Toplam 8 mesajın 1-8 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Yaşam Şuncağız Bir Şey İşte

    Yaşam şuncağız bir şey işte
    bir defter kalır gidenlerden
    ayrı düştüklerimizden bir kitap
    yıllar sonra aklına gelir de birden
    bakarsın/kuytu dalında bir sayfanın
    incecik izler vardır
    diretmişliğimizden

    Yaşam şuncağız bir şey işte
    altı çizilmiştir kimi satırların
    gelseydiniz, karışsaydı gözleriniz çayın buğusuna
    böyle koymazdı tozutarak esmesi karın
    okursun/için burkulur da biraz
    derin gizler vardır
    birikmiş eski mektupların

    Yaşam şuncağız bir şey işte

    bir dostun ölüm haberi gelir
    bir ihzar müzekkeresi bir arama emri
    sen bir ilmek daha arasın acının şiirine
    duyarsın/biri sevdiğini öper son kez ağzından
    sokaklar iz tarlası
    adresin belirsizdir

    Yaşam şuncağız bir şey işte

    güneş fabrika duvarlarına düşünce
    sessiz adımlarla yürür sabahı umut
    karışsan yankıların bir ışık salkımında yitişinde
    dinlersin/yazılmamış bir tarihin
    yalın dipnotudur bunlar
    yazılır günü gelince”

  2. #2
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şu Ak Kağıt Şu Kara Kalem

    Şairler size ben
    hep kandan karanfillerden
    söz ettimse bağışlayın
    -ama ölenler vardı, usulca gün ışırken
    ve rüzgarda sallanıyordu durmaksızın
    karla ağırlaşmış bir selvi dalı

    Kardeşler / size ben
    yosun tutmuş bir demirden
    söz ettimse anımsayın
    -sokaklarınızda devriyeler gezerken
    ..........
    ..........


  3. #3
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Giz

    1

    o'na
    kara gül diyorsunuz dedi adam
    o'na kara gül diyoruz
    dedim

    neden, diye sordu biri
    karanlığın içinden
    sustum
    ateşten bir ırmak gibi etlerimden
    damarlarıma akıyordu elektrik
    (gülün adı bahara
    kara gül o'nun saçlarına yaraşır… diye düşündüm)

    sen bilmiyorsan
    bilen birini söyle
    dedi adam

    hücrelerim dikenli tel yumakları gibi
    savruluyordu kasıklarımla beynim arasında
    (o'na kara gül diyenler
    her çiçeğe yeni bir ad yaraştıranlardır… diye düşündüm)

    küçük bir şey
    boşuna diretiyorsun
    dedi adam

    kavurgan bir asid gibi kendi gözeneklerini
    kemiriyordu şakaklarımdan sızan ter
    (küçük bir şey değil
    o'na seviyorum demek gibi bir şey… diye düşündüm)

    2

    o'na neden kara gül diyorsun
    dedi adam
    o'na neden kara gül dediğimi, biliyorum
    dedim
    zehir, asid ve diken
    aynı yollardan geri dönerek
    bir an için çekildiler gövdemden
    (soluklandım: meraktalar
    bir çiçeği yolmanın sevincine hazırlanıyorlar... diye düşündüm)

    o'na neden kara gül dediğimi, o'nu ilk öptüğüm gün
    rüzgâra söylemiştim, rüzgâr biliyor
    dedim

    telâşla.bir koşu seğirttiler
    (gecenin şahdamarına durma kan taşıyorlardı
    bir yerlerden. iğrençti iğrençtiler. gözleri kara
    çaputlarla bağlanarak bir buzlar ve bakır teller
    magmasına sürülmeliydi yaşam… ki sadece yolunmak
    için var olsun çiçekler, koklayanlar lanetlensin!)

    rüzgâra söylemiştim, rüzgâr biliyor
    dedim

    koştular rüzgârı yakalamaya gittiler
    zincir
    kelepçe
    tüfek
    şair değildi hiç biri
    elleri boş döndüler

  4. #4
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tahliye

    Martılar çığlıklarla geçtiler
    bunlar ritsos’un - martıları dedim
    hayır, bunlar benim martılarım-dedi


    Bir dost şubat’ta çıkacakmış - dedim: anımsadın mı, hani her kuşun
    kurşunların erişemediği gizli bir ufku vardır diyen...
    Anımsadım-dedi: elleri midye kesiği, ayak bileklerinde mavi diken
    ve saçlarında yosun lifleri vardı; dizkapağında, soğuyan kurşun


    Nasıldır içerden çıkmak – dedim: ilk adımın kara değmesi
    toprak çok mu farklıdır eskisinden, nasıldır rüzgârın sesi...
    İncecik bir kar tanesinin karanlıkta ışımasına benzer – dedi
    sevgisizliğe karşı direnebilmektir yaşamın öz türkçesi


    Çok sürmez, sen de gideceksin – dedim: kente kar düşerken, akşam üzeri belki
    defterde yarım kalır şiirin; bir de pencerede, yaz’dır kuruyan kayısı çekirdeği...
    Gideceğim – dedi: evet, belki karlı bir gün, gelip son kez mazgaldan
    elini sıkacağım, gözlerimde kardeşliğin dil vermez lehçesi


    O zaman hoşçakal-dedim: unutma, hava kararırken seninle bir gün
    kızıl saçlı bir çocuğun martılarından söz ettiğimizi...
    Demirörgünün üstünde gökkafes; unutmam onlar ordalar-dedi
    dostlar göz erimi uzakta, emek kendi yurdunda sürgün


    Martılar çığlıklarla geçtiler
    bunlar kimin martıları – dedim
    bunlar senin martıların – dedi

  5. #5
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şu Ak Kağıt Şu Kara Kalem

    Şairler size ben
    hep kandan karanfillerden
    söz ettimse bağışlayın
    -ama ölenler vardı, usulca gün ışırken
    ve rüzgarda sallanıyordu durmaksızın
    karla ağırlaşmış bir selvi dalı

    Kardeşler / size ben
    yosun tutmuş bir demirden
    söz ettimse anımsayın
    -sokaklarınızda devriyeler gezerken
    birileri vardı alnını ayaza yaslayıp
    susturulduğunuz türküleri söyleyen

    Çocuklar / size ben
    kuş ıslığı uykunuzda kara düşlerden
    söz ettimse kınamayın
    -ne bir şeytan uçurtmasıydı haşarı şaşkın
    ne de benekli bir balonu uçuruyordu dünya
    insanlar ölüyordu, barışı düşünürken

    Anneler / size ben
    acıdan özlemlerden
    söz ettimse bağışlayın
    -ellerinizin izi tel örgüye sinerken
    ıslanmış mendilini ısırıyordu bir kadın
    ülkemin yüzü geçiyordu gözlerinizden

    Şu ak kağıt şu kara kalem
    unutmaz belleği, yaşadığımız tanıklığın
    yazıtsız gömüt taşı, bir pusula, bir teşhis tutanağı
    yazılmamış şeyler vardır/ben
    acıyla eğileceğim yüzünüze

    susmayın

  6. #6
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    NEHİR

    ateşi çalmaya gittim promete'nin dağlara zincirli bileklerinden
    geçip buzakesmiş yanardağ ağızlarında uğuldayan rüzgar mızraklarından
    geçip ateşalmış buzul ırmaklarındaki ince su damarlarından
    ateşi çalmaya gittim ikarus'un yanık kanatlarını ahi evran çeliğiyle sararak
    geçip spartacus'un bir dağ yamacında gömülü duran kılıç ışıltısından
    geçip bedreddin'in sıska bir söğüt dalında ıslanan rahlesinden
    ateşi çalmaya gittim tanrıların yıldırımlarını çelimsiz ellerimle yararak

    ateşi çalmaya gittim
    ve yenildim, ricat yollarından geri çekiliyorum bayraklarımı toplayarak

    gecede yıldız var ve ay öksüz bir şarkıcıdır uzun yoldan gelmişim

    (...)

    uzun yoldan geliyorum kulaklarım çınlıyor vur emriyle arandım
    san pus içinde bir çığlıktım aradım kendi yankımı ateş aylalarında
    ham bir çağlayı ısırmak gibi birşeydi ertledim gencömrümün kırık aşklarını
    sormadım neydi beni savuran o çağ yangınınlarının gizemli burgacına
    bıraktım çocuk ellerimi dereotlarının gölgesinde yılları ışık hızıyla aktım
    ve işledim geçtiğim bıçak yollarındaki çiçek harmanını belleğimin kurşuni fanusuna
    uzun yoldan geliyorumkulaklarım çınlıyor vur emriyle arandım

    gecede ateş aylası var ve ay değirmi bir bıçaktır ölüm yollarında

    (...)

    bu şarkıyı ancak bir kız
    ölen sevgilisi için söyleyebilir... manos'un o mavi ölüm ağıdı
    ve celia sanchez ve angela davis ve adlarını bilmediğimiz
    gelip duruyor kavgamızın en güzel kızları belleğimin direnen burcuna
    gelip duruyor ve serpiyorlar senin
    sirra maestra gibi melez
    ölüm gülümseyişine... che guevara

    haziran'da ölür ateş hırsızları... ve onların ölümü
    mavi bir ölümdür diranç şarkılarında

    (...)

    ve ağlamak kır rüzgarlarını duymaktır havada yağmur sesi var

    (...)

    ateşi çalmaya gittim abdal pir sultan'ın kanşafaklara mühürlü türküsünden
    geçip tuz bağlamış ırmak boylarında hışırdayan kavak yellerinden
    geçip çıralanmış bozkır göklerindeki ince yıldız gözelerinden
    ateşi çalmaya gittim derviş yunus'un hırkasına yüreğimi sarınarak
    geçip demirci kawa'nın saray enkazlarına gömülü kılıç ışıltısından
    geçip nesimi'nin derisi yüzülmüş çıplak etinin dehşetinden
    ateşi çalmaya gittim beynimin ateş hatlarında tanrıların yasalarını yakarak

    ateşi çalmaya gittim...

    ateşi çalmaya gittim gizleme ölüm vaktimi ey ateş ülkesi şiiri
    umudun ateş ülkesiyim küllerimin haritasında ateş söylencesi

  7. #7
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Plaza De Mayo Anneleri



    künyemde onbeşbin ad okunuyor
    hem derin uçurumlardayım hem kör dehlizlerde
    her evin temel çukurundayım
    mezarım belirsiz

    yedi yıl yirmiyedi mevsim anne
    kurudu kanım tank paletleri altında
    törenleriyle sirenleriyle çiğnediler cesedimi
    gözlerimi kara çaputlarla bağladılar
    çaldılar benden günü geceyi
    gördüm kaç genç kızın gelinliğini kirlettiler
    kaç bebeğin beşiğini sarstı postalları
    gördüm anne
    çelik miğferleriyle tuttular sabahın kapısını
    sorgulara taşındım
    mitralyöz tarakaları yaladı
    çiçek tarhlarında çürüyen saçlarımı

    dinle anne
    bir desparesido’nun kurşun geçmez sesiyim
    beni bir dağın kıyısında vurmuşlardı
    mezarım belirsiz

    erimiş gözlerinin menevşe vakti
    yirmiyedi güz yaşlanmışsın anne
    kayısı dallarından süzülen yağmur damlası gibi
    akardı ayışığı boynundan omuzlarına
    rüzgar ıhlamur kokusu getirirdi dağdan
    ocakta közler ışıldardı
    kıvılcımlar uçururdu ateşböceklerinin ışığına
    ölü demire can veren elleri babamın
    çocuk gözlerimizde duyardık anne
    göçer kemanların çağrısı gelirdi uzaktan
    koşar gelirdi ablamın ezgili sesine
    acı aşk şarkıları kır gecesinin

    dinle anne
    bir desparesido’nun ağıt tutmaz sesiyim
    beni bir gecekondu avlusunda vurmuşlardı
    mezarım belirsiz

    dumanrengi bir gökyüzü anne
    çökerdi karanlık sokaklarına akşamın
    oturup camın kıyısına yolumu gözlerdin
    kirpiklerine değerdi pervazdan sızan rüzgâr
    kulağın kapıda korkuyla ürperirdi yüreğin
    dışarda kar anne karda ayak izleri
    neyi anlatırdı geceye bırakılan kâğıtlar
    onlar hiç ana sütü emmemişlerdi
    ve anaları hiç oğul emzirmemişti onların
    birağızdan söylenmemiş türkülerle ışıyacaktı
    gün bizim sokaklarımızdan akacaktı kentlere
    dinlerdi gözlerin iri iri açılırdı

    bugün haftanın dördüncü günü anne
    son perşembesi eylülün
    mayıs meydanı’nda ilk çiçeklerini açıyor bahar
    ve başörtün
    ülkemin mavi kelebekleri gibi
    dalga dalga uçuyor saçlarında

    bir öfkenin öce yargılı sesisin anne
    sarmışlar çevreni sırmalı kollarıyla
    parmakları tetikte dirsekler kenetli
    kaçırıyorlar gözlerini gözlerinden
    gizlemeye çalışıyorlar yüzlerini
    susturmak istiyorlar acı aşk şarkılarını kır gecesinin
    silmek yok etmek istiyorlar kardaki ayak izlerini
    seni yirmiyedi güz yaşlandıranlar
    sana plaza de mayo’nun delisi diyorlar anne
    çelik yelekleriyle uykularını basıp
    gelinlik kızlarına saldıranlar
    sana perşembe’nin delisi diyorlar

    bugün haftanın dördüncü günü
    ilk perşembesi ekim’in
    mayıs meydanı’nda yuvalarını kuruyor kırlangıçlar
    ve senin yumruklaşan ellerin
    tıpkı sonsuz toprakları gibi ülkemin
    doğacak günü taşıyor avuçlarında

    bir acının sevince yazgılı sesisin anne
    yolumu bekleyen gözlerin
    bir daha göremeyecek karda savrulan atkımı
    o emekçi ellerinle saçlarımı saramayacaksın
    ama üzülme
    gölgemin değdiği duvarlardan
    tülden bir esintiyle geçecek mayıs sabahı
    gün gelecek
    sevinçle savurarak sigara dumanını
    şarkılar söyleyecek fabrika kapılarında kardeşim
    ve sen her Perşembe geleceksin
    ve mezarımın toprağını hep gizleyecekler senden

    bugün dördüncü günü haftanın
    acıyı ve özlemi
    umudu ve öfkeyi çağırıyor mayıs meydanı’nda toprak
    duy çağrımı
    ağarmış kızılderili alnınla gel anne
    yorgun bilekleriyle ayaklarının
    yurdumun uçsuz bucaksız pampaları gibi
    üretken öpülesi ellerinle gel
    toplumezar çiçeklerinden topla türkümü
    türkümü söyleyen melez sesinle gel
    listelerde onbeşbin kayıbım anne
    onbeşbin ölü
    onbeşbin kayıp

  8. #8
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Karanlığın içinde Kireç Badanalı Ev

    şu an’ın sılası

    gurbeti önce’nin.

    batı rüzgarı
    yakınlaştırmış uzak adayı:

    bademlerin uğuldadığını duyuyoruz

    ayva dalları geriye sebepsiz
    bakmalar gibi meyvesiz

    eve dönen mahkumu
    farkedemeyecek kadar
    çıplak.

    sarı ışığını göremesek de
    nüne dokunan
    komşunun köpeği ormana doğru havlıyor:

    oradaki gece

    biliyoruz komşumuzdur:

    anımsatır bize

    birzaman nizamiye kapılarından sessiz umarsız

    hani kendi sancısıyla avunan yüreğimizde koyu
    içilmeden soğumuş acı kahve kederi

    kızlarsız
    komşusuz
    oğullarsız

    dağın altındaki kara ormana dalakaldığımız

    eski geceleri.

    alemdağ kışlasına bakardı
    bahçenin kuzey çiti:

    titreyen el yazısıyla yazılan mektup

    incir ağacının sütünü tanır
    kuyunun çıkrığından sağılan
    yaz sonu buğusunu:

    çapalanmış toprağın
    hatırı sinmiştir
    dönecekleri güzü bilen kırlangıçların
    saçaklardaki kanat
    izine:

    boğazımızda düğümlenir
    bakır çaydanlıktan tüten dem
    kara üzüm duyar asma susar

    yedi yıl geçer
    dokuz yıl sıradadır:

    çocukların dönmesine

    daha çok var...