Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon
Toplam 35 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    Gül_Güzeli Avatarı

    Üyelik Tarihi
    05.04-2008
    Son Giriş
    05.06-2008
    Saat
    14:06
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    38
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    iyi ki bu sestesin
    dünyayı ısıtan nefestesin
    bir haydut gibi gezinirim kapında
    kalbimde tutuşan ateştesin…

    rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde
    o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır
    aşk
    ki azar azar benim yerimdir
    suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam
    gözlerin ey yâr benim evimdir

    iyi ki bu düştesin
    her sabah ışıyan güneştesin
    iyi ki yoksuluz bulutlar gibi
    soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi

    vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım
    gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!

  2. #17
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İDRİS

    içindeki çocuğu alıp kaç idris
    bırak paslı hançerlerle parçalamayı
    uykularını
    ihanet torpil yapmaz
    hasret ardına bakmaz
    kır kanlı bıçakları
    içindeki çocuğu alıp gel idris...

    bir mavi için ağlama idris
    itme şu duvarları
    gülümse, sütünü ve içindeki çocuğun

    bilirim, mağlûbiyet
    esrik gülüşler ardında paramparça bir perde
    yeter idris, vakur ol, onur var serde
    anladım, vazgeçemezsin ondan
    asla!
    kardeşim, fazla alkol mevcut şimdi
    damarlarındaki asil kanda...
    aldırma demiyorum sana
    aldırarak
    aldırma
    içindeki çocuğu şu kirli hayata uyandırma!

    içindeki çocuğu alıp gel idris
    coşkunu parlat ya da birkaç tek at
    küfürlerine tutunarak geç kaldırımlardan
    sonra bir kerhaneye git ve oturup ağla

    kerhaneleri bütün dünyanın
    aşk kangrenlerinin yıkık çarşılarıdır...

    aldırma demiyorum
    aldırarak
    aldırma
    içindeki çocuğu idris, çocuğu uyandırma!

    ve yıllar geçer
    idris’lerin kalplerindeki çocuklar
    daha ölüdür

    /düşleri hâlâ terasta
    idris’ler ise zemin katta kiracı oturur.../

    YILMAZ ODABAŞI

  3. #18
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BİTME

    bitme!bak,içtim,yürüdüm,kederlendim
    denize girdim,üşüdüm,sana geldim

    düş bitmeden sen bitme
    bitmeden sevgi gitme

    bitme!bak,koştum,savruldum,hep örselendim
    cıgara ziftlendim,ille de seni sevdim
    uzaklarda öyle çok kederlendim

    günler bitmeden bitme
    bitmeden hasret gitme

    bu yangın geceler,bu intihar
    gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar
    bu dolunay gecenin göğsünü yarar
    benim göğsümde de sana geniş bir yer var

    düş bitmeden sen bitme
    bitmeden sevgi gitme...

    YILMAZ ODABAŞI

  4. #19
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KENDİNE BENİM İÇİN BİR GÜL VER

    sensizlikle flört etmeyi sen değil
    sensizlik bilir
    sesi ses/sensizliği sensizlik bilir

    korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
    ellerinden tuk!
    çok ağrımış kendinin, siyah
    ve ayaz kendinin
    hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver...
    *
    bak, palandöken dağlarında karlar erimiş
    teknelerde kol kola bahar sulara inmiş
    dağlar için, sular için bana bir gül ver
    bir gül ver söküldüğüm günler için

    -ve önce kendinin ellerinden tut!-
    *
    kendimin ellerinden tutunca
    içimden nehirler gibi akmak geliyor
    yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor
    geberesiye içip salaş meyhanelerde
    buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor

    tutunca kendimin ellerinden
    pusulasız gemilerde yatmak
    yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda
    sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor

    sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden
    ömrümün içinden akmak geliyor...
    *
    sessizlik sensizliği ezbere bilir
    sensizlik her şeyi bilir...

    korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
    ellerinden tut!
    sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin
    ellerinden;

    bak, yıllarım sırılsıklam yağmurlar giymiş
    günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş
    dağlar için, sular için bana bir gül ver
    avuttuğum düşler için bana bir gül ver
    bir
    gül
    pusulasız gemiler, sökülmüş günler için...
    *
    ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım
    sen kendinin ellerinden tut
    ve kendine benim

    YILMAZ ODABAŞI

  5. #20
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    VAR GİT ARTIK

    buralarda gece uzun
    gün ışığı yakındır
    var git artık
    bakma ardına
    ölüme fazla sokulma ama
    düşün ki
    mevsim rüzgarlarının savurduğu
    bir orman insan
    sev onu, sokul, konuştur
    doludur fazla üstüne varma

    hep susmak
    susmak...
    yetmiyor bazen
    işte bu yüzden
    bütün ışıkları yanmalı yeryüzünün
    ozanlar her şeyi anlatmalı

    var git artık
    acıyı aşındırma
    tut
    ve at sevdaya uzayan çağlayana

    YILMAZ ODABAŞI

  6. #21
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    GÜNE DÖNERSİN

    garına ve akşamına varmamış bir trenle
    yolcusun
    özlemin, kimliğin ve arka cebinde terlemiş biletinle

    sen iki ömrü törpülerken sevgilim
    ve sürdürürken o civan ısrarı kederinle
    tut ki nice trenler kalkacak dünyanın her yerinde
    sonra da biz kalkacağız/topla kendini

    şimdi elini tutuşum bir anıdır/sen güne dönersin
    tren usul usul gelir azar azar gidersin
    ben de burada özlerim rengini yüzüne yazdığım bir çiçeği
    onlarca, yüzlerce, binlerce bölünmüş kanıyorsun
    topla kendini...

    ve hüzün kara bir bulut gibi çöküyor gözlerine
    ötede güz çöküyor üstüne yaz mevsiminin
    her mevsimin tükenişi intihar çağrıştırırken bende
    güzse hep aynı iklimdir yara yerimde
    git!
    uzaklığa dolan yol gibi dol hasretime...

    YILMAZ ODABAŞI

  7. #22
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    NOTALARI KURŞUNLANMIŞ BİR ŞARKIDIR YALNIZLIK

    “le bruyere, bir yerlerde, ‘yalnız olmamak gibi büyük bir mutsuzluk!’ der. kendi kendilerine katlanamamaktan korkarak kalabalıkta kendilerini unutmaya koşanları uyandırmak ister sanki. bir başka bilge, yanılmıyorsam pascal da, ‘neredeyse bütün dertler odamızda kalmayı bilmememizden geliyor başımıza’ der; böylece, içekapanış hücresinde, mutluluğu devinmede, bir de yüzyılımızın deyimiyle kardeşcil diye adlandırılabileceğimiz bir fuhuşta arayanları getirir usumuza.”

    -Baudelaire-


    yalnızlığın atlası:

    I

    hayat, çarpar ya ağırlığını camlarına evlerin, ışıklara aldanmayın, evler de yalnızlıktır, evler de...

    siz çekersiniz gece büyür, gece çeker de bazen siz küçülürsünüz; geceler yalnızlıktır...

    yalnızlığın tablosunu çizer ufukta biri, atlasını yalnızlığın uzak sularda bir gemici; birileri sınırlar koyar, haritalar basar biri; oysa harita basan bütün matbaalar suçlu, bütün silgiler yalancıdır

    haritalar yalnızlıktır...

    kaç bin ışık yıl uzağız belki de en uygar gezegene...

    ay tutulur-

    sa ay orda bir yalnızlıktır

    yalnızlıktır emzirdiğimiz göz göre göre...

    II

    yerkürenin son jesti insanın dehşet yalnızlığı olacak. biz yine de çiçekleri sulamayı unutmayalım, ama yalnızlığımız çiçeklere de kalmayacak...

    bu gezegen her gün milyonlarca ton ağırlaşıyor; her gün aşksız, azıksız azalıyoruz... azalıyoruz, çoğalıyoruz: ikisini birlikte tartsak azlığımız çok gelecek.

    yerkürenin son jesti insanın dehşet yalnızlığı olacak! bunu bilmek için kutsal kitaplara gerek yok; işte hiç de kutsanmayan bir kitap bile bunu söylüyorsa, inanın, yalnızlığımız kitaplara da sığmayacak...

    III

    bir ölüdenizdir yalnızlık...

    bir çınarın upuzun gölgesidir çınar boylu yalnızlık;

    atlasına akbabalar, haramiler tüner de

    kendi olmakta diretir yine...

    IV

    her insanda birden doğan, ama can çekişip ölemeyen yalnızlık. herkes bir evrede anlar bunu; kimileri de menapozlarda, antropozlarda, bir gözaltında, uzun bir yolculukta ya da.

    dal değil, köktür yalnızlık; kurumuş olmalıdır ve bir daha yeşermez...

    V

    okyanuslar analarıdır denizlerin; gökyüzünün anası yok: gökyüzü yalnızlıktır. kurt dağında, kuzu sürüsünde, çoban kavalında yalnız.

    kalabalık, kabarık verirsin kavgalarını; bin yumruğun tek olup göğe doğrulduğu günlerde de, akşam, dönerken evine ekmeğin kadarsın...

    yazıyorsan duyarlığınla yalnızsın kendi derininde; duyarlığınla: suya yazılan sözlerle... en az yalnızlık çeken şairlerdir yine de; bölüşürler seslerini birlerle, ikilerle, beşlerle,

    ama beşlerle...

    VI

    o, sevgiyi kendi için istiyor; sevgisiyle yalnız. onu değil, ben sevgimi seviyorum, sevgimle yalnız...

    yalnızlığı deşiyorum: yapayalnız, yapayalnız! sonra bölüyor, bölüşüyor, topluyor, çarpıyor ve çıkarıp giysilerimizi birer birer sevişiyoruz; susup kalıyoruz belki, çekip gidiyoruz. geride kalanın adını yalnızlık koymaktan hep ürküyoruz...

    işte kadınlar da, erkekler de doymaz uzuvlarıyla birer yalnızlıktır... doğasının insana ihanetidir yalnızlık; özünde yaşamın da, ölümün de birer ihanet olduğunu kavradığımızda sorun yok...

    VII

    tek kişilik kalabalıktır aşk.

    aşk tek kişiliktir; ikinci kişiye bilet yoktur.

    kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi, kendinin mayası;

    herkes kendi sevgisini sever...

    aşk nedir incil’e göre? nedir tevrat’a, zebur’a, kur’ân’a göre?

    bu kitaplardaki aşklar, küfürler neyin rengine göre?

    insandır, insan aslolan: insana göre!

    bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde

    gitmek bir yalnızlıktır.

    bütün gitmeler yalnızlıktır.

    kalmaya göre...

    VIII

    sevginin ve cesaretin cesetleriyle günler ağır ve kirli, tortusunu bırakırken ömrümüze; günler, düşlerimize, özlemlerimize... uzaklığın şakağında kaç namlu kim bilir yakın olmasın diye?

    sonra biz, burada uçurumlara teslim gençliğimizle...

    IX

    en rezil parayla insan arasındaki yalnızlıktır; hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir aşk, hiçbir kitap bu yalnızlığın kurallarını bozamıyor.

    bu da bir yalnızlıktır...

    X

    “yalnızlık bir yağmura benzer...”

    yağmurdan önce biz, bütün çılgınlıkları bir bir bölüştük. bir bir türküleri, telaşlı koşuşları; silahları, tabuları, ayrılıkları; çoğaltıp yalnızlığımızı feodal tekkelerde, ellerimizin üzerinde bir el bile yokken bölüştük vuruşları.

    sonrası geceydi ve yalnızdık: çoğalttık susuşları...

    yağmura yakalandığımız gece-

    ye çarptık; geceye hiçbir şey olmadı,

    ama biz paramparçaydık!

    ve hayat gaspetti o vakur duruşları...

    XI

    hâlâ dağların üstünde, zambakların içinde işte şu hayat; destan ve yalnız hayat!

    yalnızlığa halay halay ellerim; kırılası, kırılası ellerim! benim ellerim, yuh ellerim, şair ellerim... kalemini silahıyla koruyan, kalemi de, silahı da yalnız ellerim;

    “yalnızlık bir yağmura benzer”

    yağmurlarda sırılsıklam ellerim...

    XII

    daha birileri bir yerlerde yaralardan söz ediyor; sonra binlerce ses o bir sesin üstüne, belki de yüzbinlerce... ama kime anlatılır ki yara, orada yara olarak yalnız.

    yarayı anlatan, anlatırken; yara ise yara olarak yalnız

    destan ve yalnızdır hayat kırılası ellerim

    herkes kendine göre bir yalnızlıktır...

    XIII

    iyi ki doğmadınız hiç doğmayanlar ya da doğması olasılık kalanlar. doğarken biz de spermdeki olasılık kadardık; o olasılıkla doğmak veya doğmamak üzere yalnızdık. şimdi de yaşamak ve ölmek hâlâ bir olasılıktır. her mengenede, kederde en çok da yaşamak bir olasılıktır.

    sevişmek ey, yaşamak bir olasılıktır!

    XIV

    yalnızlığı sevişirken eksiltiyor, eskitiyor

    ve eskiyoruz...

    seviştiğim gece emzirdiğim gecedir.

    özümü katarım ona;

    geceyi kanatırım, gece beni kanatır...

    geceyi kanatırız, gece bizi kanatır.

    geceler insanlığımız

    insanlığımız yalnızlıktır...

    XV

    giderek insanlaşıyor, uygarlaşıyor

    ve insansızlaşıyoruz...

    “görgü tanıklarının ifadelerine göre”

    dağınık yüzü günlerin ter ve keder içinde;

    zanlıları her sabah o resmi geçitlerde...

    işte hayatlarımız intiharların ve cesaretlerin sustuğu yerde; hayatlarımız diğer hayatların da cesetleriyle...

    hayatlarımızda kimselerin bilmediği yalnızlıklar; ama kimseler bilse de, bilmese de yalnızlık var ey bütün yalnızlıklar!

    XVI

    şimdi travestiler kalçalarında ve slikon göğüslerinde biriken yorgunlukla dante’nin “ilahi komedya”sını konuşuyorler sperm kokan duvarlarla...

    o yırtık, yamalı ve yaralı sevgilerden, o kaypak sevgililerden, servetlerden geride hep namuslu bir orospum oldu benim de; tünediler yalnızlığıma hüzünlü bir yüzle o gecelerde...

    sonra günlerin de üzerinde bir hayat; sürgit yoğunlukların, yorgunlukların, öfkelerin üstünde...

    XVII

    şimdi güzel bir deniz karşımda; korkunç çırpıntılı, dehşetli mavi bir deniz tutmuş da bir ucundan b(akıyor) uzaklara...

    uzak, uzaklığında

    ben kendi yakınlığımda yalnızım

    ortalarda olsam da ortalı yalnızlıktır...

    XVIII

    böyle yakın uzaklıklarda hep yalnızlıklar ve “yalnız değiliz” derken de yalnız!

    işte cesetler ve cesaretler içinde aynadaki suretimi tuzla buz ediyorum; keder ırmakları akıyor ortasından...

    birden bir kırlangıç sürüsü kanat çırpıyor uzaklara; yollara ve yolculara bakıyorum da, şarkıların kırık dökük notaları saçılmış sokaklara. herkes kendine göre bir şarkıyı tutturmuş yangınlar ortasında!


    /yangınlar ortasında:
    notaları kurşunlanmış bir şarkıdır yalnızlık.../

    YILMAZ ODABAŞI

  8. #23
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SEVİNCİ SAVRULMUŞ HALDAŞ GÖZLERİN

    gece eksilebilir, eksilmez tanıdık yüzüne susuzluğum
    doğrul sorgusuz, korkusuz gözlerinle konuş gel
    ben gözlerini tanırım senin…

    bu gece oturup seni özledim
    ay doğruldu
    su duruldu
    örttün mü perdesini penceremizin?

    şimdi yüreğime su taşıyan sesini sessizlik çaldı
    yüzünde gölgelenmiş bayat bir hüzünle
    senin sesin, hasretin
    ve gözlerin bana emanet kaldı…

    gözlerin… yıllanmış şarkılar kadar yalnız
    terli ve suskun akşamlar gibi yorgun
    gibi ürkekti senin.

    /şimdi parmaklıkların perdesi ışık
    sevgilim
    sevgilim
    sevinci savrulmuş haldaş gözlerin…/

    YILMAZ ODABAŞI

  9. #24
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KONUŞSAM SESSİZLİK SUSSAM AYRILIK

    resmin rehindir gurbetimde
    gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
    ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin

    alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana
    sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına
    konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...

    ve akşam, bir kez daha
    saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara
    “bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”

    çekmiyorsun!

    akarsuları imrendiren yüzün de
    sabahçı kahveler de biliyor
    görüşmeyeli yorgunum
    yıkık kentler kanadı sevinçlerimle
    görüşmeyeli ya sen nasılsın
    adım, adresim durur mu defterinde?
    şimdi siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim
    beynimde iklimsiz papatyalar
    ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde

    sokakların gün batınca neden boşaldığını
    ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum
    konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık

    sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne
    al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara
    gurbetini rehnetme özlemimde…

    YILMAZ ODABAŞI

  10. #25
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SENİ BİR TUFAN GİBİ SEVDİM

    (martılar gelmezdi ki sizin ordan
    martılar sizindi ey evlerinin önü deniz
    bizde ölen kartallardan, dağlardan size haber veririz
    bir bakımlık deniz, bir avuç imbat göndermediniz!)

    I
    seni bir çığlık gibi sevdim
    uzanıp sesimin avlularına sen de her sabah
    sabah... sevince bir sevgiyle gideriz
    sonra durur vitrinlerden çiçekleri seyrederiz
    puştluklar bizi seyreder,
    biz çiçekleri...
    II
    seni bir kar gibi sevdim
    üşüye üşüye eridim!

    bak, kentleri de, dağları da bozdular
    başka rüzgârlar giydirdiler kentlere
    dağlara başka tüfekler
    kalk,
    gidelim
    buralardan gidelim!
    III
    seni bir namlu gibi sevdim
    sen tetiklerimi ezberliyordun

    kıyametler koparken alnından bu kentin
    geceydi... ansızın seni bir tufan gibi sevdim
    bedenim alabora!

    YILMAZ ODABAŞI

  11. #26
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    AŞK TEK KİŞİLİKTİR

    Tek kişilik kalabalıktır aşk.
    Aşk tek kişiliktir; ikinci bir kişiye bilet yoktur.
    Kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi,
    Kendinin mayası; herkes sevgisini sever...

    Aşk nedir incil'e göre? nedir tevrat'a, zebur'a, kurân'a göre?
    Bu kitaplardaki aşklar küfürler neyin rengine göre?

    İnsandır, insan aslolan, insana göre
    Bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde gitmek bir yalnızlıktır.
    Bütün gitmeler bir yalnızlıktır kalmaya göre...

    Sevginin ve cesaretin cesetleriyle günler ağır ve kirli tortusunu bırakırke ömrümüze; günler, düşlerimize, özlemlerimize...uzaklığın şakağında kaç namlu kimbilir yakın olmasın diye?
    Sonra biz buradan uçurumlara teslim olan gençliğimizle!

    En rezili belki parayla insan arsındaki yalnızlıktır; hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir aşk, hiçbir kitap bu yalnızlığın kurallarını bozamıyor
    Bu da bir yalnızlıktır...

    'yalnızlık bir yağmura benzer'
    Yağmuran önce biz, bütün çılgınlıkları bir bir bölüştük, bir bir türküleri, telaşlı koşuşları, bir bir silahları, tabuları,ayrılıkları; çoğaltıp yalnızlığımızı feodal tekkelerde ellerimizin üstünde bir el bile yokken bölüştük vuruşları.

    Sonra bir geceydi ve yalnızdık; çoğalttık susuşları...
    Yağmura yakalandığımız geceye çarptık; geceye olmadı.
    Ama biz paramparçaydık!

    Ve hayat gaspetti o mağrur duruşları...

    Hâlâ dağların üstünde, zambakların içinde işte şu hayat; destan ve yalnız hayat!
    Yalnızlığa halay halay ellerim;
    Kırılası kırılası ellerim!
    Benim ellerim, yuh ellerim, şair ellerim...
    Kalemimi silahıyla koruyan, kalemi de silahı da yalnız ellerim;
    'yalnızlık bir yağmura benzer'
    Yağmurda sırılsıklam ellerim...

    Daha birileri biryerlerde yaralardan söz ediyor; sonra binlerce ses o bir sesin üstüne, belki de yüzbinlerce...
    Ama kime anlatılır ki yara, orada yara olarak yalnız.
    Yarayı anlatan, anlatırken; yara ise orada yara olarak yalnız!
    Destan ve yalnızdır hayat kırılası ellerim!

    Herkes kendine göre bir yalnızlıktır!

    İyi ki oğmadınız hiç doğmayanlar ya da doğması olasılık kalanlar, doğarken biz de spermdeki olasılıkkadardık; o olasılıkla doğmak veya doğmamak üzere yalnızdık.
    Şimdi de yaşamak ve ölmek hâlâ bir olasılıktır.
    Hep mengenede, kaderde en çok da yaşamak bir olasılıktır.

    Sevişmek ey, yaşamak bir olasılıktır!
    Yalnızlığı sevişirken eksiltiyor, eskitiyor ve eskiyoruz...
    Seviştiğim gece emzirdiğim gecedir,
    Özümü katarım ona;
    Geceyi kanatırım gece beni kanatır.
    Gece insanlığımız
    İnsanlığımız ise yalnızlıktır...

    Giderek insanlaşıyor, uygarlaşıyor ve insansızlaşıyoruz...
    'görgü tanıklarının ifadelerine göre'
    Günlerin dağınık yüzü ter ve keder içinde;
    Zanlıları her sabah o resmi geçitlerde...
    İşte hayatlarımız intiharların ve cesaretlerin sustuğu yerde;
    Hayatlarımız diğer hayatların da cesetleriyle...
    Hayatlarımızda kimselerin bilmediği yalnızlıklar;
    Ama kimseler bilse de bilmese de yalnızlık var ey bütün yalnızlıklar!

    Yılmaz ODABAŞI

  12. #27
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İKİNİN ŞİİRİ

    bugün iki kez yağdı yağmur
    iki kez eskidim sanki

    iki ömrü kolkola yaşadım
    biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri

    hep iki şömine yandı yüreğimde
    birinde ateşti diğerinde kül

    ve iki kez aşık oldum
    bundandır iki kez ölmüşlüğüm

    sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü
    şimdi sömestrdeyim

    ilk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum
    daha depremlerdeyim

    ve iki kere iki
    kitabımda benim

    ya çok eder
    ya sıfır...

    Yılmaz ODABAŞI

  13. #28
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:19
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KURTULAMAZSIN

    -35 yasima-

    önce sesini
    sonra yankısını çaldırdın su beton ormanında
    bu kent de tükürdü aşklarına
    kal orada!
    artık hiçbir şeyden kurtulamazsın
    ıslanmssın bir kere oğlum
    yaş gününde
    kuruyamazsın...

