Toplam 6 mesajın 1-6 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    marina Avatarı

    Gerçek Adı
    metin SAYIT
    Üyelik Tarihi
    03.04-2006
    Son Giriş
    26.07-2011
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    balıkesir
    Mesaj
    89
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    ŞAFAK TÜRKÜSÜ

    1
    Beni burada arama anne
    Kapıda adımı sorma
    Saçlarına yıldız düşmüş
    Koparma anne
    Ağlama

    Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
    Gözlerim şafak bekledim
    Uzarken ellerim
    Kulağım kirişte
    Ölümü özledim anne
    Yaşamak isterken delice

    2
    Bugün görüş günü
    Günlerden salı
    Islak
    Sarı bir yağmur
    Ülkemin neresine bakarsa ay
    Orada yitik bir anne ağlıyor
    Sen aralıyorsun yağmuru
    Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
    Sonra bir umut koşuyorsun
    Yüreğin avcunda
    ısırırken
    çırpıntı gözlerini
    (ah verebilseydim keşke
    yüreği avcunda koşan
    herbir anneye
    tepeden tırnağa oğula
    ve kıza kesmiş
    bir ülkeyi armağan
    koşma anne
    birdenbire batacak olan
    düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
    oysa benim için gece
    ışık hızıyla koşan
    kısa ve soğuk bir zamandır
    bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
    uykusuz
    yorgun
    ve korkak

    3
    sanırım baytardı
    yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
    ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
    boşver hipokrat amca
    üzülme ne olur
    sen de anne
    sen de üzülme
    hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
    ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
    ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
    korkak kahraman gecelerimi
    düşlerimle sınırsız
    diretmişliğimle genç
    şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
    usulca açılıverdi
    yanağımda tomurcuk

    pir sultan'ı düşün anne
    şeyh bedrettin'i
    börklüce'yi
    torlak kemal'i düşün anne
    hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
    utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
    onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
    ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
    deniz'i düşün anne
    her mayıs şafağında uzun
    uzun döverken darağaçlarını
    ve o şafaktan doğma
    onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
    insanları düşün anne
    düşün ki yüreğin sallansın
    düşün ki o an
    güneşli güzel günlere inanan
    mutlu bir yusufçuk havalansın

    4
    sıcak omuzlar değerken omzuma
    buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
    bayraklar ve türkülerle
    kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

    kurşunlar sıktılar alnıma
    açık alanlarda ağır
    kartalların konup kalktığı
    yalçın kayalardan biriydim
    ölüp dirildim yeniden
    güneşli güneşsiz akşamlarda

    mutlu yarınlar adına
    özgürlük adına ekmek adına
    üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
    dirilip dönmesin diye hiroşimalar
    tahtadan atların boynuna çıplak
    ölümlerle yatmasın diye çocuklar
    aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
    kardeşlik adına
    havadaki kuş denizdeki balık adına
    yürüdüm yıllar boyu

    dönüp bakmadım arkama
    ıraktı gözlerim çok ırak
    izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
    kalsa da silinir gider
    yalnızca bir ağıt gibi çakılır
    ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

    5
    tören adımlarıyla ölmek
    ne garip şey anne
    kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
    bütün gözler üstümde

    sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
    masa üstünde üşüyen bir sigara
    yanında küçücük bir cam bardak
    içinde rengi bu gecenin
    cılız titrek bir kibrit
    kağıt kalem
    sandalye
    geride flu
    yağlı
    büküm büküm bir ip
    ve çingene kuralına uygun
    değişmez dekoru mudur
    idam mahkumunun

    6
    kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
    yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
    oysa birazdan boynumu kıracaklar
    pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün

    ben ölümü asıl az ötede titreyen
    çingenenin kara killi ellerinde gördüm
    anladım ki küllenen sigaradır
    soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

    yani benim güzel annem
    alacaşafağında ülkemin
    yıldız uçurmak varken
    oturup yıldızlar içinde
    kendi buruk kanımı içtim

    7
    ne garip duygu şu ölmek
    öptüğüm kızlar geliyor aklıma
    bir açıklaması vardır elbet
    giderken darağacına

    8
    geride
    masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
    bağışla beni güzel annem
    oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
    elleri değsin istemedim
    gözleri değsin istemedim
    ağlayıp koklayacaktın
    belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

    usul adımlarla yürüdüm ömrümü
    karşımda kurum kurum-laşan darağacı
    (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
    ökse de olsa dört bir yanı)
    birdenbire acıdı boynum
    gelecekler var birbiri ardınca genç
    yakışıklı

    ne olur işçi kadınım
    az yumuşak dik
    şu kefenin yakasını

    9
    yaşamak ağrısı asıldı boynuma
    oysa türkü tadında yaşamak isterdim
    çiçekleri kokmak ırmakları akmak
    yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
    su başlarında aylak sektirmek kavalımı
    sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
    anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
    o güzel günleri görenler arasında
    bir soluk ben de yaşamak isterdim
    bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
    öperken siya-u jakond'u tebessümünden
    işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
    bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
    nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı

    ölmek ne garip şey anne
    bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
    sedef kakmalı bir kutu içinde
    vermek isterdim çocukların ellerine
    sonra
    sonra benim güzel annem
    damdan düşer gibi
    vurulmak isterdim bir kıza

    10
    künyemi okudular
    suçumuz malum

    gecenin kıyısında durmuşum
    kefenin cebi yok
    koynuma yıldız doldurmuşum
    koşun çocuklar çocuklar koşun
    sabah üstüme
    üstüme geliyor
    yanlış mı duydum yoksa
    erkenci bir horoz mu ötüyor
    keskin bir acı bilenmiş
    gitgide yaklaşıyor sonum

    iri sözlerim yoktu söyleyecek
    usulca baktım yüzlerine
    bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
    göçtü ayaklarının dibine

    korkutamadılar beni anne
    avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
    darağacı
    bir zaman rüzgarda
    saçını tarayan telli kavak değil mi
    boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
    sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
    söyle anne
    o çingene
    bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
    bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
    sevmedi mi çılgınca

    11
    kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
    işkenceler zindanlar hücreler
    savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
    açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
    mideme karşı
    kısacası
    bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
    gülmek umut etmek özlemek
    ya da mektup beklemek
    gözleri yatırıp ıraklara

    ölmek ne garip şey anne
    artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
    şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
    mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
    baba olamayacağım örneğin
    toprak olmak ne garip şey anne
    ceplerimde el yerine balyoz taşırken
    korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
    ve yüreğimin ırmakları taştı
    taşacakken
    ölmek ne garip şey anne

    uçurumlar ki sende büyür
    dağdır ki sende göçer
    ben yaprak derim çiçek derim
    çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
    gül yanaklı çocuğa benzer
    yine de
    oğlunu yitirmek kimbilir
    ne garip şey anne

    12
    beni burada arama anne
    kapıda adımı sorma
    saçlarına yıldız düşmüş
    koparma anne
    ağlama
    kırıldıysa düş evinin kapısı
    bütün kırık kapıların çağrılışıyım
    kızların yanaklarında çukurlaşan
    biten başlayan aşkların ortasındayım
    her kavgada ölen benim
    bayrak tutan çarpışan
    her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
    özlem benim kavga benim aşk benim
    bekle beni anne
    bir sabah çıkagelirim

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
    çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
    o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
    öylece kalkar uykudan şalterler
    dişleyip tükürmeden sigaralarını
    türkü tadında giyinirken işçiler

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    adı başka sesi başka nice yaşıtım
    koynunda çiçekler
    çiçekler içinde bir ülke getirirler
    başlarını koymak için yorgun dizine
    sen hazır tut dizini anne
    o mükemmel güne

    NEVZAT ÇELİK

  2. #2
    Üye
    alev913 Avatarı

    Gerçek Adı
    ALEV
    Üyelik Tarihi
    18.07-2006
    Son Giriş
    06.06-2017
    Saat
    02:10
    Yaşadığı Yer
    MANİSA
    Mesaj
    84
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    AĞLAMAK

    bir elimde ölüm fermanım
    bir elimde sevdam
    birbirine kenetleyip ellerimi
    yürüdüm
    gecenin bir vaktidir
    kirli sarı ışığı sokak lambalarının
    ve karanlığın bilindik sözleri
    ardımdadır

    iz tutmuş duvar diplerinde
    telaşlı adımlarıyla işçilerin
    tedirgin korkulu akışı
    ve donup kalmış akşamları
    kapı önlerinden kadınların
    çocuklarını kollarından kapışı

    kentin damarı sokaklardan

    NEVZAT ÇELİK

  3. #3
    Üye
    marina Avatarı

    Gerçek Adı
    metin SAYIT
    Üyelik Tarihi
    03.04-2006
    Son Giriş
    26.07-2011
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    balıkesir
    Mesaj
    89
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ELLERİMİ BULSAYDIN

    Bu vapur kalkar birazdan
    Kalkıp gidemeyen bir ben
    Martıların götürüp getirdiği
    Bu vapur kalkar birazdan

    Kar soğuklarında iskele
    Aşıklara savunmasız durur
    Kalbime romatizma vurur
    Bu vapur kalkar birazdan

    Bu vapur kalkar birazdan
    Kederimi yüklenip gitmez
    Bir yangındır ki ansızın
    Aşk başladığı gibi bitmez

    Bu vapur seni götürür
    Palamarı kalbime geçer
    Kadiköy kaç adımlık yer
    Bu uzaklık beni öldürür

    Beni denizlere alsaydın
    Belki çocukluğum biterdi
    Sen ellerimi bulsaydın
    Bu vapur yine giderdi.

    NEVZAT ÇELİK

  4. #4
    Üye
    marina Avatarı

    Gerçek Adı
    metin SAYIT
    Üyelik Tarihi
    03.04-2006
    Son Giriş
    26.07-2011
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    balıkesir
    Mesaj
    89
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    MERAKLI BİR KIZLA SÖYLEŞİ

    ilk şiirini ne zaman yazdın

    ilk aşık olduğumda

    ilk ne zaman aşık oldun

    ilkokula giderken

    nedenli sevebilir ki çocuk

    bir insan nasıl severse

    ama erin bile değil

    acılar erken büyütüyor
    bizim ülkede çocukları

    anlayamadım

    yirmibeşi geçmiyorsa başımız
    yedisinde başlarız sevmeye
    ölümüne severiz onbirinde

    peki ya aşk nedir

    en güzel bölüşümdür

    ne zaman doğdun

    hangisini soruyorsun

    o da ne demek

    1960'ta
    büyücek bir bakır leğen içinde
    iki damla çığlık katışık
    buğday kokulu anam
    diz kırıp
    titrek bacaklarından doğurdu beni

    aşık olduğumda doğdum ikinci kez
    ela gözlü bir kızdı narince
    çabuk kırıldı
    ama ben dönmedim geriye

    sonra dostlarım doğurdu beni
    gürül gürül düşünerek
    tezgahtar yoktu aramızda

    ve zindanda
    şiir adında bir kız tanıdım
    barıştı kavgaydı insandı
    sevdim onu
    o da beni sevdi
    sevişir doğarız o günden beri

    duvarlar çok yüksek
    yakışıklı mısın
    göremiyorum

    geçen gün şiir yazıyordum
    açılmış dünyaya kollarım
    at ötede unutulmuş bir ayna
    eğilip baktım yüzüme
    boyuma posuma
    göğüslerimi şişirdim
    içeri çektim karnımı
    yok canım
    benzetemedim
    bir şeye

    gözlerim özlem ateşi
    alnım kurşun yeri
    ellerim çocuk eli
    boyum insan boyu
    tenim alacaşafak
    insanım işte
    olancası bu

    ölmek nedir

    yaşadım diyebilmektir

    ya yaşamak

    ölebilmektir çırılçıplak orta yerinde yaşamın

    ama sen çok gençsin

    kendine bak
    yüzyıl yaşadım ben

    anlayamadım

    önemi yok
    ben seni anladım

    NEVZAT ÇELİK

  5. #5
    Üye
    marina Avatarı

    Gerçek Adı
    metin SAYIT
    Üyelik Tarihi
    03.04-2006
    Son Giriş
    26.07-2011
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    balıkesir
    Mesaj
    89
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    HOŞ GELDİN ÖLÜM

    Hoş geldin ölüm
    Buyur otur
    Saklımız kalmadı
    Dök eteklerinden taşları

    Ben bir rüzgarım
    Özgürlük rüzgarı
    Bir yürekten bir yüreğe
    Taşırım umutları

    Ben bir dağ seliyim
    Yıkarım duvarları
    Yükselir kentten
    Çorba kokuları

    Ben bir denizim
    Hırçın dalgalı
    Ölüm nedir bilmeden
    Döverim kıyıları

    Bütün dostlar uyanık
    Şafağı karşılıyor
    Yan hücre kapıyı çalıyor
    Kalk gidelim sıradakini bekletmeyelim

    NEVZAT ÇELİK
    (Şubat 1983)

  6. #6
    Üye
    marina Avatarı

    Gerçek Adı
    metin SAYIT
    Üyelik Tarihi
    03.04-2006
    Son Giriş
    26.07-2011
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    balıkesir
    Mesaj
    89
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    BEKLEYİŞ

    gül diyorum
    yoksul acıların gölgesinde
    güllerin solsun istemiyorum
    ay diyorum sonra
    ay n'olur
    bir vaktinde gecenin
    yaraların açsın istemiyorum

    hangi sevda vurmuş seni
    hangi delikanlı
    gönlüne
    salvo bakışlarla...
    soramam
    zeytin karası gözlerini
    yoluma yatırma
    dayanamam

    NEVZAT ÇELİK