Toplam 7 mesajın 1-7 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Surkontr

    Güzel bir günde salâ
    güneşli günde
    Okunurken dört koldan şehri basınca
    Canın sıkkınken yakından bir de ölüm
    ayyuka çıkıyorsa ölüm sesli bir salâ
    Herkesin bir avuntusu olmalı diyorum
    Herkeste bir yanılgı: yakını uzak tutan
    Olmalı affedecek bir düşman
    Hiç uğur getirmese de
    uğuruna inanılan bir nişan

    Zorla dönmeyecek şans Mallarmé
    Zarla dönebilir mi hiç bilmem
    Zar içinde bir yasla
    dur duraksız ölüleri gömerim
    Üstüne üstüne yürürüm korktukça sıfıra giderken
    Sıfırın üstüne yemin ederim
    Zorun rolü nedir tarihte
    sor İbn-i Haldûn söylesin
    Bense cebren aktığını söyleyeceğim
    Belki sonsuz bir akış
    Conatus diyebilir Spinoza
    Ağında kıvrandıkça sinekler
    sor: mutlak masumiyet var mı doğada

    Yoldaşlarını götür indir bu engerek dağından
    Keskin vadilerin ağzı dev çalılarla gizlenmiş
    Kaç vadide kaç uygarlık başlamış bitmiş
    Hücrede ölmüş sesine aşina olmadan keşiş

    Söylenebilir mi bir çırpıda
    bir çırpı bir zaman mı
    Geçer mi birbirine yer ve gök
    mahrem bir anıyı
    anlatsam bu yerle bir olan odayı
    Kimsenin bilmediği kuralı ihlal etmiş
    “Olur mu hiç, yenmez eti insanın”
    Kim demiş?
    Büyüktü aramızda
    Ne varsa havsalanıza
    Sığmayacak -Hayır zaten siz bilmeseniz de olur
    Bu bendim
    Eşkâli hâlâ tanımlanabilir
    İşgali defaatle inkar edilmiştir

    Düşmedim ya sana bakarken
    Eğildim ama hizana geldim
    Bu asfalt bu şose bu demiryolları bizim midir
    Bizim midir iki cihan savaşından artık saadet
    Artık idealler artık bir buruk gülümseme
    Ne diyordun, biz çok gençtik, vurup rintliğe
    Ömür dar pabuç gibi vurunca
    Buradan gideceksin!

    Yol uzar yorulunca
    Hem ölmüş de olabilir taşıdığım yaralı

    Bu bendim son konuşan, son susan da bendim
    Galiba ölmüştüm sırtında ve sırttaki bir ölü
    Bu bendim ve kendiliğimden
    Terminallerin kirli ve soğuk arasında
    Havalimanlarında önüme eğerek yüzümü
    Her gün beklemekle bir sonraki günü çekerek kendime
    Ölümünü duymazdan geldim

    Geçti lanetliler arasında adın
    Okundun ve çağrıldın
    Acı yüklü kılıcın anıldı
    kalemin
    şiddetinden ortadan yarılırdı
    Öleceksin!
    Biliyorsun ve hiçbir şey avutamaz
    Seni hiçbir ihbar
    hiçbir tabela
    hiçbir neş’eli şarkı
    Artık beyhude yere bir beldeye vâsıl olma
    Bir sediri ısıtacak kadar oturmak sana yasak
    Kalmanı en çok isterken kavmin gitmen gerekecek
    Susayacaksın daha boşalmadan bardak
    Bu sendin -şüphesiz böyle derdin
    Konuşabilseydin

    -Hiçbir yol avutamaz seni
    Bana geleni kadar
    Bir tehiri bekleyecek sabrım var
    Karşılamaya da gelirim belki
    aşkın hatırı var

    Hayriye Ünal

  2. #2
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Beni Sade Sen Sevdin

    Eşyamda izin ayağımda tozun var mı diye sorarsan
    Sana can çekişe çekişe değişen eşyayı haber veririm
    Ayağımın tozunu silktim eşyamı karıncaya yükledim
    Kırık yayda kalıveren ok gibi kaldım amma
    Hiç korkmadım seni sukût-ı hayâle uğratmadım

    Sen hâtim ol ben yarım sen hâtem vur ben dargın sen hatır kır
    Ben uzun uzadıya kendimi açıklayayım ki bilinsin nasıl bir zulmetteyim
    Bilinsin bu evren duanla her gün en baştan nasıl yaratılır
    Boş bir sadak gibi kaldım amma zaten nehirler çekilmiş kurumuş göller
    Aramızda deniz vardır (…) bana kalan sade sabır sade sabır…

    Ben bu kırık izzet-i nefisle çok uzağa gitmem biliyorum
    Bende ramak kalmıştır her şeye hasmane tertiplere ölmeye ramak kalmış
    Flamasında ölüm işaretleriyle bir kuru benliğim kalmış
    Kesilmemiş kartalmış bir adak gibi kaldım amma katılaşmadım
    Hatırla sana ve kendime hep inandım, işte ordayım

    İmanını tazeledin her cürmümden kalbimden sızan acıdan
    Korkarak belirsiz bırakarak dokunmayarak beni sevdin
    Tanrı hakkı için sevdin ebedî dostunu bildim, buydu seni avutacak
    Hem gerçek hem yalan olan, işte bak bu açık seçikti aramızda
    Seni affetmedim sana teslim gönlümü esirgedim bağışladım

    Sen sendelediğinde inancımın ilk perdesi yırtıldı
    Dediler ki suya götürür susuz getirir adamı
    Dediler ki bîvefadır boşuna çınlamasın kulağın
    Bense bir kez kerametine iman etmiştim divitin ve hokkanın
    Gene de tuz basmadım zaafına seni hasletimden azadladım

    Ateşi keselim kesilebilir değilse de, nâmı var ateşkesin
    Bu ateşin nârında yanacak sözlükler ve kuralları simyanın
    Birkaç sayfa kurtaralım kekeme kalsak bile isimsiz mektuplar için
    Şartsız ve müdânâsız bir mütareke imzaladım amma
    Kerem ettim sana seni hiç aklımdan çıkarmadım

    Şimdi burada her şey pırıl pırıl aydınlık ve her saat gündüz
    Duvarlarda masalarda kulelerde duranlar bile on ikiye vurmuş
    Dünyanın her yerinde kalbimin rehberliğinde bir çocuk doğmuş
    Her çocuğa adın konmuş akrep durmuş on ikide işlememiş saniye
    Bu aşkın aşkı kaldı bende onursa hiçtir terazi kefesinde.

  3. #3
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sıla-ı Rahim

    Mevsimidir, bakır heykeller yağmurla yıkanır
    Ebabiller henüz görünmemiş gök tekinken
    Harlemli zencilerin glikoza batmış saçları için
    Mimarı için seni sende ayakta tutan direğin
    Çatlamaz kubbelerin esnemez kemerlerin nişlerin için
    Tetik dur en sağlamını seç belindeki hançerin
    Ki bir soluklanayım bir nefes için
    Bin belasıyla her gün yüzlerce neferin

    Her neferde tetik durmaktan yorulan bileklerim
    Devraldığında bu nöbeti hem gönenir hem dinlenir
    Yüzüm var dünyaya karşı herkese her zaman milyon bereketle
    Üzülsem bile üzgünlüğüm biraz kolaya kaçmak biraz da nezaketten
    Kendini bil demediler mi, dediler sana Bill
    Bunu unutma hiç unutma sakın unutma
    Kendinde anahtarı başkalarının
    Sen kendinde bana doğru upuzun bir yol bulacaksın

    Kendini azarlamadıkça armağan olamazsın komşuna
    Bir çocuğa kadına bir silah arkadaşına sıla-ı rahim
    Rehbersiz bir toplumun ortasında zamansız bir zil
    Düşmana çekilecekken en sevgili gözlerdeki mil
    Bu hırçın bu uslanmaz bu er gövdesine çelişik dil
    Sen olacaksın bozuk tilavetinle faili bu farz-ı kifayenin
    Sınanmaz aşk hiç unutma tutulmaz ateşe düşen demir
    Yanarsan yangınınla seversen benimle büyüyeceksin

