Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12
Toplam 29 mesajın 16-29 arasındakiler

Konu: Cezmi Ersöz

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Askıda Üyelik
    juliet35 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    17.10-2008
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    1.272
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    9

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    ŞİZOFREN AŞKA MEKTUP

    .......Bir şizofrendim artık... Yalanlar söylüyordum,
    hem sana hem de ona... Kendimi tanıyamaz olmuştum.
    Hangisi bendim? İçimdeki, o güzelliğiyle dünyayı elde
    etmeye kışkırtılmış, karanlık ve ilgi tutsağı kadın
    mıydım; yoksa uğruna hayatından vazgeçmeye hazır
    olduğum aşkına mahkum, ezilmiş kapılarda bırakılmış,
    verdiği güven ve taşıdığı masumiyetle sana cazip
    gelmeyen o sevdalı kadın mı? İkisi de olmak
    istemiyordum. Ama ikisinden de vazgeçemiyordum. Sanki
    biri olmasa diğeri yıkılacak gibiydi. Birbirinden
    nefret eden ve birbirinin varlığına taammül edemeyen
    bu iki benlikle yanlız kaldığımda çıldıracak gibi
    oluyor, ağır ağır ruhumu öldürüyordum. Artık yalnız
    kalmak dayanılmaz olmuştu benim için... Seni
    göremediğim zamanlar ona gidiyor, onu göremediğim
    zamanlar sana sığınıyordum. İçimdeki bu birbirine

    aykırı iki kadın beni durmadan diplere çekiyordu...

    Cezmi Ersöz

  2. #17
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    YÜZÜNÜ ARADIN SEN HEP

    Yüzünü aradın sen hep
    en çok sevmek isterken bile...
    Bir bulsan yüzünü
    bir bulsan insanlara dağıtılmış hasretini
    İstediğin gibi sevecektin

    Oysa utandın, utandın kendin oldukça
    en çok severken bile
    Sevdiğinin kişiliğine girdin bu yüzden
    Ne söylesen hep eksik kaldı
    Shaipsiz utancın gibi eksik kaldı

    Delice sevmeyi istedin aslında sen hep
    ama ne zaman böyle sevsen
    deli sevgini senden çaldılar
    Ne zaman söylesen sevgini, seni seninle böyle
    yüzünü araken bıraktılar...

    kıstın ateşini, küçülttün kanatlarını
    çekildin en arka odana
    Gölgelerini bıraktın pencerelere
    Ah bu hayattan sana kalan
    sadece deli sevgini özlemekti...
    Sana kalan,
    bu hayatta kendini delice özlemekti...

    Cezmi Ersöz

  3. #18
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sen Aslında Çok Eski Bir Şeye Aşıksın

    Künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerimi
    Ölürsem beni seninle ararlar şimdi

    Bak, incelirken zehirleniyorsun yavaş yavaş
    Beni yanaşma ruhum boğuyor geceleri

    Ölürsem beni seninle ararlar şimdi

    Yüreğim paslı bir sarnıç
    Gözyaşlarının demi hala avuçlarımda

    Sesleniyorsun sevdaların kilitlendiği manastırlardan
    Yaşamak güçlü olmak değildir her zaman

    Künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerini
    Ölürsem beni seninle ararlar şimdi.



    Cezmi Ersöz

  4. #19
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi... Kimi derinden sevsem, o bir başkasını derinden hatırlardı. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını, sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim.

    Beni yitirmekten hiç korkmadılar; çünkü onlara göre fazla iyiydim; bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden.

    Beni terk edenlerden tek isteğim olurdu. 'Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü,

    Ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini.' Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni...



    Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim...

    O, yedek sevgili! ..

  5. #20
    Forum Moderatörü
    BARBiEBARBiE Avatarı

    Gerçek Adı
    NehiR
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    01.12-2017
    Saat
    15:35
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    14.626
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ANCAK BİR BENZERİM ÖLDÜREBİLİR BENİ

    Artık daha fazla böyle yaşayamazdı. İçindeki o sadece ve sadece kendisine ait olan özü ortaya çıkarmak ve onu yaşatmak istiyordu. Çünkü böyle, birden fazla ve kendisinin olmayan ve gerçek mi sahte mi olduğunun ayırdına varamadığı kişilikleri taşıyordu, sıkıntılı bir yük gibi... Peki, gerçek ve sadece ona ait bir özü var mıydı onun? Varsa neredeydi ve kimdi o? Öylesine çok maske kullanmış, öylesine çok değişik kalıplara girmiş, şekil değiştirmek zorunda kalmıştı ki, gerçek niteliğini yitirmiş olarak duruyordu. Belki de hiç olmadığı korkusuna kapılıyordu arada bir. Sık sık o gerçek özünü bulabilmek, ona ulaşabilmek için eve kapanıyor, günlerce hiçbir arkadaşını, yakınını aramıyordu. Kendisine yeni bir koza örmeliydi ve gerçek özünü bulduğunu sanıp, 'artık insanların içine çıkabilirim, onları gerçek kişiliğimle görüp, hissedebilirim' diye düşünüyor, yanlarına sevgi ve hasretle koşuyor, ama biraz konuştuktan sonra, konuşmanın yine kendisine ait bir öz olmadığını görüyordu. Bir başkasıydı sanki o. Ya da kimseye ait olmayan birinin özüydü taşıdığı. Unutulmuş, tesadüfen bulunmuş ya da korkudan, kaygıdan alelacele oluşturulmuş yapma bir şeydi. O ânı kotarması için, ilişkileri geçiştirebilmek, kendini orada o an için var edebilmek için yarattığı sahte bir kişilikti sanki...

    Bu yüzden arkadaşlarına dostlarına sevgiyle, umutla koşar, sonra da yapma kişiliğinin yarattığı sıkıntı, tatsızlık, boşluk belli belirsiz bir kasvet duygusuyla yeniden gerçek özünü bulmak için evine, odasına dönerdi. Yine olmamıştı. İçindeki o gerçek öz, eğer bir ara var olmuşsa onu belki de sonsuza kadar terk etmiş, onu böyle öksüz, hep doyumsuz, geçicilik ve kenarda kalmış olma duygularıyla bırakmıştı. Bu hep geçicilik duygusuna, şu anlamsızlık duygusuna daha fazla dayanamazdı. Bir gün gerçek kendisiyle buluşacaktı. Bu tutkuyla bekleyiş, ona geçmişte bir ara, belki çok kısa bir süre bu özle birlikte yaşadığı inancını veriyordu. ' O vardı ki, ben onu böylesine çok özlüyorum ' diyordu .. Şimdiyse 'binlerce hiç kimseydi'. Tek başına bile değildi. Çünkü tek başına olmak bir sağlam varoluştu ve bakım isteyen bir şeydi. 'Tek başınalık bir şans'tı.

    Yalnız bile olamadığı, bir hiç kimse olduğu için bu yüzden kim gerçek dostu, kim düşmanı, kim onu seven, kim katili, asla içtenlikle anlayamıyordu, algılayamıyordu. İşte bu yüzden onu gerçekten sevenleri göremiyor, onu pek de ciddiye almayanlara çok yakınlık duyduğunu sanıyordu. Çoğu kez sevgisinden ve nefretinden emin olamadığı için hep endişeler ve kaygılar içinde ve güvensizlik duygularıyla yaşıyordu.

    Hep bir doyum arıyor, ama yine hep açlık hissediyordu. Kahramanlık yapmak, cesur serüvenler yaşamak istiyor, ama korkuları buna izin vermiyordu. Hep o sahte kimliklerinin tümünden kurtulup çılgın ve başıboş bir aşk yaşamak istiyor, sonunda güvenli, ancak sıkıntılı, coşkusuz, tekdüze ilişkilere saplanıp kalıyordu ..

    Cezmi Ersöz

  6. #21
    Editör
    KKELEBEKK Avatarı

    Gerçek Adı
    Kısmet
    Üyelik Tarihi
    23.10-2010
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    02:11
    Yaşadığı Yer
    KONYA
    Mesaj
    22.074
    Alınan Beğeniler
    197
    Verilen Beğeniler
    87

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Gölgem düşmüyor artık evinin duvarlarına

    Hadi gir içeri. Ama gözlerindeki o kanayan suçluluk bırak kapıda kalsın. Ona ihtiyacımız yok artık. O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını, ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu kapıda bırak. Tutkunu olduğum neyin varsa hepsini bırak kapıda. Yoksa ne kadar istesem de konuşamam seninle. Konuşamam, yalnızca ağlarım.
    Ne olur gir içeri. Ama girerken tut elinden sevdanın. Yıllar sonra seni yeniden uzağıma düşüren, seni o geri dönüşü olmayan yollara düşüren, yüreğinden aşkımı, dudaklarından adımı, evinden gölgemi silip götüren, o adını kimselere söylemeden ölmek istediğin, o, hiç kimseyi bu kadar sevmedim ki, dediğin sevdanı al yanına ve gir içeri. İlk aşkının yüzünü yanına al. Utanma benden n'olur. Kalbindeki o sızının halinden en çok aşkınla kavrulmuş yüreğim anlar benim...
    Kapat kapıyı. Kapat, içeri hayat girmesin. İçeri yalanlar girmesin. İhanetler, ihtiraslar, oyunlar, maskeler girmesin içeri. Çünkü burada yalnızca sevdan oturuyor. Hayatın içinde soluk alamayan, kendine kalbinde bir yer bulamayan sevdan oturuyor bu evde. Bak, bu ev benim yüreğim. Ne zaman kalbinden kovulsam, ne zaman hayatın ortasında öyle hazırlıksız, öyle savunmasız, öyle yapayalnız kalakalsam gelip sığındığım bu dört duvar benim yüreğim. Burası aşkımın mabedi. Burası sensizliğimin kalesi. Burası deliliğim... Burası baştan ayağa sensin, sevgilim.
    Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim. Seni sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek isterdim. Adım dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha böylesi yabancın olmadan... Gözlerine baktığımda kendimin değil, bir başka aşkın aksini görmeden önce ölmek isterdim. Ama yapamadım. Nice kaybedişlerden, nice savruluşlardan sonra, artık bu aşkı hayatın pençesinden kurtardık, o dünyevi ihtiraslardan, oyunlardan sıyrıldık ve şimdi artık Tanrı'ya yaklaştık dediğim anda, hayatı, dünyayı ve kaderi yendik dediğim anda, kalbin kalbimin yanında atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden tutarken, içinde o annemin rahmi kadar huzurlu kokunu soluyarak nefes aldığım yüreğini bırakıp gidemedim. Çünkü zaten hayattan kopmuştum ve cennetteydim. Aşkınla öylesine sarhoştum ki birgün cennetimden kovulacağıma hiç inanmak istemedim.
    Evimin, şu talan olmuş yüreğimin dağınıklığını bağışla. Sensizliğe benimle beraber ağladı bu duvarlar. Rutubetleri ondan, aldırma. Otur şöyle, bir sigara yak. Konuşalım. Sözcüklerle değil, sevdamızla konuşalım. Anlatalım herşeyi. Sonra söz bitsin. Ölüme kadar yalnızca susalım. Anlatalım ki bu sevda kanatlarından kırgınlıklarla bağlı kalmasın bu çirkef hayata. Kurtulsun yüklerinden, bağışlasın hayatı ve sonsuzluğa uçabilsin huzurla.
    Biliyorum. Seni böylesi sonsuz bir aşkla severek çok büyük bir günah işledim ben. Hayatın girdaplarında savrulup duran ruhuna o yarım ruhumun ağırlığını yükleyerek çok büyük günah işledim. Ne yaptıysan sevdim seni, ne yaşadıysan sevdim. Aşkın o bulup bulup kaybetme oyunlarından yaptığın zırhın içine sakladığın kalbini ne yaparsan yap yıkılmayarak, vazgeçmeyerek ve hep affederek savunmasız bıraktım. Hiç solmayan bir sevda çiçeği olup bozdum ezberini. Direncini kırdım, kalbine girdim. Seni bir kalbi fethetmenin, ona her an kaybedebilme ihtimaliyle bağlanmanın, bir aşk için çırpınmanın o karanlık hazzından mahrum bıraktım. Affet beni, seni aşkın o dünyevi oyunlarından mahrum bıraktım. Belki de bunun için gözyaşlarıyla kazandığın ve yitirmekten çok korktuğun bir sevgiliyi sever gibi değil, sesini birtürlü susturamadığın vicdanını ya da o kusursuz ve daimi sevgisinden bunaldığın ve bu yüzden incitmekten asla çekinmediğin anneni sever gibi sevdin beni. Ama hiç aşık olmadın. Bu yüzden suçlama kendini. Asıl suçlu, bu hayatta kendine yer bulamayan, nereye gitse ya eksik ya fazla kalan, hayatı bir oyun gibi görmeyi ve kurallarına göre oynamayı hep reddeden benim o isyankar, o yaralı ve yabancı ruhum... Sen değilsin sevgilim.
    Hayatında önce bir sığıntı gibi yaşamaya, sonra seni kaybetmeye, ardından seni paylaşmaya, sonunda tam da sana kavuştum sanırken aşkın değil vicdanın olmaya, senin için aklına ne gelirse ona dönüşmeye razı oldum hep, katlandım. Hiç pişman olmadım seni sevmekten. Sana hiç kırılmadım. Hep anladım seni. Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar acımasızlaşan o karanlık yanını, buralara ait olmayan, annenin kırgın ömrünün kıyılarında unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunun, hayatla uzlaşamamış aşk kırgını, yitik ilk gençliğinin ve herşeyin farkında olmanın çaresizliğiyle derinleşen yüzündeki çizgilerin aşkına bağışladım.
    Sevdim seni sevgili, sevdim... Seni o birtürlü kucaklayamadığım, ama başımı kaldırıp bakmasam bile hep orada, yukarda olduğunu bildiğim gökyüzüne duyduğum hasret gibi... Seni o suyundan hiç içmediğim, toprağına hiç basmadığım, insanlarını hiç tanımadığım, ama herşeyden kaçıp sığınmak istediğim o uzak ülkelerin hayali gibi... Seni aşkın için gözümü hiç kırpmadan arkamda bıraktığım, gözyaşlarını ve o yaralı ömrünü vicdanım gibi hep içimde sakladığım annemin karşılığı bu hayatta mümkün olmayan duaları gibi... Seni o rahmimden kanaya kanaya söküp atmak zorunda kaldığım, ama kalbimde aşkınla besleyerek büyüttüğüm sevdamızın o masum çekirdeğini tarifsiz bir hasretle özler gibi... Seni öylece, seni çırılçıplak, seni kadere isyan eder gibi, seni Tanrı'ya eş koşar gibi... Sevdim seni sevgili, sevdim...
    Beni bir kez öldürüp sensizliğe gömdüğün o yıllarda, o yabancısı olduğum hayatın ıssızlığında soluk almadan ömrümü yalnızca Tanrı'dan gözyaşlarıyla dilediğim o mucize için bekletirken... Sonra Tanrı sesimi duyup o mucizeyi, yani seni, yani o hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını ve ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yeniden bana verdiğinde... Kalbim kalbinde atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden tutarken... Mutluluğa dokunarak, mutluluğumun farkında olarak, mutluluktan ağlayarak... Ama bir yanım seni her an yeniden kaybedecek gibi hep tetikte... Sensizliğin o dipsiz uçurumunun kıyılarında korkusuzca dans ederek, seni benden çalan hayatın o acımasız pençesini her an arkamda hissederek... Her gece yüzümü masumiyetinin o benzersiz yurdu olan boynuna gömüp uykuya dalmadan önce bu huzuru bana bağışlayan Tanrı'ya minnetle gülümseyerek... Ve işte tam da o anda ölmeye, sonsuzluğa karışmaya hazır olduğumu ona sessizce fısıldayarak... Sevdim seni sevgili, hep sevdim...
    Otur karşıma hadi, bir sigara yak. Konuşalım. Anlat bana sevdanı... İlk aşkının yüzünü anlat... O, hiçkimseyi bu kadar sevmedim ki, dediğin, o adını kimselere söylemeden ölmek istediğin sevdanı anlat bana. Kalbindeki o sızının dilinden en çok aşkınla kavrulmuş bu yüreğim, sevdanın uğruna solup giden şu çocuk ömrüm anlar. Anlat hadi ne olur. Ama sakın bana hayattan söz etme. Sakın bana, hayat böyle bir yer, herşey bitip tükeniyor, her aşk hayata yenik düşüyor, deme... Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar acımasızlaşan o karanlık yanınla değil, buralara ait olmayan, annenin kırgın ömrünün kıyılarında unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunla, hayatla birtürlü uzlaşamayan o aşk kırgını, yitik ilkgençliğinle ve herşeyin farkında olmanın çaresizliğiyle gün geçtikçe daha da derinleşen yüzündeki çizgilerle konuş benimle. Hayat dışarda kaldı, bak. Burada yalnızca sevdan oturuyor. Sevdanın dilinden konuş benimle. Ben hayatın dilinden anlayamam. Biz bu sevdayı hayatın içinde yaşamadık. Biz bu sevdayı hayatın diliyle yaşamadık. Biliyorum bu şizofren aşkım hep korkuttu seni. Bu uyumsuz varlığım, gerçekliğin içinde yaşayan ve en az hayat kadar acımasız olan o yanını çok korkuttu. Benimle hayata yabancılaşmaktan korktun. Bu yüzden yalnızca öykülerinde ağladın o uyumsuz varlığıma. Yalnızca öykülerinde eğildin bu sevdanın önünde. Sen beni yalnızca öykülerinde sevdin...
    Şimdi ilk aşkımın yüzü diye sarıldığın ve uğruna adımı dudaklarından, kalbimi kalbinden, gölgemi evinin duvarlarından söküp attığın o sevdanın, yaralı yüreğine rağmen hayatın ortasında dimdik ayakta duruyor olması bir tesadüf mü sence? Hayatla yaralanmış iki kırgın yürekten, onun içinde varolmayı reddederek yalnızca aşkı kendine vatan bileni ve bu yüzden çırılçıplak, savunmasız ve güçsüz kalarak yıkılmış olanı değil, hayatın tam da ortasında ona meydan okuyarak yaşayanı, sevgiye duyduğu güvensizliği yaralı yüreğine kalkan yaparak ayakta kalmayı başarmış olanı seçmen bir tesadüf mü? Hayattan kopmuş bir roman kahramanından sıkılıp, hayatın içinde mücadele eden bir gerçeklik kahramanını tercih etmen bir tesadüf mü?
    Anlat bana ne olur... Kaybedecek birşeyimiz yok artık. Birazdan şu kapıdan çıkıp gideceksin. Aramıza hayat girecek... Aramıza başka bir sevdayla anlamlanan sayısız anlar, sayısız mekanlar, geri dönüşü olmayan anılar, sözler ve koca bir yaşam girecek. Gittiğin o sonsuzluk yolculuğundan seni bir daha geri çağırmayacağım. Duvarları gözyaşlarımla rutubetlenen bu dört duvar yüreğimde geçireceğim karanlık gecelerde bana o mucizeyi yeniden göndermesi için Tanrı'ya yeniden yalvarmayacağım. O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerinin, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunun, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarının ve ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunun özlemiyle çıldırsam bile, merhametin için yalvarıp sana bir kez daha aynı acımasızlığı yapmayacağım. Kimi geceler başka bir sevdaya sarılıp uyuduğun yatağından ansızın uyanıp doğrulduğunda, o koyu sevdasıyla boşlukta kanayan gözlerimin hayali 'nereye gidiyorsun sevgilim' demeyecek sana... Korkma benden artık. Aşkına rakip değilim. Ömrüne rakip değilim. Seni kadere emanet ettim. Seni ilk aşkının yüzüne emanet ettim. Kırgın değilim ne sana, ne de seni elimden alan bu acımasız hayata... Beni onca kaybedişten ve gözyaşından sonra bu dünyadaki cennetine çağıran, sonra annemin rahmi gibi huzur kokan uykularımızı sonsuza kadar yeniden elimden alan Tanrı'ya bile kırgın değilim ben...
    Şimdi git artık sevgilim. Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim. Seni sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek isterdim. Adım dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha böylesi yabancın olmadan... Gözlerindeki o çocuksu suçluluğu giderken denize at. Ona ihtiyacın yok artık. Affet kendini... Beni affet... Affet bu yaralı sevdamı... O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını, ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yanına al giderken... Tutkunu olduğum neyin varsa hepsini alıp git... Şizofren aşkının son mektubu bu sana... Şimdi söz bitti artık.
    Konuşamam artık seninle... Konuşamam, yalnızca ağlarım...
    Uçurumun dibinde nasıl göründüğümü
    Merak ederdim hep.
    Yüzümün aynadaki boşluğuna hep bakmak isterdim.
    İnançlarımın kırılıp döküldüğü yeri anlamak için
    kalabalıklar içindeki yalnızlığıma dokunmak isterdim...
    Aşktı adın uçurumda, yanı başımda
    aynadaki suretimdi yüzüm,
    aykırı kanardı bana.
    İnançlarımın çoğu yalanmış
    alay ederdi benimle.
    Çok geç anladım, kalabalıklar arasındaki
    senmişsin dokunamadığım...
    Yalnızlığım diye küçümsediğim senin sevginmiş,
    Geceleri ansızın uyanıp
    İncitip durduğum senin yokluğunmuş...
    Onca sevişmeden sonra değişmemişsem,
    sihirli bir aydınlıkta,
    içimde bir yer sana sonsuz hasret kaldığı içinmiş...
    İşte onca yalan geçen hayatımda
    buymuş tek gerçekliğim...

