Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon
Toplam 42 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:47
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    58
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    UÇUN KİŞİ

    insandır suda akan yaprakta yeşil gülde kırmızı
    zorlu bir dal gibi eğleniriz de fırtınalarla
    ince bir sızı birdenbire kırar kollarımızı
    ve bir akşam kuşlar gibi elimizden uçup giden mutluluk
    bir sabah ebemkuşaklarının altından dörtnala gelir
    yaşayalım çocuklar
    her şey bizimdir
    bir giysi örtüsünde buldum ben bu yedi satırı
    bozkırda yüzükoyun bir hitit kasabası
    yedi satır yedi bülbül yavrusu
    vurmuşlar anasını da kalmış yavrusu
    bir sürgün şair yazmış vaktin birinde
    bir genç kız işlemiş onu örtüye
    yedi renk ipek iplik, yedi bülbül yavrusu
    ak örtüde yedi satır, gökkuşağı iğrisi
    bu yalnızlık bu sürgün, insan olmak acısı
    aldım yedi yavrucuğu koydum buraya
    yaşıyor mu bilmiyorum o sürgün şair
    yaşıyorsa bilsin diye o sürgün şair
    bir gün çıkıp gelsin diye o sürgün şair
    ‘uçun kuşlar’
    ‘uçun kuşlar’
    koydum adını

    bir giysi örtüsünde yedi bülbül yavrusu
    yedi satır, yedi renk, gökkuşağı iğrisi

    HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

  2. #17
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:47
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    58
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    YİNELİ

    Bitti temmuz, yine bitti
    Kırlangıçlar çekip gitti, yine gitti
    Kaldık yine kaygularla başbaşa yine kaldık

    Yarın yine yapraklar, yarın yine yağmurlar
    Ardından yine soğuk, ardından yine tipi
    Yine palto, yine gocuk, yine odun, yine kömür
    Yine sövgü karakışa, yine bahara selam

    Ederler yine tombul, gelirler yine cılız
    Kiralar yine azgın, kuyruklar yine dilsiz
    Yine mızmız sıkıntı, yine hep vıdıvıdı
    Yine hep televizyon, yine hep ortadoğu

    Uykular da beter yine, uykular da kara kuru
    Yine bezgin sabahlar, yine yılgın akşamlar
    Yine hep dalavera, yine hep o kuruntu
    Yine umut, yine düş, yine hep bekleroğlu

    Ama belki kış da güzel
    Ama belki kar da güzel
    Ama insan olana



    HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

  3. #18
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:47
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    58
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Anılar Irmağının Kıyısında
    1/

    kavaklar ışıldardı batıya karşı
    küskün dağlar gülkurusu
    yazılar kızıltılı
    öyle çetin öyle hırçın bir çağdı ki öyle o
    sevmek yangın uğultusu
    sevilmemek yangındı

    kavakların arkasında bir evdi
    mor patiska perdeleri oyalı
    gözalıcı kumrallığı akşamüstleri
    eşsiz bir çağlayandı
    ayrılmazdı pencereden bütün bir yaz
    aradığı o şehzâde kimbilir kimdi

    hem severdik o çiçeği delicesine
    hem de sevmez görünürdük
    çocukluk işte
    kapışmamız sanki bir başka nedendendi
    yoksulluk dağ başında yalınayak keloğlan
    varsıllıksa subaşında bir devdi

    2/

    yuvasız bir atmacaydı sevmek belki de
    döner ha dönerdi de taa yukarlarda
    konamazdı biryerlere
    amaçsız bir yolculuktu sevmek
    bir sürekli kaçmaktı kendi kanatlarından
    gidip gidip dönmekti hep aynı yere

    topu bulutlara tepmekti sevmek
    çıplak atı deliduman sürmekti yazılarda
    ağaçların tepesine çıkıp inmekti sevmek
    kovalarla şarap içip o dinginlikte
    tabanca yumruk bıçak
    düğünlerde kıyasıya halay çekmekti sevmek


    3/

    ben miydim topa vuran
    vururcana yoksulluğun başına
    top çıkardı yıldızlara
    bütün gözler yıldızlara
    kız bakardı yıldızlara
    saçları sular gibi
    akardı pencereden

    ben miydim çıplak atı
    koşturan deliduman
    at giderdi çevrenlere
    bütün gözler çevrenlere
    kız bakardı çevrenlere
    masallar çevrenlere
    saçları sular gibi
    akardı pencereden