    Ama hep büyüyeceksin bu senin değişmez kaderin
    Sende gördüm bu eğilim mayana katılmış
    Bereketi anımsatan dostlukla ışıldayan gözbebeklerin
    İhaneti doğallıkla yadsıyan bir bedenin var
    Bu önemli bu arzın dönmesi güneşin bizi hırsla
    Dünya nimetlerinin bizi arzuyla kuşatması gibi bir şey
    Biz kuşatıldıkça her kuşatmadan nasıl çıktıksa
    Yavaşça çözüverecek sınırdaki düğümleri erkek ellerin

    Kurşun nasıl ilerlerse insanın etinde yavaşça
    Beyne saplı mermi çekirdeği nasıl sağ koyar da insanı
    Ölür eşinin ardından sırf tasadan bir yaşlı
    Ben o kurşunum işte şiirde sende Türkçede yaşayan
    Yavaşça öldürmeden ama şüphesiz hep güç katarak
    Seni Türkçeyi şiiri kılçıklı yapan eğreti yapan
    O benim bendedir yaşamanın da yazmanın da sırrı
    Benim ömre bedel gözağrısı kalpağrısı

    Ağlamayı başarırsan son kurşunu sana saklarım

  4. #4
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hain
    Sana üç haftadır ihanet etmiyorum
    Sana üç hafta dile kolay
    Sana –laf aramızda- hafta değil
    Tam üç koca ay
    Bile değil gerçek olan üç yıldır
    Ne ihanet… ne ikame…
    Herhangi sebeplerle

    Ben miyim taraçada bu oturan
    Bu taraça halka bakan
    Müzmin akıntılarla ben sırnaşık türkülerle
    Koşuşan trombositlerle kanında bir delinin ben ay endam?
    Çukur avuç bir dilenci bir de kapımdan geçmesin mi
    Bükün dedim kulağını isteyicilerin
    Haspama da tez elden kurşun döktürüverin

    Sana merhaba der miyim desem olur mu
    Bunu bile bilmiyorum sen orada nasılsın bunu da bilmiyorum
    Bense iyi değilim, iyilerdenim ama
    Hain olmadım hiç ne fikrimi bozdum ne ağladım bir damla
    Bile harcamadım harcamadım
    Çelerek aklını çelimsiz bir adamın
    Adımlarını birbirine dolaştırmadım vallahi dolaştırmadım

    Ama şaştım kendi adımlarımı
    Adımlarımla adamlarımla kaskalabalık başımla
    Kafamda düştüm kireçli bir çukura
    Şiirler yazıp şiirle örülecek bir kurtuluşa..
    Kurtların uğramadığı bir kurtuluşa..
    Bize yalan söylediler!
    Kurtuluş yok!.. Olsaydı elverirdiler

    İkinci yeni kendini kurtarmakla
    Bize bıraktı boğuluşunu toza boğdu da açtığı yolu
    Ne komik biz burada biz… yani ben
    Ben… Ben düşeyazdım kostak çelmelerle
    Usta fırçalarla suretimi çarpıttım da
    Almadım bir lokma sofrasından sana küfredenin
    Şiirler yazdım ve yasakladım ah u enin

    Şiirle sana uzatılacak bir doğruya inandım
    Sana bir şey uzatılabilir sandım
    Sana bir şey uzatmakla
    Küfre girdim girdabımda boğuldu bin saka
    Üşüyerek ölürdüm hep üşürdüm hep üşürdüm kış yaz demezdim
    Üşüşürdü sakalar düşlerimden taşarken
    Hepsine bir mezar beğenirdi Ankara

    Ô mon enfant épuisé!*
    Üşürdüm kanat dalgandan “mollement balancés sur l’aile
    Du tourbillon intelligent/ dans un délire paralèle”**
    Bu civarda kaldırmazdı kimse beni, ölürdüm
    Sanırım huylanmışlardı ölüşümden her gece
    Sana bir elçi gönderseydim çullanıp üstüne korkuturdun
    Sana bir kuş gönderseydim etine tamah eder vururdun

    Beni bir kere affet ki çıkayım ihramdan
    Keçe çadırda tozlandı saçımdan parça alayım
    Sözcükleri kitapları taşa çalayım hepsi yansın
    Affetmezsen ölüşümde bir yılgınlık olacak
    Affetmezsen kan kusacak
    Kin kusacak yağlı kendir paslanacak
    Beni yüz bin affet bu kötü can ancak bağışlanacak

    * Behey benim bitap, verimsiz çocuğum!
    ** “Gevşekçe sallanarak kanadı üstünde
    Zihin kasırgasının
    Paralel bir sayıklama içinde”
    (Baudelaire, “Aşıkların Şarabı”)

  5. #5
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bana Fazla Bana Az

    Bu gidişten cayarsam
    Şeytanlar güler bana
    Caymadığım her gidişten sonra
    Kurulmazsa bir darağacı
    İşlemezse tıkır tıkır bir giyotin
    Uzak bir kıyı şehrinde bana ihanet edilmiştir
    Bütün vilayetlerde bir sevgilim
    Öylesine birinin koynuna girmiştir
    Meğer yatmadığı han
    Uğramadığı kışlak
    Kalmamış erkeklerimin

    Az bile bana
    Az bana daha hınçla vuraydı kahpenin yanağına
    Az bana mektuplar ve hadım duygularla
    Parklar ve sokaklar şahit tutularak odada ne var ne yoksa
    Göğe uzatılarak inançla şahadet parmağı
    İşe Tanrı katılarak
    Bir kadına varılaydı da
    -İşte bu fazla bana-
    O kadın kanmayaydı
    Bir kadın bir defacık kanmayaydı
    -Az bana-

    Bir günde iki kalleş bana fazla
    Bir günde iki künde
    Bir kündeden kalkmadan
    Kendimi vurduysam bir şiirden ötekine
    Ele verdiyse beni şiir bir müstantiğe
    Az bile bana, bir mahzene iniyorum
    Giderek kararıyor etrafımdaki hava
    O da iniyor biliyorum
    Sarsıla sarsıla köpüre köpüre
    Çarpa çarpa kayalara
    Ama yüzünü her gün biraz daha az

    Ay doğarmış onun gündüzlerine
    Fecrinde bile ay doğanın
    Ay parçasını taşa çalmak nesine
    O ağır elin yüze inişinde kir insafsız bir infaz
    Az bile bana
    Bu bir macera
    Bu özleyiş bu vazgeçiş
    Bu gark olan ıstıraplara kolokyumlarda
    Minik tüplerde, atomda hapsolan hava
    Bu uzuvlarımdaki heves-i infilak
    Bana fazla

    Doğduğu güne
    Battığı güne
    Gelmişine geçmişine
    Ay doğarmış bana fazla
    Ay boynunda zifirî bir kolye
    Yar koynunda zift karası gözlerle
    Geçer lâkin meydanlardan kavşaklardan
    Geçer lâkin üstü başı iki dirhem
    Sulh bilmeyen gözü gönlü
    Kırpık kırpık
    Lîme lîme

    Bunlar senin bulvarların bunlar senin
    Bunları saymadın çiğnediğin çiğnendiğin
    Saymadığın bulvarların
    Bunlardan ikiz kalpler doğurdun
    Yumuşacık sözlerle fakihlerin hükümleri üstünden akardın ya
    Can havliyle bir hizaya girerdi kıstasların
    “Haykır kime lâkin” bunlar senin
    Onlar senin sen sahibisin gönlünde yatan her yiğidin
    Başını yaktığın başından baş aldığın aşkından baş alamadığın
    Az bile sana
    Çok sevmezdin zâhir tez olmasın diyedir firakın

    Aç değiliz avuçlar yere doğru şükürle toprağa kapanarak
    Yine şükürle göğe açılarak
    Bütün açıklardan nüfuz ederiz içe içe en içe
    Dilimizde –üç öğün beş vakit- her kilidi kıran sûre-i tevbe
    İçtiğimiz mey kırdığımız şişe
    Gördüğümüz düş bitmeyen didişme
    Ortak ha kinle ha kölece bir düzenle
    O da iniyor biliyorum
    Dimdik hızla erkekçe güvenle
    Boynunda yüzyıllık kirişleri tonozları inleten hüküm
    Tartaklanmış kollarından uzattığı mengene az bile bana

    İniyorum çelik kollardan
    Kıskaçlardan uzaklaşarak suya
    Suda haber suda üç güne değin yol görünür hep görünür
    Yaşıtlarım hemcinslerim erkeklerim yollarda heder olmuştur
    Hem besmelesiz,
    Bense hep suya inanarak
    Sudan başlayarak
    Su gibi akarak su gibi aziz
    Bir su görünmezse bana ya?
    Ya bir kürek bir kazma
    Ya bir zincir bir tasma

    Ya bir şahan? Az bana!
    İsterik ve tekinsiz bir karga!
    Mer’aları kaplayan ehil ve yabanıl
    Bu havayı kıpkızıl
    Sürülerle kanatlı ve alıcı
    Pençesinde birer canlı
    Benim sürülerim isterik ve tuhaf
    Bu zerrelere kadar
    Damarları bir koşu kat edip içe işleyen
    Bu deveyi yardan uçuran merak
    Bana fazla!

  6. #6
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Evlâ

    beni konuştur söylet bana cebret kar erimesin
    ilk kez olan her şeydeki debdebeyi bitirdim
    kasıt yok kah övüncüm bulunur yere düşende
    pekâla şeref sözü ne oynarsak yarıya, yok misilleme

    o senin gençlik aşkın gençlik aşındı
    şarkısı sussun istemedim aklımda yoktu musallasını
    göreceğim evet, kozalar burda da kesat burda da alelusûl
    toplanıyor cevher, komşu haris kızlar fesat yeniyor malı yetimin

    teslim etmelisin benim olanı bir kez kopmalısın koparılmalı
    gaspına elem duysam da özlemem benden alınanı
    şu mutî raiyet sana müştak, hep döneceğin şu harimin
    köşe bucak, önemsiz artık bağışlamak… bağışlanmak…

    fakat ister bulunmak senin belden senin olan bir tâbi
    o belde bende bekle bele küçük kuzunu bende sar sine
    hem ne tezat bilirsin gizlenmek koşar iken mûterif dilde
    varım bir kez daha denemeye taammüden bekle

    bir kere duymamışsan adını bende dilinden
    bir kere inlemede bir ah çıkmaz bir çıngar
    vurdukça her sekmede taştan bile çıkar da
    su uyumaz düşman da, bir garibi kollamaz kolcularsa

    su uyusun düşman da su düşmana kondursun
    bir öpücük bir yarım, kızlar dönerek topuk vursun
    yere vursun sert vursun bana çalsın kamçısı
    o senin gençlik aşkın gençlik aşındı

    hep ayakta nâperva bıçaksa kemikte sakın şaşma
    nihayeti getiren küfrün değil şüphesiz tasdikindir
    bir parça şefkat görse dağılır çınar beden
    bir kere tasdik etsen bir daha bir gün görmem

    hep kılıçlar çekili dik bakışlar dikili şimdi sana desem
    beni heder edeni öldürmek için döneceğin bir kahpe
    bekledikçe tatlanan kıyamazsın değmeye
    çakılıp kalacaktır havada kurşunlanan

    açılmaz bir kez böyle kapanınca kanatlar
    kilit vurmak gereksiz zaten ağzımı açmam
    susmam rıza değil başka bir gözdem var
    bekledikçe tatlanan aşktandır aşktandır
    aşktandır susmam

  7. #7
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Madem Şiir


    çok benim gamzelerim ama gülmezsem
    kaçıp sığınır eldeki aciz tebessüme
    ben çok kararır az gülerim bilinir
    durduk yerde gölgelenirim
    dalga dalga kızarır göz aklarım
    üzgünsem kırmışsındır bendeki şevki
    üzgünsem boşa kürek çekmiş birisi
    sayarım kendimi aldığım darp
    izlerini sayarım mucizeye inanırım
    hiç bir medeni
    inanmaz benzemez bana benim kadar
    yürürken yere bakarım üzgünsem

    çok benim bir kişiyi sevinçten delirtecek azlarım
    yoksunlarım kaç kişi unutmuş kalmışımdır
    dalgınsam bilmişsindir bendeki eski
    dalgınsam hoşa gidecek birisi
    saymam kendimi verdiğim hasar
    tespitleri saymam bunu bir daha inanırım
    hiçbir davul dengini
    bulmasın istemez çalmasın bana
    rahmaninov çalamaz benim kadar
    yere bir mahluk kendi kalbini
    kaldıramam ağırdır gözlerimin irisi

    al madem