Toplam 4 mesajın 1-4 arasındakiler

Konu: Ahmet Erhan

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Ritsos Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.01-2005
    Son Giriş
    20.10-2017
    Saat
    00:10
    Yaşadığı Yer
    Antalya Kaş
    Mesaj
    64
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Ahmet Erhan; söylemini, imgelerini, temalarını yaşamın kendisi kadar çeşitlendirebilen bir şair. Şiiri o yüzden devingendir: Zamana, duyarlılığa, sevgiye, acılara, doğaya, gelişmeye yürür.

    Ahmet Erhan`ın şiiri, `anlatıcı` bir şiirdir. Bu nedenle sözlüğü genişletir. `Anlatıcı` gibi gözüken, ama kelime dağarcıkları sınırlı olan şairlerden değildir. Şiirlerinde hemen hemen her kelimeye rastlayabilirsiniz. İzlekleri belli, daha doğrusu belirli olsa da konu zenginliğiyle insanı şaşırtır.

    BİR BABA İÇİN

    I
    Odamın ışığı yanıyor bütün gece
    Ellerimi dizlerime koyup, ikibüklüm
    bir olağandışılık arayarak
    Gördüğüm, duyduğum her şeyde
    Öylece oturuyorum:
    Güneş parmaklarını sürünceye dek
    Koyu bir karanlığa
    Bulanmış pencereme..

    Bir gece kelebeği
    Dolanıyor lambanın çevresinde
    Usuldan bir rüzgar esiyor
    Yaşlı incir ağacının dallarına yürüyen
    Sütün sesini duyabiliyorum
    Deniz az uzakta
    İç geciriyor boyuna.

    Seninle konuşurduk baba
    Böyle gecelerde, iki bilge gibi
    Karşılıklı bakışarak
    Bazı şeyleri kavrayamasam da, dinlerdim
    Belki sen de yeni bir şeyler bulurdun gecmişte
    O dupduru yüreğini, yılların
    Unutulmuş sularına bırakarak.

    İşte bir minder daha koydum yanıma
    Henüz sıcak
    Sanki yeni kalkmışsın üstünden
    Terliklerin şuracıkta, getireyim
    Çayı da ocağa koyarım istersen.

    Annemse haber bekliyor ruhlardan
    Namaz kılarak, tesbih çekerek
    Sen olsan
    Gülerdin bıyık altından
    -Ben gülemiyorum baba!
    Ama bir insanı yüreğinde duymak için
    Araya bazı kurallar
    Koymaya ne gerek var
    Anlayamıyorum, eğilip kalkmaya
    Dualar okumaya?

    II
    Ağır aksak adımlarla yürüyen gece
    Bana bir şeyleri anımsatıyor
    Boynu uykudan arasıra düşerek
    Pencerenin kanatlarına yaslanmış bir anne
    Kuytu, karanlık bir yolda
    Kocasının ayak seslerini arıyor
    Bir çocuk, sedirin üstünde
    yüzünü ders kitabına gömmüş
    Saate bakıp, geceyi dinleyip
    Kitabından bir yaprak çeviriyor.

    Sessizliğin sığınaklarına gömülmüş evlerde
    Yanan tek tük ışıklar var
    Bekçi düdükleri
    Birbirlerine selam yolluyor
    O daracık sokakların ardından:
    Bir vukuat yok
    Asayiş berkemal!

    Sokakta biri bağırsa
    Sanki tavan çökecek
    Kadınla çocuğun üstüne...

    Bu sokak ne zaman çınlar
    Belli belirsiz ayak sesleriyle?
    Bu kapı ne zaman çalınır?
    Anne, görevini yapmış biri gibi
    Usul usul kalkar yerinden
    Çocuk ne zaman sıçrar?

    Açılır kapı, girersin içeri
    Yüzünde sarhoşlara özgü
    Tuhaf bir gülümseme
    Kaldırıverirsin omzuna beni
    Sorarım:Baba niye geç kaldın böyle?
    Eski bir türküyle
    Kesersin sözümü...

    III
    Pijamalarını giydirdik
    Sigaralarını, çamaşırlarını, terliklerini
    Doldurduk bir çantaya
    Saate baktım:Sabah yedibuçuk
    Gözlerini tavana dikmiş öylece duruyordun
    Arasıra bakışların
    Usulca kayıyordu bana
    Ben henüz ögrenmemiştim
    Hasta babayı üzmemek icin
    Gülümser görünmeyi..
    Kardeşlerimin ağlayışlarını duyuyordum
    Yandaki odadan
    -Sen de duyuyordun
    Bir şeyler söylemek istedin, konuşamadın
    Bir yudum su içtin
    İskemlenin üstündeki bardaktan
    Sonra sessizce devirdin başını yastığına
    Göstermek istiyordun sanki
    Çok önceden öldüğünü..

    Az sonra anıiden patladı kapıda
    Bir cankurtaran düdüğü...

    IV
    Akşamdır. Güneş uyuklar evlerin çatılarında
    Tasını tarağını toplayıp
    Gitmeye hazırlanan
    Bir gezgindir sanki
    Hoşcakal demek için son bir kez uzanır
    Gözlerini uzaklara baglayıp
    Pencereden dışarı bakan çocuğa.

    Akşamdır. Babalar ellerinde ekmeklerle
    Yürürler kaldırımlarda.
    Genç bir oğlan
    Ağacın altında şiir okur sevgilisine
    Camları titreterek
    Bir kamyon geçer sokaktan.

    Akşamdır. Çocuklar el ele tutuşup
    Dönerler artık okullarından...

    ...Çalar kapı
    Görünür annenin sapsarı yüzü
    Binlerce kanadı kırık kuş o sıra
    Uçmaya calışırlar kentin üstünde
    Bağırırlar:
    -Baba öldü!

    V
    Baba bana yürüdüğün
    O yolları göster
    Baba bana dünyanın
    Yüreğine inen geçidi

    Baba durursam azarla
    Tökezlersem kaldır beni

    Toprağa süre süre
    Arıttım yüreğimi
    Ellerim kanıyor bak
    Isırganlar yolmaktan
    Sesim nasıl da kısık
    Nehirlerin kaynaığında
    Durup da bagirmaktan

    Baba bana yaşamın
    Çekirdeğini göster
    Baba bana bu yolun
    Sonundaki çiçeği

    Güneş giriyor koluma
    Ömrüm çağırdı beni
    Bu yolda yürürüm ben

    Baba şarkılarıma küfret
    Bir gün eğer dönersem

    VI
    Senin düşlerin baba, bende
    Bir ad buluyor kendine
    Birbiri ardına ekleniyor sözcükler
    Nemli duvarlarında kentin
    Deniz köpüğü ve tuzdan dilleriyle..

    Senin bakışların baba, bende
    Sürüyor, filizleri gibi mutsuzluğun
    Uzaklara bakan binlerce göz
    Ufkun ardını kolluyor boyuna
    Güneşin vurulduğu yerde boynunun.

    Senin ölümün baba, bende
    Bir anafora kapılarak
    Yeniden doğuma dönüşüyor
    Köklerini toprak altında saklama
    Baba, oğlun daha yaşıyor...

    VII
    Bu şiirleri toprağa gömeceğim
    Sözcükleri tohum olacak
    Çiçekler fışkıracak topraktan
    Sevgilerin dal olacak baba
    Uzanacaksın uzaktaki bir ışığı yakalamak için
    Işık köklerine dolacak bir gün
    Yorgunluğun o çiçekleri sulayan
    Koca bir nehir olacak
    Baba, acıların sürgün...

    AHMET ERHAN


    BİR SORU İŞARETİ

    Bir kekik kokusu tüter sabahın seherinde
    Denizde bir balık kayar, bir yıldız solar gökte
    Ve sabah türkü gibi yayılır
    Salyangozların izleri uzar toprakta
    Otların arasında gider kaybolur
    Bir salyangoz kadar olamadım, der şair
    Ayak izlerimi tutmayan topraklarda yürüdüm
    Unutmasını bilen kadınları sevdim
    Trenle geceyarısı geçilen kentleri..
    Şimdi bir soru işareti gibi kaldım şu dünyada.
    Dokunup yaprakların üstüne düşmüş çiylere
    Uzanıp gölgesine bir portakal ağacının
    Kulak vererek cırcırböceklerinin sesine
    Bu şiiri uyku haliyle yazdım
    Akdeniz bir çaydanlık gibi fokurduyordu az ötede
    Biraz sonra kalkıp yüzümü yıkarım artık
    Sonra bir kitap okurum, ya da çiçekleri sularım.

    AHMET ERHAN


    GÖÇMEN ÇİÇEK

    Aykırı bir uçurumum yolunun üzerinde
    Elini uzatacağın dalları yamacında saklayan
    Birdenbire patlayan
    Bir çığlığım sessizliğinde
    Ele-güne karşı seni utandıran.

    Yaz günü palto giyerim
    Ceplerim dolu dolu şiir
    Gören beni deli sanır
    Adım kaçığa çıkar
    keşke kaçsam
    Keşke kaçabilsem şu dünyadan.

    Aykırı bir şiirim kitabının arasında
    Kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış
    Sondan okumaya başla
    Nokta koy her dizenin önüne
    Anlamaya calış..

    * * *

    Bedeninin bir noktasından dalıp
    Yüreğini bulabilirim
    Geceyse, başlar yastığa düşerse
    Ve yorgunsa yüzün
    Yıldızları soluğumla bir bir ateşleyip
    Kandiller gibi başucuna koyabilirim..
    Ey bütün tufanların ardında
    Bulduğum dinginlik!
    Göçmen çiçeği dünyanın
    Kökleri ardısıra sürükleyen çılgınlık!
    Madem ki yaşam bu
    Madem ki taşın taş olmaktan öte
    bir umarı yok
    Bir türkü söyle kadınım
    Yürüsün dünyaya mutluluk...

    * * *

    Yağiyor incecik bir yağmur dışarda
    Yüzün çamurlar üstünde tüten buhur
    Islak toprak kokusu
    Doluyor odama
    Sıkılıyorum
    Kitapların üstüme yıkılacağından
    Korkuyorum şimdi
    Yel esiyor
    Sökuyor duvardaki bir resmi
    Yerine senin yüzünü koyuyor.

    Yüzün şimdi karşımda
    Yüzün akşam karanlığında
    Toprağın üstüne bırakılmış
    Bir demet çicek gibi parlıyor..

    O zaman açıyorum
    Bütün perdeleri
    O zaman yakıyorum
    Bütün ışıkları
    Camları darmadağın ediyorum
    Yüzünü avuçlarıma alıyorum
    Alnını öpüyorum
    Dünyayı öper gibi...

    * * *

    Sana uzanamadığım gün
    Ellerim yok sanıyorum
    Senin bakışlarını yakalayamadığım gün
    Gözlerim yok..
    O zaman bir yumruk
    bütün gücüyle vuruyor
    Eski bir piyanonun tuşlarına
    Binlerce martı
    Kayalıklara çarparak ölüyor
    Ayışığı tutkal gibi
    Yapışıyor pencereme
    Açamıyorum perdeleri
    Şiir yok artık
    Türkü dindi..

    * * *

    Meyvelerini taşıyamayan
    Ağaçlar gibiyim
    Sularını taşıran ırmaklar gibi..
    Bu kadar mutluluk cok bana
    Onu gunlere
    Onu aylara bölmeliyim
    Ve bir tek gülüşünü senin
    Kutlamalıyım yıllarca...

    * * *

    Sana yüregimde bir sürgün yeri
    Göçüp konacak
    Bir toprak yaratsam
    Kadınım, sarışınlığınin bittiği anı
    Gizli bir esmerliğe eklesem..
    göcmen çiçek
    Her yerin yabancısı
    Yolların, yolların ötesinde
    bize bir tek
    Yarınlar kaldı
    Göğün tükenip, denizin
    Başladı yerde...

    AHMET ERHAN


    GÜLŞİİR

    Geceyarısı, karanlık bir bozkırda
    Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
    içinde onca insan, içinde dünya...
    Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum
    Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,
    Haklı olan kim bu kargaşada?
    Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
    Ucu bucağı olmayan bu çığlığın
    Ortasında nasıl barışılabilir?
    Anlamak isterim, hangi yasa
    Bir beşikle bir darağacını
    Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

    Sorular sormak için geldim şu dünyaya
    Yasım acıların yasıdır
    Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da
    Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden
    Ya da sabah yellerinden bir taçla
    Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım
    Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
    Bu söylencenin bir yerinde durakladım
    Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

    Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını
    Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver
    Yitirdim çünkü onları da..
    İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık
    Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler
    Ne de geleceğime dair bir tasa.
    Gelirken çan çalmıyor yalnızlık
    Bir adam, bir sokak, bir ev
    Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca

    Soruların vardı senin, ne çok soruların
    Gözlerin dünyayı eleyip dururdu boyuna
    Bir fısıltı gibi başladı sevgim
    Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra
    Sonrası...Mutlu bile olduk bazı
    Artık sen yadsısan da ne kadar
    Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir
    Anlatsın yollar, yollar, yollar...

    Şimdi gece, soluğumu verdim içime
    Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
    Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
    Öylece serptim, seni yazacağım diye
    Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
    Aklımın almadığı bir yerde, öylesin
    Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık
    Bize artık yeter de artar bile...

    Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
    En yakın dostlarımın birer birer
    Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
    Ölümünü gördüm, ama kimse
    İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
    Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
    Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca
    Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
    Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

    Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen
    Yüreğimi bir gün yollara atarsam
    Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım
    Suyumun çoğu senden yana akacak
    Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
    Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap
    Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan
    Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

    Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün
    Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü
    Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm
    Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına
    Kokundu, bedenimi saran o ince buğu
    Esintisinde usul usul yürüdüğüm
    Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

    Sanki bir kız yürürdü yollarda
    Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi
    Kapımı açardı gümüş bir anahtarla
    Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk
    Tozlu kitapların yığıldığı odalarda
    Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini
    Yatağımda bedeninden bir oyuk.

    Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından
    Saçlarına saçlarına doğru titrerdi
    Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim
    Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi
    Geceyarılarını çoktan geçti
    Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim
    Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız
    Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

    Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden
    Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık
    Bir akdeniz kentinde limon koklayan
    Ve hep ufkun ardına bakan çocuk
    Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden
    Çaldı yüzünü bir yaşamlık
    Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından
    Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık.

    Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben
    Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan
    Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip
    Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat
    Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak
    Ama haykıracağım laflarını tuzla kesip
    Yitip giden bu aşkı, nefesim tükenene dek.

    Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
    Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?
    Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı
    Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?
    Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar
    Ödüm kopuyor, bir gün hepsi birden kanamaya başlayacak diye
    Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye
    Hep direnen bir yanım kalacak
    Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

    şimdi gece, bindokuzyüzseksenikiyle
    Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte
    Yorgun değilim, umarsızım yalnızca
    Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta
    Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim
    Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim
    Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

    Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
    Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak
    Titreyen bir ışık karanlıklarda
    Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
    Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak
    Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

    Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende
    Yaşamımın bir dilimini özetleyen
    Unutuşun çiçekleri bunun için hiç açmıyor
    Donuyor bir gülüş tek bir dizede
    Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem
    Çivileniyor beynimin bir yerlerine
    Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor
    Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

    Nefret ediyorum ve seviyorum seni
    Girdiğin bütün kapıları açık bırak
    Birazdan git diyebilirim çünkü..
    Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini
    Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
    Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
    Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

    Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
    Beynimin yaşamı saran kıskaçları
    Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum
    Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
    Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
    Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
    Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

    Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
    Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
    Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke
    kalbimdir ona tek sınır
    Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi
    Donup kalır sesim kendi göğünde
    Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

    Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
    Kendi içimde ya da uzak yollarda
    Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
    Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
    Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
    Irmakların birleştiği o nokta benim
    İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda
    Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

    Bir gün anlarsın beni neden suskunum
    Dünya içimde konuşurken böyle
    Bedenimi aşıyor yorgunluğum
    Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
    Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride
    Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

    Adını çoktan unuttun yüzün aklımda
    Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
    Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
    Bunun için ben Gül dedim sana..
    Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
    Kökleri toprağı saramaz olur
    Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

    Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
    Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
    Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
    Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

    Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
    Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

    Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
    Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
    Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
    Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
    Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
    Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna.

    Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
    Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır
    Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
    Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
    Öyle acemilikler yaptım ki ben
    Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
    Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

    Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
    Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
    Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
    Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
    Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
    Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
    Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden
    Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak...

    AHMET ERHAN


    HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR

    Hayır hayır hayır hayır
    Gökyüzünde bir çapak gibi duruyorken güneş
    Evlerde oturmak bana göre değil
    Elimde pergeller, gönyeler, iletkiler
    Bir gülün hacmini ölçmeye kalktım
    Yanıldığım kesin
    Yenildiğim belli değil
    Hayır hayır hayır hayır
    Bütün şiirlerimi odanın duvarına astım
    Ağzım kurudu tükürmekten
    Ömrümü cm2'lere böldüm de bir türlü anılarımı Yazamadım
    Sarı peruka takmış bir acı
    Sokaklarda sürtüyor boyuna, barlarda benim adıma beş tek bir duble konuşuyor
    Ancak ölümle diyor, ancak ölümle sağalır yara
    Cebimde jeton var, uluslararası
    Sylvia Plath'ı arıyorum, mezarında buluyorum konyağını yudumlarken
    Bana daha bir incelmiş, ne bileyim daha bir güzelleşmiş gibi geliyor
    Thank you very much! diyorum ve jetonumun soluğu tükeniyor
    Cüzdanımda mor bir biletten başka bir şey yok
    Gecenin son otobüsü çoktan gitti
    Durdum ardından baktım
    Güneşi sabah sabah burnunu karıştırırken yakaladım
    Ay ağlıyordu ve bilmem kaç milyonuncu kez öldüğünü sanıyordu
    Parkta çükünden su fışkıran o tuhaf melek heykelinin önünde yüzümü yıkadım
    Kar yağıyordu usul usul
    Hayır hayır hayır hayır
    Paltomun yakasını bir daha kaldırdım, atgözlüğü gibi
    Yalnızca önümü görmek istiyorum artık
    Kızılay'dan Ulus'a doğru yürürken yolda Pink Floyd için üç şarkı sözü yazdım
    Küllerini suyla yoğurup bir hamur yapmak istedimse de boşuna
    Doymadı karnım
    Radikal takılıyorum son günlerde
    Ultra-yalnızlık sokağından geçtiğimden beri
    Dün annemin aynasına bir boyunbağı astım
    Ve üstüne yapıştırdım on yıl önceki resmimi
    Bu kadar bendeki nostalji
    Hayır hayır hayır hayır
    İpsizin biriyim, doğru
    Kendime oniki formalık kara bir defter aldım
    Oturdum sarı şiirler yazdım
    Artık bana kim inanır
    Güneş ve ay yerli yerinde duruyorken
    Ve ben sonsuza dek kova burcunun çocuğu
    Sanki bir yağmur yağsa oluklardan gök boşanır
    Yüzüme öyle dönüp dönüp bakma
    Bana artık herşey yakışır
    Terzim dünya çünkü, o ki kimlere neleri yakıştırdı
    günlerini ölüme teğelledi
    ölümlerini unutuşa kopçaladı
    Hayır hayır hayır hayır
    Duymak istemiyorum artık tek sözcük bile
    Niye ben, neden, böyle mi olmalıydı
    Aklımı her hafta temizleyiciye vermek
    Aç karnına yuvarlamak binlerce birayı
    Niye ellerim ceplerimde hala
    Niye bir yumruk durumunda değil
    Dünyada bir tek insanın bile
    Kuracağı bir şeyler vardır
    Hayır yaşam hayır ölüm hayır su hayır toprak
    Hayır hayır hayır hayır
    Çok mürekkep yaladım
    ama tükürüyorum burada hepsini
    Bütün sözcüklerini
    Okuduğum kitapların
    Yazdıklarımınsa arasından bilmem ne kalır
    Aynalarda her sabah her sabah
    O cam kırıklarından oluşmuş yüzü görmekten bıktım
    Hiç değilse elişi kağıtlarım olsaydı
    İpsiz uçurtmalarım
    Göğe fırlatılan bir naylon tabak gibiyim
    Ve kendi kollarıma atılıyorum her keresinde
    Hayır yalnızlık hayır kimsesizlik hayır sıla hayır gurbet
    Hayır hayır hayır hayır
    Gezinip dururum yıllardır
    Koltuğumun altında
    Radarlardan kurtulmuş üç beş kitap
    İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım
    Kırdım dolduğum tüm fincanları
    Bana iyilik edenlerin yüzüne tükürdüm
    Ve sevdim düşmanlarımı
    (Atılan güller solar, geride hep taşlar kalır)
    Hayır hayır hayır hayır
    Ne saptan yanayım şimdi ne de baltadan
    Kırdığım ceviz sayısı kırkı geçmedi daha
    Ama hiç değilse az kaldı
    Hele bir geçsin
    Olurum iyi bir aile babası
    Hayır akşam hayır yol hayır otobüs hayır ev
    Hayır hayır hayır hayır
    Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır
    Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır
    Kandan, pıhtılaşmış kandan bir anıt yükseliyor önümde
    Gece artık bütün günü içeriyor
    Ve ben umutsuzluk hakkımı elimde tutmak için
    Bir sürü saçmalık yapıyorum
    Bay garson, sizden özür diliyorum
    Demek saat 0.2, demek ki servis çoktan kapandı
    Bahşişin güneş olsun iyi mi
    Hayır hayır hayır hayır
    Toprakta yaralar açıyor her damla yağmur
    Kovulacak bir kapı daha bulmak için
    Yangın merdivenlerine tırmanıyorum ben
    Annem niye böyle uzakta oturuyor
    Ve otobüsler niye bu kadar erken
    Geçip gidiyorlar ufkumdan
    Şöförleri ölü, yolcuları uykusuz
    Her gece oniki kilometre yürüyorum
    Köstekli saatimi rehin bıraktığım için
    Hayır hayır hayır hayır
    Kardeşler, bu dünya bana göre değil
    Kötü basılmış bir kitap gibiyim
    Çamur duygusu veriyorum okuyana
    Elimde bir gümüş zincir
    Alnımda bir derin leke
    Kar mı yağmur mu ne yağdığını bilmediğim bir gecede
    Ey hayat, seni sevdiğim için özür diliyorum
    Duruyorum önünde, düğmelerim ilikli, aklımın ipleri çözük
    Hayır hayır hayır hayır
    Yazmak umurumda bile değil
    Okumak da bir rastlantıdır artık
    Annem üzümlü kek yapıyor mutfağında
    Karım akvaryumdaki balıklarla oynuyor
    Okul-aile birliğinden gelen bir yazıyı okuyorum bense
    Çiçekler bile sulanmaktan bıktılar
    Ellerim titriyor, neden bilmem
    Belanı mı arıyorsun be adam!
    Böyle diyor kimi görsem
    Ne yapsam yağmurdan kaçırılmış bir şemsiye kadar saçma kalıyorum şu dünyada
    Bütün insanlar tutuklanır sanıyorum
    Ellerimi göğsümde kavştursam
    Güneşi masturbasyon yaparken yakalıyorum o an
    Hayır hayır hayır hayır
    Ey hayat
    Başımda lacivert berem
    Önümde konyak durur
    Beni oğlum, beni oğlum diye
    Saracaksın ne zaman
    Radikal bir çiçeğim ancak kendi saksısında açan
    Annesini seven
    Oğlunun okul taksitlerini ödemeye hazırlanan
    Karısını ancak barışırken görebilen
    Böyleyim, sulak toprakta gövermeyen tek ekin
    Bilmem bir yerde durur muyum, durulur muyum
    Alnıma dövülürse kara bir yalnızlık gibi ölüm
    Arkamdan üç kulfallahi bir enam okunsun
    Sonra naaşım Tekel kibritiyle yakılsın
    Nasılsa gözyaşları söndürür
    Hayır hayır hayır hayır
    Bırakmayın, beni ölüm götürür

    AHMET ERHAN


    OĞUL

    Anne ben geldim, üstüm başım
    Uzak yolların tozlarıyla perişan
    Çoktan paralandı ördüğün kazak
    Üzerinde yeşil nakışlar olan

    Anne ben geldim, yoruldum artık
    Her yolağzında kendime rastlamaktan
    Hep acılı, sarhoş ve sarsak
    Şiirler çırpıştıran bi adam

    Kurumuş kuyunun suyu, incirin
    sütü çoktan çekilmiş
    Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
    Ayrık otları, dikenler bürümüş

    Kapıdaki çıngırak kararmış nemden
    Atnalı ve sarmısak duruyor ama
    Oğlum, mektup yaz diyen
    Sesin hala kulaklarımda

    Anne ben geldim, ağdaki balık
    Bardaktaki su kadar umarsızım
    Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
    Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın..

    AHMET ERHAN


    TÜRKÜ

    Uyandım, dağlarda duman
    Ovada sabahın tütsüsü

    Deniz ürperiyor uzaktan
    Koynunda güneşin gülü

    Kanat kanat dağılsam
    Unutmam kendi göğümü

    Gelirsin bana sulardan
    Yüzünde yosunların tülü

    Yaşamak, seni seviyorum
    Demenin başka türlüsü..

    AHMET ERHAN

  2. #2
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    20:21
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    GÜNEŞİN ALTINDA MUTLULUK VAR

    Bir işçinin, elinde ekmekle evine döndüğü
    o yerdir mutluluk
    Akşamüstü, çocukları cıvıldayıp dururken
    Derin bir iç çekiş, tatlı bir yorgunluk
    Ve yüzüne yayılan gülümseme birden...

    Mutluluk, kelebek olup uçmasıdır ipek böceğinin
    Irmağın denize kavuşturmasının bir adı olmalı
    Mutluluk, beşikte uyuyan ilk çocuğuna bakmasıdır
    bir annenin
    Duyarak memelerine dolan sütün çılgınlığını.

    Mutluluk, bir acının bilincine varıp da onu dönüştürmektir
    Yaşamın sonsuzluğunda karar kılan bir umuda
    Sevgilinin boynuna dokunduğunda duyulan ürpertidir
    Öpülen ilk dudak, içilen ilk sigaradır belki
    Denizden yükselen kokudur sabah karanlığında
    Kabullenmektir yani yaşamı, acısı ve sevinciyle
    aynı boyutta
    Yalnızca yaşamaktır belki de kimbilir...

    Ne yerdedir, ne göktedir o - değil mi Abidin?
    Mutluluğun resmini yaptın mı bilmem
    Ama ben onun şiirini yazmak isterim...

    Ahmet Erhan

  3. #3
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kiraz Mevsimi

    Kiraz mevsiminde rakı içmedim
    Yatmadım olmadık kuytuluklarda
    Serumlarla doldur boşalt yaparken bedenim
    Bekledim sessizce gönlümün ücralarında

    Dünyaya yine de bir ağırlıkmış hacmim

    İzmit'te bir sevgili, ölüm oruçlarında iki çocuk yitirdim
    Ne ilgisi var, türkiye buralar
    Alnımı toprağa yapıştırıp yürüdüm

    Şairler, hükmüm bir kör tırnak kadar

    Kalksam attığım her adım kan kuyusu
    Otursam sağım solum uçurum
    Kimyama derbeder hayatlar karışıyor
    Ölsem sanki buğum camlarda yaşıyor

    Kiraz mevsiminde rakı içmedim

    Demek ki istanbul bana böyle yakışıyor


    Ahmet Erhan

  4. #4
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    BEKAR GECE

    -Tarık Savran'a-


    Gökyüzü dondu, günler seçilmiyor
    Yağmur değil, kar değil, yapışık bir sıvı
    Akıyor pencereme doğru
    Gökyüzü dondu, kimseler gelmiyor
    FM 1295 kilohertz
    Burası yalnızlık istasyonu!

    Aradığım bu değildi, aradığım bu değil
    Nemli ilişkiler... değildi belki de hiçbir şey
    İyi oldu, çok iyi oldu
    Dünyayı bu kusmuk tadında algıladım o kadar
    Ama anlayamadım
    Neden bana kopçalandı bu keder..

    Her şey dondu, bütün dostluklar
    İçkilere buz arandı durdu
    Yanlızlık mıydı, hiç değildi
    Çünkü yanlızlık bile çoğulluk ister..

    Bekar gece
    Bu şiir senin ilk ve son konuğundu
    Evet, yalnızlık bir seyirlik oyundu.

    Seyircisi yoktu...