Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon
Toplam 33 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    ADINI FUNDA OTELİ KOY



    Adını funda oteli koy
    Aklından gelip geçen bir yazın
    Ve aksam güneşlerinde orda burda
    Bir deniz kıyısında, eski bir yıkıntıda
    İnce ince gezinen turuncu adamların.

    Adını funda oteli koy
    Sevdamızın da adını
    Ayakları dibinde gün batımının.
    Ve ağzında binlerce güneşin tadı
    Dilinin ucunda yalnızca kendi adın.

    Çünkü sevdikçe beni sen kendini tanıdın.
    .

    Edip Cansever

  2. #17
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    AY KIRMIZI AYLAR KIRMIZI



    Benim yüzüm budur sanıyorum
    Çirkin mi diyorum, değil korkulu
    Tarife göre bir atımlık tedirgin
    Gününe göre azıcık anlaşılmaz
    Geceye sorarsanız bir yere yolcu.

    Belki bir sevme olayında kayıp
    Bakınca anlaşılır gözlerimin çokluğu
    Şarabıma gidiyorlar tek kelimeyle
    Her şarap bir bitendir tarife göre
    Yani bir aşk mevsimidir bardağın sonu.

    Bütün yüzler budur sanıyorum
    Çok kaybettim niye olduğumu
    Oynasam kazanırdım kendime göre
    Belki de bir Tanrı bulup sığınır ellerime
    Büyütür dururdur korkunçluğumu.

    Onu gezdiriyorum şimdi; o garip, anlaşılmaz
    Ben ki ölmedim daha, ölümün yüzü bu
    Bir çiçek kırılsa, bir dal eğilse
    Yok diyecek doğrusu ölümün zaferine
    Yani bu uzaklık zorunlu
    .

    Edip Cansever

  3. #18
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bilmez Miyim Hiç...


    Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona
    Bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar
    Dolaşıyorum bir başıma, ortalıkta kimsecikler yok
    Kıyılar da bomboş, kır yolları da
    Soluğumu duyuyorum ara sıra, bir onu duyuyorum
    Duymuyorum belki de, biliyorum yalnızca
    Ayaklarımın altında yaban naneleri, kekikler
    Yol kenarında bir kapı, tahta
    Peki, kim yitirmiş evini, ya da
    Hangi yitikle yok olmuş o yapı
    Kimbilir
    Vuruyorum yokuş aşağı, kıyıya
    Bir taşın üstüne oturuyorum
    Ben oturur oturmaz
    Çıkıyor kuytularından bütün görünümler
    Ve ufak bir oyun oynuyor bana doğa
    Alıp alıp götürüyor gözlerimi bıkmadan
    Kısalıp uzayan bir çift yılan balığını andıran gözlerimi
    Güneşin şavkından yuvarlanan çakıllara
    Tam o sıra bir vapur yanaşıyor iskeleye uzun sürecek bir sonbahar taslağı gibi
    Denize yeni sürülmüs bir tarlaya benziyor, uyanık, diri
    Ve işin tuhafı bense
    Alışıyorum gittikçe
    Her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma
    Ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden
    Ve bu yüzden mi bilmem
    Durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum
    Sürüyle kus havalanıyor defnelerin içinden
    Sürüyle, evet, hatırlıyorum birden
    Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri
    Dağılıp gitmişler herbiri bir yana
    Kuşlar gibi, onlar da
    Benimse ne gidecegim bir yer
    Ne de özlediğim bir şey var
    Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona
    Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa
    Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük
    Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.

    Uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki
    Dalıp gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki
    Bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum
    Yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha
    Ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da
    Yani tam böyle birşeye benziyor zaman
    Yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan
    Çıkageliyor sonra, saat on iki.

    Anlıyorum
    Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi
    Yalnızca bunun için uzun
    Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da
    Örneğin
    Bir sevgiyi yontup onarmak için
    Döğüşmek de sevgidir
    Ve benim bildiğim kadarıyla
    Her şeydir bir insan, her şeydir
    Yalandır kısalığı yaşamın
    Ve özellikle insan dediğimiz şey
    İnançli bir insan soyunun parçasıysa.

