Toplam 11 mesajın 1-11 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Ritsos Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.01-2005
    Son Giriş
    20.10-2017
    Saat
    00:10
    Yaşadığı Yer
    Antalya Kaş
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    BEHÇET AYSAN
    (1949-1993)

    Ankara'da doğdu. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. 1968'de Ankara Tıp Fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi. 12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit'e tayin oldu. Ankara'da psikayatri ihtisası yaptı. SSK Yenişehir Dispanseri'nde doktor olarak çalışmaktaydı. Yobazların Sivas'da yakarak öldürdükleri 37 aydın insanla birlikte can verdi.



    kozalak yaktım ben de
    sessizlikte-
    ömrümün kozalaklarını
    küllere sıvanmış
    baştan başa dolaşıp
    ağrıyan ormanı.
    yağmur dindi sevgilim bak dinle
    her şey dindi, acıysa dinmemiş halde.

    79'ankara
    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gece)



    ipekten bir gecedir kayar gider
    elimizden, siste yıldızlar yanar
    tutuştuşturur yüreğimizin çırasını

    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gece)


    gecede, birer karşı gecedir onlar
    içimizdeki
    ve dışımızdaki
    bütün gecelerin.

    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gece)


    UNUTULMAYAN

    durmadan taşırdım yanımda üç şeyi
    iri çakıl tanelerini, çatlamış bir narı
    bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
    ipekten
    çalınmış
    umutlarla taşırdım
    ah sevgilim derdim, ölüm
    ne kadar çoktu yaşadığımızda.

    bize hep beyaz mendil
    sallayan
    ölüm ki,
    iki kapısında
    haki bir yalnızlık
    dikilirdi

    ve hatırlatırdı
    bize, güz kuşlarının
    uçup gittiği denizleri.

    bense, yulaf kokan
    dağlı ellerinde
    dolaşmak gibi kolaydır
    sanırdım yaşamak ve sana kansız
    bir gökyüzü
    getirirdim
    getirebilsem ah,
    - avlusunda çocukların
    korkmadan oynadığı -
    lalelerle
    donanmış simli bir gökyüzü.

    bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
    çatlamış bir narı, unutmadım.

    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gece)


    ÖRÜP İNCE BİR TIĞLA

    duvarda, solgun ışıklarla oynaşmada
    bir örümcek ve düşüncelerim
    ince bir tığla
    örüyor ağını, sessizce
    gün
    batıyor.

    kara battaniyeli
    bir ölü yürüyor sonra
    kireç döküntüleri ne kadar da
    benziyor
    ona, öldürülmüş bir arkadaşının
    fenerini
    tutuyor, içli bir madenci
    şarkısıyla

    geçerken
    şehrin dikenli telleri arasından.

    limanda yük boşaltıyordu kardeşi
    dünya geniş
    pergeliyle
    yer
    açıyordu, onunla koşanların
    kalbinde ve bir gül ağacının
    tomurcuğunda yeniden açıyordu.

    sessizce
    gün
    batıyor, bir aşk bitiyordu
    bir aşk dağılmış
    bir gerdanlık gibi.

    sakallarım uzuyor, bir yara
    bir yara durmadan işliyordu
    kendini
    ben de
    çekiyordum
    derin ağlardan
    çekiyordum gölgemi.

    sevmiyordum artık
    ne sis çanını
    ne dağlalesini

    günlerim değiyordu
    ateşten bir dolunaya.

    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gece)


    KEDER ATLASI

    nilüferler niçin suya eğilir
    ve niçin
    kavruk otlar gibi
    tutuşur
    o ilk sevdalar
    söyleyin bana
    ey kitaplar.

    bana söyleyin
    kim var
    aramızda
    biraz ölmeden
    bir türkü tutturmuş giden.


    ya kırmızı şapkalı
    gelincik, senin için
    göz açıp kapayıncaya
    yiter şu bahar
    hemen
    ölüm gelir
    yükselince sular.

    söyleyin bana
    ey kitaplar


    var mı
    kederin atlasında
    tarçın kokulu bir şehir
    inmemiş olsun damlarına
    gözyaşından
    yıldızböcekleri
    ve tarçın
    kokulu
    bir aşk
    hiç ölmeyen.

    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gcce)

    FORSA

    gurbeti hançer
    yapıp gezinir
    kendi zincirine
    vurgun forsa.

    devrilen turuncu
    bir ayın şavkında
    aras gözyaşı akar
    hemşeri göçmen kuşa.

    horasan'dan yeni
    kalkan bir tren
    nasıl saplanmışsa
    kara ve acıya.

    sensin, yüküyle
    batmış mavna
    kurt ağızlı
    gecenin ortasına.

    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gece)


    ANIŞ

    yıkık manastırın orda
    kalbim ki,
    o da yıkıktı.
    bir keşiş bıçağıyla dağlanmış
    çiçekbozuğu,

    çopur -
    bir hayat
    acıtıyordu beni
    sevgilim.
    her şeyin
    hüzne vurduğu yerde
    bütün saatlerin,
    kuzguni bir denizi
    çoğaltarak
    hayat
    acıtıyordu beni.


    bense geçerdim
    karamuklarla, karabasanların
    arasından
    geçerdim
    hiçbir
    im
    bırakmadan geride
    bana en sırlı gelen
    acının o en sırlı noktaından.

    bin dokuz yüz yetmiş beş'in
    ekiminde
    yıkık
    manastırın orda
    kalbim ki, o da.

    BEHÇET AYSAN


    KANAVİÇE

    el değmemiş ormanlarında gezinen
    kan işleyen kanaviçesi ömrümün
    sarı sarmaşıkların ışıklı gölgesi
    ve sensin hüznün yüzgörümlüğü
    rüzgarların beyazdan yelesi sen.

    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gece)



    AÇ KUŞLAR

    1.
    kana boyandı kirmenimde yün
    kuşmarlara, tuzaklara düştüm
    menevişlendi durgun sularım

    sedef
    bir bıçak aldım dostlar

    güneşi yiyorlar
    aç kuşlar.

    aç kuşlar, yorgun işçi
    yeni çıkan vardiyadan
    elliyorlar yıldızların

    kınasını.

    aç kuşlar, topraktan
    güneşi bakır bir kap gibi

    kalaylıyorlar.

    2.
    bense, toy bir çırak
    kırık keman
    paslanmış tabanca
    küflü bir an
    kurutukmuş papatyalarla
    kitabın ortasında

    3.
    hayat, aşıp geçiyor
    bütün kitapları
    yeni acılar gerek
    yeni aşklar
    yaşamaklar ve anlatımlar
    beklemiyor bizi
    hiçbir şey
    hiçbir yerde
    solgun hercaimenekşe
    ve bun, buğulanıp çarpıyor
    benimle birlikte

    buzlu bir camın arkasında çarpıyor
    buğulanıp.
    sesim
    dişlilerin şarkısına karışıyor.

