Sayfa 4 / 4 İlkİlk 1234
Toplam 60 mesajın 46-60 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #46
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    FIRTINA..

    Bak işte yaklaşıyor fırtına
    Bak yine yükseliyor dalgalar
    Yollardan sonra
    Yıllardan sonra
    Şarkılar söylüyor çocuklar
    Yollardan sonra
    Yıllardan sonra
    Yeniden yanyana onlar

    Ne geçmiş tükendi
    Ne yarınlar
    Hayat yeniler bizleri
    Geçse de yolumuz bozkırlardan
    Denizlere çıkar sokaklar

    Muratham Mungan

  2. #47
    Forum Moderatörü
    BARBiEBARBiE Avatarı

    Gerçek Adı
    NehiR
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    01.12-2017
    Saat
    15:35
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    14.626
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SÖYLE BANA

    Söyle Bana ..

    Her takvime üç beş ömür
    Bahtımızın bilmecesini bölüştürdük
    Çabuk düşen yapraklara

    Her sey niye bu kadar çok zaman alıyor? niye?
    Ne çabuk geldik
    Bu soruyu derin bir iç sızısıyla soracak yaşa

    Ölüm karşısında kazanılan bakış derinliği
    Niye yitirildi yaşamda?

    Eski bir fotoğrafa bakıyordum
    Bu sorular beni yokladığında
    Fotoğrafta sen de varsın
    Bak ve söyle bana ..

    Murathan MUNGAN

  3. #48
    Üye
    reco61 Avatarı

    Gerçek Adı
    recai
    Üyelik Tarihi
    11.02-2010
    Son Giriş
    27.11-2017
    Saat
    16:18
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    546
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bakıyorumda hep baynlar yazmış bu başlığa
    Seçim yaptığı hayt dolayısıyla olsa gerek
    Kadınların dilinden çok iyi anlıyor


    mahmut ile yezida kitabı mükemmel bişi herkese tavsiye ederim....

  4. #49
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin derdi öğretmenim.
    Bunca yıl, bunca yol, bunca hayat ve kitaptan sonra,
    Bütün kelimelerin altını çiziyorum...

    -Öğretmenim ,artık izin istiyorum...



    Murathan Mungan

  5. #50
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çok sevdim onu... Tertemiz sevdim... Adımın anlamına mıhladım yüreğimi, adına astım! Çok sevdim onu.
    Adamakıllı bekledim beklemekse.
    Sabretmekse, insana yakışmazdı benim sabrım!
    Canım yandı, "ne tatlı" dedim "verdiği acı"...
    Doyulmaz hazları tattırırken bana,
    kendimde değildim ki tadına varayım!
    Hep hak verdim. Her zaman "yarın anlayacak" dedim. "acele etme"...
    "Geliyorum" dedi...

    Murathan Mungan

  6. #51
    Forum Moderatörü
    BARBiEBARBiE Avatarı

    Gerçek Adı
    NehiR
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    01.12-2017
    Saat
    15:35
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    14.626
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KEŞKE

    Deniz kokulu taşlar döşenmişti yollara
    Ben bile bilmiyordum nerde ayrıldık
    Söndür küllenmiş sözcüklerini geçmiş zaman
    Sararan firezleri geç
    Yorumu gökyüzüne bırakılmış uçurtmalı tepeleri
    Uzun bir yol için aldığın ne varsa bırak ardında
    Saklayabilseydim dalgın bakışlarımı böyle zamanlar için
    Saçlarını taradığım sular,rüzgar ve karanlık
    Bak adın yazılı yeşim taşından örülü duvarda !

    Murathan MUNGAN

  7. #52
    Üye
    SERAFİM Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    04.05-2010
    Son Giriş
    06.11-2016
    Saat
    15:14
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    2.444
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BİLARDO TOPLARI