    Sonunda başbasa kalıyoruz gene
    Başbaşa kalıyoruz doğayla ben
    İşte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden
    On temmuz cumartesi
    Bir vapur daha kalkıyor iskeleden
    Ve yağmur hızlanıyor biraz
    Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak
    Tam öyle yapıyorum
    Şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum.

    ( Sevgili dostum Alper' e.... )



    Gözleri

    Sanki hiçbir şey uyaramaz
    İçimizdeki sessizliği
    Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey
    Gözleri getirin gözleri.

    Başka değil, anlaşıyoruz böylece
    Yaprağın daha bir yaprağa değdiği
    O kadar yakın, o kadar uysal
    Elleri getirin elleri
    Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk
    Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi.

    Edip CANSEVER

    (Canımcığım sevgili dostum Alper, bana yine hatırlattın ya edip i, sen çok yaşa )

  4. #19
    Üye
    alperstein Avatarı

    Gerçek Adı
    Alper
    Üyelik Tarihi
    05.02-2006
    Son Giriş
    18.10-2017
    Saat
    14:27
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    211
    Alınan Beğeniler
    8
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili dostum,
    Sana öyle bir gün diliyorum ki
    en az bugün benim içimde başlayan yepyeni bir gün kadar yaşanmamış, herşeye gebe, müziğe tutkun, mutluluğa tutsak bir gün olsun sana. Her günün bu demde başlasın;*)
    Sevgilerimle

    "Ve benim bildiğim kadarıyla
    Her şeydir bir insan, herşeydir
    Yalandır kısalığı yaşamın
    Ve özellikle insan dediğimiz şey
    İnançlı bir insan soyunun parçasıysa."

  5. #20
    Üye
    Laus_Deo Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.03-2005
    Son Giriş
    22.08-2009
    Saat
    22:38
    Yaşadığı Yer
    Erdek
    Mesaj
    616
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ne tatlısınız

  6. #21
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:22
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    59
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KUŞ SÜRÜLERİNDEN BİR DUVAR

    Eskişehirli bir tüccar tanırdım, bıyıkları
    Gereksiz konuşan bir adamın sakarlığında
    Enfiye çekerdi, bahçesindeki gülleri anlatırdı
    Çocuksu yüzler bırakırdı bir takım ambarlarda

    Sonbahar böyle geçerdi, o tüccarın sıkıntısı gibi
    Deniz kıyılarında, hayvan leşleri arasında
    Kış sanki iyi geçecek, bakıp duracaksın
    Yılbaşında eski bir sevgilinin gönderdiği bir karta

    Niye mektup yazmıyorum eskisi gibi
    Kahverengi bir şeyler oluyordu mektuplarda
    Yaşlı bir korsanın öğle uykusu doluyordu
    İçime ve uykusuzluğuma

    Kaypak bir haritam var şimdi, önüme seriyorum
    Birbirine karışıyor Avrupa ve Asya
    Bütün kara yollarında ölüme yakın bir şey var
    O kadar yaklaşığım ki şu ölüm duygusuna

    Okyanuslardan hiçbir şey anlamıyorum
    Küçük denizlerde yaşadım da ondan mı acaba
    Değilse neden bir türlü ısınamıyorum
    Yoksa büyük acıların kaptanları mı dolaşır okyanuslarda

    Ey büyük kaptan, Bodrumlu sarmaşıkçı
    Ey gün günden yüreğimi kanatan ada
    Bir yer istiyorum üstünde, doğduğum bir yer olsun
    Ve uzun yollarda hiç konuşmayan şöförlerin yanında

    Ey orman yollarındaki su sarnıçları
    Duyuyorum içinizdeki eski ses yüklü plaklarda
    Ölümün bitmiş yasını, sevincin yok olmuş fırtınasını
    Sözlerini çok değişik aşkların da

    Eskişehirli bir tüccar vardı. Var mıydı
    Duygular, zamanlar da bir çeşit insan mıydı yoksa
    Kuş sürülerinden bir duvar
    Hangi kuşu çeksem ölüyor avucumda.

    EDİP CANSEVER

  7. #22
    Üye
    shebnem Avatarı

    Üyelik Tarihi
    30.09-2008
    Son Giriş
    05.04-2013
    Saat
    13:58
    Yaşadığı Yer
    Eskişehir
    Mesaj
    28
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KiRLi AĞUSTOS

    O da var olanın ağır ağır yokluğu
    Şurada bir gündüz kımıldamakta
    Dağılmanın beyaz organı: tuz birikintileri
    Gibi bir gündüz
    Kalın kabuklarını kaldırır doğa.

    Düşer bir balıkçının tersi olan şey
    Kirli ağustos! Beni ordan oraya götüren eşya
    Aklımda üç beş otel ya kalır
    Ya kalmaz üç beş otel aklımda
    O da değil bir otelin kendisi
    Yalnızlığın kahverengi organı: düş birikintisi
    Bir de kahverengi alevlerden yapılma.

    Başka değil, yokluğu görmek için
    Kirli ağustos... Gözkapaklarımı da yaktım sonunda.

    Edip CANSEVER

  8. #23
    Üye
    shebnem Avatarı

    Üyelik Tarihi
    30.09-2008
    Son Giriş
    05.04-2013
    Saat
    13:58
    Yaşadığı Yer
    Eskişehir
    Mesaj
    28
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ÇAĞRILMAYAN YAKUP

    Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup
    Bunu kendine üç kere söyledi
    Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar
    O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım
    Ben, yani Yakup, her türlü çagrılmanın olağan şekli
    Daha hiç çağrılmadım
    Biri olsun 'Yakup!' diye seslenmedi hiç
    Yakup!
    Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım
    Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim
    Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım
    Sonra bir güzel yıkanayım da.
    Ben size demedim mi.

    Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum
    Sanki böyle niye ben oradan geliyorum
    Telaslı, aç gözlü kurbağalara
    Bakmaktan
    Bilmiyorum
    Bilmiyorum, bilmiyorum
    Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup
    Bazen karıştırıyorum.

    Bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü
    Sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü
    Kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu
    Onlar işte hep boyuna koşuyordu
    Birileri çıkıyordu ordan burdan

    Hiç çıkmamak halinde ve olgun
    Birileri çıkıyordu
    Geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık
    Bir pencerenin sokağa doğru içinde
    Bu uyum korkunçtur Yakup!
    Yakubun olması korkunçluğudur bu
    Dünyanın insana doğru içinde
    Yakup, Yakup!
    Burdayım, yani ben.. evet, geliyorum
    Lambayı söndürmesinler, geliyorum
    Siz bütün lambaları yakın, evet
    Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? hayır, Yakup
    Bazen karıştırıyorum.

    Ve kendine bilinmeyenler yaratan Yakubum ben, iyi ya
    Durduğum bir gündü, diyorum, bütün ilgiler sizin olsun
    Her türlü bir şeyler sizin olsun, ben artık
    Hep böyle istiyorum, ayıp degil ya
    Durduğum bir gündü, diyorum, yüzümü göğe doğurduğum
    Bir gündü ve yaşar gibi kaldığım bir yaşama içinde
    Ve yollarda ölü baykuşlar bulduğum
    Bir ölünün günü boyayan renginde
    Çürük evler bulduğum, içleri sonsuz kayalar
    Kayalardan dondurmalar sorduğum
    Ben, yani Yakup, Yakubun hiç çağrılmamış şekli
    Kim bilir ne diyordum
    (Kim bilir ne diyordu bir baykuş yaratıldığına
    Bir baykuş tarafından
    Ve bütün baykuşlar o bütün baykuşların arasında ne oluyordu
    Ben ne oluyordum.)

    Bütün iskemleler ağır ve hastalıklı
    Bir gidip bir geliyordum kendime aptallaşarak
    Bunu Yakup söyledi
    Dedi ki, çünkü herkes Yakubu yaşıyordu, bense
    Çöllerden ve kızgın güneşlerden icatlar yapıyordum
    Kızgın kağıtların üstüne
    Ve alevler halinde dünya bana dokunuyordu
    Ve ayakta soğuk bir bira içmiş kadar bir anlamım oluyordu bazen
    Ölüyordu ve bir de
    Bir otobüse bindiğim, biletçinin bilet bile kesmek istemediği ben
    Kendimi koruyordum
    Bunu bana Yakup söyledi
    Öyle bir Yakup ki bu, onca din kitaplarının sözünü bile etmediği
    Kimsenin sözünü bile etmediği bir Yakup
    Ben
    Bunu hep biliyorum
    Bunu hep biliyorum ve işte
    Özgürüm, cezasız duruyorum.

    II

    Kurbağalara bakmaktan geliyorum
    Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi
    Telaşlı, açgözlü kurbağalara
    Bakmaktan geliyorum. Ben sanki Yusuf
    Ve Yusuf değil
    Her gün bir tahtaboşta asılı duruyorum
    Ve durmuyorum. Ben işte Yakup
    Yok artık karıştırmıyorum.

    Taş merdivenleri ağır ağır çıktım, bunu ben böyle yaptım
    Eski taş merdivenleri. Yanımdan bir sürü adam
    Geçti ve kolayca gittiler
    Müzik aletleri renginde ve pırıl pırıl gittiler
    Yanan güneşin altında
    Onlar ki.. onlara benzer şeyleri ben çok gördüm
    Ve onlar bir zamanı tamamladılar, öyle yaptılar
    Ve sordum
    Yakup daha başka nasıl bir Yakup olsun
    Ve onlar daha başka nasıl bir onlar olsunlar ki
    Yakup ve onlar nasıl olsunlar. İşte ben taş merdivenleri
    Kurbağalara bağlayan taş merdivenleri
    Durmadan kendimle karıştırıyordum
    Kimse beni tutup çıkarmıyordu
    Vıcık vıcık taşlar duyuyordum ayaklarımın altında
    Anlamsız, yapışkan bir yığın taşlar
    Yoruldum! bunu sanki biri söyledi
    Yakubun biri
    Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim
    Kendime bir isim düşünerek
    Birden ki bir isim düşünerek kendime. Hayır bu kimse değil
    Ancak gelebildim

    Aşağıda bir luna park kımıldıyordu. Ah kurbağalara bakmam gecikecek
    Luna park kımıldıyordu, hem öyle değil
    Bu uyum korkunçtur Yakup
    Bir yokluğun kımıldamaya doğru içinde
    Ve sen ki böyle tanımlanırsan Yakup
    Yakuup!
    Bir şey ki seni çağırıyor, o şimdi ne olmalı
    Gene bir Yakup olmalı bu, Yakup
    Kurbağalara bakman gecikecek, bunu ben nasılsa söylüyorum
    Nasılsa ben bunu bir kere söylüyorum
    Güneşe kırmızı top taşıyan bir adamın tahta bacağını cök yakıyordu ki
    Adam içinden bağırdıkça dünya
    Ters yonden yaratilıyordu, diyebilirim
    Bir öğle üzeriydi adamın içindeki kalp
    Kan kalp
    Kırmızı top
    Yakıcı dönüşümler çıkaran
    Belli ki susmak yaratılmamış şekliydi dünyanın
    Öyle değil mi Yakup
    Hemen hemen öyleydi, Yakup bunu söyledi
    İyi ki söyledi. Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim
    Şimdi bir kurtarabilsem ayaklarımı
    O benim ayaklarimı.. taşlardan
    Bir kurtarabilsem
    Saat on ikiyi gösteriyordu ki, ben nerdeydim
    Bir zamansızliğın Yakuba doğru içinde
    Saat on yediyi ve yirmi biri
    Gösteriyordu ki, ben nerdeydim
    Her saniyedeki ve işte her saniyedeki
    Ben, yani Yakubun o dağılgan şekli
    Nerdeydim.

    Bilmem ki. Bir avukat benim ellerimi tuttu. Gözlüklü bir kadındı bu, iyi mi
    Kim bilir bir çağın neresinden burada. Anlaşılması
    Yoktu ki. Kendine özgü bir duruşu
    Yoktu ki. Pek güçlü kolları vardı yalnız
    Ne diyordum, ben işte Yakup
    Çekiverdi beni taş hamurun içinden
    Pek öyle gürültüyle değil
    Bir başka yapışkanlığın içine
    Çekiverdi beni
    Göğüsleri pek hoştu, ipekli bir giysinin altındaydı onlar
    Sonra elleri ve kalçaları pek hoştu
    Kılların ve bütün oynak yerlerin ölümlere doğru içinde
    Bacaklarıyla bir şeyler bir şeyler bir şeyler yapıyordu artık
    Onu ben çok iyi görüyordum. Ama çarşaflar, öyle bir takım kıpırdanmalar
    araya
    giriyordu
    Engelliyordu bizi
    Ter içindeydik. Ellerimden çekiyordu. Ter içindeydik
    Beni kurtarmak istiyordu, bir isim gibi Ben'i
    Ter içindeydik
    Terlerimiz üstümüzde duruyordu, yıkanmış yeni kaplar gibiydik
    Üstümüzde olgun ve kararsız su tanecikleri bulunan
    Biz Yakup
    Biz gözlükten, taş hamurdan ve beyaz çarşaflardan
    Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış
    Kurbağalara geldik.

    III

    Kurbağalara bakmaktan geliyorum
    Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi
    Masalarda oturmuşlardı. Ben oradan geliyorum
    Yazı makineleri, kağıt sesleri
    Ben oradan geliyorum.

    Önce bir kenarda durdum, hiç kimse beni çağırmadı
    Sonra bir yer bulup oturdum. Hadi bir sigara iceyim dedim
    Olmaz, dedi mubaşir kıliklı kurbağanın biri
    Belli ki yeni tıraş olmuştu, bana yakasından bir kopça eksik gibi geldi
    Öyleyse peki, dedim, ayağa kalktım, şöyle bir duvara dayandım
    Bu kez de duvarlarda sanki duvarca bir sözdizimi
    Olmaz ki, Yakup!
    Peki Yakup ne yapsın, bu aklımdan bile geçmedi
    Herkesin durduğu bir yere gittim. Ben Yakup
    Ya onlar kimdi
    Aralarına aldılar beni. Artık ben hiçbir şey göremiyordum
    Biri bir şeyler söylüyordu yalnız, yüksekce bir yere oturmuş
    Onu ben duyuyordum
    Duyuyordum, sesi başımın üstünden dünyaya yayılıyordu
    Ve 'Yakup' sesini ancak anlıyordum. Yakubun ötesinde
    Birtakım sözler ediliyordu, onları ben anlamıyordum
    Anlamıyordum ama, iyi sözler söylemiyorlardı benim için
    Sonra bir sey daha vardı anlamadığım: yani ben neydim ki, ne yapmış
    olmalıyım
    Ben, yani Yakup
    Dedim ki kendi kendime, insan ne söylerse söylesin
    Ve ne yaparsa yapsın, öyle değil mi
    Bütün bunlar bir bir kalacaktır yaşamanın içinde
    Diye düşündüm ya ben
    Ben, yani Yakup
    Butun gücümle bunu bağırdım
    Ben ki bağırdım işte, bütün kurbağalar bir olup beni dışarı çıkardılar
    Bir odaya aldılar beni, ellerime gözbebeklerime
    Daha başka yerlerime de baktılar
    Sonra bilmiyorum ki, kapıyı gösterdiler bana
    Ben, Yakup, beni hiç kimse çağırmadı
    Sokağa çıktım, bir sürü yerlerden geçtim. Şimdi
    Hatırlıyorum da, bir deniz kıyısında azıcık durabildim
    Yosunlar, kumlar, şeytan minareleri
    Ve kumlarda katılaşmış kıvrımlar
    Bağırdım, bağırdım, bağırdım
    Tanrının ayak izleri!
    Tanrının ayak izleri!

    IV

    Kurbağalara bakmaktan geliyorum. Ben Yakup
    Bunu Yakup söyledi
    Yıkanmış çamaşırlar duruyordu odamın penceresinde
    Gök işte bu beyazlıktan azıcık alıp veriyordu, diyebilirim
    Bir kırlangıç onu kirletmese
    Ki onlar o kadar çok siyahtırlar ki, ben
    Onları hiç sevmem
    Ve demek ki benim odamda hiç kimseler yoktur
    Odamın düşünülmesi halinde bile
    Kimseler yoktur
    Biri sanki çarşıya çıkmıştır sürekli bir biçimde
    Ve biraz da çarşılar
    Ve durmadan satılan o kırık dökükler bitmez ki
    Bitmesin
    Çünkü bir gün bir boy aynası satın almak istiyorum ben
    Kirli ve eski
    Bir at arabasının aynaya doğru büyüyen içinde
    Onu ben taşıtmak istiyorum, caddelerin
    İntiharlara doğru büyüyen içinde
    Ben, yani Yakup
    Kurbağalara bakmaktan geliyorum işte
    Açgözlü, mor kurbağalara
    Akşama doğru bir dilim ekmek yiyeceğim belki
    Bir bardak da süt içeceğim. Sonra
    Bir güzel uyumak istiyorum, bütün gün çok yoruldum
    Ben
    Gözlükten, taş hamurdan ve çarşaflardan
    Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Yakup
    Uyumak istiyorum.

    Ve sabah bunları bir bir kendime anlatacağım
    Yakubun gene bir yokluğa doğru büyüyen içinde.

    EDİP CANSEVER

  9. #24
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:22
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    59
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SONRASI KALIR

    On kalır benden geriye dokuzdan önceki on
    Dokuz değil on kalır
    On çiçek, on güneş, on haziran
    On eylül, on haziran..
    On adam kalır benden, onu da
    Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
    On adam kalır.

    Ne kalır ne kalır
    Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
    Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
    Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
    On çizik, on çentik, on dudak izi
    Bir çay bardağında on dudak izi
    Aşklardan sevgilerden
    Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
    Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
    Bir de bu kalır.

    Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
    Asıl bu kalır.

    On yerde adam geçse geçmese
    Dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
    anlaşılır.

    Akşam olur, bir günden dibe çökerim
    Su içer,dibe çökerim
    İyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
    düşürürüm elimden
    Bu yüzden gecikirim
    Size bu sıkıntı kalır.

    Ne kalır

    Kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
    Dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
    Dişleri hiç kesmeyenden
    Gün geçer, kendi kalır
    Kahvelerde kayısı.

    Gezginim, açık denizlerden yanayım
    Biraz da Akdenizliyim, bu işte böyle kalır
    Akdenizli herkes konuşur duyarlığını
    Başka ne kalır
    Biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.

    Ben buyum, dersin, arkadaş
    Sevgilim, ben buyum
    Yüreğim vurgun, dişlerim altın
    Ceketim sol omzumda
    Vakit vakit incelen vakit.

    Edip Cansever

  10. #25
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:22
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    59
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KENDİME

    Kimseye karıştım mi? hiç karışmadım
    Bu ki bana tuhaf sayılmadı
    Gözleyip sordum mu hiç? hayır sormadım
    Bu ki bana yalan sayılmadı
    Acımak isim miydi? hayır
    Bir evden olmak kötü müydü? hayır
    Zamana zamanla bakmak ne idi ki
    Baktım

    Tarlayı tarlayla ölçtüm
    Meyveyi mey mayla ölçtüm
    Denizi denizle ölçtüm
    Göğü gökle ölçtüm
    Zaten insanı insanla ölçtüm ki
    Buruk bir tat mı duydum
    Ve duydum
    Her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi
    Sonuç ki zaten yoktu

    Sen ki kim
    Beni bütün bırakma.


    Edip Cansever

  11. #26
    Forum Moderatörü
    BARBiEBARBiE Avatarı

    Gerçek Adı
    NehiR
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    01.12-2017
    Saat
    15:35
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    14.622
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BEN RUHİ BEY NASILIM

    Ruhi Bey

    O kadar bekledim ki, geliyorum
    Ölümümü bekledim, geliyorum
    Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
    Bekledim geliyorum.

    Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
    Ölümü gömdüm, geliyorum
    Bir sonbahar günüydü, geliyorum
    Güneşler buz gibiydi, geliyorum
    Ve bütün kötülükler
    Ölümün armaları gibiydi
    Size anlatırım, geliyorum.

    Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
    Havuzun kırık taşlarını - siz bilmezsiniz -
    Limonluğu ve kırmızı konağı - siz bilmezsiniz -
    Aynalarda kendini seven Ruhi Beyi - siz bilmezsiniz -
    Ve bildiğiniz Ruhi Beyi -ya da pek bilmediğiniz -
    Gömdüm ben, geliyorum.

    Koro

    İyi biliriz sizi biz, iyi biliriz
    Nerdesiniz Ruhi Bey.

    Ruhi Bey

    Gömdüm hepsini, geliyorum
    Bütün ölülerimi gömdüm, geliyorum.

    Koro

    Peki ya sonuç, Ruhi Bey, ya sonuç
    Biz sizi tanımaz mıyız
    Siz ne yaparsınız bundan sonra, biz ne yaparız
    Bir bütünün parçalarıyız, bir bütünün parçalarıyız.

    Ruhi Bey

    Sonuç mu dediniz, ne dediniz, ne dediniz
    Sonuç hiç gömülür mü, geliyorum
    Ben yalnız ölülerimi gömdüm, geliyorum.

    Koro

    Doğrusu anlamıyoruz Ruhi Bey
    Her insan biraz ölüdür
    Biz ki bir bütünün parçalarıyız, biliriz
    Her insan biraz ölüdür.

    Ruhi Bey

    İnsan yaşıyorken özgürdür
    Yaklaştım iyice, geliyorum.

    Koro

    Her insan biraz ölüdür
    Biz de biraz ölüyüz.

    Ruhi Bey

    Ölüler ki bir gün gömülür
    İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler
    İnsan yaşıyorken özgürdür
    İnsan
    yaşıyorken
    özgürdür ..

    Edip CANSEVER

  12. #27
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    29.11-2017
    Saat
    15:58
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.344
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    16
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ...
    Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
    Gelse de
    Öyle sürekli değil
    Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
    ... O kadar çabuk
    O kadar kısa
    İşte o kadar.

    Edip CANSEVER / Mendilimde Kan Sesleri

  13. #28
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    29.11-2017
    Saat
    15:58
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.344
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    16
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İnsan yaşadığı yere benzer
    O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
    Suyunda yüzen balığa
    Toprağını iten çiçeğe
    Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
    Konyanın beyaz,
    Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
    Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
    Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
    Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
    Öylesine benzer ki...

    Edip CANSEVER / Mendilimde Kan Sesleri

  14. #29
    Üye
    ayyüzlü Avatarı

    Gerçek Adı
    ayyüzlü
    Üyelik Tarihi
    11.10-2008
    Son Giriş
    09.10-2017
    Saat
    11:46
    Mesaj
    19.971
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BAŞIM DÖNÜYOR İKİMİZDEN

    Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin
    Ön dişleriyle belli belirsiz
    Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan
    Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz
    Evet mi hayır mı pek anlamadan.

    Ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız
    Bir tayın dişinde ince taflan
    Az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının
    Yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından
    Dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.

    Sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan
    Süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların.

    Edip CANSEVER

  15. #30
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    29.11-2017
    Saat
    15:58
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.344
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    16
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Anımsıyorum
    Ne vardı ortalıkta maviden başka
    Sadece bir martı - o da maviyle beslenen
    Gördün mü demiştim kendi kendime
    Mavilik de çocukluk gibi
    Unutulmayacak hiç.

    Edip Cansever




Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon