Sayfa 1 / 2 12 SonSon
Toplam 19 mesajın 1-15 arasındakiler

Konu: Pablo Neruda

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    KUZEY Avatarı

    Üyelik Tarihi
    17.02-2005
    Son Giriş
    27.08-2017
    Saat
    11:32
    Yaşadığı Yer
    walton/ingiltere
    Mesaj
    706
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Pablo Neruda
    (1904 / 1971)

    Ricardo Neftali Reyes ya da Pablo Neruda. 12 Temmuz 1904'te Şili'de doğdu. 1917-20 yılları arasında ilk şiirlerini yazmayı denedi. 1923'te babasının armağan ettiği saati ve elindeki üç beş parça ev eşyasını satarak, bunların geliriyle ilk şiir kitabı Crepusculario'yu (Akşam Alacası) çıkarttı. Neruda, yaşamış olan en büyük dünya ozanlarından birisidir. Onun aşk şiirleri dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde okunmakta ve halen çevirileri yayımlanmaktadır. Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı adlı kitabı onun adını en çok duyuran kitabıdır ve daha 1961'de bu kitap Buenos Aires'teki Losada Yayınevi'nde milyonuncu baskıyı yapmıştır. Pablo Neruda uzun süre Konsolosluk görevi yapmıştır. Şili'de üniversiteli gençlerin devlet tarafından öldürülmesi üzerine konsolosluktan istifa etmiştir.

    Nobel edebiyat ödüllü şair, faşist Pinochet hükümeti tarafından Santiago'daki evi yağmalandıktan sonra, 23 Eylül'de gözaltına alınmış, bir süre sonra da öldüğü açıklanmıştır...

  2. #2
    Üye
    KUZEY Avatarı

    Üyelik Tarihi
    17.02-2005
    Son Giriş
    27.08-2017
    Saat
    11:32
    Yaşadığı Yer
    walton/ingiltere
    Mesaj
    706
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
    Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
    Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
    Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
    Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
    Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
    O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
    Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
    Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
    Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
    Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
    Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
    Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
    Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
    Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
    Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

    Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
    Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
    Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
    O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
    Artık sevmiyorum ya severim belki yine
    Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
    Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
    Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

    Belki bana verdiği son acıdır bu acı
    Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona

    PAPLO NERUDA

  3. #3
    Üye
    KUZEY Avatarı

    Üyelik Tarihi
    17.02-2005
    Son Giriş
    27.08-2017
    Saat
    11:32
    Yaşadığı Yer
    walton/ingiltere
    Mesaj
    706
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    UNUTMAK YOK

    Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan
    "Oldu birşeyler" demeliyim
    oturmalıyım bir taşa
    kararan dünyada,
    kendini yemiş bitirmiş bir nehirde.
    Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların
    Geride bıraktığım denizi
    ya da çığlığını kızkardeşimin.
    Nedir bu toprağın zenginliği?
    Gün neden günle kapanıyor?
    Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda?
    Ve ölüm neden?

    Nereden geldiğimi sormayacak mısın?
    Anlatayım sana;
    Kırık şeyleri
    Acılı kapları
    Sık sık tozlanan koca sığırları
    ve tutulu kalbimi.

    Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler,
    ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan.
    Ağlayan yüzlerdir bunlar,
    Parmaklardır gırtlağımızdaki,
    ve toprağa düşen yapraklardır.
    Yiten günün karanlığıdır.
    Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki.

    İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar,
    Sevdiğim her şey
    Tatlı mesajlar veren günbegün
    açıkta zaman
    tatlılığı artan.
    Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından:
    Neden kemiriyor boşa giden zaman
    sessizlik kabuğunu?
    Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum.

    O kadar çok ki ölümüz
    Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler
    Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar
    Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler
    Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim.

    PAPLO NERUDA

  4. #4
    Üye
    KUZEY Avatarı

    Üyelik Tarihi
    17.02-2005
    Son Giriş
    27.08-2017
    Saat
    11:32
    Yaşadığı Yer
    walton/ingiltere
    Mesaj
    706
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    OĞULLARI ÖLEN ANALARA TÜRKÜ

    Onlar ölmediler yok,
    Ateş fitilleri gibi:
    Dimdik ayakta,
    Barut ortasındalar!

    Karıştı, bakır tenli
    Çayır çimene,
    Karıştı,
    O canım hayalleri:
    Zırhlı bir rüzgâr,
    Perdesi gibi;
    Bir set gibi:
    Kızgın çehreli,
    Göğüs gibi:
    Göğün görünmez göğsü gibi!

    Analar, onlar ayakta
    Buğday içindeler, onlar,
    Yücelerden yüce dururlar:
    Dünyayı doruktan seyreden,
    Bir öğle güneşi gibi.
    Bir çan darbeleri gibi,
    Onlar.
    Ölmüş gövdeler arasında,
    Zaferi çekiçleyen bir ses gibi
    Onlar,
    Kara bir ses gibi.
    Ey canevinden vurulmuş,
    Toz duman olmuş bacılar!
    İnanın oğullarınıza.
    Kök oldu onlar,
    Sade kök:
    Kan suratlı,
    Taşlar altında.
    Karışmadı toprağa,
    Dağılmış kemikçikleri.
    Ağızları ısırır hala,
    Kuru barutu;
    Ve demir bir okyanus gibi,
    Titreşirler hâlâ.
    Ben ölmedim, der,
    Yumrukları;
    Yukarı kalkık yumrukları,
    Daha.

    Bunca yere düşmüşlerden,
    Yenilmez bir hayat doğar:
    Bir tek beden olur,
    Analar, bayraklar, çocuklar,
    Hayat gibi canlı tek bir beden;
    Bir yüz bekler karanlıkları,
    Ölü gözleriyle,
    Kılıcı dopdolu,
    Dünya ümitlerinden.

    Dursun,

    Dursun yas esvaplarınız.
    Yığın derleyin,
    Gözyaşlarınızı;
    Bir metal oluncaya kadar:
    Bununla vuracağız,
    Gündüz gece;
    Bununla çiğneyeceğiz,
    Gündüz gece;
    Bununla tüküreceğiz
    Gündüz gece
    Kin kapılarını,
    Kırıncaya kadar.

    Oğullarınızı bilirdim,
    Unutmadım acılarınızı.
    Ölümleriyle nasıl kıvandıysam,
    Hayatlarıyla da öyleyimdir.
    Onların gülüşleridir:
    Karanlık atölyeleri ışıtan.
    Her gün metroda, yanıbaşımda:
    Onların ayak sesleridir,
    Çın çın.
    Akdeniz portakallarında,
    Güney ağları içinde;
    Yapılarda,
    Basımevi mürekkeplerinde;
    Kalplerini tutuşur gördüm onların,
    Güçle, yangınla.

    Ben de sizler gibiyim, analar.
    Benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu.
    Gülüşlerinizi öldüren kanla,
    Serpilip gelişmiş;
    Bir orman gibidir kalbim.
    Günlerin kahredici yalnızlığı,
    Uyanışın sisli öfkeleri
    Girmiştir içine.

    Susamış sırtlanları,
    Bitip tükenmez ürmeleriyle
    Afrika'dan gürleyen hayvan sesini;
    Öfkeyi, iniltileri, hoş görmeleri,
    Bırakın, bir yana bırakın.
    Ölümün ve tasanın
    Çemberinden geçmiş analar,
    Doğan ulu günün ortasına bakın:
    Bu topraktan güler ölüleriniz.
    Kalkık yumrukları titrer,
    Buğdayın üstünde,
    Bilesiniz.

    PAPLO NERUDA

  5. #5
    Üye
    KUZEY Avatarı

    Üyelik Tarihi
    17.02-2005
    Son Giriş
    27.08-2017
    Saat
    11:32
    Yaşadığı Yer
    walton/ingiltere
    Mesaj
    706
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BİZLER SUSUYORDUK

    Bilmek acı çekmektir. Ve bildik;
    Karanlıktan çıkıp gelen her haber
    Gereken acıyı verdi bize:
    Gerçeklere dönüştü bu dedikodu,
    Karanlık kapıyı tuttu aydınlık,
    Değişime uğradı acılar.
    Gerçek bu ölümde yaşam oldu.
    Ağırdı sessizliğin çuvalı.

    Pablo Neruda

  6. #6
    Üye
    KUZEY Avatarı

    Üyelik Tarihi
    17.02-2005
    Son Giriş
    27.08-2017
    Saat
    11:32
    Yaşadığı Yer
    walton/ingiltere
    Mesaj
    706
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    FEDERİCO GARCİA LORCA'YA

    YANIK ŞİİR

    Issız bir evde,
    Korkudan ağlayabilseydim;
    Gözlerimi çıkarabilsem de,
    Yiyebilseydim;
    Senin sesin için yapardım
    Bunları,
    Yaşlı portakal ağacı sesin;
    Senin şiirin için yapardım
    Bunları,
    Çığlık çığlığa fışkıran şiirin.
    Baksana,
    Maviye boyuyorlar hastaneleri,
    Senin için;
    Kıyıdaki kenar mahalleleri
    Ve okullar,
    Senin için büyüyorlar;
    Tüy salıyorlar,
    Yaralı melekler;
    Pullar örtünüyor,
    Düğün balıkları;
    Deniz kestaneleri,
    Göğe uçuyorlar;
    Siyah tülleriyle terzi dükkanları:
    Kanla doluyorlar, kaşıklarla,
    Senin için;
    Ve,
    Yutuyorlar,
    Yırtılmış kurdeleleri;
    Öz canlarına kıyıyorlar,
    Öpüşe öpüşe;
    Ve ak sadeler giyiniyorlar.
    Bir şeftali ağacı
    Giyinip de,
    Kuş gibi seğirtirken sen;
    Kasırga gibi fırıl fırıl,
    Bir pirinç gülüşüyle gülerken;
    Türküler çağırdığında;
    Allak bullak ederken,
    Atardamarlarını,
    Dişlerini, gırtlağını,
    Parmaklarını;
    Vay ne şirindin,
    Kahrolurdum ben
    Kahrolurdum ben
    Kızıl göller için:
    Güz ortasında bir şahbaz at
    Ve kana belenmiş bir tanrıyla,
    Beraber yaşadığın.
    Kahrolurdum ben,
    Mezarlıklar için:
    Gece, sesi kısılmış
    Çanlar arasından,
    Suyla, mezarlarla küllenmiş
    Nehirler gibi geçen;
    Nehirler:
    Hasta asker koğuşları sanki,
    Tıklım tıklım dolu;
    Ve matem yağlı ölüme,
    Çürük taçlı mermer şifreli ölüme,
    Nehir nehir gelen ölüme doğru;
    Birdenbire taşıveren nehirler.
    Gece, ayakta, ağlaya ağlaya,
    Boğulmuş çarmıhların geçişini
    Seyrederken sen;
    Kahrolurdum seni görmek için:
    Bak,
    Ölüm nehrinin önünde ağlıyorsun
    Perperişan;
    Garip kalmış köşelerde başın,
    Durmaz ha, durmaz gözlerin
    Ağlar yaşın yaşın.
    Gece ve çıldırasıya yalnız,
    Külleri ısıra ısıra;
    Dumanı, gölgeyi, unutmayı:
    Siyah bir huniyle yığabilseydim,
    Trenlerin, gemilerin üstüne;
    Filizlendiğin ağaç için,
    Yapardım bunları,
    Topladığın,
    Yaldızlı su yuvaları için;
    Sarmaşık için,
    Yapardım bunları;
    Gecenin sırrını sana ileterek,
    Kemiklerini saran
    Sarmaşık için.
    Islak soğan kokusu gelen
    Şehirlerden,
    Seni bekliyorlar;
    Boğuk bir sesle,
    Şarkı söyleyerek
    Geçesin diye.
    Yeşil kırlangıçlar,
    Saçlarının arasına yapıyorlar,
    Yuvalarını;
    Dilsiz sperma sandalları,
    Peşin sıra geliyorlar;
    Sümüklü böcekler, haftalar,
    Yelkenleri düşürülmüş serenler,
    Kirazlar da,
    Dönüveriyorlar ossaat:
    Gözükünce solgun başın,
    On beş gözlü başın,
    Al kan içindeki ağzın.
    Şehrin otellerini,
    İsle doldurabilseydim;
    Hıçkıra hıçkıra,
    Yok edebilseydim
    Çalar saatları;
    Ezik dudaklarıyla yaz ayı,
    Evine nasıl gelecek,
    Göreyim diye
    Yapardım bunları;
    Yığın yığın insanların,
    Melil mahzun tantanalarıyla
    Ülkelerin,
    İşlemez sabanların,
    Gelincik çiçeklerinin;
    Mezar kazıcıların, süvarilerin,
    Kanlı haritaların, gezegenlerin,
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye;
    Yapardım bunları.
    Küllerle örtülü dalgıçların,
    Uzun bıçaklarla delik deşik olmuş
    Meryem Ana tasvirlerini
    Sürüte sürüte gelen maskelerin;
    Damarların, köklerin, hastanelerin,
    Karıncaların, su gözelerinin,
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye;
    Yapardım bunları.
    İçine kapanmış atlının
    Örümcekler arasında öldüğü
    Bir yatakla,
    Gecenin;
    Kinden, dikenlerden bir gülün,
    Sarıya çalan bir geminin,
    Rüzgarlı bir günle, bir bebeğin;
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye:
    Yapardım bunları.
    Ben, Oliverio, Norah,
    Vicente Aleixandre, Delia,
    Maruca, Malva, Marina,
    Maria Luisa, Larco, La Rubia,
    Rafael Ugarte, Cotapos,
    Rafael Alberti, Carlos,
    Manolo Altolaguirre, Bebé,
    Molinari, Rosales, Concha Méndez,
    Ve daha da unuttuklarım;
    Evine nasıl gelecektik,
    Göreyim diye Yapardım bunları.
    Gel de taçlar takayım,
    Gel, sağlık esenlik delikanlısı,
    Gel, kelebek kıravatlı civan;
    Sen ey,
    Sonsuz hür siyah bir şimşek gibi:
    Pırıl pırıl insan;
    Madem, geç vakitlere dek,
    Kalınamıyor daha kayalıklarda;
    Bari aramızda konuşalım,
    Gel,
    Şöylece bir, olduğumuz gibi;
    Çiğ için olmadıktan sonra,
    Şiirlerde n'olacak yani?
    Bir ağu hançerin,
    İçimize işlediği bu gece için
    Olmadıktan sonra;
    Şiirlerde n'olacak yani?
    Bu tan kızıllığı için,
    Olmadıktan sonra;
    İnsanın vurulmuş yüreğinin,
    Ölüme hazırlandığı,
    Şu viran köşe için olmadıktan sonra
    Şiirlerde n'olacak yani?
    En çok gece, geceleyin:
    Kıyamet gibi yıldızlardır,
    Dolmuşlar hepten ırmağa;
    Bir kurdele gibiler,
    Fakir fukara dolu evlerin
    Pencerelerindeki..

    Bir ölen var,
    Onların evlerinde;
    Bürolarda, hastanelerde belki,
    Belki asansör ve madenlerde,
    İşlerinden oldular.
    Onulur şey değil yaraları,
    Yaratıklar,
    Acı çekiyorlar.
    Her yanda dert yanış,
    Her yanda,
    Vay şuymuş vay bu;
    Pencereler,
    Göz yaşıyla dolu,
    Aşınmış eşikler,
    Göz yaşından;
    Yüklükler ıslak,
    Bir dalga gibi
    Halıları dişlemeye gelen
    Göz yaşından,
    Oysa ki yıldızlardır akar
    Uçsuz bucaksız bir nehirde.
    Federico,
    Dünyayı görüyorsun.
    Yolları görüyorsun,
    Sirkeyi görüyorsun;
    Birkaç ayrılıştan,
    Taşlardan, raylardan gayrı,
    Kimseciklerin kalmadığı,
    Köşeden:
    Duman ha deyince,
    Zalim tekerleklerine;
    Hoşça kalları görüyorsun,
    İstasyonlardaki..

    Her yanda, sorunlar koyuyorlar,
    Çeşit çeşit insan var:
    Kanlı bıçaklı kör var,
    Öfkelisi, ümitsizi var,
    Yoksul var, tırnak ağaçları var;
    Şunun bunun sırtından,
    Geçinmek sevdasıyla;
    Harami var.

    Hayat böyle, Federico,
    Ey babayiğit,
    Ey kara sevdalı adam.
    Sana,
    Dostluğumun sunabileceği şey
    İşte bunlar..
    Sen de epeyce şey biliyorsun
    Şimdiden.
    Yavaş yavaş, daha da,
    Öğreneceklerin var.

    Pablo NERUDA

  7. #7
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    DUYASIN DİYE BENİ

    Duyasın diye beni,
    incelir
    sözlerim bazen
    kumsaldaki martı izleri gibi.
    Gerdanlık olur, sarhoş çıngırağım,
    senin üzümler kadar pürüzsüz ellerin için.

    Seyrederim sözlerini uzaktan.
    Senindir onlar, benim olmaktan çok.
    Tırmanırlar eski acıma sarmaşıklar gibi.
    Tırmanırlar nemli duvarlara.
    Sensin bu acımasız oyunun suçlusu.
    Kaçan kaçana karanlık mağaramdan.
    Her şeyi dolduruyorsa, her şeyi.

    Senden önce yerleştiler, sana söylemek istediklerimi,
    Duyasın diye, duymanı istediğim gibi beni..
    Sev beni dostum.Bırakma beni. Peşimde ol.
    Peşimde ol dostum bu keder dalgasında.

    PABLO NERUDA

  8. #8
    Üye
    KUZEY Avatarı

    Üyelik Tarihi
    17.02-2005
    Son Giriş
    27.08-2017
    Saat
    11:32
    Yaşadığı Yer
    walton/ingiltere
    Mesaj
    706
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BUĞDAYIN TÜRKÜSÜ

    Halkım ben, parmakla sayılmayan
    Sesimde pırıl pırıl bir güç var
    Karanlıkta boy atmaya
    Sessizliği aşmaya yarayan

    Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
    Tohuma dururlar yeniden
    Ve halk, toprağa gömülü
    Tohuma durur bir yerde
    Buğday nasıl filizini sürer de
    Çıkarsa toprağın üstüne
    Güzelim kızıl elleriyle
    Sessizliği burgu gibi deler de

    Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.

    PABLO NERUDA

  9. #9
    Üye
    Gothica Avatarı

    Gerçek Adı
    Saliha C.
    Üyelik Tarihi
    26.06-2005
    Son Giriş
    10.12-2017
    Saat
    15:24
    Yaşadığı Yer
    Kırgız Yurdu Ulupamir
    Mesaj
    6.857
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    2
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Seviyorum Suskunluğunu

    Seviyorum suskunluğunu, sanki sen
    yokmuşçasına burada
    duyarsın beni uzaktan, dokunmaz sana sesim.
    Uçup gitmiş gibi gözlerin
    ve ağzın bir öpüşle mühürlenmiş.

    Seviyorum suskunluğunu, çok uzakta
    görünüyorsun
    Sanki yas tutuyorsun, kumrular gibi cilveleşen
    kelebek benzeri.
    Uzaklardan duyuyorsun beni, ulaşmıyor sana sesim.
    Bırak da varayım dinginliğine sessizliğinde.
    Ve konuşayım sessizliğinle
    bir lamba gibi parlak, bir yüzük gibi yalın.
    Gece gibisin, suskunluğun ve takım yıldızlarınla
    Yıldızlarınki gibidir sessizliğin, öyle uzak, önyargısız.

    Seviyorum suskunluğunu, sanki sen yokmuşçasına burada
    uzakta ve hüzün dolu, sanki ölmüşsün gibi.
    İşte o zaman bir sözcük yeter
    Uçarım, uçarım sevinciyle yaşadığının.

    Pablo Neruda

    Sen Esmer Uçarı Kız

    Sen esmer uçarı kız, meyveyi oluşturan
    Mısıra çekirdeğini veren ve yosunu yuvarlayan güneş
    Yarattı senin şen bedenini, ışıldayan gözlerini,
    Ve o gülümseyen suya benzeyen ağzını senin.

    O esmer, aç gözlü güneş dolanıyor zülüflerine
    Uzun siyah saçlarının, kollarını açarken sen.
    Oynuyorsun güneşle, sanki bir çaymış gibi,
    Ve senin gözlerinde bırakıyor çay iki siyah su birikintisini.

    Sen esmer uçarı kız, beni sana yaklaştıran bir şey yok.
    Her şey uzaklaştırıyor beni senden öğle saatleri gibi.
    Arının çılgın gençliğisin sen,
    Dalganın esrimesisin, gücüsün başağın.

    Her şeye rağmen, arar karanlık yüreğim seni,
    Ve seviyorum şen bedenini, hafif ve ince sesini.
    Sen esmer kelebek, öyle uysal öyle saldırılmazsın
    Buğday ve güneş gibi, gelincik ve su gibi.


    Pablo Neruda

  10. #10
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:53
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Gülüsün

    Ekmeği al benden istersen
    havayı al, ama
    alma benden gülüşünü.

    Alıp götürme gülü,
    kopardığın ok çiçeğini,
    sevincinde ansızın
    öne atılan suyu,
    sende doğan apansız
    dalgasını gümüşün.

    Savasımım uzun-zor, dönerim
    gözler yorgun
    kimileyin görmüşken
    değişmeyen toprağı,
    ama gülüşün girişken
    yükselir gökyüzune koşturarak peşimden
    ve acar bana tüm
    kapılarını yaşamın.

    Sevgilim, en karanlık
    saatte açıverir
    gülüşün ve eğer ansızın
    görürsen ki saçılıyor kanım
    sokağın taşlarına,
    gülüver, çünkü gülüşün
    denk gelir ellerime
    bir kılıç gibi yalın.

    Denizle birlikte güzün
    gülüşün yükseltmeli
    köpüklü cağlayanı
    ve baharın sevgili,
    gülüşünü ararım
    beklediğimce o çiçeği,
    mavi çiçeği, gülü
    yankıyan memleketimin.

    Gül gecede,
    gündüz de ayda,
    gül çarpık
    sokaklarında adanın,
    gül sana sevdalı
    bu kaba saba oğlanda,
    ama ben açtığımda
    gözlerimi ve kapadığımda onları,
    ayaklarım alıp götürdügünde beni,
    dönüp getirdiğinde beni ayaklarım,
    esirge benden ekmegi, havayı,
    ışığı, baharı,
    ama gülüsünu asla
    ölürüm çünkü.

    Pablo Neruda

  11. #11
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    15:53
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ATLAR

    Pencereden atları gördüm.

    Berlin’deydim, kıştı. Işık
    Işıksızdı, gökyüzü yoktu gökyüzünde.

    Havanın aklığı ıslak bir ekmek gibi.

    Ve penceremden boş bir sirk
    Kışın dişleriyle kemirilmiş.

    Ansızın bir adamın yedeğinde
    On at göründü sislerin içinden
    Çıkarken titremediler, ateş gibi,
    O saate kadar bomboş olan
    Evreni doldurdular gözlerimde. Görkemli, yangınlı
    Uzun bacaklı on tanrı gibiydiler,
    Yeleleri tuzun düşlerini andırıyordu.

    Portakaldan ve evrenlerdendi sağrıları.

    Baldı derileri, amber, yangın.

    Boyunları gururun taşlarından
    Oyulmuş kulelerdi,
    Ve kızgın gözlerine güçlü bir dirim
    Eğilmişti bir tutuklu gibi.

    Ve orada sessizlikte, ortasında
    Günün, kirli ve dağınık kışın
    Haşarı atlar kan,
    Uyum ve yaşamın kışkırtıcı gömüleriydiler.

    Baktım, baktım ve yeniden yaşadım:
    Kaynağın, altın dansın, gökyüzünün,
    Güzellikte yaşayan ateşin
    Orada olduğunu bilmeden.

    O kapanık Berlin kışını unuttum.

    Ama atların ışığını unutmam.

    Pablo Neruda

  12. #12
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Açlık Ve Öfke

    Elveda, elveda çiftliğine, fethettiğin
    gölgeye, o berrak dala,
    kutsanmış toprağa,
    öküze, elveda esirgenen suya,
    elveda bayırlara, yağmurla gelmeyen
    müziğe, o kupkuru
    ve taşlı sabah kızıllığının solgun kemerine.

    Juan Ovalle, sana elimi verdim, susuz eli,
    taştan eli, duvardan ve kuraklıktan bir eli.
    Ve dedim ki sana: beddua et o koyu kahverengi kuzuya,
    o en merhametsiz yıldızlara, kurşun renkli bir diken gibi aya,
    gelinsi dudakların kırılmış dallarına,
    fakat dokunma insana, dökme henüz kanını insanın
    dokunarak damarlarına, boyama henüz kumu kanla,
    vadiyi yangınlar içinde bırakma düşmüş
    atardamar dallarının ağaçlarıyla.

    Juan Ovalle, öldürme. Fakat elin
    yanıtladı beni: “Bu toprak
    öldürecek, intikam almak
    isteyecek geceleri, acılığında zehirden
    bir rüzgârdır o yaşlı kehribar hava,
    ve gitar benziyor bir suçlunun
    sopasına, ve bir bıçaktır rüzgâr”.

  13. #13
    Üye
    levent retinis pigmentoza Avatarı

    Gerçek Adı
    Levent
    Üyelik Tarihi
    24.04-2008
    Son Giriş
    06.12-2017
    Saat
    01:08
    Mesaj
    997
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

    Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

    Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

    Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

    Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

    Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

    Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına

  14. #14
    Üye
    levent retinis pigmentoza Avatarı

    Gerçek Adı
    Levent
    Üyelik Tarihi
    24.04-2008
    Son Giriş
    06.12-2017
    Saat
    01:08
    Mesaj
    997
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Nazım'a Bir Göz Çelengi

    Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun
    ne yapacağız şimdi?
    Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar
    bulabilecek miyiz bir daha?
    Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun
    ne yapacağız?
    Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı,
    ateşle suyun birleştiği
    Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
    Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler
    kazandırdın bana
    Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
    Bulutlar gibi, yaprak gibi uçarlar
    Düşerlerdi orada, uzakta.
    Yaşarken kendine seçtiğin
    Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa.

    Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet
    sunuyorum
    Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan
    Halkların kavgasını ve kavgamı benim
    Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...
    Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da
    yalnızım sensiz.
    Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen
    yüzünden yoksun
    dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
    rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan
    Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
    Kuyu gibi kapkara zindanlardan
    Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
    Ellerinde izi vardı eziyetlerin
    Hınç oklarını aradım gözlerinde
    Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
    Yaralar ve ışıklar içinde.

    Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır
    Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya
    Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
    Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
    Teşekkürler, böyle olduğun için!
    Teşekkürler o ateş için
    Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.

    (Türkçesi: Ataol Behramoğlu)
    Pablo Neruda

  15. #15
    Üye
    levent retinis pigmentoza Avatarı

    Gerçek Adı
    Levent
    Üyelik Tarihi
    24.04-2008
    Son Giriş
    06.12-2017
    Saat
    01:08
    Mesaj
    997
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Ölü KadınAnsızın yoksan,
    ansızın yaşamıyorsan,
    yaşamayı sürdüreceğim.

    Cesaretim yok,
    cesaretim yok yazmaya,
    ölürsen.

    Yaşamayı sürdüreceğim.

    Çünkü bir insanın sesini kullanamadığı yerde
    sesim var benim.

    Zencilerin dövüldüğü yerde
    ölü olamam.
    Kardeşlerim hapishanelerdeyken,
    onlarla birlikteyim ben.

    Zafer,
    benim zaferim değil,
    ama o büyük zafer
    geldiğinde,
    konuşmalıyım, dilsiz olsam da:
    görmek isterim geldiğini, kör olsam da.

    Hayır, bağışla beni.
    Yaşamıyorsan,
    eğer sen, canım,
    aşkım,
    ölmüşsen,
    bütün yapraklar düşer göğsümde,
    yağmur yağar ruhuma gece gündüz,
    yüreğimi yakar kar,
    dolanırım soğukla ve ateşle ve ölümle ve karla,
    ayaklarım uyuduğun yere gitmek ister yalnızca,
    fakat
    yaşamayı sürdüreceğim,
    çünkü her şeyden önce sen istemiştin benden
    boyun eğmememi, ve sevgilim,
    çünkü biliyorsun, ben yalnızca bir insan değilim,
    fakat bütün insanlarım.




Sayfa 1 / 2 12 SonSon