Toplam 14 mesajın 1-14 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    o2han Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    04.05-2006
    Son Giriş
    18.02-2012
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    BATMAN
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    YAĞMUR

    Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat

    Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

    Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

    Madeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

    Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdabında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

    Saatlerin ardında hep kendimi aradım
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

    Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin

    Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    NURULLAH GENÇ

  2. #2
    Üye
    o2han Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    04.05-2006
    Son Giriş
    18.02-2012
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    BATMAN
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SÜKUT-U HAYAL

    Böyle mi olacaktı türkülerin son hâli
    ezgilerden sorulur küfürlerin vebâli

    ayna kırıldı; hasret divanında gül soldu
    papatya uçarı bir zakkum oldu
    kuğu gölün en susuz noktasında boğuldu
    ivedî bir kavgadır tenhâ da ömür
    direniyorum
    direniyorum ki, aşk yenilmesin
    zenginlere, cinayet erbâbına

    böyle mi olacaktı mutluluğun son hâli
    kahkahadan sorulur hıçkırığın vebâli

    bir milat öncesi kalıntı gibi
    zulme açılıyor gizli kapılar
    sanki bütün yüzler çalıntı gibi
    çocuklarda bile kan kokusu var
    hayat bir dramdan alıntı gibi
    tabut kırılıyor; ağlıyor mezar
    aşk elden gidiyor; durmamalıyım
    yosunlu hayaller kurmamalıyım
    ölümün ardına düşüp gün boyu
    kırmızı camlara vurmamalıyım

    böyle mi olacaktı değirmenin son hâli
    bereketten sorulur kuraklığın vebâli

    güya bütün umutlar ülkeme dolacaktı
    güya ülkem göklerin yolunu bulacaktı
    neden hafif tartıyor yüreğimi terâzi
    intizarın mavi dengelerini
    yıkıyor sonunda leylâ
    direnmeliyim
    direnmeliyim ki, aşk yenilmesin
    yoksullara, kürek mahkumlarına

    NURULLAH GENÇ

  3. #3
    Üye
    o2han Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    04.05-2006
    Son Giriş
    18.02-2012
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    BATMAN
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    teşekkürederim

  4. #4
    Üye
    o2han Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    04.05-2006
    Son Giriş
    18.02-2012
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    BATMAN
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR

    Daha dokunmadan kurudu irem
    çöllere bir türlü yağamıyorum
    yeni bir koşunun başlangıcında
    biraz deprem sonrası
    biraz şehir hülyası
    bir kalp yangınından geriye kalan
    siyah gözlerine beni de götür
    artık bu yerlere sığamıyorum.

    Pembe uçurtmalar yolladığından beri
    sarardı tiryaki menekşeleri
    sonbaharın tozlu kafeslerinde
    sevgi turnaları yakalıyorum
    turnalar gidiyor;ben kalıyorum
    avareyim,asudeyim,yorgunum
    bilmiyorum neden sana vurgunum
    Erzurum garında banklar üstünde
    uyku tutmuyor karanlıkları
    yitik düşlerimi kovalıyorum
    gölgeler gidiyor;ben kalıyorum.

    Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
    siyah gözlerine beni de götür
    baharın koynundan koparıp sana
    ipek bir mendile sardığım yüreğimle
    şehzade gülleri gönderiyorum
    umutlar kalıyor;ben gidiyorum.

    Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini
    kaptanları sorgulayan
    yanından geçen küheylanların
    korku tufanına yakalandığı
    siyah gözlerine beni de götür
    güneş ülkesinden gelen yiğitler
    benzeri olmayan bir dünya kursun
    cellat,ayrılığın boynunu vursun.

    Usul usul intizarı çürüten
    bu hercai diken,bu çılgın arzu
    sürüklüyor imkansız muştuların
    eşiğine gönül vadilerini
    bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
    düşüyorum tanyerine
    ya topla yaralı kırlangıçları
    ya da bu vefasız şarkıyı bitir
    özgürlüğe giden tutsaklar gibi
    siyah gözlerine beni de götür.