    1979-1981
    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gece)


    TORTU

    her şey geçer
    aşk da
    acı da geçer, ağla-
    maklı bir şarkı
    ayrılıkların
    üzerinden.

    rüzgar olur
    savrulur geçer
    sağılır
    yaldızlı bir
    sabahın ağaran
    seherinde, hüznün
    sütbeyaz
    güğümünden.

    yol olur
    düğüm düğüm
    devrilir kağnı
    aşiretler ve
    gelincikler göçer.

    yıldız olur
    kayar mavi
    çipil yıldız
    dökülmüş yalnızlığın
    pirincinden.

    gece de
    homurtuyla
    kederli bir tren
    gibi geçer,
    benimse
    çiğnenmiş zakkum -
    yüklenmiş yorgun
    kalbimden
    aşk da
    acı da
    her şey ama her şey geçer
    kör
    bir güvercinin
    türküsü
    bile.

    tortusu kalır.

    yaşadıklarını
    anmak için beyaz bir yazıya
    gecedesin, ay ışığına sevdalan
    şakayıklara sor.

    BEHÇET AYSAN
    (Karşı Gece)


    GÜVERCİNLERİ SEVİNDİRİN

    her sabah
    uyandığımda,
    gördüğüm düşü hayra yorarım
    açmasına açarım da
    göğsümün altın kafesini
    korkarım
    ya bu gece
    güvercinler
    yüreğimden başka bir ülkeye
    göç etmişlerse.

    çünkü, ben ilyas
    hasköy'lü -
    kör ilyas,
    şu koca istanbul şehrinde
    yenicami önünde
    sanki dünyanın bütün
    açlarını
    doyuruyormuş gibi
    gururlanan bir sevinçle
    darı satarım
    savrulması için güvercinlere.

    BEHÇET AYSAN


    AY IŞIĞI CİNAYETİ

    sokak fenerine asmış kendini
    ay ışığının
    biri
    şehrin
    ortasında

    ölmemiş
    hâlâ dipdiri.

    bir tek yıldız yokken
    gökyüzünün hurcunda

    turuncu bir ay
    yalnızca

    çıplak soyunmuş
    bütün örtülerini.

    niye yaptın ay
    ay ışığı

    sızmıştı bir saat önce
    gözlerimle gördüm
    yanında
    şarap testisi
    ve bütün şarkıları

    bir türlü
    söyleyemediği.

    asmış kendini.

    BEHÇET AYSAN


    BİR EFLATUN ÖLÜM

    kırgınım, saçılmış
    bir nar gibiyim

    sessiz akan bir ırmağım
    geceden
    git dersen giderim
    kal dersen kalırım

    git
    dersen
    kuşlar da dönmez, güz kuşları
    yanıma kiraz hevenkleri alırım

    ve seninle yaşadığım
    o iyi günleri,
    kötü
    günleri bırakırım.

    aynı gökyüzü aynı keder
    değişen bir şey yok ki
    gidip
    yağmurlara durayım.

    söylenmemiş sahipsiz
    bir şarkıyım

    belki
    sararmış
    eski resimlerde kalırım

    belki esmer bir çocuğun dilinde.

    bütün derinlikler sığ
    sözcüklerin hepsi iğreti

    değişen bir şey yok hiç
    ölüm hariç.

    aynı gökyüzü aynı keder.

    BEHÇET AYSAN


    DIŞARDA KAR

    kar yağıyor dışarda
    sokak lambasına düşüyor
    ve serçeler
    üşüyor

    kenarları hafifçe yanmış
    sayfalarına kan
    sıçramış
    bir kitapta
    nâzım hikmet
    okuyorum.

    dışarda kar yağıyor
    ve dağ lokantasına
    gidiyor
    zengin
    kasabalılar.

    kar yağıyor dışarda
    mektubun yeni gelmiş
    istanbul
    kokuyor.

    dışarda kar yağıyor
    seni seviyorum.

    BEHÇET AYSAN


    KARASEVDA

    ak bir yaban güvercini
    gibiydin aşk
    vişnelere
    bulaştın kirlendi beyazın.

    takılamayan
    telli duvak

    verilemeyen mendil

    düşlerde
    kaldın.

    al üstüne mor giymiş
    körkuyularda
    körkuyularda

    sevdadan delirmiş.

    ah yüzüne bütün kapılar
    kapanmış senin
    ıtır
    ve yasemin kokulu günah.

    çıkılamayan yıldız
    gidilemeyen iklim

    kimbilir hangi limanda
    hangi gemiye
    yüklenmiş.
    al üstüne mor giymiş
    körkuyularda
    körkuyularda

    sevdadan delirmiş.

    düşlerde
    kaldın.

    Behçet AYSAN
    (Karasevda)

    KANLI ZAMBAK

    onu vurdular, gözümle gördüm onu
    ak bir zambağa binmiş
    gidiyordu

    zambak dur, sana da bulaştı kan.

    bir damla gözyaşından
    doğurmuştu anası onu,

    bir avuç sevinçle
    büyüttü.

    bir avuç hüzünle
    nice zorluklar

    nice ayrılıklar
    ve saçlarına beyazlar
    düşürerek.

    onsekizindeydi
    bir sevgilisi vardı,

    aynı mahalleden
    eyüpten.

    henüz öpmemişti bile

    konfeksiyonda
    çalışırdı.
    onu vurdular
    gözümle gördüm onu

    bir güvercin havalandı.

    eyüpte, o basma
    perdeli evde,

    kurudu saksıdaki sardunya

    birdenbire

    çatladı
    bir fotoğrafın camı.

    tel çerçeveli

    düştü
    radyonun üzerinden

    yere.

    dağıldı kitapları

    dağıldı şiirler
    ve roma hukuku

    güvercin
    konamadı.

    onu vurdular, gözümle gördüm onu
    ak bir zambağa binmiş
    gidiyordu

    zambak dur, sana da bulaştı kan.

    BEHÇET AYSAN
    (Karasevda)


    KUŞLAR DA GİTTİ

    yalnızlık senin o konuşkan kuşun
    hani hep duvarlara anlattığın
    hapislerden kalma sürgünlerden.

    yalnızlık senin o konuşkan kuşun
    bulutlar taşıdığın yakut sürahide
    begonyalar büyüten eski alışkanlık.

    yalnızlık senin o konuşkan kuşun
    kırk kapıdan geçmiş kırk kilitten.

    yaralı, dili lal, kanadı kırık
    vurulmuş başında bir yokuşun.

