Toplam 2 mesajın 1-2 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Ritsos Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.01-2005
    Son Giriş
    20.10-2017
    Saat
    00:10
    Yaşadığı Yer
    Antalya Kaş
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    YÜCEL KAYIRAN

    1964 Adana doğumlu. İlk ve Ortaokulu Ankara, Bigadiç, Elbistan, Afşin, Adana, Ceyhan, Gaziköyü, Kozan ve Tufanbeyli'de okudu. Afşin Lisesi mezunu. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Türkiye Felsefe Kurumu ve Edebiyatçılar Derneği üyesi. Ankara'da yaşıyor.

    İlk şiiri 1984'te Yaba Öykü dergisinde çıktı. Bunu, o yıllarda Oluşum, Yarın, Morköpük ve Sanat Rehberi dergileri izledi. Ancak 87'de Doğu'ya gitti. Altı yıl Kilis, Afşin, Arapgir ve Malatya'da yaşadı. 1990'lı yıllarla birlikte eleştiri ve poetika yazılarıyla dikkati çekti. Şiir ve düzyazılarını Sombahar, Ludingirra, Hürriyet Gösteri, Defter, Varlık, Adam Sanat, Virgül, Cumhuriyet Kitap, Güldiken, Kitap-lık, Milliyet Sanat ve Yasakmeyve gibi dergilerde yayımladı.
    2000'li yıllarla birlikte felsefi yazılara yöneldi. Felsefe dosyaları hazırladı. Şair ve eleştirmen kimliğinin yanı sıra felsefeci kimliği ile de dikkati çekti. İdeoloji ve dünya görüşüne karşı felsefi şiir poetikasını savundu. Felsefi şiir anlayışına ilişkin kapsamlı bir dosya hazırladı. Şiirlerinde, insanı, çıkmaz ve problem karşısındaki tek başınalığı ile kaybolma halinde göstermek, poetikasının temelini oluşturmaktadır.


    BENİ HİÇ GÖREMEZSİN!

    hafızadır!
    benim aklıma beladır!

    gözlerini gördüm
    kalbimde kara noktadır!

    sesini duydum
    hançerimde yaradır!

    yüzüne baktım
    tenimde bedduadır!

    beklemezsin böyle bir kara!
    duymak istemezsin!

    ben suya benzemem!
    ateşe benzemem ben!
    havaya toprağa benzemem!

    bilemezsin gidersem!

    beni hiç göremezsin!

    YÜCEL KAYIRAN


    RÜZGÂR

    Çözülüyor ruhundaki sıva, dökülüyor duvar
    derin bir oyuk açılıyor içindeki mağarada
    yıkılıyor kalbini koruyan oda, oradaki vaha

    dönüşüyor güven duygusunu yitirmiş bir çocukluğa
    doğru başlayan bir yolculuğa sürüklüyor seni
    zalimlerin ruhundan esen bu nemli rüzgar
    izin vermiyor uzaklaşmana içindeki vahadan
    farksız bir varoluş başlıyor bu sokakta

    hangi kulağa seslensen kapıları mühürlü mahzen
    hangi yüze baksan perdeleri çekili pencere
    hangi ele dokunsan panikle tutuşan dal
    hangi sese kulak kesilsen yıldızını vermeyen gece

    hatıra değil içine düşen kar tanesi,
    düş değil peşinde gördüğün kâbus
    soluk soluğa çıkıyor yüzünün yeraltından
    çocukluktan mahsur kalmış her ben

    koşarak geçiyor o sokaktan yıkılarak
    giriyor o nemli yel içindeki mağaraya
    titreyişten bir kilit vuruluyor, suskunluktan
    belleğin ilkçağına açılan kapıya

    varınca düşüyor varoluşun derin bir olanaksızlığa
    çünkü orada her ben dinmemiş bir fırtına
    savuruyor seni tekrar içindeki oyuktan
    gözlerinin kıyısındaki ruhuna

    Çözülüyor ruhundaki sıva, dökülüyor duvar
    derin bir oyuk açılıyor içindeki mağarada
    yıkılıyor kalbini koruyan oda, oradaki vaha
    dönüşüyor güven duygusunu yitirmiş bir çocukluğa

    doğru başlayan bir yolculuğa sürüklüyor seni
    zalimlerin ruhundan esen bu nemli rüzgar
    izin vermiyor uzaklaşmana içindeki vahadan
    farksız bir varoluş başlıyor bu sokakta

    hangi kulağa seslensen kapıları mühürlü mahzen
    hangi yüze baksan perdeleri çekili pencere
    hangi ele dokunsan tutuşmaktan korkan kuru dal
    soluk soluğa çıkıyor yüzünün yeraltından
    çocukluktan beri orada mahsur kalan ben

    koşarak geçiyor o sokaktan yıkılarak
    giriyor o nemli yel içindeki mağaraya
    titreyişten bir kilit vuruluyor, suskunluktan
    belleğin ilkçağına açılan kapıya

    varınca düşüyor varoluşun derin bir olanaksızlığa
    çünkü orada her ben dinmemiş bir fırtına
    savuruyor seni tekrar içindeki oyuktan
    gözlerinin kıyısındaki ruhuna

    YÜCEL KAYIRAN

  2. #2
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    GÜNEŞ YANIĞI


    yüzümdeki leke arzu güneşinden hatıra
    sesimdeki girdap
    içimden sökülen kökdala
    uzun geceler bazen böyle
    gövdeme vura vura içerden
    uyandırıyorum ya kendimi Necati!
    rüyada bana görünenler olmasa
    beni uykuya götürenler olmasa
    tekrar nasıl dönerim ben kendime Necati!
    suçluluk izin vermiyor özgürlük duygusuna
    günışığına çıkınca kamaşıyor göz
    bakarken güneşin utkusuna
    akın var akın, içimden akın
    beni güneşe götürüp yakın
    güneşe varamayanlar
    güneşin uykusuna yakın
    sökülerek gidiyor insan
    boşluk halinde her durak düşerken benzine
    kökleri iç açılarının toplamında
    biriken bir krizle gidiyor
    öyle akarak dipten dalın benzine
    baksalar alevalır, ağır alev
    baksalar güneşini yitirmişin benzine
    doluluk yok bizim gecemizde
    içimizde büyürdü güneş
    sayrılık hatırlamadı uykusunu sesimizde
    çok seneler geçti, geçmedi
    öyle memnun ki yerinden
    sadece "keşke"lerdi beliren gönümüzde
    böyle çıktıkça dünyadaki yerimden
    gölgeler neden kısalıyor içimde
    bilen yok ne yapacağımı kaygı belirdiğinde
    kefilim yok! yok kelimelerden başka
    yok olan bu güneş tutulmasında
    şimdi tekrar nasıl dönerim ben kendime
    Bu cıvayı kim koydu kalbimize Necati?