    Nurullah Genç

  5. #5
    Üye
    o2han Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    04.05-2006
    Son Giriş
    18.02-2012
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    BATMAN
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Gülnâre


    ben, yıpranmış sokaklar ortasında âvâre
    sen, kırgın bir ülkenin süreyyâsı: Gülnâre
    honçalı novroz gelir; bir de siyah ve sarı
    dalgalanır göklerde bir kuşun kanatları
    her nağme, dudağında çarpılmış karanfil
    sana tutkun atlılar şimdi yorgun ve sefil
    göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
    nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı

    dokunmuyorsa kalem o mazlum kitâbeye
    ayışığı düşer mi kanlı bir harâbeye
    sensiz çöl, ıssızlığın kahrıyla zehirlendi
    yalnız bulutlar değil, vâhalar da kirlendi
    mahşerî bir serâbın ardından yürüyorum
    gözlerini kaybeden bir kervan görüyorum
    geride, okunmayan silik izler kalıyor
    kaktüs hâlâ toprağı uykuda yakalıyor

    tarihin her sayfası soluyor pâre pâre
    karasevda burcunu yıkıyorsun, Gülnâre

    Azerbaycan ufkunda bir divânedir gönül
    böylesi târumâr olmadı belki de gül
    toprak, bir bakışınla kızıl renge büründü
    yıldızlar ülfet için gündüz vakti göründü
    gözlerin binlerce yıl ötesinden yâdigar
    nerdesin, ey Bakü'den, Gence'den esen rüzgâr

    yaldızlı perçemlerin ıslandıkça uzuyor
    yalnızlık damla damla şakağından sızıyor
    bazen öfke, kavgayı sevenlerin ardında
    malihülya ve hüzün; bazen korku ve sevda
    çiçeklerin yurdunda yalnız senin kokun var
    bazen uzaktan uzak, bazen yakın bir duvar

    karanlığa mahkûmdur gökte sensiz, sitâre
    ruhumu zevâlinle buluşturma, Gülnâre
    soluğun âb-ı hayat mıdır: filizlendi kül
    siyah bir lâle gibi aynaya düştü kâkül
    kırdın yüreğimdeki saatin akrebini
    kuruttun düşlerimin hayal mürekkebini
    hangi ırmağa baksam akıyorsun derinden
    Hazar, acılarınla ağlıyor kederinden

    kuduran bir denizde benziyorsun şikâre
    görebilseydi seni ejderhâlâr, Gülnâre
    gözlerinden fışkıran yanardağlar sönerdi
    o ısırgan bakışlar balmumuna dönerdi
    oysa şimdi su sarhoş; balıklar geldi dile
    dalgalar son bir umut vuruyor sahile
    Nahcıvan, hasretinle alevlenen sir çerâğ
    seninle firâkını unutuyor Karabağ
    göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
    nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı
    bırakıp gittin beni umarsız bir efkâre
    haber gönder, nerdesin, nerdesin ey Gülnâre



    Nurullah Genç

  6. #6
    Forum Moderatörü
    BARBiEBARBiE Avatarı

    Gerçek Adı
    NehiR
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    01.12-2017
    Saat
    15:35
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    14.626
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BENİM ŞİİRİM

    Bakmayın çevremi kuşatanlara
    Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben
    Issız ovaların NEHİRiyim ben
    İçimde işliyor derin bir yara
    Aşkın öldürmeyen zehiriyim ben
    Bakmayın çevremi kuşatanlara
    Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben

    Kapattım kalbimin son kapısını
    Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim
    Hafızası ölü nakkaş gibiyim
    Çekiyorum mutsuzluğun yasını
    Ayaklara mahkum bir baş gibiyim
    Kapattım kalbimin son kapısını
    Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim

    Ölümü yaşadım ölmeden önce
    Bana sonsuzluğu beklemek düştü
    Mazide benim de yüzüm gülmüştü
    Uyandım,mutsuzluk geri dönünce
    Ölümü yaşadım ölmeden önce
    Bana sonsuzluğu beklemek düştü

    Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm
    Adını yazsana dudaklarıma
    Zaman kan süzüyor kulaklarıma
    Hıçkırığa mahkum biçare gönlüm
    Haydi takılıver ayaklarıma
    Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm
    Adını yazsana dudaklarıma

    Bulsam Kafdağı'nın eteklerini
    Başımı çevirip gitsem mi bilmem
    Ben ki yaranamam,şakaya gelmem
    Kuruttum bengisu peteklerini
    Karanlık dolu bir dünyada gülmem
    Bulsam Kafdağı'nın eteklerini
    Başımı çevirip gitsem mi bilmem

    Umutlar sultanı anlayamadı
    Sizler beni asla anlamazsınız
    Biraz sevdasınız,biraz nazsınız
    Kimse benim gibi ağlayamadı
    Belki gülersiniz,inanmazsınız
    Umutlar sultanı anlayamadı
    Sizler beni asla anlamazsınız

    Nurullah GENÇ

  7. #7
    Üye
    fatih01 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.08-2005
    Son Giriş
    24.02-2017
    Saat
    23:16
    Yaşadığı Yer
    ADANA doğumlu,görev yeri KIRŞEHİR
    Mesaj
    41
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ADIN SENİN

    Saçlarına can veren yıldızlar nerde gülüm
    Hangi ferman dokundu bakışlarına senin
    Belki sahrada değil, şimdi göklerde gülüm
    Taşıyor bulutları gözlerinde, nazenin

    Senin her kirpiğinde bir dervişin ahı var
    Muhteris aynaların eskidiği yerdesin
    Yüzünde en çaresiz devlerin günahı var
    Zamanı sonsuzluğa bağlayan mahşerdesin

    Divan-ı harbe giden yiğitlerin ardında
    Kanayan kitaplara gül götüren yağmurum
    Hüznü bir tabut gibi buluyorum derdinde
    Senin toprağın için çırpınıp ağlıyorum

    Memnu bir zerrin kadar edalı ve soylusun
    Gamzelerinde nazlı kıvılcımlar gizlenir
    Bağbozumunda bile yediveren boylusun
    Gün olur ki, kalbinde gözlerin filizlenir

    Bu sevda dayanılmaz bir ağıttır zülfünde
    Rüzgarın her busesi içimde kurşun olur
    Yıldız kayar, ay susar geceye güldüğünde
    Dağda çiğdem solarken çölde ceylan vurulur

    Ben bu yol ayrımında sensiz olsam ne çıkar
    Kahra göçen kuşların kanatlarında kaldın
    Ölümün gözyaşları bir gün hicranı yıkar
    Tarihe bir sır gibi düşer senin de adın

    Nurullah GENÇ

  8. #8
    Üye
    UTOPYA Avatarı

    Gerçek Adı
    Zeki
    Üyelik Tarihi
    07.06-2005
    Son Giriş
    04.11-2017
    Saat
    21:28
    Yaşadığı Yer
    ANTALYA
    Mesaj
    2.266
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SENİ BENİM KADAR SEVEMEYENLER

    seni benim kadar sevecek olan
    başını taşlarda çürütmelidir
    yarasına dikenleri sarmalı
    kalbinde dağları yürütmelidir

    gözleri her sabah başka bir çeşme
    her akşam krater, her gece duman
    gökleri günboyu alevlenirken
    boynunda bir kement olmalı zaman

    yollar düğüm düğüm boğmalı onu
    ızdırap sızmalı baktığı yerden
    kaplan tutuşmalı, kurt inlemeli
    saçından bir teli yaktığı yerden

    sana benim kadar tutulmak demek
    vurulmak demektir kartallar gibi
    tâcını, tahtını kaybetse bile
    gülümseyebilmek krallar gibi

    seni benim kadar sevecek olan
    ruhunu kapından kovabilir mi
    seni benim kadar sevemeyenler
    seni benden fazla sevebilir mi

