
    7
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    valla türkiyenin her yerinde ayrimcilik var ben bunu yaşadığım ilçede çok net gözlemliyorum ve ne yazikki elimden bişe gelmiyor nekadar sikayet etsemde boş çünkü oturduğum ilçede okadar çok yobaz varki bunları gördükçe evden çıkasım gelmiyor sağlamlar kusura bakmasınlar cok benciller düşünün yaz geldi havalar sıcak millet denizlere plajlara havuzlara gidiyor bizler bir ağacın gölgesine birakılıyoruz örnek istanbuldaki plajlar engelliler için faiciya gibi koskoca büyük şehir metropol sözde ama aciz bir sehir bana göre...

  5. #5
    Üye
    bordobereli35 Avatarı

    Gerçek Adı
    Müjdat Acaroglu
    Üyelik Tarihi
    30.01-2012
    Son Giriş
    10.04-2014
    Saat
    04:02
    Yaşadığı Yer
    balikesir
    Mesaj
    30
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ayrimcilik en basta YASALAR da basliyor kardesler!!!Kafalar SAKAT kafalar!AVRUPADA bir baksaniz ÖZÜRLÜ,ENGELLI haklarina "AYRIMCILIK" nasil yapiliyor memlekette!Hani bir ara bakan hanim ve usaklar pasta,börek,cay v.s ile resimleri vardi???ENGELLI haklariyla ilgili düzenlemeler yapilacakti??? hep uyutma taktikleri!!!Yukarida yazilan yazilar sadece raflarda kalmakla ibarettir kardesler!Hele T.C de varyansin!!!Zihniyet bozuk Eger ben bugün bir bakan olsam AVRUPA MUSTETABATINA uygun KANUN cikarirdim ENGELLILER icin!Aslinda zor bir is degildir!Eeeee bizim bürokratlar keyfe keder Ne kadar serzeniste bulunursak bulunalim hec bi şey olmaz!!!Böyle gelmis böyle gider... SAYGILAR...

  6. #6
    Üye
    Levent54 Avatarı

    Gerçek Adı
    Levent Karagöz
    Üyelik Tarihi
    19.03-2008
    Son Giriş
    11.12-2017
    Saat
    00:22
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    487
    Alınan Beğeniler
    26
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hınçal Uluç'un yazısı harika, bende ayni duyguyu Barselonada yaşadım. Gerçekten pozitif ayrımcılığı orada gördüm. Bizde ne zaman olur, bilmem, yazmaya devam !!!!
    bizde ulaşım bedavamı olsun %50 indirimlimi olsun diye bekliyoruz, ama o taşıtlara nasıl ulaşacağız, nasıl bineceğiz onu hiç düşünmüyoira indirim yapmak kolay ama alt yapıyı düzenlemek zor, insanları eğitmek zor, yaptırım koymak hele hele ınları uygulamak daha da zor.

  7. #7
    Üye
    mayhan2515 Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    17.02-2010
    Son Giriş
    03.11-2016
    Saat
    11:01
    Yaşadığı Yer
    Dünya
    Mesaj
    241
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    9

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    S.a iyi'de kardeşim biriniz topu Hükümet'e atmış diğeriniz inanca bir diğeriniz ise (inancı zayıf olmalı ki böyle yazmış)' Allah vurmuş sende vur engelli ye' Bir kere arkadaşlar Allah kuluna asla ve asla zulmetmez etmediği gibi birbirimizi hayrı ve hakkı emreder ama gel gör ki insanoğlu ! dur düzeni bozan (Habil ile Kabil misali) Ama şu var ki bizlerde biraz dürüst olalım hak aramasını bilmeden hakkın savunucusu kesilmişiz hepimiz asıl sorun nerde onu bulmalayız ! Sorun kanunlarda mı yoksa insanların bakış acısında mı (!) nerde önce bu bir irdeleyelim !!Buradan siz değerli arkadaşlardan naçizane isteğim her şeyi yoktan var eden istese idi herkesi ama istinasız herkesi dilediği gibi yaratırdı. Ama o zaman gözlerimizden bir açıyı kaçırmış olursunuz oda "İMTİHAN" ' dayız arkadaşlar.. Bu bilip buna göre hayatımıza yön vermeliyiz diye düşünüyorum!? Ve ayrıca bakıyorum da editörüne kadar bir çoğu sanki yerli kaynak yokmuş gibi ve sanki ülkemizde çare/kaynak kalmamış gibi yabancı (ithal)! kaynaklardan örnek vermişler buda ayrıca tartışılması gereken bir konu!! Herkese saygılar...Her şey gönlünüzce olsun ama....

  8. #8
    Üye
    nehirsu Avatarı

    Gerçek Adı
    nil
    Üyelik Tarihi
    14.09-2013
    Son Giriş
    30.06-2017
    Saat
    21:26
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    16
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    mehmet bey söylediklerinize kelimesi kelimesine katılıyorum. ancak çözüm noktasında engellilere düşen görev nedir? başarılı olmak, kendini topluma kan kamu kuruluşunda çalışıyorum 17 yıllık memurum yeni gelen müdürüm biraz önyargıyla biraz doldurmayla bizim canımızı sıktı bende sonunda bir üst amire şikayette bulundum. şimdi ortalık duruldu ama bunlar çözüm değilki.ıtlamak falan işin sadece ayrıntı kısmı sanki. bende bir

  9. #9
    Üye
    nehirsu Avatarı

    Gerçek Adı
    nil
    Üyelik Tarihi
    14.09-2013
    Son Giriş
    30.06-2017
    Saat
    21:26
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    16
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    fırsat beklemek diye birşey kabul etmiyorum daha nekadar ve neyi bekleyeceğiz?

  10. #10
    Üye
    mayhan2515 Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    17.02-2010
    Son Giriş
    03.11-2016
    Saat
    11:01
    Yaşadığı Yer
    Dünya
    Mesaj
    241
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    9

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Evet mesela (size karşı yapılan olaya) konuya nerden yaklaşacağınızı bilmiş ve hakkınızı aramaya başlamışsınız . ayrıca Herkes ama herkes kendisine veya yakınındakine yapılan haksızlığa tepki verirse usulüne uygun görüceksiniz çok şey değişecek bu ülkede...

  11. #11
    Üye
    nehirsu Avatarı

    Gerçek Adı
    nil
    Üyelik Tarihi
    14.09-2013
    Son Giriş
    30.06-2017
    Saat
    21:26
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    16
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    mayhan2515;

    size karşı yapılan olaya konuya nerden
    ama neyazıkki böylede olmuyor mehmet bey. engelliler bile hakkını aramaktan çoğukez yoksun. çalıştığımız yerde 4 engelliydik ve ben tek başıma savaş verdim aslında bu çok ac neyi kime anlatacaksın sorusunu uyandırdı bu bende. sanki kendimize bile bişeyleri anlatamamışız hal böyleyken bu bilinçsiz topluma neyi nekadar anlatabiliriz ve ne yoldan anlatabiliriz? bunlar gerçekten kafamı kurcalıyor. saygılarımla

    ı.yaklaşacağınızı bilmiş ve hakkınızı aramaya başlamışsınız . ayrıca Herkes ama herke

  12. #12
    Üye
    mayhan2515 Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    17.02-2010
    Son Giriş
    03.11-2016
    Saat
    11:01
    Yaşadığı Yer
    Dünya
    Mesaj
    241
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    9

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ama her zaman bananeci olmamak lazım diğerleri hakları aramasalar bile günün birinde pişman olurlar siz doğru bildiğinizden şaşmayın.. gerisi gelir.

  13. #13
    Üye
    nehirsu Avatarı

    Gerçek Adı
    nil
    Üyelik Tarihi
    14.09-2013
    Son Giriş
    30.06-2017
    Saat
    21:26
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    16
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    mayhan2515;

    kendi adıma asla bananeci olma ama daha kitlesel daha kurumsal savaşımlara gereksinim var ve bu konudada neyazıkki oldukça zayıfızm

  14. #14
    Üye
    mayhan2515 Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    17.02-2010
    Son Giriş
    03.11-2016
    Saat
    11:01
    Yaşadığı Yer
    Dünya
    Mesaj
    241
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    9

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    nehirsu;

    Haklısınız ama ilk olarak kendimizdin başlayıp durumu daha ilerı ye gitmesi ve geniş anlamda sonuç vermesi tabi he demeyle olmuyor.. unutmayın Hz İbrahimin (a.s) ateşe atıldığı esnada karınca ne yapmıştı ? Hatırlayalım.

  15. #15
    Üye
    denizwill Avatarı

    Gerçek Adı
    will
    Üyelik Tarihi
    24.07-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    157
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Ben ayrımcılık olarak değilde ötekileştirmek olarak bakıyorum. Birbirimizi ötekileştirmeden sevemiyoruz. Zengin fakir güzel çirkin hasta kel o bu şu falan filan..... Bizim toplumumuz farkındalıksız ve bu tip şeylerin üstünü örten sorgulamayan bir toplum olma yolunda hızla ilerliyor. Birbirimizi kategorilere ayırmadan sevmeyi ne zaman öğrenicez




Sayfa 1 / 2 12 SonSon