TEKSAN İnovatif Medikal Ürünler İstanbul, Antalya, Bursa ve Antalya'da
Toplam 9 mesajın 1-9 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    geyikhane Avatarı

    Gerçek Adı
    berikn yaşar
    Üyelik Tarihi
    08.05-2014
    Son Giriş
    12.02-2016
    Saat
    07:02
    Yaşadığı Yer
    amed
    Mesaj
    5
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Diyarbakır Şairleri;

    Sezai Karakoç
    Ahmed Arif
    Ozan Deniz Sarıtop
    Yılmaz Odabaşı
    A. Hicri İzgören
    Cahit Sıtkı Tarancı

    Ahmed Arif Kimdir

    Ahmed Arif Hayatı
    Anlatılanlara göre, 1927 Nisan ayının 21. Gününde doğmuşum, Diyarbakır’da Yağcı sokak 7 nolu evde. Yani, yazlık ve kışlık odalarıyla, geniş avlusuyla, bahçesiyle dönemin tipik Diyarbakır evlerinden birinde.


    Asıl adım, Ahmed Önal. Ahmed Arif olarak bilinirim. Öz anamın adı, Sayre. Kürt'tür. İki yaşındayken kaybettim onu, kardeşimin doğumu sırasında. Beni büyüten, emziren, yedirip içiren, eğiten Arife Anamdır. Babam, Kerküklü Arif Hikmet. Kürt değildir. Rivayete göre, babamın büyük babası Rumeli’den göçmüş buralara. Babamın sivil hayattaki son görevi, nahiye müdürlüğü. Bu üçünü de çok severim; hayatta laf söyletmem onlara. Hatta bir keresinde, nezarethanede polis, anama babama sövdü, aynı dille karşılık verdim ona; tabi cezayı kesti hemen ama olsun yinede yutmadım savurduğu küfrü.



    İlkokulu Diyarbakır Siverek İlkokulunda okudum. Hatırlıyorum o dönemde “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası başlatılmıştı. Türkçe konuşmayanlar ya da konuşamayanlar, karakola götürülüp dövülüyordu. Tam olarak hatırlamıyorum ama galiba 1934 yılıydı. Karakolun önene birini yatırmışlar, adam çıplak. Polis öldüresiye dövüyor adamı. Adam “Ya Muhammed” diye bağırıyor durmadan. Bağırmasından adamın Arap olduğunu anladık. Çünkü Türk, Kürt ya da Zaza olsaydı başka türlü bağırırdı. Biz çocuklar, aşağı yukarı yetmiş-seksen metre daha yukarıdayız; hepimizin elinde ip sapan. Anlaştık aramızda ve polislere bıraktık taşları; Arab’ı vurmamaya da gayret ettik tabi. Sapanlarla iki polisi yıktık yere, sonrada başladık kaçmaya. Akşama herkes bizden söz ediyordu mahallede.



    Ortaokulu da Urfa’da okudum. Liseyi ise yatılı olarak, Afyon Lisesinde. Bütün okul hayatımda, tanıdığım en yetenekli, en yiğit, en mert, en bilgili adamlar o lisedeydi. İşte o yıllar… Yıl 1943 olmalı… Taş çatlasa 16–17 yaşındayım. Durmadan şiir yazıyorum. Bir dergi, Seçme Şiirler Demeti adıyla kuşe kâğıda basılıyor. Bir sayfanın sol başında Neyzen Tevfik, sağ başında Ahmed Arif. Ben Neyzen Tevfik’in torunu yaşındayım tabi o zaman hatta daha da küçük. Birde 10 Lira geliyor bana dergiden, telif hakkı. Düşünün Babam bana ayda 5 lira gönderebiliyor. O yüzden 10 Lira büyük paraydı o zaman için.


    İlk şiirim, 1942 yılında Afyon Halkevi dergisi, Taşpınar’ın kasım sayısında yayınlandı. Şiirimin ismi “Gözlerin”

    Gözlerim maviliğin ruhudur.

    Fecirlerin tebessümü içer.

    Berraklığında ilah çocukları uyur

    Ve emer sukutu beyaz gölgeler.


    Aslında bu şiiri, ortaokulda yazmıştım ama son düzeltilerini lisede yaptım.


    1947 yılı sonbaharında, yüksek öğrenim için Ankara’ya gittim. Dil ve Tarih, Coğrafya, Felsefe Bölümüne kaydımı yaptırdım. Bir yıl sonra Merkez Bankası’nda işe girdim. 1951 yılı Ekim ayında başlatılan “solcu tevkifatı’nda” iş yerimden alınarak götürüldüm, bunun yüzünden de eğitimi mi tamamlayamadım. Dokuz gün işkenceye mahruz kaldım. Benden, para toplayarak komünistlere dağıttığıma dair bir belgeyi imzalamamı istediler. Daha sonra soruşturma kapsamında beni İstanbul’a götürdüler; Sansar yan Hanında bir hücreye attılar beni. Orada bulduğum bir kibrit çöpüyle duvarda bir takvim oluşturdum. Doğru mu bilmiyorum ama tam 128 gün saydım. İşkenceler çok kötüydü, iddia ediyorum bana yapılan işkence kimseye yapılmamıştır bu ülkede. Çıldırmak üzereydim, sesler duyuyordum. İnsanın bazı duyuları çalışmadığında çalışan duyular eskisinden daha fazla çalışıyor. Benimde hücrede görme duyum çalışmıyordum çünkü hep karanlıktı, çığlıklar, haykırmalar duymaya başladım. Sonra dedim ki “Oğlum Ahmed burada delirirsin filan arkandan söylenti çıkarırlar, korkusundan delirdi diye kalk önüne geç bunun” ve sonra bileklerimi kestim. Sonrasını hatırlamıyorum, hastanede uyandım; zar zor yetiştirmişler. Garip… Hem işkence ediyorlar, içerde bile acı çektirmek için o kadar uğraşıyorlar hem de ölmeme izin vermeyip beni hastaneye yetiştiriyorlar. Sakın onarlın yaptığını iyilik ya da insanlık olarak algılamayın. Daha fazla acı çektirmek için beni yaşattıklarını öğrenmem uzun sürmüyor. İyileşip hücreye tekrar atılmamdan sonra, bir gece yıldırım bir telgraf geliyor bana, Anamdan. Şöyle diyor “Baban öldü, cenaze yerde kaldı, ben oralara gelemiyorum. İmza: Annen Arife. O an telgrafı okur okumaz neler yaptığımı anlatmak istemiyorum. Gençler bilmesin bunları. Ama öyle demoralize olmuşum ki hemen hastaneye yetiştiriyorlar. Daha sonra bu telgrafın düzmece olduğunu doktordan öğreniyorum. Meğerse Anam bana hiç telgraf çekmemiş.


    Babamı 1953 yılında kaybettim, hala içerdeyim o vakit. Ama benim tutuklandığımı hiç bilmedi babam, başından beri benim Avrupa’da olduğumu sanıyordu.


    TCK’nin 141. Maddesine ihlalden toplam 38 ay tutuklu kaldım. Tekrar ediyorum 141. Maddeye ihlalden. Nedir 141. Madde? Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Yani bana 1951 de zorla imzalattırdıkları belge. Düzmece kişilerin, düzmece tanıklarla desteklendiği, düzmece bir mahkeme tarafından, düzmece bir suçun kabulü, benim tam 38 ayıma mal oldu. 7 Ekim 1954’te tahliye edildim, tabutluktan yattığım 17 günün neticesi sağ omzumdaki ağrıyla. Hala çekerim o ağrıyı.


    1956’ dan itibaren Medeniyet, Öncü ve son olarak Halkçı gazetelerinde düzeltmenlik yaptım. Şiirlerim başta Pazar Postası olmak üzere birçok dergi ve gazetede yayınlandı. İlk ve tek şiir kitabım Hasretinden Prangalar Eskittim ’i 1968 yılında çıkardım. Tek kitabımdı ama tam 20 senemi verdim o kitaba. Sonraki baskılarla eklenmiş şiirleri sayarsak tam 50 yıl. Şiirlerim kısa zamanda devrimciler, bilim adamları, gazeteciler, aydınlar ve üniversite öğrencileri arasında çok sevildi, bunu kitabımın baskı üzerine baskı yapmasından idrak ediyorum. Şüphesiz şiirlerim 1971 ve 1980 darbelerinde tutuklanan gençlere ve aydınlara dayanak oldu.


    Emekliliğimden sonra Ankara’daki mütevazı evime çekildim. Gösteriş ve gürültüden uzak durmuşumdur hep, çünkü ben doğuluyum. Az gelişmiş değil, sömürülmek için kasıtlı olarak geri bırakılmış bir ülkenin aşiret töreleriyle yetişmiş bir çocuğuyum.


    1983’te Anam Arife Önal’ı kaybettim. Okumamıştı ama… Pardon, okumamış yanlış oldu. Okutulmamıştı ama şirin bir kadındı. Bir keresinde komşularıyla toplanmışlar muhabbet ediyorlar. Komşu kadılar sürekli oğullarıyla övünüyorlarmış “Benim oğlum İzmir’e gitti doktor oldu. Benim oğlum İstanbul’a gitti mühendis oldu. Büyük oğlum Bursa’ ya gitti mimar oldu” diye. Anam altta kalır mı? Oda “Benim oğlumda Ankara’ya gitti komünist oldu” demiş. Garip anam ne bilsin, komünistliği de doktorluk, mühendislik gibi bir meslek zannediyor.



    Asıl adım Ahmed Önal, Ahmed Arif olarak bilinirim. Yaşamım boyunca hakkı aradım; ezilenin ve güçsüzün yanında durdum. Memleketlilerim sömürülmesin, memleketlilerim kullanılmasın, memleketlilerim ölmesin diye konuştum. Eşitlik için yazdım, eşitlik için söyledim, eşitlik için dayak yedim, eşitlik için sövdüm. O günleri göremeyeceğimi bilsem de birilerine o günleri gösterebilmek için öldüm.
    ---------------------------------------


    Ozan Deniz Sarıtop Kimdir

    Ozan Deniz Sarıtop Hayatı
    Kürt asıllı filozof, bilim adamı ve şairdir.

    05 Mart 1982 yılında Diyarbakır'ın Kulp (Pasur) ilçesinde doğdu.
    Okul hayatına Kulp (Pasur) ilçesinde başladı. Lise öğrenimini 1998'de tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti.


    Düşünce ve fikir anlayışıyla şiirelerinde geleneksel yaşam standartların üzerinde evrensel bir dil motife etti.


    Ozan Deniz'in şiirleri, bazen bir bebenin ninnisi, bazen hasreti sineye çekmiş bir annenin feryadı ve bazen de zülme karşı direnen yiğitlerin akıl almaz hikayesidir. Hayatın bütün karelerini çarpıklıklarıyla ele alan şair, yaşam ve ölüm arasındaki çizgiyi ince ayrıntılarla anlatmaktadır.



    Ozan Deniz Saritop
    is a Kurdish poet.
    He was born in Kulp (Pasur) district of Diyarbakir on 05 March 1982. He started his school life in Kulp (Pasur) . After completing his high school education in 1998, he moved to Istanbul.


    With his understanding of thoughts and ideas, in his poems he has designed a universal language which is above the traditional life standards.


    His poems are sometimes a lullaby of a baby, sometimes a mother’s cry who misses her son or daughter so much and sometimes an incredible story of the heroes resisting oppression.


    Dealing with all the aspects of life with all its distortion, the poet explains the line between life and death in detail.

    -------------------------------------------------


    Yılmaz Odabaşı Kimdir

    Yılmaz Odabaşı Hayatı
    1962 Diyarbakır doğumlu.Ögretmen bir ailenin ilk çocuğu.İlk öğrenimini Diyarbakır, Ankara ve Gaziantep'te, Orta öğrenimini Diyarbakır Lisesi'nde tamamladı. İzmir Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini-1980 12 Eylül'ü tutuklanınca -sürdüremedi. Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde bir yıl hapis yattı.Hapisten çıkınca bir süre bir ilaç firmasında Güneydoğu temsilciliği ve Diyarbakır'da bir yıl kitapçılık yaptı.


    1986'da gazeteciliğe başladı.1986-94 yılları arası Diyarbakır'da Akajans Muhabirliği, UBA (Ulusal Basın Ajansı) Diyarbakır temsilciliği, Ortadoğu Haber Ajansı Haber Müdürlüğü, 2000’e Doğru Dergisi Diyarbakır büro şefliği ve Türkish Daily News Gazetesi Güneydoğu temsilciliği yaptı.Ayrıca 'Sokak, Gerçek, Söz, Aktüel, 2000'e Doğru, Exspress, Birikim gibi pek çok süreli yayında telif haberler, yazılar yazdı.1994 yılında gazeteciliği bırakarak Ankara’ya yerleşti; aynı yıl 'yılın gazetecisi ödülü' aldı.


    1981’den 2002 yılına dek Türkiye ve yurtdışında çok sayıda dergide iki yüz kadar şiiri yayınlandı ve edebiyatın hemen her türünde yazdı.Bir dönem Özgür Gündem (1992) , günlük Aydınlık (1993-94) , Siyah Beyaz (1995-96) ve Birgün Gazetelerii'nde de(2004) köşe yazıları yazdı.1996-98 yılları Cumhuriyet Gazetesi ve Kitap Eki'nde, 1998'de Radikal Kültür-sanat sayfasında, 2004'te bir süre Radikal İki'de, 2006'da Evrensel Gazetesi'nde yazdı.Daha sonra güncel yazmayı bıraktı.


    İlk şiir kitabı Siste Kalabalıklar 1985’te, ilk hikaye kitabı Kül Aşklar 1991’de yayınlandı. Şiirleri çeşitli dillere çevrildi; 1992'de Irak’ın Duhok ve Almanya’nın Köln kentlerinde iki kitabı, 2005'te AB sponsorluğunda Munster Literature Centre adlı yayın merkezi tarafından bütün şiirlerinden oluşan bir derleme Everything But You adıyla İngilizce, Feride adlı şiir kitabı Çetin Toprak’ın çevirisiyle Kürtçe, Alpay Kısabacak çevirisiyle Almanca olarak yayınlandı.


    2000 yılından itibaren ödüllere katılmadı, şiir ödülü seçici kurullarında yer almadı.1994-2000 yılları arasında yazdıkları ve söyledikleri için “Düşünce suçu” mahkumiyetleri nedeniyle Ankara Ulucanlar ve Haymana Cezaevleri ile, Bursa E Tipi ve Tekirdağ Saray Kapalı Cezaevleri'nde yattı... Yılmaz Odabaşı’nın şiirleri hakkında değişik üniversitelerde hazırlanıp onaylanan lisans tezlerinin yanı sıra, yaşam öyküsünü ve bibliyografyasını konu edinen ve Dr. Ömer Uluçay’ın kaleme aldığı Asi ve Yalnız Yılmaz Odabaşı adlı bir inceleme kitabı yayınlandı.


    Başta Avrupa Yazarlar Parlamentosu ve Internatıonal P.E.N. olmak üzere Uluslararası birçok yazar ve gazeteci örgütünün üyesi olan Yılmaz Odabaşı, Türkiye’ de ise 2000 yılından beri hiçbir yazar örgütüne üye olmayıp, sadece Mesam üyesi ve Nazım Hikmet Vakfı’ nın Yönetim Kurulu Üyesidir.1991’den beri yazmaktan başka bir iş tutmayan Odabaşı, çocuk kitapları, film öyküleri ve sinopsisler, hikaye, araştırma-inceleme dahil edebiyatın hemen her türünde yazıyor, ayrıca yağlıboya ve yakma resim çiziyor, fotoğraf çekiyor ve halen İstanbul'da yaşıyor.


    ESERLERİ
    Yurtsuz Şiirler (1987)
    Reşo, Talan İklimi (1987)
    Aynı Göğün Ezgisi (1988)
    Feride (1990)
    Her Ömür Kendi Gençliğinden Vurulur (1992)
    Günlerin Çarmıhında (1994)
    Cehennem Bileti (1995)
    Aşk Bize Küstü (1997)
    Siste Kalabalıklar (1979-1984 şiirleri)

    ----------------------------------------------------


    A. Hicri İzgören Kimdir

    A. Hicri İzgören Hayatı
    1950 yılında Siverek'te doğdu. İlk ve ortaokulu Siverek'te, liseyi Diyarbakır'da okudu. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nü bitirdi. Bir süre maliye teşkilatında çalıştı, daha sonra öğretmenliği seçti. İlk kitabı Acıyla Diri'nin yayımlanması üzerine 1981 yılında Diyarbakır'da gözaltına alındı. Ardından Kırşehir'e sürgün edildi. Halen Diyarbakır'da öğretmenlik yapıyor.
    1980 yılından bu yana; Edebiyat 81, İmece, Su, Oluşum, Varlık, Temmuz, Dönemeç, Düşlem, Evrensel Kültür, Sanat Rehberi, Yeni Biçem, Yaratım, Yom Sanat dergilerinde şiirler yayımlandı.


    Yapıtları:
    Acıyla Diri, 1981; Sessizliğin Sağanağı, 1984; Verilmiş Sözdür, 1987; Bedeli Ödenmiştir, 1992; Ve Öteki (İlk 4 kitabından seçmeler), 1998, Suç Duyurusu, 1999


    Ödülleri:
    Tansaş "9 Eylül Şiir Yarışması" Üçüncülük Ödülü (1989)
    Tayad "Şiirler Yaşamımızdır Yarışması" Üçüncülük Ödülü (1989)
    Petrol-İş "İnsan Hakları-Ekmek Barış Özgürlük" Şiir Birincilik Ödülü (1989)
    Mavi Derinlik-Kuşadası Belediyesi Kültür Etkinlikleri Şiir İkincilik Ödülü (1991)
    21. Yarımca Altın Kiraz Festivali Şiir Birincilik Ödülü (1992)
    İsveç Hümanist Enternasyonal (Efos Universal Cul-ture House) Şiir İkincilik Ödülü (1992).

    ------------------------------------------------


    Cahit Sıtkı Tarancı Kimdir


    Cahit Sıtkı Tarancı Hayatı
    Asıl adı Hüseyin Cahit olan Tarancı, 4 Ekim 1910’da, Diyarbakır'ın, Camii Kebir Mahallesi’nde dünyaya geldi.
    İlkokulu Diyarbakır’da bitirip, ortaokulu İstanbul’da Saint Joseph’te okumasının ardından, liseyi okumak için Galatasaray’a geçen Tarancı, sonradan yakın dost olacağı Ziya Osman Saba ile bu okulda tanıştı. Mülkiye Mektebi'nde başladığı, ancak başarı gösteremediği yüksek öğrenimini, o sırada Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmaya başlayan hikayelerinden kazandığı parayla Paris'te, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde tamamlamak istemesine rağmen, İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine, Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı.


    Askerliğini yaptıktan sonra, Anadolu Ajansı ve Çalışma Bakanlığı'nda çevirmen olarak çalışan Tarancı, Baudelaire’in eserlerini de çevirmiştir.


    Edebiyat dünyasında ilk defa, 1930 yıllında dikkatleri üzerinde çeken Tarancı’nın, ilk şiiri Servet-i Fünun Dergisi’nde yayınlandı.


    Cumhuriyet döneminin önemli şairlerinden olan Tarancı, şiir yazmaya, lise yıllarında başladı. Batı’nın etkisinde kalan şairlerimizden olan Tarancı’nın, şiirinde divan edebiyatının etkisine rastlanmaz. Daha çok, halk şiirinine yakın gösterilebilecek bir tarzı olan şairin, Fransız okullarında okumuş olması, ilk şiirlerindeki, Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerliklerin sebebidir.


    Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946’da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiştiren ve Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairleri arasına giren Tarancı'nın, şiirlerinin en önemli özelliklerinden biri de, açık ve sade bir üsluba sahip olmalarıdır.


    Hececi şiir geleneğini sürdürenlerden biri olan ve şiirin, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatı olduğunu savunan Tarancı, şiirde ses güzelliğine değer verirdi.


    Şiirlerinde, yaşama sevincini ve aşkın güzelliğini vurgulayan, ölümün üstünlüğünü irdeleyen şair, anlatım gücüyle dikkat çekti. Ölüm korkusuna neredeyse her şiirinde yer veren ve ölümü kabullenemeyen Tarancı’nın, şiirlerine sürekli bir bunalım, hoşnutsuzluk, sıkkınlık hakimdir.


    "Sanat için sanat" ilkesine bağlı kalarak yazdığı şiirlerin konuları arasında, sevdalar, yalnızlık, kaçış, yaşadığı hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de olan Tarancı’nın eserlerinde, kendinden başkasının adı geçmez. Kişisel şiirler yazan Tarancı da şiirlerinde, Ahmet Haşim gibi, çirkinliğinden ve sevilmediğinden yakınır.


    Şiir hakkındaki düşüncelerini, çeşitli makale ve denemelerle gazetelerde belirten ve Ömrümde Sükût (1933), Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel (1952), Sonrası (1957), Ziya'ya Mektuplar (1957) ve Bütün Şiirleri (1983) adlı kitaplarda eserleri birleştirilen şairin, arkadaşı Ziya Osman Saba'ya yazdığı mektuplar da yazarı tanıma açısından önemlidir.


    Aralık 1954’te ağır bir akciğer hastalığına yakalanan ve tedavisi Türkiye’de yapılamayacağı için Viyana'ya giden Cahit Sıtkı Tarancı, 13 Ekim 1956’da, burada vefatının ardından, Ankara'ya getirilerek, toprağa verildi.


    Tarancı ölümünden sonra, 1957’de, Varlık Dergisi tarafından düzenlenen bir ankette, en beğenilen yazar seçilmiştir.

  2. #2
    Üye
    geyikhane Avatarı

    Gerçek Adı
    berikn yaşar
    Üyelik Tarihi
    08.05-2014
    Son Giriş
    12.02-2016
    Saat
    07:02
    Yaşadığı Yer
    amed
    Mesaj
    5
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Sezai Karakoç Kimdir

    Sezai Karakoç Hayatı
    22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi.Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938 yılında Ergani’de 3 ay ilkokul öncesi ihtiyat sınıfına devam eden Sezai Karakoç, ilkokulu 1944'de Ergani’de bitirdi. Daha sonra Maraş Orta Okuluna parasız yatılı olarak kayıt oldu. 1947'de burayı bitirerek Gaziantep’te yine parasız yatılı lise öğrenimine başladı. Gaziantep Lisesi'nden 1950’de mezun oldu. Felsefe okumak istediği için İstanbul’a gitti. Babasının isteği İlahiyat Fakültesiydi. Kendi parasıyla okuyamayacağını anlayınca, o zaman parasız yatılı kısmı bulunan Siyasal Bilgiler Fakültesi sınavına girdi. Sınav sonuçlarını beklerken de Felsefe bölümüne kayıt yaptırır. Şayet sınavı kazanmazsa felsefe tahsili yapacaktı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak başladığı yüksek öğrenimini 1955’te fakültenin mali şubesinden mezuniyetle tamamladı. Mecburi hizmet sebebiyle Maliye Bakanlığı’nda Hazine Genel Müdürlüğü Dış Tediyeler Muvazenesi Bölümüne atandı.

    Daha sonra Maliye müfettişliği sınavına girdi ve kazanarak ve 11 Ocak 1956’da müfettiş yardımcılığı görevine başlar. 1959 yılında İstanbul’da Gelirler

    Kontrolörüdür. Bir ara Ankara çağrılıp Yeğenbey Vergi Dairesinde görevlendirilirse de kısa bir müddet sonra yine İstanbul’daki görevine döner. Görevi icabı Anadolu’yu çok gezer ve birçok il, ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı bulur. 1960 - 1961 yıllarında yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden

    sonra İstanbul’daki görevine kaldığı yerden devam etti. 1965’ten 1973’e kadar birçok kez istifa etti. 1973’ten bu yana da hiçbir resmi görev almadı.

    İstanbul'da Diriliş Yayınları ve Diriliş Dergisi'ni kurdu. 1990 yılında “Güller Açan Gül Ağacı” Amblemiyle Diriliş Partisi'ni kurdu. Yedi yıl Partinin Genel

    Başkanlığını yürüttü. Ancak parti 19 Mart 1997’de 2 genel seçime girmediği için kapatıldı. 2006 yılında kültür bakanlığı özel ödülü ile ödüllendirildi.

    Bakanlığa, ödülün para kısmının kültür sanat işlerine harcanmasını, diğer kısmınınsa posta ile bildirdiği adrese yollanmasını rica ettiği bir mektup

    yolladı. 2007 yılında Yüce Diriliş Partisi'ni kurdu ve halen partinin genel başkanlık görevini yürütmektedir. 2007 yılının Nisan ayından beri her cumartesi

    akşamı, Yüce Diriliş Partisi İstanbul İl Başkanlığı'nda Değerlendirme Konuşmaları yapmaktadır. Bu konuşmalar partinin internet sitesinden canlı olarak

    yayınlanmaktadır.

    * PolitikasıKarakoç şiirle ilgili görüşlerini yazmaya başladığı dönemlerden itibaren şiir anlayışını da yazmıştır.Bu konudaki düşüncelerini Edebiyat Yazıları adını

    verdiği 3 kitapta toplayan Karakoç'un şiirimizde son derece özgün bir yeri vardır.Onun şiiri metafizik bir şiirdir.Türk şiiri geleneksel yapısı itibariyle

    aslında metafizik bir şiirdir.Ancak bu özellik Tanzimat'tan sonra değişir.Sadece A.Hamit'te metafizik bir ürperti söz konusu olur.Onunla tekrar başlayan bu

    anlayış cumhuriyet'in ilk yıllarında Necip Fazıl Kısakürek'te ve Ahmet Kutsi Tecer'de kendini gösterir.Bunlardan başka Yahya Kemal ve Asaf Halet Çelebi'de de

    metafizik anlayış görülür. Fakat bu metafizik unsurlar adı geçen hiçbir şairin şiir anlayışın açıklamaz,anlatmaz.

    Ali Yıldız ın tespitiyle Türk şiirini metafizik bir esasa oturtan şair Sezai Karakoç'tur.Sezai Karakoç bunu modern şiirin diliyle yapmıştır.O,Batı

    edebiyatını da iyi incelemiş bir şairdir.Modern sanattaki soyutlamanın İslam anlayışına uygun olduğu düşüncesindedir ve şiirlerini bu yönde geliştirmiştir.

    Edebiyat Yazıları I'deki ilk yazı Metafizik ile ilgilidir. Bu, hangi kavramlara önem verdiğini göstermesi bakımından önemlidir.

    Karakoç geleneksel şiire de yaklaşır, ancak dili farklıdır.O,modern şiirin diliyle şiirlerini yazmıştır. Poetikasını anlattığı ikinci yazı Soyutlama ile

    ilgilidir. Nitekim modern sanat genel anlamda soyutlamaya dayanır. Ona göre şair, şiiri soyutlamada bırakırsa eksik bırakmış olur, tamamlamnası için şairin

    tekrar somutlaştırması yani soyutlaştırdığı şeyi tekrar bir bağlama oturtması gerekir. Bunu da Diriliş kavramına bağlar.

    Sezai Karakoç, şairin genel çizgilerini, pergünt üçgeni dediği üç ilkeyle anlatır. Peer Gynt, Norveçli yazar Henrik İBSEN (1828-1906)’in en ünlü

    oyunlarından biridir. Karakoç, Pergünt’ün, hayatında bu ilkeleri yaşadığını belirtir ve bu ilkeleri şiire tatbik eder: Şair, Kendi Kendisi Olmalı: “Şairin

    kendi kendisi olabilmesinin biricik yolu, değişmek, başkalaşmaktır.”

    Şair, Kendine Yetmeli: "Eserinin tohumunu ve geliştirecek iklimini, şairin kendi varlığından alması anlamına gelir yeterlilik ilkesi. Yâni fildişi kuleyi biz

    dışına çeviriyoruz; evren şaire bir fildişi kule olmalı; şafakta kaybettiği güvercinleri, şair, bir ikindide bulabilmeli." (1988, s.82) Şair, Kendinden

    Memnun Olmalı: "Eser´in şairini sevinçle titretmesi demek bu. Şair, eserini sevmeli. Onu okşamalı, ama yaramazlıklarına da göz yummamalı. Beğenmediği

    davranışlarını gücendirmeden ona anlatmalı onu kendini düzeltmeğe kandırmalı ve bunu da inandırmalı ona. "Beni andırıyor, ah, beni o" demeli." (1988, s.83)

    Memnunluk ilkesinin temeli, sevinçtir. Yaşama sevinci değil “yaşatma sevinci”dir.

    * ŞİİRLER I Hızırla Kırk Saat

    * ŞİİRLER II Taha'nın Kitabı/Gül Muştusu

    * ŞİİRLER III Körfez/Şahdamar/Sesler

    * ŞİİRLER IV Zamana Adanmış Sözler

    * ŞİİRLER V Ayinler /Çeşmeler

    * ŞİİRLER VI Leylâ ile Mecnun

    * ŞİİRLER VII Ateş Dansı

    * ŞİİRLER VIII Alın Yazısı Saati

    * ŞİİRLER IX Monna Rosa(Aşk Ve Çileler)

    * ŞİİRLER X Monna Rosa(Ölüm ve Çerçeveler)

    * ŞİİRLER XI Monna Rosa(Pişmanlık ve Çileler)

    * ŞİİRLER XII Ve Monna Rosa

    * ŞİİRLER XIII Karayılan

    * GÜN DOĞMADAN Şiirlerin Toplu Basımı

    ÇEVİRİ ŞİİR

    * Batı Şiirlerinden

    * İslâmın Şiir Anıtlarından

    DENEME

    * Edebiyat Yazıları I Medeniyetin Rüyası Rüyanın Medeniyeti Şiir

    * Edebiyat Yazıları II Dişimizin Zarı

    * Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar

    DÜŞÜNCE

    * Ruhun Dirilişi

    * Kıyamet Aşısı

    * Çağ ve İlham I-II-III-IV

    * İnsanlığın Dirilişi

    * Diriliş Neslinin Âmentüsü

    * Yitik Cennet

    * Makamda

    * İslâmın Dirilişi

    * Gündönümü

    * Diriliş Muştusu

    * İslâm

    * İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü

    * Düşünceler I-II

    * Dirilişin Çevresinde

    * Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi I-II-III

    * Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I-II

    * Unutuş ve Hatırlayış

    * Varolma Savaşı

    * Çağdaş Batı Düşüncesinden

    * Çıkış Yolu I-II-III

    İNCELEME

    * Yunus Emre

    * Mehmed Âkif

    * Mevlâna

    PİYES

    * Piyesler I

    * Armağan

    HİKÂYE

    * HİKÂYELER I Meydan Ortaya Çıktığında

    * HİKÂYELER II Portreler

    GÜNLÜK YAZILAR

    * Farklar

    * Sütun

    * Sûr

    * Gün Saati

    * Gür

  3. #3
    Üye
    geyikhane Avatarı

    Gerçek Adı
    berikn yaşar
    Üyelik Tarihi
    08.05-2014
    Son Giriş
    12.02-2016
    Saat
    07:02
    Yaşadığı Yer
    amed
    Mesaj
    5
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Kürt Yazarlar - Ozan Deniz Sarıtop
    k%C3%BCrt yazarlar ozan deniz - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?


    Kürt Yazarlar - Ahmed Arif
    ahmed arif - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

  4. #4
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    10:46
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    29
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    BY%2B%252853%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    Diyarbakır'ın genç şairi Bilal Yavuz'un Diyarbekir şiirleri...



    AŞKIN ŞEHRENGİZİ

    ne canlar yakmış İç Kale
    sararmış resimlerce
    mahzun Viran Tepe
    bereli havuşlarda tükendi nesli dinçliğin
    bir küf tutmuş muskalar
    bir keder karası bazaltlar bilir
    nerden nereye solmuş
    yetim Diyarbekir’im
    nerde kimi ölmüş Yedi Kardeş burcu sesin
    birden düşersin akla
    başım gözüm ısınır
    Eski Cezaevinde yel ıslıkları küsülü
    Aslanlı Çeşme şimdi kıraçlıkla kınalı
    kenti çoktan terk etti
    Hamravat Selsebili
    bir kuyu kendine düşer canımın tenhasında
    eyvanlar serden geçip durur ciğer saatinde
    bir sensizliktir gider
    bin sessizliktir gelir
    açılır çakı gibi Fetih Kapısı
    yeni baştan çevik Fatihine
    tel örgüler kuş olup uçuşanda
    belki değeriz yine
    On Gözlü köprüsünde bakır düşlerin
    yangınlar gömülü
    Süleyman mertliğinde
    bir zaman abdestsiz çarıklarla
    doluşmaya utanılan Sur
    şimdi hangi hakirliğin mahzeni
    abdal damlarımızdan mağrur çatılara
    taşların boşluğunda zemheri
    cehennem lokması kursağında
    avlularda tükenmiş
    dut çiğdeleri bağrın
    boynu bükük nergizlerin saksılarda
    vurulmuş haremlik
    dökülmüş selamlık
    kalmış Deliller Hanı
    cinnete bir soluk
    kırılmış mezarlarda buruk kuş lokları
    hanayda kumruların
    su kadehi burulmuş
    kararmış bahtı fildişi kalkerin
    namusun narin beli bükülmüş
    durgundur Mesudiye
    argındır Ulu Cami
    yorgundur Dicle Kapı
    fıtratına dönme günü Kırklar dağımın
    bir şehir ki töresidir
    nice kıtaların hey
    selsellerin uğultusu serdaplarda
    tulumbalar hasretinle taşmaktadır
    Şeyhandede şelalesi
    hazan olup yağanda
    ahşab nar çiçekleri
    sülüs hatları mevsim
    nakşetsin sevdamızı Gelincik dağı
    yüreğin beynine hadisler mıhlı Nebi cami
    Asur kalesinde kral mezarı bağrın
    gözlerin gözlerimde dilsiz Malabadi
    ve paygamber kabrinde
    öksüz yara salardık
    gırtlaktan revakların karanfil sokağında
    umudun umudusun
    çeyizlen Diyarbekir








    AMEDYA

    ranzalarda Anzele serinliği
    Arbedaş Kapısı
    yüreğin dolar
    Nasuh Camisinde Ömeroğlu
    Nasıriye Kalenin Halidoğlu
    bize Amedyalı
    derler hey cano
    mazluma safdil
    namerde sarraf

    şimdi ne Küpeli
    ne Dıngılava
    Diyarbekir bir ceset aramızda
    akar akar Hamravat
    çehremizin kederinde
    taşar yüzlerin
    emekçi coğrafyasından
    masum, maralsı
    Kürdistan gülleri

    ürkek avlu mırnavları
    ceylansı hafız kızlar
    kadim Zinciriye
    kokar çocukluğum
    Benusen burcunda sesin
    girer düşlerimin rüyasına

    hatıralar deşer
    hatır yarasını
    Hançepek türküsü yakar
    babasının ciğeri filintalar
    öksüz içerin
    Zembilfroş dumanı

    sürgüler çekilir
    durur hücremde
    tütsüler doğurur
    yetim Bircuşah
    kaynatsın ahımızı
    dadaş Haburman
    sağsın zor hüznümüzü
    aygın Malabadi

    kurşunlanmış can Kurşunlu
    Dört Ayaklı minarem
    dört ayağından vurulmuş
    öyle bir zelzele
    ki çetin gidişin
    Mesudiye sütunları oy
    gayrı yerinde durmaz

    Parlı Safa Minaresi gibi dimdik
    ömür kavgasını
    verir hep kalanlar
    dam loğu, et taşı
    bulgur değirmeni
    bir destandır burada yaşamak saati

    Fiskaya Şelalesi
    hazan olup yananda
    gör nasıl
    yeniden yağarım
    dişimle tırnağımla loy loy
    bir daha bulunmaz böylesi
    gazel ölen
    bizi, bizim gibisi



    ROZERYA

    yüreğin Hilar
    mağarası gibi serin
    yüreğin dağlarcası
    gariban, ıssız
    söyle sen hangi
    boranın meltemisin
    yanar dudağında karanfil tütün
    yanar da verir
    sırtını Kırklar suruna

    ellerin kelepçe
    ellerin zozan
    gözlerin zor kafesler
    gözlerin zilan
    içerin Kralkızı içerin mahzun
    alıngan, kuğumsu
    hançerem hançerli
    suskum sahipkıran
    bir masum pusuda tahtırevan

    söyle ben nereye gideyim Rozerya
    gel de gör içim dışım Amedya

    yaşmaklara yaşamaklar doladın
    Rabbinden razı
    sesin papatya devrimi
    sesin ardınsıra zılgıtlar
    körpe nazenin

    daha kaç mendil
    sarsın yangın kederini daha kaç
    ahraza bürünecek
    cıvıltısı sabilerin

    gel de izle Rozerya
    aşklar şimdi bir mumya omuzlarda
    tepişirken fevkinde
    şımarık firavunlar
    aziz bir şehir yıkılıyor altında

    hal böyleyken
    hasmına kılınç
    olsan da duramazsın içinde dimdik
    çökersin soylu
    sevdiklerin aşkına
    biz şimdi sensiz
    boyuna çöküş
    biz şimdi gözlerinsiz
    antik tohumduk

    bak da yeşert Rozerya
    Diyarbekir hayat ister bağında
    yeniden nefes almak
    biz ki yorgunluklar halkı
    gürleşirdi alnımızın teriyle
    ceddimizi saklayan
    aziz toprak.
    çocuklar eker
    filintalar yeşertirdik yılmadan
    usturalar kayarken ensemizden
    bükülmezdik usulca

    ata yadigarıydı mesleğimiz
    yüreğimiz haykırır gözlerimizde
    canımız o parola
    yakıl ama yıkılma
    söyle susma söyle Rozerya
    diyesin
    yitik insanlık
    hangi eğreti dağın ardında


    RÜMEYSAH

    sen, çocukluğumdun, masumiyetim
    sen bereket, han duvarları mazim
    toz çuvallar üstünde dinginliğim
    rüyam, göğüm, çölüm, denizimdin

    dans eder, göllerin ıssız akışı
    her nakışı, hüsrana yar bakışı
    özlem tüten demden gönül kayışı
    hem canım hem cananım, cevherimdin

    ayrılık da aşka dahil, Rümeysa
    bir hayatlık canı var ölümlerin
    bülbüle uzaklar yakın Rümeysa
    bir nefeste yayılır gül dediğin

    Rümeysa, zarftan kuşlar fezamda
    gurbetimin teli kopmuş sazımda
    deli taylar uçar durur bağrımda
    seven ruhta fren tutmaz Rümeysa

    konmaz öyle her dala sev devrimi
    sütü zift, balı zehir semahında
    uzar, uzar, uzar, şeyhin gözleri
    can kınına sığamıyor Rümeysa

    mürşid gamzelerin Fındık burcudur
    aşığı, mürid kılar tek bakışta
    dergahında cerenler kuruludur
    aşka dizgin vurulmuyor Rümeysa

    GÜVERCİNLER ÇARŞISI

    şükran toylarımızın
    sesi gelir aşiret çadırlarından
    obamız hayran
    otağımız kurban
    kıl çadırda yer sofrası kalbin
    serilmiş razı
    serilmiş padişahına kadar
    Nur burcunda ciğerim ağarır
    külahına dek kufi, ebebulguru
    saçlarında nesih yazıtlar
    döşlerin kesme bazalt döşeli
    mukarnas bezemeli
    yazmalarca beklenen yankılarda
    kurşunlu kubbelerin

    Halilviran köprüsünde hey canım
    düşlerin hıçkırır
    sazlar kavrulur
    yanar sazlıklar
    Nevruz neşesi saran köşelerinden
    bir firak hüznü
    tüttürür dağlar
    kavun rayihasına karışır
    karpuz burcuları
    çörtenlerden bin rahmet damlar
    demirciler çarşısı orkestra
    sadrı tonozla örtülü
    ceylanlar salınır
    filintalar ormanında

    Kazancılar Hanı mürd
    suskun kaya mezarlar
    Sultan Şuca çeşmesinde bağrın
    bağlanıp budaklansın
    yeter ki kapılma
    çeper çağın ağına
    can akar yolunu bulur
    yeter ki solmaya
    yaşamak sevincin
    iki gözümün goncesi

  5. #5
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    10:46
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    29
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    2 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    WP 20180829 17 49 09 Pro - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    BY%2B%25283%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    BY%2B%252821%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    7%2B%25281%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    WP 20180829 18 18 16 Selfie%25281%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    BEHRAMPAŞA

    muhteşem Selimiye benzeri mimari
    Mimar Sinan üstadın ustalık eseri

    sekiz sütun gövdesine taşlardan
    birer kördüğüm atılmıştır sanki

    kimsesiz Suriçi’nin dilsiz sokaklarını
    bir şölen yerine dönüştüren incelik

    eksik olmaz rahmetli avlusundan
    çocuklar, kediler, kuşlar, böcekler

    gelin bir de buradan izleyin gelin
    haşmetli İslam medeniyetimizi
    karnaslarda Süleymaniye ihtişamı
    kitabelerinden belli Sahabe şehri

    minberinin külahı çiniyle kaplı
    kapısında bir şaheser su mermeri

    satranç kufiyle yazılmışdört koldan
    semah eden Habib-i Kibriya isimleri

    kuvarsı cezbede kendinden geçmiş
    İznik çinileriyle kaplı kadim duvarlar

    mihraplarında saflığın ülküleri
    kara bazalt taşlarından bir şiir sanki

    saçı örgülü yıldızlar iç mukarnaslarda
    döşü geniş kubbesiyle muntazam estetik

    metafizik gerilimler tozan ışıklarında
    vakardan metaforlar dimdik sütunlarında

    sekizgen yapısıyla; hazin yalnızlığıyla
    âlî devletimizin bir türbesi gibi şimdi

    diktörtgen boşluklara dolan yaşamak azmi
    ecdadın ervahını hissettiren külliye

    geçmişle geleceği buluşturan bir meclis
    Mimar Sinan’ı Şeyh Galib kılan taş üstünde

    kalbi Dicle diye çarpan bahtın rüzgarında
    bir çizgiydi bulutlardan Behrampaşa Cami


    Diyarbakır Şairi Bilal Yavuz Şiirleri

  6. #6
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    10:46
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    29
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 1
    YENİLGİYE MERSİYEDİR YENGİMİZ

    şimdi kimsesizliğin anıtı Gököz irkintileri
    Şehzâde Mustafa türbesinde asırlar deviren yas
    yüzyıllardır ağlaşan Ulu Cami şadırvanında
    hüznün gözyaşlarıyla alınan mahzun abdestler
    külahtan kevsere inen cayır cayır katreler
    her taşlığı başka bir matem şölenine dönüştüren
    şimdi ne desen gecikmiş bir Murâdiye saati
    fildişi kaftanları aşkına hassasiyet müzelerinin
    sıyrıklar hatrına; börklerden kubbelerin iliklediği
    ve toylarda oylanan güneş yüzlü hükümler
    tuğrul ruhlu, akın yürekli hünkarlar hayratına
    öyle bir hû çek ki bağırdan; dem-i devranı deprem vura
    zülfikâr imanlı yeniçeri gülleri yeniden soylana boylana
    “baş üryan, sîne püryan”
    gayrı kılınç kınına ziyan!
    oysa tam burada; çınarlara, çimçeklere karışmış çiniler
    buçuk kalmış rüyanın uykusuzlarını çağırmakta ısrarla
    mükellefiyetler, muvaffakiyetler, mazhariyetler
    berhudarlar, alemdarlar, mihmandarlar mahareti

    aleyhtar çoğunluğa yeter güzelliğin azınlığı mümtazlar
    akıncı canlar bilge hakanlarını bekler fetih meydanında
    o vakit gün sizin gündüzünüzdür ey Müstahzar
    gayrı geç ey Muhafız
    bahadır ruhlar ordusunun başına
    serden geçer gibi geç kaçınılmaz kader eyerine
    yan bakmayasın; ne sağa ne sola
    işte düşman Gargat ehli karşında
    vur pençeni Kahhâr aşkına şenlensin çelik bilekler
    vur mazlumlar hatrına vur dile gelsin dilsiz gökler
    yamalı sandukalar, ihtiyar revaklar hep seni
    hevesi kursağında döşlerin burnunda tüter nezih kalbin
    dallarında kandillerle duada Emir Sultan hazîresi
    ve Geylânî hazretlerinin sevdası muska bağrında
    bir mezarı bile olmayan medreselerin buruk hayaleti
    karabasan celladı olup çökerken sılamızın boynuna
    gürbüz gürzler, mahşerî marşlar devri gelmiştir
    şahid İznik surları, şahid Bursa kalesi
    ikbalin aynasıdır Osmangazi nahiyesi
    derviş nehirleri ummanlara delta kılan esrarı vefanın
    coşsun da taşsın Oylat şelalesi gibi hararetler üstüne
    fetretin bitiş mührü Yeşil Külliye
    muştulasın müstakbel meşalemizi

    WP 20171108 04 54 55 Selfie%25282%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    7%2B%25281%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    İNCELİKLERİN EFENDİSİ
    1
    kuşu vefat eden çocuğa taziyeye giderdiniz
    rengarenk ebabiller yağardı gül şerbeti kıvamında
    hıçkırınca yavrular; namazlar, dualar kısaltırdınız
    mukaddes Tur-i Sina gibi mübarek sırtınızdan
    pak torunların inmek istemeyişi gönlüm, umarsız

    gözyaşlarının tadını iyi bilen mecalsiz diller hatrına
    geceler, gökadalarca çullanırken yüreğimin boynuna
    ruhumun çocukluğu ahlarken gövdemin nağrasında
    siz ki hizmetçilerinize dahi öf bile demeyendiniz
    söküğünüzü diker, karnınızda taşlarla gezerdiniz

    ayinlerinin kibriyle -piştim- der iken nice kavuklu
    günde en az yeştmiş defa; aşkla istiğfar ederdiniz
    cümle canlılardan; ezilen emekçilerin safındaydınız
    ortaya doğru yeşertip öğütleri kimseleri kırmazdınız
    kölelerin ki, azadı için hiçbir fırsatı kaçırmazdınız
    2
    anlatmaktan anlattığını yaşamayı kaçırmalar değildi
    yaşamaktan anlatmaya vaktinin kalmayışı sahih sevi
    ürkek tavşanların mahzun ceylanlarla buluştuğu
    altından saflıklar akan ırmaklar gibi bir geceydi
    zarif nehirlerin başını taştan taşa vura vura çağlayıp
    uçurumlardan şelale olarak atlarken ki nezaketi
    gibi bir havaydı hilalin şavkı vururken alın yazgımıza
    meltemlerin korosu, resmi törendi kulak zarlarında
    ve hasretin şu dağdan yumruğu gırtlağın yatağında
    ve zulüm… suskudan tükenen dilceler kördüğüm
    3
    vurulan masumların babasından kurşun parası isteyen
    otokratları şimdi hangi tarih kabul etsin hafızasına
    ey kalbimizin diktatörü siz diktayı bile güzelleştirirsiniz
    yeter ki bir işe başlayın, kılınçlar çiçek açar buzulda
    gitmeseydiniz, bitmeseydik, tutuşsaydık yağsaydık
    Mâşûk’u için kavrulan cehennem gibi küfür tepesine

    sessizliğiniz, aniden bastıran mutlak bebek gülüşleri
    durgunluğunuz, boraları çekip dindiren kadim kasırga
    dolaşırdınız, kuşlar uçardı sanki okyanusların dibinde
    canlar sizsiz, şimdi vadilerde şaşkın gezen dilsiz şuara



    İSTİKBÂL GAZELİ

    doğrul, çığ gibi çökse de cümle gökler tepene
    cehennem olup kudursa zemîn, zinhâr düşürme
    mübârek sancağı çek, Allah için çek, göndere
    kulak ver, şühedâ kefeni dipdiri toprağı dinle
    irkil, köklerine dön, dallarını sal ğarîblere
    sal, huzûrla yatsın ecdâd, sal, en tekin sipere
    habîb için sal, vatan, bilsin ki emîn ellerde
    durma, nerde bir yara görsen merhem ol fevkine
    dikil, senden de olsa dikil, zulmün üstüne üstüne
    yurduna sâhib çıkmayana sâhib çıkacak yoktur
    işte İslâm kıtası, kahrına taşlar, ne çoktur

    yürü, yol yürüyenin, kuşan, pusat giyenindir
    kısrak binenin, söz diyenin, erlik erenindir
    sen çakıldıkça makber mâzine dar gelecektir
    diril, Allah için diril, mazlûmlar mahşerindir
    toplayacak cüzleri, hilâlden bir sûra, üfle
    dönsün özüne vücûd, uzuvlar, gelsin dile
    yapının tuğlaları kaynaşsın tâ temelinden
    vaktidir, yetîm ümmet, taşmalı beytinden
    yüreklere, mâbedler îmar et ki, yürekten
    azmini hiçbir pusu çevirmesin emelinden
    ey şehîdoğlu şehîdlere hergün şâhid kesilen
    yetmez şehîdoğlu künyen, savul zincirlerinden
    sen ki, üç deryâ üzre bir seccâde, anadolum
    çınlasın zerrâtında -sâde Rahmân’a kulum-

    durumdan değil, safından sorulacaksın, etme
    boğazla güdümleri, müslimsen haykır merdâne
    nisyandır, tercih zulmeti şerîat kamerine
    eğil, ancak rükûda, cân ver, cânânı verme
    kıyâmete dek yurdun çiğnensen de çiğnetme
    ey Millet-i Muhammed, dön Hakk’ın devletine
    dön, Allah için dön, çehreni dînin hükûmetine
    silkin, silkinmeyenler seyre pek müstehaktır
    davran, değil mâtemler sana rövanşlar yaraşır




    ARASÂT DEMLERİ

    1
    Ellerinle yıkanırdı sebiller
    Buyrulduğun günden beri torpağa
    Dinmez cihânın şükür salâtı
    Semavat ruhunun yolunu gözler
    Müstakim! Ayinelerin sürmenelerinden süzülen
    Mutmain! Rabbinden razı yetimler gözlerin

    Martılar kahkaha koparır mücrimlere
    Kaldırımlarda kibrin ayak izleri
    Kasvâlarda bir çöküş
    Nasıl da belli yerin
    Pahadan müşterisi bulunmayan
    Afili binaların içindeki boşluk içim
    Tarifi meslek sırrı
    Edebullahtan nazârın
    Oysa düğün derneğiydi göklerin
    Yoksa kıyamet evrenin sensizlikten
    Çıldırması mı geri dönmen için!
    2
    Ölene kadar değil, öldükten sonra da!
    14 burç, Kâbe’de putlar, bin yıllık nâr
    Kurudu Sâve gibi
    Leyli fecreyledi Nur
    Kayıplara karışan Semâve vadi
    Ve buruk necmlerin güzleştiği feza
    Bir nefeste toz duman ayyûkun muhbirleri
    Ey kamerlerden asil yarılan sadır
    Yürüyen yağmur duası çocukluğun

    Nerdesin, neredesin, nerelerdesin
    Akisi bilinen, sormadan edilmeyen
    Bir sayhalar katarı yokluğun
    Sireni sâde dâhilden duyulan
    Altından damarlar akan bilekler
    İştiyaktan pehlivan
    Gözleriyle konuşan mustazafları
    Gözleriyle dinleyen
    Edîbullâha selam!
    3
    Sonsuz parmağında sonsuz marifet
    Kudretullahın, haşmetullahın, yedullahın
    Kalbet, kavlet, hıfzet, celbet, refet!
    Yaşlandıkça evren, gençleşiyor Furkan
    Ey varlığı Zâtından
    Varlıktan/yokluktan evvel bulunan
    İnayet, şehâmet, selamet lutfet!

    Yaradılmaz Yaradan
    Yaradamaz yaradılan
    Vahey! Aralıklar çık aramızdan!
    Bizdedir geçiş hakkı
    Ben/sen geçmez sırattan
    4
    Kaybolunca sis, geriye görüntüler
    Kaybolunca görünen, görünmeyenler
    Ne kalır kaybolursa görünmeyenler!
    Caizdir perçemi pençeme küffârın
    Umman yanar, volkan üşür, eser sahra
    Beyaz duvaklarıyla salınan güverteler
    Yaslanıp Hayy zikrüne yığılan dalgateynler
    Tilavetlerin bam telinde açan Firdevsler
    Karışır birbirine
    Ayasofya saatinde
    5
    Bir beytullah olarak
    Dönünce fıtratına
    Parlatınca leyâli devletlû lem’alarla
    Balkırı şeriatın mecelleyi boğunca!
    Gerekmez yeni bir Boğaz teşrifine
    Gülüşünle kandilleri dağlaman için
    Derdim yâ! Ayasofya! Tik! Tak! Tın!
    Şühedâ makberine sığmaz artıkın!

    Açıl Fâtihlerin mirası açıl!
    Geber ayna ayna söyle banalar
    Altı bucak ve dört dal ve beş zaviye
    Martılardan bir deniz içerisinde
    Ney kıvrımlarında mukaddes kavsının
    Erîs gamzesinde elbet bir gün
    Yeniden biter ol hilafet mührün!

    1014048 1450802941803495 1978301581 n - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    AŞKIN ŞEHRENGİZİ

    ne canlar yakmış İç Kale
    sararmış resimlerce
    mahzun Viran Tepe
    bereli havuşlarda tükendi nesli dinçliğin
    bir küf tutmuş muskalarA
    bir keder karası bazaltlar bilir
    nerden nereye solmuş
    yetim Diyarbekir’im
    nerde kimi ölmüş Yedi Kardeş burcu sesin
    birden düşersin akla
    başım gözüm ısınır
    Eski Cezaevinde yel ıslıkları küsülü
    Aslanlı Çeşme şimdi kıraçlıkla kınalı
    kenti çoktan terk etti
    Hamravat Selsebili
    bir kuyu kendine düşer canımın tenhasında
    eyvanlar serden geçip durur ciğer saatinde
    bir sensizliktir gider
    bin sessizliktir gelir
    açılır çakı gibi Fetih Kapısı
    yeni baştan çevik Fatihine
    tel örgüler kuş olup uçuşanda
    belki değeriz yine
    On Gözlü köprüsünde bakır düşlerin
    yangınlar gömülü
    Süleyman mertliğinde
    bir zaman abdestsiz çarıklarla
    doluşmaya utanılan Sur
    şimdi hangi hakirliğin mahzeni
    abdal damlarımızdan mağrur çatılara
    taşların boşluğunda zemheri
    cehennem lokması kursağında
    avlularda tükenmiş
    dut çiğdeleri bağrın
    boynu bükük nergizlerin saksılarda
    vurulmuş haremlik
    dökülmüş selamlık
    kalmış Deliller Hanı
    cinnete bir soluk
    kırılmış mezarlarda buruk kuş lokları
    hanayda kumruların
    su kadehi burulmuş
    kararmış bahtı fildişi kalkerin
    namusun narin beli bükülmüş
    durgundur Mesudiye
    argındır Ulu Cami
    yorgundur Dicle Kapı
    fıtratına dönme günü Kırklar dağımın
    bir şehir ki töresidir
    nice kıtaların hey
    selsellerin uğultusu serdaplarda
    tulumbalar hasretinle taşmaktadır
    Şeyhandede şelalesi
    hazan olup yağanda
    ahşab nar çiçekleri
    sülüs hatları mevsim
    nakşetsin sevdamızı Gelincik dağı
    yüreğin beynine hadisler mıhlı Nebi cami
    Asur kalesinde kral mezarı bağrın
    gözlerin gözlerimde dilsiz Malabadi
    ve paygamber kabrinde
    öksüz yara salardık
    gırtlaktan revakların karanfil sokağında
    umudun umudusun
    çeyizlen Diyarbekir

    Diyarbakır Şairi Bilal Yavuz Şiirleri

  7. #7
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    10:46
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    29
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    155 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    IMG 20170802 WA0070 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    139 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    A%2B%252833%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    48082764 809959979352554 6294317504781090816 n - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

  8. #8
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    10:46
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    29
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    BERFİNELLA

    ve nazenin ruhunuz
    nasıl da kendine bakan bir ayna
    suyun uzanışı gibi dere yatağına
    en tenha lambalar bile
    çattı mı kavuşmalar çakmağı
    dayanamaz geceye, yakar bendini
    işte seni öyle sevmemiştim

    kalması bile gitmelere benzeyen
    bir vefalıyı nasıl ikna ederdin ki
    can kıyamıyor çıkmaya
    çakılar yeşeriyor etinde
    uzuyor, uzuyor, uzuyor gözlerin
    gökleşiyor yağdıkça düşlerin
    denizlerle göklerin kavuştuğu çizgiye
    şimdi aşkın baktığı
    her yöre Berfinella

    dal en çok tutunduğu çınara kırılırdı
    bazı şeyler konuşmayarak
    dinlemeyerek öğrenilirdi
    çağa iki vicdanlı, iki yürekli gerek
    öyle dağ gibi durduğuma bakma
    dal gibi kırılırdım doğru yerden sarınca
    badem çiçekleri açan
    ağaçlar gibiydi bazılarının kalbi
    mevsiminde anlaşılır
    şimdi nereye gitsek Berfinella
    gözün gözü görmediği aydınlıkta
    masum bir karanlık
    yakmaktı vacip olan


    gidersin, bir yarım çeyrek kalır
    oysa hüzün mutluluk Berfinella
    acılar bahçesinin
    çilekeş güllerine
    Çayönü, Körtiktepe neolotik mahzun
    cehennem teninde
    taşar can nehrinden körpe Hasuni
    alnında mağara serinliği
    yüreğin gönülden Hira kokar
    kadim şehrim toprağa
    sığmıyor Berfinella

    surların gözyaşları
    eritir sırların kalesini
    hıçkırır aşkın burçları
    Berfinella dolar ciğerleri kentin
    mazgalların karasında
    yankılanır geçmişin çığlıkları
    Asur hüznü sarılır bağın bağrına
    aniden bastıran
    yağmurlu bazalt kokusu
    tahtını sallar
    kral çocukluğumun
    aşk kağıda sığmıyor Berfinella
    gönül sadra sığmıyor Berfinella

    hepsi geçer, kancık kibirler
    tamponu şişkin şımarıklar
    binbir yüzlüler, alayı geçer
    her zifir gömülür, üzülme
    Diyarbekir kıyamete dek kalır
    işte bunu bilmek
    aşkımıza yeter Berfinella


    ZOZAN

    serin Anzele pınarı
    karışır Arbedaş sularına
    içerin Zerzevan kalesi
    yüreğinse yorgun
    Hevsel kuşlukları
    baharda kengeri
    yazın dutu, eriği
    gözleyen katıksız halkı
    kendi kalbinden başka
    yenemez kimse
    öğrenecekler Zozan
    hey nava dılê mın
    dört yanım hozan
    yanık çarşıda türkün duyulur
    cıvıl cıvıl öter buğday pazarı
    dar sokaklarda yangın rüzgarın
    alnıma yokluğunu savurur
    üstüm başım kelepçe
    aklım fikrim Zozan
    viran bağ köşküyüz şimdi
    esamemiz okunmaz
    Fiskaya şelalesi yağanda
    bir uçurtmalık canı kalır
    filinta uçurumların
    gözlerinle gözlerimi bırakma Zozan
    donarak can vermesin bakışlarımız
    susmasın erbaneler
    susmasın çığlık
    çığlığa sessizlikler
    konuşsun Zozan
    çığırsın dilsizler


    GÖZLERİN DİYARBEKİR

    yeşil pulat pencere
    yeşil sis yeşil tütsü yeşil ziya
    acılar denizinde yananları
    hüzünler yangınında donanlar anlar
    dinle atmosferin bekaretini
    şehid sahabelerin
    mahzun külliyesinde
    her çeşme bir şelale vecdin feyzinde
    kuşların ve taşların zikirleri
    erir birbirinde kadim cezbeyle
    el pençe divan gölgeler
    dizilmiş kandillerde tutuşan esrar
    yankılanır duvarların teninde
    sanki yer göktür, göklerse zemin
    bağrında ashabıyla
    firdevs kokan camide

    diyesin ey ulu belde
    şimdi hutbe sırası sende
    kelamsız, burgusuz
    duyabilen canlara
    kepenkleri indirilmiş özlerin
    marşı eser etinde
    damağında cevherin öbekleri
    ervahın şöleni
    çarpar durur göğsünde
    asude şafakların nasıl da gür
    sancağının fecrinde
    suskulardan örülme mahşer sanki
    kıyamet kıyamet yeşeren diriliş
    şahdamardır
    atar genzinde

    ve lale nehridir
    akar akar da taşar kaburgalardan
    kadınlar kaynatır buğdayını
    damlara, avlulara serilen
    güneşte kurutulan
    çığlıklara dönüşür dargın bergüzar
    gülünce gözleri
    kuşlara dönen haminneler
    tırpanı her vuruşta
    Allah diyen kadim rençberler
    çeliğe çifte su veren
    evliya demirciler
    Rahman’ını ameliyle sevenler
    can sevdanı haykırır

    kızıl gökte sarı hilal gözlerin
    kendini dağlara vurur
    serilir öksüzlüğe keçe yolluklar
    kırılır fanusları sevdamızın
    yorgun Diyarbekir
    lorîninde yeniden doğar
    şimdi nereye gidersen git hicret
    yanar köşklerin
    yanar Hamravat
    kavrulur Seman
    şimdi her can biraz sensizliktir
    her aşk biraz hicraniye
    gitme diyor semaver
    bitme diyor dağlar, taşlar, kavaklar
    can kınına sığamıyor Dilaram
    açar dokunduğun
    bütün koğuşlarda
    narin nûbihar


    ROJARYA

    ebaneler hasretini haykırır
    hasretini, mahzun, hazalsı
    serden geçer serdil avaşin
    nazarın nazarıma
    karışır durur delal
    gözlerin sırılsıklam cehennem
    gözlerin zelal
    dilzarımda hivbanular yeşerir
    dilaverlere dilvanlar yaraşır
    rotindalar rolêdalara

    bir rojdalık ömrü var
    suçsuz kelebeklerin
    bir jiyanlık nasibi ıssız sevenin
    gönül hekimidir
    gülüşün hep baharda kırağı
    ve cehennemin dibi gamzelerin
    hemdemiz, nefes nefese
    bağdaşız şahına kadar bağdaş
    ve haldaş, sevdiğim
    yardaş, Allah’ın aşkına

    gecekondu masumiyeti
    yoksulluk berraklığıdır
    mahcup yüzlerden okunan bozlak
    tozlu tülbentlerinde nenelerin
    cennet kokularından bir şelale
    sorma nasıl, bilirim
    fakirhanelerin evliya saflığına
    yetişemez softa burjuva
    yetişemez nazenin


    başı ustura tıraşlı
    hovarda peştamal çocukları
    kenar mahlesinde zor ızdırabın
    antik bir hevesi büyütür
    acılar havuzunda boy verir
    hüznü boylar havuşlar
    caddelerde boy gösterir
    yürüyen mezarlıklar
    saçaklara ayrılıklar konar

    oysa kalbin, tetik kadar dinç
    namlu kadar filinta
    mermilerin şarjörlere dönmeyişi
    kadar yaşlıydı döşünde
    döşün ki, nerdeyse çatlayacak
    şehvetin vahşetinden
    döşün ki alayına yetecek kısrak
    emzirirken ruhları
    hey ciğeri kınalı, güneş yanığı
    baştan ayağa Diyar
    tepeden tırnağa Bekir
    yüreği bronz kentim

    konuş ki, dilsiz şeytana
    dönüşmesin susmaya alışanlar
    konuş ki mertlik bulaşsın
    korkudan geberen asalaklara
    susma ki delikanlı şehrim
    hayın başbuğların
    mabadını yalayan
    kıraç itlerin puşt devri
    vaktidir, hitama ersin

    Diyarbakır Şairi Bilal Yavuz Şiirleri

  9. #9
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    10:46
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    29
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    A%2B%25287%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    A%2B%25288%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    A%2B%25286%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    A%2B%25285%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    A%2B%25284%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    A%2B%25283%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    A%2B%25282%2529 - Diyarbakır Şairleri Yazarları Kimlerdir?

    Bilal Yavuz Sözleri