    Cezmi Ersöz

  7. #22
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BENİ ASIL HAYAT ALDATTI

    Bu kimsesizlikte,
    Eski 45' likler kadar yakınsın bana,
    Çocukluğumuzun kanatıldığı ama hemen öpüldüğü o yerde,
    Arzuların hep peşinden koşulduğu, ama o hep yarım kaldığı…
    İşte sen hep eksik kalansın.
    ...İşte ben o hep yarım kalanım…
    Onca insan geçti gitti ömrümden,
    Ben kendime doyamadım,
    Sadece onlar değil,
    Her insanda ben kendimi defalarca terk ettim.
    Kimi sevsem önce kendimi yitirdim
    Senin gibi, benim gibi…

    Cezmi Ersöz

  8. #23
    Üye
    svedrif Avatarı

    Üyelik Tarihi
    06.07-2010
    Son Giriş
    23.12-2013
    Saat
    23:24
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    960
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ARADIM SENİ YOKSUN

    Yine aradım seni, yoksun…
    bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
    Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
    Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim gibi…
    Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…
    Öyle özledimki kendim gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
    Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…
    Beni de kendi gibi birini sevmeyi özleyenler arıyor…
    Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi özleyen birileri arıyor.
    Hiç cevap vermiyorum…Ben seni istiyorum, seni arıyorum…
    Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri yok ediyor…
    Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
    Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
    Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…
    Seni biri sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
    Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak ..

    Cezmi Ersöz

  9. #24
    Üye
    svedrif Avatarı

    Üyelik Tarihi
    06.07-2010
    Son Giriş
    23.12-2013
    Saat
    23:24
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    960
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    AŞK VE YURTSUZLUK

    Usul usul azalıyordu sevgisi,kalbi
    soğuyordu...
    Aynı masada,yanyana oturuyorduk,ellerinden tutuyordum...Akıntıya kapılmış bir çiçek gibi bilmediğim,bilmediği uzaklıklara doğru gidiyordu...Öyle acı çekiyordu ki sevgisinin azalmasından...Seni artık özlemiyorum,eskisi gibi içimi acıtmıyorsun,bu benim için ne büyük acı biliyormusun,derken sesi titriyordu.

    Dalından kopmuş bir çiçek gibi unutuluş denizinde usul usul sürükleniyordu...Sevgimiz yurtsuz kalmıştı şimdi...
    Can çekişen bir hastayı ölümüne hazırlar gibi,
    nefesimi tutmuş saçını okşuyordum durmadan...
    Sevgisi,yaralanmış çocukluğumuzu ve dünyayı
    değiştirmeye yetmemişti.
    Hayal kanatları yanmış sevgisini öksüz kalan sevgime kattım.Sevgisi biterken gözlerime son bir
    kere baktı.İnanmıştı çektiğim ıstıraba...

    Son anda sarıldı bana:
    Hadi,sen de benimle gel,birlikte karışalım
    kayboluşa,dedi.
    Yapamam,dedim,istesem de yapamam.Bu
    sevginin ömrünü beklemeliyim...
    Bu sevginin beni götürdüğü yere kadar
    gitmeliyim...
    İçimde sırrın,kimseye benzemezliğin
    sızısı,yarım kalan yolculuğun aşk yüzlü
    çocuğu var...

    Sevgisi soğurken son tesellisi,son kıskançlığı,son
    umudu bu olmuştu...

    CEZMİ ERSÖZ

    sözünü tutamamıştı.. saplanıp kalmıştı yine geçmişe..

  10. #25
    Üye
    Aslı* Avatarı

    Gerçek Adı
    Aslı
    Üyelik Tarihi
    20.07-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Antalya
    Mesaj
    216
    Alınan Beğeniler
    5
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SENİN GEMİN CAMDAN SEVGİLİ

    Duydum ki yine umudunu kesmişsin insanlardan,
    dostluklardan... Duydum ki yine acımaya başlamışsın
    kendine...
    Yolunu kimselerin bilmediği, bilmek de istemediği
    sevginin o hayal ülkesinde birilerini beklerken çok
    üşümüşsün...
    İnsan ancak kendisine sevgili olabilir, diyormuşsun.
    Şimdi artık yollarda ve binbir hayalin peşinde
    sürüklediğin ve yıprattığın sevgine minnet borcunu
    ödeyecekmişsin...
    Acıyan sevgini şımartacak, onu örtülere saracakmışsın.
    Onu kendini güçlü ve korunaklı olduğunu hissetmediğin
    hiçbir yerde ortaya çıkarmayacakmışsın...
    Sevgini yırtıcı bir kuş gibi yetiştiriyormuşsun.
    En iyi savunmanın saldırı olduğunu ve yok olmamak için
    yok etmek gerektiğini öğretiyormuşsun ona...


    Ona onu, sabırlar, merhametler ve inceliklerle değil,
    hazlar, hayranlıklar ve kıskanç ilgilerle
    besleyeceğini vadediyormuşsun.
    Her gece uyumadan önce arkasında Che Guevera’nın resmi
    olan aynanla konuşuyormuşsun: Bir sen varsın önemli
    olan, bir sen varsın gerçek olan...
    Hem onca acıya rağmen hâlâ güzelim...
    Ve artık kendime yasaklıyorum başkalarına acımayı ve
    hayatın acısını...
    Aynandaki nefesinin buğusunu görüyorum buradan.
    Gözlerinle göz göze gelemediğin için tutup aynadaki
    buğuyu öpüyorsun.
    Yaralı kendini öpüyorsun.
    Çekmeceden cüzdanını çıkartıp içindeki kredi
    kartlarını seyrediyorsun zoraki bir hayranlıkla.
    İçinde sevgini sakladığın kaleyi daha da güçlendirmeyi
    geçiriyorsun aklından.
    Kredi kartlarını yalıyorsun dilinle ve onların zehirli
    tadını içine akıtıyorsun...
    Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen ölüm
    çığlıklarına alıştırmak istiyorsun kendini böylece.


    Hem senden güçsüzlerin ölümü, hem bu ölümleri gizleyen
    ve bütün katliamları anında temize çeken teknolojinin
    zehirli tadı sarıyor şimdi sevginin yaralarını.
    Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen
    çocukların ve kimsesizlerin ölüm çığlıklarına
    dayanamadığını hissettiğin an, senin için hayatta
    sadece annenin babanın ve kardeşlerinin önemli
    olduğunu söylüyorsun kendine ve akşam iş dönüşü onlara
    hediyeler alarak evine dönüyorsun...
    Ve eskiden, sevgini bir kalenin ardına saklamadan
    önce, sadece kendi çocuklarını sevenleri çok
    kınadığını unutmak içinse, bu defa başkaları değil
    kendin kanatıyorsun sevgini...
    Sonra küçük, tüylü bir köpek almak istiyorsun kendine.
    Köpeğini severken, kucaklarken sana acımasızlık eden
    dostlarının, seni sevginin o hayal ülkesinde yıllarca
    bekletip düşlerini ve ömrünü çalan sevgililerinin
    yüzleri geçsin istiyorsun karşından.
    Onların yüzleri geçtikçe sahibi olduğun için senden
    başka kimseyi sevmeyecek ve bağlanmayacak olan
    köpeğine daha da sıkı sarılmak istiyorsun, öpüp
    koklamak.
    Kendini öper gibi, yaralı ve belki de artık hiç
    iyileşmeyecek olan kendini...


    Hiç iyileşmeyeceğini artık kendinden bile
    saklayamadığın böyle anlarda para kazanmak istiyorsun,
    iş kurup daha çok para kazanmak...
    Böyle anlarda bir kalenin ardında gizlediğin yaralı
    sevgini bile unutmak istiyorsun; o seni düşkırıklığına
    uğratan insanlara inat yeniden bağlanmak istediğin
    anneni, babanı kardeşlerini bile...
    Böyle anlarda kendine sakladığın, gizlediğin her şeye,
    yanlışlarla dolu olsa da senden izler taşıyan tarihine
    bile düşman oluyorsun.
    Seni bu hale getirenlerle bir olup bu belki de artık
    hiç iyileşmeyecek yaralı kendini yok etmek
    istiyorsun... Sonra yorgun düşüyorsun... Artık
    dinlenmek istiyorsun. Yarına daha dinlenmiş ve
    korkulardan kurtulmuş olarak uyanmak istiyorsun...
    Ve uykuya dalmadan önce vitrinlere bıraktığın
    dalgınlığın geliyor aklına...
    Kendine bir kez daha acıyorsun ve bu yüzden pahalı
    bulup da almadığın giysileri almaya karar veriyorsun.
    Bu pahalı giysiler sayesinde ilgilerin kölesi değil,
    ilgilerin merkezi olmayı istiyorsun.
    Bu giysiler sayesinde sızlayan sevgilerini örtmek,
    örtmek, örtmek istiyorsun. Görünmez olmak istiyorsun.


    Oysa senin gemin camdan sevgili...
    İşte güçlü balığın güçsüz balığı yok ettiği kanlı
    denizin her tarafından seni görebiliyorum...
    Sadece ben değil, dost düşman herkes uykuya daldığını
    görebiliyoruz buradan.
    Çünkü senin gemin camdan sevgili.
    Sıkıntıdan yediğin tırnaklarının kenarlarını...
    Korkulu bir rüya gördüğünde birden silkinişini...
    Yaralı sevgini korumak için aldığın onca kötücül
    karara rağmen nasılsa hep masum kalan sayıklamalarını
    görüp duyuyorum buradan...
    Kaleni ve kalenin ardında sakladığın yaralı sevgini.
    Boşuna saklama sevgini. Senin gibiler hiç örtünemez
    sevgili...
    Seni bu kanlı deniz ve düşmanların da dostların da
    hemen tanır.
    Ya benzerini bulup gidersin buralardan.
    Ya da seni yok ederler sevgili...
    Herkes gibi ve her şeyi bilerek yaşayamazsın sen.
    Senin gibiler örtünemez...
    Bu kanlı denizde senin gemin camdan sevgili...

    Cezmi ERSÖZ

  11. #26
    Forum Moderatörü
    BARBiEBARBiE Avatarı

    Gerçek Adı
    NehiR
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    01.12-2017
    Saat
    15:35
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    14.626
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    CEHENNEM MELEĞİ

    Gözlerini eksik yaşanmış bir bahar gibi kullan
    Gülüşünü as intihar koğuşlarına
    Çelimsiz ruhlarda erken yağmurlar biriktir
    Nasılsa taşra hep hazırdır aşka

    Üzülme, sakın dönme kendine
    Tesellisi ol cehennemin
    Cehennemin son meleği ol ..

    Gözlerini eksik yaşanmış bir bahar gibi kullan
    Gülüşünü as intihar koğuşlarına
    Çelimsiz ruhlarda erken yağmurlar biriktir

    Nasılsa taşra hep hazırdır aşka ..

    Cezmi ERSÖZ

  12. #27
    Forum Moderatörü
    BARBiEBARBiE Avatarı

    Gerçek Adı
    NehiR
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    01.12-2017
    Saat
    15:35
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    14.626
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KIRK YILDA BİR GİBİSİN

    Sana asla rakip olmadan
    Ve gözlerimin en çıplak haliyle
    Yüreğine dokunuyorum.
    Çünkü seni anlatırken
    Kendimi hatırladım.

    Seni gözlerken kendime yakalandım.
    Hissediyorum kaybolmuş sevginde,
    Benim de kaybolmus sevgim var

    Oysa ben hayat bir şiir olsun isterdim.
    Hayat sonsuz ve lekesiz sarılma olsun isterdim.
    Ama olmuyordu sevgili.

    Ne zaman birazcık mutlu olsam,
    Çok ama çok kısa sürede gölgelendi hep.
    Yazdığım sevgi mektuplarının zarfını yine ben açtım.

    Tedirginim evet söylediğin gibi huzursuzum
    Ve güç bela yakaladığım mutluluğumun
    Bozulmasına gölgelenmesine hep hazırım.

    Sen geleceksin ve ben seni
    En çok seni beklerken sevdiğimi hissedeceğim.
    Ben sana duyduğum aşkla
    İçimdeki hapishanenin tünelini buldum
    Okuldan nasıl kaçılır onu bildim.

    Ne kadar imkansız olduğu söylenirse söylensin,
    Aşk bir gün bir yerde
    Sonsuz bir bütünleşme düşüdür.

    Sen benim için kırk yılda bir gibisin.
    Öyle eksik, öyle hazin, öyle paramparça.

    Bu oyunu hep oynadık biz.
    Sen sana verilmesini
    Cok istediğin aşkla karşılaşmaktan
    Çok,korktugun için,

    Ben seni yitirmemek için
    Herşeyi görmezlikten geldiğim için
    Hep oynadık bu oyunu.

    Nasılsa çok seversem karşılık göremem
    Kırılırım çok seversem.
    Bu aşka layık olmadığım
    Bana benden daha güçlü biri tarafından
    Bir gün mutlaka söylenir korkusuyla,
    Fiziksel güzelliğe tapındık ,
    İçimizdeki o sonsuz aşk özlemini bastırdık ..

    Cezmi ERSÖZ

  13. #28
    Üye
    hatice-07 Avatarı

    Gerçek Adı
    Hatice
    Üyelik Tarihi
    01.07-2011
    Son Giriş
    05.10-2017
    Saat
    13:15
    Yaşadığı Yer
    Antalya
    Mesaj
    13.439
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    12

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Aşktan Nefes Alamadığım Yerde

    Çocukluğumun bahçesiydin sen
    Bütün bilinen mutluluklardan uzakta,
    O sarışın akşam üstlerinde,
    Istırabın eşiğinde…
    Nefesim sıkıştığında seni sevmekten
    Ömrümü okurdum o acı neşede,
    Boşalırdı ağzımdan o kanlı nefes
    Sonra çok özlendiği için acımasızca talan edilen
    Her baharda dönerdim oraya…
    O sarışın akşamüstleri
    Hiç gitmediğim uzaklardan döndüğüm yer olurdu…
    Bilinen bütün mutluluklardan uzakta
    Kalırdım orada,
    Kalırdım çocukluğumun bahçesinde,
    Aşktan nefes alamadığım o yerde…
    Cezmi Ersöz

  14. #29
    Editör
    KKELEBEKK Avatarı

    Gerçek Adı
    Kısmet
    Üyelik Tarihi
    23.10-2010
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    02:11
    Yaşadığı Yer
    KONYA
    Mesaj
    22.074
    Alınan Beğeniler
    197
    Verilen Beğeniler
    87

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    YOLUNU ŞAŞIRMIŞ KELEBEK

    Masum ojeli
    fakir kız bebeklerine
    benzeyen ellerinle
    yolunu şaşırmış bir kelebeğin önlüğünde
    nasılsa herşey aşka varır der gibisin

    Parçalanmış çiçeklerin
    sevinç çığlıklarındaki mutluluğu
    görüp görüp yitirir gibisin

    Güllere ayrılık taşır gibisin

    Cezmi Ersöz




Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12