    Yılmaz Odabaşı

  14. #29
    Üye
    Merve1903 Avatarı

    Gerçek Adı
    Merve
    Üyelik Tarihi
    06.10-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    407
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hayatımın şairi...Yazdığı her kelimeye aşığım karakterinde öyle.Onun gibisi yok bence beni en etkileyen en yaralayan kalem o

  15. #30
    Üye
    berfin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.06-2005
    Son Giriş
    10.12-2017
    Saat
    18:17
    Yaşadığı Yer
    dünya
    Mesaj
    123
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    9

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Kalabalık,
    kabarık
    şehir…

    Çok şehir,
    çok beton,
    yok: İnsan...

    Çok: Şehir,
    Çok beton,
    hiç: İnsan!

    Sevgileri güneşte çekmiş, ruhları eprimiş
    ve ihanetlerini cüzdanlarıyla besleyen hiç insanlar
    güne geldiler
    milli piyango ve otobüs biletleriyle,
    kürdanlarıyla, balgamlarıyla, ayakkabı bağlarıyla
    nüfus cüzdanları ve “kazı kazan”larıyla,
    visa kartlarıyla, maskeleriyle, markalı giysileriyle.

    Güneşin heybetine bakmadan
    ve aldırmadan rüzgârın zarafetine

    Birer küfe gibiydi omuzlarında hayat.
    Her biri kendince yokuşlarda.
    Her biri amansız yok oluşlarda
    şarkıları yankısız,
    aşkları unutuşlarda...

    Ve kapanıp gündüzlerin ıssız odalarına,
    hepsi çürük akşamlardan
    ve bayat sayımlardan kalma…

    Geldiler,
    göğe bakmadan
    ve dokunamadan o uzak ovalara,
    telaşla, günlerin bulanık sularında...

    Hiç insan,
    sabahın bir köşesinde
    kusmuş şehrin şanına
    sabahlar akşamına,
    adamlar aşklarına…
    Kusmuş,
    günlerin
    bulanık
    sularında…

    /Sevgisiz kaldık, sevgisiz kaldık.
    Kısacık nisan akşamlarında.../

    Şimdi hızla yırtılan aşiretlerden
    aşüfteler, kalpazanlar çıkaran ülkem,
    savur beni şu pusun, ayazın ortasına,
    çıkarıp sığ sulardan yakıştır okyanuslara
    ve kavuştur o eski masal kahramanlarına...

    Çünkü böyle bir raunt isyan,
    beş rekât hüzün,
    yetmiyor bu haziran akşamlarında...

    Şimdi parklar fesleğen kokar,
    yoksullar soluk soluğa…
    Fıskıyeler upuzun
    ve taşıtlar süratle otobanlarda
    telaşla,
    herkes
    günlerin
    bulanık
    sularında...

    Oysa hepimizin gidebileceği bir vadi olmalıydı…
    Artık ömürlerimiz bu tükürülmüş bulvarlara kanar
    rüyalarımızda bir görünür bir kaybolur serin pınarlar.

    Bu yüzden yaktığımız bütün kibrit çöpleri,
    en çok da içimizde yanar ha yanar...

    Kalabalık,
    ve kabarık şehir
    çok şehir,
    çok beton,
    yok: İnsan…
    Çok: Şehir,
    Çok beton
    hiç: İnsan!

    Hiç
    insan,
    doyumsuz,
    tedirgin,
    korkak...
    Hiç,
    sabırsız,
    tutkusuz,
    kaypak...

    Şimdi herkes yüreğinin avlusuna bir servi arar.
    Rüyalarında bir görünür bir kaybolur ormanlar.
    Uyanınca, içinde irileşen boşlukları ihanetle tamamlar...

    H
    i
    ç

    i
    n
    s
    a
    n: Yitmiş günlerin bulanık sularında.
    Sadece elbiseler sürüklüyor ardında…
    Coşkusuz, aşksız kaldık!
    Kaldık… kısacık temmuz akşamlarında…

    YILMAZ ODABAŞI




Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon