Toplam 8 mesajın 1-8 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Henüz Bitmedi

    Gülüşünün bıraktığı izler sessizce damlar bakışlarımdan.
    Bak bu gece yine kar yağıyor buğulu camımın ardından.

    Sokak lambasının sarı ışığından yansıyan anılar,
    Sisli bir geceyle birlikte gözlerime sarılırlar.

    Sımsıkı tutarlar, salı vermezler düşeyim peşine.
    İzlerini takip edip yılların, yerleşeyim yeniden gülüşlerine.

    Sen, tanıdığım en hakikatli kadın,
    Ardıma bile bakmadan, umarsızca seni terkettiğimi sandın.

    Güneşin gülüşünle açtığı her bir takvim yaprağında
    Ne bir eksik, ne bir fazla, ilk günkü gibi sevdim seni aslında.

    Gidişlerim hep kaçıştı, çelikten sağlam kalbinden,
    Ben kaçıp sığındıkça başka bakışlara, habersizdin yüreğimin esaretinden.

    Yalandı kardeşlik kelamları aslında, aşkım çaresizliğimden damlıyordu.
    Kollarım her gece sarıldığım yastıklarda tenini arıyordu.

    Gel gör ki,
    Söylediklerim aslında hiçte söylemek istediklerim değildi.

    Gözlerine bakarken hep bir umut arayarak
    Biliyordum, geri dönüşü yoktu, ödeyecektim bedelini elbet yanarak.

    Bak yine kar yağıyor işte günün sonunda,
    Donmuş yollar, soğuk gece ve buzlanmış Ay penceremin pervazında.
    Bak yine kar yağıyor diyorum, eskisi gibi hani, kalbimin yamaçlarına.
    Bedelini ödedim her güneş açışında ama,
    Yine de bu sürgün bitmiyor, tükenmiyor gülüşünden uzakta.
    Gittiğin o yolun ardından bakıyorum bıkmadan hala.
    Pişmanlık, Özlem, Sevda...
    Artık bunun adı her ne haltsa!

    İbrahim Tolga Özsoy

  2. #2
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kanayan bir dudak papatya



    Sussam cihana yayılır isyanım
    Her dilden bir sözcük silinse
    Ve dudaktan bir dil
    O zaman kurur dudaklar öpüşmez kimse
    Kuruyan her dudaktan ince ince kanarım
    Çatlarsa dudağın belki sana da ulaşırım

    En bilge kitap gibi açılır yaprakları
    Geç kalmış bir papatyanın
    Her yaprağında kaybolmuş bir dil beyazı
    Her yaprağı bir başka acı soluk
    Defalarca gezmişliğim vardır dudakları
    Görmüşlüğüm yoktur böyle yokluk

    Sussan cihana yayılır bu sonbahar
    Kışı bekleyerek geçer ucu kopmuş ayrılık
    Susmak yapıştıkça yaprak döker dudaklar
    Konuşma umudu ince ince kanar
    Dökülür kelimeler çatlayınca dudağın
    Belki o zaman bana da ulaşırsın

    Vur kendini ey sünepe gurur
    Değmesin zalim eli bu çim kokulu sevdaya
    Sen de kaç saklan küçük kız papatyalara
    Onlardan olursun bir mayıs ayında
    Her yaprağında beyaz bir dil kaybolur
    Sonra bir yalan satarsın bana belki gerçek olur

  3. #3
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    (Düet) Yokluk Dediğin...

    Mektubun düşer topal günlerimin arasına
    Kuşlar ürkerde havalanır ya
    Öyle bir cümbüştür kopan nefesimde
    Kanatlanırda uçamazsam bir kuşluk vaktinde
    Döner yatarım omzuna kelimelerin
    İşte böyle okunmalı mektup dediğin

    Kör bir samanlıkta bulayım diye seni
    Vazgeçmiş benden tüm bildiklerim
    Karanlık bir nevi efendiymiş geçmişine
    Senden ucuza alıp bana pahalıya satmışım geleceği
    Beni bir kez de seninle öğrenmişim
    Böyle olmaz mı vazgeçmek dediğin

    Olmasan da olur, eğer varsan
    Beş paralık kötülük etmeyiz alıp götürse şeytan
    Olurda satamazsa durmaz dokunursun bana
    Bulur elbet seni o zaman ellerim
    Sorma sakın bahar ne zaman yeşerir
    Sevmekten mirastır dokunmak dediğin

    Hayat boğazıma takılırda bir yudum sen içemezsem
    Bu şehir sensiz bir şehir daha büyür
    Ve her gün bir sokak eksilir yürümezsen
    Hayaller bitap düşer nasırlanır emeklerin
    Kavuşmaya şart koşmalı ayrılıklar
    Böyle çekilir hasret dediğin

    Kurdeleler bağla yasak kelimelere
    Ele gelince düşlerimiz, çözeriz
    Aşk cezasını çekmeye mahkum o güne değin
    Günahların önünde tek ayak üstünde
    İncir çekirdeği kadar bir dokunuşa teslim yüreğin
    Yitik bir bahara böyle adanır ömür dediğin

    Razıyım sevmediğim yokuşları inmeye
    Yolun sonundaysan eğer
    Elçiye zevaldir yüzüne uzak çiçekler
    Şimdi aceleye gelmez papatyalar
    Önce değmeli ellerin
    O zaman yeşerir bahar dediğin

  4. #4
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kim dokundu sana?




    Kim dokundu sana büzgün dudaklı çocuk
    Bir ayçiçeği gibi başın boynundan ağır
    Gönlünü vurup omzuna,
    Bükülmüşsün kaldırımlara
    Boşuna bağırıyorsun boşuna, onlar sağır
    Sesin yarı çıplak bir dilenci gibi sokakta kalır

    Sokaklar özgür, sokaklar soğuk
    Sesin evsiz, sen dilsiz
    Boşuna bağırırsın a! kifayetsiz
    Yoktur yerin hiçbir mecliste
    Dilsizler köşe kapmaca oynar
    Meclislerde baltalara kalır

    Beyhudedir çırpınışın sap olasın diye
    Baltaların gönlü yok bu işlere
    Sen baldırı çıplak bir köy delisi
    Ne baltadan anlarsın ne saptan
    Sağır sultanla teşviki mesaidedir hepsi
    Dilsizsin sen deli, hikaye gerisi

    Davulun sesi uzaktan bir senfonidir
    Balta dediğin senin bildiğin gibi değildir
    Dokunurlar sana ummadığın anda
    Dokunurlar sana umarsızca
    Vuranda okşayanda sana birdir
    Sen de sanırsın dokunmak sevmektendir

    Kim dokundu sana mahmur bakışlı çocuk?
    Dokunan nasıl dokundu?
    Köpeğinin başını okşayan da,
    Okşadığı baştan cin çıkacak sanan da
    Nasıl geldi de seni buldu?
    Delilik bir oyundu da, deli mi yoruldu?

    Kuşlar zehir zemberek şakıyorsa sabahları
    Uyanmak bir ıstıraptır döşek düşkününe
    Ve hayata bu renk bakanlarla doludur meclisler
    Sağır olanı sultan yapan bu köyde
    Söyle sen ne renk baktın onlara?
    Yoksa rengarenk bakmayı oyun mu sandın?

    Ama eğer yorulduysan
    Her kaçan topun peşinden yola sen koşmaktan
    Hep uzun çubuk çekmekten, aynı renk olmaktan
    Bilesin bu oyunda ebe sabittir, sırayla değil
    Beyhudedir çırpınışın sap olasın diye
    Bu köyde sap olmak değil balta olmak fazilettir


    Ah saf oğlan sen yanıldın
    Gel kul eyleme yüreğini gaddara zalime
    Gitmek uzaktır dönmek yakın
    Bükme boynunu bir ay çiçeği gibi kaldırımlara
    Deliliğinde bir şerefi var, dilsizinde bir dili
    Sağır onlar boşuna harcama nefesini

    Söyle;
    Kim dokundu sana çocuk yüzlü çocuk?
    Bunca sene dokunandan farkı neydi?

  5. #5
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bana mutluluk al


    misketlerim çar çamur ellerimde
    Ayakkabımda bir başka ayak izi
    İtilmişim hayatın bazı köşelerinde
    Sepet içinde rengarenk gülleri çingenenin
    Gülüşünde altın dişi parlıyor önce
    Dişini göstermek için mi güler
    Renkli güllere mi.. bilmem
    Ama mutlu ya
    Bir tek gülde de olsa
    Bana mutluluk al

    Taze kesilmiş çimen kokusu
    Söküp al çocukluğumdan
    Ve kim fasulye, oyunun en önemli sorusu
    Kim tutar düşünce kolundan
    Ağladığında eliyle silen burnunu
    Ve güldüğüne gülüşüne kurban
    İşte sana vereceğim bunu
    Minibüste ücreti uzatan
    İki kişilik bir sevda'nın adı bu
    Ama mutluluk ya
    Bir tek gülle de olsa
    Alacağım sana mutluluğu

    İki kişilik taş sektirdiğimiz kaya dibinden
    Seçtiğin çakıl taşları cebimde
    Beş taş oynamak istersem

    “Dante gibi ortasında” iken ömrün

    Uzanacağım taze kesilmiş çimenlere
    Gözlerimden çim kokulu yağmurlarla
    Uzatacağım fasulyeden sarmaşıkları
    Kayarsam bir yıldızın ucunda
    Tutacaksın ellerimden
    Dolunay yüzünde gülüşünle
    Kaybolurken dipsiz karanlıkta
    Kahkahalarını serp çocukların samanyoluna
    Mutluluğu göster bana

    Yürüdüğümüz yollar tek yumurta ikizi
    Yıldızlara bakıp tarif ettiğimiz hüznü
    Bu yollara ekerek büyüttük yüreğimizi
    Sahip olmadığımı veremem sana
    Başkasından çalarsam
    Getirip koynuna saklarsam
    Ele verir misin beni
    Dolmabahçe yoluna tohum yağar
    Hüzünden ektiklerimiz bu ağaçlar
    Ve bu yol bizim gizli yolumuz
    Ömrün ortasında veya sonunda
    Kaybolduğuna inandığın en çingene anında
    Yatıp çimlerin ortasına, açıp ellerini yıldızlara
    Öp beni hırsız çocukluğumdan
    Mutluluğu göstereceğim sana



    İbrahim Tolga Özsoy

  6. #6
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hezeyan..


    En kötüsü bitti az önce
    Kötülerin şahıydı şahbazı oldu
    Sen gittiğinde kaldım öylece
    Bu gömdüğün son çocuğumdu

    Boş ver bir hezeyandı geçti gitti
    Ahşap bir kapının gıcırdaması gibi
    Açılıp açılmayacağın beli değilken
    Her şey pek namüsait bir anda cereyan etti
    Her cengaver gibi en cesur benken
    Bütün kapılar birden çarpıverdi

    Hatırlarım kırmızı tekerlekli bir bisikletim vardı
    Ama hatırlayamam ne zaman yok oldu
    Ve bir kız durup deniz kenarında bağırırdı
    Tanıdığım son özgür kız oydu
    Her şey pek namüsait bir anda bitiverdi
    Bütün kızlar birden kadın oluverdi

    Tanımıyordum seni
    Ruhumu dizginleyip bir dur dedim bu gidişe
    Onlardan değilmişsin gibi
    Zamanın kara aygırı şaha kalktı önünde
    Ben mi dizginledim onu, o mu sürüyordu beni?
    Bütün kadınlar birden yabancı oluverdi

    Böyle şakacıdır işte zaman
    Dörtnala giderken yabancı olursun hiç anlamadan
    Ama sen boş ver bu bir hezeyan
    Rengarenk bir dönme dolabım ben
    Her gece yatağımda dönüp duran
    Ruhunda çocuk yoksa döndürme beni istemem

    En acısı bitti az önce
    Acıların en hasıydı zamana soyundu
    Bende gidince kalmadı kimse
    Bu gömdüğüm son çocuğumdu

  7. #7
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Cerablus'un ışıkları

    Gözlerimi dikip baktığımda
    Ufka karışır topraklar
    Dümdüz bir diyara işlenmiş fıstık fıstık ağaçlar
    Karşımda cerablus'un ışıkları
    Fırat'la yıkanır gözlerim
    Kurur bir ocak rüzgarıyla

    Bir sınır kapısı yanıbaşımda
    Öyle ince bir sınır gelmekle gitmek arası
    Gün gelir kaybederim mektuplarını
    Gün gelmezse dönüverirsin
    Bir güvercin konsa pervazıma
    Gözlerim seni arar kanadında

    Ağaç mağduru sapsarı bu memleketin
    Kendine müslüman bir kokusu vardır
    Ne üstüne siner ne bırakır gidesin
    Gün gelir kaçarsın konar aklına
    Gün gelmez dönüverirsin
    Öyle bir sınırdır işte yanıbaşında

    Güvercinler devriye gezer
    Ve peşlerinde kapkara çocuklar
    Gülüşleri parlak yüzlerinden
    Kimi görseler el sallarlar
    Güvercinleri pervazıma konar
    Gözlerim kanatlarında.. gözlerim seni arar

    Kışın nefesi soluk boynu eğiktir
    Tepemde öyle ısrarlı bir güneş

    ~ki bizim güneşimiz değildir~

    Aman vermez saklandığım yerde bulur
    Ne bırakır gideyim ne üstüme siner
    Öyle bir sınırdır işte kışı sevene cehennem olur

    Gözlerimi dikip baktığımda
    Seni görürüm ufukta
    Yazılıp silinmiş gibi buğulu suretin
    Karşımda cerablus'un ışıkları
    Fırat'la yıkanır gözlerin
    Ne bırakırsın gideyim ne üstüme sinersin


    İbrahim Tolga Özsoy

  8. #8
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Görmezsen sayılmam onlardan


    Nasıl kaçtıysa ellerimden yüzün
    Avuçlarımdan iğrendim bugün

    Arkanı dönmeden yürüdüğün zamanlar
    Gök kuşağını andırır yollar
    Ve inan ben de usanmadan izlerim
    Karanlık iner bu şehre
    işte o zaman gittiğini bilirim

    Ama sanma bütün bunlar yeni hep bana
    Nasıl ki bu ışıklı şehir karanlıklara alışık
    ve bende gidişlere
    Nasıl ki daha güzel gece bu şehirde
    Bende sensiz öyle güzelim işte

    Oysa merdiven, merdiven yükselir yaşamın
    Gençliktir sendeki koşarak tırmanırsın
    Bu yüzden aşk sende ateşli bir propagandadır
    yükseklik dokunur bana da
    bence bir çift güvercin kanadıdır

    Nasıl beklerim ki anlamanı
    Bu memlekette güvercin olmak yasadışıdır.
    Sorgularda kırılan kanatlar,
    Göz altında düşüp ölen sevdalar
    Aslında işkenceyle büyüyen çocuklardır

    Bu yüzden severim seni,
    arkanı dönmeden yürüdüğün zamanlar.
    Güvercinler düşer geçtiğin yollardan
    Ama sen görmezsen ölmüş sayılmazlar
    görmezsen sayılmam bende onlardan

    Nitekim kimse görmese de kaydı tutulur her sonun
    Büyüyen çocuğun, inen karanlığın, düşen kuşun
    Terk edilişin reddedilişin ve her kavuşmanın
    Sen arkanı dönmesen de yürürken
    Kaydı tutulur ardından bakanların

    Ama bu kayıtlara geçmesin
    Sevilmemenin sabıkası ağır olur
    Bu küçük kızın elinden çıkacak bir şiirle
    Bu devir bitmez belki, sebebimiz olur
    Avuçlarımı idam ederiz, gözleri kahraman olur

    Nasıl kaçtıysa ellerimden yüzün
    Avuçlarımdan iğrendim bugün