    4/

    duruyor daha orda
    gün batarken daha orda
    kavaklar daha orda
    duruyor daha orda
    o sevmek daha orda
    teptiğim top bulutlarda
    sürdüğüm at bulutlarda
    yüzdüğüm çay bulutlarda
    kavgalarım özlemlerim
    dönmedi
    daha orda
    bulutlar nerde?
    bulutlar nerde?

    o kız artık yok orda
    o saçları çağlayanlı
    o gözleri kuşlarlı
    o kız artık yok orda
    yok orda o çocuklar
    yok orda o kavgalar
    o kıskançlık yok orda
    o gizlemek yok orda
    varsam baksam o bahçe
    varsam baksam o akşam
    o bahçe de yok orda
    o akşam da yok orda

    ya ben nerelerdeyim
    ya ordaki ben nerde?

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

  4. #19
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:47
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    58
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Oranlama

    Bir sen eksiktin sarıyıldız hoşgeldin
    Geç bakalım karşıma benimle içer misin
    Ağlar mısın içince burnuna çeker misin
    Gözyaşların yakabilir mi dudaklarımı
    Ama neden titriyorsun öyle sarıyıldız

    Bak ben su taşıyorum ince elekle
    İğne deliğinden dünyayı geçiriyorum
    Bak ben aklıma uyup sarıyıldız
    Durmadan aklımı saşırıyorum
    Sen beni kaçıncı binden tanıyorsun ki

    Hadi bana çelik mavisi bir gece getir
    Hadi dostlukları tek tek koparıp getir
    Alnımdan öp beni e mi, yitik sıcaklığımı getir
    Gençliğimi çılgınlığımı deli günlerimi getir
    Ne o sarıyıldız sen de mi ağlıyorsun

    HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

  5. #20
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:47
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    58
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ONÜÇÜNCÜ BURÇTA DELİRMEK

    kollarını o biçim kavuşturma, kötü çok kötü
    acır gibi bakma yüzüme yoksulluğum büyüyor
    aç şu perdeleri nella aç nella uykum geliyor
    kır şu camları nella kır nella boğulacağım
    yapraklar kokunca bir
    sular yorulunca
    sızılar gencelince
    bil ki birbaşımayım
    bil ki kaçıp kurtulmak
    bil ki sayısız
    kötü çok kötü

    sessizliği sevmiyorum sustur şuçığırtkanları
    ben bu bulvarları güzel günlere götüreceğim
    bırak ellerini ellerime mutluluklara götüreceğim
    dalgınım kırıkdöküğüm bu düzenler beni böyle
    uzak konuşunca bir
    anılar tutuşunca bir
    kollarım öksüzleşince
    bil ki dolaşıp düşmek
    bil ki kendimden öte
    bil ki karışık
    kötü çok kötü

    bu karanlık sürdükçe kendimizden kurtulamayız
    sığmıyor sığmuyor sesim bu yorgn biçimlere
    çözdüm suları, bıraktım kısrakları, ardımsıra yıldızlar
    onüçüncü burçtan beni gecelere dağıtacaklar
    onüçüncü burçtan beni gecelere dağıtacaklar
    acılar bağrışınca bir
    şarkılar susunca bir
    ninniler tükenince
    bil ki ben
    bil ki çok yakın
    bil ki apaçık
    kötü çok kötü..

    HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

  6. #21
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:47
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    58
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir Oğlum Olacak Adı Temmuz

    bir oğlum olacak adı temmuz
    uykusuz
    korkusuz
    beter mi beter
    ben beynimi satarak yaşıyorum
    o benden proleter

    bir oğlum olacak adı temmuz
    karataşın göbeğinde aşk
    karataşın göbeğinde barış
    karataş çatladı çatlayacak
    bende bitmeyen kavga
    onda yeniden başlayacak

    bir oğlum olacak adı temmuz
    öfkede benden fırtına
    sevgide deniz
    ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun
    ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
    temmuz gibi sıcak ve bereketli
    temmuz gibi uçsuzbucaksız

    bir oğlum olacak adı temmuz
    dilinde en güzel sesi türkçemin
    kulağı en yiğit şarkılarla delik
    korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı
    vivaldi'yi dinler gibi okuyup anlayacak
    ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şaftalisine
    ay'dan kendi sesini dinleyecek
    vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle

    ben ki yalınayak bastım kızgın dişlerine açlığın
    iri bir çizme gibi balkanlar'a basarken faşizm
    dağlarda silah atmayı sevdim
    ben ki silah taşıdım gizli gizli
    dünyanın bütün devrimlerine
    boşuna dönmüyor bu rotatifler
    boşuna bağırmıyor bu kara
    boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı
    anamın aksütü gibi biliyorum ki
    doyumsuz günlere doğacak temmuz
    doyumsuz günler görecek
    hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi
    hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça
    beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz
    ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler gibi günler
    ama mutlaka

    karataşın göbeğinde aşk
    karataşın göbeğinde barış
    karataş çatladı çatlayacak
    ben direndim yorulmadım
    o yorulup yıkılmayacak

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

  7. #22
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:47
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    58
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Akarsuya Bırakılan Mektup

    incecikti
    gül dalıydı
    dokunsam kırılacaktı
    dokunmadım
    kurudu
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
    ağaçlar bükmesinler n’olursun boyunlarını
    neden akşam oluyorum tren kalkınca
    kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
    mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
    öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
    az önceki çiçekler nasıl da diken diken
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

    o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
    o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
    artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
    günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
    oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
    kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
    nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

    HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

  8. #23
    Üye
    azizkanmaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.06-2008
    Son Giriş
    17.09-2017
    Saat
    12:34
    Yaşadığı Yer
    ŞANLIURFA
    Mesaj
    1.330
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Acıtan gercek
    canim oglum
    guzel yavrum
    gözumun isiltisi
    ölumden
    ölmekten
    degil korkumuz

    dalda yaprak
    acar birgun
    guler birgun
    solar birgun
    savrulur
    KARISIR TOPRAGA TOZ OLUR GIDER

    bunlar kirlangic yavrum
    guneyli guzellerimiz
    gelirler birgun bir firtinayla
    yazarlar mavimizi piriltilarla
    doldururlar mavimizi gunesli cigliklarla
    harmanlayip yavrulari agustos kapisinda
    karalayip mavimizi cilginca
    birgun birdenbire bir firtinayla
    cekip giderler
    karalanmis mavi kalir yukarda
    catilarda yuvalar
    usur birgun
    tozar birgun
    dagilir
    KARISIR TOPRAGA TOZ OLUR GIDER

    ölumden
    ölmekten
    degil korkumuz
    yaprak duser
    cicek solar
    sogur elbet yuvalar
    taa eskiden
    cok eskiden
    binlerce yildanberi
    kirlangiclar gibi savrulur gunlerimiz
    ve kimbilir
    nerde
    nasil
    ne bicim
    cikar birgun karsimiza sonumuz

    ölumden
    ölmekten
    degil korkumuz
    daha guzel bir dunya
    YASANILIR BIR VATAN
    diye baslarken sarkimiza
    vurulup kahpe tuzaklarda bir geyik gibi
    dusmek boyluboyunca
    cepte vergi makbuzumuz

    bundan iste korkumuz
    canim oglum
    guzel yavrum
    gözumun isiltisi
    bundan kaygumuz!

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

  9. #24
    Üye
    azizkanmaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.06-2008
    Son Giriş
    17.09-2017
    Saat
    12:34
    Yaşadığı Yer
    ŞANLIURFA
    Mesaj
    1.330
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kadınlar

    Üç etekli ak pusulu türkü bakışlı
    Kadınlar yürüyor dağlara doğru
    Leylak moru gül kurusu dağlara doğru
    Özlemlerle acılarla bir Anadolu
    Sivas'lımı Urfa'lımı bilemem gayri
    Kadınlar kadınlar dağlara doğru

    Çalı çırpı sıla gurbet dağlara doğru
    Sarı sıcak ak cibinlik dağlara doğru
    Ordu ordu çekip gider ay çiçekleri
    Bakma Turaç bakma bana bakma el gibi
    Bilemezler avcının kim olduğunu
    Sezmişler düşmanın kokusunu
    Kadınlar kadınlar dağlara doğru
    Özlemlerle acılarla bir Anadolu
    Bu sıtmalı gecelere bu beşikleri
    Bakma Turaç bakma bana bakma el gibi.

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

  10. #25
    Üye
    azizkanmaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.06-2008
    Son Giriş
    17.09-2017
    Saat
    12:34
    Yaşadığı Yer
    ŞANLIURFA
    Mesaj
    1.330
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Koçero - Vatan Şiiri

    keklik serer palazını tenha kayalıklara

    uçurur korkusunu

    kara diken savurur tohumunu

    kurtulur korkusundan

    orda bir dağ

    orda bir taş

    bir pınar

    dağ ardında

    taş ardında

    pınarlı bir kara mavzer

    bıyıkları kartallıda

    başı yağlıklı

    durur dimdik

    bakar dimdik

    bakar barışlı

    bir güvercin pır pır eder ucunda namlusunun

    'tutam yar elinden tutam

    çıkam dağlara dağlara! '

    koçero hep

    durur orda

    dağlarda



    ben türkçe anlatamam

    o Kürtçe anlatamaz

    Farsça çıkmaz doruklara

    koçero hep

    durur orda

    dağlarda



    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler

    şimdi siz

    içebilir misiniz kendi sıcak kanınızı altun taslarda

    geçirebilir misiniz şu yağlı ipi

    kendi güzel ellerinizle

    o güzel boynunuza

    ve şakıyormuşçasına kafeste kanaryanız

    bakıp bakıp zindanlı akşamlara

    yudumlayabilir misiniz soğutulmuş içkinizi?





