Toplam 7 mesajın 1-7 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    UTOPYA Avatarı

    Gerçek Adı
    Zeki
    Üyelik Tarihi
    07.06-2005
    Son Giriş
    04.11-2017
    Saat
    21:28
    Yaşadığı Yer
    ANTALYA
    Mesaj
    2.266
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    ÖYLESİNE SEVMİŞTİM


    Şimdi gidiyorsun, git
    Bütün sabahları üşüdüğüm
    Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin
    İçimde bir şarkı
    Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
    Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
    Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden
    Sevdiğimiz şarkıları da
    Pencareme konan yusufcukları da
    Bana karanlığı bırak
    Beni bırak, beni böyle bırak
    Böyle ansızın, böyle yakışıksız
    Böyle anlamsız, böyle dağınık
    Öyle kapıda susuşun
    Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun
    Koy beni sensizliğe
    Ve otursun içime kül gibi kor yangının


    Şimdi gidiyorsun, git
    Hadi git
    Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git
    Hadi kanatma
    Hadi yıkma
    Hadi dokunma
    Zaten ben seni öylesine sevmiştim


    Şimdi gidiyorsun, git
    Bütün sabahları üşüdüğüm
    Bütün gördüğüm senli günlerim, onlarda gitsin
    İçimde bir şarkı
    Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
    Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin


    İbrahim SADRİ

  2. #2
    Üye
    o2han Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    04.05-2006
    Son Giriş
    18.02-2012
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    BATMAN
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ADIN BATSIN

    yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
    yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
    nasıl edem nere gidem dertli baş ile
    bilemedim teli kırık kemana döndüm

    canım aldın, can evimden vurdun ya sende
    küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    sen de vicdansız çıktın adın batsın

    zaman ola devran döne sen de çekesin
    yitiresin umudunu heder olasın
    aşka düşe kahrolasın candan bıkasın
    ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin

    sen ki beni rezil ettin yedi cihanda
    yalan oldum talan oldum senin sayende
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    sen de vicdansız çıktın adın batsın

    beni özleyince bir nehir yatağını bulsun
    kor düşsün dağlarına, ceylanlar suya insin
    sesime bakıpta ağlıyorum sanma
    seni özleyince böyle olsun birazda

    ayrılıversin yaprak dalından
    insan sevdiğinden ayrılıversin
    kan damarımdan can pazarından
    adam baharından ayrılıversin

    dağda dört mevsim erimeyen kar varya
    yokluğum öyle erimesin
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    sen de vicdansız çıktın adın batsın

    İbrahim SADRİ

  3. #3
    Üye
    canabbio Avatarı

    Üyelik Tarihi
    19.05-2007
    Son Giriş
    17.04-2008
    Saat
    20:53
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    11
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Süleyman kara bıyıklı bir işçidir
    Ve bu kara bıyıklı Süleyman'ın hikayesidir
    İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte
    Ve götürdüğü ekmeği yemektedir
    Karısı Neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte

    Ne kadar zalim esse de rüzgar
    Ne kadar belini bükse de ekmek parası
    Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman

    Onun Cevahir’i vardır
    Cevahir altı yaşındadır
    Çünkü gözleri çakmak çakmaktır
    Çünkü Süleyman’a bir başka bakmaktadir

    Bir pazar sabahi
    Tutar babasi Süleyman; Cevahir'in elinden
    Ve yaninda kader yoldaşi karisi Neriman
    Çikarlar gezmeye Istanbul’u inadına
    Bir yol düşünür Süleyman
    Ulan bu bahtı kapalı kentte
    Yürümek de parayla değildir elbette
    Üstelik Neriman’a hanidir istediği o naylon terlikle
    Canından özgü Cevahirine
    Bir gazozla bir simidi alabilecek kadar
    Para da vardır cepte

    Yürürler İstanbul şehrinin kalbine
    Önce Nerimanın naylon terliği alınır bir seyyardan
    Sonra da beğenirler simidin en hasosunu umutları Cevahir’e

    Anlatır işçi baba Süleyman
    İş ararken adım adım arşınladığı sokakları
    Bak Cevahir işte şu Yeni Cami
    Hem cami hem güvercinlerinin bakması nasılsa bedavadır

