Toplam 13 mesajın 1-13 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    LECCEBÜM Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.05-2010
    Son Giriş
    04.01-2017
    Saat
    16:50
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    117
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    KİM ENGELLEYEBİLİR?

    Kim engelleyebilir mutluluğumuzu?
    Biz kendimize engel olmadıktan sonra...
    Hayatın yamaçlarında güzel düşler kurmamıza,
    Umudun resmini yapmamıza
    Kim karışabilir?
    Kurumuş yüreklere yağmur olup yağmayı düşledik mi?
    Sokak aralarında bir çocuk gülüşü görebilmek için arayışlara girdik mi?
    Arada bir hayata mola verip kendimizden uzaklaşmayı denedik mi?
    Güzel bir hobi edindik de engel mi çıkardılar?
    Seni seviyorum, Özür dilerim kelimelerini bolca söylemek elimizde değil mi?
    Sahi gülümseme nerede satılır? Kilosu kaç lira?
    Bir bebeğin Meleksi yüzüne bakıp da yüreğimizde oluşturacağı şefkat ve merhamete kim neden karşı çıksın ki?
    Kuşların seher vakitleri ile yaşadığı aşkı izlememize
    Kendimize, çevremize, Yaratılmış tüm canlılara sevgi ile bakmamıza
    Temiz bir havada yürüyüp oksijeni tüm hücrelerimize çekmemize kim engel olabilir ki?

    Eğer kafamızda iki bilinmeyenli denklemler çoksa
    En ufak bir olayda yüreğimizde en şiddetli depremler oluşuyorsa
    Cebimiz yapılacak işlerin notları ile doluysa
    Sürekli bir şeylerden şikâyetçi isek
    Hiç mi bizim suçumuz yok!
    Kadere kızmak, hayatı kötülemek çok ucuz bir yol değil mi?

    Her şey beynimizde bitiyor.
    Nasıl bakmak istiyorsak öyle görüyoruz.
    Tamam, bazen irademiz dışında hayatımızı etkileyen engelleyemediğimiz olaylarda olabiliyor.
    Ama olaylara bakış açımız, olayları yorumlama biçimimiz bizim elimizde değil mi?
    Değiştiremeyeceğimiz yazgımızla barışık olarak yaşamak elimizde değil mi?

    Arsız yanlarımızı terbiye etme zamanı geldi geçiyor bile!
    Gözlerimizdeki coşkuyu paylaşmaktan utanmayalım!
    Kara kalem çalışmalarını bırakalım artık!
    Bari bundan sonra mutluluk sahnelerini kaçırmayalım!
    Kimse engelleyemez mutluluğumuzu
    Yeter ki biz kendimize engel olmayalım


    Mehmet Orhan DURDU



    DÜŞTÜ !

    Kopardı koparanlar bütün gonca gülleri
    Gül şehrinde bağrıma dikeni basmak düştü!

    Mutluluklar kol kanat, geziyorken her yeri
    Azınlık biri gibi bana ağlamak düştü!

    Dolaştılar âşıklar el ele caddeleri
    Pencere buğusuna kalp resmi yapmak düştü!

    Gök kubbeyi inletir çocukların sesleri
    Kırık oyuncaklarla bana oynamak düştü!

    El âlem mışıl mışıl uyurken geceleri
    Her gecenin üçünde sıçrayıp kalkmak düştü!

    Aksakalı dedeler süslerken tüm düşleri
    Saçı ak çocuklara düşümde bakmak düştü!

    Kullandılar şairler nokta ve virgülleri
    Soru işaretiyle şiirler yazmak düştü!

    Ağızlarda sevinçler, konuşma mevsimleri
    Bana hep Sessiz harfler! Bana hep susmak düştü!

    Hayat dediğimiz şey; görülen uzun düştü!
    Bu düşte de payıma; çile, ayrılık düştü!


    Mehmet Orhan DURDU

  2. #2
    Üye
    LECCEBÜM Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.05-2010
    Son Giriş
    04.01-2017
    Saat
    16:50
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    117
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    UMUTLUYDULAR

    Karanlıklara inat; Umudun mavi gözlerine mülteci bir kuş olup uçanlara ithaf

    Kırılmadılar hayata,
    Kızmadılar kaderlerine,
    Küsmediler yaratıcılarına,
    Kaybetmediler umutlarını…
    Yılmadılar, yıkılmadılar…
    Umudu bir bebek gibi büyüttüler sinelerinde
    Tutundular hayata…
    Boş durmadılar, çalıştılar, çabaladılar…
    Aradılar
    Bir çıkış yolu var dediler…
    Yarınlara umut ektiler…
    Direndiler,
    Beklediler,
    Sabrettiler,
    Sevdiler,
    Ve kazandılar.
    Biliyorlardı
    Hayattaki renk ve ahenk’in umutla yakalanacağını,
    Umut ettikçe mutlu olunacağını,
    Sarsıntı yaşanan zamanlarda tek tutamak ve dayanak olduğunu,
    Ancak ruha umutla kan pompalanacağını ve ruhun onunla besleneceğini…
    Biliyorlardı…
    Sürekli karanlık olmayacağını,
    Sürekli çile ve hüzünlerin olmayacağını,
    Sürekli hastalığın olmayacağını,
    Ama umudun sürekli olması gerektiğini de biliyorlardı…
    Onlar
    Hayalleri arada bir kırılsa da;
    Hayatlarını kırmadılar.
    Her hayal kırıklığını yepyeni hayallerin basamağı yaptılar.
    Bir sevdayı uğurladıklarında, yüreklerine; diğer bir sevda fidanı diktiler.
    Hayatta ağır kan kayıpları yaşadılar.
    Ayakları arada bir acılara takıldı…
    Ama Umutlarını karanlıklara terk etmediler.
    Yaralı baharlar düşlemediler.
    Yaşanan hüzünleri olgunlaşma vesilesi gördüler.
    Hayatın kendilerine oynadığı bazı oyunları kaybettiler,
    Paralarını kaybettiler,
    Sağlığını kaybettiler,
    Sevdiklerini kaybettiler,
    Ama umutlarını kaybetmediler…
    Kaybedilenlerin tekrar umutla kazanılabileceğini biliyorlardı.
    Karamsarlığın altındaki sandalyeye tekmeler savurdular.
    Umutlarının kurumasına izin vermediler gerektiğinde gözyaşları ile suladılar.

    Biliyorlardı
    Şuanda dünyanın çeşitli yerlerinde kendilerinden her açıdan
    daha kötü durumda olanların olduğunu
    En imkânsız denen anda imkânsızı aydınlatacak tek ışığın umut olduğunu,
    Çaresizlik kuşatmaya başladığı an: umudun filizlendiği an olduğunu,
    Yarınları beklemenin anlamının umut da saklı olduğunu,
    En sancılı anların mutlu bir doğuma en yakın anlar olduğunu,
    Hep yokuş çıkılmayacağını ve her yokuşun muhakkak bir inişi olduğunu,
    Kırılsa da kanatlarının bir teki
    Bir gün ama bir gün gökten bir elin yardım edeceğini ve
    Masmavi vatanlarında tekrar özgürce ve sınırsızca uçacaklarını biliyorlardı…
    Görüyorlardı
    Kışın açan çiçekleri,
    Karanlık kozada bekleyen tırtılın bir gün karanlıkları kırıp kelebek olup uçtuğunu,
    Hayatın umulmadık bir anda güzel sürprizler yaptığını,
    Güneşin her sabah yeniden doğduğunu,
    Her doğan yeni günün yepyeni başlangıçlar olduğunu,
    Ve her sabah pencereden içeriye giren gün ışıklarının umutlarını tazelediğini,
    Yarınlar güzel günlerin habercisinin de olabileceğini,
    Kendilerinden ve çevrelerinde yaşayanlardan görüyorlardı
    Ve Onlar
    Hayat yangınlarına karşı umudun üstüne
    “yangından kurtarılacak ilk eşya” olarak yazdılar.
    Heybelerinde taşan bunca günahlarına rağmen yaratıcıdan umut kesmediler.
    Onun şefkatinin kanatları altına sığındılar ve cenneti düşlediler.
    Yaşanan acıların mahşerde kendi lehine olduğundan haberdardılar.
    Düşlerini düşürseler de yepyeni düşler kurmasını becerebildiler.
    Acılara yumruk yumruğa var olabilme kavgasını verdiler.
    Yenilmediler.
    Pamuk ipliğine bağlamadılar umutlarını,
    Veda türküleri hiç söylemediler.
    Umudun yeşilliğinde çocuklar gibi yuvarlanmasını bildiler.
    Ve onlar sevdalarına kavuşamasa da;
    Başkasının umudu oldular.

    Zaten onlar Umuda çocukluktan aşina idiler…
    Geçmişte annelerinden zümrüd-ü anka kuşunun hikâyesini de dinlemişlerdi.
    Anka kuşu her yanıp kül olduğunda küllerinden yeniden doğuyordu.
    Onlarda her yandıklarında küllerinden yeniden doğabileceklerini biliyorlardı…

    Yüzü cama dayalı bir çocuğun babasının gelmesini umut ettiği gibi;
    Onlarda yarınları aynı umutla beklediler.
    Hayatı umuda iliklediler.
    Onlar cesur yüreklere sahiptiler…
    Çünkü onlar umutluydular…
    Ve onlar mutluydular…

    Mehmet Orhan DURDU




    PAPATYANIN DÜŞLERİ KIRILDI BABA

    Keşke olsaydın…
    Ama uzakta, ama yakında
    Ama hasta, ama sağlıklı
    Ama olsaydın…
    Var olduğunu bilseydim
    Kendimi güvende hissetseydim
    Çocuk yaşta bırakıp gidince
    Papatyanın düşleri kırıldı
    Biliyor musun baba?
    Artık gökyüzüne de bakmıyorum
    Çünkü en büyük yıldız kaydı
    Dayanağım, sığınağım
    Her şeyim canım babam
    Varlığın var olmam için yetecekti
    Sen gittin
    Taşlarım yerinden oynadı
    Ben bittim!
    Hayatımın gençlik satırlarında
    Hep yalnız kaldım
    Artık yalnızlığımla büyüyorum
    Şimdilerde hayat denizinde ha battı ha batacak durumdayım
    Sırtımı dayayacağım koca dağ nerdesin?
    Günlüğüm tümünde senli cümleler ve seninle sohbet var
    Heybem sana anlatmak istediğim kelimelerle dolu
    Hiçbir liman seninki kadar güzel değil babacık
    Gel diyemiyorum
    Giden baharın dönmeyeceğini biliyorum
    Ama öyle hissediyorum ki
    En kısa zamanda ben baharıma döneceğim
    Seni çok özlüyorum babacık
    Yokluğunun acısını her hissedişimde
    Boğazımın her iki kenarına sanki yumrular oturuyor
    Keşke sensiz kalmanın kokusunu hiç bilmeseydim
    Papatyam demeni özledim
    Minicik kızmalarını özledim
    Gözyaşlarımın üstüne kondurduğun öpücükleri özledim
    Bakışlarındaki merhameti sevgiyi özledim
    Okul çıkışı kapıda beklemelerini özledim
    Kanatlarının altına sığınmayı özledim
    Bizler için yaptığın duaları özledim
    Yerin her zaman yüreğimin kıyısı
    Papatyan seni çok özlüyor babacık

    Keşke olsaydın…
    Ama uzakta, ama yakında
    Ama hasta, ama sağlıklı
    Ama olsaydın…


    MEHMET ORHAN DURDU




  3. #3
    Editör
    KKELEBEKK Avatarı

    Gerçek Adı
    Kısmet
    Üyelik Tarihi
    23.10-2010
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    23:33
    Yaşadığı Yer
    KONYA
    Mesaj
    22.042
    Alınan Beğeniler
    187
    Verilen Beğeniler
    82

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    UÇURTMAM ELEKTRİK TELLERİNE TAKILDI!

    Çocuktum henüz
    Bir Pazar günü arkadaşlarla uçurtma uçurmak için sözleşmiştik
    Cumartesi gece yarısına kadar babamın yardımı ile güzel bir uçurtma yapmıştım
    Sabah heyecanla uçurtmamı alıp arkadaşlarla sözleştiğimiz yerde buluşup
    Uçurtmalarımızı uçurtmaya başladık…
    Ancak ne gariptir ki
    O gün bir tek benim uçurtmam elektrik tellerine takılmıştı

    O gün bu gündür çoğu şey düzgün gitmiyor
    Bazıları gibi olmadı hayatım
    Daha çok engellerle karşılaştım
    Payıma hep Eylül ayının rolünü oynamak düştü
    Sancılı güzlere gebe kalarak…
    Kimsesi olup da kimsesiz yaşayan yaşlılar gibi
    Bayram sabahı kapımın çalınmasını bekliyorum.
    Ruhum birinci derece deprem bölgesinde yaşıyor
    Öykümün bitmesi an meselesi…

    Ensemde İsrafil’in suru
    Şimdiler de yollara vurmuşum kendimi
    Hesaplaşıyorum neden ve niçinlerle
    Acaba diyorum kader çizgimin kırılma noktası mıydı?
    Uçurtmamın elektrik tellerine takılması

    Siyah beyaz fotoğraf ömrümde
    Herkesin saati mutlulukta dururken
    Nedense benimkisi hep yalnızlığın üstündeydi…
    Bu kentin kıyısında yarım kalmış türkü gibi
    Bir hayatla baş başa yaşıyorum
    İçimdeki çocuk çoktan terk etti bu virane şehri…

    Ucuz oyuncakları,
    Sessizliğin hüküm sürdüğü sokakları,
    Haramilerin kılıç darbelerini,
    Anlayacağınız geçmişten kalan ne kadar hatıra varsa
    Halının altına süpürmekle geçti, giden ömrüm

    Sanki Kabirdeyim
    Herkes münker ve nekir olmuş
    Gelen geçene hesap veriyorum
    Susturulmuş ömrümün arka plan resmini
    Değiştirmek için çok uğraştım ama nafile
    Hep gözyaşı damlaları hâkim oldu
    Bir kere uçurtmamam elektrik tellerine takılmış,
    Kader çizgim kırılmıştı

    Sevdalarım sevdiklerimin saçlarına takılıp kaldı
    Ya beni sevenler bana yakışmadı
    Ya da sevdiklerime ben…
    Nicelerini Unutmak için gönlümde kampanyalar düzenledim

    Hayatla nadiren de olsa güzel günlerim oldu
    Ancak başkalarından esirgemediği o güzel gözlerini
    Bana göstermemekte çoğunlukla ısrar ediyordu
    Bazen oturup sözleşirdik birbirimize güzel bakalım diye
    Ancak sözü bozan, bohçaları geri gönderen hep hayat oldu
    Benim bir suçum yok!
    Bir kere uçurtmam elektrik tellerine takılmış
    Kader çizgim kırılmıştı

    Hayatımın ikinci yarısından yedi yıl geçti
    Bundan sonra hayatın mavi gözlerinde
    Özgürce uçabilecek miyim bilemiyorum
    Çok şey benim dışımda gelişiyor
    Çoğu kez yapacak bir şey olmuyor
    Teslim olmaktan başka yüce hesaba
    Zaten Öyle bir an geliyor ki alıştığın hayat sana normal geliyor
    İnsanoğlu bu! Nelere alışmıyor ki?
    Çok dert etmiyorum
    Şikâyetçide değilim!
    Yazgı yüksek yerden
    Üzülsen de bir üzülmesen de
    Ne gelir elden


    Mehmet Orhan DURDU

  4. #4
    Üye
    LECCEBÜM Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.05-2010
    Son Giriş
    04.01-2017
    Saat
    16:50
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    117
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ÜZÜLME! DERT ETME CAN!

