Sayfa 1 / 2 12 SonSon
Toplam 17 mesajın 1-15 arasındakiler

Konu: Louis Aragon

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    WaLe Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.07-2005
    Son Giriş
    27.10-2013
    Saat
    16:22
    Mesaj
    304
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    MUTLU AŞK YOKTUR

    İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
    Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
    Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
    Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
    Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
    Mutlu aşk yoktur

    Hayatı Bu silahsız askerlere benzer
    Bir başka kader için giyinip kuşanan
    Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
    Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
    Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter
    Mutlu aşk yoktur

    Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
    İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
    Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
    Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
    Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
    Mutlu aşk yoktur

    Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
    Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
    En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
    Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
    Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
    Mutlu aşk yoktur

    Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
    Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
    Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
    Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
    Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
    Mutlu aşk yoktur ama
    Böyledir ikimizin aşkı da

    LOUIS ARAGON


    YALNIZ İNSAN

    Yalnız insan merdivendir
    Hiçbir yere ulaşmayan
    Sürülür yabancı diye
    Dayandığı kapılardan

    Yalnız insan deli rüzgâr
    Ne zevk alır ne haz verir
    Dokunduğu küldür uçar
    Sunduğu tozdur silinir

    Yalnız insan yok ki yüzü
    Yağmur çarpan bir camekan
    Ve gözünden sızan yaşlar
    Bir parçadır manzaradan

    Yalnız insan kayıp mektup
    Adresimi yanlış nedir
    Sevgiler der fırlatılır
    Kimbilir kim tarafından

    LOUIS ARAGON

  2. #2
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    08:10
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.943
    Alınan Beğeniler
    959
    Verilen Beğeniler
    1.251

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu iki şiiri de Zülfü Livaneli bestelemişti; şiirler kadar güzeldi..
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  3. #3
    Üye
    oya Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.11-2004
    Son Giriş
    30.11-2008
    Saat
    13:50
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    170
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BÜYÜK SIR

    Sana büyük bir sır söyleyeceğim
    Zaman sensin
    Zaman kadındır ister ki hep okşansın
    Diz çökülsün hep
    Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına.
    Bir taranmış
    Bir upuzun saç gibi zaman
    Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi.
    Zaman sensin, uyuyan sen
    Şafakta ben uykusuz seni beklerken
    Sensin gırtlağıma dalan, bir bıçak gibi...
    Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
    Bu mavi çanaklarda kan gibi
    Durdurulmuş zamanın işkencesi
    Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten
    Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
    Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
    Daha beter seni kaçak
    Seni yabancı bilmekten
    Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
    Tanrım ne ağırdır sözcükler
    Asıl demek istediğim bu.

    Hazzın ötesinde sevgim
    Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün
    Sevgim
    Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
    Boğulurum soluk alıp vermesen
    Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın.
    ......

    Sana büyük bir sır söyleyeceğim
    Korkuyorum senden
    Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
    El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
    Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan
    Korkuyorum senden.

    Sana büyük bir sır söyleyeceğim
    Kapat kapıları
    Ölmek daha kolaydır sevmekten
    Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
    Sevgilim.

    LOUIS ARAGON

  4. #4
    Üye
    UTOPYA Avatarı

    Gerçek Adı
    Zeki
    Üyelik Tarihi
    07.06-2005
    Son Giriş
    04.11-2017
    Saat
    21:28
    Yaşadığı Yer
    ANTALYA
    Mesaj
    2.266
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İNANMIYORLAR BANA

    İnanmıyorlar bana inanmak istemiyorlar
    Boşuna yazıyorum dilim dişim tırnağımla kanımla kemanlarımla
    Boşuna yazıyorum uyaklarımla
    Gecede dalların eski dilini bilmeyen biri gibiyim
    Asılmış suların üstünde
    Konuşmak kara dilin erkeğin ve kadının
    Birbirine tutuşmuş iki ele yabancı biri gibi konuşmak
    Konuşmak mutluluğun çılgını gibi
    Öpücüklere benzemeyen sözcükler var ya

