Sayfa 1 / 4 1234 SonSon
Toplam 60 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Sakatlık Çalışmaları
    mineknc Avatarı

    Gerçek Adı
    Mine Ekinci
    Üyelik Tarihi
    12.03-2013
    Son Giriş
    05.07-2014
    Saat
    12:22
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    23
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Site yöneticisinin notu: Gezi ile sakatlık politikaları bağlantısı içermeyen mesajlar başlıktan silinmektedir. Sakatlık dışında sadece Gezi'yi konuşmak isteyen lütfen Cafe forumundaki başlığa yazsın.



    _______________
    Günlerdir sokakta, internette -hatta NTV'nin özür manevrasından sonra haber kanallarında bile- her gün tartışılıyor... Kim bu sokaktakiler, Twitter başındakiler? Nasıl oldu da bir anda meydanlara doluştular? Ne istiyorlar?.. Benim niyetim bu konuyu bir kez de burada tartışmaya sunmak değil, fakat bu son iki haftada Gezi Parkı vesilesiyle dillendirilen ve sakatlar için de çok önemli olduklarına inandığım şikayet ve taleplerden birkaçı üzerine biraz konuşmak. Velev ki tüm bu olanlar örneğin gerçekten de sadece bizi bölmeye çalışan dış mihrakların işi olsun, sokaktaki için de, sokağa çıkmayan için de, çıkmak isteyip de çıkamayan için de şikayet ve talepler üzerinden yapılacak bir tartışmanın başta sakatlar olmak üzere herkes için oldukça değerli olacağına inanıyorum.

    Bu önemli konulardan ilki, kamusal alan ve daha genel olarak da kent üzerinde vatandaşların hak ve söz sahibi olduğu, olması gerektiği konusu. içinde yaşadığımız kentlerle her gün o kadar samimi bir ilişki içindeyiz ve bu ilişkinin kalitesi yasam kalitemizi de o kadar doğrudan etkiliyor ki kentimiz, sokağımız, parkımız üzerindeki tüm sözü bir genel seçimle bir partinin başındaki bir kişinin inisiyatifine bırakmak olacak iş değil. Kentler ile o kentlerde yasayan bireylerin arasındaki bu sıkı ilişkiyi sakatlardan iyi kim anlayabilir? Bu sitede E-Rİ-ŞE-Mİ-YO-RUM diye bas bas bağırmaktan yorgun düşenler sakatlar değil mi? Eğer şehirlerimizde yeni inşa edilen her bina, açılmak istenen her yol ve o yolların üzerine konulacak kabartma yol çizgileri üzerinde bu alanları kullanan ya da kullanması beklenen herkes iş işten geçmeden fikir belirtebilse, birbirinin fikrini dinleyip değerlendirebilse ve son kararı beraber verse sizce bunca sesli ya da sessiz E-Rİ-ŞE-Mİ-YO-RUM çığlığı olur muydu yine ortada? Ancak kenti ilgilendiren kararların kentli tarafından kentte, katılımcı ve şeffaf bir süreçten geçerek alındığı bir siyasi model içerisinde tam erişilebilir kentler bir ütopya olmaktan çıkabilir.

    Özellikle Gezi Parkından polisin çekilmesinden sonra daha da netlesen, Gezi Parkı ve Taksim Meydanı da dahil olmak üzere şu anda bunca meydan ve parkın böylesine dolu olmasında önemli bir etken olduğuna inandığım bir başka sorun ise meydansızlık sorunu, şu derdini anlatamama meselesi. Meydansızlık deyince, yok mu bizim meydanlarımız? Vaar. Ama bir de polis terörü var, meydanları eylemsizleştirme çabası var, meydana çıkanın marjinalleştirilmesi durumu var, tüm bunları aşıp meydanlara çıksanız bile medyanın üç maymunu oynaması gibi yüksek bir ihtimal var, hepsinden de önce zaten evinden meydana erişemiyor olmak var. Şu an Taksim'in her ufak köşesinde ya bir slogan yazılı ya da bir bayrak asılıysa, her taraftan birileri bir şey haykırıyorsa, bu ancak bu ortamda kendilerine yıllar sonra sözlerini rahat rahat söyleyebilecekleri bir meydan bulabilmiş olmalarından ötürü olsa gerek. Eğer meydan, bir karşılaşma yeri demek ise, Taksim Meydanı bu anlamda yıllardan beri ilk defa gerçek bir meydan. Çok uzun zamandır herkesin bir derdini anlatmaya çabaladığı bu mekan herkesin birbirini, birbirinin talebini ve derdini ıskaladığı bir yer iken simdi herkesin bir şey söylediği ve her lafın mutlaka bir dinleyici bulduğu bir meydan oldu. Sizce bu kendini, şikayetini, talebini anlatabileceği yerlere ve birileri tarafından dinlenmeye sakatların da en az orada bağırmaktan sesleri kısılmış gruplar kadar ihtiyacı yok mu? Ne isteyip ne istemediğimiz hep bir başkasının ağzından mi çıkmak, bize düşen rol de onları sadece kendi evimizde alkışlamak ya da yuhalamak mı olmak zorunda?

    Sonra, şu dil, şöylem konusu var. Ayrıştırıcı, dışlayıcı bir dille seslenilmekten, bu dilin siyasi arenadan topluma doğru da dalga dalga yayılmasından şikayet ediyor Gezi'dekiler. Kürt'ü, marjinali, dinsizi ayıran bu aynı dil sakatı da ayırmıyor mu? Ayırmaktan da öte, sanki hiç yokmuş gibi yapmıyor mu? Her alanda alınan her karar sağlam bireyler farz edilerek alınırken sanki sakatlık meselesi tek başına apayrı bir evrenmiş gibi ayrı ve sınırlı bir konu başlığı olarak kalmıyor mu? Oysa şehir planlamasından tutun eğitim sistemine kadar sakatlar da toplumdaki siyasi bakımdan görece güçsüz başka gruplar da her konunun en az sağlam-Sünni-Müslüman-Türk erkekler kadar muhatabı. Bu nedenle, siyasilerimizin de şu hayali tek tip normal vatandaşlar toplumuna seslenmeyi bırakması, kimlikleri bu çoğulluklarıyla kabul etmesi gerek.

    Elbette, yine hem söylemsel hem de eylemsel düzeyde, devletin ve başbakanın halkın karşısında otoriter bir baba figürü seklinde belirmesine karşı duyulan özgürlükçü bir tepki de var ortada. Artık aile içinde bile dediğim dedik öz babalarımıza dahi tahammül etmek bizlere zor gelirken ve dolayısıyla böyle babaların sayıları da gitgide azalırken, Ankara'da oturan bir “süper baba” hoşnutlukla karşılanmıyor. Çoğu sakatın başının pek de hoş olmadığı, genellikle “engelli kardeşlerimiz” seklinde ses bulan sakatlara karşı yardim söyleminin de bu süper baba devlet karakterinin bir başka dışavurum biçimi olduğunu düşünüyorum. Sakatlar yardım değil haklarını isterken, şefkat değil dayanışma isterken, devlet tarafından yapılan her şeyin bir lütufmuşçasına, bir sadaka verir edasıyla yapılması da yine aynı “devlet babanın” işidir. Bir anlamda Gezi Parkı olayları da, oyunun sadece izleyicisi olmakla kalmayıp ayrılmaz da bir oyuncusu olan vatandaşların, zaten rolü baştan yanlış verilmiş devletin bir de bu rolü iyice abarta abarta oynamaya başlamış olmasına bir tepkidir.

    Son olarak, isterseniz Gezi Parkında olup bitenleri sadece burada saydığım talep ve şikayetler kapsamında bile desteklemiyor olun, sakatlara gösterdiği belki en önemli şey de şimdiye kadar farklı görülen grupların aslında yan yana gelebiliyor oluşu ve teker teker çıktığında kaybolan cılız seslerimizin yan yana durduğumuzda, örgütlendiğimizde tüm olumsuz koşullara rağmen duyulabilmesi. Sakatların çok parçalı örgütlenmelerinin şimdiye kadar ne kadar ise yara(ma)dığını hep beraber gördük, görmeye de devam ediyoruz; buna karşılık, Gezi'deki tipte bir örgütlenme bize aksine farklılıklarının bilincinde bir beraberlik tablosu sunuyor. Hem farklı hem eşit olabiliriz. Hem farklı hem beraber de olabiliriz. Farklı sakat grupları kendiliklerinden ödün vermeden beraber çalışabilir, böylece seslerini daha iyi duyurabilirler. Hatta aynı şekilde, sakatlar gibi marjinalleştirilen, ayrımcılığa uğrayan diğer gruplarla beraber çalışmak mümkün olabilir, olmalı.

    Eksik kalan başka önemli noktalar da var elbet, ama daha tartışmanın başından sizleri ekran başında esnetmek istemem. Şimdilik burada kesiyor, sözü size bırakıyorum...

  2. #2
    Üye
    yalnız insan Avatarı

    Gerçek Adı
    mustafa ŞAHİN
    Üyelik Tarihi
    14.08-2010
    Son Giriş
    18.10-2016
    Saat
    14:36
    Yaşadığı Yer
    turkiye
    Mesaj
    798
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    milletin derdi gezi parkı filan değil millet kendine macera arıyor sadece millet bağırmak çığırtganlık yapmak için yürüyor. milletin derdi bu çok gelişmekte olan türkiyenin önünü kestiklerinden farkına bile varmıyorlar.ne istediklerini bile bilmiyorlar

  3. #3
    Üye
    alifatih1958 Avatarı

    Gerçek Adı
    Fatih
    Üyelik Tarihi
    03.01-2007
    Son Giriş
    08.04-2017
    Saat
    14:13
    Yaşadığı Yer
    İstanbul/B.Çekmece
    Mesaj
    412
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Güzel kardeşim oturmuşsun üşenmemişsin kafa yorup güzel bir yazı yazmışsın. Ellerine sağlık. Lâkin birlik/beraberlik husunda forumda o kadar çok konu var ki onları bir okumuş olsaydın muhtemelen kendini yormaya gerek duymazdın zira bizim camiada beraberlik şuuru yoktur.

    Gelelim gezi konusuna. İnsanlar artık kutuplaşmaya başladıkları için tarafların birbirlerini anlaması mümkün değl. Bir siyaset bilimci böyle kutuplaşma ortamlarının hem iktidara hem de muhalefete büyük fayda sağladığını ifade ediyor ve neden olarak da kutuplaşmanın insanlarda "sorgulama" isteğini ortadan kaldırdığını belirtiyor. Dolayısıyla senin için ak olan benim için kara (şayet farklı düşünüyorsak, şayet kutuplarımız farklı ise), benim için ak olan da senin için kara. Aksi mümkün değil yani grisi yok bunun. Kısacası bu mevzu uzun ve bir o kadar da derin. Her şey iyi olur inşallah.

    Bir gezi manzarasını hiç yorum yapmadan aynen aktarıyorum. Bugün akşam saatlerinde ev halkından bir kişinin Harbiye'ye gitmesi ancak önce Tünel muhitine uğraması gerekti. Şişhane'den Tünel'e çıktı ve ordaki işini hallettikten sonra da Harbiye'ye yürüdü ve ordaki işini de bitirdikten sonra Kadırgalar Caddesininden Dolmabahçe'ye inerek tramvay ile Aksaray'a geldi.Eve dönünce de manzarayı şöyle aktardı: Bizim bildiğimiz kadarıyle buz içinde pet veya cam şişelerde su satılır. Ama İstiklâl caddesi ve Taksim'de seyyar satıcılar buz içinde bira satıyor. Ailece gezmeye gelenler dışında oralarda bulunanların bir çoğu (hepsi değil) serseri kılıklı. Bütün duraklar tamamıyla yıkılmış, yamulmuş. Kaldırım taşlarının bir kısmı yer yer sökülmüş. Tüm duvarlar yazılı çizili. Taksim civarında araç hurdaları mevcut. Dolmabahçe taraflarında da 20-25 otobüs içinde polisler nöbette. Polislerin kıyafetini iki hafta önce Galatasaraya'a gittiğimde ben bizzat gördüm ve özellikle de inceledim dikkatlice. Biz bu sıcakta kısa kollu bile giymekte zorlanırken. Ayakta postal, tamtakım koyu renk kıyafet ile vücut ve ayaklarında koruyucu plastikler ve kasklar ve olaylar anında maske. Bu sıcakta kolay değil. Polis aşığı değilim ama işin gerçeği de bu maalesef. İnsanlar başta taleplerinde haklı iken olayların başlamasından bir saat sonra haksız duruma düştüler zira eylemin şekli tamamen değişti.

    Dün bir vesile ile Kabakçı Mustafa İsyanını şöyle bir okudum. İsyanın özünde ıslahat yapılmak istenmesi nedeniyle menfaatleri olumsuz yönde etkilenen Rusya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerinin büyük rolu var. Gezi olayları ile ilgili olarak Avrupa Konseyi Uluslarası İlişkiler Konseyi başkanına yazılan yazı, Fransa başbakanına yazar N.G. tarafından gönderilen açık mektup, adı saklı tutulan bir fransız cemiyetinin veya kamu kurumunun 4 haziran salı günü Paris'te Masumlar Çeşmesi'nin olduğu yerde akşam saat 18,30'da parti sendika ve vatandaşların katılımıyla bir gösteri düzenleyeceğine dair yazısı elimde. Başkalarında çok daha fazla belge olduğuna eminim. Yani 1807 yılında yaşananlar ile günümüzde yaşananlar hep ayn taktiğin ürünü.

    Sakin olmakta yarar var. Her şeyde bir hayır vardır. Umarım her kesim yaşanan hadiselerden kendi paylarına düşeni almıştır.

  4. #4
    Üye
    özer özkan Avatarı

    Gerçek Adı
    ÖZER ÖZKAN
    Üyelik Tarihi
    18.10-2008
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:51
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    6.175
    Alınan Beğeniler
    26
    Verilen Beğeniler
    120

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    vatandaş demokratik tepkisini gösteriyor ve göstermeye devam ediyorda provatörler araya girip eylemin içine ediyorlar.aslında eylem yapıyorsak yüzü örtülü kişilere yani provakatörleri aramıza almamaya çalışırsak olaysız gazsız güzel bir eylem yapmış oluruz.polisde bu olaylarda suçlu neden çünkü pkk eylem yaparken ortalığı yakıp yıkarken onlara dokanmadı gezi parkında halay çeken güzelce yakıp yıkmadan eylemini yapanlara dokandı. bir sonraki hata ise izmir konak sahilinde oturup eylem yapmadan arkadaşıyla oturup sohbet eden sahilden gecen niyeti eylem olmayan gençlere jop kullandılar bu da yerel haberlere çıktı bu polisler yüzünden artık korkarak sokağa çıkıyorum.suçsuz yere joplanacam korkusu uyandırdı bende psikolojim bozuldu haaa iyi polis yokmu diyenler mutlaka vardır tabii vardır.işkence etmeyen dayak atmayan suçsuz kişilere gaz jop kullanmayan polis halkını koruyan polis başımın taçıdır onlara laf söylemem ve söyletmemde ama kötü polislerinde karşısındayım.provakatörsüz eylemler dileğimle

  5. #5
    Üye
    H.P Avatarı

    Gerçek Adı
    Fatih
    Üyelik Tarihi
    23.10-2003
    Son Giriş
    17.05-2014
    Saat
    21:02
    Yaşadığı Yer
    Malatya
    Mesaj
    193
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Her iki taraf da gücünü gösterdi. Daha fazla inadın kimseye faydası yok.

    İşin sakatlık yönünü gidip protesto etmek lazım. En azından gündem değişir : )

  6. #6
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    01:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.853
    Alınan Beğeniler
    932
    Verilen Beğeniler
    1.222

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Dün Gezi'deydik. Muhteşem bir ortam vardı. Onlarca farklı grup, yüzlerce farklı düşünce biraraya gelmiş ve insanın içine ferahlık veren bir mahşer kalabalığına dönüşmüştü. Herkes birbirine saygılı, herkes birbirine gülümsüyor, herkes birbirine karşı nazik, sevecen, yardımsever. Herkesin dahil olduğu bir muziplik var ve herkes bunun tadını çıkartıyor. Sakatlar olarak meydanlarda olmak ayrı bir güzel. Kalabalık çok daha sevecen ve heyecanla karşılıyor sakat birilerini gördüğünde, yaptıkları şeye dair daha bir motive oluyorlar. Dün üçü tekerlekli sandalyede biri spastik biri kör, toplamda on-oniki kişi ellerimizde pankartlarla Tünel'den Gezi'ye yürüdük, sürekli alkışlandık ve resmimiz çekildi Çok çok keyifliydi.

    Neden Gezi'ye gittiğime gelince... Mine çok güzel anlattı. Sakatlar olarak sözü dinlenmeyenlerdeniz. Söylediğimiz her söz ve talep ettiğimiz her hak boşlukta kaybolup gidiyor. Kimse ne söylediğimize bakmıyor. Politikacılar ve kent yöneticileri kendi kafalarına göre nasıl yaşamamız gerektiği konusunda kararlar alıyor ve bize de yaşamak düşüyor! Getirdiğimiz öneriler dikkate alınmıyor, eleştirilerimize "nankörsünüz"e benzer sözlerle karşılık veriliyor. "Şu metrobüs neden bize uygun yapılmıyor" dediğimizde, "ama en çok yardım bizim zamanımızda yapıldı" deniyor! "Yollar-kaldırımlar neden herkes için erişilebilir yapılmıyor" diyoruz, "bıdı bıdı bıdı bıdı" deniyor. Sakatlık dışında söz söylediğimizde zaten kapı-duvar! Her şey kendini yukarıda gören adamların halka lütuf vermeyi kendine hak saymasıyla ilgili. Kimseye bir şey sorma, akıl danışma, görüş alma gereği duymuyorlar. Kendi yaşam/akıl ufku ne kadarsa onu herkese reva görüyorlar. Eleştiri ve öneri ile birlikte kendi fikirlerini ve uygulamalarını değiştirmek akıllarından bile geçmiyor.
    Herkesin benzer derdi var. Herkes anlaşılmak, etki etmek, saygı duyulmak, sesini katmak istiyor. Gezi bu talebin haykırıldığı bir meydan oldu. Bir sakat olarak orada bulunmak, yaşamıma ve kentime sahip çıkmak çok keyifli ve onur vericiydi.

  7. #7
    Üye
    alifatih1958 Avatarı

    Gerçek Adı
    Fatih
    Üyelik Tarihi
    03.01-2007
    Son Giriş
    08.04-2017
    Saat
    14:13
    Yaşadığı Yer
    İstanbul/B.Çekmece
    Mesaj
    412
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Herkes için erişilebilir İstanbul toplantılarında karar verici mekanizmanın içerisinde mutlaka şakşakçı olmayan/el pençe hazırolda durmayan sakatların da bulunmasının gerektiği hususunu hemen hemen her toplantıda katılımcı sakat arkadaşlar ortak bir istek olarak hep dile getirdik. Bir misal verme gerekirse yapılan rampaların göstermelik olduğunu, o rampadan çıkmanın veya inmenin mümkün olmadığı dile getirdik. Ama Bülent Bey'in de dediği gibi maalesef talepler yeterince dikkate alınmadı. Yöneticilerin kendi belirledikleri çerçeve ve sınırlar dahilinde adam yerine konmaya doğrudur bunlar zamanında başlandık, buna hiç bir aklı selim insanın itiraz edebileceğini sanmıyorum lâkin belirledikleri çerçevenin/sınırın yetersiz veya hatalı olduğu konusundaki itirazlarımız ne yazık ki göz önüne alınmadı.

  8. #8
    Üye
    Kalem Avatarı

    Gerçek Adı
    Melek
    Üyelik Tarihi
    18.07-2010
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:58
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    11.632
    Alınan Beğeniler
    327
    Verilen Beğeniler
    89

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Aşağıdaki sözlerinize katılıyorum OturanBoğa. Evet, sakatların sözü dinlenmiyor. Burada bile dinlenmiyor. Aşağıda alıntıladığım sözlerinizin buradaki muhatabı da sizsiniz:

    "...Sakatlar olarak sözü dinlenmeyenlerdeniz. Söylediğimiz her söz ve talep ettiğimiz her hak boşlukta kaybolup gidiyor. Kimse ne söylediğimize bakmıyor. Politikacılar ve kent yöneticileri kendi kafalarına göre nasıl yaşamamız gerektiği konusunda kararlar alıyor ve bize de yaşamak düşüyor! Getirdiğimiz öneriler dikkate alınmıyor, eleştirilerimize "nankörsünüz"e benzer sözlerle karşılık veriliyor. "Şu metrobüs neden bize uygun yapılmıyor" dediğimizde, "ama en çok yardım bizim zamanımızda yapıldı" deniyor! "Yollar-kaldırımlar neden herkes için erişilebilir yapılmıyor" diyoruz, "bıdı bıdı bıdı bıdı" deniyor. Sakatlık dışında söz söylediğimizde zaten kapı-duvar! Her şey kendini yukarıda gören adamların halka lütuf vermeyi kendine hak saymasıyla ilgili. Kimseye bir şey sorma, akıl danışma, görüş alma gereği duymuyorlar. Kendi yaşam/akıl ufku ne kadarsa onu herkese reva görüyorlar. Eleştiri ve öneri ile birlikte kendi fikirlerini ve uygulamalarını değiştirmek akıllarından bile geçmiyor."

    Aşağıda linkini verdiğim tartışmada arkadaş size köşe yazarlarıyla ilgili bir görüş bildirmiş, köşe yazarlarının site üyeleri arasından çıkması gerektiğini anlatmaya çalışmış, siz "içtin mi abi?" diyerek sarhoşluğuna vermişsiniz. Sonra da yukarıda eleştirdiğiniz davranışları bizzat kendiniz yapmışsınız.
    Linkteki tartışmalarda yazdıklarınızı, eleştirilere ve önerilere yaklaşımınızı burada uzun uzun anlatmayacağım zaten.
    Bu konuda iktidar tarafından dinlenmeyen ve nankörlükten tutun çapulculuğa kadar ithamlara maruz kalan siz bir empati yaptınız mı? O eleştiri ve önerilere yaklaşımınızı demokratik buluyor musunuz?
    Bu cevabı verirken empati yaparak yanıt vermenizi salık veririm. Yukarıdaki mesanızda yazdıklarınızı da düşünerek...
    Bahsettiğim tartışma ile ilgili linki unutmuş olabilirsiniz buyrun baştan sonuna kadar tekrar okuyun ve bugünkü çapulcu ithamına maruz kalan vatandaşın yerine koyarak, bu taraftan, sakatların/vatandaşın tarafından okumaya çalışın yazdıklarınızı lütfen:

    http://www.engelliler.biz/forum/site-ile-ilgili-gorus-ve-oneri/50223-site-ana-sayfasindaki-yazilar.html

    Yukarıda verdiğim örnek sadece ve sadece birisi. Faşist uygulamalarınız haddinden fazla.
    Burada siz ne yaptıgınızı biliorsunuz, biz de ne yaptıgınızı bilioruz.
    Tüm yaptıklarınızı anlatmaya ve işi Uzatmaya gerek yok.
    sadece yukarıda yazdıklarınızı buradaki üyelerin yerine geçerek okumanızı ve kendinize öteki yüzünüze bakmanızı öneririm.
    Üye olarak baktığınızda burada da kendi bildiğini okuyan bir iktidarın diğer ayagını göreceksiniz.
    Siz görmemiş olabilirsiniz ama biz görüyoruz.
    ...
    Ve şu sözü yine söylüyorum defalarca tekrarladığım gibi:

    "Kendi ezberini bozamayan biri, bir toplumun ezberini asla bozamaz!

  9. #9
    Üye
    hodbin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    10.03-2006
    Son Giriş
    31.07-2017
    Saat
    10:04
    Yaşadığı Yer
    Kocaeli/Gölcük
    Mesaj
    281
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    66

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Evet, demek ki gezi parkında solculuk oynamak, demokratlık kolay; icra mevkiinde demokrat olmak zormuş

  10. #10
    Üye
    UnFeeLinq Avatarı

    Gerçek Adı
    R. Eyüp Eken.
    Üyelik Tarihi
    10.11-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    1.512
    Alınan Beğeniler
    15
    Verilen Beğeniler
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    15 gündür aynı hiyake valla bıktık artık. tamam hakkını ararsın gösterini yaparsın dahada ileriye giderek şehirleri yakıp yıkarsın ama artık kabak tadı vermeye başladı. bu agaç özgürlük dinlenme meselesi degil recep tayyıp erdoganı tasviye etme sürecidir. böyle giderse yarın birgün dahada büyük tadsızlıklar cıkacaktır. ve bu olaylardan cok zarar görecegimiz kesin. 76 milyonluk bir ülkenin merkezini esir alanlar özgürlükten bahsetmesin mümkünse.

  11. #11
    Sakatlık Çalışmaları
    mineknc Avatarı

    Gerçek Adı
    Mine Ekinci
    Üyelik Tarihi
    12.03-2013
    Son Giriş
    05.07-2014
    Saat
    12:22
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    23
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Arkadaslar, en bastan soylemeye calistigim gibi bu tartisma burada Gezi Parki olaylari nasil basladi, neden hala devam ediyor vs. konusalim diye acilmadi. Elbette bunlar da cok cok onemli konular, her ne dusunuyor olursaniz olun dusunduklerinize de saygim var, fakat lutfen bu tartismanin sadece Gezi Parki kismini alip Sakatlik Politikalari kismini unutmayalim.

    Sakatlik konusuna hic deginmeden bu olanlar soyle iyi boyle kotu diyenlerin tartismalarina baska bir ortamda en azindan bir baska forum basligi altinda devam etmelerini rica edecegim.

  12. #12
    Üye
    basays Avatarı

    Gerçek Adı
    hüseyin
    Üyelik Tarihi
    23.11-2012
    Son Giriş
    18.06-2017
    Saat
    16:24
    Yaşadığı Yer
    Denizli
    Mesaj
    171
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    4

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    arkadaşım kendince iyi bir yaazı yazmışsın , kimi içten kimi siyasi cevaplar almışsın. Ben de şunu söylemek isterim . engelliler olarak sözümüz dinlenmiyor tamam , sokaklara çıkmak çok zor bu da tamam. Ama yıllar varki devlet eliyle başörtülü kızlar okula alınmadı , eğitim hayatı engellendi. Erkeğin dini inançta böyle bir yaptırımı yok. Ama kadında var , ve inancını yaşadığı için yıllarca horlanan ve okuldan atılan bu kızcağızlarda insandı , özgürdü, değerliydi. Azınlıkları devletin görmesini istiyoruz. Görsün elbette.
    Ama yıllarca o kızcağızlar azınlıkta değildi , bizler gibi.
    Sayıları çoktu.
    Ne oldular , nerdeler şimdi.
    Ya sizl özgürlük savunucuları 28 şubatta aklı başında olan insanlar sizin insanlığınız o zaman nerdeydi.
    Şimdi değişti mi peki , onlar için..
    Birde ordudan atılan subaylar var
    azınlıktılar..
    Ne değişti , ne kadar değişti..
    Farklı ve beraber olmak....
    neden ısrarla da sakat diyorsan kardeşim.
    Sadece sakatın derdi ve sorunu yok , başkalaşma ya da dışlanması yok
    Siz ne kadaR SAMİMİSİNİZ Mine hanım

  13. #13
    Üye
    cekirdek Avatarı

    Üyelik Tarihi
    30.06-2007
    Son Giriş
    12.06-2015
    Saat
    00:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    153
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yazı çok iyi. Aşağıdaki tartışmaya dair: Vallahi sakatlar geziyle ilişkilenmeli mi sorusu biraz komik de; hani şu açıdan: Ben bu kadar genelleşen bir muhalefetin iki temel derdinin de aleni biçimde sakatlık mücadelesinin temel dertleri olduğu başka bir süreç bilmiyorum.1. Kentte kimin hakkı var? Kente kim erişir? 2. Vatandaşın hayatını belirleyen kararlar onların tepesinden alınamaz.


    E yani, bunlar ders kitabından çıkma sakat mücadelesi meseleleri zaten. Gezi kendine sakatlık sorusunu sorsa daha iyi olacak sanki (şaka bir yana, bunu da sakatlar sorduracak tabii)


    Artık herhalde görüyoruz ki kente erişim için 2 sağlam bacak da yetmiyor. Sakatların çok iyi bildiği bir yönetilm tarzı (seni "şu" sayacak mıyım'dan senden nasıl görece makbul bir şahıs yaratacağıma, biz iki bürokrat arkadaş, canımız istedi şöyle tasarladıktan "canımız istedi" iptal ettik/ erteledik düzenlemelerine, bir sürü şey) bu dönemde tüm nüfusa yayılıyor, bizim hikayemiz herkesin hikayesi oluyor.


    Yine yazının dediği gibi, örgütlenme açısından da ilginç. Sakatlar da kendi mücadelelerini kendileri örgütlediklerinde bunu yukarıdan belirlenen ayrımları aşarak, ortak bir dert belirleyerek yapmış, bu memlekette de öyle olmuş, başka yerde de. Gezi süreci yine bugüne dek ayrı ayrı oldukları sürece tepeden idare edilebilen grupların bir araya gelmesi ve sırf bu sayede büyük bir kazanım elde edildi.


    Bu gibi nedenlerle Gezi süreci bana sakatlıkla doğrudan bağlantılı geliyor ve sakat hakları mücadelesinin görünürlüğü için önemli bir fırsat sunuyor.


    ------------
    Şöyle çok vahim bir hata yapıyoruz: Kendi hakları üstüne düşünecek, kendi haklarının mücadelesini üstlenecek araçlardan mahrum bırakılmış olmanın bir değil, iki belirtisi var aslında: Evet, sadece, en ivedi dertlerle boğulmak durumunda kalabilirsiniz. Dersiniz ki, yemişim sakatların özbelirlenim hakkını, ben şimdi bu ayı çıkarabilecek miyim, ilacımı alabilecek miyim, onun derdindeyim. Ama ikincisi de şu: kendinizle ilgili her sorunu, büyük büyük laflara boğarsınız. "Kahrolsun bu dünya," "batsın bu muktedirler" dersiniz; ya da aynı biçimde "düzeni bozmayın," "büyüklerimiz bilirler," vs. dersiniz; hatta işi iyice abartıp doğrudan sakat hakları üstünden yapılan değerlendirmelere dahi "samimi misin sen bakayım?" diye cevap verirsiniz. İlki, ivedilik kaygısı, ne yazık ki sakatlığı bir hak mücadelesi alanı olarak kurmak için yetersiz (keşke yeterli olsaydı); ikincisi ise zaten sakatlık konusunun kendi başına bir mesele olduğunu doğrudan reddetmek demek.


    Bir engelliler sitesinde, hele ki bu bölümde Gezi'yi değerlendireceksek sakatlığın kendi başına düşünülmeyi hak eden bir konu olduğunu teslim ederek konuşmamız lazım. Yoksa işin içinden çıkamayız. E yani, bu konunun bile hakkını vererek konuşamıyorsak, hiç konuşmayalım yahu. Bu demek değil ki, Gezi'yi illa da beğeneceğiz. E ama örneğin de ki, bu sakat hakları mücadelesi için şu şu nedenle elverişsiz, oradaki bir araya gelme modeli sakatlara şu şu nedenle uymaz. Hatta de ki, AVM tuvaletleri güzel, oraya gidebiliyoruz. Ama lütfen işi "büyük büyük" laflara vardırmayalım; hele "devlete, topluma zararlı" gibi lafların tarihte kimler için söylendiğini hatırlayınca (açık olsun: sakatlar için) bu laflar insanın kanını donduruyor.


    (basays: Orada her grup var yahu; başörtülü arkadaşlar da var, müslüman gruplar da; eminim seçimde oyunu AKP'ye vermiş bir sürü insan da var. Tabii ki sadece sakatların sorunu yok. Ama sakatların sorunu var ve burası da sakatlık sitesi. Bir bunu anlasak, sonra istediğimiz kadar eleştirelim)

  14. #14
    Üye
    fcbülent Avatarı

    Gerçek Adı
    bülent
    Üyelik Tarihi
    11.08-2012
    Son Giriş
    02.11-2015
    Saat
    21:15
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    54
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    apocan canlı olarak yaşadık izledik polis bişi yapmıyor demişsin millet oturmuş yemek yiyor polis biber gazı sıkıyor hak ve özgürlükten bahsediyorsun gezi parkı eylemleri sadece 3/5 ağaç için değildi yıllardır dayatma ve yobazlıkla yönetilen bi ülkede yaşıyoruz medya susturulmuş görmüyonmu kanallarda çalışanın ağzını bıcak acmıyor eskiden bölemiydi. konuşanıda işten atıyorlar t.c ve atatürke saldırdılar cumhuriyeti yıkma eylemleri var bunları nasıl sineye ceksin millet ve sen alevisin sen kürtsün sen lazsın diye bölünmeye doğru diye gidiyoruz 3. köprünün ismi yavuz sultan selim olucakmış alevileri gecmişte katleden bu adam değilmiydi neden yavuz sultan kouyor ismini neden milleti rencide edip ayrıştırıyor o kadar çok şey varki yazılcak

  15. #15
    Sakatlık Çalışmaları
    mineknc Avatarı

    Gerçek Adı
    Mine Ekinci
    Üyelik Tarihi
    12.03-2013
    Son Giriş
    05.07-2014
    Saat
    12:22
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    23
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    basays;

    Merhaba Huseyin Bey,

    28 Subatta insanligimin nerede oldugunu, yazdiklarimla ilgili samimiyetimi sorgulamissiniz. Oncelikle yazdiklarimdan nasil okuldan atilan basortulu kizlara sicradiginizi ve okuldan atilan bu kizlari nasil sakatlik politikalari cercevesindeki bu tartismaya dahil ettiginizi anlayabilmis degilim.

    Ayrica cevaplamadan edemeyecegim, o zamanlar neredeydiniz diye sormussunuz ya ben 1990 dogumluyum beyefendi, 28 Subat olaylarinin, nam-i diger post-modern darbenin oldugu 1997 Subat ayi da tam 1. siniftaki okuma bayramima yakin bir tarihe denk dusuyor saniyorum. Haklisiniz inanin o zaman olup bitenin farkinda bile degildim ve bu durumla ilgili hicbir sey de yapmadim. Bu yuzden yazdiklarimi haksiz, yersiz beni de samimiyetsiz buluyorsaniz eger buna karsi diyecek hicbir lafim yok.

    Peki sizce bugun olay butun her sey bir rovans maci mi? O zaman basortululer eziliyordu da simdi basortululerin laikleri ezme zamani mi? Birileri hep ezmek birileri de ezilmek mi zorunda? Her durumda ezilen olan, azinlik olup yukaridan bakilan sakatlar bu tabloda nerede? On bes yil oncenin kizcagizlarina uzulur ve onlar uzerinden su anda yapilan her seyi mesru, benim burada yazdigim talepleri ise boylece gayrimesru kilarken, benim gibi baska genc kadinlari da gelecekte zavalli kizcagizlar olarak anilacak bir pozisyona ittiginzizin farkinda degil misiniz?

    Ayrica elbette cekirdegin de dedigi gibi orada basi ortulu bircok kadin da var, hic kimse yoksa benim su an sinif arkadasim olan basortululer var ben biliyorum. Tabii ki de olacak, bu bir basortusu meselesi degil ki ! Katilan herkesin bambaska talepleri olmakla beraber bir dusunce ve ifade ozgurlugu, medyanin bagimsizligi, katilimci ve cogulcu demokrasi, otoriter ve ayristirici siyasi dile son verilmesi meselesi. Bunun dindar olmakla, basini ortmekle ne ilgisi var! Ama konu yine dinli-dinsiz tartismasina, 28 Subat'a getirilip bilerek ya da bilmeyerek asil konularin ustu kapatiliyor, kapatiyorsunuz.

    Sadece sakatin derdi ve sorunu yok elbette, ama su an sokaktakilerin en buyuk ortak paydasi hepsinin kendilerini dislanmis, otekilestirilmis hissetmeleri iken, neden sakatlik konusunu da simdi su anda bu konusulanlarla beraber tartismayalim ki?

    Bu arada evet cekirdek ne de guzel demis: "Bu demek değil ki, Gezi'yi illa da beğeneceğiz. E ama örneğin de ki, bu sakat hakları mücadelesi için şu şu nedenle elverişsiz, oradaki bir araya gelme modeli sakatlara şu şu nedenle uymaz."




Sayfa 1 / 4 1234 SonSon