    Üzülme! Dert etme can!
    Görebiliyorsan,
    Dokunabiliyorsan,
    Nefes alabiliyorsan,
    Yürüyebiliyorsan,
    Ne mutlu sana!
    Elinde olmayanları söyleme bana
    Elinde olanlardan bahset can!…
    Üzülme!
    Geceler hep kimsesiz mi geçecek?
    Gidenler dönmeyecek mi?
    Yitirdiğin her ne ise
    Bir bakarsın yağmurlu bir gecede
    Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış

    Bil ki Güzellikler de var bu hayatta
    Gel git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?
    “Hüzün olgunlaştırır”
    “Kaybetmek sabrı öğretir”
    Şimdilerde bol bol dua ek
    Hasat yakındır can!
    Kaderini sev!
    Varsa kederini de sev!
    Üzülme hastalıklarına
    Gör, hangi günahlarına kefaret olacak
    Terk edildin diye de üzülme
    Demek ki sevebilecek bir yüreğin var
    Geçmişi unut, hiç yaşanmamış gibi davran
    Buluttan nem kapma!
    Döküver kirpiklerinden sonbaharı
    Bir gün ama bir gün mutlu tebessümlerle kol kola gireceksin
    Koklayacaksın yağmur sonrası toprakları
    Yükleyeceksin ruhunu kelebek kanadına
    Uçacaksın semalara sevdiklerinle can!
    Kim demiş ebemkuşağı yedi renk?
    Bakmakla görmek arasındaki farkı çözdüğünde
    Anlayacaksın ne demek istediğimi can!

    Sana tanınan süre üzülmeye değecek kadar uzun değil
    Herkes gibi sende sonsuzluğa gün gelip kanat çırpacaksın
    Hayatın telaşından insan pek farkında olmuyor ama
    Kum saati alta doğru hızla akıp gidiyor
    Henüz aşılmamış çok yolların var
    Hiç mi güzellik yaşamadın?
    Ufacık bir hatırımda mı yok yanında?
    Hayatın ellerini bırakma! Küsme!
    Hadi mavilerini giyin çık dışarı!
    Denizle cilveleşen martılar gibi hayata kur yap!
    Yitirdiğin güneş için sevda türküleri söylemeye devam et!
    Ölümlüde olsa hayat, ölümsüz bakışlarla bak!

    Kaçmakla kurtulamazsın ki;
    Yalnızlıktan, hüzünlerden, hayattan
    Ayakta kalman gerek, yaşaman gereken can!
    Hayat senide içinde görmek istiyor
    Hadi yaklaş!
    Unutma ki
    “Yapmadıklarının kazası yok!”
    Ve yine unutma ki
    “Aydınlık geceye hiçbir zaman yenik düşmedi” can!


    MEHMET ORHAN DURDU

  5. #5
    Üye
    LECCEBÜM Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.05-2010
    Son Giriş
    04.01-2017
    Saat
    16:50
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    117
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    GÖZYAŞLARIM

    Duygusal bir yapım var
    Gözlerim ağlamayla sürekli flört halinde
    Fay hattı yüreğimin tam altından geçmekte
    Her an depremlerin olduğu ve artçıların eksik olmadığı…
    Böyleyim yapacak bir şey yok…
    Bu yaşıma kadar değişmedim
    Bundan sonrada değişeceğimi düşünmüyorum
    Yaratıcı duygusal yaratmış, bu durum kendi kurgum değil
    Bende normal insanlar gibi olmayı isterdim…
    Olaylardan, gördüklerimden çok etkilenmemeyi…
    Beceremedim… Demek ki olmuyor…
    Bazılarına göre önemsiz bir olayda bile yüreğime çığ düşebiliyor
    Göğüs kafesimde annesini kaybetmiş küçük bir kız çocuğunun hüznünü taşırım sürekli…
    Gözü yaşlı birini gördüğümde,
    Gönlüme hitap eden bir türkü, bir ilahi, tatlı bir nağme dinlediğimde,
    Terk edilmiş, Çaresiz, Aç, susuz bir canlı gördüğümde,
    Hazırdır gözyaşlarım yuvasından çıkmaya…
    Özellikle geceleri, el ayak çekilince daha çok kapımı çalarlar
    Gözyaşları mı geceleri çok seviyor
    Geceler mi gözyaşlarına davetiye çıkarıyor bilemiyorum
    Nadiren çok mutlu olduğumda da akarlar
    Doğumda sevinçten,
    Ölümde hüzünden
    Bazen bir mazlumun ahı olarak,
    Veya bir aşığın kavuşamadığı sevdası için dökülürler
    Sabah ezanını, Cenaze salası dinlediğimde de ağlarım
    Kim bilir belki de kendi ölümüme ağlıyorum
    Zaten hiçbir zaman müsait misin diye sormuyorlar ki bana…
    Sebepli veya sebepsiz usulca yuvalarından çıkıp
    Yanaklarımdan süzülmeye başlıyorlar.

    Şu üç kuruşluk dünyada bana ağır kan kayıpları yaşatan, bitmek bilmeyen isteklerim var!
    Kelimelerimin ve kalemimin duygularım karşısında aciz düştüğü zamanlar var!
    Ruhumun istasyonlarını karınlıkların bastığı zamanlar var!
    Sevaplarımın her dem yenik düştüğü günahlarım var!
    Yan cebimde saklamak zorunda kaldığım acılarım var!
    Henüz Sarılıp kucaklaşamadığım vuslatlarım var!
    İşte bu yüzden damlalar konuşur:
    Söyleyemediğim cümlelerin yerine…
    Çehremdeki çizgilerden usulca akıp giderler.

    Anlatamam… Yalnızlığımda iki damlanın yanaklarımı okşamasından duyduğum mutluluğu,
    Anlatamam… Bu inci tanelerine neden sığındığımı,
    Anlatamam… Çoğu kez neden tek tesellim olduklarını,
    Anlatamam… Damlalardaki anlamı, satırlara dökemem…
    Anlatamam… Bir damla yaştaki saklı gizleri,
    Anlatamam halimi… Beni; ancak, dostu gözyaşı olanlar anlar…


    Mehmet Orhan DURDU

  6. #6
    Üye
    LECCEBÜM Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.05-2010
    Son Giriş
    04.01-2017
    Saat
    16:50
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    117
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    TEZATLA DOLU YÜREĞİM

    Savunması zor günahlarım var
    Günah eklemekten korkmaktayım
    İşte bu yüzden ne bu dünyayı
    Sefa sürerek yaşamaktayım
    Nede bilinçli insanlar gibi
    Asıl yere hazırlanmaktayım
    Maalesef Heybem boş! Tembellikten
    Sevaplara uzak durmaktayım
    Kâh sefadayım! Kâh ezadayım!
    Şehri A’rafta yaşamaktayım!
    Bir Cenazeye katıldığımda
    Ahireti hatırlamaktayım
    Birkaç gün sonra yine eski ben
    Yine yemekteyim yatmaktayım
    Adı konulmamış sevdaların
    Peşinde dolanıp durmaktayım
    Artık kesin olan bir şey var ki
    Ebedi faniye satmaktayım
    İşte ömrümün giden kesiti
    Kendi kendimi kandırmaktayım
    Ortalarda başıboş dolaşıp
    Bende yaşıyorum sanmaktayım
    Hani çok umutsuz da değilim
    Rabbin Rahmetini ummaktayım
    Ondan ne kadar uzaklaşsam da
    Çarem yok! ona sığınmaktayım.

    Mehmet Orhan DURDU

  7. #7
    Editör
    KKELEBEKK Avatarı

    Gerçek Adı
    Kısmet
    Üyelik Tarihi
    23.10-2010
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    23:33
    Yaşadığı Yer
    KONYA
    Mesaj
    22.042
    Alınan Beğeniler
    187
    Verilen Beğeniler
    82

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BENİM DERDİM

    Hayatla bir problemim yok aslında
    İnsanlarla da bir problemim yok
    Canımı sıkan birisini
    Hayatımdan çıkarmayı
    Cep telefonumdan ismini silmeyi
    Becerebiliyorum artık
    Zaten bu saatten sonra
    Yarayla dolu bir hayatta
    Kimsenin kahrını ve nazını
    Çekecek durumda değilim
    Benim derdim;
    Hayatın örsünde ruhumu çekiçleyen
    Çeşitli nedenlerden dolayı
    Üstünü kolaylıkla çizemediğim kişilerle
    Belki de bir ömür beraber yaşama
    Zorunda kalacağım düşüncesidir
    Sitemim budur…
    Arada bir
    Issız bir köşeye çekilip gözyaşı dökmem
    Ve yazgıma üzülmem bundandır


    Mehmet Orhan DURDU

  8. #8
    Üye
    LECCEBÜM Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.05-2010
    Son Giriş
    04.01-2017
    Saat
    16:50
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    117
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    HERKESİN BİR HİKÂYESİ VARDIR

    Herkesin bir hayat hikâyesi vardır.
    Bu hikâyelerde;
    Yüreğin ve gözün nöbetleşe ağladığı anılar vardır,
    Üzüntüyle ve içte burukluk bırakarak hatırlanan…
    Mutluluğun kirpiklerinde yıllarca uyuyup hiç uyanmak istemediğimiz anılar da vardır,
    Tebessümlerle hatırlanan…
    Kaybedecek bir şey bırakmadığını düşündüğümüz, Nisanlarımıza kar yağdıran acılar nedense daha çabuk hatırlanırlar.
    Acaba derin izler bıraktıkları için mi?
    Bazıları “Yazsam roman olur” “ben neler çektim” bu hayatta diyerek kendi hikâyelerinin üstüne hikâye olmadığını düşünürler.
    Sadece çile çeken dert çeken kendisiymiş gibi…
    Aslında,
    Herkesin bir hikâyesi vardır…
    Herkesin hikâyesi kendince kıymetlidir.
    Herkesin hikâyesinde çileli kesitler muhakkak vardır.
    Çevremizde mutlu zannettiğimiz kişilerde zaman zaman kapalı kapılar ardında içten ve sessizce ağlamaktadırlar…
    Dış görünüşleri bizi imrendirse de bu kişiler acılarını içine tapulamışlar, Ser verip sır vermemek adına iç dünyalarını kimseyle paylaşmamaktadırlar…

    Hayat hikâyelerinin anlatılabilen kesitleri olduğu gibi,
    Kimseyle paylaşamadığımız bölümlerde vardır.
    Anlatılabilen hikâyeler kolaydır…
    Zor olan paylaşılmayan hikâyelerdir…
    Gizli kalması gereken,
    Mevcut yaraya merhem olmayacağı için,
    Bir başkasının bilmesine gerek görülmeyen hikâyeler…
    Birisinin hayatını okurken, sohbet ederken veya kişisel sitesini incelerken gördüklerimiz herkesle paylaşılabilen hikâyelerdir…
    Ya görmediklerimiz ve bilmediklerimiz
    Ya buz dağının görünmeyen asıl kısmı
    Yani kişide saklı olarak kalanlar…
    Ya şiire veya yazıya dönüştürülerek geçmiş yıllara ait bir ajandanın arasında kalıyor ya da yüreğin zulasına atılıp yıllarca hatırlanmak üzere saklanıyor.
    Sessizliği tercih ettiren,
    Bir ortama çekip ağlatan,
    Bir ömür bizimle kalacak,
    Bizimle beraber mezara girecek olan
    İşte bu anlatılamayan hikâyelerdir.

    Mehmet Orhan DURDU

  9. #9
    Editör
    KKELEBEKK Avatarı

    Gerçek Adı
    Kısmet
    Üyelik Tarihi
    23.10-2010
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    23:33
    Yaşadığı Yer
    KONYA
    Mesaj
    22.042
    Alınan Beğeniler
    187
    Verilen Beğeniler
    82

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ZAMAN NEDİR?

    Etkisi çok, kendisi yok Nedir bu zaman?
    Yerden yere vururuz çoğu zaman
    Göklere uçururuz kimi zaman
    Dilimizden düşürmediğimiz,
    Bir günah keçisi midir? acaba zaman
    Yaman bir hırsızdır zaman
    Herkesin bir şeylerini kıskanan,
    Ve herkesten bir şeyler çalan
    Çocukluğumuzu, Sevinçlerimizi
    Umutlarımızı, düşlerimizi
    Hayata pespembe baktığım gözlüklerimizi,
    Babalarımızı ve Annelerimizi
    Sinsice elimizden alan
    Asi bir çocuktur zaman
    Geçmesini istersin Hiç geçmek bilmez
    Bazen de dur dersin seni dinlemez
    Hiç bir şeyi ve hiç kimseyi takmaz
    Kafasına göre takılır
    Ve bizleri alaya alır
    Bazılarına ilaçtır zaman
    Yaşanmışlıkların ve yaşanmamışlıkların
    Acısını unutturan,
    Yüreklerde açılan yaralara merhemdir zaman
    Onun içindir ki zaten;
    Zamanla alışırsın,
    Zaman Her şeyin ilacıdır,
    Zamanla geçer derler
    İlaç olarak sunulan,
    Ama kendide biten
    Bazılarına zehirdir zaman
    Yavaş yavaş içilen,
    Ve ölüme götüren
    Bir hasta düşünün;
    3 aylık ömür biçilen
    Bir hastaya ilaç mıdır?
    Yoksa zehir midir zaman?
    Bazı dertleri daha çok deşmekte zaman
    Artık tutmaz ne merhem ne pansuman
    Bir öğretmendir zaman
    Olgunlaşırsın
    Hayatı tanırsın,
    Tecrübe kazanırsın,
    İnsanlara geç güvenmeyi öğrenirsin
    Dost ve düşman zamanla öğrenilir
    Gerçekler zamanla anlaşılır
    Bazen hainlik yapar zaman
    Yol arkadaşı bilirsin,
    Yola Beraber çıkarsın
    Ama o ne yapar
    Bize galip gelir, Bizleri yutar
    Bazen intikam alır zaman
    Çoğu kez bonkörce harcarsın,
    O da gözünün yaşına bakmaz o zaman
    Vakti gelir o da seni bonkörce harcar
    Bazılarına ters gelir zaman
    Sevgililerin ve sevginin baş tacı yapıldığı,
    Hayatın hep bahar tazeliğinde yaşandığı
    Dönemler
    Yaşadığınız zaman dilimine denk gelmez
    O dönemlerde İki kere iki dört etmez
    Zaman sizin istediğiniz zaman değildir
    Ya doğmamışsınızdır yâda ölmüşsünüzdür
    Belki de hiçbir şeydir zaman
    Yapan hayattır,
    Yapan insanın kendisidir,
    Yapan yaratıcı gücün üzerimizdeki takdiridir
    O, bir eliyle yaşanan dünü alıyor,
    Yaşanmışların üzerini beyaz kefenle sarmalayıp kapatıyor
    Diğer eliyle yaşanacak yarını bizlerin hizmetine veriyor
    Başka bir şey yapmıyor

    Onun görevidir; acı tatlı her şeye perde çekecek
    Gün gelecek benimde üstümü bir örtüyle örtecek


    Mehmet Orhan DURDU

  10. #10
    Üye
    LECCEBÜM Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.05-2010
    Son Giriş
    04.01-2017
    Saat
    16:50
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    117
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    NEDEN ÇABUCAK BÜYÜMEK İSTEDİK

    Çocuk olmak güzeldi,
    Çocukken elimizdekilerle mutlu olmasını becerebilmek güzeldi,
    Sahip olduklarımızın bizleri çoğu kez havaya uçurabilmesi güzeldi,
    Çocukluk umutları güzeldi,
    Aslında şimdiki çocuklarla kıyaslandığına çok şeyimiz yoktu…
    Bilgisayar,mp4,DVD, atarimiz, sepet sepet oyuncaklarımız yoktu…
    Her çocuğun odası yoktu…
    Yediklerimiz ve giydiklerimiz bu zamanla kıyas dahi edilemezdi…
    Ama mutluyduk…
    Stressiz bir hayata sahiptik…
    Hayaller kurardık ve tüm hayallerin sınırlarını zorlardık.
    Anne ve babamızın her zaman yanımızda kalacağını
    Ve hep mutlu olacağımızı düşünürdük.
    Acaba yarın ne olacak diye bir sorunumuz yoktu…
    Hiçbir şeyi umursamazdık.
    Çıkarsız gerçek dostluklar kurardık.

    Ve yaşanan bunca güzelliklere rağmen
    Nedense hemen büyümek istedik.
    Zaman neden çabucak geçmiyor diye üzüldük.
    Büyümeye olan özlemin sebebi neydi bilmiyorum.
    Belki de büyüyünce özgür olacağımızı düşünüyorduk.
    Ama bilemedik!
    Büyüyünce hayatın derin karanlıklarının özgürlüğümüzü çalacağını,
    Ve Çocukluktaki özgürlüğün tozlu raflardaki anılarda aranacağını…


    Ve
    Şimdilerde Günler haftalar ne çabuk geçiyor diye üzülüyoruz.
    Tekrar küçük olmak istiyoruz.
    Galiba büyüyünce çok şey kaybettik.
    Elimizdekilerle mutlu olmasını beceremedik.
    Daha çok istedik.
    En önemlisi umutlarımızı kaybettik…

    Ama o yıllara dönüş yok!
    Hayat denen hiçliğin gölgesinde;
    Kimi zaman normal nefes alarak,
    Kimi zaman da suni solunumla var olma savaşı vererek
    Daha da büyüyeceğiz…


    Mehmet Orhan DURDU

  11. #11
    Editör
    KKELEBEKK Avatarı

    Gerçek Adı
    Kısmet
    Üyelik Tarihi
    23.10-2010
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    23:33
    Yaşadığı Yer
    KONYA
    Mesaj
    22.042
    Alınan Beğeniler
    187
    Verilen Beğeniler
    82

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KİMİ SEVSEM!

    Kimi sevsem yüreğine hangi vasıta ile gideceğimi,
    Ve bileti nereden satın alacağımı bilemedim.
    Kime dokunduysam eksilen hep ben oldum…
    Yazgıma düşenlerin gözleri,
    Gökteki yıldızlar gibiydi bir türlü ulaşamıyordum.
    Hangi yüreğe dalsam yalnızlığım daha da artıyordu…
    Ruhumun kuytu bir köşesinde filizlenen duygularım,
    Düşlerimde baş tacı yaptığım sahte prenseslerce budandı…
    Kime yanaşsam, sevda kokan şehirlerde
    Varoşların çocuğuna döndü yüreğim…
    Kime bağlansam, dört yanlışıma karşılık bir doğrumu değil
    Bir yanlışıma karşılık tüm doğrularımı götürdü…
    Umutsuz aşkların musalla taşında benim ruhum yıkandı,
    Ve her zamanki gibi ben seyrettim…
    Yani anlayacağınız,
    Sevdadan yana umudun resmini hiç yapamadım…
    Olmadı!
    Yapacak bir şey yok!
    Artık yüreğimin sürgüsünü çektim!
    Bu kadar yenilgiden sonra,
    Yeni bir sevdaya başlamanın bir anlamı yok!

    Şimdi kabristandayım!
    İçimde ne kadar kırık dökük aşk kalıntısı varsa,
    Gömmekle meşgulüm…
    Diriliş gününde buluşmak umudu ile…


    Mehmet Orhan DURDU

  12. #12
    Üye
    LECCEBÜM Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.05-2010
    Son Giriş
    04.01-2017
    Saat
    16:50
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    117
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SAHİ MUTLULUK NEYDİ CAN?

    Tasasız bir hayat mı?
    Yoksa talihsiz olaylar karşısında moral gücümüzü korumak mı?
    Hayaller kurup mutluluğu bulacağımız günü beklemek mi?
    Yoksa küçük şeylerden güzellikler süzmek mi?
    Hayatı sürekli sorgulamak mı?
    Yoksa olduğu gibi kabullenmek mi?
    Bütün özlemlere kavuşmak mı?
    Özlemenin içindeki gizli mutluluğu keşfedebilmek mi?
    Her dilediğimize sahip olmak mı?
    Yoksa sahip olduklarımızla yetinmek mi?
    Sahi neydi mutluluk can
    Niye kimse mutlu değil hayatından
    Zengin mutsuz, fakir mutsuz,
    Yaşlı mutsuz, genç mutsuz
    Mutsuz kere umutsuz
    En ürkütücü olanı
    Çocuklar mutsuz
    Hatırlar mısın geçmiş bayramları
    Alınan ayakkabıyı başucumuza koyar da günlerce seyrederek uyurduk
    Ve bu mutluluk diğer bayrama kadar sürerdi

    İnsan neden mutlu olamaz can...
    Çoğu zaman bir el uzatımlığı kadar yakınken
    Sayısız nimetlere sahipken
    Bir yerde yanlış yapmıyor muyuz?
    Çok mu gelecek kaygısı taşıyoruz
    Acaba çok şey istediğimiz için mi bizden uzaklaşıyor
    Neden “teşekkür ederim bu benim için yeterli” diyemiyoruz
    Başkalarında olmayıp bizde var olan şeyleri düşünmüyoruz
    Ve elimizden kayıp gitmeden kıymetini bilmiyoruz
    Mutluluk veya mutsuzluk sadece yazgıyla mı ilişkili
    Eğer mutsuz isek bizim hiç mi suçumuz yok?

    Bir varmış bir yokmuş misali yaşanan hayatta
    Hiçbir yere sığmıyoruz, hep arayış içindeyiz, durup soluklanmıyoruz
    En büyük yenilgilerimizi hırslarımıza, arzularımıza karşı yaşıyoruz
    Yani şu hayatta
    Sevinçten yüreğimizin taştığı günlerde olacak
    Tarifsiz sıkıntılarımız da…
    Tebessüm de olacak gözyaşı da…
    Zaten sürekli bir mutluluk sence de çok garip değil mi can?
    Hayatın satır aralarında hüzünler serpiştirilmese mutluluğu nasıl keşfedeceğiz

    Hangi şartlarda ve nasıl bir hayat sürersek sürelim
    Önümüzde hep iki seçenek olacak
    İyiye yorma- kötüye yorma, yıkılıp kalmak- ayakta durmak, üzülmek -ders çıkarmak, isyan etmek-sabredip dua etmek,
    Tercihimizi bizi mutlu edecek şıktan yana kullanamaz mıyız?
    Oturup beklemek, kolaycılığa kaçmak insanlardan ve yaratıcıdan bedelsiz mutluluklar beklemek hayalcilik değimlidir?
    Mutluluk emeğin ödülüdür.
    Bazıları bu ödüle kolay ulaşır bazıları zor…
    Eğer senin de payına zor olan düşmüşse üzülme!
    Bedeli fazlasıyla ödenmiş mutlulukların tadı bir başka olmaz mı can

    Çok beylik laflar etmek de istemiyorum
    Hayatın kolay olmadığını,
    Bazılarına üvey evlat muamelesi yaptığını biliyorum
    Hazanda umut yeşertmenin zorluğunu da biliyorum
    Ama ne yapacaksın
    Ben oynamıyorum diye kenara çekilemezsin ki
    Çekilsen bile hayat senin bu kararından hiç etkilenmez
    Bu hayat senin! Sahiplenmekten başka şansın yok!

    Koca ömrü mutluluğu arayarak geçirdin
    “Ey mutluluk neredesin” diye yıllarca sitem ettin
    Ve eskidin artık can
    Bari kalan ömrü ziyan etme
    Mutluluk kayıp bir mal değil
    O, ne gökte ne de yerde
    İçinde, bakışında, yorumun da
    Ne zamanki
    İsteklerini makul seviyede tutup doyumsuzluğa nokta koyarsan
    Biraz çaba harcayıp emek verirsen
    Verdiği nimetler için yaratıcıya teşekkür edersen
    Çözümü zor olaylar, çileler, hastalıklar karşısında
    Sabredip umudu koruyarak dua edersen
    Mutluluğu bulursun demiyorum
    Zaten mutlusun demektir can.

    Çoğu zaman buğulu bir camın gerisinde
    Mutluluğu bulacağımı düşündüğüm
    Çok uzaklara yerlere gitmeyi bende düşlüyorum.
    Böyle bir yerin olmadığını bile bile…
    İklimleri mutluluğa duran bir şehir yok!
    Hercai menekşe renginde bir hayat yok!
    Bu sevdadan vazgeç!
    Hayatın içine dön can!
    Mutluluk hayatın her anında ve her şartında var
    Yeter ki gör ve yeter ki iste

    Herkesin arzuladığı ve gitmeyi düşlediği
    Mutlak mutluluğun olacağı
    Elbette ki bir yer var
    “CENNET”
    Sabırlı ol
    Heybene bir şeyler eklemeye bak!
    Orası da çok uzak değil bize can!

    Mehmet Orhan DURDU

  13. #13
    Forum Moderatörü
    BARBiEBARBiE Avatarı

    Gerçek Adı
    NehiR
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    01.12-2017
    Saat
    15:35
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    14.622
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    HAYALİMDEKİ EV

    Küçük bir kasabada
    Tek katlı evim olsun
    Arkası çam ormanı
    Önünde Deniz olsun

    Evimin kıyısına
    Her dem dalgalar vursun
    Uzakta Martıların
    Ötüşleri duyulsun

    Gürültüden uzakta
    Ruhum huzura doysun
    Mutluluk bulutları
    Evin üstünde dursun

    Misafirim yıldızlar;
    Halimi rüzgâr sorsun
    Bir olta küçük kayık
    Kovam balıkla dolsun

    Rafta ekmek, soğan, su
    Çay ve sigaram olsun
    Bahçesi ufak olsun
    Yeşil çimenler doğsun

    Çeşit çeşit ağaçlar
    Dallara kuşlar konsun
    Bahçede Tavuk horoz
    Börtü böcek uçuşsun

    Yediveren gülleri
    Evi kokuya boğsun
    Bahçedeki güllere
    Bülbül gazel okusun

    Dilerim ki Rabbimden
    Hayalim gerçek olsun
    Küçük bir kasabada
    Bahçeli evim olsun ..


    Mehmet Orhan DURDU