    Ayrıldığımız gündü.
    Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı, herşey bambaşka
    görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta
    "Biliyor musun " dedin. "Sen neye benziyorsun biliyor musun?"
    Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç, hem keder veren
    gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
    Sis ışığa çıkmıştı. Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye
    benzeyen derin bir korkuyla.
    "Neye?" dedim,yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar
    gibi,"Neye?"
    "Bilardo toplarına."
    "Neden?" dedim.
    "Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da
    ondan..."
    Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile bizi
    birbirimizden uzaklaştırmaya.
    Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu.
    Sonra iki arkadaşım geldi,birinin omzunda ağladım,hangisiydi
    şimdi
    hatırlamıyorum. Sonra birlikte başka bir kente gittik,anlarsın ayrılığın
    ilk
    günlerinde o eve katlanamazdım, sonra ben başka aşklara, sonra başka
    evlerin
    duvarlarına başka takvimler aştım
    Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor
    kulaklarımda
    ardından bilardo topları
    dağılıyor dört bir yana
    Seni hatırlıyorum o soğuk ışıkta bir daha
    bir daha
    bir daha

    GECE NÖBETİ

    Daha az seviyorum seni
    Giderek daha az
    Unutur gibi seviyorum
    Azala azala
    Aramızdaki uzaklığın karanlığında

    Geceler kısalıp,gündüzler uzuyor böyle olunca
    Daha az seviyorum seni
    Kendini iyileştiren bir yara gibi
    Daha az
    Ve zamanla

    Sen geceyi tutuyorsun,ben nöbetini
    Uzak dağ kışlalarında
    Görmüyoruz birbirimizi
    Usul usul sis iniyor
    Kopmuş yollara
    Işığı hafif,uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin
    Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda
    Sevgilim sevgilim
    Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
    Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da

    Artık daha az seviyorum seni
    Unutur gibi,ölür gibi daha az
    Yeniden ödetiyorum kendime
    Onca aşkın öğretemediğini
    Kolay değil
    Yalnızca sevgilimi değil,evladımı da kaybettim ben
    Kaç acı birden imtihan etti beni
    Tek bir gece vardır insanın hayatında
    Ömür boyu sürer nöbeti
    Bu da öyleydi,
    İyi ol,sağ ol,uzak ol
    Ama bir daha görme beni

  8. #53
    Üye
    SERAFİM Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    04.05-2010
    Son Giriş
    06.11-2016
    Saat
    15:14
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    2.444
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    GECE VE MÜZİK

    Ne zaman otursam gecenin başına
    Ne zaman müziğin;
    yazamıyorum sözünü etmek istemediğim şeyleri
    birbirinden ışığını saklayan uzak yıldızlar gibi
    çekiliyor herşey kendi karanlığına
    parmak uçlarımda yıldız tozlarıyla kapıyorum gözlerimi
    Ey ruhumun en büyük şartı olan tedirginlik!
    Şimdi saat on iki
    Şimdi gece ve müzik

    Ne zaman otursam gecenin başına
    Ne zaman müziğin
    göçüyorum boş kağıdın sessizliğine
    kalbim, kapatılmış kireç kuyusu akıyor kendine
    bakıyorum gençliğim geçiyor uzaktan
    dudaklarında bir ıslık
    kitapların on lira olduğu zamanlardan

    anayurdum gece, kalbimi yazdım mürekkebinle

    gün bir çocuk, yaralanmış
    akşamın kıyılarına vuran
    yürekteki gizli yemin
    gidiyor bir şiirden ötekine
    ardında yıkılmış kentler
    bayındır düşler var ilerde
    gün bir çocuk, yaralanmış
    ütopyaları kalelerle değiştiren
    güdümlü gündüzlerde

    anayurdum gece,
    öt pelerinini ışıkları sönmüş odalarda
    radyo dinleyen çocukların üstüne

    saf kokunun sindiği oturma odaları
    zamanın tortusu eşyaların duruşunda
    duvarlarda içi boşalmış resimler
    yıllardır dağılmayan bir sis
    akşam yemeklerinin yendiği muşamba masada
    kilit altına alınmış duygular, düşünceler
    bütün tetikler çekili durur
    gerginliğin geometrik nizamında
    ışıkları yanmamış akşam alacası
    okul dönüşü saat beş radyoda fasıl çalar
    bütün gün iç geçiren
    ölgün kadın yüzleri sobanın etrafında
    ağrı eşiği alçak,
    acı frekansı yüksek
    okul ve aile birliğinde parçalanmış çocuklar
    bir oda, bir dönümlük dünya
    kol demiri iner az sonra
    çıplak yara gençlik
    günden geceye ilerleyen
    yüksek gerilim hattında

    odam, yaralı hayvan
    gecenin gümüş alaşımında gölgelenen eşyalar
    müziğin dördüncü duvarı, karanlığın kundağı
    sarıyor gündüzün yaralarını
    kendime yerleşmek, kendimden uzaklaşmak için gözlerimi kapıyorum
    dinliyorum uçurumlara oturmuş ağaçlar gibi başka odalardaki yalnızlıkları

    odam yasak kitaplar
    suç ortağı şiirler
    sevdiğim bir kaç poster
    odam bir karaduygu fotoğrafı
    o çember zaman içinde
    yoktu ki varolmanın başka yolları
    yastığımın altında
    tutukluk yapmaz silahım
    uykumu bekleyen kelimeler

    geri dönüyorum
    geçmişte çalınan bir gecenin kapılarından
    yarım kalmış bir sevişme hatırlıyorum
    bir daha hiç tamamlanmamış olan
    sonra bir diğerini, bir diğerini daha
    derken dağılmış kristal
    odalarda sızlayan

    sonra seni
    siyah motorsikletli çocuk
    deri ceketin odamın duvarında asılı kaldı
    yıllar yılı birbirimizi paralamaktan
    vazgeçip seviştiğimiz ilk ve tek akşamdı
    benim için sus payı bir kaç şiirsin artık eski hatıra
    ya sen ne yaptın bunca zaman
    değişmesi gerekeni sağlaştırmaktan başka

    bak duyuyor musun
    Deep Purple, Led Zeppelin
    Emerson, Lake and Palmer
    plak zarflarında yitirdiğimiz ritüel
    bugün birinci viteste yaşıyormuş gibi
    bir duyguya kapılıyor musun ara sırada olsa
    buluştuğun birileri var mı
    gecenin, müziğin, şiirin toprak hattında
    kapamadan gittiğin arka kapı
    bak açık duruyor hala
    uğrar mısın bir gün unuttuğun ceketini almaya

    Hırsızlığın ürpertili monologu:
    Kendime hayatımı anlatıyorum
    Daha o zamanlar biliyordum
    Yapmaya çalıştığım her şeyin
    Kendime hayatımı anlatmak olduğunu.
    Sözcükleri sevmeyi, büyütmeyi, büyülemeyi,
    onları sivriltip silah yapmayı, yaralamayı da
    süsleyip gönül almayı da
    aynı zamanlarda öğrendim.
    Sözcüklerin karbon ve elmas gücünü keşfettim.
    Gecenin geometrisinde, müziğin matematiğinde
    Saklı duruyor şimdi gizli sözlüğüm
    Uzakta değil
    Hırsızlığın ürpertili monologu
    dilimin ucunda siyanürüm.

    Duvarlarda uzak bir geleceğin koyu gölgeleri
    Şiirlerimizi okurduk mahcup bir fısıltıyla
    plaklar dinletirdik birbirimize, filmler anlatırdık
    Sonra gizlerimizi vermeye gelirdi sıra
    dünyayı anlamanın yakıcı isteğiyle
    gömüldüğümüz kitaplar, genç ölenlerin matemi...
    Hiçbir şey ilham vermezdi aşka ve kavgaya
    Eric Clapton'ın gitarı, Genesis'in tarihi
    ve Ayın öteki yüzü kadar
    Şimdi radyoyu açsam
    Biliyorum dünyanın bütün radyolarındasınız
    Gençliğini kirletilmiş takvimlerde yaşayanlar!

    Artık ne montumun cebindeki çakı
    Ne yüreğimde tetiği düşmüş sözcükler
    Çok zaman oldu
    Odamızın kapısını çekip
    O evlerden çıkalı
    Ellerimizi ve yüreğimizi kirletmeden geçtik
    vahşetin yakın tarihinden
    ucuza yaralandık, pahalıya ölmedik
    Biz radyonun son çocukları

    anayurdum gece,
    ört pelerinini ıslığını yenileyen
    çocukların üstüne

    gece ve müzik
    kapanış programı
    bu kitabın da
    kili dağılıyor
    kendime yazdığım serüvenin
    her şiir tabletler halinde bölünüyor birbirine
    çoğalıyor birbirinin içinden
    gündelik dile transpoze edilmiş şarkıların
    biliyorum, kimi derin yaralar okunmaz kalp ağrısı
    kırgınlıklarım
    kimi eski hatıra ecza dolaplarında saklı mırıldanlıklarım

    OMAYRA

    Cevabı ömür süren bir soru bıraktım sana
    Mendili kan kokan sevgili arkadaşım
    Usta bakışların keşfettiği rahatlıkla arkama yaslandım
    elimde şah mat yüzüğümde tek taş siyanür
    adınla bulanan bir aşkın, bir maceranın
    macerasında
    yolun sonunu söylüyordu
    günahkâr iki melek olan sağdıçlarım

    Al birkaç bulutlu sözcük
    atlasını sırtında taşıyan çalınmış bir zaman
    mekik, taflan, kar kesatı bir iklim
    aşk mı, macera mı dersin bu uzun seferberlik
    bu ilişkinin topografyasını
    mezhepler tarihinden bulup çıkardım
    adanan boynunda o gümüş zincir
    bilmiyorsun arması sallanıyor ucunda
    işte yazgının kara zırhlısı!
    Kork! kutsal kitaplardaki kadar kork!
    Çünkü hiçtir bütün duygular
    Korkunun verimi yanında

    Benim ruhum nehirler kadar derin!
    Kızıl kısraklar gibi üstümden geçeceksin!

    Arı bir sessizlik duruyor
    şiddetimizin armaları arasındaki uzaklıkta
    gövdenin demir çekirdeği
    kalkan teninin altında
    sana okunaksız bana saydam giz
    içindeki uğultunun izini sürüyorum
    bir açıklığa taşıyorum ele vermez yerlerini
    harabeler diriliyor
    heykeller tamamlanıyor
    kendi kehanetinden büyülenmiş gözlerimin önünde
    başka çağlara gidip geliyoruz
    aşk tanrısı için
    seviştiğimiz ve uyuduğumuz sahillerde
    aşkın kaplan ve yılan düğümüyle

    Öpüyorum seni boynundaki yaradan
    iniyorum kaynağına
    aydınlanmamış yanların ışığa çıkıyor
    dokunuşlarımın parıltısında
    düğümlü mendilin, gümüş zincirin
    sımsıkı mühürlendiğin bütün kilitler
    çözülüyor avuçlarımda

    Tılsım tamamlanıyor
    ortaçağ kentlerinden geçiyoruz dönüşte
    indiğim kaynakların mezhep değiştiriyor
    zamanın ve uzamın kilitlendiği kara kutuda benim kelimelerim
    tılsım tamamlanıyor
    dudaklarımdan sızan erkek sütünün kara büyüsüyle
    sevgilim oluyorsun
    uyuyor ve yıkanıyoruz ay ışığında
    bakıyorum güneş iniyor yüzünün alacakaranlığına

    Adın yoktu tanıştığımızda
    eksiğini de duymadık
    bazen bir rüzgârı, bazen birkaç zeytini
    adının yerine kullandık

    Adın yoktu tanıştığımızda
    sonra da olmadı
    çünkü başka biri oldun zamanla

    Şimdi adın var
    şimdi ruhumun sislere sarılı derinlikleri
    yükseliyor ve tehdit ediyor
    kıstırılmış varlığımın bütün cephelerini
    yüzümün pususunda geziyor
    sularda bilenmiş bıçaklar
    uyandırılmış acılarım, bulanmış sarnıcım
    etimle ruhum arasında çelişen ilke
    geri döndü bana
    kendi ellerimle kurduğum kara büyüden
    içimdeki tarih bitti
    siliyorum bir aşkı var eden her ayrıntıdaki parmak izlerini
    ve şimdi adın var
    ve şimdi
    ikimizin vaktinde
    intikam saati geldi

    Omayra, bu adı verdim sana
    ve mevsimleri bütün anlamlarıyla
    iki çakılına bir deniz vereyim
    hayallerine mavi buğday
    dokuz yaşamın olsun tek tek öldüreyim
    esmer ve çırılçıplak bir gecede
    bütün düşmanların gelecek
    koynumdaki cenazene

    Seni saran efsane çürüyüp toprağa karışırken
    kucağımda başın
    gümüş bir tarakla tarayacağım saçlarını
    kendi enkazımın üstünde
    kurtlar, çakallar gibi uluyarak ağlayacağım acıdan
    öldürerek yaşatacağım seni kendimde

    Ocağın parıltısıyla aydınlanan yüzün
    gücünden habersiz sakin gülüşün
    kamçılıyor içimdeki bütün köleleri
    ben ki hileli bir oyun,
    birkaç kırık zar
    ve kara muskalı tılsımlarla
    almışken seni kaderinden, kıyasıya bağlamışken kendime
    asıl sen tutsak etmişsin beni
    dünyaya kapalı kapıların ardındaki
    içi boş sessizliğine

    sığlığın, sevgisizliğin
    o sonsuz kendiliğindenliğin
    dünyanın sana değmeyen yerleri
    nasıl da çekici yapıyor seni
    o kadar bağlandım ki
    tutkusuz bedenine
    ya öldüreceğim seni
    ya tunç çağından heykeller indireceğim dökümüne

    Sayıklayan bir ağaç gibiyim Omayra
    uğultusu geliyor ta derinden
    gövdemin geçtiği masalların
    içimdeki deprem ayakta tutuyor beni
    geri dönüp vuruyor çalınmış zaman
    bak sana korkaklığımı veriyorum
    var olmanın bütün varoşlarından
    ben yenildim, işte silahlarım
    tılsım tamamlandı
    sonuna geldim çizgilerini sildiğim
    bir büyük haritanın
    aşkım ölümün sınırında Omayra
    olduğun yerde kal kımıldama!

    SEVGİLİM

    Sevgilim,
    yetimim benim,

    aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken

    kapılar kapalı, dünya buzlu can
    uyuşmuş gözlerimin önünde
    hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan

    ikimizin yerine dinliyorum
    sevdiğin şarkıları
    siyah tişörtünü giyiyorum yatarken
    gömleklerini, kazaklarını, kokunu
    senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken
    gün boyu elimde kahve fincanı

    kapıyı açmıyorum
    telefonlara çıkmıyorum
    başını bekliyorum geleceği olmayan hatıraların

    Sevgilim,
    yetimim benim,
    nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata
    öldüğünden haberi yok fotoğraflarının

    SİZDEN SAKLI

    gelmediniz, ben hep sizi bekledim
    eksilen yanlarımla
    sizden saklı eskidim

    her şeyden önce aşk verilmiş bir sözdü benim için
    gün, ay, saat, hafta; takvimişi zaman yani
    Aldıkça dönemeçleri değişmedi hiçbir şey
    yalnızca ufuklar yeniledim

    Kaç aşktan oluşmuş bir şeydi aşk
    her sevgiliyle biraz daha
    biraz daha sizden saklı eskidim

    TERKEDEN

    Kimdi kimdi kalan
    Giden mi suçludur herzaman?
    Ne zaman başlar ayrılıklar
    Dostluklar biter ne zaman

    Her geçen gün bir parça daha
    Aldı götürdü bizden
    Aynı kalmıyordu hiçbir şey
    Değişiyordu herşey
    kendiliğinden

    Artık çözülmüştü ellerimiz
    Artık bölünmüştü yüreğimiz
    Birimiz söylemeliydi bunu
    Ötekini incitmeden

    Kimdi giden kimdi kalan
    Aslında giden değil
    Kalandır terkeden
    Giden de
    bu yüzden gitmiştir zaten

  9. #54
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    AŞK ÖZETİ

    zaman zaman anlardın
    aşk özetini
    zamanın içinde aşk olmasaydı
    böyle yanmazdın
    böyle serzenmezdin
    aşk özetinde seni
    seni
    bulmazdım....

    MURATHAN MUNGAN

  10. #55
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Gölge

    Aşk tesadüfleri sever
    Kader ayrılıkları
    Yıllar geçmeyi sever
    İnsan aramayı
    Güller açmayı sever
    Zaman soldurmayı
    Eller birleşmeyi sever
    Yollar ayrılmayı
    Hayat tekrarları sever
    Yeniden başlamayı
    Kuşlar dalları sever
    Kanatlarsa uçmayı
    Herkes geçmişi öder
    Bir yol ayırımında
    Başlamak istersen yeni bir hayata
    Gölgeni yedek bırak ardında

    Murathan Mungan

  11. #56
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KİM GÖLGESİNDEN KAÇABİLİR Kİ?

    Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü
    kendilerini tekrar, tekrar hatırlatmalarıdır.
    Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir.
    Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir.
    Hep ama hep hatırlarız.
    Ne biçim kaybetmektir bu?
    Kim gölgesinden kaçabilir ki?
    Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
    Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu...
    Durup, durup ardına bakan kadınlar vardır.
    Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar.
    Her şeyi didikleyip duran mazisinin gölgesinden,
    anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan gözleri ufuk yorgunu kadınlar.
    Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer,
    hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun.
    Zaman ilerledikçe birçok şey, daha zor olmaya baslar.
    Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.
    Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar,
    bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor.
    Zaman, aşk...... her şey!
    Ayrılıkları ayrıntılar acıtır.

    Murathan Mungan

  12. #57
    Üye
    reco61 Avatarı

    Gerçek Adı
    recai
    Üyelik Tarihi
    11.02-2010
    Son Giriş
    27.11-2017
    Saat
    16:18
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    546
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    mahmut ile yezidayı okudum
    böle bir aşk yok herhalde

  13. #58
    Üye
    Polly Avatarı

    Gerçek Adı
    Gizem
    Üyelik Tarihi
    24.05-2010
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    3.363
    Alınan Beğeniler
    10
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    YANLIZ OPERA

    Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
    yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
    oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

    imrendiğin, öfkelendiğin
    kızdığın ya da kıskandığın diyelim
    yani yaşamışlık sandığın
    Geçmişim
    dile dökülmeyenin tenhalığında
    kaçırılan bakışlarda
    gündeliğin başıboş ayrıntılarında
    zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
    fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

    Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki
    gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
    benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
    Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin


    Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
    yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
    Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.


    Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
    yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
    kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
    çerçevesine sığmayan
    munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu


    Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
    Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
    ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
    Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
    değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
    aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
    diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.

    Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
    Takvim tutmazlığını
    Aramızda bir düşman gibi duran
    Zaman'ı
    Daha o gün anlamalıydım
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldığını


    Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
    kalmıştı.
    Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
    arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
    Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

    Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

    Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
    Birbirine uzanamayan
    Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
    Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
    Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
    Ne kalacak bizden?
    bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
    Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
    Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
    Bizden diyorum, ikimizden
    Ne kalacak?

    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
    gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
    şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
    Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
    Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
    Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

    kış başlıyor sevgilim
    hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
    bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
    oysa yapacak ne çok şey vardı
    ve ne kadar az zaman
    kış başlıyor sevgilim
    iyi bak kendine
    gözlerindeki usul şefkati
    teslim etme kimseye, hiçbir şeye
    upuzun bir kış başlıyor sevgilim
    ayrılığımızın kışı başlıyor
    Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.


    Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
    gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...

    Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
    çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
    içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
    para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
    Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
    çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
    gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
    korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
    çağrışımlarla ödeşemezsiniz
    dışarıda hayat düşmandır size
    içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
    Bir ayrılığın ilk günleridir daha
    Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla

    Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
    kulak verdiğiniz saatin tiktakları
    kaplar tekin olmayan göğünüzü
    geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
    bakınıp dururken duvarlara
    boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
    kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
    gibi
    yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
    kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
    alınmaya
    kendimizi hazırlar gibi
    yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
    ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
    ve kazanmış görünürken derinliğimizi
    Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
    bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
    o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
    hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar


    denemeseniz de, bilirsiniz
    hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar


    Bana Zamandan söz ediyorlar
    Gelip size Zamandan söz ederler
    Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
    öyle düşünürler.
    Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
    karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
    uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
    Zaman
    Alır sizden bunların yükünü
    O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
    dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
    yerlerden
    bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    O boşluk doldu sanırsınız
    Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

    gün gelir bir gün
    başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
    o eski ağrı
    ansızın geri teper.
    Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
    Bitmişsinizdir.

    Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
    önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini
    kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.

    Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
    Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
    Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır


    ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    günlerin dökümünü yap
    benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
    kim bilebilir ikimizden başka?
    sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
    bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
    kendiliğindenliği
    yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
    bir düşün
    emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
    şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
    ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    Bunlar da bir ise yaramadıysa
    Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda


    Bu şiire başladığımda nerde,
    şimdi nerdeyim?
    solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
    ikindi yağmurlarını bekleyen
    yaz sonu hüzünlerinden
    gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
    geçti her çağın bitki örtüsünden
    oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
    bakarken dünyaya
    yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
    çiçek adlarını ezberlemekten geldim
    eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
    unuttuklarını hatırlamaktan
    uzak uzak yolları tarif etmekten
    haydutluktan ve melankoliden
    giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
    Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
    Bütünlemeli çocuklarla geçti
    gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
    dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

    Bu şiire başladığımda nerde,
    şimdi nerdeyim?
    yaram vardı. bir de sözcükler
    sonra vaat edilmiş topraklar gibi
    sayfalar ve günler
    ışık istiyordu yalnızlığım
    Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
    İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
    Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
    daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
    Aşk... Bitti. Soldu şiir.
    Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden


    Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
    Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
    Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
    uyudum, hiç uyanmadım.
    barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
    her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
    el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
    birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
    eksiliyorduk
    mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
    her otelde biraz eksilip, biraz artarak
    yani çoğalarak
    tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
    birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
    ağır ve acı tanıklıklardan
    geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
    maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
    linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
    korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
    ve açık hayatları seviyordu.
    Buraya gelirken
    uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
    atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
    ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
    çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
    panayır yerleri... panayır yerleri...
    ölü kelebekler... ölü kelebekler...
    sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
    Adım onların adının yanına yazılmasın diye
    acı çekecek yerlerimi yok etmeden
    acıyla baş etmeyi öğrendim.
    Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

    ipek yollarında kuzey yıldızı
    aşkın kuzey yıldızı
    sanırsın durduğun yerde
    ya da yol üstündedir
    oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
    ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
    ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

    AŞKIN BİR YOLU VARDIR
    HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
    AŞKIN BİR YOLU VARDIR
    HER YAŞTA BİRAZ GEÇİKİLEN
    gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
    gözlerim
    aşkın kuzey yıldızıdır bu
    yazları daha iyi görülen
    Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
    ilerlerim
    zamanla anlarsın bu bir yanılsama
    ölü şairlerin imgelerinden kalma
    Sen de değilsin. O da değil
    Kuzey yıldızı daha uzakta
    yeniden yollara düşerler
    düşerim
    bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
    ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
    Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
    yaşamsa yerli yerinde
    yerli yerinde her şey

    şimdi her şey doludizgin ve çoğul
    şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
    şimdi her şey yeniden
    yüreğim, o eski aşk kalesi
    yepyeni bir mazi yarattı sözüklerin gücünden


    Dönüp ardıma bakıyorum
    Yoksun sen
    Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren..

    MURATHAN MUNGAN

  14. #59
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Mırıldandıklarım

    Kırdın mı, incittin mi birilerini
    Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler
    Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
    Yeniden düşünmeliyim,
    Dostluklarımı, ilişkilerimi
    Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı,
    Yitirdim mi yoksa masumiyetimi ?
    Borçlarımı ödedim mi?
    Doğru seçtim mi soruların fiillerini ?
    Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
    giysilerim ütülü, odam düzenli mi ?
    Geri verdim mi aldıklarımı:
    Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
    Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi ?
    Yokladım mı duygularımı
    Hala sevebiliyor muyum insanları ?
    Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
    Ovmalı umutları
    Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
    Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
    Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
    Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
    Gece telefonları, ıssız konuşmalar
    Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
    Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
    O kadar çok anlattım ki
    Kendime kaldım anlatmaktan...
    Bunaldım kendisiyle boğuşmasını,
    Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan.
    Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
    Ofset duyarlılıklardan
    Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
    "içtenliğin" ya da "dünya görüşünün" kirletmediği
    Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum.
    Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları,
    vitrin camlarına yansıyan yüzlerde.
    Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar,
    Hala bir umut var mıdır?
    Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
    Ne çıkmaz sokaktayım, ne de mutsuz
    Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
    Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
    Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
    Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
    Senin ve benim, yani bizim için...

    Murathan Mungan

  15. #60
    Üye
    reco61 Avatarı

    Gerçek Adı
    recai
    Üyelik Tarihi
    11.02-2010
    Son Giriş
    27.11-2017
    Saat
    16:18
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    546
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    mükemmel şiir




Sayfa 4 / 4 İlkİlk 1234