TEKSAN İnovatif Medikal Ürünler İstanbul, Antalya, Bursa ve Antalya'da
Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12
Toplam 22 mesajın 16-22 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    04.04-2020
    Saat
    16:35
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    37
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    GÖZLERİN DİYARBEKİR

    ay ışığı vurur çehrene

    sahranda güller yeşerir cano

    diyarbekir kalesinde aşk

    filizlenir

    can ikizim

    yar mevsimi



    ay ışığı vurur hücrene

    surlarına sırların vurulur

    içinde faili meçhul kederler

    çisil çisil

    yağar gurbet

    vah mevsimi



    karakollar tutuklu

    pencereler sessizlik

    yürekler paramparça

    sevdalar suskulu

  2. #17
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    04.04-2020
    Saat
    16:35
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    37
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    SONSUZ NEZAKET

    Rahman’ın süt nehirleri
    Çağıldar her gün her saniye
    Görkemli anne dağlarından
    Masum evlat vadilerine

    Alemleri havada tutan
    Cansızdan canlılar çıkaran
    Varlığı yoklukla yeşerten
    Hepsi nihayetsiz sergin

    Sevgin nasıl da haşmetli
    Aydınlatır kusursuz cemresi
    Karanlıkta dönen dünyaları
    Nereye dönsek zarafetin


    KEMENT

    Yaşadın asırlarca
    Ama
    Alışamadın hayata
    Yüreğin hala
    İlk günkü hayret

    Baktığın her yüzde
    Her ton her yön
    Her renkte
    Her ahenkte
    Her his her seste
    Soru işaretlerin

    Bir yanın çılgıncası
    Ölüm merakında
    Bir yanın delicesi
    Yaşamak coşkusunda

    İnsan nasıl çelişki
    İnsan zarif komedi
    İnsan hazin estetik
    Acı bilmece


    KARA KONÇERTO

    Çal Ludovico, çalınan yarınları çal;
    Körpe düşlerimizi, hiç söylenemeyenleri.
    Çal, dinsin bu gece de şu acı yara!
    Şu derin şu çok katlı şu paramparçalayan!
    Çal Ludovico, kendisinin hırsızı için çal,
    Kırışık pişmanlıklar için çal paslı aynalarda.
    Hayallerin, hayatların çalındığı yerde,
    Sen masum günahkarlar için çal Ludovico,
    Belki hala bir ışık vardır karanlık için!
    Umudun çağlayanı çağıldasın,
    Sandukası akustik hazandan…
    Çal Ludovico, savaşın yetimleri aşkına çal,
    Var mı yaşamdan öte hazin orkestra?
    Varsın batsın gemi, çalmaya devam.


    NESLİCAN TAY


    Sen şimdi o tertemiz gülüşünle,
    Bahçedeki çiçekleri sulamaya göçtün.
    Eteğine takıldılar, müşrik ilan ettiler,
    Giderken bile gün yüzü göstermediler,
    Ne çok çekti Türkiye din tacirlerinden,
    Ham yobazlardan, kaba softalardan...
    Sen şimdi o taptaze içten gülüşünle,
    Kuşları yürekten koklamaya göçtün.
    Üstünde belki bırakma rahatlığı ardında;
    Sapıklarla, katillerle dolu zifir çağını…
    Hoşçakal leydim; iyi, güzel, mutlu kadın.
    Güllere selam söyle, huzur rüzgarlarına,
    Masum cerenlere, aşkın semalarına…
    Rahman sarsın yaranı kevser suyunda,
    Esirgesin kalbini bütün ağrılarından.

  3. #18
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    04.04-2020
    Saat
    16:35
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    37
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Kuşlar senin gök çiçeklerin
    Denize batan yarım güneş
    Işıktan bir tünel bağrımıza
    Canımıza baharlar ser ey

  4. #19
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    04.04-2020
    Saat
    16:35
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    37
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    ÖKSÜZLÜĞÜN TÜRKÜSÜ

    Ne ışık, ne hatıra, ne de bir seda,
    Gittikçe küllenen bir ıslık ufukta…
    Rıhtımlarda, derin tenhalar meltemi,
    Göğün yüzüne boyar yattığın yeri.

    Bu suskun, bu dargın, bu can fırtınası;
    Argın durgun sarar yorgun bahçeleri.
    İçinde bitmeyen; cümle yokuşları…
    Bağlar da köprü kılar, kırar kederi.

