Toplam 4 mesajın 1-4 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Yoruldum Yokuşu



    Gülerek öleceğim günlere ermek için
    mutlu ilan etmek için kalbimi yenibaştan
    yenibaştan düşlerimi zamana sunuyorum

    Ömrümüzü, fazladan bir günmüş gibi yaşamak
    çıplak etin cüretiyle yaşamak sevdiceğim
    yaşamak, hangi nehrin tekrara gelmez akışı?

    Hangi nehrin akışı teselli eyler bizi
    şimdi kimin derdidir kim bilir yağan yağmur
    kim bilir bu ölümlü kalbimizin kaçıncı sevişmesi

    Kaç zamandır tez dönerim cevapları veriyorum dünyaya
    bilmiyorum hangi aşkın şiddeti alıkoymuş aklımı
    kalbim, kaç bin cevaplı sualin karşısında
    kaç onulmaz yaranın dermanı bende kalmış

    Görülmemiş rüyaların şahidiyim nicedir
    nicedir yıldızlarla meşgul gözlerim
    yeşil suyu süzülmüş yapraklarla bir
    daldan düşen gül sesleri geliyor düşlerimden
    düşlerimden geliyor ebedi yalnızlığım

    Göğe ermiş dalların yalnızlığı var bende
    bende gönlünü bilmez bir ermişlik var
    bir çocukluk itirazı kalmıştır yüreğimde
    ölüme bir güzellik katmamış gözyaşlarım
    hiç kimse gözyaşlarımı hak etmemiştir

    Hiç kimse gözyaşlarını hak etmemiştir
    bundandır düşlerimiz göklerle meşgul
    bunun için boynumuzun yağmurda kanaması
    boş göllerin mavisiyle övünmemiz bundandır

    Orda hüzün saflarını aralayan çocuklar
    arşa revan dallarda kuş sesleri ararken
    her metalin külüne yer verdik içimizde
    görmedik köküne kötülük sinmiş karanfilleri
    gecelerin adamıydı günlerin kahramanı
    görmedik parmak boğumları kesik avcılar
    beton balık heykelleri ararmış denizlerde
    denizin parlattığı kibar yerliler
    ılgınlar,aylaklar,kemik zıpkınlar
    zağarlar,sazdamlar,yağlı tohumlar
    ayazda parlayan demir çapaklar
    görmedik altın damarları parıldarken şiirin
    yeraltı odalarına sinmiş karaltıları

    Oysaki hikayemiz baştan belli sevdiğim
    yolların yetmezliğinden söz etmemiz bahane
    beyhude sürgün halkın aşkını yaşatma gayretimiz
    kimbilir kaç bin körün şaşkınlığı var bizde
    kimbilir kaç bin sağır sürgünün aymazlığı var artık
    kim gecenin adamıdır kim günün kahramanı
    öyle aşkın saflarından çekilmiş müminleriz
    öyle kendi yüzlerine hasret gitmiş sürgünler

    Göçüyor ateşten sözlerle ördüğümüz kuleler
    göçüyor yeni yeni kar tutmaya başlamış yollarımız
    yollarımız yürünmeye değer mi bilmem artık
    artık bilmem bu dünyadan kendi payıma
    gülerek öleceğim bir ölüm düşecek mi
    mutlu ilan edecek mi kalbimi kardeşlerim
    sabahın seherinde puslu bir dağ başında
    bir dostun mezarı hazırlanırken!



  2. #2
    Üye
    Duslerinprensi Avatarı

    Gerçek Adı
    Cem Çetin GÜNAÇAR
    Üyelik Tarihi
    28.02-2010
    Son Giriş
    20.12-2016
    Saat
    03:33
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    412
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Paylaşımın için teşekürler ..

  3. #3
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kızgın Pars, Kopuk Topuk


    yok işte
    yapılacak bir şey yok
    işi şakaya vurmaktan başka
    patlamış mısır yemekten başka
    bir nedenim yok artık ateşe tapmak için
    yahuda olmak için bir nedenim yok
    sözü bana getirse de gocunmam artık ölüm
    gocunmam günlerin dışında kalmış olmaktan
    sonu bana çıkacak nasıl olsa yolların
    dünya bende son bulacak nasılsa
    isa’dan önce ölmüş olsam da



    Hıdır Toraman

  4. #4
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Hayatımı Karalayan Metinler

    Tanrı rüyalarımı seslendiriyor
    tanrı sırlarını aralayandır artık
    benimse yollarım doruktan doruğadır

    Artık benim deliliğe giden yolu yürüdüğüm söylenir
    kendimi yağmurlara terk eylediğim
    nicedir rüyalarımdan sesleniyorum
    tanrılardan artan sözler söylüyorum nicedir

    Yaşadığım günleri karalayan şiirin
    bir şiirin doğuşunu duyuyorum içimde
    içimde bebeklerin kahkahası çınlarken
    dünyayı ayaklarımda duyuyorum yeniden
    yeniden başlıyorum yolculuğuna
    acısı bende kalmış karanlık bir izahın

    Ellerimin bile
    yokluğunu duymaya başladığım günlerdir
    kendimi yağmurlara terk eylediğim günler
    günlerdir görmeye başladığım rüyayı
    halklar kendi hesabına cinnete yorumlarken
    boşalıyor kendimi hatırlayabileceğim aynalar
    boşalıyor öleceğim günlere ayırdığım kahkaha

    Dünyada oluşumun şaşkınlığı içinde
    çıkıyorum ölümün yüreğimi kıstırdığı koylardan
    çıkıyorum yüreğimi yağmurlarla yatıştırmak üzere
    bir sürgünün öyküsüdür okunuyor ardımdan
    yağmurda ışıldarken ayak izlerim
    saçlarım rüzgarın önünde bir saçak bulu
    gidiyorum, olarak ağzımda bir orman gülü

    Sabah sisler içinde
    dudaklarımda ıslattığım karanfil bile
    yaşamaktan yana bir güzellik değildir artık
    ben bile yaşamaktan yana bir güzellik değilim
    karanfillerin bile bana sunduğu yalnızca hüzün

    Oysa bir gül rengini versin diye vardı yaşantımızda
    bir nehir sesini sesimizde bulsun diye çağlardı
    güller söze dönüşürdü gülüştüğümüz yerde
    güneşlere vururdu gülüşlerimiz


    Şimdi benden yorgundur umutlandığım dağlar
    girdiğim ırmaklar da benden yorgun akıyor
    zamanın ete çökmüş ağzı omuzlarımda
    güneşe doymayan omuzlarımda
    bir hayvanın ağzını besliyor yaralarım

    Irmaklar çığırına varınca yolculuğum
    güneş antik bir dekor oluyor gözlerime
    kararıyor durup kendimi dinlediğimde gördüğüm rüya
    kararıyor durup kendi sonumu beklediğim istasyon
    ışıldarken dünyadan bana doğru uzanan binlerce yol

    Dünyadan bana doğru uzanan bir yol ölüm

    Denizlerin huzuruna çekiyor beni ölüm
    beni damarlarımdaki kan kışkırtıyor
    boğulmuş buluyorum kendimi denizlerde
    denizin kumları çıkıyor dilimin altından
    ellerimden parlak nehir taşları
    oyuncak kitaplar çıkıyor üzerimden
    kırık ayin vazoları, gümüş martılar
    hayatımı karalayan bir şiir sonra
    sonra adım, rüyasında boğulmuş bir şaire çıkıyor
    denizin kumlara boğdurduğu şaire

    Bu geçitler
    bunlar senin yaşadığın bozkırlardı bir zaman
    yaşadığın vadilerdi, dağlardı, denizlerdi.
    Doğudan batıya rüzgarların estiği
    güllerin hükmünü sürdürdüğü yerlerdi
    yaşadıkça gülüşlerinde belirdi ölüm

    Uğradığın her yerden uğurladığın ölüm
    hangi şehrin yolunu tutarsın artık, hangi şehir senindir
    seninle yürek yüreğe kimler ağlaşır
    soğumuş yaralarınla kimler öpüşebilir?

    Ölmüştür gözlerini mutluluk edindiğin prenses
    aransa şehirdedir tanrılardan artan sesler korosu
    şehirdedir renkli yüzeylere düşkün eceler
    şehirdedir gözlerini mutluluk edindiğin prenses
    muğber köle kızları aransa şehirdedir

    olarak sıradan bir akşamın hüzün döküntüleri

    Belki de ben
    daha bir zaman
    burda, bu dünya aralığında
    durup kendi gölgemle oynaşacağım
    boynumdaki sargıları çürütünceye kadar
    çürütünceye kadar yağmurla saçlarımı
    durup kendi sonumu bekleyeceğim
    dünyanın herhangi bir aralığında
    yeniden ruhumu güllere üfleyebilmek için

    Benim artık deliliğe giden yolu yürüdüğüm söylenir
    işte artık mumyalı bir defin töreni için
    yas tüyleri takıyorum şapkama
    nasıl olsa olmayan kuşların yokluğu fark edilmez
    güneşin gölgeleri fark edilmez güneşten
    tanrıların ölümlere ritim tuttuğu yerde.