Toplam 10 mesajın 1-10 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    13:15
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Aykırı Yaşamak

    Geriye bakarak yanıtlıyoruz birbirimizi
    Bir destek aranır bir güç alırcasına
    Dönerek ikide bir anıların ülkesine..
    Alnımızı gererek konuşuyoruz, kaşlarımızı
    Bir ince eğimle siper edip bakışlarımıza
    Çok iyi bildiğimiz bir duyguyu
    - O biraz yenilgiye biraz ezikliğe benzer
    Ortak yaşadığımız sızım sızım -
    Saklamaya çalışıyoruz birbirimizden.


    Uzun uzun susuyoruz sözün kıyılarında
    Hangi kapıyı aralasak bir uzaklık esiyor
    Hiçbir düşünceyi sonuna dek götüremiyoruz.
    - Böyle belirlenmiş sınırlar içinde
    Bir iç denetimle, bir dış denetimle
    Konuşmasak da eski tadını yitirdi -
    Düşler kuruyoruz yeniden gelecek üzerine
    Kaldırıp kirpiklerimizi ayak uçlarımızdan
    Dağlara bakıyoruz, ufuklara, bulutlara
    - Ah, o insan yüreğinin değişmeyen tutkusu -


    Bir güncel sesle sonra, çirkin ve çiğ
    Bir kirli görüntüyle hayata ilişkin
    Dönüyoruz gerçeğin o kalın çizgisine..
    Yeni yeni yaşamlar kuruyoruz ödünler vererek
    Aklımızda yüzlerce geçerli açıklama:
    "Yaşamak zorundayız nasılsa, iyidir
    Hiç yoktan var olmak" adına
    Karşı çıktığımız ne varsa yapıyoruz hepsini.
    Bir kan pıhtısı gibi yarada kuruyan
    Binlerce uyuşturucu merhemle donuyor kalbinizde
    Anılar inançlar incelikler düşler..

    Şükrü Erbaş

    KÜÇÜK ACILAR

    Ağzı çirkin bir kadın
    Yalnızlığında bile
    Gülmeye utanıyor
    Bu da bir acıdır.

    Gecesiz sabahlara
    -Uykular öksüzü-
    Bir çocuk uyanıyor
    Bu da bir acıdır.

    Bir adımı diğerinden
    Kısa düşüyor, bir topal
    Hızla yanından koştular
    Bu da bir acıdır.

    Esrik gülüşleri tufan
    Gözleri bayram
    Dağıldılar çok sürmeden
    Bu da bir acıdır.

    Çocuklarda bir telaş
    Her akşam kapılarda
    -Bize ne getirdin baba?
    Bu da bir acıdır.

    Nice dik yürüse de
    Eğildi dar geçitlerde
    Uzun boyları kırık
    Bu da bir acıdır.

    Büyük kentlerde biri
    Belli ki yer garibi
    Dili sorar gözleri lâl
    Bu da bir acıdır.

    İnce iri, uzak yakın
    Günlerimiz acıların
    Çaprazında birer tutsak
    Bu da bir acıdır.

    Şükrü Erbaş

  2. #2
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KOCAMAN BİR ÇOCUĞU ÖPÜYORSUN

    Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen
    Herkesin perde perde çekildiği bir akşam
    Siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun
    Ağzında eriklerin aceleci tadı
    Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası
    Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.
    Yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor
    Aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı
    Bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen
    Uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun.
    Uzak dağ köylerine vuran ay ışığı
    Kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa
    Ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr
    Sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun.

    Sakarya Caddesi'nde sarhoşlar
    Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin
    Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar.
    Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum
    Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.
    Örseler acıyla düştüğü yeri
    Susarak büyüyen adamların sevgisi.
    Ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek
    Bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik
    Sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun.
    İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk
    Onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını.
    Sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun
    Herkesin simsiyah kesildiği bir akşam
    Yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun.

    Sen bende, gözlerinin anne ışığıyla
    Bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun.

    ŞÜKRÜ ERBAŞ

  3. #3
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Senin Korkularını Benim İnceliğimi

    Ayrılık ne biliyor musun?
    Ne araya yolların girmesi,
    ne kapanan kapılar,
    ne yıldız kayması gecede,
    ne ceplerde tren tarifesi,
    ne de turna katarı gökte.

    İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

    İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
    birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
    Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
    duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
    Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
    Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
    Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
    Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
    İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
    hüznün arması ayrılık.

    O küçük ölüm!

    Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

    Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
    Ben bulutları gösterirken,
    " bulmacanın beş harfli yemek sorusunayanıt aramanla halkalanmış,
    " Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı
    türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
    Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
    " bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?
    diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

    Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
    bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
    Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
    Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....

    Ne mi yapacağım bundan sonra?

    Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
    Şiir yazmayacağım bir süre,
    Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
    Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
    Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
    Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
    Trafik polislerine adres sormayacağım,
    Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....

    Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

    Tenin tenime bu kadar sinmişken,
    ömrüm azala azala önümden akarken,
    gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
    Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
    bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.

    ----------




    Ve Güz Geldi Ömür Hanım


    Ve güz geldi Ömür Hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.


    Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı, yüzüm ömrümün atlası, düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür Hanım?


    Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?
    Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür Hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış. Böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir?

    Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?

    Yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?

    Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür Hanım. Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.

    Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür Hanım. Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden. Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?

    Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama değil mi yoksa?
    Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise, bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, dar çevre Yitikleri'nde önem kazanmaya...

    Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir ben'e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür Hanım?

    Susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür Hanım, şiiridir beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...Yalnızım Ömür Hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...Sularım toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?

    Kendilerinden olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
    Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...

    Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik sesten hele de güncel ve kof her zaman iyidir, düş gücü, iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.

    Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile, bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz.

    Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...

    Kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir, ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, ağız dil vermez geceye? Ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. Çözemeyiz de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla.

    Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su...Sızar iğne ucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan...dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla nem bir avuç ıslaklık...Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de...

    Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün kalıplarından. Beni duy ve anla.

    Yağmur dindi Ömür Hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi yine. Doğa aynı oyunu oynuyor bizimle. Umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?

    Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür Hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? kim ne diyebilir ki?

    Kimseler görmedi Ömür Hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan garip bir gülümsemeyle yüzümde, incelik adına ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlarla çözdüm.

    Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür Hanım?

  4. #4
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir Özlemin İzdüşümü

    Eğri çizgiler dalgın
    İki kaşım üzerinde
    İki kaşım üzerinde bir ağrı
    Gözlerim yanıyor günlerdir
    Gözlerimde bir yangın
    Bir yanım gündelik şeyler
    Evdir ekmektir
    Yaşadığım kaskatı
    Bir yanım olmadık türküler söyler
    Yoldur özlemdir
    Benim en güzel düşlerim
    İçimde kaldı
    Bir yerlerim eksiliyor günlerdir
    Bir yerlerim eriyor
    Günlerdir başımda bir esrik bulut
    Ben süt mavilerde umarken günü
    Aykırı sularda akşam oluyor


    Şükrü Erbaş

  5. #5
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çocukları Öldürdüler

    Bu yüzden yumuşaklık nedir bilmezler
    Bir gülün tenine değmedi hiç elleri
    Çiçeksiz büyüttüler çocukları

    Oyunlarda durmadan yenmeyi öğrettiler
    Bir büyük oyunda sonra yenildi çokları
    Sevgisiz büyüttüler çocukları

    Dal sürmedi hiçbiri kaldılar yoz kıraçta
    Çiğ yalan bencillik biraz da kindi suları
    Gölgesiz büyüttüler çocukları

    Konmadı hiçbirinin sesine yumusacık
    Bir yüreğin dalından uçan sevi kuşları
    Türküsüz büyüttüler çocukları

    El vermek nedir dosta dostluk nedir ki
    Hep bir oyuna gelmekti korkuları
    Güvensiz büyüttüler çocukları.

    Şükrü Erbaş

  6. #6
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ağaran Bir Suyum

    Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı
    Kadınlar gittikçe daha güzel

    Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü
    Sular daha soğuk rüzgâr daha serin

    Eskiden her konuda konuşurdum istekle
    Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi

    Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti
    Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum

    Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu
    Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak

    Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor
    İçimden geçenleri söyledim sanıyorum

    Birisi bir şarkı söylemesin kederle
    Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu

    Kısa söz basit eşya kedi sevgisi
    Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında

    Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı
    Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak



    Şükrü Erbaş

  7. #7
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kar Yağışı

    Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım
    Karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını.
    Akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını
    Parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız
    Salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul
    Hiçbir rüzgarın duruşunu bozamadığı
    Bütün yağmurları topladım yapraklarına.
    Sonra tüm yolcuların silindiği bir ufuk
    Örttüm kakülleriyle alnının üşümesini.
    Puhu kuşlarının avazını yerleştirdim dudaklarına
    Uzanıp uzanıp öptüm sonra acıyla.
    Gözlerini kapalı çizdim görmesinler diye kimseyi
    Madem görmeyecekler bundan sonra beni.
    Astım saçlarından odamın boşluğuna...

    Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar
    Geçmedi üşümem
    Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum...

    Şükrü Erbaş

  8. #8
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çok Değil Ki

    Yüreğimde büyüttüğüm gül güneşe çıkamaz
    Yüreğim o gülü büyütmezse ışıyamaz

    Günüm seninle başlasın istemiştim
    Çok değil ki
    Bir içten gülüşünle ışısın gecem
    Uzun suskunlukların dilsiziydim
    Sesin aksın istemiştim dupduru
    Dağ suları gibi serin
    Yüreğimin ölü topraklarına
    Kirpiklerin gölgelesin yüzümü
    Gözlerin ömrümün göğü olsun
    Demiştim, çok değil ki

    Şükrü Erbaş

  9. #9
    Üye
    Eshat Avatarı

    Üyelik Tarihi
    22.06-2008
    Son Giriş
    24.05-2017
    Saat
    00:15
    Mesaj
    10.120
    Alınan Beğeniler
    21
    Verilen Beğeniler
    6
    Blog Mesajları
    80

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Üç Nokta

    Büyük konuşanlar
    Alınlarında eğri olmayanlar
    Yalnız yükseği görenler
    Herkesin ortasında yürüyenler
    Bütün ışıkları yananlar
    Sesi menevişsizler
    Güzü küçümseyenler
    Gözyaşına arkasını dönenler
    Kendini mutluluk bilenler
    Sessizlikten korkanlar
    Yalnız eşyalarına gülümseyenler
    Öyküsünde öteki olmayanlar
    Kederle kirlenenler
    Aynası buğusuzlar
    Kışa yolu düşmeyenler
    Kalbi ölüm mühürlüler
    Penceresi dışa açılmayanlar
    Aşktan utananlar
    Güzelliği kimsesizler
    Dili şiddet olanlar
    Gövdesi sözünden önce gelenler
    Dünyaya dokunmayanlar
    Unutanlar, unutanlar
    Ey tek heceli darlık...

    O mevsimim ki herkesten yapılmış
    Üç noktayla biten bir cümleyim artık..

    Şükrü Erbaş

  10. #10
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Gözlerin Düşer Aklıma

    Üşüyüp yorgun düştükçe yüreğim
    Kendime görünmez sıkıntılar büyütürüm
    Ne senin o dilsiz uzaklığın
    Ne benim bu rezil gerçeğim
    Bir çift kanat kesilir gövdem
    Çıkar gelirim; esmerliğine senin
    Günışığı giyinmiş o sıcacık tenine
    Akşam yüzüme yüzüm sulara
    Bir korku gölgesi gibi vurdukça
    Düşlerine sığınırım senin, aydınlık
    Anılarına
    Gözlerin düşer aklıma, kirpiklerin
    Saçların, avuçlarıma
    Alırım, tel tel sarınır
    Isınır avunurum


    Şükrü Erbaş