    Kalbin, mazide saklı o mahur beste,
    Şimdi çok uzaklardan geçen bir yıldız.
    Gecenin ruhunda akseden her seste;
    O muhayyel gerçek, birlikte yalnızız...








    SONSUZ SONE

    Irmaklar, ırmaklar paklar ancak şimdi şehri,
    Tasını, taştan taşa vurup çığıran sular...
    Pür ormanlardan nazlı bir ceylan geçer gibi,
    Irmaklar, hüznümüze yeni bir çağ bağışlar.

    Giderdin, gelip kurulurcası otağıma,
    Dağın bağından belli, neşen gariban, içli.
    Öperdin, kadim anılardan yağarcasına,
    Yaralı kısrakların buruk yelelerini…

    Irmaklar, ırmaklar paklar ancak şimdi bizi,
    Yıkadıkça kirlenen mücrim ellerimizi…
    Bir Züleyha sunarcası en derin kuyular,
    Irmaklar, çölümüzü yağmurlarla kucaklar.








    ZERDEÇAL MEVSİMİ

    Zencefil burcuları eteğinde, hazalım...
    Salınır sevmek dolu, bahar salıncağında.
    Ve yan yana değilsek güzellikler hep yarım,
    İyilikler hep bizsiz, yaşamın hayatında...

    Bir mevsim daha sensiz, sessiz bir asır daha,
    Ah kollarım sarar da, ısıtamaz bağrımı...
    Üşümek gözlerinsiz, üşümek yangınlarda;
    Teselli eder deniz hıçkıran poyrazları...

    Güneşin gölgesinde kavrulan emekçiler,
    Gariban küfeciler kokar çilekeş bozkır...
    Ve can cana değilsek, kimsesizdir işçiler,
    Diktatör, patronlara bir ülkeyi paylaşır.








    EVHAMA VEDA

    Samuraylar güller derer senin bahçende.
    Kılınçların sevişten, okların beyzade...
    Bir okşamak gelir gider öz pencerende,
    Bir sığınmak, sahra olur yağar göklere.

    Kavaklar vals eder masmavi yüreğinde,
    Hüzünden, fezaya dönüşür merhametin.
    Acılar çekersin, herkeslerin yerine…
    İsterdin, sadece sevinç şarkı söylesin.

    Ölümler, ölümler geçmiş iç içe, müthiş!
    Hassas, serçe kalbinde cesetler birikmiş,
    Yaslı denizlere dök kahrı, sal derdini.
    Elbet bir gün doğar, mertlerin de hayali…








    GÖNÜL BORCU

    Şükür ki ölüm var Rabbim, ne güzel nimettir,
    İnsana, sonsuzluğun kıymetini öğretir.
    Kavuşmak Sahibine, kavuşmak sadıklara,
    Kavuşmak; anne, baba, kardeş, eş, dost, evlada.

    Ne ebedi ziyafet, kutsal suda buluşmak,
    Onca aradan sonra, nihayet nefes almak…
    Yeniden masum olmak ne muazzez bir cennet,
    Kurur kin, boğulur hınç, kökten gömülür cinnet.

    Duyulur, anlatılmaz, o sakin esen uzak,
    Gurbetlere anılar dökülür yaprak yaprak,
    Sen, çocukluğu saran vicdanlı aziz kucak,
    Şad ol yattığın yerde ve o gün düğüne kalk…








    MAKBER GÜNLÜĞÜ

    Yavrucak gözlerini açtığın şu dünyaya,
    İhtiyar gözlerini bir gün kapatacaksın.
    Kim bilir, nerede, nasıl, kaçıncı yudumda?
    Dünyanı bir gül gibi dilsiz solduracaksın...

    Sığınılan limanlar bile sığınmış Hakk’a.
    Akışlar ve nakışlar; kardeşlik halayında,
    Seslerin suskularla kesiştiği noktada,
    Bir yelken açacaksın, umutlu uzaklara...

    Ruhundan hatıralar bırakır rüzgarlara,
    Mezarında kibarca yeşeren çiçeklerin.
    Rüzgarlarsa taşır, sevenlerin saçlarına,
    Küçük mutluluklarla huzurludur devletin...








    ÇIĞLIKLAR ÇIĞI

    Cüsseden hücrenizin kemikten kafesinde,
    Bir bülbül inler durur ormanın en dibinde.
    Yandın da dayandın da dayandın da dayandın,
    Tül ve kül gibi bir gülün esrarına kandın...

    Hey gidi hey gidi hey, derya içinde derya,
    Yoğaltır, kavurur da; çarpar aşkın sadrına.
    Yandın da dayandın da dayandın da dayandın,
    Vahalara amade şu sahrada uyandın...

    Kalbinizin kabrinde, kabrinin kalbi atar,
    Nabzın idam mahşeri, yadında saf anılar,
    Yandın da dayandın da dayandın da dayandın,
    İncinmiş bir matem gibi deryana kapandın...








    YALNIZLIĞIN DAĞINDA

    Teneşirler tebeşir, vefatın ahşabında,
    Sensizlik kalesinde bir uçurumcuk ağlar.
    Geceden nehirlerin kandilleri yağar da,
    Kızışır, ıssız kışın volkanında yalnızlar.

    Cüzlerini okurken tümü unutma kalbim,
    Karanlık denizlerde hıçkırır falyanoslar.
    Her talazda bir dehliz, her biçemde bir biçim,
    Hacimlerde ritimler, hazlarda hüzünler var.

    Yaz bahçemizde kaldı rengarenk zamanımız,
    Şimdi derin yalnızlık gibi çöker akşamlar.
    Feryadın cennetinde tonların dansıylayız,
    Vurur sahilimize; merhum, mahrem rüyalar.








    KIRIK DÖKÜK

    Gülerken sütunlarda çocukça efsaneler,
    Oynaşır hayaletler baygın günbatımında...
    Ejderha yüreklerin yankısıydı çiniler,
    Duyulur nakışlardan; şafak, soluk soluğa.

    Şu ziya, şu mefkure, şu kırgın muhayyile,
    Çağırır vadilerden ürkmüş serçelerini...
    Yağmur ki küremizin o mukaddes abdesti,
    Korkulu ümitleri bahşeder çehremize...

    Hıçkırır soframızda en hülyalı efkarlar,
    Canımız üşüyüşün kadehinden yudumlar,
    Haykırmak isteyip de haykıramayan leyli.
    Hoşgeldin, içimizi tırmalayan, tufeyli...








    YAS SEZONU

    Mermerlerde köpüren şimdi kızıl yüzündür.
    Şimdi yangın gözlerin, bayılttıkça ayıltan...
    Yakışın yanışımla ah ne gazel bütündür,
    Ah ne mukaddes temas, içirdikçe susatan...

    Birbirimize nazır aynalardık nefessiz;
    Aşkın iç içe geçmiş halleri sadrımızda...
    Sazlıklar, sularında sevişirken sabâyla,
    Püsküren mağmalardan duyulur düetimiz...

    Şimdi kış bahçesidir, boynu bükük makberin,
    Çökmüşüm taşına, koca bir yaşamak çökmüş.
    Mazinin gül tufanı anılar, saf demlerin,
    Şimdi güzün hazin yüzü gibi hep çürüyüş...








    MAYHOŞ MAHZENLER

    Mahmur ıhlamurlar altında serin nağmeler,
    Tarar perçemlerini alevli tutkuların...
    Ve sükut bahçemizde çağlayan gür esinler;
    Serper pür heveslere, narin, derin bir yangın...

    Belki hala bir ışık vardır karanlık için;
    Belki henüz donmamıştır ateşin yüreği...
    Belki çok geç değildi, belki de çokça geçti.
    Malumun uykusunda; rüyası bilinmezin...

    Çarpar durur bir cevher hısımsı tılsımlarca,
    Esrarlı hisarında zümrütten bülbüllerin...
    Efsunlu gecesinde şu bembeyaz hislerin;
    Hıçkırır kahkahalar, zamanın sayacında...








    ZAMANIN AVLUSUNDA

    Mercan devranlar eserdi huzur bahçesinde,
    Yürürdün mücevher gölünde doğal doğanın...
    Parlardı yankılarda umutlu yarınların,
    Vurulurdu pınarlar, arşın kelepçesine...

    Şimdi kuğuların dans ettiği o yerdeyiz,
    Ve ışıktan bir taç kurulmuştur saçlarına,
    Dudaklarında bahar, bakışlarında deniz,
    Argınlıklar yeşermiş buruk dallarımızda...

    Yosunlu havuzlarda belirir hatıralar,
    Yaşlı dağlardan dönen körpe çığlıklar gibi,
    Esenliğin renginde kanatlanır çatılar,
    Yayılır rüyaların, rayihalar denizi...








    DALGIN ŞAKIYIŞLAR

    Altın kulelerden şaha kalklar o kıratlı,
    Kuğularca, kanatlı...
    Bin yıllık kardeşliği şakımakta semalar,
    Sedalar, ki senalar...

    Ey hüdhüd-i şeyda söyle o ne cefa öyle?
    Arşım neden hengame...
    Mizanındaki mahşer; dağıtır dengemizi,
    Soldurur genzimizi...

    Ahengine olmaz mütenakız, kimin haddi!
    Serabaydı serhaddi...
    Gülbankına bülbüller serilir, yeşerir hep,
    Kül-i efkara sebep...








    ATEŞ UÇUŞLARI

    Sisli camında yağmur izleriydik hayatın,
    Ruhumuzda erguvan, yadımızda son sözler.
    Sarar her yanımızı sabah kızılı bahtın,
    Tahtında eser kalbin, uçuşur zarafetler.

    Karışır renklerimiz, içerimde içerin,
    Girift bir efsaneyi fısıldar boynumuza,
    Usul usul dolanır, yüreğime yüreğin,
    Sislerde hisler sesler, parlar sularımızda.

    Ruhun ruhumda ışık, tenin tenimde cemre,
    Pınarın pınarımda; ummanları anlatır.
    Ve masallar sevinçten simler saçar çehrene,
    Savrulur çamurcalar; köz közle kanatlanır.








    ZAMANIN TAKVİMİNDE

    Dirilir yeniden öz; töz, cevherle sevişir,
    Bacaklar bacaklara dolaşır mazmunlarda.
    Yasalar yasaklarla bir devranı üleşir,
    Kırışır zamanımız, mekanın kucağında.

    Beton ormanlarında metalden dinozorlar,
    Boğunca yıldızların tütsülü şavklarını,
    Kararır kalbi leylin, şehir gülleri solar,
    Solar tefekkür kuşu, kurutur ilhamları.

    Bu böyledir; ya doğum ya ölüm ya uçurum,
    Cemiyetin değeri, tercihinde belirir.
    Ey deniz feneri ruh, dön geri sönmeden mum,
    Karanlıklar nurların gölgesinde güzeldir.








    KARANLIK YILDIZLAR

    Nahhatlar ve hattatlar, kaleminden damlarsın,
    Kafesinde simetrik, estetik yaralarla...
    Ve varlığın göz göze gelir yokla her lahza,
    Başın eşiğe değer, bağrında kış, anlarsın...

    Kara delikler saysın destansı sislerini,
    Deşerken bakışların fezanın yüreğini,
    Bir ahu iner nehre, kanatlanır gözleri,
    Nabzında binbir güneş, dizler çöker, ahlarsın.

    Savaşların söndüğü barışın cennetinde,
    Uyumamacasına; uyanmak istesen de,
    Bir yanın hep dünyada kalan sevdiklerinle,
    İçin; gök içinde gök, dalında dağ, ağlarsın...








    YORGUN ÜRPERTİ

    Sararmış duvarlarda kırgın yüzlerdi mazi,
    Bakışlarda tozlu hayaleti ilk aşkların...
    Durur seslerin dansı, çarpmaz renklerin kalbi,
    Susar hislerin çığı, ağarınca baharın...

    Bir sırma hazandır ki, ruhun ankebut şimdi,
    Nefes nefes örülen bu kor senin ağların...
    Görünmez bir el olur, tutar da nefesini,
    Başlar güneş ötesi içsel yolculukların...













    AŞKIN BEYTİ

    Gaza meydanlarıydı aşkın düğün evleri.
    Değil miskin dervişler! En yakın Hakk dostları;

    Cevheri, Allah deyu çarpan yüreklilerdi.
    Bir düşün, fatihler fatihi, Habibullah’ı...

    Amellerdi sevdanın en güzel mısraları,
    Gayretlerdi dergahı, hakikat şeyhimizin...

    Gerçek aşk kadehinin çalışmaktı şarabı,
    Cemiyete yararın olmadan, eremezsin...











    KALBİN KABESİNDE

    Körfezlerde gittikçe uzaklaşan gemiler,
    Bir başka seyredilir düşer gibi boşluğa,

    Göçe susarcasına uçuşurdu yelkenler,
    Dağılırdı saçların rüzgarın mezarında.

    Semahın kıblegahı ruhunun fezasında;
    Bir başkaydı her zaman, düşlerken bir başkaydın,

    Çehrenin bahçesine gülüşler yayılır da,
    Bağrının kabesinde, sayhanı sayıklardın.











    SESSİZ SAYHA

    Altın sonbahar, sokak fenerleri,
    Duygun çardaklarda su perileri...
    Ürkek parkelerde cesur kediler,
    Kuşların sadrını deler de geçer.
    Adın, hançeremde hüznün hançeri,
    Gönlümün yaşına bakmadan deşer.

    Gülüşün, ruhuma neden kasd eyler,
    Niçindir ciğeri söndüren düğüm?
    Nazarında yeşeren sır serçeler,
    Toprağım, denizim, yelim, göğümdün.
    Saflığın, cürmümü ezer de geçer,
    Çakılarla çözülmez bu kordüğüm...

    Nefesin; ateşten sıcak, yumuşak,
    Kuş tüyünden hafif, alımlı sesin.
    Ruha körpe sevişmekler katarak,
    Sabahlara yüklü bir ceylan leylin.
    Nezaketin göğsünden çağlayarak,
    Taşıp kavururdu, zarif gözlerin...

    Sendin adı şehla, şanı züleyha,
    Kanı leyla, gülü leyla, rüveyda...
    Bakmaklara hep görmekler ekerdin,
    Ansızın çakışırdı şimşek yüreğin.
    Can sayha, ten vaha, umular sahra...
    Yüreğin, içimde soluk soluğa.

    Resimlerin bile ahrazdı şimdi,
    Hatırlamaz oldum nazlı sedanı...
    Unutmak lime lime ah cemreni,
    Ne bitmez kahırdı, ne kadim acı...
    Bilmem üşür müsün orda sevgili,
    Bekle bizi, çoğu gitti azı kaldı...




    KARANLIĞIN MEZARLIĞI

    Put denizi şehirlerde,
    Lanetli sularıyla arzu,
    Şehvet serper siperlere,
    Ter içinde ve kuğumsu.

    Kıvrımların isyanından,
    Baygın düşmüş kıvılcımlar,
    Sürtünüşten nasır tutan,
    Tenler sarhoş, ölü ruhlar...

    Sedirlerde huysuz gözler,
    Zihinlerde loş kabuslar,
    Dizilmiş arsız imgeler,
    Derilmiş kör metaforlar.

    Yaymış yine o koyuluk,
    Zulmü örten dalgaları.
    O renk ki dipsiz korkuluk,
    Sarar şemsin her yanını...

    Görünmez boğuşmalarla,
    Çullanır huzur burcuna,
    Pençeler umut dağını,
    Uzar her yerden kolları.

    Bir ejderha ki karanlık,
    Yakar çocuk renklerini.
    Kaçar tonlar, solar ışık,
    Mahvettiği bahçelerden...










    ÇERAĞIN KUNDAĞINDA

    Döşlerdeki kandillerin,
    Uhrevi balkırıydı aşk...
    Bir semavi veçhe mızrak,
    Anahtarı merhametin...

    Serpilirdin cevherinden,
    Metanetler yeşertirken...
    Dehşetli geceler dahi,
    Bastıramaz cevherini...

    Işıkların somyasında,
    Karanlıklardı suların,
    Hışırtılar yaprakların,
    Suskun bakır ufuklarda...








    FLAMİNGO

    Hücrelerde zemheri, kutuplarda yangınlar,
    Bakışlar, aynalarda ağlayan bir sonbahar.
    Çağlayan deryalarda; sahraların vahası,
    Serabın, semalardan haykırır meramını.

    Altın bülbüllerdi o şakıyan yalnızlıklar,
    Issızlıklar köşkünün çilekeş divanında.
    Divanlar ki nümayan, sonsuz okyanuslarda,
    Testin kadar ihata, tasın kadar ırmaklar.

    İnce sütun bacaklar şimdi ateş dansında,
    Şimdi baygın gözlerde çarpar arzunun kalbi.
    Nabızlarda cezbeler; nazik haz vakitleri,
    Zarifçe okşanışlar sırların surlarında...






    İKTİHAM

    Sevişmek isterdik hep göklerde uçuşarak,
    Manevi fezamızın mefhumdan sularında.

    Metaforlar dokuyup nakşederek semaya,
    Taze ruhlar düşlerdik, aşka kanatlanarak...

    Bakırlar balkırlara karşırdı buğunda,
    Efsununda tütsüler, ferdaların fersude.

    Sinelerin; dinmeyen şelalesi zamanın,
    Pürüzsüz tutuşmaklar bahşeder bahçemize.

    Gözlerin gökyüzüydü yaralı kuşlar için;
    Masum falyanoslara şefkatli okyanuslar...

    Anne gülüşlerinden içli bir sesin vardı,
    Sesin, her yüzde sesin, her solukta nefesin.

    Sen eskimolara yaz, kutuplara bahardın,
    Etrafına yıpranmayan şarkılar saçardın…




    EFSANEVİ KUYULAR

    Aydınlık gözlerinde; ışıltılar çarpışır,
    Renkler, tonlar, ahenkler, mihenklerle katışır.

    Vurulur yüreğinden suya inen bir ceylan,
    Tutar yasını kuşlar, kurulur tahtırevan.

    Biz, toplu yalnızlığın müritsiz mürşitleri,
    Aç ruhlarımız ancak o Sonsuz Sevgili’nin...

    Rızası, cemaliyle, muhhabbetiyle doyar,
    Yalnız hissedeceğiz; o mümtaz güne kadar.











    FAĞFUR

    Karanlığa gece; bir tutam ışık…
    Anlam sofranı ser ruhumuza ey.

    Ki ısınsın iliklere kadar her yanımız.
    Ki rahmetin kadim tığlarıyla,
    Dokunsun beraberlik kumaşımız…

    Geçir içimizi o dar menfezden ey.















    HURUÇ

    Göz göze gelemeyen mahcupları,
    Köz köze yanamayan sessizler anlar.

    Gidersin, göçer ne kadar kuş varsa...
    Nefessiz yaşamaklar öğrenir yürek...

    Gidersin, gelememişken bile daha,
    Şimdi bir merhume yerine kalan...















    BURAĞAN

    Bakışlarında masum günbatımı,
    Teninde alımlı yıldızlar parıldar.

    Bağrın, yaralı kumrular mevsimi;
    Gülüşünde yarım kalmış şarkılar.
    Büyür, büyür, büyür göz bebeklerin...

    Cennetime dönüşür içli cehennemin!
    Çığlığın bahçemdir, yeniden doğuş.

  5. #20
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    04.04-2020
    Saat
    16:35
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    37
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    HAZİRAN


    Narin ellerinde serin sular çağıldar
    Cevherinde varaklar; nadide, çocuksu
    Çokça gökyüzleri, çokça soluyuşlar
    Dallarında kırgın ıssızlıklar mevsimi
    Şimdi yürek bir saatli bombadır
    Pençeleriyle sadrımı boğazlayan
    Dağ gibi kurulmuştur zamanlar aramıza
    Ürkekliğinde aşkın gözyaşları parıldar
    Şimdi ne derse desinler, mecalsiz
    Cürmüne vurgun bir mücrim karşında
    Yargılayan gözlerin zindanında mahkum
    Ama asla pişman olmayacak olan
    Ruhum ruhunu nasıl da görüyor
    Bakışlar kaçıran masum maralın
    İnanmazdım, inanmazdım yaşamasam
    Gözleri yananları gözleri yananlar anlar
    Gözlerin yangın, gözlerin dargın umutlar
    İçim ki urganını bekleyen argın şehzade
    Alımlı, nazenin, ölümcül otağında
    Şimdi ahdim ömürlük bir duadır bahtına
    Söylenemeyenlerin altında kalan
    Bir makberdir ağarmış hayaller
    Günler asır, güzler ayaz, güller veda
    Dinmek bilmez bir cehennem gülüşün
    Yeter ki mutlu ol diyeceğim o gün
    Biz ki alışığız düşte hüzne, yazda hazana
    "Her şey bambaşka olabilirdi oysa"
    Öleceğini bile bile yaşamak gibi
    İnanmazdım, inanmazdım yaşamasam
    İnandım, yaşadım, gerçeğimdin

  6. #21
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    04.04-2020
    Saat
    16:35
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    37
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    EHVEN

    Daha iyi bir hayat mümkündür
    Daha mutlu bir cevher harabende
    Güzel düşün, güzel dile, güzel sev
    Önce içinde başlar, içinde biter
    Umutsuzluğun gazabından kurtuluş
    Baharın fırtınasında savruluş
    Aşkın cennetinde azab mümkündür
    Güzel yaşa, güzel hisset, güzel göç

    22.02.2020
    Bilal Yavuz



    DÖNÜŞ

    Kendine kıymet verdiğin kadardır
    Değerin bu gönüller mahşerinde
    İnanmayı bil, inancı say, inanca güven
    İnanç yalnız bırakmaz yoldaşlarını
    Güzel zanlar ırmağında yıka kalbini
    Her zaman bir ışık vardır karanlık için
    Müspetliğin kadar huzurlusundur
    Mutluluk, özüne dönebildiğincedir

    23.02.2020
    Bilal Yavuz

  7. #22
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    04.04-2020
    Saat
    16:35
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    37
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    MUŞTU

    Gün gelir, vurduğun kadar vurulursun
    Eteklerinde başlar bir dağdağa mevsimi
    Güneş saçlar ağarır, çehrene aklar düşer
    Kimsesiz aynaların işte tam karşısında
    Derin yanlızlıkların türküsünü çağrırsın
    Gün gelir, yaşanamayanlar göçer ömründen
    Söylenemeyenlerin yasını tutar hazan
    İşte o gün, deştiği kadar deşilir Leyla
    Çölün ne önemi var Mecnun söndükten sonra
    Bağırıyor kandiller, nehrimizde ay hüznü
    Kuytulara kuyu olmuş mecruh gecelerimiz
    Gün gelir bir vahada sen de tenha, kalırsın
    İşte o gün, soğuk sessizlik neymiş, anlarsın
    Üşüyüşlerle yanan cehennem cevherlerin
    Yalazına bir nefes de belki sen bağlarsın
    Sen şimdi hep gül, hep mutlu ol, hep çağla
    Kahkahayla hıçkırmak neymiş bir gün ağlarsın
    O gün sarmaz olur kat kat ağır yorganlar
    Üryan kalır anılar, eyvahlara büşra var









    KALBİNİ DİNLE

    Esmer tonlarında güneşler saklanır
    İnci dişlerinde coşkun aynalar uzar
    Serçe kirpiklerinde alımlı nazar kuşları
    Kül perçemlerin bahar bucuları kokar
    Yürek ormanlarında bir masum ceylan
    Katmış birbirine o bütün ortalığı
    Şimdi her yer kıyam her yön kıyım her an dram
    Her nefes kan oğlu kan oğlu kan oğlu kan
    En derin bahçemde koşturur çocuksuluğun
    Ve dilsiz cellatlar gibi dikilir aramıza
    Acımasız zamanın köhne uçurumları
    Sen şimdi seke seke terk ederken sesimizi
    Renklerimiz solar, cansız karanlığa boyanır
    Soluklar daralır, daralır, daralır, daralır
    Saçlarında görünmez çiçeklerimden bir taç
    Saklar nazenin sırtın körpe kanatlarını
    Hep gülerken gördüler seni hep neşeyle
    Bakışında bağıran ağır yaralarını
    Kimseler göremedi, kimseler göremezdi
    İncecik ellerinde devasa düşler yatar
    Kısacık yaşamında upuzun olgunluklar
    Gel de otur yanıma, yaşlanınca kalkardık
    Gemiler alırdı sonsuzdaki sahilimize
    Bülbülün duası kalkan gülün ömrüne
    Ötüşür sessizlikler; gitme, gitme, gitme





    MEDED

    Ne yaslı bir dünya bu
    Herkes herkese ölüm
    Herkes herkese hüzün
    Herkes herkese kahır
    Herkes herkese dram
    Kimse kimseye ışık değil
    Herkes herkese yalnızlık

    Meded ey Mahbub meded
    Meded sevgin aşkına
    Masuma susuz kaldık
    Her yer her yüz karanlık
    Kalbimizi boğar sadrımız
    Zulmün depremlerinde
    Darmadağın ervahımız

    Ahir zaman baltaları
    Parçalar vicdanımızı
    Daralır nefeslerimiz
    Soludukça solmaktayız
    Merde hasret namerd bile
    Meded ey Mahbub meded
    Meded Ahmed aşkına




    OYUN

    Dürüstlük varken hile niye, fenalık niye
    Neden düşürür insan kendini böylesine
    Ona en masum en içten kıymet verenlere
    Geçirdikçe geçirir yaban pençelerini
    Burası dünyadır, burası bu kadar işte
    Kaybetmek ne kolaydır, yakıp yıkmak ne konfor
    Canları acıtmaktan zevk alır zalim kalpler
    Mutlak adaletine inancımız tam ey Rab
    Er ya da geç pek pişman hep üzmek isteyenler
    Kötülere harcanan zamanlarımız için
    Bizi de affet, bizi de affet, bizi de af
    Yazık ki aldanırız, saf sanarız biz gibi
    Çehremize gülüşen her gaddar kelebeği
    Kederler bahşedersin keskinleşelim diye
    Kavileşelim diye aciz düzmecelere
    Elbet bu da geçecek, yaraları açansa
    Hançerindeki kanı asla unutmayacak
    Hafıza cehennemdir ah alan serçelere
    Saplanmak bumerangtır bek döner sahibine
    İyilik varken pusu niye, hainlik niye
    Doğruluk varken kendini kandırmak ne diye
    Vefasız bir kürede nankörler defilesi
    Yiğitçe diyenleri hançerleyen desise








    ASUMAN

    Bu kümeler bu yığınlar bu sürülere,
    Bu gösterilen yöne koşturan aynılara,

    Sığamıyorum çünkü kuğu gözlerin…
    Çünkü sensizlik çakılarla kazınmıştır,
    Uzadıkça sarılan yürek ağaçlarına…

    Sessizler ıssızlara yeniden yazılmıştır,
    Yaklaştıkça uzaklaşan yıldızlardık…




    EVÇ

    Çölde bir kum tanesi tutmuş da,
    Bakılmaya kıyılmayan nazlı süreyyanıza,
    Cehennemler doğurma cüreti göstermiş…

    Gibi bir mevsim şimdi ağlayan aynalarda.
    Gelseydin; o elvan etekleri sürüyüp ırmaklara,
    Varsın ezilseydi hücremizde cümle yapraklar.

    Makberimiz, yangın mı yangın gökküreniz…





    YAĞIZ

    Ağıyor suların
    Hançerde, kuşakta ve pusatta
    Ağıyor nazenin
    İncecik dallarında
    Körpecik, camgöbeği
    Kanıyor sessizliğin
    Kanıyor mavi
    Bağrında kızgın örgüler
    Esmer ruhunda akkor

    Azığımız tarumar
    Yüküm tonlarca sevdan
    İçim ağır mı ağır
    Size hep mutluluklar
    Bize kahır kalmıştır
    Aşım özüm üstüne
    Şimdi mevsim sahradır
    Şehla endamında can
    Çarpar durur divane
    Kalbin feza denizi
    Ve kükrer perçemlerin

    Gel arıt ömrümü ey
    Yıkılmaya alışmış
    Yerlerimden tut kaldır
    Yeşersin yangın
    Tutuşsun yara
    Yaşarsın filiz
    Karışsın köklerimiz

    Bilal Yavuz

    TUTUŞAN

    Birbirine sarılmış
    Yapraklar gül dediğin
    Nereye baksan rahmet
    Nereyi görsen hikmet

    Sır içinde sırrı çöz
    Yok içinde yoka var
    Herkeslerin kaçtığı
    O yangın düğünündür

    O ateş, kabuğuyla
    Girene cehennemdir
    Aşktan üst baş yırtana
    Zakkum içre kevserdir

    Ey can yüzlü nedime
    Şelale canlı yaren
    Aşk; binbir düğümünde
    Binbir hasat derendir

    İKRAR

    Milyarlarca renk
    Milyarlarca ahenk
    Milyarlarca ses
    Milyarlarca nefes

    Milyarlarca his
    Milyarlarca şifa
    Milyarlarca çehre
    Milyarlarca fikir

    Milyarlarca sevda
    Milyarlarca varlık
    Milyarlarca yokluk
    Ve tek bir Sahip

    Rızası hep rızası
    Cennetlerin cenneti
    Dolduracak, dindirecek
    Derin yalnızlığını

    CANLAR CANI

    Dilsiz, sağır senfoni
    Renksiz, nursuz gösteri
    Tatsız, tutsuz ziyafet
    Hissiz, duyarsız ilgi

    Sır içre sır içre sır
    Kır artık testini kır
    Ne dış kalsın ne iç ey
    Özü közünden sıyır

    Sularında ötenin
    Zirvesinde derinin
    Kavuş kavuşulmaza
    Dinsin dinginliklerin

    Sırların sırrına er
    Gizlerin gizine pus
    Ne dam kalsın ne duvar
    Canların canına var


    Bilal Yavuz





Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12