    Nurullah GENÇ

  9. #9
    Üye
    fatih01 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.08-2005
    Son Giriş
    24.02-2017
    Saat
    23:16
    Yaşadığı Yer
    ADANA doğumlu,görev yeri KIRŞEHİR
    Mesaj
    41
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BENİ ANLAMAYIŞINA

    Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın
    Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
    Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
    Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık
    Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın

    Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına
    Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar
    Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına
    Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar
    Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar
    Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu
    Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
    Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
    Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi
    Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
    Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde
    Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

    Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere
    Her gece ışığını ruhumdan alacaksın
    Aldanma gururunu okşayan çiçeklere
    En güzel güllerini ruhumla alacaksın

    Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden
    Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi
    İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden
    Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi

    Sen hala anlamadın sevginin en hasını
    Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını
    O, coşkun bir denizin sularına yürürken
    Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını
    Gittiği her iklime sevdanı götürürken
    Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını

    Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
    Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
    Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
    Yalnızlık kitabında okumadın ismini
    Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
    Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
    Karanlık köşelerde acı acı gülmedin
    Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
    O Celali uykudan uyanmadın, uyanma
    Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma

    Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine
    Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm
    Feryadı kayaları parçalayan sesine
    Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm
    Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına
    Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini
    Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne
    Dudağında kuruyup dağılan sözlerini
    Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi
    Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi
    Karalar bağlamadın beni anlayamazsın
    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

    NURULLAH GENÇ...

  10. #10
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Uzaktan Uzaktan

    Hasbahçesinde ömrün yakın olmaz bana gül
    Bîzârım ümidime kurulan her tuzaktan
    Tutuştu o lâcivert hayâle düşen kâkûl
    Bakanlar baktı sana; ben uzaktan uzaktan

    Yandı birden korkuyla gözlerine uçan kuş
    Bulutlar aynalara seni sordu ıraktan
    Deniz sanki isyankâr bir rüyada boğulmuş
    Nehirler aktı sana; ben uzaktan uzaktan

    Peşimde her âşığın gölgesini taşırım
    Alırım esrârını her devin bir dudaktan
    Dağda haramilerle, kurtlarla ağlaşırım
    Gökler sıcaktı sana; ben uzaktan uzaktan

    Nerede bu çileyi çekenlerin tarihi
    Kalbimin enkazına kan akıyor duvaktan
    Çölde kalan ruhların bile döndü talihi
    Türküler yaktı sana; ben uzaktan uzaktan

    En kâvi diken dahi murâd alır bağında
    Bırakıp derde beni, kurtulursun firâktan
    Gece- gündüz esridin bir kaktüs yaprağında
    Gelmem yasaktı sana; ben uzaktan uzaktan

    Simsiyah bir kıyamet tohumu filizlenir
    Mezarıma isminle atacağın topraktan
    Acılar sanki neden bu sevdada gizlenir
    İçim tutsaktı sana; ben uzaktan uzaktan

    Nurullah Genç

  11. #11
    Üye
    Soner Güç Avatarı

    Gerçek Adı
    soner güç
    Üyelik Tarihi
    26.03-2010
    Son Giriş
    30.11-2017
    Saat
    10:47
    Yaşadığı Yer
    BURSA
    Mesaj
    202
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şu fani dünyada her canlı bir eş arar taşın kalbi yoktur onuda yosun sarar.

    Nurullah Genç in kalemine saglık. sende bunu bizimle burada paylaştıgın için Nuran abla seninde ellerine saglık

  12. #12
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İLACIMI ÖZÜN SAY

    bir akşam sensizliğim eriyip aktı bende
    gözlerinin cemresi karanfildir bedende
    kirpiklerin kuşattı bütün mevsimlerimi
    şimdi varsın; sızın var duranda, yürüyende
    kollarım gül kokulu bir baharı sarıyor
    acılar ki, önümde diz çöküp yalvarıyor
    ayrılık yapayalnız bir ülkedir evrende
    hüzün, terk edilmişlik duygusuyla çaresiz
    şimdi varsın; hayatım sende, ölümüm sende

    şimdi varsın; sokaklar daha bir sıcak bana
    nereye git gidersen; orası ocak bana
    bazen bir papatyanın beyaz yapraklarından
    bazen bir dolunayın çehresinden bak bana
    şimdi varsın; ruhumu okşuyor soframda su
    ardımda ne yalnızlık, ne de ölüm korkusu
    hayatın hiç sönmeyen kandilini yak bana
    o eski fırtınalar şimdi sabâ rüzgarı
    hüzün benden habersiz, kuşkular ırak bana

    ey benim aynalarda gülümseyen çokluğum
    nar tadında umutlar taşıyan çocukluğum
    gözlerinin ışığı yayıldı mahzenime
    ey benim can sarayım, ey benim eşsiz kuğum
    asil tebessümünü düşürdün izlerime
    müpteladır gemiler benim denizlerime
    gülümsedin; kalmadı kederim, burukluğum
    çehresinde hâtıran büyüyor bebeklerin
    gizemine âşina varlığım ve yokluğum

    lügatini yeniden yazıyorum sevdanın
    binlerce çiçek açtı kollarımda yorgunluk
    gündönümü ruhuma ayarlandı yeniden
    bir çerağdır, yanıyor gittiğin her bahçede
    şimdi parmaklarının ucundadır baharım
    kutlu bir ülke verdin hayatıma özünden
    denizlerde sen varsın; ırmaklarda ben varım

    yaprak yine hüzünle düştü ayaklarıma
    ağaçlardan boşandı hayatımın acısı
    anlamadım: Bu gökler benim göklerim değil
    bilemedim: Bu toprak canımda akkor gibi
    tutuştum hiç kimsenin yanmadığı yerde ben
    meğer ömür vermişim bu belalı derde ben
    sen geldin; avuçlarım suyla doldu ansızın
    sen geldin; evrenimi kuşattı sevda sızın

    ders almayı bilmedim yüreğimden; yorgunum
    ne sana, ne kendime, ben dünyaya kırgınım
    dikenler saplanmıştı çocukluk günlerime
    gençliğim bir ejderha pençelerine mahkum
    kırk yaşımda, bin yılın ıstırabıyla yandım
    uyudum, o bembeyaz ellerinde uyandım
    sen geldin; birbirinden ayrıldı renk ve acı
    sen geldin; yine vurdu yüzüme aşk utancı

    lâyıktır, her lokmayı yedirseler zehirden
    lâyıktır, karlı dağlar çökse başıma birden
    akıl, sanki içimde bana düşman bir gemi
    kahrın karanlığına gömdü şehlâ gölgemi
    göremedim; gönlümden ufkuma sızdı keder
    en muamma çöllerde ararken yitiğimi
    geldin; altın harflerle yazıldı günün adı
    geldin; ruhuma meftûn âvâreler ağladı

    ders almayı bilmedim hayattan; bir gün ölüm
    öğretir o tekrarı olmayan dersi bana
    nasıl da uçtu ömrüm renklerin boşluğuna
    dal kırıldı; kökleri çürüdü servilerin
    duyamadım gövdenin o esrarlı sesini
    karayel bir yanımdan esip durdu öteye
    sen geldin; yağmur yağdı içime; bahar geldi
    sen geldin; yıllar yılı beklediğim yâr geldi

    şimdi varsın, yıldızlar bana bakar derinden
    bozkırlarda, çöllerde çiçeklenir ellerin
    şimdi varsın, gecenin kan akar gözlerinden
    ışıldayan çehresi karardı güzellerin
    öteyi görmeyenler bilemez, kimle geldin
    sen benim kendi ruhum, kendi özümle geldin
    şimdi varsın, varımı varlığında sakladın
    dayanılmaz yüreğin esrarlı bir bahçedir
    şimdi varsın, içimde ebedi konakladın
    zariftir bakışların, bal renklidir, incedir
    sensizlik geçmişini anıyor; şimdi varsın
    burçlarımda lâmbalar yanıyor; şimdi varsın

    Nurullah GENÇ

  13. #13
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Uyan Artık Yiğidim

    Istırâbdır yiğidim azığımız, hicrandır
    Mirasımız mahkûmdur, mahzundur, perişandır
    Gene de ye’se düşme yiğidim; imtihandır
    Filizlenen her ölüm, mazlumlara nişandır


    Ne gönüllerde sevinç, ruhlarda beyaz kaldı
    Ufka bir bak, ilerle; inkılâba az kaldı


    Ülkemden hatırıma hep sefiller geliyor
    Bin yüzlü Ebrehe’ ler, kara filler geliyor
    Şimdi devran değişti; ebâbiller geliyor
    İbrahim bahçesinden taze güller geliyor

    Âlemde, duyulacak kutlu bir âvaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı

    Çöküyor sırtımızda yükselen vahşi duvar
    Heykeller kırılıyor; dökülüyor mumyalar
    Toprağın sinesinde umut var, heyecan var
    Okşadığın her kökten fışkırıyor bir bahar


    Buzlar çözüldü; kıştan kuru bir ayaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı


    Gözlerin âyet âyet büyüyen bir bebektir
    Ellerin sokaklarda uçuşan kelebektir
    Sana rehberlik eden ne cindir, ne melektir
    O bir İnsan-ı Kâmil, mücella bir dilektir


    O’ ndan bize ebedi sürecek bir haz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılaba az kaldı


    Bulanık akan sular durulacak yeniden
    Gökyüzüne direkler vurulacak yeniden
    Saâdet menziline varılacak yeniden
    Çağlar üstü bir nizam kurulacak yeniden


    Cehaletin elinde lanetli bir saz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı


    Bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir
    Bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir
    Yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir
    Prangalı hükümler, aydınlıklar senindir


    Yıllardır, uygarlıktan sana hep enkaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı


    Tasalanma yiğidim; zaman bizden yanadır
    Külümüzden yükselen duman bizden yanadır
    Son durak, son ilahi ferman bizden yanadır
    Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır


    Kapıları açacak çoşkun bin niyaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı


    Mahzenlerde beklemek ziyan artık, yiğidim
    Fecr-i sâdık vaktidir; uyan artık yiğidim
    Ateşlere girsen de, dayan artık yiğidim
    Hakikate dönüyor rüyan artık, yiğidim


    Zalimler için karar verildi; infaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı

    Nurullah Genç

  14. #14
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    PAYLAŞABİLİR MİSİN


    Güneşi koklayınca çatlayan bir tohumu
    Irmağın yüreğinde çiçeklenen yangını
    Her akşam yanlızlığı uyandıran toprağı
    Her sabah bir gölgeyi sevindiren yaprağı

    Paylaşabilir misin


    Sen benimle gökleri paylaşabilir misin
    Hani salkım saçaktır bulutlarda sevgiler
    Hani bir turna gibi üryan olunca yürek
    Bahçesinde umuda kanatlanır serviler
    Sen benimle yağmurun nefesini
    Sen benimle tomurcuğun sesini
    Bir hülyanın dalgın avuçlarında
    Gölgesini arayan bir kuşun kafesini

    Paylaşabilir misin


    Her limanda bekleyen benim yanlızlığımdır
    Her geminin demir attığı yerde
    Parçalanan kalbin çığlıklarıyla
    Dağılan kırmızı benim yanlızlığımdır
    Gemilerin güvertesinden sızan
    Tayfaların masum bakışlarında
    Kelepçeler vurulan benim yanlızlığımdır
    Denizin kollarında uyurken kadırgalar
    Zıpkınlanan balığın gözlerinde kıvranan
    Benim yanlızlığımdır
    Sen benimle karanlık gecelerde
    Alabilirmisin avuçlarında
    Denizin dibindeki bir ateş çiçeğini
    Sen benimle kumlara gömülmeyi
    Sen benimle ölürken de gülmeyi

    Paylaşabilir misin


    Yosunlarda ağlayan yitik bir defineyi
    Dalgalara tırmanan kalbin çüzgilerini
    Yıldızlara gül kokusu taşıyan
    Kaptanları ağlatan aşkın ezgilerini

    Paylaşabilir misin

    Rıhtımları kıskanan benim ayrılığımdır
    Karaya çıktığında vurulan her askerin
    Kanıyla ıslanan benim ayrılığımdır
    Kurşunlanan deniz fenerlerinin
    Kapanan gözkapakları ardında
    Acıların heykelini yontan el
    Benim ayrılığımdır
    Sen benimle rüzgarı tutuşturan alevi
    Kasırgayı, tayfunu, suları yutan devi

    Paylaşabilir misin


    Benim ruhum kuşların öldüğü anda biter
    Senin ruhun kuşları öldürürken dirilir
    Benim ufuklara baktığım yerde
    Yorgun savaşçılar seferden döner
    Senin her umudu yıktığın yerde
    İçimizde yanan kandiller söner
    Şimşekler susunca tükenir sesin
    Bulutlar tutunmuyor kanlı kirpiklerine
    Sen bir yanardağı sevecek kadar
    Mavi değilsin
    Martılardan, mürekkep balığından
    Suları sevmeyi öğrenmelisin
    Adımların öylesine karanlık
    Bana doğru yürüdüğün her sabah
    Ansızın akşam olur
    Senin o kızıl dudaklarında
    Unuturum çiçeklerin adını
    Artık duymalısın uykuda bile
    Kervanları gördüğün mesafeden
    Çöllerin feryadını
    Benim intizarımdır çölde kum fırtınası
    Bedevi bir infilaktır susuzluk
    Her serabın ortasında bunalan
    Her mecnun yüreğinin beyaz kıvrımlarında
    Leylayı arayan benim intizarımdır
    Hani bir ahunun can damarından
    Kelebekler uçar sılaya doğru
    Hani arslanları avlayan bir yiğidin
    Bir vahşinin pençelerinde solan
    Karanfili güvercindir ansızın
    Kelebeğin kanadında büyüyen
    Güvercinin renklerinde uyuyan
    Benim intizarımdır
    Sen benimle bir yılan derisini
    Bir akrebin gözlerinde ölümü
    Bir zakkum türküsünü
    Bir kaktüsün süsünü

    Paylaşabilir misin


    Sen benimle kumlara gömülmeyi
    Sen benimle ölürken de gülmeyi
    Hani mum ışığında gölgeler de gariptir
    Evlerin duvarında gezinir çaresizlik
    Ağıtlar parçalanır içimizde köz gibi
    Bir yudum suya bile karışır da hüznümüz
    İncecik bir perdedir mutluluk, yanar gider
    Bilmez misin ki, umut bir kuştur konar gider
    Çoğalır kuşkuları tuzağa düşenlerin
    Hani bir ısırgandır güzel yüzlü han kızı
    Örümcek yuvasına bırakır ellerini
    Gergefinde laleye benzetir ahımızı
    Sen benimle mevsimlerin ardında
    Kımıldayan bir ihtilal gülünü

    Paylaşabilir misin


    Samerre’da hu çeken dervişin sızısını
    Hakan sarayında bir alınyazısını
    İstanbulda uyuyan devlerin rüyasını
    Erzurumda hüma kuşunun yuvasını
    Tanrı dağlarında çiğdemin sevdasını

    Paylaşabilir misin

    Sen benimle gökyüzünde koşmayı
    Sen benimle ölürken buluşmayı

    Nurullah Genç