    Bak Cevahir şu dumanı tütenler vapur
    Şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılardır
    Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır
    Bak Cevahir şu uzakta görünen de köprüdür
    Geçmesi değilse de onun da bakması bedavadır

    O pazar günü
    Kara bıyıklı işçi Süleyman
    Karısı can yoldaşı Neriman
    Ve gözleri çakmak çakmak olan oğulları Cevahir
    Gezerler İstanbul şehrini böyle bedavadan

    Ve birden mumun alevi söner
    İstanbul’un yalanı biter
    Nasıl olur bilinmez takılır Cevahir’in gözü
    Bir oyuncakçı vitrininde
    Pırıl pırıl yanan kırmızı oyuncak arabaya
    Döner karabıyıklı dağ gibi babası Süleyman’a
    Bana şu kirmizi arabayi alsana baba
    Alsana be Süleyman
    Canina can parçana
    Bir oyuncak araba almayacaksan eger
    Yuh olsun sana
    Nasil olsa babasi onu çok sevmektedir
    Işin belasi küçük Cevahir bunu bal gibi bilmektedir

    Bir vitrindeki kirmizi arabaya bakar Süleyman
    Bir karisi Neriman’a
    Sonra takılır gözleri Cevahirin gözlerindeki umuda inadına
    Ulan alt tarafı bir oyuncak araba
    Dünya yansa yorganın yok içinde Süleyman
    Alem çökse üstüne hayıfın çok Süleyman
    Bakarsın cepteki son gazoz parasına
    Cevahir’in o kocaman umuduna
    Yakışır şu kırmızı araba

    Bırakır karısı Neriman’la Cevahir’i dışarda
    Girer iflah etmez bir umutla dükkana
    Sorar dağ gibi Süleyman
    Usta şu vitrindeki nazlı gelin
    Şu zalımın ışıltısı
    Şu bahtımın kara yıldızı
    Şu İstanbul ağrısı
    Şu Cevahir’in çakmak çakmak gözleri
    Şu kirmizi araba kaç para
    Bir Süleyman’a bakar adam bir arabaya
    Çok para der hemşerim yani çok para
    Süleyman cebinde bir gazoz parasi
    Yikilmiş bir dag artigi
    Bir tufan sonrasi perişanligi
    Döner kapiya çikmak için dişari
    Oglu Cevahir
    Kirmizi arabayla getirecek
    Babasini beklemektedir
    Nasil olsa babasi ordan
    O kirmizi arabayla çikacaktir
    Nasil olsa
    Kara biyikli dag gibi
    Işçi Süleyman babasidir
    Yani Cevahir’in gözünde o
    Dünyanın en güçlü
    Dünyanın en zengin
    Dünyanın en büyük adamıdır
    Süleyman

    Ama Süleyman
    Eli boş çıkar dükkandan
    Sorar Cevahir hani baba
    Hani kırmızı araba
    Sorar hesabı bulutlar dağa
    Nasıl desin Süleyman
    Nasıl desin adam yüreği
    Ben onu sana alamadım
    Benim ona param yetmedi diye
    Başlar ağlamaya Cevahir
    Başlar bulutlar ağlamaya
    Yanar yerin yedi arzı
    Ve güvercinlerin kalbi başlar kanamaya
    Ulan istanbul yanar içine Süleyman’ın
    Sorar Cevahir
    Hani baba hani kırmızı araba
    Martıları gösterir Süleyman
    Bak ne güzel uçuyor
    Cevahir martılar havada
    Boş ver kırmızı arabayı
    Baksana martılara
    Bakmaz martılara Cevahir
    Bakar yangın gibi arabaya
    Ama bak der Süleyman
    Ne güzel uçuyor martılar havada
    Cevahir bir çocuktur küçük yüreğinde yer çoktur
    Takılır gözü martılara
    Gözünden sel olup akan kan rengi yaşlarını siler
    Evet der ne güzel uçuyor martılar havada
    Ve unutur gider Cevahir kırmızı arabayı

    Unutur gider dalar gözleri martılara
    Cevahir unutur unutmasına ya
    Kara bıyıklı dağ gibi işçi baba Süleyman
    Ömrü boyunca unutmaz o kırmızı arabayı
    Her gece döşeğine yattığında
    Uyumak için gözlerini kapadığında
    Demir lokma gibi
    Bir kırmızı araba takılır durur kursağına
    Bütün ömrü boyunca

    İşte bu
    Kara bıyıklı Süleyman’ın hikayesidir
    Ve herkesin bir yerine
    Birgün bir Süleyman acısı değmiştir

  4. #4
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    NAN GİBİ

    Ve gözlerin gelir geçer içimden
    Su içerken sen sokulurken akşam kızıllığına
    Ekmeği bölerken
    Yalnızsam yıllar nasıl geçmişse aradan
    Unutmak kolay sanmışsa şarkılar
    Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı
    Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını
    An gibi aklımdasın

    Gelir geçer gemiler
    Belki sende geçersin diye
    Bir kumru konar her sabah pencereye
    Bir miladı taşır gece bir yıldız
    Soğuk olur, üşürsün ya adamakıllı
    Hani sarılırsın kendine
    Hani aklın karışır
    Bu bir divaneliktir gönül aha alışır
    Ömrüm bitse ne çıkar
    Can gibi aklımdasın

    Gündür bu geçer gider
    Belki bir şey kalmaz sanırsın
    Yani bir sabah uyandığında
    Ne hayatın tortusu ne kokusu alışmışlığın
    Her şey başka olacaktır
    Başka bir otobüs başka bir gazete
    Resimlerden silinecek yüzün belki de ne adın ne sanın
    Bir şafak vakti açınca gözlerini
    Bir merhabayla
    Yeniden kurulacak dünya
    Ve sen her şafak
    Nan gibi aklımdasın

    Bazen bir şey geçer içinden insanın
    En ücra yerlerinden cesaret gibi bir şey
    Ne olacak işte kömür yanmıyorsa eskisi kadar güzel
    Fasulyenin tadı yoksa
    Şarkılar yakmıyorsa içini
    Sadri Alışık öyle güzel ağlamıyorsa
    Aşık olmayı beceremiyorsa İzzet Günay
    Mahallenin en güzel kızına
    Denizin tuzu
    Yalnızlığın bahanesi yoksa
    bir bıçak saplanınca yüreğinin tam ortasına
    zannetmeki ölmek zor
    ölmek kolay kolay da
    kan gibi aklımdasın

    bu da geçer
    her sabah kanayacak değil ya
    bakarsın taze ekmek çıkarır köşedeki fırın
    biraz da helvası bizim bakkalın
    senden ayırdığım üç beş zeytin
    otururum sofraya
    her lokmada geçer acısı belki bırakılmışlığın
    bende unuturum nasıl unutulursa sana susuzluğum
    ve nasıl becerdiysem kahrolmayı
    öyle unuturum ekmek gibi
    nan gibi aklımdasın

    Ve gözlerin gelir geçer içimden
    Su içerken sen sokulurken akşam kızıllığına
    Ekmeği bölerken
    Yalnızsam yıllar nasıl geçmişse aradan
    Unutmak kolay sanmışsa şarkılar
    Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı
    Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını
    An gibi aklımdasın
    An gibi aklımdasın
    aklımdasın

    İBRAHİM SADRİ

  5. #5
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    MERHABA

    Merhaba kardeşim, arkadaşım, gönüldaşım merhaba
    Merhaba sırdaşım, amuzdaşım, kaderdaşım merhaba
    İçtiğim su, aldığım hava, yediğim ekmek uyuduğum döşek
    Gördüğüm rüya, beklediğim umut yaşadığım toprak merhaba

    Merhaba
    Ormanda ağaç, ağaçta dal, dalda yaprak, yaprakta tırtıl merhaba
    Merhaba ovada çimen, denizde dalga, yaylada kar, dağda bulut merhaba
    Harran, Çukurova, Yedigöller, Çorlu, Isparta, Çaykara Merhaba
    Çankırı, Çorum, Adana, Niksar, Mudurnu, Bandırma
    Midyat, İdil, Tarsus, Kemah, Yüksekova merhaba
    Ula Zeki istanbul neki Erzurum yayla
    Yayla ulan Erzurum sana da olsun merhaba

    Merhaba memleketim, mahallede bakkalım, pamuk tarlasında ırgatım
    Vergi dairesinde memurum, dağda çobanım, yürekte sızım, duvarda sazım
    Hasatta yazım, gelinim alyazmalım nazım merhaba

    Merhaba şose yolum, dağ patikam, geçit vermez kaçkarım
    Adam yutan gavur dağım, İstanbul izmit otobanım merhaba
    Merhaba Kızılırmak türkülerim, fırat ağıtlarım
    Dicleye yaktıklarım, yeşil ırmak bozlaklarım merhaba

    Merhaba ağaçlarım, selvilerim, çınarlarım
    Rizede çayım, Anamur'da portakalım
    Önde yürüyenim, arkada düşünenim
    Seferberliğim, süpürge tohumu yiyenim
    Dedem, edem cennetim cehennemim
    Ey benim memleketim merhaba

    Merhaba kardeşim, arkadaşım, gönüldaşım merhaba
    Merhaba sırdaşım, amuzdaşım, kaderdaşım merhaba
    İçtiğim su, aldığım hava, yediğim ekmek uyuduğum döşek
    Gördüğüm rüya, beklediğim umut yaşadığım toprak merhaba

    İbrahim Sadri

  6. #6
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Paramız Yoksa Haysiyetimiz Var

    dünya dediğiniz abiler
    aha benim şu yüreğim kadar
    abiler, hayat dediğiniz
    ne kadar gülebiliyorsak o kadar
    boşverin ötesini
    sallayın gitsin dünyayı
    paramız yoksa da haysiyetimiz var

    gözünü seveyim zeytinin, taze ekmeğin, çayın
    bakmayın, benim de canım elbet çeker
    şöyle tereyağlı birbuçuk iskender
    yine de olsun
    kesmedikten sonra selamı bakkal ender
    bi de bizim takıma gol olmadıktan sonra
    ve de en kıyağından
    ve de en ağırından bi şarkı patlatınca müslüm baba
    ne gam ne tasa ne fırtına ne kar
    boşverin abiler
    paramız yoksa da haysiyetimiz var

    şimdi beni iyi dinleyin
    canımdan öte ve de
    en kıymetli sevdiğim muhterem arkadaşlar
    durumum ortadadır
    hayat bana da sağlamına harbi bi çelme takmıştır
    nevrim dönmüş, midem bulanmış, gözlerim kararmıştır
    cümlenize olan bilcümle borç edavatım
    üç vakte kadar askıya alınmıştır
    biraz idare edebilirseniz eğer
    bir de kahveci Nuri'den rica edebilirseniz
    kesmezse tavşan kanı günde üç bardak çayı
    elbet bu feleğin paslı çarkı
    birgün benim için de döner ve düşeş gelmese de
    gelirse eğer zarımız mesela bir dubara ve hele de dört cahar
    işi kolayladık sayın
    ve de inanın ki abiler
    paramız yoksa da haysiyetimiz var

    dalgalan bakalım kızkulesi önündeki dalgalar gibi kalbim
    hayıflan bakalım hiç kimselere belli etmeden geceleri yorganın altında
    yazıklan bakalım bu da reva mıdır hayatının baharında bir delikanlıya
    hep kısa çöpü ben mi çekeceğim
    hep bana mı denk düşecek çarkıfeleğin iflası
    hep ben bileceğim başkaları mı kapacak beşyüz milyarı
    hep ben sevip eller mi alacak aslıyı leylayı
    batsın bu dünya, sende mi leyla, itirazım var yalana dolana
    ve ben böyle dolana dolana
    ellerim cebimde dudağımda ıslığım, başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Orhan Veli tadında basıp voleyi yürüyeceğim hayatın sonuna kadar
    hiç tasalanmayın abiler
    paramız yoksa da haysiyetimiz var


    İbrahim Sadri

  7. #7
    Üye
    AYBAROGLU Avatarı

    Üyelik Tarihi
    22.11-2008
    Son Giriş
    30.03-2015
    Saat
    19:29
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    364
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Ağabeylerim Vardı

    Benim fidanlarım vardı
    Karşıki bayıra gömülmüş yiğidin mezarı başında diktiğim.
    Benim fidanlarım vardı
    Hayallerimi dallarına astığım,
    Yapraklarını gözyaşı olmuş dualarımla suladığım fidanlarım vardı.

    Çölü bahara çevirmeye kararlı söğütlerim ,
    Gökten rahmet yağmuru çekip indirme azminde
    Meyveleri yıldızlar,
    Yaprakları göktaşları fidanlarım vardı.
    Şeytanlar taşlamak için sonbaharları
    Benim semama göktaşları yağardı.
    Ve bir şarkım vardı fidanlarıma söylediğim…
    Kalkarmı ki yiğidim şu uykudan?
    Ve şarkımda hayat vardı, ümit vardı , hasret vardı,
    Anlattığım masallarım vardı.
    Onları , yanına diktiğim yiğidin destanları,
    Mazinin derelerinde kahramanlarım vardı.
    Benim fidanlarım vardı. Ben fidanlarımda vardım.
    Fidanlarım vardı ya…
    Kurumuş fidanlar kurumuş ağaçlar arasında
    Yemyeşil fidanlarım,
    Bugünkü fidanlar kadar yarın da ağaçlarım vardı.
    Dalları altında milletlerin serinlediği,
    Koca söğütlerim vardı.
    Ve ben böyle sevdim fidanlarımı
    Onların üzerine titredim,
    Onların yarını üzerime titredi.
    Gölge oldum onlara yakıcı çöl sıcaklarında
    Yarınları neslime gölge yaptım.
    Suladım onları aşkla, şefkatle, hasretle…
    Yarınları; semadan aşkı şefkati çekti, aldı
    Geriye bir hasret kaldı
    Ve ben hasreti sevdim…
    Dediler:” Zaman sarrafı talipmiş fidanlarıma”
    Dediler : ” ormanlarmış ücreti, kavuşmakmış, hasretten kurtulmakmış”
    “Bayırdaki mezardan, yiğidim yeniden uyanmakmış”
    Ve bana bunları görmek varmış!
    Demek anlaşılmamak varmış
    Demek hey gidi günler demek varmış
    Hasrete hasret duymak varmış!
    Anlaşılmamak varmış ki;
    Ben hasreti sevdim çilemi sevdim
    Fidan değil orman değil benim derdim!
    Ben gözyaşlarıyla fidanlar yaşatmayı sevdim.
    Suyu değil… sulamayı sevdim.
    Kavuşmayı değil… Koşuşmayı sevdim.
    Ve ben bunu ağabeylerimden öğrendim.
    Evet; benim ağabeylerim vardı
    Beni anlayanlarım vardı, hasreti sevenlerim vardı
    Dertleri dertlerime
    Dertlerim dertlerine karışmış benim ağabeylerim vardı
    Kavuşmaktan geçmiş koşuşturanlarım vardı
    Fidanlara su taşıyanlarım
    Fidanları suya taşıyanlarım vardı
    Derdi hayat bilip yaşayanlarım vardı.
    Kuru dallar arasında yeşillik arayanlarım vardı.
    Hayat verenlerim vardı, hayatlarını verenlerim vardı.
    Benim ağabeylerim vardı
    Ve ben ağabeylerimde vardım.
    “Ehlime Allah ve resulunu bıraktım ” diyen Ebubekirlerim
    “Bir bu kadarını bıraktım” diyen Ömerlerim vardı.
    Adı vermekle bir anılan ağabeylerim vardı.
    “Fidanlar ağaç olmadan verenle sonra veren bir değil” deyip vermekte
    yarışanlarım vardı
    Benim Karunlarım yoktu
    Kendisiyle birlikte herşeyini veren Harunlarım vardı.
    Ve ondandır, mutlu yarınlarım vardı.
    Boynum bükük , “fidanlar derdine ağladığım gün ”
    Sırt sıvazlayacak abilerim vardı.
    Kutup yıldızlarım vardı.
    “Siz koşmanıza bakın, arkanızda biz varız” diye
    Yılda bir kaç kez ve daha fazla ışıldayan
    Benim ahiretler aydınlatan güneşlerim vardı.
    Karanlık kovalayıcılarım vardı
    Konuşunca destan yazanlarım vardı
    İNSANLAR ARASINDA İNSANLARDAN BİR İNSAN OLANLARIM vardı
    Benim ağabeylerim vardı.
    Benim ağabeylerimle paylaşacak bir hasretim vardı.
    Aynı güzele vurulmuş yedi genç, yedi bin genç,
    Kendi genç, kalbi genç, aşkı taze, hasreti genç
    Ağabeylerim vardı.
    Ve ondandır ben vardım, umutlarım vardı.
    Ve kalbinde kıpırdayan bir hayal gibi
    Bandıkça susatan bal gibi
    Yudum yudum, nefes nefes içime çektiğim
    Gelecekten haberlerim vardı.
    Hiçbirşeyim kalmadığında, kimseler kimsesiz kaldığında
    Benim ağabeylerim vardı.
    Yok demek kalplerimize ağır gelip
    Parmaklarımızı kırarcasına yumruklarımızı sıkıp
    Şehadet parmaklarımızı ısırdığımızda
    YOK diye gelen ses boğazlarımızda düğümlendiği günler,Varolan ağabeylerim vardı.
    Kendi varlıklarıyla yoku varedenlerim vardı.
    Fidanlarıma “benim” diyenlerim vardı.
    Her çağrıya koşanlarım,
    Her koşmaya çağıranlarım vardı.
    Alanlarım, verenlerim, isteyenlerim vardı.
    GÜLENlerim ağlayanlarım sevenlerim vardı.
    Benim … Benim ağabeylerim vardı.
    İşte “DERDİ SEVMEYİ” ben bu ağabeylerden öğrendim
    Her dertliye ağabeylik yapan
    Ağalardan beylerden öğrendim
    Ondandır arkadaşım:
    Bana fidanlardan bahset; Ağaçları sahibinden sor!
    Bana sulamaktan bahset; suyu gönderenden bil!
    Bana koşuşmaktan anlat; Kavuşmayı Allahtan bil!
    Ve ne olur!Bana “derdin bittiği günden ” bahsetme
    Çünkü ben derdimi sevdim.
    Derdimi dert edenleri sevdim.
    Ağabeylerimi sevdim.
    AĞABEYLERİMİ SEVDİM.






    Gülce




    Uçurumun kenarındayım hızır
    Bir dilber kalesinin burcunda
    Vazgeçilmez belaya nazır
    Topuklarım boşluğun avucunda
    Derin yar Adımı çağırır
    Kaldım parmaklarımın ucunda

    Uçurumun kenarındayım hızır
    Bir gamzelik rüzgar yetecek
    Ha itti beni ha itecek

    Uçurumun kenarındayım hızır
    Divan hazır
    Ferman hazır
    Kurban hazır
    Güzelliğin zulme çaldığı sınır
    Başım döner, beynim bulanır
    El etmez
    Gel etmez
    Gözleri bir ret, bir davet
    Gülce uzak uzak dolanır
    Mecaz değil
    Maraz değil
    Gülce semavi bir afet

    Uçurumun kenarındayım hızır
    Gülce bir beyaz sihir
    Canıma bedel bir haz
    Nur
    Nar ve nurdan bir zehir
    Gülce araf'ta infaz
    Bir tek bakışıyla suyum ısınır
    Güzelliğin zulme çaldığı sınır

    Uçurumun kenarındayım hızır
    Ben fakir
    En hakir
    Bin taksir
    Cahil cesaretimi alem tanır
    Ateşten
    Kalleşten
    Mızrakla gürzden
    Dabbetül arz'dan
    Deccal'dan, yedi düvelden
    Korku nedir bilmeyen ben
    Tir tir titriyorum gülce'den
    Ödüm patlıyor gülce'ye bakmaktan
    Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
    Saniyeler gözlerimde birer can
    Her saniyede bir can veriyorum

    Uçurumun kenarındayım hızır
    Bir dilber kalesinin burcunda
    Vazgeçilmez belaya nazır
    Topuklarım boşluğun avucunda
    Derin yar Adımı çağırır
    Kaldım parmaklarımın ucunda