Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon
Toplam 41 mesajın 16-30 arasındakiler

Konu: Nuri Can

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Ben Bir Pepuk Kuşuyum

    Ben bir pepuk kuşuyum dalında yaralı duran
    dağların yamaçlarında kenger
    nazlı bir kızın gözlerinde iki yetimlik ah!
    içinin kızıllığınca gül ve yangın
    her bahar lavlara
    korlara
    ateşlere düşer yüreğim

    bir söğüt dalının
    efil efil titreşen yaprağıdır yüreğimdeki
    açarım yarasını bakarım canyerimin ağlayamam
    acının ve sevginin kesiştiği yerde
    iki çığlık arasında kaldım ah
    acılı rüzgarlara bıraktım kanatlarımı

    istedimki kuş olayım
    kanatlarımın altında saklayayım
    alıp gideyim başımı dağ dağ
    göklere yazayım hasretimi

    istedimki ağaç olayım
    üzerinde yeşereyim
    gölge edeyim her yaz
    her güz dökülsün yapraklarım
    serileyim üzerine ah! edeyim

    istedimki yağmur olayım
    yüreklere yağayım her bahar
    sel olayım dere tepe
    katayım önüme tüm acıları
    denizlere, okyanuslara götüreyim

    istedimki ıstırabın sunaklarında
    karalanmış rengi olayım yaşamın
    sonsuzluğun kurgusunda cezalanmış acı
    binlerce yıllık geçmişimle
    her bahar beni anlatsın analar çocuklarına,
    babalar beni anlatsın

    istedimki yürekteki her çiçeği
    gözyaşlarıyla besleyeyim
    kuruyup gitmesin diye
    istedimki dağlara sesleneyim yazgımı
    özlemlere söylenen türkülere sesleneyim
    gelip geçenler okusun diye gözlerimdeki şiiri

    istedimki dağlara yazayım hasretimi
    ovalara, denizlere, gökteki yıldızlara
    yağmur olayım gökkuşağını hediye edeyim
    parça parça olayım her fırtınada
    mutluluk ağacında hüzün çiçeği olayım
    her yıl çoğaltayım acılarım

  2. #17
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kör bir kalem dilsizliği mi hayat ey ömrüm

    Trenler gelip geçiyor
    usumun uzayan raylarında lanetli
    sancısını bırakıp yorgun anıların
    ağır bir ağrıyı taşıyor bedenime yıllar
    görmüyor gözlerimdeki ölü boşluğu gelip geçen trenler
    kalbimin sızısında gam
    dilimin yakarışında yapraklar ürperiyor
    usul usul yağmurlarda gözlerim
    ellerim fırtınalarda kopmuş dal
    dillerim lal
    bitkinim ve yurtsuz
    oyyy dağlar

    Ey gözleri gözlerimde saklı uçurum
    ey uçurum boylarında dalveren çiçek
    gül ömürlere yaslanan sancı
    gözlerimde üşüyen bu kaçıncı bulut
    bu kaçıncı yağmur seraplarda
    bu kaçıncı rüzgâr oluşum dağlarda
    kör bir kalem dilsizliği mi hayat ey ömrüm
    gülücükleri katledilmiş çocukların başına bağlayıp
    kırılgan yüreklerin yasına ağladığı dağçiçeği mi

    Yaralıyım
    sırtımda bin paslı bıçak
    yavrusu vurulmuş bir ceylanın bakışları kanatıyor yüreğimi
    melanet yağmurları iniyor üzerime
    suların buz kestiği yerdeyim
    rüzgarın acı estiği yerde
    bilmem kaç bin yıl ateş aktı toprağıma
    kaç mevsimsiz kar düştü dağıma
    geceler ayaz, geceler soğuk
    uçurumların ve karakışların koynunda öylesine yorgunum
    zamana başkaldıracak gücüm de yok
    ve ben düşüyorum uçurumlardan ve ben üşüyorum
    yüreğine tutunduğum bunu bilmiyor
    dönmeze vurdu yolunu
    gitti geri dönmüyor

    Dalları tutuşmuş bir ormanda
    aşka yazdığım bütün dizeleri yakıyorum şimdi
    bütün umutları terkediyorum bir bahardan ödünç aldığım
    gençliğim yarım kalmış bir şiir değil miydi zaten
    ve kanayan bir kalem değil miydi kalbim
    kanayan sözcükler düşüren defter sayfalarına
    bırak ömrümün bütün dallarını silkelesin hayat
    hayat ki, her sarıldığımda kıyâma durdu
    hıçkırığa boğup hayallerimi
    teslim aldı ömrümün en güzel yıllarını

    Oy dağlar
    bu yılda gelmedi beklediğim bahar
    gülmedi karabahtım
    kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar
    uçup gitti kuşlar çoktan
    baharımı yaşayamadan sonbahar sardı ömrümü
    nereye saklanır içimdeki incinmişlikler
    inince gözlerimde bu ince sızı
    ve süzülünce yanağımda bu gam müziği

    Güz geldi usul boylum güz geldi
    bütün dallar boynu bükük
    bütün kuşlar yaralı
    solan çiçeklerime su bekledim
    yanan yüreğime kar
    düşmedi bir damla yağmur
    gelmedi beklediğim bahar
    oyyyy dağlar

    Kirpiklerim yorgun yolcuları gözlerimin
    sesim uçurumlara düşmüş çığlık
    nereye uçsun ki
    kalbimdeki kuşların bir kanadı kırıksa
    hüzne çıkıyorsa geçtiğim bütün geçitler
    bütün köprüler yıkıksa
    ve karalanmışsa yazgının defteri

    Bu gün de akşam oldu gün
    uzak dağların yamaçlarında yorgun
    birazdan saracak yalnızlığımı yine katran karası gece
    son trende kalktı boşaldı istasyonlar
    kimsenin gelmediği yerdeyim
    kimsenin bilmediği,
    acıların bitmediği yerde

    Güz geldi yine gelmedi beklediğim tren
    yoruldum bunca ağrıyı taşımaktan
    sevgiye tanımlar aramaktan
    yalan kokan bir dünyada
    bir derviş gibi yaşamaktan yoruldum
    yoruldu yüreğim, beynim, dilim, ellerim, gözlerim

    Baktığım dağ dorukları
    yaslandığım duvarlar
    tutunduğum dallar
    hepsi yorgun
    hepsi yoruldu
    her köşede bir cehennem bekliyor şimdi

    oy dağlar
    bu günde doğmadı güneş
    karlar erimedi
    gelmedi beklediğim bahar




    Nuri CAN

  3. #18
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ışıl ışıl

    Kapama gözlerini gök kararmasın
    Bir ömür yüzüme bak ışıl ışıl
    Sevda çöllerinde aşk pımarımsın
    ak benim gönlüme ak ışı ışıl

    akarsa uğruna aksın göz yaşım
    ağırsa uğrunda ağrısın başım
    Bitmez hasretimsin kavım ataşım
    sarıl bedenime yak ışıl ışıl

  4. #19
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Dağ Sesli Bir Kuş

    Dağ sesli bir kuş konunca kirpiklerime
    gazel döker bahçelerim mevsimsiz
    kervanlar sıralanır yollara bir bir
    düz ovada akan ırmaklar gibi
    gelip serilir gönlümün kıyılarına özlem
    gelip yayılır göğsümün kırlarına
    bir türkü
    bir şiir
    bir mektup
    ve sevecen bir dost sesi olur
    damla damla içlendirir beni
    her yağmur yağdığında

    Şimal rüzgarları esince uzaklardan
    soluğuma baharlar taşır dağlı çiçek kokularından
    özlemler tutuşur göğsümün ortasında ateş- alev
    bir türkünün dizesine
    bir kavalın nağmesine
    bir ırmağın sesine
    uçup gider dağ sesli bir kuş yüreğimden

    Ağaçlar kımıldar hafif hafif
    yaprak düşer dal dal
    özlemler gezer koynumda geceler boyu
    saçlarımda rüzgarlar eser
    alıp götürür nazlı çocukluğumu
    puslu bir dağ
    dertli bir çoban
    ve yanık bir kaval

    Mevsimler gelir mevsimler geçer
    türküler çiçek açar anılarda
    özlemler uçar dağ dağ
    bahar gelir anamın gül yüzüne
    ninem kış öyküleri anlatır
    ve anılar üzümlenir yüreğimde
    salkım - saçak bağ bağ
    içimde binlerce öksüz çocuk masalı ağlar

    Koylarda ırmak olurum
    ırmaklarda gurbet
    ağaçta yaprak olurum
    yapraklarda ayrılık
    düşerim toprağa bir dal sevdasınca

    bir ateş bastırınca yüreğimin acısını
    şiir şiir dökülür kirpiklerim
    ırmaklar yürür göğsümün bahçelerine
    ben ki, düşleri yurdunda kalmış
    ve gittiği her ülkede
    cebinde oyalı mendiller taşıyan nazlı çocuk

    seherler üşütür beni
    yağmur yağar taşar su
    alıp götürür düşlerimi uzaklara
    öten bir kuş
    düşen bir yıldız
    gülen bir kız
    ve taze ıhlamur kokusu
    yüreğimde büyür de büyür
    anılarla boğulmanın korkusu

    Nuri Can

  5. #20
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yunus'um

    Çağlardan çağlara bir köprü olan
    Sessiz deryaların sırrı yunusum
    Her gerçeği insan özünde bulan
    Sonsuz sevdaların sırrı yunusum

    Erenler katında hakka eriştin
    Kırklar meclisinde badeler içtin
    Çile dergahında kavruldun piştin
    Olgun meyvaların sırrı yunusum

    Dotluğun meyvesi bir bağ gibisin
    Zamanın dehlinde bir çağ gibisin
    Yücelerden yüce bir dağ gibisin
    Seyri seyranların sırrı yunusum

    Asırlar geçse de adın yaşıyor
    Gönülden gönüle sevgin taşıyor
    Sencileyin nazlı güller açıyor
    Bülbül şeydaların sırrı yunusum

    Yangınsın sönmeyen küller sendedir
    Bülbülsün şakıyan diller sendedir
    Özün hasbahçeden güller sendedir
    Cennet alaların sırrı yunusum

    Miskin yunus oldun dolaştın durdun
    Düşmanın kalbinde dostluğu kurdun
    Sevgi insan için haktır buyurdun
    Aşkı merdanların sırrı yunusum

    Sen bir ulu pirsin CAN Nuri kulun
    Sırat köprüsünden incedir yolun
    Dervişlik şanından biçilmiş donun
    Merdi meydanların sırrı yunusum

  6. #21
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sizin Hiç Anneniz Öldü mü? Benim Öldü

    Kalk anam kalk, Allah aşkına kalk
    bak mevsim umut mevsimi
    papatya mevsimi, gül mevsimi
    mevsim bahar
    dağlar kar
    suların coşup taştığı zamandır

    Kalk yarasına merhem olduğum kalk
    ben geldim uyan da bir bak
    yatma öyle sessiz, öyle nefessiz n’olur
    yatma öyle çaresiz
    aç gözlerini yaşadığını bileyim
    gülersen güleyim
    ağlarsan gözyaşını sileyim
    oynat kirpiklerini bulutlar uçsun gözlerinde
    bahar yağmurları yıkasın saçlarını
    ölmek gerekiyorsa ben öleyim

    Kalk anam kalk, Allah aşkına kalk
    ben geldim uyan da bak
    kime bu nazın, kime bu küsün
    bu inat niye
    konuş benimle, Allah aşkına konuş
    yatma öyle sessiz, öyle nefessiz kurban olduğum
    bir ses ver, bir nefes
    yaşadığını bileyim

    Kalk anam kalk, Allah aşkına kalk
    ben geldim uyan da bir bak
    saklandığımız kovuklarda
    şidetli yağmurlar yağsın yine
    rüzgarlar essin, fırtınalar kopsun, şimşekler çaksın
    koynuna al beni, sarıl sımsıkı
    başımı göğsüne yaslayayım
    yeneyim bütün korkularımı
    ve sen beni hiç bırakma, bıkma n'olur

    Koynuna al yine,
    sarıl sımsıkı üşüyorum
    korkuyorum yıldızlar uykuya yattığında
    tut elimden güneşe götür beni
    saçları sümbül anam, yanağı gül anam
    sayki, küçük bir çocuğum daha hiç büyümedim
    şimdi ben ne yaparım, nereye giderim
    kime gösteririm kanayan dizlerimi

    Uyan anam bak sümbül vakti, gül vakti
    bin hayat tomurcuğu umuda kızarır dallarda
    usul, ağır, yorgun uyuyor bedenin
    ah ne kadarda güzelsin anam
    uyan kurban olduğum uyan da bir bak
    rüzgar vakti dağlarda, sevda vakti

    Tut elimden kırlara gidelim
    beyaz papatyalar toplayayım sana
    düşersen yalnız kalırım
    gidersen öksüz
    taşıyamaz yüreğimin ağrısını hiç bir beden

    Kalk Allah aşkına kalk
    böyle yapayalnız boynu bükük koma beni
    senin sıcaklığından ayrı, sevginden uzak
    kime koşarım, nasıl yaşarım böyle bir başıma
    teninin kokusunu özledim anne, sımsıcak nefesini
    yavrum diyen o nazlı yumuşacık sesini
    hadi uyan canyoldaşım, gözbebeğim
    sarı gülüm, altın kalplim, iyilik meleğim
    gözlerime acılar yağdıran
    kalk ki, yine türküler söyleyeyim sana

    Ey dağlar taşlı dağlar
    başı telaşlı dağlar
    ben anamı yitirdim
    gözlerim yaşlı dağlar

    Bağların gülü kaldı
    gamlı bülbülü kaldı
    ah komşular komşular
    ben annemi yitirdim
    boynum bükülü kaldı

    Kalk anam kalk Allah aşkına kalk
    sensiz bu yürek nasıl dayanır
    derdini kalem olup yazmaya, dil olup söylemeye
    sana sarılmayı özledim, nazlanıp darılmayı
    kanayan gözlerimde sızılar akıyor bak
    kırmızı yağmurlar yağıyor üzerime
    ıslanıyor sensiz kalan yanım
    hadi uyan yüreğini öptüğüm
    koma beni buralarda yalnız
    bırakıp gitme
    yıkılırım
    kahrolurum
    bir kez değil, her gün bin kez ölürüm

    Sarıl ki
    kokun sinsin tenime anne
    sevgin işlesin yüreğime
    bu yalancı dünyada kimim varki senden başka
    gözlerimden öpecek, üstümü örtecek
    karanlık soğuk gecelerde

    Kalk anam Allah aşkına kalk
    karanlık çöküyor bak goncagül sevinçler üstüne
    boynunu büküyor yaşam
    yaralı ceylanlar meliyor uzak dağbaşlarında
    turnalar da geçmiyor artık
    kalk Allah aşkına kalk
    sen bir maral ol, ben ceylan
    dağlar gökkuşağı olsun, ovalar seyran

    Sarıl sımsıkı tenim ol, beni bırakma
    tut ellerimi benimle ağla, benimle yan
    benimle uyu, benimle uyan
    birlikte çıkalım dağlara bak yayla zamanı
    ben munzur suyu olayım, sen teyran
    sen nisan ol, ben haziran
    ben küçük bir pınar, sen çağlayan
    akıp gidelim koyun koyuna

    Sen yoksan kurur kurnalar
    dereler susuz, koyunlar kuzusuz kalır
    melemez bir daha ardından koyunlar
    kan süzülür kirpiklerden yüreklere
    keklikler de ötmez bir daha, turnalar da geçmez buralardan
    bir daha koşamam çayır kuşlarıyla, yarışamam deli sularla
    bastırıp göğsüme acılarımı küserim yaşama

    Kalk anam kalk Allah aşkına kalk
    bulutlar da ağlıyor bak
    kalk şiirler dizilsin yollara, türküler dizilsin
    eğilsin önünde kavak ağaçları, akasyalar
    selama dursun çiçekler
    yaşamın adı sensin, senin adın yaşam
    düşersem omuzuna
    üşürsem yüreğine yaslanayım
    tut ellerimi sevinçlere yürüyellim anne
    nasıl taşıdıysan beni dokuz ay karnında
    ben sırtımda taşıyayım seni bir ömür

    .......

    Ah! nazlı anam
    uzansam
    dokunabilir miyim? yüreğindeki incinmişliklere
    durdurabilir miyim? zamanı
    gözlerinin içindeki yaşları öpebilir miyim
    anlayabilir miyim? yaşamı ve ölümü
    anlatabilir miyim? acının dayanılmazlığını
    yaşamın umursamazlığını
    kim dinler beni

    Ey benim dağ dağ kalbime gömdüğüm nazlım
    benki, düşleri ıssız nehirlere akan o küçük çocuğum daha
    kar yağıyor, rüzgar uğultuları dışarda
    al sıcaklığına sar beni, üşüyorum
    ya gece, gecede üşür mü anne
    kimsesiz kalınca
    bırakıp gitme n’olur

    .........

    Ben başımı nasıl taşlara çalmazım dağlar oy
    gözyaşımı nasıl çaylara salmazım dağlar oy
    ah komşular komşular hele deyin
    ya ben nasıl, ya ben nasıl ağlamazım dağlar oy


    Sizin hiç anneniz öldü mü? Benim öldü


    Nuri Can

  7. #22
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hangi kıyıya sığınsam ölürüm

    Saçlarıma beyaz çiçekler bırakarak
    geçip gitti mevsimler
    yorgun kanatlarında göçmen kuşların

    ağaçlar yapraksız kaldı
    çocuklar uçurtmasız, kuşlar şarkısız
    kapattı tüm kapılarını kalbime bahar
    şimdi ben hangi dala konayım
    şiirimin kanadı kırık

    diyorumki bir gün
    hüzünlü yüzüm aykırı sakalımla
    yükleyip sevdamı yüreğime
    çekip gitmeliyim bu şehirden
    her evin kapısına bir avuç şiir bırakarak
    ve yıkarak eğreti duvarlarını vefasızlığın

    hoşça kal soğuk odam
    kalbimin dilsiz yanı
    artık hiç bir metropole sığmıyor adım

    aşklar yalancı, sokaklar ince bir hüzün
    bu şehirde kimse kimseyi sevmiyor artık
    kimse kimseyi özlemiyor
    ölüm soluklu günlere güz oldu acım
    yanlızım, üstelik parasızım
    dalımda gurbet türküleri ve kırık sazım

    denizler dalgasız şimdi
    ağrılar sargısız
    bir sevda var yüreğimde avunmasız
    bir de dalıp dalıp giden gözlerim
    gecelerin sayfalarında savunmasız

    acıyan yüreğimi alıp yanıma
    ve düş kırığı bakışlarımı
    cebimde eski bir kimlik
    içimde yaralı ırmaklar
    arkamı dönüp gitmeliyim bu şehirden
    saklayıp geceye yaşlı gözlerimi

    hoşça kal güz çiçeğim
    kalbimin sarsık yanı
    artık hiç bir sevince yakışmıyor yüzüm
    kimim kimsemde yok üstelik, öksüzüm
    bu duyarlı, bu aykırı, bu yaralı yanımla
    hangi kıyıya sığınsam ölürüm

    ey hayat
    ey hayat kırgınım sana
    ihanetin hançeri saplanmadan bağrıma
    sevda adına vur boynumu
    adım mezartaşım olsun
    adım gözyaşım
    bağışlamasın beni hiç bir hatıra

  8. #23
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İki Gözüm (deneme)

    Biliyor musun iki gözüm; bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz? Bahar mı, kış mı, sonbahar mı, yaz mı; inan farkında değilim. Sıla ne yana düşer, gurbet ne yanda? Nerdeyim, nasılım? Bilmiyorum.

    Derdim, kederim ne biliyor musun? ... Neşemi, sevimcimi, yaşama gücümü yitirdim. O coşkulu, mutlu, umutlu günlerimi ne de çok özlüyorum. Öylesine bir özlem ki bu; ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Sevdiklerim, özlediklerim ve bana dost olanların her biri başka bir yerde; hiç birine kavuşamıyorum.

    Dalları fırtınada kopmuş bir ağaç gibiyiz iki gözüm. Her dalımız bir sınır boyunda, her yaprağımız bir ülkeye savrulmuş. Bir yanımız vizeli, bir yanımız kaçak. Çocukluğumu, ilk gençliğimi, geçmişimi, memleketimi velhasıl eskiye ait herşeyimi nasıl özlüyorum biliyor musun? Özümü özlüyorum, özümü.....Kendim olabilmeyi, sözümde durmak için verdiğim çabayı, kendime dürüst olmak için kendimle olan mücadelemi, özümle barışık yaşamayı özlüyorum. En iyi sen bilirsin, bir huyumu terk etmek için sarf ettiğim gayreti. Doğaya, insanlara, hayvanlara, çocuklara olan sevgimi, tutkumu ve yüreğimdeki ateşi, dimağımdaki tadı da en iyi sen bilirsin.

    Zaman geçiyor, hayat geçiyor, ömrümde akşam çanları çalmaya başladı bile. İnsanın mutlulukları, heyecanları, hayatı, yaşadıkları geride kalıyor iki gözüm. Bizim gibileri yıllar geçtikçe daha bir duygusallaşıyor. Toplumların gittikçe bencilleştiği, duyarsızlaştığı dünyamızda olup bitenler beni hüzünlendiriyor. Acaba bu durumun bilincinde ve farkında olan çevremizde kaç insan var Binbir düşünce üşüşüyor beynime. Anılarla, özlemlerle boğuşmak beni ayrıca yıpratıyor. İç acısıyla dolu, yaralı, bin yerinden vurgun yemiş bir gönülle acılara karşı umarsız olmaya çalışıyorum ama olmuyor. Belki bir gün son bulacak ufuklarda solar hüznümüz. Hala bir şeyler bekleyerek bulutsu bir sise gömülüyor her şey.

    Şimdi ise, gülmek-ağlamak arası monoton bir hayatın girdabında kaldım. Üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi. Silkinip çıkamıyorum. Gün ışığına, suya hasret sebzeler gibi tatsız ve tuzsuzum. İşte şimdi böyle bir insan oldum iki gözüm. Gayesiz ve huysuz. Evden sokağa her çıkışımda, penceremden dışarı her bakışımda, karabasan gibi çöken sis ve karanlık dokunuyor bana. Oysa ışık umut, umutsa hayat demektir. Ben mi o ışığı yitirdim, yoksa o ışık mı beni; bilmiyorum. Nedense hep geçmişe bir özlem duygusu büyüyor içimde... İşte böyle iki gözüm. Hangi gündeyiz? Bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz? Bilmiyorum.Bilsem de benim için artık hiç bir önemi yok..........

    Uzun yıllar önce sevdamı yüreğime yükleyip geldiğim bu yabancı ülkede, koynunda volkanları taşıyan bir dağ gibi sustum. Suskunluğumu delicesine haykırmak isterken, içime ağuları akıttım ve öylece sustum. Kara bir diken gibi yuttum ve içime yığılıp öğlece kalakaldım. İçimdeki yangını, yüreğimdeki yarayı, gözlerimdeki damlayı sorma. Hasretlere dayayıp başımı, hüzünle geçip giden günlere, gecelere döndüm sırtımı iki gözüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Gönlümün duvarına kocaman bir sevda resmi çizdim, bir de ateş yaktım ocağıma dağ gibi.Ki, okyanuslar söndüremez.

    İnsanlar, var olalı beri kabullenmiş sevdayı. Herkes kendi sevdasının mecnunu; kendi hasretinin delisi olmuş. Kendi hikayesini, kendi sevdasını en büyük sanmış ve saymış; büyütmüş yüreğinde dağ dağ. Sabır sabır beyninin gergefine işlemiş. Benim sevdam da benim için dünyanın en büyük, en kutsal sevdası....

    Ben ki, sevdanın çöllerinde ayrılıkların en büyük hasretini çektim Leyla ‘mın. Ferhat oldum dağları deldim. Kerem oldum yaktım kendimi. Pir Sultan oldum asıldım, Nesimi oldum yüzüldüm. Kavuşmak için gönlümü yollara düşürdüm. Horlandım, ezildim, hakaretlere, işkencelere maruz kaldım.

    Yüreğimdeki yangını, gözlerimdeki hicranı sorma iki gözüm. Acılarımı kimsesizliğime yükleyip, uzayıp giden yollara düştüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Aşık oldum, yaktım kendimi. İçimde bin yangınla çıktım yola. Sevgilime şiirler yazmak, şarkılar bestelemek, türküler yakmak en büyük ibadetimdi. Kavuşmak ise en inanılmaz hayalim.

    Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş.

    Aşk olmasa iki gözüm, içimde biriktirdiğim bu yangın olmasa, dolmasa iliklerime aşkın hasreti, bu yangın yüreğimi sarmasa, avuçlarımı yakmasa bu ateş, akar mı damarlarımdaki kan! Bir gün kavuşmak hayali olmasa, nasıl dayanılır bu yaşama, bu kimsesizliğe, bu gurbete, bu hasrete iki gözüm, nasıl!


    iki gözüm

    Bir acının çağlayanına düştüm iki gözüm
    bir uçurum kıyısına
    tutunduğum dal incecik, kırıldı kırılacak
    nasılda acıyor hayatım bir bilsen

    gözlerimdeki bulutları kovsam
    yüreğime kirpiklerim yağıyor
    kirpiklerimi bağlasam
    boğazıma tıkanıyor kimsesizliğim

    zaman değişti dostum
    hangi ağzı öpsem kokuyor
    hangi duvara yaslansam çürük
    en çokta temiz kalmak isterken kirleniyorum

    denizi kirlenmiş martılar gibi kaldım iki gözüm
    bu limanlar saklamaz beni artık
    nereye uçsam uçurum
    her defasında zehirli oklar saplanıyor kanatlarıma

    gözlerim hüznün teknesi
    hangi adaya sığınsam ihanet
    sarı fırtınalar sarıvermiş limanlarımı
    unuttum içimdeki umutların beyazlığını
    mavileri, yeşilleri, alları
    bir çöl akşamında kararıp kaldı düşlerim

    Ne yana dönsem bir yanım küs
    ne yana dönsem yağmur hıçkırıkları
    kime baksam gözleri öksüz
    aynalarda paramparça yüzüm
    yüreğime batıyor kırıkları

    biz seninle uzak dağbaşlarına yazdık umutlarımızı
    denizlere, dalgalara, fırtınalara, içimizdeki öfkeye
    upuzun ırmaklara yazdık sevdalarımızı
    acılara, korkulara, uçurumlara

    biz seninle kanatları sevdalı iki martıydık mavi göklerde
    vurulduk işte yaşama tırmanırken sevinçle

  9. #24
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ey Denizler Kraliçesi Myra

    Ey gönül mihrabımda sultan
    ey sabah yıldızının kızı
    ey eşsiz dolunay ışığı
    ey vefa göğünde hilal
    denizler kraliçesi Myra
    ben ki gam rüzgarlarında bir geda
    ay bakışının dilencisi bir avareyim
    sen benim en güzel hayalçiçeğimsin
    ben senin aşkınladeli-divaneyim

    ey yeryüzü kraliçesi
    ey gökyüzü kraliçesi
    ey denizler kraliçesi Myra
    gel sevgilim ol sevgisizlikler ülkesinde
    mutluluk ağacında hayal çiçeğim ol
    dost gelişinle gel, gül gülüşünle gel
    uyandır beni elem uykusundan
    güneşim ol, ayım ol doğ ufkuma
    sıcaklığın sarsın dünyamı
    muhtacım sana

    gelmiyorsan, gelemiyorsan
    açık bırak gönül kapını
    yükleyip yüreğimi bir martının kanadına
    dalga dalga aşıp denizleri
    rüzgarın kanadında ben geleyim

    damardaki kanın, dudakdaki tadın
    ölümsüzlüğün adıdır adın
    ey sonsuzluğun hikayesi Myra

    seni sevmeseydim ne gülün alı olurdu
    ne menekşenin moru, ne de ateşin koru
    olmazdı yeşilin tonu
    seni sevdiğim için gözlerin mavi, bakışların ay
    denizler dalgalı
    seni sevdiğim için saçların yağmur rengi
    gülüşün gül, dudakların kızıl

    milyon kere tutuşsada denizler yüreğimde
    sorma kıyılarım niye yanar, niye ağlar martılarım
    umutlarım Sende saklı

    beni sende seni bende çoğalt, çoğalt ki
    dağlara yaslanan hayalini seveyim
    denizlerde dalgalanan kalbini
    masumluğuna yıldız
    gülüşüne gül düşüreyim
    ve ben
    ve ben
    ve ben
    yüzyıllarca yalnız seni seveyim
    yalnız seni seveyim
    seni seveyim
    seveyim
    seve
    sev
    se
    s




    Nuri CAN

  10. #25
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yorgun bir dağ LaLe'si

    Dağ başında yapayalnız boynu bükük bir çiçeğim işte
    yapayalnız bir çiçek.. başı eğik, kalbi kırık...
    yorgun kelebekler uçuyor kalbimin üzerinden
    dönüp bakma,
    boynumun büküklüğünü sorma sakın
    karlı dağlar kadar yalnızım işte

    Beni anlayabilir misin karlıdağ, ceylan pınar
    haykırsam duyar mısın sesimi?
    her sabah rüzgar vurur yamaçlarıma
    yamaçlar kalbimin sızılarına
    gizli yaralarım var acıtan
    kanadığımda yaramı bağlar mısın?
    her yağmur sonrası,
    yaprağımdan süzülen damlalara bakıp
    benimle ağlar mısın? ..

    Beni anlatabilir misin karlıdağ, çoban çeşmesi, kırklar tepesi
    yolundan gelip geçenlere, soğuk suyundan içenlere
    ulu ağaçlara, uçan kuşlara, gözdeki yaşlara, kederli başlara
    sarı sonbahar yorgunu gözlerimle
    bakışlarımdaki hüznü anlatabilir misin?

    Yorgun bir dağ lale'siyim işte kıyısız yamaçlarda
    ışık sızmayan bir mağaranın rahminde doğdum
    acıyla yoğruldu toprağım
    yangınlarla büyüdü yaprağım
    gölgem bile yok
    karlı dağlar kadar yalnızım işte
    tek dostum kınalı keklikler
    ve yaban geyikleri,
    asil rüzgarlarda kayadan kayaya süzülen...

    Beni saklayabilir misin karlı dağ, teyran tepe, Munzur yaylası
    yalnız akşamlarda kaybolan bir ses gibi
    tükenmemiş bir nefes gibi
    beni saklayabilir misin?

    Avcılar peşinde ömrümün
    yaralı bir ceylandır gönlüm sarp kayalarda seken
    kalbimin üstünde yorgun kelebekler,
    her an ölümü bekler...
    yükleyip dalıma inceden, inceden sızılar
    beklerim öyle her sonbahar nafile

    Karlı dağlar kadar yalnızım ben de
    üşüyen papatyayım kar ortasında
    başım duman duman bulut
    avuçlarımda yayla gülleri
    elimde nazlı bir umut
    ve yüreğimde ateş, dilimde yanık türkülerle
    kanayan bir gökyüzü şarkısıdır dudağım

    Beni saklayabilir misin karlı dağ?
    kır düşmüş saçlarımı,
    hüzün yüklü bakışlarımı anlayabilir misin?
    her türlüsünü tattım aşkın, acının, ayrılığın
    hayatın ve aşkın mağlubuyum, anla
    unutulmuş aşklara, derin sevdalara yaz beni
    nice arzular saklayıp gecelere
    bir nefes dağ kokusuna karıp ömrümü
    beklerim öyle her bahar
    büyüsün diye gözlerimdeki kar çiçekleri...


    Nuri Can

  11. #26
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yoktun! Sustum
    Yoktun!
    sustum
    ve susmak kırgınlıksa
    sustum işte
    bir dağbaşı ıssızlığında

    Sustum
    kilitlerimi kapadım sustum
    yaralarımı sardım sustum
    demedim kimselere
    bir çığlık kanıyor
    en derininde yüreğimin!

    Yolcuyum
    uzak
    çok uzaklardan geldim
    yorgunum
    ellerim boş, boynum bükük
    gözyaşı dolu heybemde
    kalbimi alıp getirdim sana
    ayrılıklarla delik deşik kalbimi
    başka bir şeyimde yoktu getirecek

    Dalımda güz türküleri
    koynumda ateş
    seni aradım bir kentin sokaklarında
    yapayalnız
    ve
    yorgun
    yoktun

    Çocuklara sordum ağladılar
    ırmaklara sordum çağladılar

    Çiçeklere sordum boyun büktüler
    ağaçlara sordum yaprak döktüler
    sığındığım kuşlar da uçtu gitti
    bir başıma kaldım ortalarda

    Senki yetim bir bahçede
    bir tomurcuktun hayatın kollarında
    çiçeklerin nazlısı, küskünüydün gönlümün
    bütün gün seni aradım
    yorgun
    ve
    yalnız
    acılı bir yel gibi
    dolaştım durdum sokakları
    yoktun

    Pınarlara sordum akıp gittiler
    yıldızlara sordum bir bir söndüler
    sigaramı efkâr ettim savurdum gökyüzüne
    sonbahar sardı boynumu yaprak yaprak
    sonra yavaş yavaş bedenime girdi acı
    senden ne bir ses vardı, ne de bir nefes

    Gülüşünü, gözlerini, sesini takıp koluna
    vedalar bıraktığım durakta şiirler okudum
    aklımı yitirdiğimi sanıp,
    acıyan gözlerle bakıyordu herkes

    Sonra gözlerimi,
    ağlamaktan yorgun gözlerimi
    ulaşamayacağım uzaklara yolcu ettim
    kara trenlere mendil sallayarak.
    duygularımı bir vagona kilitleyip
    bin ah sürüp dudaklarıma
    sustum!
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum

    ...
    İstedimki,
    kalbinin durduğu yer
    kalbimin durduğu yer olsun...

  12. #27
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ahhh! ! ! Züleyha

    Her aynada bir yüz unuttum
    her kıyıda bir göz
    bastırdıkça yanan yüreğimin üstüne ellerimi
    iliklerime dek ürperdim
    sıcak bir cehennem oldu dünya
    anladım ki hiç bir mevsimde yeşermiyor acı
    ve hiç bir acıyı alıp götürmüyor ırmaklar


    Gözleri öksüz bir çocuk gibi yaşıyorum şimdi
    yedi kat yerin dibine düştü hayallerim
    sevinçlerim uzak bir kıyıda rehin kaldı
    sevdalarım dalgalı bir denizde
    hüzün kokuyor şimdi öptüğüm bütün maviler


    İhanetler kuyusu bu kuyu ahhh! Züleyha
    dikenli teller yırttı yüreğimi
    hergün böyle paramparça acılarla boğuşmaktayım
    kör karanlıklardayım sesimi kimse duymuyor
    gücüme gidiyor ihanetler, bu zindan, bu kör kuyu
    tut ki, ellerimden bütün acılar ağlasın
    utansın ihanetler


    varsın hasretler dağlasın
    sevgiyle kavrulsun yüreğim
    azad eyle beni ey gözleri öksüzüm
    ihanetine uğradığım dünyanın
    bütün kapılarını kapadım üstüme
    Yusuf’ gibi kuyulardayım
    zindanlarda esir kaldı yüreğim
    tut ki, ellerimden bütün bulutlar ağlasın
    utansın ihanetler


    bilmem bu kaçıncı kez hasretimi yaktığım
    boyun büküp melül mahzun baktığım
    acıları yıkadığım göz yaşlarımla
    ihanetler kuyusu bu kuyu ahhh! Züleyha
    ihanetler kuyusu bu kuyu
    biliyorum inmemeliydim bu kadar derine
    insan oğluna güvenmemeliydim bu kadar
    kervan geçmez, kuş uçmaz bir kıyıda


    Azad eyle beni ey gözleri öksüzüm
    sonbahar da geçip gitti, kar yağıyor işte
    ellerim üşüyor, yüreğim üşüyor
    bırakıp burda beni umarsız
    son kervanda geçip gitti ey zülfü perişanım
    vurdukça vur başını taşlara şimdi


    Bir şiir kaldı yüreğimde ihanet etmeyen
    bir de sen gözleri öksüzüm
    ağrıdıkça yüreğimi saran
    koruyan beni, soluyan
    ağladıkça ağlayan


    Örselenmiş bir geceyim artık
    yıkılmış bir hayatın eteklerinde
    her gün böyle hasretini yudumlayarak
    kanayarak geçip gidiyor günlerim
    varsın acıyla bitsin bu masalın son cümlesi
    en karanlık gece olsun ayrılığım
    varsın ıssız kuyularda öksüz kalsın umudum
    yeterki, vurmasın yarama bıçağını hayat
    ömrümün en amansız telindeyim tut elimden
    yüreğimde şiir ol ışıt beni
    koru beni, sar beni, solu beni, anla beni

    Nuri Can

  13. #28
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Üşüyen İncecik İmgeler

    Fırtınalar, seller mi yıkar yaraları?
    acılar, ayrılıklar mı?
    eylül düşmüş bir ormanda
    özlemlere kanat çırpan,
    ateş gözlü bir serçe mi hıçkırık? ..

    bir gülün çınlaması mı şiir?
    üşüyen incecik imgelerde
    ki, duyarlı rüzgarlarla sevişir hep şair
    dipsiz uçurumlarda
    her dize derin ve yaralı bir çığlık…

    sevgi bir bahar yağmuru mu?
    damla damla yüreklere yağan
    sevda bir ateş, ayrılık rüzgar mı?
    sevgiye hasret kalanlara.

    yaralı bir şehir mi uykuda şair?
    ki, yüreği en eski aşk kırgını
    sevdalı bir nehir mi şiir?
    sonsuza akıp giden
    ve her sabah yeniden merhaba diyen
    güneşe...

    dalgın bir dal mı hüzünler
    naz ağacında?
    suskuların alnacında
    yürek yansısı mı yüzler?
    ki, aynaları hep kırık...

    Nuri CAN

  14. #29
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Elini Vermiyor Hayat!



    Yerde kıvranan kalbimin üstünde dansediyor acılar
    koparıp göğsümden yerlere fırlattığım kalbimin
    kimse dönüp bakmıyor
    görmüyor ateşler içinde kıvrandığını kalbimin
    eğilip almıyor ateşler içinde
    yanıyor kalbim!
    kalbim ahhh!!!

    Yaprakları acılı rüzgarlada ürperen
    yorgun bir dağ lalesiyim bir yol başında
    yaralı ceylanların gözlerinde inliyor bedenim
    ruhum bir cellâtınki kadar soğuk ve tedirgin
    kirli bir hayatın karanlık odalarında
    mil çekiliyor gözlerime
    kör oluyorum!
    dost bildiklerim hançerini saplıyor göğsüme
    yaralanıyor canevim
    kan damlıyor her yerimden
    yüreğimden
    ellerimden
    gözlerimden
    dudaklarımdan...
    ahhh!!!

    Zifir karası gecelerin acısı zaptediyor ruhumu
    kalbimin en ince sızısından vuruyor hayat
    ne güneş ısıtıyor üşüyen anılarımı artık
    ne de insanlardan kaçıp sığındığım tenhalar
    çıkmaz sokaklarda yitirdim yolumu, şaşkınım
    şimdi yüreğim çırpınan yaralı bir kuş gibi çaresiz
    kış kadar soğuk bedenim şimdi
    param parça her yerim
    bir ihanet sisinde yitirdim herşeyimi
    yıldızlar göz kırpmıyor , ay küs
    sisli geçen her gecenin ardından yağmuru bekliyorum

    Ah!!! Diyorum,
    keşke bende duygusuz yaşamayı becerebilseydim
    yalanlar sıralayabilseydim, yalanların ardından
    aç çocukların gözlerine bakıp utanmasaydım
    yanmasaydım bu kadar dünyanın acısına
    gözlerime perde çekip, unutabilseydim her olup biteni
    ihanetlere incitmeseydim yüreğimi bu kadar

    Ey ömrüm ödedim borcunu acıların, azad eyle beni
    anladımki söz geçmiyor yüreğe tufandan sonra
    bağışlamıyor hayat yüreğiyle oynayanı
    el yordamıyla yürüyorum şimdi yürüdüğüm yerde
    yalanlardan örülmüş bir duvarın kenarından tutunarak,
    onurlulara mahsus acılı taşlara yürüyorum...
    bir sümüklüböceğin kabuğunu sürüklediği çaresizlikle
    sürüklüyorum bölük pörçük hayatımı ardımdan.

    Ey kalbe saplanan hançer
    ey ciğere işlenen kurşun
    bu yürek artık ağlamamalı,
    yanmamalı acılara bu kadar
    ağır geliyor onurlu bir ömrün çekilen yükü
    bir yanım deniz, bir yanım uçurum, bir yanım ateş
    yalnız bir yolcuyum meçhule giden dümensiz bir gemide
    gözlerimde kaç bin yıllık ah!
    yüzme bilmediğini bile bile denize atıyorum kalbimi
    alıp götürsün diye upuzun yanlızlıklara dalgalar

    Yorgun bir dağ lalesinin hazin hikayesi hayatım
    yaşama sevincimi yıllar önce
    çiçekleri çiğnenen bir bahçede yitirdim
    ağrılar içindeyim şimdi ah! mavi kuş
    yorgunum, bitkinim, dargınım!
    elini vermiyor hayat!
    bir uçurum kenarında
    ha düştüm düşeceğim

    her gece bir yıldız kayıyor gözlerimden
    yüreğimden bir dilek sönüyor her gece
    bu yüzden hep yetimdir bir yanım
    bir yanım aşka ve acıya ayarlı

    enkaz oldum, toz oldum, duman oldum
    (*)"ben bu kahrı çeke çeke yoruldum"
    kara bir dumanla boğuluyorum şimdi
    şimdi kara gecelerin kör kelebeği gözlerim
    karanlıklar içindeyim dipsiz bir kuyuda
    dolunay
    bulutların arkasından
    bakar
    bakar
    darılır...

    ben
    dolunaya
    bakar
    bakar
    utanırım...

  15. #30
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Es ve ha

    seni türküler gibi sevdim
    es ve ha
    öyle ince öyle kırık
    dağ suları gibi serin
    kitaplar gibi aydınlık
    seni
    yüreğim gibi sevdim
    es ve ha

    seni
    yeni yaprağa duran
    bir goncagül sevinciyle sevdim
    sesindeki karanfil fısıltısı
    gizemli bir masalın tılsımıyla

    sen ki
    en güzel çiçeğim
    düşüm gerçeğim
    umudum, sevincim, geleceğimsin

    seni
    şiirler gibi derin
    şarkılar gibi içli
    seni
    unutmamak üzre sevdim
    es ve ha
    salkım-saçak türküler gibi

    gül kokulum
    sevda okulum
    usul boylum
    güzel huylum
    kömür gözlü çingenem

    sen
    yağmuruyla ıslandığım
    güneşiyle ısındığım
    düştükce yaslandığım
    tutkum, sevincim
    sevda yüklü bulutumsun
    özlemlere uçan güvercinim
    yaşamama sebep umudumsun

    …..

    bir gün gitmek olmasa diyorum
    solmasa çiçekler
    yüreğimde kuşlar uçmasa
    silinmese gölgeleri sevincin
    hasretin ince yollarına
    inmese gözlerimde sular
    sevdasına şiir yüklediğim rüzgar dinmese
    bitmese dudaklarına yakıştırdığım gülümseme
    ayrılık olmasa es ve ha
    ölüm olmasa
    mutluluklara yazılsa adresimiz
    her üşüdüğümde bakışına sarılsam
    güvercinler havalansa üzerimizden
    ömrümüz
    dört mevsim bahar olsa
    gönlümüz arı aşkımız bal olsa
    aksa damla damla hayatımıza dolsa

    ey kır lalem, düğün çiçeğim
    çayır güzelim, gelinciğim
    süsenim, sümbülüm, caneriğim
    uzansam dokunabilir miyim yüreğine
    öpebilir miyim gözlerinin içini

    ...../

    susma es ve ha, kapama gözlerini üşürüm
    bırakma ellerimi es ve ha bırakma düşerim



    Nuri Can




Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon