Toplam 10 mesajın 1-10 arasındakiler

Konu: Nihat Behram

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    DOĞADAN İSTEK

    Beni geçmişin dehşetiyle besle
    beni geleceğin özsuyuyla

    Küpeler tak kulaklarıma kirazlardan
    mendilimi fesleğenlerle yıka

    Bana çılgın bir gürleyiş bellet
    yankısıyla kapan üstüme geceleri

    Benimle rüzgarları tanıştır
    gözlerimi boralara düğümle

    Beni kankardeşi bilsin gözyaşların
    beni umudunla büyüle

    Bana ıssız gecelerden yıldız kaymaları sun
    beni ucu kıl birbirine sürtünen çakmak taşlarının

    Koynuma başakları yıkayan yağmurunla yağ
    kasıklarımı zeytin yapraklarıyla yenile

    Ben seni esir alayım şiirlerle
    Sen beni kul bil kendine


    Nihat Behram

  2. #2
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hesapsız Duygular

    Bil ki
    üzgün bırakıp ayrılırken
    caddeler
    kaldırım taşlarıyla örtülmüş uçurumlardır.

    Bilinçsizce mırıldanışta ansızın hatırlanan
    bir şarkı gibidir dönüşündeki haz

    Uzun uzun ağlamak için güdülen hasret
    bazen nelere değmez
    subaşından ürkütülmüş ceylanın
    sekerek kaçarken ırmağa saldığı kader
    sanki süzülüp kalbine gelir

    Yanıp sönen solgun
    ve kararsız ışıkları sehrin
    topraklarda ışıldasa da yıldızlar kadar
    gözlerimde yoğunlaşan anlamsız bakış
    takılıp gölgesine derinliklerin
    uzaklaşır.

    Oysa tayların körpecik kuyruğuna
    parlak yelesine bağlanan kurdela
    huylarını gizlice dizginlemek içindir

    Ve bilmediğim acılar
    yemişine kuşların konmadığı ağaçlar
    sarmaşıklar altında

    Seni birazdan ay batarken anacağım
    fakat unutma ki yaşamak
    sonsuz bir tadla onarıyor
    hırçın bir çocuğun ısırdığı elmayı

    Nihat Behram

  3. #3
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İnsanki Hasreti Kadar

    Aşksa:
    sağır da olsa dile döner seslenir..
    Düşse:
    eni sonu suya düşer ıslanır..

    Aşktan öte başka hangi tohum yeşerir
    hangi dal sürgün verir ezildiği yerinden?

    (... Dolunaydı ...Dağların buğulandığı,
    toprağın yoncalandığı aydı... Öpsem,
    yaralanır sandığım
    çiçekler kadar körpeydi bahar..
    Bir yanım sazınca külhan,
    yağız, civan, atmaca;
    bir yanım nazınca uslu,
    suskun, ıssız, utangaç,
    savrulup savrulup sokaklara
    söylediğim şarkılar
    süsüydü ömrümüzün,
    yitince bulunmaz zenginliğimiz..
    Ne güzel günlerdi ah
    ne güzeldin gençliğim;
    gönlümü tarih düşüp
    ömrümce yol gözledim,
    yazık ki sen beklemedin... )

    İki derde yenik düştüm ne çare:
    biri aşk
    biri düşten düşe sızım sızım yüreğim...

    Taşa çaldım derdimi,
    taş çatladı kıvrım kıvrım kök verdim;
    güle sardım kendimi,
    gül kurudu derdim azdı yürüdü...

    İnsan ki hasreti kadar:
    belki bin sevda bin ayrılık
    fakat
    bir aşk bir intihar
    bir ömre ancak sığar.

    Nihat Behram

  4. #4
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SUDA YİTEN AYIŞIĞI

    Kırk sevginin baygınıyım - belki de yüzkırk -
    yine de yalnızlık yalazlanır kırık kalbimde

    Otların tutuklusu
    haylazı ağzım
    şimdi tutlusu kara suların.

    Her şeye yeniden başlayabilseydim eğer
    aşkımı acıyla anmazdım artık.

    Ben ki delisiyim suların, oysa bu sular
    çöl rüzgarı kadar bulanık.

    Akar gibi geçiyorum dünyadan, ısınıp bakınmadan,
    sarhoş
    sıkılgan
    sırılsıklam...

    Kırk diyarda kırkbin öpüşün bitkiniyim
    dudağında kırkbin kekik tadı kamaşır
    yine de kalbim ısırgan mı ısırgan.

    Eşini çağlayana kaptırmış balığıyım bu nehrin;
    aydır, geceden beri dişlenmiş kelebeğin
    her sabah ağzımda ölümüyle buluşan.

    Nihat Behram

  5. #5
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    YİNE DE GÜLÜMSEYEREK

    Ne sağnaklar görmüşüz, yarılan gökyüzünden alnımız
    yıldırımlarla ağmış,
    ne rüzgarlar çınlamış bağrımızda, coşkusundan kırılmış
    kaburgamız,
    dişlenip kayaları ne ateşler yakmışız, aşmışız ne zifir
    uçurumlar,
    yine de ürkütmeden öpmüşüz bir ceylanı gözlerinin
    yaşından
    incitmeden tutmuşuz ağzımızda yorulan kelebeği;
    şimdi asmalardan korukların tadı silinmiş,
    sesimizde sendeleyen bir keder,
    uykusuzluk serin serin sızıyor acıyan tenimizden;
    ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzde aşkın yeri çok derin.

    Ne azgın canavarlar üstüne yürümüşüz bir demet
    çiçek için,
    neyimiz var neyimiz yok vermişiz bir narin dilek için,
    yıllarını taş duvara örmüşüz ömrümüzün bir hırçın
    yürek için;
    şimdi çevremizde yosunlaşmış sessizlik,
    yabanıyız gittiğimiz her şehrin, çiğdemsiz, kükremesiz,
    kimsecikler sezmiyor boynumuzdan didişen örümceğin
    zehrini;
    ziyanı yok, nasıl olsa nabzımızda durulanır yaşamanın
    iksiri.
    Ne güzel sevmişiz, ağzımızda mavi bir tat kekremiş,
    ne sızılar sarmışız yumuşacık öpüşlerin çığlığını kuşanıp,
    şafaklar tutuşkunu şarkılar yuvalanıp ne mintanlar yırtmışız,
    şimdi usulcacık ürpersek kara gece uykumuz kaçacak
    kadar delik
    üstümüz çimensiz tepeler gibi bereketsiz, örtüsüz, serin;
    ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün çayırları ipekten,
    bakışımız lekesiz.

    Ne masalar düzmüşüz kıvrımları gümüş, kakmaları sedeften,
    ne milyonlar yanından başeğmeden geçmişiz, huyumuz
    değişmemiş,
    hayatımız günbegün çarpışarak yaşanılan sırların ürünüdür;
    şimdi kar altında avcumuz, avurdumuz ilaçsız,
    ıssızlaşmış sabahlar, yoksunluk arsızlaşmış,
    kaçışır yolumuzdan gölgesini de alıp o şaklabanlar
    inildesek açlıktan;
    ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün dağı taşı altından.

    Ne devlerle dalaşmış kanımızı göstermeden silmişiz.
    ne kudurgan günlerde elimizi dost eline titremeden vermişiz,
    bir ömür seğirtmişiz bir nefes beklemeden;
    şimdi nice anışların dudağı üşüyen bir çocuk kadar uçuk,
    nicesi elsıkışların sahtekar çıkmış.

    - Bizi eşkiyalar soymamış abi
    muhabbet yıkmış!

    Nihat Behram

  6. #6
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ELLERİN AVUCUMDA İKİ ATEŞ DAMLASI

    Çiçeğinde yeni yeni kamaşan zerdalisi ömrümün,
    gülüşümde çekirdeği sertleşmemiş ilk çağlam,
    kızım benim, nazım benim,
    gurbetelde sazım benim,
    yalazlanmış can tanem,
    körpe dalım bir tanem..
    Sisini gözlerimin, içimdeki dumanı
    seziverdin de sanki
    acılandın uykunda,
    sızlandın huysuzlandın..
    Dudakların kurumuş, ter içindesin yavrum!
    Kolsuz kanatsız kalmış
    geceden beri başucundayım..
    Çırpınarak anlamını arayan binlerce sözcük
    kabukları koparılmış yaralar gibi
    uğulduyor beynimde..
    itiraf etmeliyim ki yavrum
    çekip gitse de bir bir
    ekmeğe, özgürlüğe, insanlık ve hayata dair
    içimi dişleyen düşünceler,
    senin bir gülücüğün şimdi
    yaşamam için bana yeter.
    Geceden beri başucundayım..
    İşte, sabaha dayandı gün!
    Aşsız, işsiz, kuruşsuz
    bir ıssız bayırdayım.
    Bebeğim, canımın kıvırcığı,
    boranda fırtınada sürgün vermiş tomurcuk,
    üzüm tanem, nar tanem,
    acar yanım, bir tanem..
    Kim kime, dum duma bir tufandayız;
    günlerin ağzında kara bir gül
    dikenleri tenimize dayanmış;
    ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız..
    İnim inim uykunda nasıl da yalnız
    yanıyor yüzün yavrum,
    yüreciğin kaşlarında tütüyor,
    ellerin avcumda iki ateş damlası,
    tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz,
    kendi kollarımızdan başka
    saranımız yok bizim..
    Yazım benim, güzüm benim,
    yemin olmuş sözüm benim;
    sana kuş bulmalıyım
    sana düş bulmalıyım
    gidip iş bulmalıyım..
    Koynunda çırpınırken böyle çaresiz
    kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat
    zehrinle tanıştırdın;
    alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın!
    Onurumuz:
    senin için sakladığım tek servetim bu yavrum;
    süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz..
    sızım benim, gizim benim,
    gurbetelde izim benim;
    ateş almış taş altında kalmışız,
    gün olur hesabını sorarız elbet.

    Nihat Behram

  7. #7
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    YENİLGİ

    Ah susuşu o saf yüreğin
    ah, acısı acemi çocukluğun
    düş kırıklığı, coşkudaki bozgun

    Ah yenilginin yorgun kısrağı
    kendi içini kavuran kızgın ateş
    bekleyişe bağlanan umut, tasası haykırışın

    Ah, ardı ardına kenetlenen ölüm
    ah, hıncı sabırla bezeyen sır
    yazmadaki sırması ağlayışın, tırnaklara oturan kan

    Sanki delirmenin eşiğindeyim
    boş bomboş gözlerine gömülmüşüm bir köpeğin
    mısırların süt taneleri, kestanelerin
    bademlerin daha olgunlaşmamış
    suyla susuzluk arası kayganlığında
    aranıp duruyorum kendimi

    Ey yangınlarda patlamaya hazırlanan merak
    ey içimi ekşi sularla çalkalayan baş dönmesi
    ıssız ıpıssız boşluğu aysız gecenin
    ölümle yaşamak arasındaki şerit
    naneler, kekikler, ebegümeçleri
    ve şifalı bulutu kaynar kükürt deresinin
    çekiyor altımdan nemli döşeğimi

    Ah, yürekleri toprağa saplanan arkadaşlarım
    ah, oğlakların, tayların, buzağıların
    acı otlarla kararan damakları
    (akşamları barut kokusuyla dönsem de odama,
    sancısı: çaresiz seyrettiğim ölümün

    Ah, bir kere daha kederliyim
    ah, çılgın bir aşkın kollarında incelen bıçak
    seni öperek bilemeliyim

    Nihat Behram

  8. #8
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sığınak

    Yedeğimde hep bir şiir olmalı
    Korusun diye beni,
    Sarsın
    Solusun diye...
    Yedeğimde hep bir şiir olmalı
    Dileğimce değiştirebildiğim
    Değiştikçe beni de değiştiren
    Yüreğimle sindiğim,
    Kimsenin bilmediği,
    Acısına başka acı
    Sevincine başka sevinç değmemiş,
    Canım gibi
    Yok etmek hakkını kendimde gizlediğim
    Ömrümce çılgın, gönlümce engin,
    Yeni doğmuş bebeklerin sesiyle
    Yankısı ufkuma dokunurcasına yakın
    Soluğumda kıvılcım, dudağında gül
    Yaşamaya düğümlü,
    Goncalar kadar körpe
    Dalgalar kadar hırçın
    Kavuşmamız olanaksız birine sakladığım,
    Mahrem, bağışıksız,
    Mazlum bir şiir
    Yedeğimde hep bir şiir olmalı;
    Çırpındığım geceler
    Yetişip yatıştıran
    Esinlenip dindiğim,
    Duygusu sağılmamış,
    Üşüse soluverecek,
    Pürüzsüz, bir başına incecik,
    Gülüşü gülüşüme denk, andıkça parıldayan
    Andıkça parıldadığım,
    Kanmayan, kandırmayan;
    Öfkesi kirlenmemiş,
    Zehri gibi kendi hayatımın
    Ayrılık yaralarını sarılır sanmış,
    Sürgün, ürkütülmüş,
    Üzgün bir şiir.
    Yedeğimde hep bir şiir olmalı
    Yuvasında ilk kez uçan serçe gibi telaşlı,
    Şafakta kuzulamış karaca gibi baygın,
    Ulaşınca çılgınlığa kırılan dallarda ömrün
    Yanarak uğuldayan
    Yanarak uğuldadığım...
    Yine daldım da kendi düşüme
    Hasretin kanayışı bitermiş sandım...
    Beni şiirler bağışlasın!

    Nihat Behram

  9. #9
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    MANASTIR KUŞÇUSU

    zor bir nakış gibi işliyorum
    liseyi ve aşkı
    hüzünden bir kanaviçeye

    Üveyikler ibibikler arıyorum
    kandillerle gece çullukları
    bana bir salgını çağrıştıran bıldırcınlar
    lise öğretmenlerinin dolduğu odalardan
    sarı asmalar ürküyor koştuğumda

    kim bilir kuşların öldüğünü
    rüzgar geçerken selviler arasından
    sepetime diken gülleri toplayıp
    annemin güzelliğine üzgün
    kuşlar vurduğumu benim
    çağlalar çaldığımı
    kim bilir hala nasıl süslüyor beni
    o yusufçuk sesleri

    şimdi kumruların angutların kaçıştığı
    çocukların mavi serçeler topladığı
    aile albümünden bir yüreği
    hızla soyunuyorum
    hızla soyunuyorum karanlık koynumdan
    liseli kitaplarımı

    Nihat Behram

  10. #10
    Üye
    vilanjik Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    02.08-2009
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    17:45
    Yaşadığı Yer
    Eskisehir
    Mesaj
    11.711
    Alınan Beğeniler
    30
    Verilen Beğeniler
    10
    Blog Mesajları
    123

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    YAŞADIKÇA

    Ah benim aşkla beslediğim sevgilim
    kalbimi zorlayan heyecanla sana
    savaşın gitgide yaklaşan uğultusuyum

    Günler
    sazlarla çevrili göl kıyısında
    suyun inanılmaz berraklığıyla çalkalanıp geçti
    serçeler karla yıkadı tüylerini
    taşların oyuklarına doluşan kertenkeleler
    düşlerimde zamanla silikleşti
    Bazan düşünmek acı veriyor bana
    içimde yırtılarak uzaklaşan çayırları

    Ah, benim aşkla beslediğim sevgilim
    bütün güzel şarkıları sanki ben bestelemişim
    üstelik merakla bakıyorum tanıdık her yüze

    Çayırları düşün
    anamdan emdiğim sütün tadı
    yırtarak uzaklaşan çayırları

    Artık tek afiş kan kokusu şehrin sokaklarında
    gerisi düşmanın kurduğu pusu
    kan kokusu diyorsam
    ah, benim aşkla beslediğim sevgilim
    kalbimi zorlayan heyecanla sana
    savaşın gitgide yaklaşan uğultusuyum

    Nihat Behram