Sayfa 1 / 7 12345 ... SonSon
Toplam 99 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Baris Gurol Avatarı

    Gerçek Adı
    Barıi
    Üyelik Tarihi
    10.03-2005
    Son Giriş
    24.11-2005
    Saat
    17:08
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    176
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    YAŞAMAYA DAİR

    1

    Yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

    Yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.

    Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.

    1947

    2

    Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
    yani, beyaz masadan,
    bir daha kalkmamak ihtimali de var.
    Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
    biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
    hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
    yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
    en son ajans haberlerini.

    Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
    diyelim ki, cephedeyiz.
    Daha orda ilk hücumda, daha o gün
    yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
    Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
    fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
    belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

    Diyelim ki hapisteyiz,
    yaşımız da elliye yakın,
    daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
    Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
    insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

    Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
    hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

    1948

    3

    Bu dünya soğuyacak,
    yıldızların arasında bir yıldız,
    hem de en ufacıklarından,
    mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
    yani bu koskocaman dünyamız.

    Bu dünya soğuyacak günün birinde,
    hatta bir buz yığını
    yahut ölü bir bulut gibi de değil,
    boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
    zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

    Şimdiden çekilecek acısı bunun,
    duyulacak mahzunluğu şimdiden.
    Böylesine sevilecek bu dünya
    "Yaşadım" diyebilmen için...

    NÂZIM HİKMET RAN

  2. #2
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Nazım demişken onu hep yanlış tanıtanlara inat ;

    BU VATANA NASIL KIYDILAR

    İnsan olan vatanını satar mı?
    Suyun içip ekmeğini yediniz.
    Dünyada vatandan aziz şey var mı?
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    Onu didik didik didiklediler,
    Saçlarından tutup sürüklediler.
    Götürüp kâfire: «Buyur...» dediler.
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    Eli kolu zincirlere vurulmuş,
    Vatan çırılçıplak yere serilmiş.
    Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
    Günü gelir hesabınız görülür.
    Günü gelir sualiniz sorulur:
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    NAZIM HİKMET RAN

  3. #3
    Üye
    delgeçvepipet Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.06-2005
    Son Giriş
    26.02-2010
    Saat
    18:53
    Yaşadığı Yer
    belirsizlik
    Mesaj
    84
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    her okuduğumda beni ağlatan bu şiiri paylaşmak istedim sizlerle.yüreği büyük insan; kimine göre vatan haini...nazım hikmet..

    VATAN HAİNİYİM, VATAN HAİNİSİN, VATAN HAİNİ...

    1962 yılında Ankara'da yayımlanan bir gazetede şu haber çıkar: "Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor." Nazım Hikmet'in Vatan Haini adlı şiirinden, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla yazıldığını öğrendiğimiz bu haberin yanına Amerikan amirali "Vilyamson'un" resmi konur. O günlerde de Amerika, (çıkarları doğrultusunda) bazı ülkelere para yardımı (!) yapardı. Türkiye bütçesine yaptığı 120 milyon liralık hibe için Nazım Hikmet'in yorumu: "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz" şeklindedir. Bunun üzerine söz konusu başlık atılır: "Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala"

    Nazım Hikmet bu suçlamaya karşı, "Evet, vatan hainiyim" der ve devam eder:

    VATAN HAİNİ

    Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
    hainiyim, ben vatan hainiyim.
    Vatan çiftliklerinizse,
    kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
    vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
    vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
    fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
    vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
    vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
    ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
    vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
    vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
    ben vatan hainiyim.
    Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
    Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

    NAZIM HİKMET RAN

  4. #4
    Üye
    Engellektuel Avatarı

    Gerçek Adı
    Aykan
    Üyelik Tarihi
    08.11-2004
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    20:23
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    984
    Alınan Beğeniler
    23
    Verilen Beğeniler
    21
    Blog Mesajları
    21

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Nazım Hikmet Ran'ı 42. Yıldönümünde Saygıyla Anıyorum
    Ek olarakda ne bir şiirini nede biyografisini yazıyorum
    sadece tek bir cümle

    "Bilen biriydi, Bildiği içinde etrafını çok net görürdü"

    *Ayrıca bu mesajından dolayı Barış Gürol'uda tebrik etmek istiyorum.

  5. #5
    Üye
    delgeçvepipet Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.06-2005
    Son Giriş
    26.02-2010
    Saat
    18:53
    Yaşadığı Yer
    belirsizlik
    Mesaj
    84
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KIZ ÇOCUĞU

    Kapıları çalan benim
    kapıları birer birer.
    Gözünüze görünemem
    göze görünmez ölüler.

    Hiroşima'da öleli
    oluyor bir on yıl kadar.
    Yedi yaşında bir kızım,
    büyümez ölü çocuklar.

    Saçlarım tutuştu önce,
    gözlerim yandı kavruldu.
    Bir avuç kül oluverdim,
    külüm havaya savruldu.

    Benim sizden kendim için
    hiçbir şey istediğim yok.
    Şeker bile yiyemez ki
    kâat gibi yanan çocuk.

    Çalıyorum kapınızı,
    teyze, amca, bir imza ver.
    Çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler.

    çocuklar ölmesin..şeker de yiyebilsinler

    NAZIM HİKMET RAN

  6. #6
    Üye
    Ergin Avatarı

    Gerçek Adı
    Ergin
    Üyelik Tarihi
    01.11-2003
    Son Giriş
    27.07-2017
    Saat
    00:29
    Yaşadığı Yer
    Uzak Diyarlar..
    Mesaj
    262
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    OTOBİYOGRAFİ

    1902'de doğdum
    doğduğum şehre dönmedim bir daha
    geriye dönmeyi sevmem
    üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
    on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
    kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
    ve on dördümden beri şairlik ederim

    kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
    ben ayrılıkların
    kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
    ben hasretlerin

    hapislerde de yattım büyük otellerde de
    açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

    otuzumda asılmamı istediler
    kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
    verdiler de
    otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
    elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya

    Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
    961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

    partimden koparmağa yeltendiler beni
    sökmedi
    yıkılan putların altında da ezilmedim

    951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
    52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

    sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
    şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
    aldattım kadınlarımı
    konuşmadım arkasından dostlarımın

    içtim ama akşamcı olmadım
    hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

    başkasının hesabına utandım yalan söyledim
    yalan söyledim başkasını üzmemek için
    ama durup dururken de yalan söyledim

    bindim tirene uçağa otomobile
    çoğunluk binemiyor
    operaya gittim
    çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
    çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
    camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
    ama kahve falıma baktırdığım oldu

    yazılarım otuz kırk dilde basılır
    Türkiye'mde Türkçemle yasak

    kansere yakalanmadım daha
    yakalanmam da şart değil
    başbakan filân olacağım yok
    meraklısı da değilim bu işin
    bir de harbe girmedim
    sığınaklara da inmedim gece yarıları
    yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
    ama sevdalandım altmışıma yakın
    sözün kısası yoldaşlar
    bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
    insanca yaşadım diyebilirim
    ve daha ne kadar yaşarım
    başımdan neler geçer daha
    kim bilir.

    Bu otobiyografi 1961 yılı 11 Eylülünde
    Doğu Berlin'de yazıldı.

    NAZIM HİKMET RAN

  7. #7
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:07
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ

    Dalgaları karşılayan gemiler gibi,
    gövdelerimizle karanlıkları yara yara
    çıktık, rüzgarları en serin
    uçurumları en derin
    havaları en ışıklı sıra dağlara.
    Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
    Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
    Dostların arasındayız!
    Güneşin sofrasındayız!

    Dağlarda gölgeniz göklere vursun,
    göz göze
    yan yana
    durun çocuklar.
    Tasları birbirine vurun çocuklar.
    Doldurun çocuklar,
    doldurun
    doldurun
    doldur içelim.
    Başları
    göklere
    atalım
    serden geçelim...
    Heeey, nerden geçelim?
    Yalnayak
    koşarak
    devlerin
    geçtiği
    yerden geçelim.

    Heeey
    hop
    Heeeey
    hep
    birden geçelim
    Doldurun çocuklar,
    doldurun
    doldurun
    doldur içelim.

    Dostların arasındayız!
    Güneşin sofrasındayız!.


    NAZIM HİKMET RAN

  8. #8
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    17:29
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.940
    Alınan Beğeniler
    954
    Verilen Beğeniler
    1.250

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ustanın en sevdiğim şiirlerinden biri. Hele bir de Genco Erkal okumuyor mu...


    BEN İÇERİ DÜŞTÜĞÜMDEN BERİ

    Ben içeri düştüğümden beri
    güneşin etrafında on kere döndü dünya.
    Ona sorarsanız:
    ''Lafı bile edilmez,
    mikroskobik bir zaman.''
    Bana sorarsanız:
    ''On senesi ömrümün.''
    Bir kurşun kalemim vardı
    ben içeri düştüğüm sene.
    Bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
    Ona sorarsanız:
    ''Bütün bir hayat.''
    Bana sorarsanız:
    ''Adam sen de, bir iki hafta.''

    Katillikten yatan Osman,
    ben içeri düştüğümden beri,
    yedi buçuğu doldurup çıktı,
    dolaştı dışarlarda bir vakit,
    sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri,
    altı ayı doldurup çıktı tekrar,
    dün mektup geldi, evlenmiş,
    bir çocuğu doğacakmış baharda.

    Şimdi on yaşına bastı,
    ben içeri düştüğüm sene,
    ana rahmine düşen çocuklar.
    Ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
    rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.
    Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan,
    hâlâ çocuktur.

    Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde
    ben içeri düştüğümden beri.
    Ve bizim hane halkı
    bilmediğim bir sokakta
    görmediğim bir evde oturuyor.
    Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek
    ben içeri düştüğüm sene.
    Sonra vesikaya bindi,
    bizim burda, içerde, birbirini vurdu millet
    yumruk kadar, simsiyah tayın için.
    Şimdi serbestledi yine,
    fakat esmer ve tatsız.

    Ben içeri düştüğüm sene
    İKİNCİSİ başlamamıştı henüz.
    Davaş kampında fırınlar yakılmamış,
    atom bombası atılmamıştı Hiroşima'ya.
    Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman.
    Sonra kapandı resmen o fasıl,
    şimdi ÜÇÜNCÜDEN bahsediyor Amerikan doları.

    Fakat gün ışıdı her şeye rağmen
    ben içeri düştüğümden beri.
    Ve''Karanlığın kenarından
    ONLAR ağır ellerini kaldırımlara basıp
    doğruldular'' yarı yarıya.

    Ben içeri düştüğümden beri
    güneşin etrafında on kere döndü dünya.
    Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
    ben içeri düştüğüm sene
    ONLAR için yazdığım:
    ''Onlar ki toprakta karınca
    suda balık
    havada kuş kadar
    çoktular,
    korkak, cesur,
    cahil, hakîm
    ve çocuktular
    ve kahreden
    yaratan ki onlardır,
    şarkılarımda yalnız onların maceraları vardır.''

    Ve gayrısı
    mesela benim on sene yatmam,
    lâfü güzaf.

    1947

    NAZIM HİKMET RAN

  9. #9
    Üye
    oya Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.11-2004
    Son Giriş
    30.11-2008
    Saat
    13:50
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    170
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Gerçek şair kendi aşkı, kendi mutluluğu ve acılarıyla uğraşmaz. Onun şiirlerinde halkının nabzı atmalıdır... Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır.
    Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağıntısız konuları işleyen kimse, saman gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır.


    Nâzım HİKMET

    Ruhu şad olsun.

  10. #10
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KEREM GİBİ

    Hava kurşun gibi ağır!!
    Bağır
    bağır
    bağır
    bağırıyorum.
    Koşun
    kurşun
    eritmeğe
    çağırıyorum...

    O diyor ki bana:
    — Sen kendi sesinle kül olursun ey!
    Kerem
    gibi
    yana
    yana...

    «Deeeert
    çok,
    hemdert
    yok»
    Yüreklerin
    kulakları
    sağır...
    Hava kurşun gibi ağır...

    Ben diyorum ki ona:
    — Kül olayım
    Kerem
    gibi
    yana
    yana.
    Ben yanmasam
    sen yanmasan
    biz yanmasak,
    nasıl
    çıkar
    karanlıklar
    aydınlığa
    ..

    Hava toprak gibi gebe.
    Hava kurşun gibi ağır.
    Bağır
    bağır
    bağır
    bağırıyorum.
    Koşun
    kurşun
    eritmeğe
    çağırıyorum.....

    1930 Mayıs

    NAZIM HİKMET RAN

  11. #11
    Üye
    hazal0001 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    19.07-2004
    Son Giriş
    28.09-2005
    Saat
    15:23
    Yaşadığı Yer
    Tokat
    Mesaj
    1
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    NERDEN GELİP NEREYE GİDİYORUZ?

    Başlangıç

    Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
    kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
    ve taşı yonttuğumuzdan beri
    yıkan da, yaratan da biziz,
    yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.

    Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
    arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
    toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte.

    Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
    Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?

    1

    Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
    günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
    çocukların avuçlarında yeşerecekler.

    Çocuklar ölebilir yarın,
    hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
    düşerek de değil kuyulara filân;
    çocuklar ölebilir yarın,
    çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
    çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
    arkalarında bir avuç kül bile değil,
    arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
    Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
    Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.
    Bir deniz görüyorum
    ölü balıklarla örtülü bir deniz.
    Negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
    yaşanmamış günlerimiz
    çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.

    2

    Bir şehir vardı.
    Yeller eser yerinde.
    Beş şehir vardı.
    Yeller eser yerinde.
    Yüz şehir vardı.
    Yeller eser yerinde.
    Yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,
    şair kalmayacak ki.

    Pencerende bir sokak bulvarlı.
    Odan sıcak.
    Ak yastıkta üzüm karası saçlar.
    Adamlar paltolu, ağaçlar karlı.
    Penceren kalmayacak,
    ne bulvarlı sokak,
    ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
    ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
    Ölülere ağlanmayacak,
    ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
    Eller kalmayacak.
    Negatif resimcikler dalların altındaki
    yok olmuş olan dalların altındaki.
    Yok olmuş olan dalların üstünden
    o bulutlardır geçen.
    Güneye götürmeyin beni,
    ölmek istemiyorum...
    Ölmek istemiyorum,
    Kuzeye götürmeyin beni...
    Batıya götürmeyin beni,
    ölmek istemiyorum...
    Ölmek istemiyorum,
    Doğuya götürmeyin beni...
    Bırakmayın beni burda,
    götürün bir yerlere.
    Ölmek istemiyorum,
    ölmek istemiyorum.
    O bulutlardır geçen
    yok olmuş olan dalların üstünden.

    3

    Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
    kadın, erkek, çoluk çocuk.
    Ekmek hepimize yetmiyor,
    kitap da yetmiyor,
    ama keder
    dilediğin kadar,
    yorgunluk da göz alabildiğine.
    Hürriyet hepimize yetmiyor.
    Hürriyet hepimize yetebilir
    ve sevda kederi,
    hastalık kederi,
    ayrılık kederi,
    kocalmak kederinden
    gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
    Kitap hepimize yetebilir.
    Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
    Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
    avuçlarıyla birlikte,
    boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
    yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.

    NAZIM HİKMET RAN


    ÇAĞIRI

    Tanrı ellerimizdir,
    Tanrı yüreğimiz, aklımız,
    her yerde var olan Tanrı,
    toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte
    ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.

    İnsanlar sizi çağırıyorum:
    kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
    buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
    üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.

    Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
    günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
    çocukların avuçlarında yeşerecekler.

    22 Kasım 1962

    NAZIM HİKMET RAN

  12. #12
    Üye
    ekinsu05 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.08-2004
    Son Giriş
    20.04-2008
    Saat
    00:20
    Mesaj
    2
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    HİÇBİR AĞAÇ BÖYLE HARİKULADE BİR YEMİŞ VERMEMİŞTİR

    Topraktan ateşten ve denizden
    doğanların
    en mükemmeli doğacak bizden...
    .......................................
    .......................................
    ....................................... ve insanlar ellerini
    korkmadan
    düşünmeden
    birbirlerinin ellerine bırakarak
    yıldızlara bakarak:
    - "Yaşamak ne güzel şey!"
    diyecekler;
    bir insan gözü gibi derin
    bir salkım üzüm gibi serin
    bir ferah
    bir rahat
    bir işitilmemiş şarkı söyliyecekler...
    Hiçbir ağaç
    böyle harikulâde bir yemiş vermemiş
    olacaktır

    Ve en vadedici
    bir yaz gecesi bile
    böyle sesler
    böyle inanılmaz renklerle
    sabaha ermemiş olacaktır.
    Topraktan
    ateşten
    ve denizden
    doğanların
    en mükemmeli doğacak bizden.

    NAZIM HİKMET RAN

  13. #13
    Üye
    Libertarian Avatarı

    Üyelik Tarihi
    13.01-2003
    Son Giriş
    14.12-2017
    Saat
    16:08
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    316
    Alınan Beğeniler
    9
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hepsinin uzerine yazalım o vakit

    NİKBİNLİK

    Güzel günler göreceğiz çocuklar,
    güneşli günler
    göre-
    -ceğiz...
    Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
    ışıklı maviliklere
    süre-
    -ceğiz...
    Açtık mıydı hele bir
    son vitesi,
    adedi devir.
    Motorun sesi.
    Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
    ne harikûlâdedir
    160 kilometre giderken öpüşmesi...

    Hani şimdi bize
    cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
    yalnız cumaları
    yalnız pazarları..
    Hani şimdi biz
    bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
    ışıklı caddelerde mağazaları,
    hani bunlar
    77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
    Hani şimdi biz haykırırız
    Cevap:
    açılır kara kaplı kitap:
    zindan..
    Kayış kapar kolumuzu
    kırılan kemik
    kan.
    Hani şimdi bizim soframıza
    haftada bir et gelir.
    Ve
    çocuklarımız işten eve
    sapsarı iskelet gelir..
    Hani şimdi biz..
    İnanın:
    güzel günler göreceğiz çocuklar
    güneşli günler
    göre-
    -ceğiz.
    Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
    ışıklı maviliklere
    süre-
    -ceğiz.....

    NAZIM HİKMET RAN

  14. #14
    Üye
    dilemma Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.12-2004
    Son Giriş
    27.11-2017
    Saat
    00:45
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    739
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    oyyy Mavi Gözlü Dev...oyyy Nazımmmm........
    sadece senin şiirlerin benim için şiir.uyandırdın insanları derin uykusundan iktidara inat.seni seviyorum........

    huzurla uyu........

  15. #15
    Üye
    Ritsos Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.01-2005
    Son Giriş
    20.10-2017
    Saat
    00:10
    Yaşadığı Yer
    Antalya Kaş
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    BİR AD MÜZİK VE EVRENE DÖNÜŞÜNCE

    Nazım Hikmet'e

    Nazım
    senin küçük sokak çalgıcılarını gördüm
    Galata köprüsü üstünde
    senden bir kaç dize saklıydı
    keman kutlarının içinde
    söylemeye izinli olduklarından başka birkaç dize
    bulutlara bakarak bekliyorlardı
    onları söyleyebilecekleri günü
    (bazen bir keman Nazım
    sıkılmış bir yumruk gibidir
    ve sıkılmış yumruğun içinde
    bir kanat gizlidir)

    Nazım
    grevci dokuma işçilerini gördüm
    vinçler direkler şiirler arasında
    çuvallar sandıklar güller arasında
    ve büyük geminin yanında
    bekleyen iki mavi ışık
    demir almak üzereydi gemi
    (kim bilir hangi yolculuğa)
    kavgaydı bu
    sevdaydı bu
    ve sen Nazım kaptanıydın
    sınrlardan öteye yönelen bu yolculuğun

    Nazım
    biri çıkyordu geminin mrdiveninden
    kafeste kanaryalarıyla
    pabuçlarının bağları çözük
    "günaydın" demesi gerkirken
    "kırmızı" diyen biri
    bir kadın ağlıyordu kapıda
    balıkçı geçti kimsenin gözüne ilişmeden
    satinin içnde
    tozlu camın latında
    küçük bir balık bağıryordu
    sen dudun onu ben duydum
    ve sitedm ki
    en karanlık sözcüğü veryim de
    apak olsun yeniden
    direttim
    bu günkü gibi
    her zamanki gibi
    hepimiz gibi
    işte böyle, Nazım

    Ama sen Nazım
    hangi zindandan
    gecenin hangi köşesinden
    hangi ölümden sonra olursa olsun
    gülümsüyorsun
    dünyanın gülmseyişini koruyan
    o masmavi gülümseyişinle
    Nazım kardeşim
    yoldasımız bizim

    Nazım
    sen bizi öyle çok sevdin
    biz seni öyle çok sevdik ki
    küçük adınla çağırır herkes seni
    herkes sen der sana
    Fransa da Nazım
    Aragon da Nazım
    Neruda da Nazım
    özgürlük ki adlarından biridir senin
    o senin en güzel adın

    Merhaba Nazım

    YANNIS RITSOS




Sayfa 1 / 7 12345 ... SonSon