    BEHÇET AYSAN


    SEVMEYİ UNUTANLAR İÇİN

    sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
    yalan her şey gibi
    aşklarınız da.

    yaşamı ölüm
    diye anlatıyorlar size
    yalanı gerçek diye.

    ne leylakların
    tomurundan
    haberiniz var

    ne önünüzden
    kara bir tabut
    gibi geçen geceden.

    sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
    yalan aşklarınız
    da.

    BEHÇET AYSAN
    (Karasevda)


    KARANLIKTA NAKIŞ İŞLEYEN KIZLARA

    karanlıkta nakış işliyor kızlar
    kızlar yasak düşlerde yalnızlar

    o sakallrında saklı elması
    büyüten aynalarında çatlağı

    yalnızlar

    mor bir ayrılığa gazel söyleyen
    turuncu bir aşkla lacivert kedere

    yalnızlar

    siz de kucaklayın yağmurun sesini
    akasyalar da açar bir gün gelir

    yalnızlar yalnızlar
    karanlıkta nakış işliyor kızlar.

    BEHÇET AYSAN
    (Karasevda)


    BEYAZ GECELER

    Bütün hayatları bilmek isterdim
    ilginç geliyor bana bir gemicinin
    anlattıkları
    eskiyen
    aşkaları bırakıp
    yeni yükler aldıkları

    beyaz bir gecede.

    bilmek isterdim
    çamlıhemşin' li fırıncı
    ustanın
    niçin
    batum'dan göç ettiğini
    kömür yüklü mavnayla

    beyaz bir gecede.

    beyaz bir gecede
    beyaz bir gecede

    savrulmuş
    buralara

    saraybosna'dan
    elinde hiç işlemediği

    nakışı

    kış zorlu
    makedonya komitacı dolu
    buğulanmış camları vagonların

    bakışı mavi gözleri dalgın
    o kadın

    doğurmuş sanra annemi

    bilmek isterdim
    bozüyük bilecik arasında
    bin dokuz yüz kırk yedinin martında

    tipi
    ve aç kurtlar
    saldırınca

    tepesinde bir telgraf
    direğinin

    donan
    gencecik hat bakıcısının

    hayatını.

    beyaz bir gecede.

    ne söylenecek
    bir türkü

    ne yazılacak
    bir roman

    olan

    bütün hayatları

    yaşanmış
    bütün hayatları
    bilmek isterdim.

    beyaz bir gecede.

    BEHÇET AYSAN
    (Yitik Zaman Peşinde)



    BEYAZ GECELER

    Bütün hayatları bilmek isterdim
    ilginç geliyor bana bir gemicinin
    anlattıkları
    eskiyen
    aşkaları bırakıp
    yeni yükler aldıkları

    beyaz bir gecede.

    bilmek isterdim
    çamlıhemşin' li fırıncı
    ustanın
    niçin
    batum'dan göç ettiğini
    kömür yüklü mavnayla

    beyaz bir gecede.

    beyaz bir gecede
    beyaz bir gecede

    savrulmuş
    buralara

    saraybosna'dan
    elinde hiç işlemediği

    nakışı

    kış zorlu
    makedonya komitacı dolu
    buğulanmış camları vagonların

    bakışı mavi gözleri dalgın
    o kadın

    doğurmuş sanra annemi

    bilmek isterdim
    bozüyük bilecik arasında
    bin dokuz yüz kırk yedinin martında

    tipi
    ve aç kurtlar
    saldırınca

    tepesinde bir telgraf
    direğinin

    donan
    gencecik hat bakıcısının

    hayatını.

    beyaz bir gecede.

    ne söylenecek
    bir türkü

    ne yazılacak
    bir roman

    olan

    bütün hayatları

    yaşanmış
    bütün hayatları
    bilmek isterdim.

    beyaz bir gecede.

    BEHÇET AYSAN
    (Yitik Zaman Peşinde)



    ATEŞ DERESİ

    -ceyhun a. kansu' nun anısına

    ateş deresi iki tepenin arası
    uzak kıyılarında şehrin, varoşlarında
    kirli sarı dumanlar yükseliyor
    bacalarından.
    paslı
    çinkolarla kaplı çatılarında
    geçen yazdan kalmış uçurtma
    kuyrukları.

    yağmurlu bir öğle üzeri geçtim
    çamurlu yollarından
    bin dokuz yüz seksen birin şubatı.

    on bin işsiz yaşıyor burda
    yozgatlı, erzurumlu, sivaslı
    on bin dul, on bin yoksul ve aç.

    ya çocuklar, dünyanın en güzel
    çocukları
    yırtık lastikler
    ayaklarında
    okula gidiyorlar, çantalarında
    göçlerin tarihi ve yoksulluğun
    coğrafyası
    taşıdıkları.

    tarihi değiştirecek olan çocuklar
    dünyanın en güzel çocukları.

    BEHÇET AYSAN
    (Yitik Zaman Peşinde)


    ÇİÇEKÇİ KIZ

    yalova termal yolunda
    çiçek satan çiçekçi kız
    saçlarına papatyalar
    takmış
    şarkılar
    söylüyor bir yandan.
    kederli şarkılar

    haydi
    çiçeklerim var.

    bunlar küpe çiçeği
    boynu bükük
    ülkem
    gibi.

    bunlar mor
    beyaz
    kartopu
    çiçekleri

    karayazılı
    erguvan

    üzerlerine bulaşmış
    abilerimim kanı.

    bunlar zebra çiçeği
    bayım,
    hiç
    görmediniz mi

    taşır aynı gökyüzünde

    hem umutlu ayçayı
    hem karanlık bir güneşi

    ama sizin gökyüzünüz
    var mı ki.

    çiçeklerim var
    çiçeklerim

    ya küsmüş sardunyalardan
    almaz mısınız

    pembe açar
    pembe düşler için

    düşleriniz var mı ki.

    yalova termal yolunda
    çiçek satan çiçekçi kız
    saçlarına papatyalar
    takmış
    şarkılar
    söylüyor, tehlikeli.

    BEHÇET AYSAN
    (Yitik Zaman Peşinde)


    YAZMADAN EDEMEDİM


    rüzgâr bu şiiri sana götürsün
    kâğıttan yaptığım
    o işlemeli
    kayıklar
    fırtınalara
    dayanan.
    koş rüzgâr koş.

    yazmadan edemedim


    BEHÇET AYSAN


    AŞKIMIZIN O KARARAN


    1.
    koştum sana geldim ey acı

    ey terkedilmiş
    ilençli dinginlik

    ey yenilmiş
    bir aşkın şarkısı

    işte geldim.

    bir daha dönülmeyen
    o noktada

    yıkık

    barakalarla kaplı
    bir çıkmaz sokakta

    erirken

    akşamın köpüğü

    sadece
    yalnızlıktı

    her şey tenha.

    2.

    bakın orda

    tozlu yapraklarında

    eski
    anıların

    bakın orda
    bir eylül

    vurunca hayatımızın
    bordasına

    ne çıkar

    eylülse eylül

    bakın orda

    bir adam saklanıyor
    bir otel odasında

    esmer gözlüklü

    bir adam
    saklanıyor üç yıldır

    adı behçet aysan.

    3.
    ve hüzünlü günler
    sürer giderdi

    ben de biner giderdim
    bir düş atına

    yakalayamazdı

    küflü ıslak
    taş avlular

    biner giderdim

    al bir düş atına.

    4.
    ey gümüş yürek burgacı

    ey yenilmiş
    bir aşkın şarkısı

    ey keder
    ey acı
    işte gidiyorum

    düşerken
    ardına söğütlerin

    kan
    portakalı

    gibi bir güneş

    düşerken ardına bütün
    mutlulukların

    ve

    aşkımızın bizim
    o kararan.

    eylül 83'
    BEHÇET AYSAN
    (Eylül)


    BU AŞK, BU ŞEHİR, BU KEDER

    1.
    hoşça kal ayak izim
    serseri sokaklarda
    hoşça kal

    kendine bir başka
    gökyüzü büyüten

    kardeşim

    gece feneri

    hoşçakal kal çaldığım

    ıslık

    söylediğim türkü
    doludizgin karlarda.


    hoşça kal

    annemin
    yüzü

    hep beyaz yaşmaklı

    sırı dökülmüş bir yalnız
    aynada.

    hoşça kal

    dolunayın
    altında

    ıhlamur ağaçlarına

    kazıdığım
    şey

    hoşça kal uzaklarda yanan
    anızların parıltısı hoşça kal.

    2.
    bir gün gelecek bu gün de
    bir anı olacak nasılsa

    oturduğumuz bu masa
    bu kum saati, bu rüzgar, bu eski
    komodin

    bu kırık
    sandalye

    bu kelepir yürek
    bu aşk
    nasılsa.

    3.
    hoşça kal ayak izim
    serseri sokaklarda

    hoşça kal

    yarım kalmış
    duvar yazıları

    hoşça kal

    bir gün gelecek
    akacak yeraltı suları

    hoşça kal

    yakut, bezirgan, gön

    hoşça kal eski zaman
    aktarları

    gidiyorum

    bu şehri bu yağmuru
    bu düşleri

    bu aşkı bu kavgayı bu kederi

    size bırakarak.

    BEHÇET AYSAN


    BEYAZ BAŞÖRTÜLÜ KADINLAR

    sıcak bir ağustos gecesi, cordoba

    uykuya hazırlanmakta, tıp öğrencisi
    jose antonio yeni ayrıldı arkadaşından
    şehrin ortasından kenar mahallelere
    giden son otobüse koşarak bindi.

    mavi bir yıldız bir işaret fişeği
    gibi indi

    gökyüzünden çok aşağılara.

    ve jose antonio
    düşündü ansızın sevgilisini.

    otobüs sarsılarak duraklardan
    kalktıkça, uykusu bölünen
    yorgun işçiler birer birer gittiler

    ağır homurtularla otobüs
    ağaçlı tepeyi aştı

    bir tek yolcu jose antonio kalmıştı.

    saat 23:45, bir çam dalı ıslık çalmakta

    karşı balkondaki komşu kadın telaşla
    içeri girdi ve ışıklar silindi.

    hiçbir şey anlamadı jose antonio
    güz yaklaşıyordu, hüzün ve sınavlar
    bahçe kapısını yavaşça araladı, sabah
    suladığı sardunyaya baktı.

    yüreğinde o güne kadar yaşayamadığı bir
    telaş, hemencecik gidip yatağa uzanmak

    günün son sigarasını yaktı.

    anası babası ve öğrenci kardeşi
    uyumuşlardı, pencereler karanlıktı

    anahtarı cebinden çıkardı

    ne çok ışık hepsi yandı
    ağaçların arasında otomobil farları

    jose antonio şaşırdı
    silahlar üzerine doğrulmuşlardı.

    saat 02:25, kenar mahalledeki evin içi

    bütün kitapları yerlerde
    şiirler, ders notları, mektuplar

    ve fotoğraflar, söyle bu resimdeki kız kim
    ya bu sakallı arkadaşın

    bildiriler nerde
    söyle söyle söyle söyle

    sandıklar boşaltılmış, anasının çeyizleri
    dolaplar, mutfak rafları, tabaklar
    yataklar yırtılmış, delik deşik.

    o gün ilk defa jose antonio
    ilk de and dağlarını ne zaman
    görmüştü
    küçük
    bir çocukken babasıyla

    oğlum demişti özgürlüğü halkın
    işte bu dağlar kadar

    peki şimdi niye ağlıyorsun baba.

    bir gün sonra sabah, toplama kampı la perla

    çok erken saatlerde beni hücreden
    aldılar, gözlerime siyah bezden bir bant
    taktılar, bir aracın arka koltuğuna
    boylu boyunca yatırdılar,

    -fısıltılar.

    hareket ettik, korna sesleri duyuluyordu
    cordoba' nın kalabalık caddelerinden
    birisine çıktığımızı anladım.

    o dakika gittikten sonra durduk

    -küfürler.

    yere basmam söylendi, bastım, eğil dediler
    eğildim, yürü dediler yürüdüm.

    ayakkabılarımın bağı hücrede alınmıştı
    kalemim, saatim, gözlüğüm.

    ayak sesleri çoğaldı
    ve silah şakırtıları.

    kan ter ve sidik.

    görmek duymak dokunmak koklamak tatmak
    sedef karanfil şarkı kadife ve tarçın

    unutulmuştu.

    gözetleme deliği olan demir kapılı
    bir odada.


    gözetleme deliği olan demir kapılı
    bir odada.

    üzerime kanlı bir pijama giydirdiler

    ayaklarım
    zincirle birbirine bağlandı
    ve ellerim

    kenarları yüksek
    tahtadan yatağa yatırdılar.

    duvar.

    gözetleme deliği olan demir kapılı
    bir odada.

    on iki gün sonra
    jose antonio da

    desparecidosdu.

    yedi yıl geçtikten sonra, plaza de mayo

    yürüyorlar alana doğru
    binlerce beyaz başörtülü kadın

    ve binlerce yitik fotoğrafı
    genç yaşlı kız erkek

    binlerce desparecidos.

    analar ve anılar

    eşler kardeşler çocuklar

    geri istiyoruz onları
    geri istiyoruz onları.

    şu bıyıklı
    manuel, öğretmendi

    arkada hudeibro, maden işçisi
    jose parrada, santiago nattino

    ve işte jose antonio'nun annesi
    elinde oğlunun kocaman bir resmi.

    geri istiyoruz onları.

    -jose antonio benim.

    BEHÇET AYSAN
    (İzmit Şiirleri)

    şiirle ilgili notlar:

    beyaz başörtüsü : Arjantin'de binlerce kayıp annesinin protesto gösterilerinde kullandıkları, dönemi yargılayan simge.

    la perla: Cordoba kentindeki toplama kampı ve işkence merkezi. Aynı zamanda inci anlamına geliyor

    desparecidos: Arjantin' de kayıplara verilen ad.

    plaza de mayo: Mayıs alanı. Her yıl darebe yıldönümünde kayıp annelerinin protesto gösterileri için toplandıkları yer.


    AŞK İÇİN PRELÜDLER

    1.
    İstasyon önünde bir top ağaç

    ağacın
    gölgesinde

    ben

    ve uzanıp giden
    sapsarı bir tül

    bozkır

    ve bir türkü

    "daha senden gayrı aşık mı yoktur
    nedir bu telaşın vay deli gönül"

    ve bir tren

    ne bir düdük çalar
    ne el eder

    kar yüklü yağmur yüklü

    kalbim gibi
    keder yüklü
    bir tren

    durmaksızın geçer

    o böyle bir akşam böyle bir trene
    bineceğini düşler

    ben
    böyle bir akşam böyle bir trenden
    ineceğimi
    avunuruz.


    2.
    sevdalar vardır
    derin kuyularda
    eski sarnıçlarda
    yaşar
    gün görmüş
    acılar bilmiştir

    direnir

    kim bilir kaç işgal geçirmiştir

    yurdum gibi

    3.
    sen yanıma gelince
    yıldızlar
    koşuşur karanlığa

    güvercinler
    ayaklanır

    rüzgar rüzgarla konuşur

    büyülü bir gülüş olur zaman

    savrulur
    yanık ekinlerin tınazına.

    4.
    sen yanıma gelince
    bahar

    dallarını kuşanır

    zümrütten bir
    zümrüdüanka

    kanat vurur içime

    solar kanla işlenmiş

    narçiçeği
    kanaviçe

    sen yanıma gelince

    ve nakkaşlar

    yüreğimin nakkaşları

    yorulup

    uzun bir uykuya dalar
    sen yanıma gelince.

    5.
    sen yanıma gelince

    gelin
    gibi bir gelincik

    süslenir

    sulardan aynalarda

    yel değirmenleri
    öğütür ne varsa

    kederi

    ve belki

    bir milyon
    istiridye avcısı
    inciler
    çıkarır

    sütbeyaz
    bir sevdanın

    diplerinde.

    6.
    ayrılıklar bildim acılar
    yaşadım

    okudum

    tahir ile zühreyi
    kerem ile aslıyı

    ve ferhat ile şirini
    ağlamadım
    da

    senin öykünü duyunca
    dayanamadım

    kendini zeytin ağacına asan

    on iki yaşındaki
    kuma.


    7.
    süngüler aşkı yasaklayamaz

    uzansam tutabilirim ellerini
    süngüler

    düşleri
    yasaklayamaz

    bir dahaki duruşmada

    giy
    gelinliğini

    düşlerde olsun

    ilk
    gecemiz.

    BEHÇET AYSAN


    DENİZ FENERİ

    sabaha böyle bir ağaç hışırtısı
    saatin 03'ü vurduğu zamanlar
    iki yüreği birden ayağa kaldırırdı.

    ayaklanan yüreklerden biri olimpos'a gizlenirdi
    biri anadolu bozkırında.

    tam o vakit, suların koşarak
    rüzgara aktığı

    gökyüzünün uçsuz bucaksız denizi durulurdu.
    bir durulan deniz bendim
    biri karşı kıyılarda

    ve sabah onun için bir yol bulunurdu
    akmaya

    kibele koşar gelirdi.

    ve yine öylesi bir anda
    bir salyangoz tırmanırdı aynı inciri
    bir küflü kilidin tık sesi duyulur
    saksılarda aynı sardunyaların gerinmesi

    bir yaşlı kadın kalkar
    suskun adımlarla yürür

    terliklerini giyer

    istavroz çıkarır veya yasin
    okurdu

    kilometrelerce uzakta
    ve aynı anda.

    keder bir buğu gibi yükselirdi
    bir şiir başladığı dizeleri yazar

    ocaktaki ateş çıtırtılarla yanardı.

    uçmaya
    hazırlanan külrengi bir kuş

    beş uzun yıl sonra sürgünden
    dönen bir adamın odasına

    girebilirdi.

    hasret girebilirdi
    direnme girebilirdi
    yitirilmiş bir aşk girebilirdi.

    adam odadan çıkar giderdi.
    çünkü ayios pavlos cezaevinin
    ve kartal maltepe' nin avlusunda

    düşünceli dolaşan birinin gölgesiydi.

    gölgesiydi gölgelenmiş güneşin
    umudun öldürülüşünün

    postalların bütün güzellikleri
    çiğnemesinin
    zakkumun ve bethoven' in
    şiirin ve aşkın
    yasak edilişinin gölgesiydi.

    oydu
    ter ince bir ırmak gibi akarken
    spil dağı eteklerinde
    ve tırhala'da tütüne koşan
    yüzü aynı esmer reçber.

    başka bir yerde başka bir esmer yüz
    mazgalların arasından

    gökyüzüne bakıyordu

    ürkek sarı
    kaçak yıldızlara

    başının üstünde mazgallarda
    nöbetçilerin ayak sesleri.

    üç gün önce getirmişlerdi
    üç gün üç gece

    sadece zeytin
    ekmek ve sigara.

    demir kapıda küçük bir delik
    havalandırma

    yukarda ürkek
    sarı kaçak yıldızlar.

    tutuklunun adı
    takis petrulastı.

    belki de onun türkçesiydi.

    o gece yarısı
    oturdu ilk şiirini yazdı.


    BEHÇET AYSAN
    (Deniz Feneri)



    TAKİS PETRULAS'IN BARBA HRİSTOS'A ŞİİRİ
    ANISINA


    onu yine gece yarısı götürmüşler
    yaralı yüreği ve buzukisi masada
    kuru ekmek şarap yarım şiirler
    yıllardır görmediği bir çocuk resmi
    eksik kalan eksik bırakılan şeyler
    yazdığı son mektupta söylemişti
    gurbetse eğer benim için kendi ülkem
    bir yol, parlak yıldızların yolu
    dikenli tellerin arasında bir yol
    zeytinlerin limonların arasında.

    sürgünde izbe barakalarda birlikte
    kucaklardı seslerimiz yükselir göğe
    hey zor günlerin, acıların kapetanı
    yine yükselecek yüreğimizin şarkıları
    ne nöbetçi dinleyecek ne dar kapı
    kara bulutlar ayak altına girecek
    gür beyaz kağıtlarda barba hristos.

    BEHÇET AYSAN


    FALANGA

    çıkarın rüzgarın kelepçesini
    size soracak sonra yıldızlar
    dağlar koşacak denize doğru
    günler ise özgürlüğe doğru
    çıkarın rüzgarın kelepçesini.

    çıkarın sözün ağzından kilidi
    size soracak sonra geleceğimiz
    evlere giden kanlı giysilerle
    baharda açan kardeşim gelincik
    çıkarın sözün ağzından kilidi.
    çıkarın ışıkların peçesini
    hapishanelerin taş avluları
    ve mezarlarda dolaşan analar
    şarkılarımızın ecılı ezgileri
    çıkarın ışıkların peçesini.

    birlikte yürüsün gölgeleri
    birlikte yürüsün ölülerimizin.

    onu tanımıyordum hiç görmemiştim
    sinemanın önünde buluşacaktık
    yakasında bir kırmızı karanfil
    benim elimde ikiye katlanmış
    bir avgi olacak.

    buluşma saati geçti
    kimse gelmedi.

    anlamıştım
    sintağma alanına kaçmaya başladım.

    peşimdeler.

    geceye kadar koştum
    koyu bir karanlığın içinde.

    barba hristos'un anlattıkları
    hep aklımdaydı, eski kapetan.

    bir gün başkaları da bizi anlatacak
    hazır olalım sözlerin
    pas tutmayanı için
    çamura bulanmamış çığlıklara.

    adımız buydu diyelim
    yerimiz buydu, işte tarih

    ölü ellerle değil
    sevgiyle yarattığımız
    işte gökyüzü

    adımız buydubir aşk adı
    rüzgarımız denize doğru

    ak köpüklü denize
    eşitliğin barışın kardeşliğin
    yeleleri terli kanatlı atına.

    ak köpüklü denize.

    poseidon' un altın arabasıyla
    dolaşmaya.
    "günlerce dolaştılar ormanlarda
    ve korularda ve pınar başlarında
    ve bütün ırmakların kıyılarında

    onu aradılar, artemisi.

    sonunda bir denizde yıkanırken
    buldular, artemis başladı kaçmaya
    o kaçtı, onlar kovaladı, o kaçtı

    naksos adasına vardılar.

    orada artemis ansızın yok oldu
    yerini sütbeyaz bir dişi geyik aldı.

    iki kardeş artemisi unutup, geyiği kovalamaya
    başladı bu kez, birbirlerinden ayrıldılar

    ağaçların
    arasındaydılar.

    bir süre sonra otos geyiği gördü
    ephialtes de görmüştü.

    tam ortalarındaydı geyik.

    birden mızraklarını savurdular.

    o anda geyik kayboldu gitti.

    otos'un mızrağı ephialtes'e
    ephialtes'in mızrağı otos'a.

    öldüler.

    poseidon'un oğullarıydılar."


    BEHÇET AYSAN
    (Deniz Feneri)


    BARBA HRISTOS'UN ANLATTIKLARI

    hep yol boyunca düşündüm bunları
    sadece kuşlardı aralanınca ölümün kapısı
    şarkı söyleyen çıplak ve yalnız.

    sesleri çarkların ve dişlilerin
    seslerine benzeyen kuşlardı.

    babam derdi ki,
    "bütün tiranlar ölümlüdür"

    "acılı günlerde daha çok konuşacaksın
    ama zorda kalınca da susmasını bileceksin"

    eskiden merdiven altlarına gizlenen gölgem
    o saklı bulutların izlerine yapışmış
    gök köpürdüğü zaman çılgın düşlere dalan

    çocuktu.

    gümüş kararmıyordu ıslak değildi yağmur
    iğdelerin ve keçi boynuzunun üzerinde
    henüz gezinmemişti kanlı ellerimiz.

    ay yıkılınca
    ay yıkılınca

    koca bir çınar gibi üstümüze
    sislerin arasında kırmızı bir ay.

    kimi sözleri söylemeye sevda yetmemişti
    aşkın bile umarsız halleri olurdu
    peki şimdi kim bildirecekti ateşin vaktini

    bize.

    Behçet AYSAN

    GÜNEŞ ÇALDI KAPIMI

    çok yalnızdım ve güneş çaldı kapımı
    sürgünden yeni dönmüştüm, makronissos
    orda kurak ve ıssız bir yüreğim
    vardı
    (şimdi sizin yürekleriniz gibi)

    onu da getirmiştim.

    arkadaşlarım hariç
    herkes beni terketmişti.

    yaşamım uzun bir deniz yolculuğuna
    dönüşmüştü

    git git varılmayan
    kıyısız bir deniz.

    evet, herkes terketmişti
    sevgili ve hüzünlü pire

    eleni bile.

    ve güneş çaldı kapımı
    kapımı çaldı güneş.

    gerisini biliyorsunuz.

    BEHÇET AYSAN
    (Deniz Feneri)


    FESLEĞENLER

    bir gün girit'e geri döndüm.

    tam üç uzun yıl geçti, deniz
    orda her gün köpürürdü.

    ve yaşlı bir kadın her gün ağlardı

    hiç dönmeyecek olan
    bir balıkçı teknesini bekler gibi
    aynı kıyıda.

    çakıl taşlarıyla
    rengarenk,

    kırmızı mendil ve usul sesli türküleriyle


    oğlundan,
    bir tutukevinden gelecek
    mektubu.

    üç uzun yıl
    benim kapımı çalan güneş
    onun konuk gecesiyle durmadan yer değiştirdi.

    fesleğenler kırağılarla
    eski gemi artıkları
    saban demirleriyle

    yer değiştirdi.

    beklediği mektup
    hiç gelmeyecekti.

    biraz önce nikos'u tuvalete götürdüler
    hücremin önünden geçerken
    ıslık çaldı

    ve korkunç güzel
    bir portakal kokusu yayıldı ortalığa

    nikos'un ıslığından.

    oysa sıcak bir geceydi ve yazdı.

    işte o portakal kokusu
    hatırlattı bana

    bir gün dönmüştüm diye başlayan
    selaniğe, pireye, atinaya, pireye

    barba hristos'un dönüş öykülerini.

    gece yarıları başlayan
    gece yarısı götürülmelerle

    dönüş öyküleri.

    BEHÇET AYSAN
    (Deniz Feneri)


    TAKİS PETRULAS' IN SELANİKLİ YILDIZA ŞİİRİ

    ne zaman kalkacak selanik treni
    dolunay buluta girdiği zaman
    acı bir siren çalacak ilk önce
    yüreğim prangada burkulacak
    bir daha ne zaman ve kim bilir.
    ne zaman kalkacak selanik treni
    gece mavisi göründüğü zaman
    bir mendil sallayacağım uzak şehre
    uzak ayrılıklara kara bir mendil
    her şey burda bitmiş midir.

    ne zaman kalkacak selanik treni
    yine bir yıldız düştüğü zaman
    tutuşacak orda kurumuş otlar
    bir yıldız ki bizleri anlatan
    gökyüzünden onun için inmiştir.

    ve günler sonra babulina sokağından
    çığlıklarla yeni bir konuk daha gelir

    zayıf sarışın mavi gözlü nikos
    takis petrulas'ın karşısındaki hücrededir.

    evlerde ve işyerlerinde
    takvimler 25 nisan 1972'yi göstermektedir.

    böyle anlarda
    insan sesi ya da bir şarkı
    ekmek gibidir

    su gibidir
    üç günlük susuzluğa.



    hani şarkılar vardır
    dilini bilmediğin

    bir tek sözcüğü
    bütün bir hayatı anlaır sana

    manos loizos'un şarkıları gibi.

    o gün, öğleden
    akşama doğru akarken zaman
    ince bir su gibi ve manos loizos'un
    şarkıları gibi

    takis petrulas ikinci şiirini yazar.

    BEHÇET AYSAN


    İŞÇİ MİHALİ'NİN ÖLÜMÜ

    kurumuş kan çamur lekeli bir fes
    petrol lambasının ölgün ışığında
    bir gül gibi parıldıyordu yarası.

    sakar gençlik, evli, cebinde revolver
    geceleyin gizlice yasak kitaplar
    doyceorientbank yün ipek şeker.

    kahvelerin derme çatma peykeleri
    bira meze yongo gazinosu rıhtımda
    ayak bileklerinde zil ermeni kızları.

    minareler çan kuleleri surlar
    trenler cepheye asker götürüyor
    1904, karanlık bir oda gibi selanik.

    serez çarşısı dokumacılar grevi
    ve bütün grevlerin iki önderi
    biri rum biri türk, kandiya'dan.

    gün ortasında esmer bir gece
    veles demirkapı hattı greviydi
    bir kurşun, işçi mihali yerde.

    kurumuş kan çamur lekeli bir fes
    petrol lambasının ölgün ışığında
    bir gül gibi parıldıyordu yarası.

    hristos henüz kundaktaydı öldürüldüğünde
    babası. kandiya'dan gelen arkadaşları
    onun mavi taşlı mezar boncuğunu çıkartıp
    mihali'nin eski ceketinin
    cebine koydular ve
    ağladılar.

    "giritli doğmak ağır bir şeydi."
    kuğulardır ölüme giderken birlikte
    şarkı söyleyen.

    barbadan bir daha haber alamadım.
    ikş yıl sonra yaros adasında, sürgünde öldüğünü
    öğrenecektim.

    aşk için şarkılar söyler dururdun
    ayrılık için şarkılar

    on sekiz yaşın
    bir sokak ortasında

    gülüp durunca sana
    ve yıllar sonra

    bilemezsin ne yapacaksın.

    rüzgarı nasıl kucaklayacaksın
    denizi nasıl alıp da yüreğine

    alıp da

    o hala acemi yüreğine
    bir çocuğun gülüşüyle sokacaksın.

    takis petrulas geceye kadar
    koşarken koyu bir karanlığın içinde

    aynı tarihlerde,

    bemim de ranzamın kıyısından
    kız kulesinin ışıkları görünürdü

    ve lacivert deniz.

    kırık kurşunkalemim
    dolaşırken sarı kağıdın üstünde.

    BEHÇET AYSAN


    KIRIK BİR KURŞUNKALEMİN ŞİİRİ

    yollar uzak ay bedir
    sırtımda gümüş hançer
    yürürüm de ölemem
    kan damlatır karanfil.

    usulca mavi bir kar
    kara geceye düşer
    tutuşur fundalıklar
    gelir kalbimi yakar.

    gün olur belki öper
    ay ışığı acıyı
    o yaralı cerenler
    yanık sulara iner.

    yollar uzak ay bedir
    sırtımda gümüş hançer
    yürürüm de ölemem
    kan damlatır karanfil

    BEHÇET AYSAN
    (Deniz Feneri)


    ZEYBEKİKO

    yıldızları say, şu yıldız aşkın kurşuna
    dizilişidir
    öteki ölümün çarmıha gerilişi
    ve o ilerde hiç konuşmayan
    susuşun üvey yıldızı.
    solgun, yanıp sönen
    düşmanlıkların

    bir gün olmayacak düşmanlıkların
    olmayacak mitralyözlerin
    barikatların

    tutuklu kamplarının
    ve tel örgülerin parlak yıldızı.

    sana sesleniyorum, sesimi duy
    beni anla.

    bir batık gemiden esen
    deli rüzgarla

    geldim yanına
    senin, deli rüzgarla.

    yağmurda
    kararmış, adları okunmayan

    kırılmış mermerleri, yosun bağlamış
    sarıkları, harçları
    bilemem hangisindedir
    yitirilmiş gömüt taşları

    karların altındadır.

    ilkyaz gelince
    sürgün açar ölülerimiz
    yan yana.

    aynı topraklarda.

    kalkar
    horon teperler ve sirtaki.

    giritten dedem seslenir
    foçadan senin deden

    ilkyaz gelince

    aynı taştan evlerde
    aynı at arabalarına binip

    verirlerdi aynı selamı

    aynı gelinciklere

    ve aynı suların şarkısıyla.

    hey takis petrulas
    yıldızları say

    yoksa bir yıldız da
    sen ekle
    ben senin dostunum.
    hey behçet aysan
    yıldızları say
    yoksa bir yıldız da
    sen ekle
    ben senin dostunum.

    solgun, yanıp sönen yıldızların.

    yıllar sonra yine sabaha karşı
    yine böyle bir ağaç hışırtısı

    saat 03'ü vurduğu zamanlar
    bana bu şiiri yazdırdı.

    saatin 03'ü vurduğu zamanlar
    iki yüreğim birden vardı.

    ya batık bir gemi ya bir deniz feneri.

    1985 eylül, 1986 temmuz
    ankara
    BEHÇET AYSAN
    (Deniz Feneri)

    Not:
    Takis Petrulas: Şiirde geçen düşsel bir şair[/b]

  2. #2
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:23
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BEYAZ BİR GEMİDİR ÖLÜM

    sen bu şiiri okurken
    ben belki başka bir şehirde olurum

    kötü geçen bir güzü
    ve umutsuz bir aşkı anlatan

    rüzgarla savrulan
    kağıt parçalarına
    yazılmış

    dağıtılmamış
    bildiriler gibi

    uzun bir yolculuğa hazırlanan
    yalnız bir yolculuğa.

    çünkü beyaz bir gemidir ölüm

    siyah denizlerin hep
    çağırdığı

    batık bir gemi

    sönmüş yıldızlar gibidir

    yitik adreslere benzer
    ölüm

    yanık otlar gibi.

    Sen bu şiiri okurken
    ben belki başka bir şehirde
    ölürüm.


    BEHÇET AYSAN

  3. #3
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:23
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İPEKTEN GECE GİTME KAL

    İpince ipekten gece
    hışırdasa yırtılır gibi
    çalıyor sessizliğin kampanası
    dışarda, afiş asıyor çocuklar
    uzaktan silah sesleri geliyor
    kal diyor, bir kadın sesi -
    gitme kal,
    ve patlamaya hazırlanıyor
    leylaklar...

    kalbim de.
    BEHÇET AYSAN

  4. #4
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:23
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    TARİH YAZMALARI

    Demdi
    bir bedahşan lal.
    yanmış meşeye eğilmede
    doğru yalana, sevda acıya
    inci mercan firuze
    kile ve kirece
    ve şerbet kana
    altın sırmalı sündüs
    eğilmedeydi ketene.

    Demdi
    yosunlar suları
    sular yosunları emdi
    ve insanlar
    forsa bir deniz anasının
    memelerinden
    somurmaktalardı kederi.

    Demdi
    ve onlar beklerdi
    ki bir gün ses uykudan uyanır
    dal eğilir ışık kıpraşır
    gün değer
    yaşamak sal kullanır
    ve dahi hayat denize benzer
    kalayında el izi
    serinliği
    avuçlayana bir büyük ırmaktır.

    BEHCET AYSAN

  5. #5
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:23
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    DÜELLO !..

    parçalanmış bir aynada
    nakışları esmer bir yüz
    yansısını görüyorum
    perçemleri akdenizli
    bakışları simli sündüs
    parçalanmış bir aynada.

    ah! benim bu deliliğim
    ıssız bir ada arıyor
    yanaşıp çıkınca, şaşkın
    dolaşmış çok önceleri
    yabanıl ayak izleri
    ah! yazık orda binlerce.

    titrek bir mum ışığında
    yeniden sarsak yüreğim
    asla anmayacak aşkı
    bir kez daha yapmayacak
    yine çarpıp kayalara
    su almakta, su almakta
    batmaktadır köhne kalyon
    yıldızları sönmüş gece.

    bir yaz günü oldu bunlar
    gri yağmurlar yağıyordu
    çekildi bütün kılıçlar
    ben bir yanda rakip hayat
    denizse köpürdüyordu
    ve şarkılar söylüyordu
    alabildiğince bir siren
    ölmemi istemiyordu.

    ne parçalanmış bir ayna
    ne mum ışığı kalacak
    birazdan gün ağaracak
    her gece yeni bir düello
    her sabah yeni bir ölüm
    hepsi bu şiire sığacak.

    BEHÇET AYSAN

  6. #6
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:23
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yağmur Dindi

    Yağmur dindi sevgilim, küf mavisi
    bir yağmur
    dingin ruhumun
    tınazını susturan ve aç çocukların
    iniltilerini, bu yüreğimize yürüyen
    yağmur,
    gecenin yağmuru
    dindi.

    bütün bir gece
    düşman pusularına, vişneliklere
    ayağı çaputa sarınmışlara
    kör bir kuyuya ve dinamite
    inen bu yağmur
    gecenin
    yağmuru
    söndüremedi
    pırnal ateşinin soluğunu.

    kozalak yaktım ben de
    sessizlikte-
    ömrümün kozalaklarını
    baştan başa dolaşıp
    ağrıyan ormanı.

    yağmur dindi sevgilim bak dinle
    her şey dindi, acıysa dinmemiş halde.

    Behçet Aysan

  7. #7
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:23
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şahmeran’ın Kalesi

    taş duvarlardan ses geçmeyen
    kapatsalar
    seni nereye?

    -şahmeran’ın kalesine

    bir de kilit vursalar üstüne
    ey uzun yollar
    yolcusu!

    -bakırdan ve acıdan bir kilit.

    ve kenevirden bir urgan
    ki bağlasa seni
    sırsıklam.

    -kalın bir urgan.

    ama yine de
    kalbin dışarıdadır hep
    kaleyi, urganı ve kilidi
    hiç dinlemeyen
    o kalp . . .

    Behçet Aysan

  8. #8
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:23
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    DAĞILAN GÜL
    ne söylersen söyle bu aşk ikimizindi
    ikimizindi bir zamanlar aynı gökyüzü
    bir samanın tutuşması gibi olan şey
    biraz erzurumdu biraz rize biraz mardin
    geniş, dingin, sürekli bir yurt gibi

    ne söylersen söyle rüzgardır duyan
    düşleri çağıran iri siyah gözleriyle
    ve yanıbaşımızda mutlu kalan ne var ki
    belki bir kuş akşamın ölü ağzındaki
    sadece güldür dağılmış ayaklanmaya

    ne söylersen söyle ruhum bağırıyor
    acı içinde bağırıyor giden her şeye
    uzak kapıların ses verip çağırmadığı
    mutsuzluk değil mi biraz da şarkıdır
    üzgün, kırık, iri bir gül gibi kanayan

    ne söylersen söyle bir gün yiteceğiz
    çam seli halinde kalabalık bir orman
    alıp götürecek bizi kuytu ölümlere
    yaşamanın anlamını sorsam da söyleme
    konuştukça bir gemi açılıyor kıyıdan.

    Behçet Aysan

  9. #9
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ANIŞ

    yıkık manastırın orda
    kalbim ki,
    o da
    yıkıktı.
    bir keşiş bıçağıyla dağlanmış
    çiçekbozuğu,
    çopur -
    bir hayat
    acıtıyordu beni sevgilim.
    her şeyin
    hüzne vurduğu yerde
    bütün saatlerin,
    kuzguni bir denizi çoğaltarak
    hayat
    acıtıyordu beni.

  10. #10
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    süngüler aşkı yasaklayamaz

    uzansam tutabilirim ellerini
    süngüler

    ...düşleri
    yasaklayamaz

    bir dahaki duruşmada

    giy
    gelinliğini

    düşlerde olsun

    ilk
    gecemiz


    behçet aysan

  11. #11
    Üye
    fidel Avatarı

    Üyelik Tarihi
    28.02-2008
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    17:03
    Mesaj
    218
    Alınan Beğeniler
    2
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    SEVMEYİ UNUTANLAR İÇİN

    sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
    yalan her şey gibi
    aşklarınız da.

    ... yaşamı ölüm
    diye anlatıyorlar size
    yalanı gerçek diye.

    ne leylakların
    tomurundan
    haberiniz var

    ne önünüzden
    kara bir tabut
    gibi geçen geceden.

    sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
    yalan aşklarınız
    da.

    Behçet AYSAN