Sayfa 4 / 7 İlkİlk 1234567 SonSon
Toplam 99 mesajın 46-60 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #46
    Üye
    emotion Avatarı

    Üyelik Tarihi
    21.06-2007
    Son Giriş
    19.07-2010
    Saat
    12:00
    Mesaj
    27
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Çekilmez Bir Adam...



    Çekilmez bir adam oldum yine
    Uykusuz, aksi, lanet
    Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
    Azgın bir hayvan döver gibi
    O gün çalışıyorum
    Sonra birde bakıyorsun ki
    Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
    Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
    Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
    Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
    Çekilmez bir adam oldum yine
    Uykusuz, aksi, lanet
    Yine her seferki gibi haksızım
    Sebep yok olması da imkansız
    Bu yaptığım iş ayıp rezalet
    Fakat elimde değil
    Seni kıskanıyorum.

  2. #47
    Üye
    Anti Oksidan Avatarı

    Gerçek Adı
    @vni
    Üyelik Tarihi
    19.08-2007
    Son Giriş
    04.07-2017
    Saat
    00:50
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.658
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kadınlarımız

    Ayın altında kağnılar gidiyordu.
    Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
    Toprak öyle bitip tükenmez,
    dağlar öyle uzakta,
    sanki gidenler hiçbir zaman
    hiçbir menzile erişmeyecekti.
    Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
    Ve onlar
    ayın altında dönen ilk tekerlekti.
    Ayın altında öküzler
    başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
    ufacık, kısacıktılar,
    ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
    ve ayakları altından akan
    toprak,
    toprak
    ve topraktı.
    Gece aydınlık ve sıcak
    ve kağnılarda tahta yataklarında
    koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
    Ve kadınlar
    birbirlerinden gizliyerek
    bakıyorlardı ayın altında
    geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
    Ve kadınlar,
    bizim kadınlarımız :
    korkunç ve mübarek elleri,
    ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
    anamız, avradımız, yârimiz
    ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
    ve soframızdaki yeri
    öküzümüzden sonra gelen
    ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
    ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
    ve karasabana koşulan
    ve ağıllarda
    ışıltısında yere saplı bıçakların
    oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
    kadınlar,
    bizim kadınlarımız
    şimdi ayın altında
    kağnıların ve hartuçların peşinde
    harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
    aynı yürek ferahlığı,
    aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
    Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
    ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
    Ve ayın altında kağnılar
    yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
    «6 Ağustos emri» verilmiştir.
    Birinci ve İkinci ordular, kıt'aları, kağnıları, süvari alaylarıyla
    yer değiştiriyordu, yer değiştirecek.
    98956 tüfek,
    325 top,
    5 tayyare,
    2800 küsur mitralyöz,
    2500 küsur kılıç
    ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği
    ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz
    kımıldanıyordu gecenin içinde.
    Gecenin içinde toprak.
    Gecenin içinde rüzgâr.
    Hatıralara bağlı, hatıraların dışında,
    gecenin içinde :
    insanlar, âletler ve hayvanlar,
    demirleri, tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup,
    korkunç
    ve sessiz emniyetlerini
    birbirlerine sokulmakta bulup,
    kocaman, yorgun ayakları,
    topraklı elleriyle yürüyorlardı.
    Ve onların arasında
    Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu'ndan
    İstanbullu şoför Ahmet
    ve onun kamyoneti vardı.
    Bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet :
    İhtiyar,
    cesur,
    inatçı ve şirret.
    Kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine
    şasinin altına, dingilin üzerine
    budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen
    ve kalb ağrılarıyla
    ve on kilometrede bir
    karanlığa yaslanıp durduğu halde
    ve vantilâtöründe dört kanattan ikisi noksan iken
    şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu :
    «6 Ağustos emri»nde ondan ve arkadaşlarından
    «... ihzar ve teşkil edilmiş bulunan
    ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan
    100 kadar serî otomobil...» diye bahsediliyordu.
    İhzar ve teşkil olunanlar,
    bu meyanda Ahmet'in kamyoneti,
    insanların, âletlerin ve kağnıların yanından geçip
    Afyon - Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı.
    Ahmet'in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.
    Bu şarkı nihaventtir
    ve beyaz tenteli sandalları,
    siyah mavnaları,
    güneşli karpuz kabuklarıyla
    bir deniz kıyısındadır şehir.
    Vantilâtörde adedi devir
    düşüyor gibi.
    Arkadaşlar ileri geçtiler.
    Ay battı.
    Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret.
    Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,
    çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür'ü,
    kalk,
    sıra servilerin önünden yürü,
    çeşmeyi geç,
    mektep bahçesi, medreseler,
    orda, Harbiye Nezareti'nin arka duvarında
    siyah çarşaflı bir kadın
    çömelip yere
    darı serper güvercinlere
    ve papelciler
    şemsiye üstünde papaz açarlar.
    Motor mızıkçılık ediyor,
    bizi dağ başlarında bırakacak meret.
    Ne diyorduk oğlum Ahmet?
    Dökmeciler sağda kalır,
    derken, Uzunçarşı'ya saparken,
    köşede, sol kolda seyyar kitapçı :
    «Hikâyei Billûr Köşk»,
    altı cilt «Tarihi Cevdet»
    ve «Fenni Tabâhat».
    Tabâhat, mutfaktan gelirmiş,
    yani yemek pişirmek.
    Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek.
    Yaldızlı kuyruğundan tutup
    bir salkım üzüm gibi yersin.
    İlerde bir süvari kolu gidiyor,
    saptılar sola.
    Uzunçarşı'yı dikine inersin.
    Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler.
    Ve sen İstanbullu,
    sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan
    şaşarsın İstanbullulara :
    ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin.
    Rüstem Paşa Camii.
    Urgancılar.
    Urgancılarda yüz parça yelkenli gemiyi
    ve hesapsız katır kervanlarını donatacak kadar
    urgan, halat ve dökme tunçtan çıngıraklar satılır.
    Zindankapı, Babacafer.
    Uzakta Balıkpazarı.
    Kuruyemişçiler.
    Yemiş iskelesindeyiz :
    sandalları, mavnaları,
    güneşli karpuz kabuklarıyla
    yüzüne hasret kaldığım deniz.
    Sol arka lastik hava mı kaçırıyor ne?
    İnip
    baksam...
    Yemiş iskelesinden dilenci vapuruna binip
    Eyüp'te Niyet Kuyusu'na gittikti.
    Elleri yumuk yumuk,
    bacakları biraz çarpıktı ama,
    yeşil zeytin tanesi gibi gözler.
    Kaşları da hilâl gibi çekikti.
    Tam Kasımpaşa'ya yaklaştık, beyaz başörtüsü...
    Lastik hava kaçırıyor.
    Derdine deva bulmazsak eğer...
    Dur bakalım Babacafer...
    Üç numrolu kamyonet durdu.
    Karanlık.
    Kriko.
    Pompa.
    Eller.
    Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri
    lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken
    Ahmet hatırladı :
    bir gece nüzüllü babaannesini
    sedirden sedire taşırken
    kadıncağız...
    İç lastik boydan boya patladı.
    Yedek?
    Yok.
    Dağlarda avaz avaz
    imdat istemek?
    Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,
    sana tek başına verilmiştir üç numrolu kanyonet.
    Hem, hani bir koyun varmış,
    kendi bacağından asılan bir koyun.
    Süleymaniyeli şoför Ahmet
    soyun...
    Soyundu.
    Ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak
    ve kırmızı kuşak,
    Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak
    bırakarak
    dış lastiğin içine girdiler,
    şişirdiler.
    Bu şarkı nihaventtir.
    Deniz kıyısında bir şehir...
    Beyaz başörtüsü...
    Saatta elli yapıyoruz...
    Dayan ömrümün törpüsü,
    dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet'i,
    dayan arslan...
    Hiçbir zaman
    böyle merhametli bir ümitle sevmedi
    hiçbir insan
    hiçbir âleti...

  3. #48
    Üye
    Hanımeli Avatarı

    Üyelik Tarihi
    19.07-2007
    Son Giriş
    17.12-2007
    Saat
    23:05
    Mesaj
    123
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Andante

    Avatarımı değiştireyim istedim ve kendi resmimi koydum...
    Sonra bir de fark ettim ki seninle aynı pozu vermişiz...
    İkimizin de avuçları arasında çenemiz, dalmış gitmişiz uzaklara...
    Ve dedim ki o zaman eee bize bi Nazım Hikmet şiiri yakışır.... :wink:



    Ses

    Çeneni avuçlarının içine alıp,
    duvara dalıp
    kalma! .
    Çeneni avuçlarının içine alma! .
    Kalk!
    Pencereye gel!
    Bak!
    Dışarıda gece bir cenup denizi gibi güzel,
    çarpıyor pencerene dalgaları..
    Gel!
    Dinle havaları:
    havalar seslerin yoludur,
    havalar seslerle doludur:
    toprağın, suyun, yıldızların
    ve bizim seslerimizle...
    Pencereye gel!
    Havaları dinle bir:
    Sesimiz yanındadır,
    sesimiz seninledir..

    Nazım Hikmet

  4. #49
    Üye
    ada Avatarı

    Üyelik Tarihi
    09.01-2007
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    16:15
    Yaşadığı Yer
    İzmir/Karabağlar...
    Mesaj
    527
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    nazımın biyografisini okurken tüylerim diken diken olmuştu...hem vatan aşkı hem sevgili nasıl başarmış onca şeyi küçüçük diye adlandırığımız o yüreğe sığdırmayı??

    hayal meyal hatırladığım bir kaç bilinmeyen dize de ben aksettireyim...


    **sana düşman bana düşman,
    düşünen insana düşman,
    VATAN Kİ onların evidir...
    sevgilim.....onlar vatana düşman....***

  5. #50
    Üye
    Gül_Güzeli Avatarı

    Üyelik Tarihi
    05.04-2008
    Son Giriş
    05.06-2008
    Saat
    14:06
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    38
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SİZİN GÖNDERDİĞİNİZ NAZIM HİKMET ŞİİRLERİNE BENDE BİR KAÇ TANE EKLEMEK İSTEDİM...

    nazmga1 - Nazım Hikmet Ran

    nazm1rd9 - Nazım Hikmet Ran

    nazm3an8 - Nazım Hikmet Ran

    nazm4ba1 - Nazım Hikmet Ran

  6. #51
    Üye
    yakupuygar Avatarı

    Üyelik Tarihi
    12.03-2008
    Son Giriş
    12.08-2017
    Saat
    23:33
    Yaşadığı Yer
    kahramanmaraş
    Mesaj
    30
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    NAZIM HİKMET MEMLEKET .MEMLEKET NAZIM HİKMET
    ELLERİNE SAĞLIK ELİNDE BAŞKA NAZIMIN ŞİİRLİ KARTLARI VARSA GÖNDERİRMİSİN

  7. #52
    Üye
    Gül_Güzeli Avatarı

    Üyelik Tarihi
    05.04-2008
    Son Giriş
    05.06-2008
    Saat
    14:06
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    38
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ml1vj8 - Nazım Hikmet Ran

    normalnazim75vd1eg9 - Nazım Hikmet Ran

  8. #53
    Üye
    umudcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    25.02-2008
    Son Giriş
    03.02-2016
    Saat
    23:48
    Yaşadığı Yer
    Antalya
    Mesaj
    97
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İşte O Fotoğraf ve O Şiir..!! Yaşasın Kuvayi Milliye'nin yazdığı destan.. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak......


    O, saati sordu.
    Pasalar: "Uc" dediler,
    Sarisin bir kurda benziyordu.
    Ve mavi gozleri cakmak cakmakti.
    Yurudu ucurumun basina kadar,
    egildi, durdu.
    Biraksalar
    Ince, uzun bacaklari ustunde yaylanarak
    ve karanlikta akan bir yildiz gibi kayarak
    Kocatepe'den Afyon ovasina atlayacakti.

    Düşündü birdenbire kayalardaki adam
    kaynaklari ve yollari dusman elinde kalan butun nehirleri
    Kim bilir onlar ne kadar buyuk
    ne kadar uzundular?
    Bircogunun adini bilmiyordu
    yalniz, Yunan'dan once ve Seferberlik'ten evvel
    gecerdi Gediz'in sularini basi donerek.

    Daglarda tek
    tek
    atesler yaniyordu
    Ve yildizlar oyle isiltili, oyle ferahtilar ki
    sayak kalpakli adam
    nasil ve ne zaman gelecegini bilmeden
    guzel, rahat gunlere inaniyordu
    ve gulen biyiklariyla duruyordu ki mavzerinin yaninda
    birdenbire bes adim saginda onu gordu.
    Pasalar onun arkasindaydilar.
    O, saati sordu.
    Pasalar: "Uc" dediler,
    Sarisin bir kurda benziyordu.
    Ve mavi gozleri cakmak cakmakti.
    Yurudu ucurumun basina kadar,
    egildi, durdu.
    Biraksalar
    Ince, uzun bacaklari ustunde yaylanarak
    ve karanlikta akan bir yildiz gibi kayarak
    Kocatepe'den Afyon ovasina atlayacakti.

    KUVAYI MILLIYE'DEN (Nazim Hikmet)

  9. #54
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:36
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    59
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    DURUP DURURKEN

    Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,
    Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,
    Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,
    Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,
    Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,
    Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta,
    Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,
    Durup dururken kafamda bir güneşli duman,
    Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
    Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne...

    Nazım Hikmet

  10. #55
    Üye
    Gül_Güzeli Avatarı

    Üyelik Tarihi
    05.04-2008
    Son Giriş
    05.06-2008
    Saat
    14:06
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    38
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    nazmhikmettq6 - Nazım Hikmet Ran

    picturefullvi8 - Nazım Hikmet Ran

    adszhd5 - Nazım Hikmet Ran

  11. #56
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:36
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    59
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BEŞ SATIRLA

    Annelerin ninnilerinden
    spikerin okuduğu habere kadar,
    yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
    anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
    anlamak gideni ve gelmekte olanı.

    Nazım Hikmet

  12. #57
    Üye
    sdy Avatarı

    Gerçek Adı
    Saadet
    Üyelik Tarihi
    10.06-2008
    Son Giriş
    15.05-2014
    Saat
    02:09
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    181
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir kadının hissettikleri bir adam tarafından nasıl bu kadar mükemmel anlatılabilir? Anlatan Büyük Usta olunca şaşırmıyor insan.
    Bir Küvet Hikayesi
    Süleyman'a karısı telefon etti :
    Konuşan ben,
    ben, Fahire.
    Tanımadın mı sesimden?
    Demek çok bağırdım birdenbire.
    Çığlık mı?
    Belki...
    Hayır,
    çocuklar hasta değil.
    Dinle beni :
    işini bırak da gel,
    çabuk ol ama.
    Telefonda anlatamam,
    olmaz.
    Daha kıyamet kadar vakit var akşama.
    Saatlar, saatlar,
    kıyamet kadar.
    Sorma.
    Dinle beni...
    Hemen vapur bulamazsan
    Üsküdar'a kayıkla geç.
    Bir taksiye atla.
    Paran yoksa
    patrondan avans al.
    Yolda hiçbir şey düşünme,
    mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
    Yalan kuvvetliye söylenir
    ben kuvvetsizim.
    Alay etme kuzum.
    Evet kar yağacak,
    evet
    hava güzel.
    Koynuna girdiğim adam gibi
    kocam gibi değil,
    büyüğüm, akıllım,
    babam gibi gel...

    Geldi Süleyman,
    Fahire, kocası Süleyman'a sordu :
    Doğru mu?
    Evet.
    Teşekkür ederim Süleyman.
    Bak işte rahatladım.
    Bak işte ağlamıyorum artık.
    Nerde buluşuyordunuz?
    - Bir otelde.
    Beyoğlu tarafında mı?
    Evet.
    Kaç defa?
    Ya üç, ya dört.
    Üç mü, dört mü?
    Bilmiyorum.
    Bunu hatırlamak bu kadar mı güç Süleyman?
    Bilmiyorum.
    Demek ki bir otel odasında.
    Kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
    Bir İngiliz romanında okudum,
    bu işlere yarayan otellerde
    kırık küvetler varmış.
    Sizinkinde de var mıydı Süleyman?
    Bilmiyorum.
    Hele düşün,
    toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
    Evet.
    Hiç hediye verdin mi?
    Hayır.
    Çukulata, filân?
    Bir defa.
    Çok mu seviyordun?
    Sevmek mi?
    Hayır...
    Başkaları da var mı Süleyman?
    Yok.
    Olmadı mı?
    Hayır.
    Bunu sevdin demek...
    Başkaları da olsaydı
    daha rahat ederdim...
    Çok mu güzel yatıyordu?
    Hayır.
    Doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
    Doğru söylüyorum...
    Zaten gösterdiler bana.
    İnek gibi karı.
    Belimden kalın bacakları...
    Fakat zevk meselesi bu...
    Bir sual daha, Süleyman :
    Niçin?
    Bilmiyorum...
    Karanlıkta pencerenin hizasında
    karlı, ağır bir çam dalı.
    Bir hayli zaman oldu
    sofada asma saat on ikiyi çalalı.

    Süleyman'ın karısı Fahire
    şunları anlattı kocasına ertesi gün :
    � ... Dayanılmaz bir acı halindeydi
    kendime karşı duyduğum merhamet,
    ölmeye karar verdimdi, Süleyman...
    Annem, çocuklarım ve en önde sen
    bulacaktınız karda ayak izlerimi.
    Bekçi, polisler, bir tahta merdiven
    ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
    arka arsada bostan kuyusundan.
    Kolay mı?
    Gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
    sonra kenarına çıkıp durarak
    baş aşağı atlamak karanlığına?
    Fakat bulmadınızsa eğer
    karda ayak izlerimi
    sade korktuğumdan değil.
    Bekçi, merdiven, polisler,
    dedikodu, kepazelik,
    aldatılmış bir zevcenin intiharı :
    komik.
    Niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
    Kime? Herkese, sana meselâ.
    İnsan, ölmeye karar verirken bile
    insanları düşünüyor...
    Sen yatakta uyuyordun
    yüzün rahat,
    her zaman nasıl uyursan
    ondan evvel ve o varken.
    Dışarda kar yağmaya başladı.
    Bir tek gecelikle çıkmak balkona :
    Zatürree ertesi gün,
    nümayişsiz ölüvermek.
    Hayır,
    hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
    Yaktım sobamızı.
    İyice ısınmak lâzım ilkönce.
    Ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
    Pencereye, kara bakıyorum :
    «Eşini gaip eyleyen bir kuş
    gibi kar
    geçen eyyamı nev baharı arar...»
    Babam bu şiiri çok severdi.
    Sen beğenmezsin.
    «Sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
    Lambayı söndürmeden balkona çıktım.
    « ... gibi kar
    düşer düşer ağlar...»
    Oturdum balkonda iskemleye.
    Havada çıt yok.
    Karanlık bembeyaz.
    Uykudayım sanki.
    Sanki çok sevdiğim bir insan
    korkarak beni uyandırmaktan
    yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
    Üşümüyordum.
    Kederim duruluyor
    berraklaşıyor.
    Odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
    sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
    Ben rehavetli bir mahzunluk içinde
    acayip şeyler düşünüyordum :
    Feneryolu'ndaki çınar
    150 yaşındaymış.
    Ömrü bir gün süren böcekler.
    Gün gelecek
    insanlar çok uzun
    çok bahtiyar yaşayacaklar.
    İnsanın yüreği ve kafası var...
    İnsanın elleri...
    İnsan?
    Ne zamanki,
    nerdeki,
    hangi sınıftan?
    Onların insanları,
    bizim insanlarımız.
    Ve her şeye rağmen
    yeni bir dünya için yapılan kavga.
    Sonra sen
    ben
    bir kırık küvet
    ve benim
    kendime karşı duyduğum merhamet...

    Kar durdu.
    Sökmek üzre şafak.
    Utanarak
    odaya döndüm.
    O anda uyansaydın
    sarılıp boynuna...
    Uyanmadın.
    Evet,
    çok şükür nezle bile değilim.
    Şimdi?
    Zaman zaman hatırlayıp
    zaman zaman unutacağım.
    Yine yan yana yaşayacağız
    beni sevdiğine emin olarak.

    Altı ay kadar geçti aradan.
    Bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
    Gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
    Fahire birdenbire durdu
    baktı muhabbetle kocasının gözlerine
    ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu.


    Nazım Hikmet Ran

  13. #58
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    asya afrika yazarlarına

    kardeşlerim
    bakmayın sarı saçlı olduğuma
    ben asyalıyım
    bakmayın mavi gözlü olduğuma
    ben afrikalıyım
    ağaçlar kendi dibine gölge vermez benim orda
    sizin ordakiler gibi tıpkı
    benim orda arslanın ağzındadır ekmek
    ejderler yatar başında çeşmelerin
    ve ölünür benim orda ellisine basılmadan
    sizin ordaki gibi tıpkı
    bakmayın sarı saçlı olduğuma
    ben asyalıyım
    bakmayın mavi gözlü olduğuma
    ben afrikalıyım
    okuyup yazma bilmez yüzde sekseni benimkilerin
    şiirler gezer ağızdan ağıza türküleşerek
    şiirler bayraklaşabilir benim orda
    sizin ordaki gibi
    kardeşlerim
    sıska öküzün yanına koşulup şiirlerimiz
    toprağı sürebilmeli
    pirinç tarlalarında bataklığa girebilmeli
    dizlerine kadar
    bütün soruları sorabilmeli
    bütün ışıkları derebilmeli
    yol başlarında durabilmeli
    kilometre taşları gibi şiirlerimiz
    yaklaşan düşmanı herkesten önce görebilmeli
    cengelde tamtamlara vurabilmeli
    ve yeryüzünde tek esir yurt tek esir insan
    gökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadar
    malı mülkü aklı fikri canı neyi varsa verebilmeli
    büyük hürriyete şiirlerimiz

    NAZIM HİKMET RAN

  14. #59
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:36
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    59
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İnsanların türküleri kendilerinden güzel,
    kendilerinden umutlu,
    kendilerinden kederli,
    daha uzun ömürlü kendilerinden.
    Sevdim insanlardan çok türkülerini.
    İnsansız yaşayabildim
    türküsüz hiçbir zaman.
    Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de.

    Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin.

    Bu dünyada yiyip içtiklerimin,
    gezip tozduklarımın,
    görüp işittiklerimin,
    dokunduklarımın, anladıklarımın
    hiçbiri, hiçbiri,
    beni bahtiyar etmedi türküler kadar...

    20 Eylül 1960

    NAZIM HİKMET

  15. #60
    Üye
    Gothica Avatarı

    Gerçek Adı
    Saliha C.
    Üyelik Tarihi
    26.06-2005
    Son Giriş
    10.12-2017
    Saat
    15:24
    Yaşadığı Yer
    Kırgız Yurdu Ulupamir
    Mesaj
    6.857
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    2
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Herkes Gibisin

    Gönlümle baş başa düşündüm demin;
    Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
    Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
    Akisleri sönen bir ses gibisin.

    Mâziye karışıp sevda yeminim,
    Bir anda unuttum seni, eminim
    Kalbimde kalbine yok bile kinim
    Bence artık sen de herkes gibisin.

    1920
    Nazım Hikmet Ran


    BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN

    Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
    Onlardan kalbime sevda geçmiyor
    Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
    Çünkü bence şimdi herkes gibisin

    Yolunu beklerken daha dün gece
    Kaçıyorum bugün senden gizlice
    Kalbime baktım da işte iyice
    Anladım ki sen de herkes gibisin

    Büsbütün unuttum seni eminim
    Maziye karıştı şimdi yeminim
    Kalbimde senin için yok bile kinim
    Bence sen de şimdi herkes gibisin

    1918
    Nazım Hikmet Ran




Sayfa 4 / 7 İlkİlk 1234567 SonSon