Toplam 4 mesajın 1-4 arasındakiler

Konu: Bejan Matur

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:45
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Rüzgâr Dolu Konaklar

    Doğduğumuzda
    Bizim için yaptırdığı sandıklara
    Gümüş aynalar
    Lacivert taşlar
    Ve Halep’ten kaçak gelen kumaşlar
    Dolduran annemiz
    Bir zaman sonra
    Bizi koyup o sandıklara
    Yol
    Rüzgâr
    Ve konakları fısıldayacaktı kulağımıza.
    Yalnız kalmayalım diye karanlıkta
    Çocukluğumuzu ekleyecek
    Avunmamızı isteyecekti
    O çocuklukla.
    Sırtımızdan jiletle akıtılan kanın
    Karıştığı uzun ırmağa
    Bırakıldığımızda
    Annemiz bu kadarını istemezdi
    Bu yüzden
    O uyurken
    Uzaklaştık
    Diyorduk sulara.
    Gidişin kendisinden artakalan
    Her şey, herkes burada.
    Ben buradayım
    Kardeşlerim yitikliğiyle burada
    Annem elbiseleriyle
    Erkek kardeşim savaş korkusuyla
    Babam burada hiç uyanmış olmasa da
    Dünya eksilmiş etrafımda
    Bir düş sanki olanlar
    Uzayan ve uzadıkça acıtan
    ….

    Bejan Matur

    Kadınlar

    Mavi dövmeleri
    Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle
    Durup ateşe bakıyorlar.
    Rüzgâr estiğinde hepsi ürperiyor
    Göğüsleri değiyor toprağa

    Ellerinde yanan odunlar taşıyan kadınlar
    Siyah kazanların pası çökmüş yaşlılığıyla
    Dolaşıp duruyorlar.
    Ateşin öfkesi kabardığında
    Sesler artıyor.
    Orada ateş hiç bitmiyor
    Söndürmek bir belâ

    Göğüsleri pörsüyen kadınlar
    Ellerinin korkunç inceliğiyle
    Tutacakları odunların sertliğini düşünmekte
    Ve susmaktalar.
    Sustuklarında yaşları farkedilmiyor
    Toprak kokuyor bağırdıklarında

    Nereye yaslanacaklarını ututtuklarından
    Gözlerini toprağa bırakıyorlar
    Çünkü bulutlar gökte kalıcı değil
    En içten
    Toprağa veriyorlar kendilerini
    Ve kokuyorlar arasıra

    Bejan Matur

    Tören Giyisileri

    Çürümüş donuk kalbinde bu toprakların
    Gözleri gördüm.
    Herkes sesiyle vardı
    Ve duruşuyla gövdesinin.
    Bir insanı en iyi sevişirken tanırız.
    Kalbimizi birlikte çürütürken.
    Ağırlaşan gövdemiz
    Gece uyandırır.
    Mezar gibidir avlulu evler.
    Çocukluk bir uykudur. Uzun sürer.
    Ve dokunmak için bir arzu
    Bir arzu sürükler bizi ölüme.
    Ben kendimi sınadım her gövdede
    Ben kendimi bıraktım her şehirde
    İçime aldım göğünü ülkelerin
    Ve boşluğunu görünce kalbimin
    Gitmeli dedim.

    ***

    Çürümüş tören giysileri içinde
    Askıda salınan kökler.
    Biz denize düşürsek de ateşi
    O hep yanar.
    Issızlık bahşeder karanlığa. Yanar.
    Tarih bir yanılgı olabilir diyor şair
    İnsan bir yanılgıdır diyor tanrı.
    Çok sonra
    Bu toprakların kalbi kadar
    Çürümüş bir sonrada
    İnsan bir yanılgıdır diyor tanrı.
    Ve düzeltmek için varım
    Ama geciktim.

    Ölü kızıl suyun dalgası
    Gece yürünen yol
    Ve yolcuların dağıldığı zavallı yeryüzü
    Salınan beyaz kefenler
    Tören giysileri.
    Ve bir koşu için gerekli tek şey
    Atın yelesidir.
    Aslolan,
    Şimdi ve burada
    Çürüyüp kaldık.

    Tanrı görmesin harflerimi
    İnsan bir hata diyor durmadan
    Ve hatasını düzeltmek için
    Acı veriyor
    Sadece acı.

    Bejan Matur

  2. #2
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    An ve Masal

    Güneşin ve suyun tadıyla
    Uçunca bulutların tarlasına
    Orada gece yok
    Gece olmuyor uzaklarda

    Boynumda gümüş bir kafes
    Sadakatsiz bir cariye gibi
    Uzanıp kıvrıldım ayın ortasına
    O bir dede
    Ben bir tanrıça
    Günlerce uçtuk alacakaranlıkta

    Boynum ince
    Kalbim boş
    Sürdüm yüzümü ağaçlara
    Rüzgara sürdüm gözlerimi acıyla
    Geçtiğim yollar
    Ve uçtuğum
    O gecesiz gökyüzü
    Bulutların tarlasında oturan
    Tanrı kadar yorgun
    Fısıldadılar:

  3. #3
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Onun Çölünde

    onun çölüne gittim. konuğum,
    duvardaki kan pıhtısında.
    onun bulduğu damar beni çağırdı.
    ve ruhum eski bir kanla yıkandı

    onun çölüne düştüm, oturdum çadırında.
    eski bir kavmin buluşması ve töreni.
    bir yaban kuş gibi tüneyip kıyıya
    dedi ki bana "ölümsün sen"
    mutlak
    mutlak olan.

    onun çölünde gece kımıldar.
    yılan ve akrep karanlığıyla.
    hayat bir zehre gizlenir
    çoğalır sabırla.

    o bıraktı beni.
    çöldeki kızıl sularda
    balıklara bakacak
    nefesimi tutarak uyuyacağım.

    onun çölünde her gece
    fısıldadım kumlara.
    sordum nasıl yaptıklarını çölü,
    boğmadan koyun koyuna.

    onun çölünde ölüyüm ben.
    gelin ve kaldırın beni.
    gittiği yolda bulutlara değen bir gölge bırakılmış sanki.

    bir sesle uyandıracak beni
    kahra kan olan bir aldanışla yakaracak.

    tanrıya söylendim.
    nasıl da zalim gövdede varlığı onun.
    güzellik acıya kavuştuğunda yorulur ve
    hep yaşlı kalacak bir gözün ışığıyla bakar;
    her yüz bir işarettir tanrıdan.
    bunu yaşlı bir adam söylediğinde
    gözleri yoktu.
    annem öyle inanmış olmalı ki ona,
    yüzümü kederli çizdi.
    ve uzatıp tanrıya
    "işte" dedi
    "benim annem yeniden doğdu
    annem varlığıma döndü"

    gece paslı bir kafesle durdu önümde
    dua için zaman istedim tanrıdan.
    onun varlığına adanacak hiçlik
    düş için,
    o büyüde kalbime saplanan acıyla
    bağırdım;
    başka adamlar, başka dillerde dua etsinler. bizim için.
    ölümü tanıdığımız ve sessiz olduğumuz için
    kutsasınlar.

    ölü bir yaprağın sürüklenişi gibi rüzgarda
    gövdem yitirdi yerini.
    ağır bir uykuyla gizlendi tohuma varlık.
    ağır bir istekle.
    kızıl kan pıhtısı. tül sabah. ört üstümü.
    koyu gücünü yüzünün nasıl çizdiyse tanrı
    ve ne gizlediyse kıvrımına gülüşünün.
    gördüm ben.

    tüllere sarınmış bir çölde ölümümü bekliyorum. sakinim.
    yok bir gece bu.
    sabah uyanacak aşkı konuşacağız.
    ne çok sürdü diyecek bana.
    ne uzun sürdü hayat.

    o uzun günün sabahında
    sesini duydum gün ve gecenin çakışmasının.
    bir tül işleniyormuş gibi aralarında
    kavuştular usulca.

    uyu ağır uykunu
    taşların altında ve su isteğinle kal.
    geniş bir avluda gece kapanan kapıların ağırlığı.
    sürecek olan dilsizlik.
    rüzgar tırmalıyor kapını
    aşk uzakta.

    ne tuhaf inanmaman.
    sırtıma dokundun ve orada ayla ışıyan çizgilerin
    bir acıdan artan masumiyet olduğuna şaşırdın.
    gideceğini söyledin
    inanmadım sana.
    oysa ben daha doğmadan biliyordum.
    acılı bir ruhta oyalanan bir gövde bu.
    saf ve çocukça bir düşün yatağında.

    kan ve susuşla dinlenen ten kabullenir.
    beyaz tül yatağında başucuma
    camdan bir göz bırakıp gittin.

    ona fısıldanan sözlerin
    aşk olan varlığı
    o gidince karardı.
    yüzeyinde göğün
    beyaz ve kıpırtısızım.

    acıdan bir okla çıktım
    bekleyiş yatağından.
    içimde siyah bir taş.
    atları gördüm.
    kapı önlerinde oturan insanı, sözü.
    çok yaşanmış bir çığlıkla hayat.

    bir sırrın bana verilmediği yerden
    sordum ona
    bana ne söyleyeceksin?
    çölün söylemediği ne?

    ruhumu orada tutan ağırlıkla
    geceye ilendi tenim.
    ve çağırmadı çölü varlığım
    ondan sonra.

    aynaya dönüyorum
    değişmiş gözlerim.
    çölde kumlara bakan kadın
    kadere bakan
    artık benim.

    gördüm çizgilerini avuçlarının
    çöl her şeyi söyledi bana.

    anladım nerede bitti aşk
    kan pıhtılı odanda uyanan gövdem
    neden sığmadı varlığa.

    seni yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.
    gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerin
    yakaran çizgisine.
    çölden aldığını çöle ver
    hayattan aldığını hayata.
    artık beklemiyorum
    kal orada.
    geride, tepelerin art arda dizilmekle
    var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi.
    bir hiç ve gölge.
    gece ay
    gece tül ve yokluk.
    yok gece

    çölden aldığını çöle ver
    hayattan aldığını hayata.

    Bejan Matur

  4. #4
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Tanrı görmesin harflerimi dediydim ya; gördü.

    Şimdi lanetliyim.
    ...
    Yanyana dizdiğimde sihirli kelimeler yarattığım harflerimle lanetlendim.

    Cümle içinde kullanamadığım bir canım var gayrı, kırık...

    Başkalarının kelimelerine mahkum edildim.

    Şimdi sen gittin... ve ben bana benzemiyorum artık…


    Bejan Matur