    İşte o sözcükleri yitirmiş bir ağzın dili ile konuşmak
    Tüm bunlardan yakınan bir edayla konuşmak
    Dolup taşıp ta sanki susmak istiyor gibi
    Ey sözlerin ötesinde yetkin ses
    Şarkının yüceliği çığlığın çığlığı
    Bir an geliyor nota ulaşılmaz seslerin şarkısını söylüyor
    Kulak duymuyor artık yükseklerdeki müziği
    İnanmıyorlar bana inanmak istemiyorlar
    Boşuna konuşuyorum ilkyaz'la ve orglarla
    Boşuna konuşuyorum gökyüzünün tüm heceleriyle
    Bilinen şeylerin özel orkestrasıyla
    Ve sağır onikiliklerin bayağılığıyla
    Boşuna konuşuyorum barbar çalgılarla
    Boşuna söylüyorum onu duvarlara vuran yumruğumla
    Boşuna söylüyorum derebeyinin ormanlarını ateşe verir gibi
    boşuna söylüyorum onu savaş ilan eder gibi
    Alev yutan cambazın ağzındaki alev gibi
    İnanmak istemiyorlar bana Kendilerine benzer birini
    yaratmışlar benden belki de
    Belki döküntülerini giydiriyorlar bana
    Alıp gezdiriyorlar beni kendileriyle
    Dizelerimi söylüyorlar benzetip kendilerine
    Dizelerim onlara tatlı şarkılar oluyor
    Biraz da onların satlık malıyım ben
    Beklerken bir yol olmayı
    Sözcüklerindeyim ben
    Okul kitaplarındayım
    Rezillik yapamam bu bana yasak

    Boşuna haykırıyorum ben
    Sana aşık birinden başkası değilim diye...

    Louis ARAGON

  5. #5
    Üye
    Gothica Avatarı

    Gerçek Adı
    Saliha C.
    Üyelik Tarihi
    26.06-2005
    Son Giriş
    10.12-2017
    Saat
    15:24
    Yaşadığı Yer
    Kırgız Yurdu Ulupamir
    Mesaj
    6.857
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    2
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bırakıp Gittin Beni


    bırakıp gittin beni bütün kapılarda

    bütün çöllerde tek başıma kodun

    şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim

    vardığım hiç bir yerde deildin

    sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam

    hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını

    denizde dalgakırandan da boş boşluğunu bir günün

    seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği



    bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz

    her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle

    düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni

    yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin

    düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden



    başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç

    bana bakıp görmediğin için

    ben yokken içini çektiğin için

    ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen

    Louis Aragon

  6. #6
    Üye
    kayserya Avatarı

    Üyelik Tarihi
    16.08-2007
    Son Giriş
    01.11-2009
    Saat
    00:30
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    1
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şiir Sanatı

    Mayıs'ta ölmüş dostlar için
    Sadece ama sadece onlar için

    İncelik olmalı kafiyelerimde
    Gözyaşlarım gibi silahların üstünde

    Ve tüm yaşayanlara
    Değişse de rüzgarla

    Ölüler adına orda bilensin dursun
    O beyaz silahı pişmanlık duygusunun

    Evli sözcükler yara almış sözcükler
    Suçun basbas bağırdığı kafiyeler

    Dibinde çıkararak acı bir hikayenin
    Çifte su sesini küreklerin

    Hem yağmur kadar adi
    Parlayan bir cam gibi

    Sanki geçitte ayna
    Ölen çiçek bluzda

    Çocuğun çemberle oynaması
    Ayın ırmakta yansıması

    Dolaptaki güve otu
    Bellekteki bir koku

    Kafiyeler kafiyeler orda duyarım
    Kırmızı ısısını kanın

    Bize hatırlatın bunu
    İnsanlar kadar zalim olduğumuzu

    Ve yüreğimiz gücünü yitirdi mi
    Unutkanlık uykusundan uyandırın bizi

    Sönmüş lambayı yakın yeniden
    Yine ses gelsin boşalan kadehlerden

    Ben hep şarkı söylemekteyim orda
    Mayıs'ta ölen dostlarım arasında

    Louis Aragon

  7. #7
    Üye
    Gothica Avatarı

    Gerçek Adı
    Saliha C.
    Üyelik Tarihi
    26.06-2005
    Son Giriş
    10.12-2017
    Saat
    15:24
    Yaşadığı Yer
    Kırgız Yurdu Ulupamir
    Mesaj
    6.857
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    2
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Louis Aragon

    louisaragon - Louis Aragon

    LOUIS ARAGON HAYATI



    3 Ekim 1897 de Parisde doğmuştur. Siyasal eylemci ve komünizm yanlısı şair, romancı ve deneme yazarı. "Bugünkü Fransız ozanlarının en önemlilerinden biri diye biliniyor. Önceleri, Dada akımının öncüleri arasında sayılıyordu, sonradan Bréton, Soupaux ile birlikte bu yüzyılın en önemli şiir akımı olan Sürrealizm'in kurucularından biri oldu. Bugüne değin şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak 61 kitap yayımladı.

    Aragon'un ünü, öte yandan, İkinci Dünya Savaşında gizli karşı koyma hareketiyle daha bir büyümüştür. Le Paysan de Paris adlı romanı, gerçeküstücülüğün en güzel örneklerinden biri olarak gösterilmektedir.

    Charles d'Orléans'dan, Victor Hugo'ya değin uzayan bir şiir çizgisini sürdürür gibidir Aragon. Aragon açık yazan ozanlardandır, birçok şiirleri bu yüzden şarkı haline getirilmiştir. Aragon, romancı olarak da ün yapmıştır. Çağdaş romanların arasında önemli bir yer tutar. Birkaç çevirisi de vardır. 24 Aralık 1982 de Pariste ölmüştür.



    Dorukların Uykular Üstüne Yükseldiği Yer



    Büyük kayalar bana dedi ki aramıza geliyorsun ama

    Seni saran bu yürek yok mu hiç yeryüzünde

    Başımı salladım ve öldü diye yanıtladım

    Dilsiz koca kayalar diz çöktüler önümde.



    Louis Aragon

  8. #8
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Son Söz

    Boş eller ve gözlerle duruyorum yaşamın ve ölümün eşiğinde
    Ve sesini duyduğum bu deniz;
    Boğulanları geri vermeyen bir denizdir zaman
    Ve benden sonra dağıtacaklar ruhumu, ezik düşlerim
    Sözlerim şimdiden ıslak dudağımda
    Bir yaprak gibi kuruyor işte

    Bu dizeleri kollarım sonuna kadar açıkken yazacağım
    Duyulsun kalbimin orda dört kez çarptığı
    Geçeceğim boğazımı ve sesimi ve nefesimi ve şarkımı ölümü göze alarak

    Bendim seçen bu çarmıha germe boyutunu vermeyi dizelerime
    Ve şans nasıl öyle düşsün üstüme dizelerin durağındaki bıçak
    En sonunda gerekecek ölçüsüzlüğüme uygun bir ölçüye ulaşmak

    Yaşam rüzgarların kat ettiği kocaman hüzünlü bir şato gibi geçmiş olacak
    Yolu niye buraya düşmüştür kimse bilmez belki her şey bir düştür
    Gençken meleklerin zaferi yakındır diye söz edilirdi bana
    Ah nasıl inanmışım nasıl da kanmışım sonra yaşlandım işte
    Oysa ihtiyarlara kalan çok ağır ve çok kısa öyle ki rüzgar başka türlü eser onlara

    Kurbana tercih edilen gölge, ey zavallılar kimse medet ummasın gelecekten
    Sokakta oynayan küçük çocuklar! Sonsuz acıyorum sizlere
    Görüyorum önünüzdeki her şeyi mutsuzluğu kanı ve usancı
    Hatalarımızdan hiçbir şey anlamamış olacaksınız
    Düşlerimizden hiçbir şey öğrenemeyeceksiniz
    Hiçbir işinize yaramış olmayacağız bedelini kendiniz ödeyeceksiniz
    Omzunuzun çöktüğünü görüyorum
    Alnınızdaki alışkanlıkların kırışıklıklarını da

    Düşünün hele bir kez canlı parmaklarını etten ellerini çarka sokanları
    Durum değişsin diye ve düşünün işte kafeslerini bile tartışmayanları
    İnsanın hakkı olabilir umutsuzluğa, bir anlık duraklama hakkı yokken
    Ve her şey alt üst olabilir, insan insandan sorumlu ise
    Büyük olaylar yaratıldı gördük, ama korkunç olanları da vardı içlerinde
    Zira her zaman kolay değildir ayırt edilmesi kötü ile iyinin

    Siz de geçtiğimiz yerden geçeceksiniz açık bir kitap gibi okuyorum içinizi
    İçinizde çarpan kalbi duyuyorum bu kalp nasıl çarpıyorsa benim içimde
    Onu nasıl eskiteceğinizi biliyorum paslandırıp onu nasıl eskiteceğinizi

    Moral bozmak için söylemiyorum bunu hiç’e bakmak gerekir
    Yalnız değiliz dünyada şarkı söylemek için oyunsa şarkıların tümü demektir
    Ne önemi var bir varsayım gibi beni yarı yolda terk etseniz de
    Ben de terk ediyorum sizi son kez ayağa kalkan bir oyuncu gibi

    Sitem etmeyin bana gözlerimde taşıdığım gölgeden bir şeyler yansırsa dışarıya
    Artık bir armağan veremem size bu karanlık aşktan başka


    LOUIS ARAGON

  9. #9
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Küllerinden Doğan Anka Kuşu

    Şöyle yazılmıştı aşk üzerine
    Yangın halinde yasak çıkış kapısı
    Gökyüzüne de şunlar yazılmıstı
    Yanılıyorsunuz buradan gidilmez
    Ve geceye de şunlar yazılmıştı.
    Gecenin üzerine hicbir şey yazılmamıştı.

    Louis Aragon

  10. #10
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    RAMAK KALMIŞTI

    Ramak kalmıştı
    Gelmesine ölümün
    Bir an bile değil
    Çıplak bir el
    Belirdi birdenbire
    Gelip tuttu elimi

    Günlere haftalara
    Yitik renklerini
    Kimdi bu geri veren
    İnsansal evrenin
    O bitimsiz yazına
    Gerçekliğini geri veren kimdi


    Ben ki ne olduğunu
    Bilmediğim bir öfkeyle
    Boğulurdum sürekli
    Hayatıma büyük bir açıkhava
    Kolyesi takmak için
    Yetti iki kol yetti

    Küçücük bir hareketti
    Uyurken bir okşayış
    Ya da bir soluk
    Yüzümde gezinen
    Ya da bir çiy
    Omuzuma yağmış

    Alnıma geceleyin
    Yaslanan bir alındı
    İki iri gözdü açılmış
    Ve bir anda evet bir anda
    Tüm evrende ne varsa
    Dönüştü bir buğday tarlasına


    ARAGON

  11. #11
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Güller ve Leylaklar

    Sen ey o çiçekler ey o değişmeler ayı
    Bulutsuz geçen mayıs bıçaklanmış haziran
    Bir daha artık ne o gülleri ne o leylakları
    Bir daha o ilk yazı unutamam hiçbir zaman

    O korkunç kuruntuyu unutamam bir daha
    Alayı çığlığı kalabalığı güneşi
    Aşk arabalarını Belçika hediyelerini
    Havayı o arı uğultulu yolu sonra da
    O sakınmasız utkuyu kavgaları aşan
    Öpüşmenin kızıla döndürdüğü o kanı
    Çılgın halkın leylaklarla donattığı
    O ölüme gidenleri unutamam artık dünyada

    Kutsal o eski zaman betiklerine çalan
    Fransa bahçelerini unutamam bir daha
    O akşamları büyüsünü o sessizliğin
    Gülleri yol boyunca ki gülleri sonra da
    O bozgun yeline karşı duran çiçekleri
    Alaycı topları o bisikletleri şaşkın
    Korkunun kanadı üstünden geçen erleri
    O perişan kılıklarını konaklıyanların

    Ama neden bilmem bu benzetme kasırgası
    Durmadan hep aynı noktaya getirir beni
    Saint-Marth bir general kara bir dal yığını
    Orman yanında bir köşk Normandiya biçimi
    İşte tıs yok düşman karanlıkta dinleniyor
    Birden bize Paris düştü diyorlar bu akşam
    Dünyada ne o yitirdiğimiz aşkı bir daha
    Ne o gülleri ne de o leylakları unutamam

    Flandres leylaklarını demetlerini ilk günün
    O tatlı izini yanakları söndüren ölümün
    Sonra sizi kaçışın gülleri taze güller sizi
    Yangın rengine çalan Anjou gülleri sizi

    Aragon

  12. #12
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Elsa'ya Şiirler

    Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Zaman sensin
    Zaman kadındır. İster ki
    Hep okşansın diz çökülsün hep
    Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
    Bir taranmış
    Bir upuzun saç gibi zaman
    Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi
    Zaman sensin, uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
    Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
    Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
    Bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi
    Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
    Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
    Daha beter seni kaçak
    Seni yabancı bilmekten
    Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
    Tanrım ne ağırdır sözcükler. Asıl demek istediğim bu
    Hazzın ötesinde sevgim
    Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün sevgim
    Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
    Boğulurum soluk alıp vermesen
    Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın
    Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Her söz
    Dudağımda bir dilenen zavallı
    Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında

    İşte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim
    Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali
    Kaba konuşmamdan gücenme benim. Bu konuşma
    Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar

    Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Bilmem ben
    Sana benzeyen zamandan söz açmayı
    Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
    Tıpkı uzun bir süre garda
    El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
    Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının
    ıÜüSana büyük bir sır söyleyeceğim. Korkuyorum senden
    Korkuyorum yanın sıra gidenden. Pencerelere doğru akşam üzeri
    El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
    Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan
    Korkuyorum senden.

    Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Kapat kapıları
    Ölmek daha kolaydır sevmekten
    Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
    Sevgilim.

    Louis Aragon,

  13. #13
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Uyudun mu Sen Kollarımda

    Uyudun mu sen kollarımda sallayabilirim ruhunu hep böyle
    Tuttum işte seni kadınım sen de beni bırakıp gitmedin öyle
    Kapalı kollarımda nasıl hafif uyursun hafif soluğunla hem
    Koyup gitmedin beni bir düş uğruna yaşamadın o düşü bir dem

    Öyle hafif ki korkardım en ince soluğun alıp götürmesinden
    Kollarımı kenetliyordum korkarak ruhunun kaçıvermesinden
    Sense koyup gitmedin beni sevgilim benim kollarımı ruhumu
    Hep kapalı kaldılar senin çevrende aldılar bir halka durumu

    Nasıl da nasıl da hafifsin ah öyle sen o çocuksu uykunda
    Kendinin bir güvenle tehlikelerine kapıp koyveriyorsun da
    hafif soluğu ömrümün tatlım benim başucunda kalbim çarpmadan
    Hep saklasam seni hep öyle baksam sana gecenin içinde hayran

    Alışık çizgiyi görüyorum tavanda yavaşça gelen çizgiyi
    Şafağın parmağı ağzında başlatmadan kumrular daha ezgiyi
    Üstünde kımıldadığımız loş çarşaflar gibi hâlâ solgun beyaz
    Kuğurma perdelerini yarıyor güvercinlerin biraz biraz

    İnsan sesleri doluyor odamızdan içeri derinden derine
    Bir pencere kanadının çarpışı Ülkesine kavuşan gün yine
    Asfalt adımlarla Sokağın tekerlerin frenlerin keskin sesi
    Çöp bidonlarının boyuna sallanması boyuna silkelenmesi

    Sonra her şey gerinip boğuluyor sönüyor bir öksüren var yalnız
    Yok bir şey başkaları ne durumdaysa biz de şimdi o durumdayız
    Ödenmesi gerek bir harç gibi mutsuzluğu paylaşıyor herkes
    Ama bizim mutluluğumuz bir şarap ki hiç kimse tatmadı bir kez

    Bense alıştıramadım gitti bu mutluluğa bir türlü kendimi
    Titriyorum onun üstüne her gün bu saatlerde gün yükseldi mi
    Böyle bu şimdiye dek sensiz başlamış denilemeyecek olan gün
    Gün öncesi bu ıssız gün bu tıpkısı düşünceden önceki düşün

    Ertesi gün olsa da bu gün eninde sonunda bir ayrıntı ancak
    Ve aşk her gün büyür boyuna kenardaki bir çentik gibi büyür aşk
    Zaten nedir aşk dediğimiz şey daha yolun başındaki aşk nedir
    Ona ki bütün işi gözlerini kocaman açmanı seymedir

    Cimri sonuna kadar sıkmayı ister kollarında hazinesini
    Düşünemez yazgısına başka bir sonucu duymaz başka esini
    Onun gibi apaçık görüyorum kendi yazgımın yüzünü ben de
    Altın ey kollarında tuttuğum altın aydınlanan kuşluk vaktinde

    Ne mutludur o insan ki uyur gerçekleştirir de kötülüğünü
    Bir cimrilik başyapıtı çıkaracağım ölümümden ben de son günü
    Hayranlıkla kendinden geçmiş bir insan gibi gireceğim gece
    Ben nasıl olduğunu bilmezken kalkışmasınlar şöyle demeye

    O da anlamadı gittiğini Yaşamım bir sırçadan köşk oldu ancak
    Gözüm açık ölürüm ben aşkı nasıl tattıysam hep göz açarak
    Ah dün değil onun hep karşıma geldiğini görüşüm böyle benim
    Onu görmek son iki parmağımla canlı koluna değmek isterim

    Yalnız doruğa varma gücü kalmış bir adam gibi tıpkı canında
    Ki duyup dizlerinde son adımları düşer uçuruma ânında
    Ve yapılıp edilmediyse bu görev hiçbir Tanrı adına eğer
    Az sayılmaz yüreğinin durduğu dorukta onun ulaştığı yer

    Ve yalnız işte o zaman ben senin için ki sen olacaksın ilk gören
    Gözlerimi rahatça kapatacağım aydınlığa senin için ben


    Louis Aragon

  14. #14
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ... ve taş düşmeye devam ediyor bir yıldız derinliğine;

    "sevgilim, hiçbir şey söyleme, bırak düşsün bu sözcük sessizliğin içine
    uzun zaman avuçlarımda parlatılmış bir taş gibi
    hızlı ve gösterişli bir taş ki
    hayatımızın içine düşer gibi derin
    katettiği bu uzun yol olsa olsa uçurumla buluşmak için
    hani o sonu gelmez sessiz yolla zamandan önce buluşmak için
    ve bir korku doğar işitemeyince hiçbir su sesini uzaklardan
    hiçbir yere çarpmayınca vurmayınca duvardan duvara
    hiçbirşeye, sonuçta evren bir bekleyiştir yalnızca bende elini tutuyorum.

    yankılanması yok düşüşün, kulak verme beyhude
    yok hiç bir şey bir iç çekiş bile yok, bir ses bile
    düşer taş derinlere ve geçer karanlıkları
    arttıkça baş dönmesi dahada artar gecenin hızı
    kala kala fırlayıp gitmiş bir ağırlık kalır ve o belirsiz
    yitik şarkı
    kaçıp kurtulmuştur kaçırılmıştır yada yaralanmıştır dünya harikası
    belki aşkta öyledir çoktandır
    yada öyle değil hayır henüz aşk öyle değil
    ölçüsüz ve çekilmez mühletten başka bir şey değil
    kaçınılmaz bir azaptır o vahşice ertelenen

    bir taş yada bir yürek kusursuz birşey
    sonlanmış birşey ve canlı bununla birlikte
    daha az benziyor bir taşa düştükçe derinlere
    bu nasıl ters bir kuyu yırtıcı hayvan gölgesinin peşinden giderek yakalar kuşu
    taş ise bütün taşlar gibi bir taş yinede
    bıkar sonunda herşeyden dönüşür bir mezara

    bak neler oluyor yükseliyor gibi geliyor kuyunun başında
    bu bir çığlık değil çarpışma yada kırılma değil
    ama belli belirsiz ve fır fır dönüyor kararsız korkak
    solgun ve saf bir ışık bu derinlerden gelen
    çocuk masallarındaki bir yaratığa benzeyen
    kendimizden bir renk belkide sonuncusu.

    şimdi aniden başa gelen her şey yeniden olabilirmiş gibi
    şimdiden bulmuş çözümünü keza birisi
    içeri girmiş görülmeden ve çekmiş perdeleri

    ve taş devam ediyor düşmeye bir yıldız derinliğine

    biliyorum şimdi dünyaya neden geldiğimi
    anlatacaklar öykümü birgün o dolambaçlı serüveniyle
    ama olsa olsa bir kışkırtma bu bir aldatmaca
    sanki bir çiçek buketi gönderilmiş bir fakirhaneye bir akşamlığına
    artık biliyorum neden geldim bu dünyaya

    ve düşmeye devam ediyor bir taş nebülözlerin arasından

    yukarı neresiyse aşağı da orasıdır bu sıradan gökyüzünde

    söylediğim herşey tüm yaptıklarım öyle olduğumu sandığım halim
    yapraklar kuruyan yapraklar bırakmıyor hiçbirşey ağaca
    kollarının kımıltısından başka
    önümde uzanan kış mevsiminin amansız gerçekliği
    bir kıvılcımdır her insanın kaderi, her insan
    bir susineğidir sonuçta bende neyimki zaten bir insandan başka
    sevmiş olmaktandır gururum
    sevmekten yalnızca "

    Louis Aragon

  15. #15
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Elsa'nın Gözleri

    Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
    Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
    orada bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm
    Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde

    Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde
    Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer
    Yaz meleklerin eteklerinden bulutlar biçer
    Göklerin en mavisi buğdaylar üzerinde

    Karanlık bulutları boşuna dağıtır rüzgar
    Göklerden aydındır gözlerin bir yaş belirince
    Camın kırılan yerindeki maviliğini de
    Yağmur sonu semalarını da kıskandırırlar

    Ben bu radyumu bir pekbilent taşından çıkarttım
    Benim de yandı parmaklarım memnu ateşinde
    Bulup yeniden kaybettiğim cennet ülke
    Gözlerin Perumdur benim Golkondum, Hindistan'ım

    Kainat paramparça oldu bir akşam üzeri
    Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın
    Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa'nın
    Gözleri Elsa'nın gözleri Elsa'nın gözleri

    Louis Aragon




Sayfa 1 / 2 12 SonSon