Toplam 4 mesajın 1-4 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    1981, Urfa -Suruç doğumlu. 2003 yılında Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. Bilkent Üniversitesi’nde Türk Edebiyatı yüksek lisans programında okudu. Şiir ve yazıları E, Son Kişot , Düzyazı Defteri ve Yom Sanat gibi dergilerde yayımlandı. Şiirleri çeşitli dillere çevrilerek bazı uluslararası seçkilerde yer aldı. Tasarım üzerine çalışmalarıyla da bilinen yazarın iki kitabı bulunuyor: Esmer Tenli Irmak Düşleri (2002), Sular Divanı(2005)

    Dumanı Taştan / Bükülü Ev

    nârin bir kelebek ölüsüdür sevgilim

    yüzümün düşüp düşüp kırıldığı yerde



    sokak fenerlerine asılı ömrümde

    soylu suların biriktiği havuz delinmiştir



    tülden geriye sara ve köpük

    kalbimde çalan zorlu bir kış vakti olur:



    kır dilimi, eksik bir vedâdır artık/kalbim,

    seyrek bir duâ vakti düşüyor / suskun melekler evinde.



    bu balk / onları ancak tutuşturmak gerekir

    in yüzlerime: sabrını bil su!yun

    o gerilmiş çarşaflar içinde:

    nice ki sevişme gizlidir

    karıncalanan göğsünde / acı çeken atlar için âmîn

    gözler ime isabet etmelidir bilinmeyen ne varsa



    (değişmedi yüzüm nere’ye baksam

    bağışla beni! bütün yüzünler siyah

    ama kalbimi soluklayan beceriksiz taksim

    çelem çiçekleri kadar siyah.)



    (Sular Divanı’ndan)




    Herhangi Bir Kadın İçin Gül Baladı

    bay Rainer Maria Rilke için


    ölüm hepimize bir sevgili ile güldü

    rüzgardan gebe kalan kadın

    bak üşüdü ellerim

    kesildi paslı bir neşterden emdiğim süt

    kucakladı beni düşürdüğüm her yıldız

    küllenecek bir ateşim yok şimdi

    her yanım kan her yanım gül

    nişânesiyim ölüm kusan ömrünün


    ateş ve tuz kaldı geriye elifba akşamlardan

    kül ve ayna oldu her sabah

    dokundukça kırılan babam


    beni kısraklar getirsin bir kadının titrek göğüslerini öptüğümde

    ve belki kısır barbarlar doğursun beni

    aksayan yanlarımda kalsın kesik elleri suyun

    ki

    kusmalar vaktidir şimdi

    bense bildim kanayan bıçaklarda gülümseyen sûretini kadının


    gül ey saf çelişki!



    (Sular Divanı’ndan)

    ----------

    EYES OF ETERNİTY / ÖZLEM MEZARLARI

    lâle ve hançer kesiyor yatağımın altındaki kum nehirlerini
    ey kalbimi acıtan su, bir daha râm!
    kibrimin ehlileştiği meydan bölündü sokaklara
    avlularda kendine ayna tutan kuyuya çöl desem
    ürkecek dizlerimin avuttuğu an-
    ne’den geceler
    sızan dudaklarımdan her kavim için bana göç
    susmak istemedim. Su!
    İçimde ayaklanıyor bir daha fetret!

  2. #2
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    MERİVA

    diş taşlarıyla kurulu şehirde
    taşınmaz artık göğsümde aşk ve su
    yakama iliştirilmiş bir öpücük gibi
    bacalar ve beton üzre söylendiklerim
    yosun tutuyor ağzımda

    şüphedir ki söylenmelidir
    yoksa ne bilinir caddelerden aktığım
    bir deri parçasına tutunan nehir sanıp kendimi
    sol omzumda korkunç bir ağrı taşıdığım gün-
    âhlar içinde kendisine yer kalmayan meleği
    çizerek kutsal yazılar yazdığım sa-
    at hiç durmuyor…

    artık her gün
    ikindi vakitleri damarlarımda dolaşan zehr
    açmalı su mezarlarını
    iri bir gölde yüzümden lekeler için/de
    kîn çağıran kokusuyla
    katledilmiş bir kalp görün

    peçelerini indirin suların sözgelimi
    sırtımdan cam bardaklara akan siyah suların
    tutmayın, bir horoz gibi durmadan yolunan,
    fakat içimde pıhtılaşan ellerini zamânın

    İbrahim Halil Baran

  3. #3
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Dotmam

    (Aşkın hikâyesi değildir ama aşka dair bir hikâyedir)

    I.
    isim konulmamış tedirginliklerdeyim,
    Fırat’tan, Dicle’den
    ve en son Nil’den ıslanmadan geçiyorum...
    suskunum ve hep durgun...
    gözlerim yuvalarından düşmüş gibi
    tebessümlerim,
    hep sürgünlerdeydi zaten...

    II.
    sığmıyorum işte bu kente,
    ruhuma dar geliyor bu meydanlar, bu şehir...
    ölümün güzelleştirilmiş adındayım,
    aşktayım kaç üç yüz altmış beş gündür...
    kırık bir surat taşıyorum usanmadan,
    pamuk ırgatlarından çaldığım
    çocuk ellerimde,
    karanlık harflerle seni beklemekteyim...

    III.
    bu karanlığa,
    senden çaldığım bir iki damla ronahi ile,
    çöplüklerde
    bulduğum bir parça ekmek ile
    bir şeyler katmaktayım
    ve
    sen...
    .......yoksun...

    IV.

    geceye bulaşmıştır saçlarım
    her ak düşende
    gün doğdu sanıyorlar
    ve sen gelmedikçe hep aldanacaklar...

    V.
    içime bir şair düştü gözlerinden,
    mısralara sığınıyorum her gece,
    kötürüm bir kadınla sevişir gibi
    kambur tutuyorum ruhumu,
    bir tutam tüy koparıp yüzümden
    mürekkebime düşürüyorum...
    her aktıkça vebalı kalemim,
    her deşildikçe verem sayfalar
    yutkunuyorum acılarımı
    ki dotmam,
    gelinciklerin sırt çevirdiği bu adam,
    her gün mezar taşlarına
    senin için ölülerden emanet şiirler biriktiriyor...

    VI.
    üşüyorum,
    erirken bütün buzullar
    ve
    yanarken yüreğim,
    göremediğim için ellerini;
    üşüyorum...

    VII.
    geceler boğazladı beni,
    kaldırımlara düştü
    acıyla kefenlediğin bu kemik yığını
    paslı bakışlar,
    yürüyen ayaklar ve elbiseler kesti yolumu.
    cebimde
    sana yazılmış aşk yemincikleri buldular
    çarmıha gerdiler İsa misali,
    nefretinden tohumlar ektiler bedenime,
    avuçlarımdan bir damla kan akınca
    bu şiir defterleri düştü yere...

    VIII.
    bitip tükenme vakti miydi bu çocuk için,
    terlemeden ağarmış bıyıklar,
    şakaklara düşen kuyruklu yıldızlar
    ne sunacak bu ateşe?
    sessiz telefonlarda ömür tüketmek mi
    düşmeliydi payıma...
    parmak izlerime
    adını yazmak mı olmalıydı ilk gençliğim...
    döktüğüm dişlerimi
    kitapçılara satmak,
    kirpiklerimi buket yapıp yoluna serpmek,
    çamurlara bulaşmak mı olmalıydı yaşayacaklarım...

    IX.
    herhangi bir kelimede tükeneceğim işte,
    dayanamam bu acıya...
    daha söyleyemem hiçbir şey.
    dizlerimin çözüldüğünü,
    bir sokakta dilendiğimi,
    en büyük sadakanın
    iki satır şiir olduğunu,
    kötürüm kadından
    kambur ruhumun artakaldığını anlatamam
    acıya düşmeni,
    bir şair olmanı isteyemem...
    ama yeter ki sesin düşsün geceme,
    ellerin dokunsun duvarlarıma
    -ki ben dokunurum izlerine-
    yeter ki yudumla
    bu tek dudak dokunuşlu çay bardağından...
    yeter ki anla...

    XI.
    son saniyelerimi oynuyorum bu aşkın,
    sen gelmezsen,
    kuruyacak avuçlarımda bütün günebakanlar,
    kuruyacak geceye ektiğim dut ağaçlarım...
    sen gelmezsen,
    sürü sürü
    ılgar atlar getirecek sana ölüm haberimi...
    mirasım bir kitap,
    bedenim birkaç şiir olacak.
    gelincikler morgundan alacaklar cesedimi...

    XII.
    gelmedin işte...,
    saklan şimdi dört katlı harabene
    atlar geliyor
    ılgar atlar getiriyor sana ölüm haberimi...
    ....

    “bu şiir,
    gecenin mürekkebiyle
    herhangi bir zamanda herhangi bir denize yazıldı...
    ay göründü ve deniz kabardı,
    yıllar sonra mürekkep
    yazılanlardan utanmadan
    sadece dağıldı...
    kül rengi sayfalara düştüm sonra,
    gece onları yaktığımda,
    uçurum diplerinde ayyaşlar
    parçalanmış cesedimin gözleri önünde
    taşları öpüyordu,
    sevgili uykudaydı ve ben çıldırmıştım zaten...
    sonra,
    diriltince beni acılarım
    mum alevlerine yazdım her şeyi
    ve bir gün
    son kelebek olup yandım o ateşte...
    ‘dotmam’ adını verdiğim sevgili
    gelmedi hiçbir zaman.
    şairler ondan rivayetler söylediyse de
    onu gören, elini tutan,
    gözlerinin rengini bilen olmadı asla...
    yasını tuttuğum siyahlarım,
    kambur gecelerin hatırına;
    sığındığım gelincikler
    kör olmamı fırsat bilerek sordu bir gün:
    ‘dotmam var mıydı?’ diye...
    kaçak çay içtiğim,
    lekeli mektupları okuduğum bir gün
    ben de sordum bu soruyu...
    ‘var mıydı(m), yok muydu(m) bilemiyorum’...
    acıdan başka hiçbir şey hatırlamıyorum çünkü...
    var ise(m) biliyor(um)dur kendisini,
    yok ise(m), onun yokluğu,
    ihanetidir kalbime sapladığım hançerin
    çünkü abartılı ölümler yaşıyorum şimdi
    ve
    mısralar tanıktır elbet
    ne kendimdeyim ne de kendimdenim...
    öyle ki
    bu şiir en son
    kaybolmasın diye bir kitaba yazıldı..."

    Fayrap

    yüzünün sarnıçlarından döküldüm / yemîn ederek
    hummâ ile bölünmüş rüyâlarda: yeniden bir yüz
    bildim ücrâsında yüzümün. bildim. saçlarının son sayfasından
    geceme inen felâket bekçilerini: sığınarak yüzündeki
    efsûnuna dilsizliğimin / âh! yaktım gözlerimi

    geceleridir susmak suçu: azîzeler ile büyüyor saçlarım
    rivâyet: çekildim kapılarından kendimin.
    sus ettim içimdeki her söze / taşların gölgesinden
    geldim adını sayıklayarak: içimdeki çocuk
    kendi ölüsünü bekler akrep ağzınla. âh! söndürmeyin bu ateşi.

    kilitse vurulan bu mahcup bedduâma: üfle: sûretimi gitmelere
    bırak cesedimin de saçları dağınık kalsın.
    âh! nedense herkes benzer kendi ülkesine

    İbrahim Halil Baran
    (Sular Divanı)

  4. #4
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Su Ölümleri

    ağzımda dinmez yaralarla
    bir türbeden geçirdiler akşamüstü
    ellerimi tuttular sol göğsüme
    zemzem içirip mürekkep sürdüler dilime

    geçmedi evhâmım!

    sanırdım içimdeki vandal kıracak billur kalbimi
    tifo çarşılarında yahut çay bardaklarında
    kırmızı gömleklerini yırtacaklar çatıların
    kollarını damarlarıma gerdikçe yüzüklerimde toplanan ter
    sanırdım içimde dilenen büyücü çalacak kalbimi

    geçmedim yine de sâkin su bahçelerinden
    taş bebekler soluyan
    yollardan topladım iri ceylân gözlerini
    sevgili sandım
    duvarıma asıldıkça, bir halıda donan fincan güzelini

    kabuk bağlıyordu evimizden küçük kadın ayakları
    ile akan nehir ve durduk yerde çekildi sularımız
    hatırlıyorum bir ikindi toplanıp aile mezarlığında
    susuyorduk ki
    bakır bir tasta iplerle oynayan ruhum
    dökülen ceviz yapraklarından anladı değiştiğini mevsimin
    kırdım çerçilerin, attarların yüzleriyle çalışan saatimi
    kurudu kuyu, babamın gözyaşları doldurmaya yetmedi

    ama o gençlik çağımda ben
    ne bileydim susuzluktan öldüğünü sakâların
    akşamüstleri kuru incirler içinde

    Halil İbrahim BARAN