Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12
Toplam 22 mesajın 16-22 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    ahmedd29 Avatarı

    Gerçek Adı
    Ahmet
    Üyelik Tarihi
    22.05-2009
    Son Giriş
    09.02-2017
    Saat
    12:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.352
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Rabbimiz sevgimizi ve sadakatimizi bize verdikleri üzerinden sınıyor. Ne kadar güveniyoruz inandığımız Allah'a? Bize verdiğini unutup da, sırf O verdi diye, O'nun verdikleriyle yine O'na kafa tutuyor muyuz? Elimizdekilere güvenip, yanımızdakilere yaslanıp, istiflediklerimiz üzerinde yükselip kibir kuleleri oluşturuyor muyuz kendimize? Eksiltti diye mahzun oluyor muyuz, eksiltecek diye korkuyor muyuz?Senai Demirci...

  2. #17
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    sırpların sivil boşnak halka cinayetin en insafsızını, tecavüzün en vahşisini uyguladığı dönemler..

    boşnak askerlerin elinde ise çok sayıda sırp esir var.. hepsi asker.. ihtimal ki, serbest olsalardı onlar da aynısını yapacaklardı.. belki de yapmışlardı.. olan biteni duysalardı içten içe sevineceklerdi..

    boşnak asker soruyor başkomutana “şimdi biz bu esirleri ne yapalım”

    başkomutan aliya sakince cevap veriyor “onlar bizim esirlerimiz.. yani misafirlerimiz.. onlara misafir gibi davranacağız”

    duyguları kabarmış, öç alma telaşına kapılmış genç asker içindeki itirazı saklayamaz “iyi ama komutanım, onlar bizim bacımıza tecavüz ederken, çocuklarımızı katlederken...”

    aliya yine sakindir “onlar bizim esirimiz dedim asker, onlar bizim öğretmenimiz demedim ki…”

    bu anekdotu sevgili dostum saadeddin’den duyalı beri, bir müminin taşıdığı ağır ve onurlu yükü ben de omuzlanmaya çalışıyorum..

    düşmanınızdan intikam almak adına, onun yaptığını yaparsanız, düşmanınızı kendinize “öğretmen” yaparsınız..

    muhalifinizin kullandığı yöntemlerin aynısını misilleme adına kendiniz de yaparsanız, muhalifinizi mürşidiniz eylersiniz..

    kötülüğe, bir başka kötülükle karşılık vermek, kötülüğü birken iki yapar, çoğaltır.. demek ki kötülüğe karşı yeni bir kötülük üretmekle kötülüğe iyilik ederiz.. hem kötülüğü çoğaltırız, hem de kötülüğü yapanın kötülüğü yapışını eylemimizle onaylarız.. bir nüshasını daha çıkarırız kendimize.. onun ettiğini öyle beğeniriz ki bir de kendimizi özne yaparız onun eylemine..

    kötülüğe kötülük etmek isteyen, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, onu olduğu yerde bırakır, çoğaltmaz.. kötülüğü yapanı da yaptığına pişman etme fırsatı tanır..

    ........

    hala daha “iyi ama…” diyor nefsim, toy boşnak asker gibi
    iyi ama benim öğretmenim ..... değil ki
    “oh!” larıma “Ah!” ediyorum, ah

    Senai Demirci

  3. #18
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    her bahar yaşıyorum bu acemiliği.. her bahar ayağım dolanıyor, başım dönüyor, bakışım çatallanıyor, ellerim terliyor.. acemiyim bu bahar yine.. ustaca karşılayamıyorum baharı.. tecrübemi konuşturamıyorum bi’türlü.. oysa, ustalaşmış olmalıydım.. acemi bir bahar karşılayıcısı olmak için mazeretim kalmamış olmalı..

    kırkbeşinci baharım bu.. kırkbeşinci olmasına kırkbeşinci ama adı üzerinde bu bahar ilkbahar.. hep “ilk” var başında “bahar”ın “ilk” defa görüyorum bembeyaz coşkuyla köpüklenen denizler gibi hayata koşan ağaçları.. ilk defa fark ediyorum terütaze sevinçlerle varlığa uç veren lâleleri, papatyaları, menekşeleri.. pencere önüme kadar taşmış bir bahar karşılıyor beni.. kaçsam da yol kenarlarında yakalıyor beni gelincikler.. kızım bir kırçiçeği koparıp uzatıyor elime.. sadece çiçeklerin isimlerini saymaya boş vaktim oluyor.. lâle, sümbül, frezya.. sarısı var! eflatunu var! kızılı da! ah bir de kokuları! mor salkımlar ise selam vermeden geçiyorum diye rayihalarıyla uzanıyorlar burnumun dibine kadar.. bu arada erguvanları da kaçırmamalı.. bir fıskiyeden fırlar gibi ağacın her yanına sarılan, budakları beklemeden, hiç nazlanmadan patlayıp duran o efsûnlu renkleri.. güllerin başında ise bir ömür beklemeli sanki.. yaprak yaprak güzellik dermeli.. bir de ıhlamurlar kokmaya başlarsa, ne ederim ben? işim başımdan aşkın benim.. hangi çiçeğe, hangi ağaca, hangi kokuya, hangi renge tutunup da kalayım? hangi güzelliğin yüzüne asılıp da durayım?

    etrafımda her an yeni renkte yeni kokularda sürüp giden bir şehrâyin var.. o kadar çok ki seyredilecek, üzerinde durup tefekkür edilecek yaradılış! hakkını veremediğime yanıyorum baharın.. hep alacaklı kalıyor benden bahar.. onca güzelliğe bakış borçlanıyorum her defasında.. yanından bir göz ucu bakışıyla geçiyorum sadece.. tek bir lâleyi bile bir bahar boyu seyretmeye değer diyor dostlar “kırkbeşinci baharının ihtisasını lâleler üzerinde yap! ama o kırmızısının tonunu ne bayrağa, ne bordoya ne pembeye benzettiğin renkteki o lâleye ayır vaktini.. altı yaprakla açıp da, sonra yapraklarını bir bir döküşündeki hüznü de seyret.. bir ömür yeter sana bu sevinç, bu hüzün”

    “iyi de papatyaların gönlü kalmaz mı” diyorum içimden “ya kasımpatılara nasıl yetişeyim” “menekşeleri ıskalamaya gönlüm hiç razı değil” bu kırkbeşinci baharı, hiç kimsenin uğramadığı bir kırda, hiç kimsenin özenerek dikmediği, hiç kimsenin seyretmeye tenezzül etmediğini bildiğim en güzel kırmızıyı, en ince yüzde ağırlayan o gelinciklerle sarmaş dolaş geçirmeye de razıyım.. ancak belki o zaman, bu baharın hakkını verdim diye kocaman bir “oh” çekerim “galiba” demişti ali ağabey uzun bahar yolculuğumuzda “çiçeklerin kelebeği de gelincikler” kelebekler var bir de.. onlar ki sanki çiçeklerin suskun güzelliğine, kırların yalnız tazeliğine bir karşılık vermek üzere uçuyorlar, uçuyorlar.. kıpkızıl gelincikler, incecik yapraklarıyla nasıl yeşile sarıya boyalı kırların tazeliği üzerinde bir mühür gibi dikkat çekiyorsa, kelebekler de öyle! nazenin hareketleriyle bak(amay)ışımızı dürtüp göz göz gezdiriyorlar o güzellerin yüzlerinde.. yoksa, bu baharı kelebeklere mi ayırsam?

    peki ya kuş sesleri? kime nasıl açıklarım ben, kırkbeşinci baharında bile kuş seslerini birbirinden ayırt edemediğimi? utanmam mı bu sağırlıkla? kuşlar ki, çiçeklerin suskun güzelliğini sesten bayraklar gibi taşıyorlar, gönlün kapısı kulaklara taşırıyorlar? kuş sesleri ki, bir gülün son yaprağını saran sesten bir yaprak daha örüyorlar! dinlemeye vaktim yok! telaşla geçiyorum aralarından! seherlerde yarı uykulu, öğlelerde başka şeylere kulak kesilmiş halde, o bahar bestelerini kırkbeşinci defa daha kaçırıyorum, ıskalıyorum, yok sayıyorum..

    olmadı işte bak! yine olmadı! olmayacak! bunca güzelliğe bir değil bin bakış borçlanarak gidiyorum.. bunca inceliğe minnet duymadan koştukca koşuyorum.. nereye gidiyorum?

    galiba, ilk defa! ilk defa bu kadar susayarak ve acıkarak bakışsız bıraktığım bunca güzelliğin hak ettiği ince bakışları, derin tefekkürleri fark ediyorum.. benim ıskaladığım yerlerde, benim bakmadığım yüzlerde, benim özenmediğim güzellerde, bin bakışlar, bin yakarışlar, bin minnet duyuşlar, bin hayret edişler, bin alkışlar, bin takdir edişler, bin hayran oluşlar olmalı.. bu baharı benim bir ömür seyretmek istediğim gibi seyreden birileri olmalı.. benim bıraktığım bakış boşluklarını dolduran, benim suskunluğa terk ettiğim seslere çağıltılı bir dinlemeyle karşılık veren, anlamsızca baktığım güzellerin hakkını fazla fazla verenler olmalı.. boş bakışlara kalmamalı bunca diriliş!

    şimdi o boşlukları dolduruyorum; ve ben meleklere inanıyorum.. inandığıma da seviniyorum.. inandığım kadar çok bahar bestesi duyuyorum.. inandığım kadar çok bakış çiçeği deriyorum.. melekce bakışlara bakan bahara daha başka bakıyorum.. dal uçlarına melekce hayranlıklar diziyorum.. gül yüzlerde her an meleksî zikirler duyuyorum.. kuş cıvıltılarına melekce çağıldayışlar ekliyorum.. her çiçeğin her haline her rengine her rayiha inceliğine en az bir melek tayin ediyorum.. bunca güzelliğin bunca bakışı hak ettiğini biliyorum.. meleklere yeni/den inanıyorum.. erik dallarında çiçeklerin ak köpükler gibi coşkusuna katılarak inanıyorum..

    SENAİ DEMİRCİ

  4. #19
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sabah Namazı

    Vakit seher… ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere.. vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce.. gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor..

    Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin.. unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun.. kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin..

    Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı.. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı.. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi.. taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini.. ete kemiğe bürüdü ruhunu..

    Gülden tebessümler giydirdi yüzüne..
    Şimdi seher vakti.. göz kapaklarının ardından kaç..gafletin gecesinden uyan.. aç gözlerini sehere.. aç kalbini Rabbine.. uyan.. uyan, uyan ve an seni hiç unutmayan Rabbini.. güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel.. herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O'nu unuttuğu anda ananlardan ol.. haydi kalk! kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin [asm]

    Şimdi sabah! şimdi sabah namazı vakti..


  5. #20
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    bir “Ah” etsem, “Ah”ların hepsi ağlar..

    SENDEN SANA YOL VAR MI

    yokluğun kor bana... sensiz, bin ateş parçasına bölünür kalbim.. tenimde cehennem cehenneme düşer, bir daha yanar.. avucumda denizler kurur; çöller başlar..

    gözüme geceler üşüşür; sabahlar ürküp uzaklara kaçar.. sözlerimi hece hece alev sarar; dudağımda yangınlar başlar.. korkarım, bir kez “su” dersem sular alev alır.. susuşun zor bana.. sensiz, yokuşlar uzar, yollar uçurumlara uğrar.. yaraların kabuğu açılır; ırmakların yatağı daralır.. sele kapılır dağlar; köprüler geçilmez olur.. dünyanın bütün taşları kirpiklerime biner; güneşlerin hepsi çöle iner.. elimde kalır ağıtların hepsi; kimse duymaz, kimse ağlamaz, kimse anlamaz.. bir kuyuya iner gibi; tozlanır şiirler, güfteler silinir, şarkılar boğulur.. harfler harflere bitişmez olur.. sahipsiz kalır keman; telleri kopar bağlamaların.. ahenk bozulur; nefessiz kalır neyler..

    bir “Ah” etsem, “Ah”ların hepsi ağlar..

    varlığın koca bir dağ bana.. şirin bu kadar uzak değildi ferhat’a.. sadece dağlar ayırdı onları.. dağdan sonrası şirin’di.. dağın berisi ferhat’tı.. sen ise dağın kendisisin.. kazıp da yakın edeceğim bir yer yok ki şirin’e ferhat olayım.. aşıp da kavuşacağım bir yâr yok ki sana geleyim.. sanki bir yanım dağ, bir ferhat’tır benim.. kimi kimden uzak bileyim? su içecek dudaklar kurudu, kime sular getireyim? sular serinliğini yitirdi; kime sâki olayım?

    yokluğunu sor bana.. mecnun’un gözünde leylâ değilsin ki, sana gelmek için çölleri göze alayım.. çölleri hepten yaktım; kumlar dağıldı, tozlar uçuştu.. aşk kalplere küstü, kuyulara düştü.. koynuma gömdüm ayrılığını ve her bahar yokluğunu meyve verdim.. mecnun beni deli sandı.. leylâ gözlerime aldandı; gözlerini gözlerimde aradı.. araya dağları koydum; kimse aldırmadı.. nice deniz kıyısında nice sevgili bekledim; hiçbirinden selam gelmedi.. şişelere bırakılmış mektuplar gördüm; okuyan olmadı.. ah, sevdiğim, sen yoksun buralarda, tadın da tadı kaçtı, lezzetler hüzne bulandı.. şöyle incecikten bir kez “aşk” desem, şiirler utanır, şarkılar kör olur, türküler köyden kaçar..

    yokluğunu bir sorsan bana, cevapların cümlesi kılıç kuşanır, suların hepsi köpürür, kuru dallar bin defa kırılır, kuşlar bin kez daha dağılır.. hasretin nâr bana.. kuraklığın dudağı çatlar adını söyleyince.. pervane ateşi bırakıp yüzüme koşar; yanmaya gelir.. buzullar dudağıma koşar, erimeye özenir.. mumların alevi parlar seni anınca.. gölgeler senin adının altında serinler, dinlenir.. nicedir kirpiklerimde taşıdığım taşlar yoluma düşer; hüznüme yaslanır, ağlar, ağlar, ağlar.. bütün yangınların bütün külleri bana savrulur; anka kuşlarının hepsi gözlerimin içine bakar, bir kez daha uçmak için yalvarır.. yangını da yaktığımdan, küllerin hepsi yine, yeni ve yeniden küllenir.. adını ağzıma alsam, her yere her zaman yağmur yağar, denizler denizlere koşar, bütün dağlardan bütün dağlara kuşlar kanatlanır..

    sızın yâr bana.. seni yitirdiğimden beri, elimden ayrılıklar tutuyor; el ele dolaşıyoruz terk edilmiş sahilleri.. acıların canı yanıyor adını anınca, susayım diye yalvarıyorlar.. yaralar senin susuşunla yaralanıyor; bir söz umuyorlar dudağından merhem olur diye.. bir bilsen, ne kadar zamandır kapımda bekleşiyor unutuşlar “bir yol bizi de hatırlasın” diyorlar.. geceleri sokak lambalarının loşluğuna sığınıp birbirlerine sarılıyorlar ama yine de çok üşüyorlar.. bir sabah gelip yüzlerini tek tek öpüp okşarsın diye umuyorlar.. bir de, evden kaçmış mutluluklar var; hâlâ sığınacak bir köprü altı arıyorlar ama gözleri aydınlık pencerelerin önünde, belki sen ekmek verirsin diye bekliyorlar.. umutlar var hemen aşağı mahallede, gecekondu yapmışlar kendilerine, köylerini bırakmışlar, kalplerden sürülmüşler.. gelirsin diye yolunu gözlüyorlar.. yolları sorma, onlar hepsinden perişan, sevgilinin köyüne dolanmak için can atıyorlar, kıvranıyorlar ama nafile.. sen olmayınca, yollar da yolda kalıyor, ayakları taşa dolanıyor..

    neredesin ey sevdiceğim? sensiz ayrılık bile ayrıldı sevdiğinden..sensiz hüzün de mahzun oldu.. sensiz şiirler yarım kaldı, dudağa değmedi; sadece bir fısıltını bekliyorlar.. heceler senin elinden tutup şarkılara sokulmak istiyorlar.. haberin var mı sevdiceğim, burada kuşlar yuvaya uçmuyor; gurbet bile gurbete düşüyor.. duydun mu, burada bahar geldiğine pişman oluyor; güzün yaprakları kuruyor..

    belki okursun diye buraya yazıyorum, harfler seni hecelemek için sabırsızlanıyor.. A olmayınca Ş dudağa yapışıyor, sessiz kalıyor.. K olmayınca, A ve Ş boşluğa düşüyor, anlamsız kalıyor “A” “Ş” ve “K” senin adının kucağında büyüyor, senin anlamının sıcağında doyuyor..

    inan bana, sensiz ayrılık bile ayrılık olmuyor, kavuşmak bile tat vermiyor.. sensiz ne seven sevebiliyor, ne sevilen sevildiğini biliyor..sensiz sözler boşluğa düşüyor, sensiz kalem kâğıda dokunmuyor, sensiz dudak dudağa değmiyor.. sensiz ne sevda seviniyor ne veda üzülüyor.. sensiz hüzün bile yüze gelemiyor, acılar utanıp kuytulara saklanıyor..

    yokluğun kor bana ey aşk
    sende yak beni, ateşe at sözlerimi
    suskunluğun zor bana ey aşk
    ben sustum, sen söyle iyiliğimi
    Senai Demirci

  6. #21
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    seni sevenler
    seni, sen varolduktan sonra sevdi.
    sevilmen için önce var olman gerekliydi.
    yoksa nasıl severlerdi seni?
    yok olanı kim severki?
    hatırlamaya çalış;
    bir zamanlar yoktun,
    sen yoktun,
    seni sevenler yoktu.
    sen kendi yokluğunun farkında değildin.
    Rabbin seni yoklukta buldu.
    seni yoktan varetti.
    seni hiç yokken sevdi,
    seni sevdiği için var etti.
    başkaları seni var olduğun için sevdi.
    Rabbin seni şartsız sevdi.
    seni sevmesi için var olman bile gerekmedi.

    sevenler seni sendeki kimi özelliklerin için sevdi çoğu kere.
    kaşın-gözün, boyun-posun, zekan-aklın, yeteneklerin...
    en gösterişli, en başarılı, en güzel vs. gibi "en"lerinle sevdi.
    onlar seni en düşkün, en hasta, en anlayışsız, yani en insan halerinle sevmediler.
    kimi şartlara bağlı çoğu kere onların sevgisi.
    sanki aranızda bolca şartı olan gizli bir kontrat imzalamış ve o kontratın maddeleri her an senin aleyhine işletilebilirmiş gibi.
    bir kere düşün seni en çıplak, en gösterişsiz halinle, bütün sıfatlardan azade seven kim?

    O seni hayalle hakikat arasındayken sevdi.
    O seni sevdi, yokluğunu değil.
    varolmanı istedi.
    sen başının dara düştüğü zamanlar hariç ondan yüz çevirsen de, sık sık O'nu unutsan da, geçmişte verdiğin Söz'e ihanet etsen de en ufak yönelişinde sana dağlarca koşan kim?

    öyleyse varolmak, büyük ve kutsal bir muhabbetin, karşılıksız bir sevginin muhatabı olmak değil de nedir?

    varolmak seni senden öte sensiz de seven bir Rabbi tanımaktan, O'nun yoluna adanmaktan başka nedir?

    Dostların bile çoğu kez senden hatasızlık bekliyor senden.
    Hata ettiğinde şaşırıyorlar, küsüyorlar, hatalarını bir türlü yakıştıramıyorlar sana.

    Bilmeden hata etsen bile affetmekte zorlanıyorlar.
    Yanlışından dönsen de, eskisi kadar kolay sevemiyorlar.
    Hata ettiğinde gözden düşüyorsun.
    Oysa Rabbin hata edebileceğini biliyor. Yaratan bilmez mi?
    Kusurların olabileceğini sana açıkça söylüyor.
    Bağışlayacağını en başından kulağına fısıldıyor.
    Senden sadece hatanı kabullenmeni istiyor.
    İçten içe duyduğun pişmanlığı bile özür sayıyor.
    Affediyor, affederek seviyor, severek affediyor.
    O senden kusursuzluk beklemiyor. Ancak kusursuz biri kusursuzluk beklentisinde olmaz. Ve sorarım sana kusursuzluk beklentisi başlı başına bir kusur değil midir?

    Sevenler seni yaptığın hatalarda yüzüstü bırakmadı mı, eleştirip mahkum etmedi mi? Ya Rabbine karşı yaptığın hatalar….Saysan kaç sıfırlı rakam eder, üst üste yığsan yerden göğe yol olur. Ama bak O seni sevmeye devam ediyor ki seni hediyelere boğmaktan geri durmuyor. Yeryüzünün nimetlerini önüne seriyor, sana ummadığın yerden ummadığın armağanlar gönderiyor. Gözünün aralığında bütün bir kainatı seyrettirmesi bile tek başına bir hediye değil mi?
    Hala nefes alıp verebiliyorsan, hala yiyecek birkaç lokman, içecek birkaç yudum suyun varsa bu bile başlı başına bir armağandır.

    Peki ama kendisine onca hediye veren cömert bir ev sahibine nankörlük etmek, hediyeleri kendinin kazanarak elde ettiğini iddia etmek nankörlük ve kusurdan başka ne ile ifade edilebilir?

    Senai DEMİRCİ

  7. #22
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Rabbinin seni sevmesi için
    Bir yüzün olması gerekmedi.
    Rabbinin seni sevmesi için
    Bir yüreğinin olması gerekmedi.
    Rabbinin seni sevmesi için
    O’nu hatırlaman gerekmedi.
    Rabbin seni hiç koşulsuz sevdi.
    Ve hala seviyor…
    Farkında mısın?
    Sen O’nu unutsan da
    O seni unutmuyor.
    Sen O’na isyan etsen de
    O senden umut kesimiyor.
    Seni yaradan senin cinsinden biri değil ki
    En küçük bir sorunla yıkılsın,
    Beklentileri gerçekleşmezse umutsuzluğa düşsün?
    Umudun kaynağı olan, umudu yaradan nasıl umudunu keser?
    Senin göklerde yazılı olan adın umuttur, bilesin…

    Bilmem farkında mısın, sen sık sık umutsuzluğa düşüyorsun… Umudunu yitirip güneşin kavurucu sıcağında başın öne düşüp enseyi kararttığın zamanlar hiç de az olmadı, olmuyor. Peki neden? İsteklerinin senin arzularına göre, istediğin zamanda, istediğin şekilde, istediğin yerde gerçekleşmemesi… Haşa, sanki seni yaradan senin itaatkâr bir hizmetçin. Senin her istediğini her an hazır edecek. Yani sen nereye dönersen güneş de oraya dönecek öyle mi? Sen ne yönden istersen rüzgar o yönden esecek, öyle mi? Senin planlarına, kurgularına, hesaplamalarına göre hayat denilen hakikat biçim alacak, öyle mi?

    Saçların karışmasın diye rüzgar sana göre bir saat sonra esmeli, yeni kıyafetin ıslanmasın diye yağmur akşam yağmalı, bir anda çok paraya kavuşacağın iş hemen kapına gelmeli, sevdiğin kız veya oğlan hemen sana varmalı sana göre… Umutsuzluklarının sebebini bir düşün… Her şey sana göre şekillensin istiyorsun, geleceğe ilişkin kimi kurgularda bulunuyor, bunları başaramayınca çöküyorsun… Ya tüm benzetmelerden yüce olan seni Yaradan, o karlı havada yavrusunu yitiren kalbi merhametli bir annenin gözlerindeki umut gibi, senden asla umudunu kesmiyor, hep O’na dönmeni bekliyor...

    Senai DEMİRCİ




Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12