    dolaşıyor akşam yelinin büyücü parmakları

    Çankaya’nın genç irisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında

    önce yaprak

    sonra dal

    sonra dallar ipil ipil

    küme küme kavakları Çankaya sırtlarının

    çalar gibi bir gizli piyanoda

    sonsuzluğun şarkısını

    ve saksıda soluk alan belki de bir camgüzeli

    bir fesleğen

    bir kaktüs

    tutuşurken ormanlar oylum oylum

    savrulurken kül ve kerpiç

    rüzgarda!

    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler

    almış kanlı gömleğini nere gider bu türkü

    sarınmış kıl şalvara

    nerden gelir bu ağıt?



    yığdım kitapları dağ dağ

    çağırdım nemrutu karanlığıma

    bir kucak yeşil yoncayla geldi nemrut

    öptü ıslak gözlerini aç öküzümün





    gocunmayın güzel beyler

    hanımlar

    alınıp incinmeyin

    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı

    imdatlara saldırmayın

    basmayın düğmelere

    yürekleri hoplatmayın

    güzel beyler

    hanımlar

    zor ve çetin bir ağıttır koçero

    bir gelin ağlar onu

    ben ağlayamam

    bıyıkları çengel çengel

    bir kardaş ağlar

    acılı bir bacı ağlar

    bağrı yanık bir ana

    ben ağlıyamam!

    ince bir ay batar gider karadağın ardında

    dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar

    irkiltir bir gece kuşu

    osmanlı karakollarının duvarlarını

    bir elinde kanlı mendil

    bir elinde kara mavzer

    kimse bilmez nerde nasıl

    taptaze bir

    sımsıcak bir

    gencecik bir ölüdür o

    bir selamdır sımsıcak

    varamamış dostuna

    varamamış koçero

    'leb-i derya' şu saltanat

    şu konaklar şu saraylar şu köşkler

    bu bereket bu bolluk

    bu çılgınca hovardalık

    gocunmayın güzel beyler

    hanımlar

    alınıp incinmeyin!

    kırk bin köyden birer kişi

    göçüyor kırk bin kişi

    kırk bin köyden onar kişi

    göçüyor yarım milyon

    ya ellişer yüzer kişi?

    göçüyor milyon milyon

    vatanda vatan

    güzel beyler

    hanımlar

    kusuyor bütün köyler insanlarını

    kusuyor kasabalar

    baştanbaşa bütün ülke

    kusuyor insanını!

    bu eziklik

    bu hırçınlık

    güzel beyler

    hanımlar

    bu sınırsız tedirginlik

    acaba nerede biter?

    nasıl başlar acaba

    şenlikli günleri bu toprakların?





    bulacak bir gün elbet

    yatağını bu nehir

    durulup dinginleşecek

    birgün elbet bu nehir

    ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar

    anacan sularında bu mutlu nehrin!



    koçero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir

    bir belirsiz karanlıktan

    bir belirsiz karanlığa

    irkilip uçmasıdır

    bir dağ çekirgesinin

    bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından

    yamaçtan bir taşın yuvarlanması

    bir pınarın durup durup akması

    bir çift gözün karanlığa bakması

    şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda

    bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır

    bir geyiktir koçero

    sekerken taştan taşa kırılmış bilekleri

    tırnakları kekik nane ve menekşe kokulu

    tırnakları rüzgarlı

    suçsuz bir geyik

    avcılar yakalarsa mezedir eti

    köpekler kovalarsa diş kirasıdır

    bir okul piyesidir koçero

    açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür

    müsamere derler adına oralarda

    kaymakamlı savcılı ve çavuşludur

    biletlidir ve yoksullar yararınadır

    festivaldir sosyetede

    modada son buluşlar

    en taze ilişkiler

    gürültülü boşanmalar

    gürültülü birleşmeler

    hele bir de balesi ve operası

    'ey vatan' aryası bir de

    saygıdeğer prensesin saygıdeğer oynaşının

    ardından telli sazlar

    ardından yaylı sazlar

    ardından vurmalılar

    çekmeliler ve üfürmeliler

    ardından 'kuğu gölü' ardından 'fındık kıran'

    hemencecik candarmalar

    ve ardından 'haydutlar'ı siller'in

    köroğlu'nun narası:

    'yine de hey hey! '

    ve ardından

    çocukları gülmekten kırıp geçiren

    çağdaş banka reklamları!

    candarmalar geçirince kelepçeyi zinciri

    bileklerine karıncanın

    poz verince bir fukara karınca

    en komprador basın aynalarına

    aşka gelir kompütürler

    aşka gelir telefonlar telsizler

    ve doyum noktasına

    sosyete ninni!

    o zaman işte çelenk

    o zaman işte tören

    alkış

    bando

    ve rap rap

    donanır bayraklarla bankalar sigortalar

    ve uygunsuz işyerleri bilcümle

    ve kadehler

    kadehler ki ses verir yıldızlardan!



    gocunmayın güzel beyler

    hanımlar

    alınıp incinmeyin!

    koçero bir oyundur

    yazılır

    yazılır

    bitmez

    koçero bir oyundur

    oynanır

    oynanır

    bitmez

    vurur onu jandarma

    vurur onu candarma

    durmadan vurur

    ama o bitmez

    o hep durur öyle orda

    bıyıkları kartallıda

    göğsü çapraz fişeklikli

    gözleri beş yaşında

    kolları nuh nebi'den

    bir elinde kanlı mendil

    bir elinde kara mavzer

    pır pır eder bir güvercin

    ucunda namlusunun

    o hep öyle durur orda

    taş ardında

    rüzgarda!



    muhtara sorarsanız

    bizim serseri veli

    marabaya sorarsanız

    işini bilmemiş deli

    köylüye sorarsanız

    ekmeksiz garibin teki

    çocuklara sorarsanız

    yüce dağlar aslanı aslan koçero

    kimsesize sorarsanız

    hükümet bilir onu

    candarmaya sorarsanız

    devletin dağlarda silah çatması

    vurguncuya sorarsanız

    yol kesici yağmacı

    soyguncuya sorarsanız

    devletin acizliği

    sağcıya sorarsanız

    siktiret pezevengi

    solcuya sorarsanız

    'ferman padişahın dağlar bizimdir'

    İstanbullu inanır ki

    boğazda kaşalottur

    Ankaralı sanır ki

    temele dinamittir

    İzmirlinin düşlerinde

    şaşkın köpek balığı

    Antalyalı her gece

    gergedan görür düşünde

    Erzurum’da kol başıdır

    Erzincan’da deli daysak

    pir sultan yoldaşıdır Sivas’ta

    bir 'kılıcı kanlı' Van’da

    Mardin’de bir

    gözü kanlı kaçakçı

    ah koçero

    vah koçero

    koçero eyvah!



    gocunmayın güzel beyler

    hanımlar

    alınıp incinmeyin!

    patron gazetelerinde yüksek tirajdır koçero

    hükümet programlarında bir 'nakl-i yekun'

    kapitalist dış basında nobel'lik bir roman

    politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi

    diplomata sorarsanız

    turistik bir serüven

    kaymakama sorarsanız

    'ahval-i adiye'den

    sosyeteye sorarsanız

    eğlenceli bir briç

    sorarsanız bezirgan filimciye

    gişelik bir senaryo

    sorarsanız bürokrata

    Atatürk’ün gardrobuna

    tükürmüş biri

    hümaniste sorarsanız

    Fransızca bilmeyen

    montenyi'den anlamayan

    mitologya tragedya

    hümanizma helenizma

    hiçbirinden çakmayan

    bir yörüktür koçero!

    ne anlar rönesanstan

    ne anlar restorasyondan?

    bir bazlama

    bir uçkur

    üç telli bir zımbırtıdır koçero!

    sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın

    demokratik tragedyayı uçuklatmanın

    sanki sırası mıydı!



    müfrezeler yürümüş dağ dağ

    ve dere dere

    kesmiş geçitleri korkunun silahları

    bir tükenmez sermayedir koçero

    haksız yönetimlere!

    gocunmayın güzel beyler

    hanımlar

    alınıp incinmeyin

    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı

    koşturmayın şifreleri

    telefonları

    basar gibi tuz yarama

    basmayın düğmelere

    yürekleri hoplatmayın

    güzel beyler

    hanımlar

    paralar girsin diyedir kalantor kasalara

    toprak sömürülsün diyedir orta çağlarda

    ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke

    karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar

    fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir

    kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin

    bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın

    holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin

    bu rüzgar böyle essin

    bu değirmen böyle dönsün

    bu çuvallar böyle dolsun diyedir

    koçero'nun dağlarda medetsiz yalnızlığı!

    gocunmayın güzel beyler

    hanımlar

    alınıp incinmeyin

    yeni değil bu hikaye

    bu oyun eski oyun!

    ah koçero

    vah koçero

    koçero eyvah!



    bir akşam birdenbire bir can çıkar dağlara

    bin kardaş bin acı bin ana

    bin kerpiç bin harman bin açlık

    bin yenge bin emmi bin dayı

    bin zulüm bin acı ve bin karanlık

    bir akşam birdenbire çıkar dağlara

    bıyıkları terlememiş bin çocuk

    bin aşık bin deli bin meczup

    bin ekmeksiz bin işsiz bin suçsuz

    kıl şalvar kurtlu çarık

    naldöken mazı kıran derviş çatlatan

    itburnu koyak gülü ahlat çalısı

    bir akşam birdenbire çıkar dağlara

    çökelekler yoğurtlar arpa bazlamaları

    yalnayaklar gömleksizler dayanaksızlar

    munzur'lar çilo'lar palandöken'ler

    dersim'ler tunceli'ler bingöl'ler

    tunceli'de mercan'lar ağrı bereketleri

    tahtalı'lar toroslar ve binboğa'lar

    bir akşam birdenbire çıkar dağlara



    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak

    örneğin ağrı'lara

    alpler'e sübhan'lara ant'lara

    himalaya dağlarına derin asya'nın

    klimancaro'nun tropik karlarına

    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak!

    gel gör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar

    turistik diye göstermiyor dağları

    turist diye vermiyor dağlara çıkanları

    bir sürekli çıplaklıktır koçero

    bir sürekli açlıktır

    bir sürekli haksızlıktır koçero

    bir sürekli itilmişlik

    koçero bir vazgeçiştir

    koçero bir ilgisizlik

    bin yıllık yoldan gelir

    üstü başı kan içinde

    yorgun bir dilekçedir

    bir arzuhal koçero

    bir tanrı selamıdır

    alınıp verilmemiş

    görülmemiş bir hacettir koçero

    çiğnenilip geçilmiş

    ve sorulmamış

    upuzun bir eyvahtır

    upuzun bir pişmanlık

    bir ünlemdir koçero

    sığmaz okul kitaplarına

    erzurum yaylasından

    erzincan çukuruna

    ve tecer dağlarından

    harran cenderesine

    bir uzun masaldır ki koçero

    dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır

    geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda

    benek benek anlatılır

    nakış nakış anlatılır

    bıçak bıçak

    kurşun kurşun

    ve türkü türkü!

    göğsü çapraz fişeklikli

    bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir koçero

    yatar türkülerde upuzun

    ağıtlarda fidan fidan

    koçero

    bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına

    bildirir divanına

    şaşırtılmaz adaletin:

    'arkam sensin

    kalam sensin

    dağlar hey! '

    gocunmayın güzel beyler

    hanımlar

    alınıp incinmeyin!

    koçero bir vatandır

    yaşanılır boydan boya

    koçero bir vatansızlık

    bir dağlaşmış yalnızlıktır koçero

    mavzerleşmiş bir haksızlık

    yanıtsız bir dilekçe!

    ben Türkçe anlatamam

    o Kürtçe anlatamaz

    Farsça çıkmaz doruklara!

    gocunmayın güzel beyler

    hanımlar

    kan bulaşır ellerime

    ben anlatamam!

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

  11. #26
    Üye
    azizkanmaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.06-2008
    Son Giriş
    17.09-2017
    Saat
    12:34
    Yaşadığı Yer
    ŞANLIURFA
    Mesaj
    1.330
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Nurhak
    Dört bir yana haber salsam,
    Öldü desem inanır mı?
    Dağlar bana geri verin
    Kadir'imi, Sinan'ımı...

    Jandarma kurşunu çaldı,
    Canımı tenimden aldı
    Nurhak'a abide kaldı
    Dağlar aldı selamımı...

    Nurhak sana güneş doğmaz,
    Uçan kuşlar yuva kurmaz
    Dökülen kan, yerde kalmaz
    Soracağız hesabını...

    Böyle kalır sanma devran,
    Yola devam eder kervan
    Öldü Sinan, doğdu Sinan
    Omuzladı silahını...

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

  12. #27
    Üye
    azizkanmaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.06-2008
    Son Giriş
    17.09-2017
    Saat
    12:34
    Yaşadığı Yer
    ŞANLIURFA
    Mesaj
    1.330
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Uçun Kuşlar

    insandır suda akan yaprakta yeşil gülde kırmızı

    zorlu bir dal gibi eğleniriz de fırtınalarla

    ince bir sızı birdenbire kırar kollarımızı

    ve bir akşam kuşlar gibi elimizden uçup giden mutluluk

    bir sabah ebemkuşaklarının altından dörtnala gelir

    yaşayalım çocuklar

    her şey bizimdir

    bir giysi örtüsünde buldum ben bu yedi satırı

    bozkırda yüzükoyun bir hitit kasabası

    yedi satır yedi bülbül yavrusu

    vurmuşlar anasını da kalmış yavrusu

    bir sürgün şair yazmış vaktin birinde

    bir genç kız işlemiş onu örtüye

    yedi renk ipek iplik, yedi bülbül yavrusu

    ak örtüde yedi satır, gökkuşağı iğrisi

    bu yalnızlık bu sürgün, insan olmak acısı

    aldım yedi yavrucuğu koydum buraya

    yaşıyor mu bilmiyorum o sürgün şair

    yaşıyorsa bilsin diye o sürgün şair

    bir gün çıkıp gelsin diye o sürgün şair

    ‘uçun kuşlar’

    ‘uçun kuşlar’

    koydum adını

    bir giysi örtüsünde yedi bülbül yavrusu

    yedi satır, yedi renk, gökkuşağı iğrisi

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

  13. #28
    Üye
    azizkanmaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.06-2008
    Son Giriş
    17.09-2017
    Saat
    12:34
    Yaşadığı Yer
    ŞANLIURFA
    Mesaj
    1.330
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yüreğim sızladığı zaman

    Yüreğim sızladığı zaman
    Gece yarılarından sonra,şafaktan önce
    Bilmediğim bir istasyondan,bilmediğim bir müzik geliyor kulağıma:
    Uzak
    vahşi
    Karanlık...
    Gece denizleri gibi bir müzik,
    Batık gemilerli gece denizleri gibi bir müzik,
    Çağırıyor,çağırıyor beni durmadan
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yüreğim sızladığı zaman
    Duvarları banka afişli çok eski bir şehrin Cumhuriyet Caddesi'nde iki tüfek bir kelepçe,
    Tüfekler garip garip
    Kelepçe garip...
    Öyle beter
    Öyle çamur
    Bir yaprak döne yuvarlana,
    Bir akarsu bata çıka...
    Koşuyor koşuyor bir kadın kelepçenin ardından
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yüreğim sızladığı zaman
    Bir kara tank çıkıyo bir ağıttan,bir filmden,bir savaş romanından çıkıp yürüyor sevgilerin,özlemlerinüzerinden.
    Aşkların,umutların,oyuncakların,küçük emeklerin,büyük kaygıların üzerinden geçip gidiyor.
    Su gibi ilerliyor yangın
    İşliyor kıtlık karanlığı
    Ölüler birden bire şarkılaşıp
    Virüsler bakteriler
    Bütün dilleri birden konuşuyor herşey.
    Çırpınıyor yerde bir damla kan
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yüreğim sızladığı zaman
    Kör bir çeşme başında kör bir kadın geliyor gözlerimin önüne
    Bütün iplikleri bütün iğnelere takıyor da
    Ne iplikler bitiyor,ne de iğneler.
    Götürülmüş oğluna mı
    kaçırılmış kızına mı
    Geçen günlerine mi
    Unutmuş neye ağladığını
    Ağlıyor,aranıyor
    Aranıyor,
    Bıkmadan
    Bilmeden
    usanmadan.
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yüreğim sızladığı zaman
    Ciğerlerime çekerken kötülüğü,
    Ellerimle dokunurken kötülüğe,
    Ayaklarıma dolaşırken kötülük,
    Şu taşı şurdan alıp şuraya koymamanın pis bunaltısı geçiriyor tırnaklarını gırtlağıma.
    Kokuyor işyerleri
    Kokuyor günaydınlar.
    Ne varsa verilmemiş,
    Alınmamış ne varsa;
    Edilmemiş söz,
    Patlamamış öfke,
    Uyutulmuş ne varsa
    Ne varsa kokuyor birden bire
    Ve kayıyor bir şey parmaklarımdan,
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yani ben dört mevsime bölerek bu yürek sızısını,
    Günlere,saatlere bölerek bu yürek sızısını,
    Sokağım,kentim,vatanım sanarak bu yürek sızısını,
    Bir yaprağı durmadan işliyorum bu ölümsüz ağaca.

    Günlere,saatlere bölerek bu yürek sızısını,

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

  14. #29
    Üye
    azizkanmaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.06-2008
    Son Giriş
    17.09-2017
    Saat
    12:34
    Yaşadığı Yer
    ŞANLIURFA
    Mesaj
    1.330
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yıllar Sonra

    seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim
    nere gitti tohuma deresinde - o ishalli yalnızlığım
    saclarının uzun uzun o güneşli sarisi
    yüzünun papatya sabahlığı - haziranlarımda
    gülüşünun baharlığı susuşunun sonsuzluğu
    nere gitti sende benim olan o sonsuz özlem
    seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim

    sen gittin - kaba kilimlerde kaldı ayak izlerim
    pırıl pırıl selcilerde görkemli cevizlerde
    asma altı su sesi - alacalı güneş sofralarında
    sen gittin - inanılmaz öksüzlükler yaşadım
    düştüm çetin yollara - türkülere ağıtlara belendim
    saclarımda bulut oldun - alnımda demir parmaklık
    seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim

    ben çok çektim güzelim - karlı dağlar oldu basım
    sen belki de mutluyudun - güzel günler geçirdin
    çünkü kaf dağında prensestin - soylu bir güzelliktin
    yaklaşılmaz bir varlıktın - masallık bir acıydın
    göz göze geldik bir gün - bir dağ başı durağında
    bindik ayni trene - kavuştuk yıllar sonra
    seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim

    haziranım sarı gülüm yaz güneşim özlemim
    nice nice sular geçti - bildin mi köprülerden
    kaç bahar kaç sonbahar kaç çocuk kaç intihar
    nerdesin sen nerdeyim ben ne söylüyor bu çizgiler
    bu aynalar neden böyle yakından bakıyorlar
    neler anlatıyor bu şarkılar - uzak geçmişimizden
    seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim

    ağlamak bir dağ gülü - bir yanık orman belki
    bir kurumuş çeşme belki - bir kimsesiz tutuklu
    uçaklar otobüsler vapurlar telefonlar
    haziranım sari gülüm yaz güneşim papatyam
    kime giydin o akları - kim kaldırdı duvağını
    kim kokladı kim baktı - bağrına kim - yıllar önce
    seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

  15. #30
    Üye
    azizkanmaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.06-2008
    Son Giriş
    17.09-2017
    Saat
    12:34
    Yaşadığı Yer
    ŞANLIURFA
    Mesaj
    1.330
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Şapka

    bak işte görüyor musun diyemiyorum
    dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
    bir gökyüzü var ki bu senin bilmediğin
    bir kırmızı var ki bu senin hiç görmediğin
    balıklar öyle yüzmez o sularda, sen yoksun
    şarkılar bir böyle götürmez insanı erguvanlardan
    sende hiç özlemek yok mu a bekleroğlu
    sende hiç bunalmak yok mu a cennetmekan
    ne tutarsın bu şapkayı başında
    ne tutarsın bu başında şapkayı
    bak işte görüyor musun diyemiyorum
    dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum

    biliyorum nah işte mutluluk şuracıkta
    şu kilidi kırdınmı arkası cennetiala
    hidrojeni füzesiyle korkuya kuluçkada
    höt desen devrim doğuracak perşembe gebe
    bak işte görüyor musun diyemiyorum
    dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum

    sen hiç vatansamaz mısın varsamaz mısın
    sen hiç onursamaz mısın çoksamaz mısın
    sen hiç utanmaz mısın arlanmaz mısın
    hele bir döndür başını da şu gidişe bak
    hele bir döndür başını da şu düzene bak
    hele bir döndür başını da şu haline bak
    bak işte görüyor musun diyemiyorum
    dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum

    köleliğin karşılığını buldum sözlükte
    toplumculuk ne demekmiş biliyor musun
    biri yer biri bakar biliyor musun
    apartıman bundan çıkar biliyor musun
    ondan sonra kulismulis kilitmilit mapusane
    ondan sonra allahmallah yalandolan kaşkariko
    kimden aldın bu şapkayı başına
    ne tutarsın bu şapkayı başında
    neden yere çalmıyorsun bu şapkayı başına
    yere neden bu başı şapkayına
    bak işte görüyor musun diyemiyorum
    dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum

    Hasan Hüseyin Korkmazgil




Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon