Sayfa 1 / 3 123 SonSon
Toplam 39 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    birisi Avatarı

    Üyelik Tarihi
    05.10-2004
    Son Giriş
    05.07-2007
    Saat
    04:18
    Yaşadığı Yer
    Simeranya
    Mesaj
    27
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    DOKUNMA YANARSIN

    Çocukluğum çıraklıkta geçti,
    Kir-pas içinde.
    Gençliğim korsan yürüyüşlerde, mitinglerde.
    Hapse erken düştüm,
    Copla erken tanıştım,
    Küçük voltalardan bıktım usandım!

    Şimdi uçsuz bucaksız ovalarda,
    Adımlarımı saymadan,
    Geriye dönüp bakmadan,
    Usanmadan, bıkmadan,
    Deli taylar gibi koşmak istiyorum!
    Ve görüyorsun ki;
    Aşkı beceremiyorum...
    Beni kendi halime bırak, yavrucuğum,
    Ben yolumu nasıl olsa bulurum...Upuzun çayırlarda,
    Yalınayak koşmak istiyorum.
    Saçlarım rüzgâra konuk,
    Yüzüm dağlara dönük...
    Göğsümün çeperini,
    Ölümle sınayan esaret,
    Ve yüreğimi yararcasına zorlayan cesaret;
    Kıyasıya vuruşsun istiyorum!
    Koşmak... koşmak istiyorum, sevgilim
    Dönemezsem, affet...

    Firari gecelerin azmanı olmuşum,
    Bütün istasyonlarda afişim durur.
    Beni bir çocuk bile bulur...
    Dokunma bana, çıldırırsın!
    Dokunma bana, ellerin tutuşur!
    Koşmak istiyorum;
    Eksozların, molozların,
    Yağmaların kıyısından.
    Onca insafsızlıkların,
    Onca haksızlıkların,
    Manzarasızlıkların, parasızlıkların,
    Allahsızlıkların kıyısından...
    Kimseye ve hiçbir şeye değmeden,
    Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum!

    Koşmak istiyorum;
    Şiirimin ve yumruğumun namusuyla...
    Kavgaya karışmadan, tutuklanmadan
    Ve küfür etmeden
    Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum!
    Avucunu son bir defa,
    Ağlamadan tutmak istiyorum;
    Gözlerim yüzüne küskün,
    Sazım sevgine suskun...

    Saati ayrılığa kurmuşum,
    Olmaz teslimiyet!
    Ziyan aklımı senle bozmuşum,
    İçerim felâket!.
    Kurşunlara geleyim istiyorum,
    Ölmek... ölmek istiyorum, sevgilim
    Sağ kalırsam, affet!..

    Firari acıların uzmanı olmuşum,
    Bütün telsizlerde adım okunur;
    Beni bir korkak bile vurur...
    Dokunma bana, fişlenirsin!.
    Dokunma bana, sen de yanarsın!..

    YUSUF HAYALOĞLU

  2. #2
    Üye
    birisi Avatarı

    Üyelik Tarihi
    05.10-2004
    Son Giriş
    05.07-2007
    Saat
    04:18
    Yaşadığı Yer
    Simeranya
    Mesaj
    27
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İYİMSER BİR GÜL

    Uyandım, seni düşündüm
    Birdenbire duvar
    Birdenbire gece yarısı

    Sonra devriye parolası
    Ve rüzgar
    Ve birdenbire kalp ağrısı...

    Uyandım, seni düşündüm
    Ey yar
    Ey göğsümün sol yarısı!

    Su bulanınca
    Meydanlarda sesin yırtılınca
    Hiç dostun kalmayınca
    Sarsılmış bir ömrün
    Basamaklarında
    Görüşüme gel ne olur
    İyimser bir gül olsun
    Dudaklarında...

    Dert etme, iyiyim ben
    Ara sıra mahşer
    Ara sıra yaşama hırsı...

    Sonra mazgal altı zulası
    Ve mektuplar
    Ve ara sıra hasret belası...

    Dert etme, iyiyim ben
    Ey yar
    Ey hüznümün tütün sarısı...

    Kan bulaşınca
    Yangınlarda yüzün harlaşınca
    Saçların tutuşunca
    Zorlanmış bir hükmün
    Tutanaklarından
    Görüşüme gel ne olur
    İyimser bir gül açsın
    Yanaklarımda...

    YUSUF HAYALOĞLU

  3. #3
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    AH ULAN RIZA

    Neden halâ gelmedi, yoksa
    Saati mi şaşırdı bu hıyar?
    Gerçi hiç saati olmadı ama
    En azından birine sorar.

    Cebimde bir lira desen yok,
    Madara olduk meyhaneye!
    Ah eşşek kafam benim,
    Nasıl da güvendim bu hergeleye!

    Gelse, balığa çıkacaktık,
    Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
    Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
    Enteresan hayâllere dalacaktık.

    Bu sandalı geçen hafta denk getirip
    Çalıntıdan düşürdük.
    Arkadaşlar ısrar etti,
    Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.

    Saat sekizde gelecekti,
    Bana birkaç milyon borç verecekti.
    Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
    Onun peşinden mi gitti?

    Eğer öyleyse yandık,
    Gudubet gene yaptı yapacağını!
    Geçen sene de merdivenden itip
    Kırmıştı Rıza'nın bacağını.

    Abi, kadında boy şu kadar;
    Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!
    Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
    Ya horlarken Rıza'yı boğacak!

    Bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama,
    Ben olsam, vallahi baş edemem! ..
    Hele beş tane velet var ki boy-boy,
    Allah'tan düşmanıma dilemem!

    Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,
    Herkesin suyuna gider.
    Yoksa, kalıba vursan hani,
    Tek başına on tane adam eder!

    Bir keresinde, hiç unutmam
    Üç-beş zibidi haraca dadandı;
    Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
    Herifleri hastaneye kadar kovaladı!

    Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
    Aynı kafadaydık.
    Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
    Biz, başka havadaydık.

    Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
    Aynı takımı tutardık.
    Fener'in her maçına iddialaşıp
    Millete az mı yemek ısmarladık! ..

    Bir tek askerde ayrıldık,
    Bana Bornova düştü, ona Gelibolu.
    Döner dönmez evlendirdiler,
    En büyük salaklığı da bu oldu! ..

    Bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu.
    Hep tek tabanca gezdim.
    Benim beğendiğimi anam istemedi,
    Onun gösterdiğini ben sevmedim.

    Neyse, bunlar derin mevzu...
    Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
    Ufaktan yol alayım
    Anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek! ..

    Gittim, vurup kafayı yattım;
    Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
    Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
    Hastaneye kavuşmadan can verdiğini! ..

    Vay be Rıza! ..
    Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine!
    Dün, boşuna günahını almışım,
    Ne olur, kızma bu kardeşine!

    Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler
    Ne kolay söylediler!
    Sanki dev bir taş ocağını
    Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!

    Ah dostum... o kocaman gövdene
    O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
    O zalim tabutun tahtalarını
    Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?

    Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
    Yani bir daha olmayacak mısın?
    Yani bir daha borç vermeyecek,
    Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?

    Peki, beni kim kızdıracak,
    Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
    Peki, beni bu köhne dünyada
    Senin anladığın kadar kim anlayacak?

    Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,
    Ne acayip şeyler yapacaktık...
    Totoyu bulunca dükkân açacak,
    Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.

    Talih yüzümüze gülecekti be! ..
    Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
    Hafta sonu iki yavru kapıp
    Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!

    Ah ulan Rıza... bu mahallenin,
    Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
    Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
    Benim en kıral arkadaşımdın! ..

    Ah ulan Rıza... ben şimdi,
    Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
    Senden ayrılacağımı sanma,
    Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim! ..

    YUSUF HAYALOĞLU

  4. #4
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ŞU DAĞLARDA KAR OLSAYDIM

    Şu dağlarda kar olsaydım
    Bir asi rüzgar olsaydım
    Arar bulur muydun beni
    Sahipsiz mezar olsaydım

    Şu yangında har olsaydım
    Ağlatıp bizar olsaydım
    Belki yaslanırdın bana
    Mahpusta duvar olsaydım

    Şu bozkırda han olsaydım
    Yıkık perişan olsaydım
    Yine severmiydin beni
    Simsiyah duman olsaydım

    Şu yarada kan olsaydım
    Dökülüp ziyan olsaydım
    Bu dünyada yerim yokmuş
    Keşke bir yalan olsaydım

    YUSUF HAYALOĞLU

  5. #5
    Üye
    marina Avatarı

    Gerçek Adı
    metin SAYIT
    Üyelik Tarihi
    03.04-2006
    Son Giriş
    26.07-2011
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    balıkesir
    Mesaj
    89
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    AYRILIĞIN HEDİYESİ

    Şimdi saat sensizliğin ertesi
    Yıldız dolmuş gökyüzü ay aydın
    Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
    Bir ben kaldım tenhasında gecenin
    Hiç uyumamış bir-ben

    Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin
    Ki bu yaşlar
    Utangaç boynun kolyesi olsun
    Bu da benim sana
    Ayrılırken hediyem olsun

    Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
    Ekmek çalmadan doyurabilmek
    Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
    Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
    Mülteci isteklerim oldu biliyorsun
    Şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp
    asıyorum
    Bu son olsun, Bu son olsun....
    Şimdi saat yokluğunun belası
    Sensiz gelen sabaha günaydın
    İşi gücü olanlar çoktan gittiler
    Bir ben kaldım voltasında gecenin
    Hiç uyumamış bir-ben
    Kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni
    Beyninin içindekilerini anlıyabilmek
    Ve yitirmeden yüzündeki anlık tebessümü
    Bütün saatleri öylece dondurabilmek için
    Çıldırasıya paraladım kendimi
    Lanet olsun
    Artık sigarayı günde üç pakete çıkardım
    Olsun gözüm olsun
    NE OLACAKSA OLSUN!

    YUSUF HAYALOĞLU

  6. #6
    Üye
    marina Avatarı

    Gerçek Adı
    metin SAYIT
    Üyelik Tarihi
    03.04-2006
    Son Giriş
    26.07-2011
    Saat
    19:49
    Yaşadığı Yer
    balıkesir
    Mesaj
    89
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BİR ANKA KUŞU

    Yüzlerce soğuk namlu üzerime çevrildi,
    Yüzlerce demir tetik aynı anda gerildi!
    Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular,
    Öpmeye kıyamadığın oğlun yere serildi.
    Üşüştü birer birer çakallar üzerime,
    Üşüştü her bir yandan göğsüme, ciğerime.
    Anne, beni leş gibi yiyip talan ettiler,
    Teşhis edilmek için savurdular önüne.
    "Yeryüzündeki acıların
    Hepsini, hepsini tattım!"
    Heder oldum, ekmeğime tütün kattım!
    Beni milyon kere yaktılar üstüste.
    Bir Anka kuşu gibi anne,
    Kendimi külümden yarattım.
    Geceler tanıır beni; konarım göçerim ben.
    Geceler tanır beni; kan damlar içerim ben.
    Anne, sen beni unut. Karanlığın bağrında
    Kırmızılar ekerim, siyahlar biçerim ben.
    Suçüstü yakalandım bölüşürken kalbimi,
    Suçüstü, kelepçeyle yardılar bileğimi.
    Anne, ben diyar diyar umudun savaşçısı,
    Bir tutam sevgi için dağladım gözlerimi.
    Prometheus'tum, çiviyle çakılırken taşlara
    Ciğerimi kartallara yedirdim.
    Spartakus'tüm, köleliğin çığlığında.
    Aslanlara yem oldum, tükendim.
    Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum,
    Kerbela çölünde Hüseyin.
    Zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan.
    Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu?
    "Tanrılardan ateş çaldım,"
    Yüzyıllarca tutuştum, üstüste yandım.
    Bir Anka kuşu gibi anne,
    Kendimi külümden yarattım.

    YUSUF HAYALOĞLU

  7. #7
    Üye
    Gothica Avatarı

    Gerçek Adı
    Saliha C.
    Üyelik Tarihi
    26.06-2005
    Son Giriş
    10.12-2017
    Saat
    15:24
    Yaşadığı Yer
    Kırgız Yurdu Ulupamir
    Mesaj
    6.857
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    2
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kızın Adı: Özgürlük

    Minnacık bir kız vardı,
    Bir ormanda yaşardı.
    Karanlıkta kaybolsak,
    Elimizden tutardı.

    Yürüdüğü kırlarda
    Papatyalar açardı.
    Omuzundan güvercinler uçardı.

    Minnacık bir kız vardı,
    Göğsüne gül takardı.
    Beyaz bir at üstünde
    Bulutlara konardı.

    Irmağın aynasında
    Saçlarını tarardı.
    Yüzünü ayışığıyla yunardı.

    Minnacık bir kız vardı,
    Yüreği kuş kadardı.
    Tutunca rüzgar olur
    Bir su gibi kayardı.

    Geciken şafaklarda
    Yıldızları yakardı.
    Uyanınca seher yeli kokardı.

    Öldürdüler, yarım kaldı,
    Dudağında son gülücük.
    Yalnızca bir adı kaldı,
    Kızın adı: Özgürlük

    Yusuf Hayaloğlu

  8. #8
    Üye
    ALi KaraBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    ALi KaraBoğa
    Üyelik Tarihi
    18.09-2005
    Son Giriş
    30.06-2017
    Saat
    02:23
    Yaşadığı Yer
    Diyarbakır
    Mesaj
    355
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hangi Ayrılık

    Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
    Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

    Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
    Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?

    Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
    Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
    Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?

    Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
    Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
    Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
    Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
    Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
    Hangi cama kafa atsam?
    Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
    Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

    Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
    Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
    Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
    Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
    Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
    Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
    Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
    Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
    Hiç sanmam! ...
    Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
    Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
    Hangi mübarek dua,
    Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
    Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?

    Olur mu be! . olur mu?
    Bu da benim gibi adama yapılır mı?
    Aşk dediğin mendil mi?
    Buruşturup bir kenara atılır mı?
    VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

    Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
    Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
    Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
    Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
    Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
    Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
    Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
    Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

    Dağ gibi adamı eze eze! .....
    Hangi anası tipli parlak çömeze,
    Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
    Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
    Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
    Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
    Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
    Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
    Ve! .. Hangi su bağışlatır?
    Hangi musalla temizler seni?
    Bu Nasıl Ayrılık? ...


    İşte Gidiyorum

    İşte gidiyorum...
    Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü!
    İşte gidiyorum,
    Toprak alsın benim de bu hazin öykümü...

    İşte gidiyorum... gurbet yorgunu gövdemi,
    Çukura kim indirecek?
    İşte gidiyorum,
    Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek?

    Çürüdü gözlerim,
    Çürüdü yüreğim, bu yağmurlu şehirde.
    İşte gidiyorum,
    Beni kaldırın, hicranım kalsın teneşirde.

    Size, yüzyallardır sesini kaybetmiş
    Bir türküyü söyleyecektim;
    Ve bir yayla rüzgarı şefkatiyle
    Kirpiğinizin ucundan öpecektim...

    Bir masum türküydü sadece
    Yüz binlerce mağdurun gönlünde;
    Belki söyleriz hep birlikte
    Belki... mahşerin birinci gününde.

    Nasıl sevmiştim hepinizi,
    Nasıl böyle oldu akıbetim?
    Ve nasıl çöle döndü,
    O benim gül-gülistan memleketim?

    İşte gidiyorum,
    Hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız.
    Ben başımı verdim, sizinse
    İnsafsız bir linç oldu karşılığınız.

    İşte gidiyorum,
    Penceresiz bir dünyanın bilinmez labirentine...
    İşte gidiyorum,
    ''Saçlarındaki yıldızları artık koparabilirsin anne! ''

    Sonunda kaptırdım gönlümü
    Ölüm denen o kaypak türküye.
    Ve işte kurtuldun benden
    Şen olasın ey sevgilim; Türkiye!

    Elbet benim de vardı,
    Kendime ve yurduma dair umutlarım.
    Belki bıraktığım yerden sürdürür;
    Dostlarım, karım ve çocuklarım...

    Çatladı yüreğim, çatladı sazım.
    Demek ki böyleymiş yazım.
    Sizlere armağan olsun
    Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım.

    Bu nasıl hapis Tanrım
    Sabah-sabah bu ne hikmet, bu ne sis?
    Kalbime son mermiyi sıkmak
    Sana mı düştü, ey güzel Paris?

    İşte gidiyorum,
    Kalmadı söyleyecek son bir sözüm.
    Dediğiniz gibi olsun be!
    Dediğiniz gibi olsun gözüm!

    İşte gidiyorum,
    Tükenmişti inancım, bu nankör hayata dair.
    Belki benim için birkaç mısra döktürür
    Hayaloğlu diye bir şair! ..


    Topal Sevda

    Dün sahilde karşılaştık...
    Biran gözüm ısırdı,sonra birden tanıdım
    Düşmemek için zor tuttum kendimi
    Bacaklarım titredi,bir ağaca yaslandım...

    Yırtılan bir mektup gibi
    Sisli hatıraların gerisinden bakıyordu..
    Eski bir sevdanın durulmamış nehirleri
    Çırpınarak yüreğime akıyordu.

    Hatırladığım bir sonbahar günüydü,
    Karşımızdaki yeni eve taşındılar
    Bütün gün bakışıp duruyorduk
    Gözleri sanki birer kurşundular!.

    O zamanlar ben, zıpkın gibi bir çocuktum;
    Liseye yeni başlamıştım
    Onun saçlarını geriye savurup
    Çapkınca gülümsemesinden hoşlanmıştım..

    Ne zaman cama çıksam, karşı balkonda
    Itırlı bir çiçek gibi tütüyordu
    Ne zaman buluşalım desem, olmaz diyordu
    Mektuplaşmak ona yetiyordu..

    Bir Temmuz akşamıydı, unutmam
    Yazlık sinema daha yeni dağılmıştı;
    Bahçe kapısında sıkıştırıp öpmüştüm,
    İçeri kaçıp saatlerce ağlamıştı..

    Sonraları çok kanuştuk, gezdik
    Bazen ağlaşıp bazen gülüştük
    Çılgın gibiydik, her fırsatta buluştuk,
    Uluorta öpüştük, herkesin diline düştük..

    Ailesi baş edemedi, Mersin deki halasına gönderdi
    Hiç arayıp sormadım
    Ben osıralar devrimci oldum.
    Mahalleden ayrılıp yıllarca evede uğramadım..

    Dünyam değişmişti artık
    Memleketin gidişatını hiçmi hiçbeğenmiyordum
    Forumlara,yürüyüşlere katılıyor,
    Durmadan şiir okuyup,ajitasyon çekiyordum..

    Ah o gençlik rüzgarı ah..
    Ezilen insanları tek başıma kurtaracağmı sandım
    Anarşik bir eylem sırasında
    Seken kurşunlarla bacağımdan yaralandım...

    Ameliyatın ardından yıllarca yattım içerde,
    Dosyam bir hayli kabarmıştı..
    Beni o nemli koğuşlarda
    Vefakar anamdan başka hiç kimse aramamıştı..

    İçerden çıkınca onu sordum
    Bir astsubayla evlenip buradan gitmişti..
    Oysa kibrit ağusuyla koluma dağladığım
    İsmi hala silinmemişti...

    Hayat devam ediyordu
    İçkiye vurmuştum, unutmayı denyordum
    Pencerenin önünde, kuruyan bir çiçek gibi
    Günden güne tükeniyordum..

    Anam çökmüştü artık,ölmeden mürüvvet istiyordu
    Bazan oturup dertleşirdik..
    Kimsesiz bir kadın varmış,körmüş, olur demiş
    Bende fazla uzatmadım,evlendik.

    Geçmişe ait ne varsa; mektuptu,resimdi.
    Bir bir ayırıp yaktım ateşte.
    Nasıl gittiğini sorarsanız, ne bileyim,
    Kör-topal gidiyor işte..

    Ne varki, o hırçın saçları hepyüzüme savruluyor
    Balkona her baktığımda.
    Pişmanlık, bir eski yara gibi
    Hala kımıldayıp duruyor onu hatırladığımda.

    Biiyorum, onunla olsaydım
    böyle kavga edip durmazdım yüreğimle.
    Biliyorum, bu sevdayı ben yıktım,
    Ben öldürdüm bu hoyrat ellerimle.!

    Dün sahilde karşılaştık
    Bir an boş bulundum,sendeler gibi oldum
    Öyle bir baktı ki, ben o gözlerde
    Bir ömrün bütün acılarını buldum...

    Bir şeyler söylemek ister gibiydi
    Başını eğip, gitti çocuklarının yanına
    Nedendir bilmiyorum, fakat
    Gimek istemedi sanki, kocasının koluna.

    Ardından koşup durduramadım, ona soramadım
    Öylece dona kaldım.
    Çünkü o anarşik eylemden beri
    Ben artık deynekli bir topaldım!...

    Yusuf Hayaloğlu

  9. #9
    Üye
    canabbio Avatarı

    Üyelik Tarihi
    19.05-2007
    Son Giriş
    17.04-2008
    Saat
    20:53
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    11
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Incinen Gurur

    Pencereden baktigimda görüyorum
    Senin yüzün incir yapraginda
    Senin ürkekligin duvar üstünde yürüyen
    Bir kedinin kivrakliginda

    Aynada dururken görüyorum
    Kirmizi öpüsün sol yanagimda
    Disimi firçalarken senin agzin
    Serin sularin berrakliginda

    Raki devrilmis masalarda yoklugun
    Veya benden önce kalkip gitmisligin
    Gece boyu dolandigim barlarda
    Sarhoslara tekrarladigim adin
    Balikçi kahvesinde, çorbacida, kenarlarda

    Dökülmek istemiyorum hayir! ..
    Çingene çiçekçiler habire yaltaklandiginda
    Bilmedigim sorularin açtigi çukuru
    Yalanlarla doldurmak istemiyorum

    Seni kaybettim galiba
    Iki tasin arasinda kaldim
    Bu, benim hatam degildi
    Seni ben çook geç tanidim

    Derin acilar bahçivani
    Yüregime ne ektin böyle...
    Ask korkagini bagislar mi?
    Söyle...

    Aramak ne kötü herkeste seni
    Her gözde bulup yanilmak seni
    Ah turuncu rüyalar güzeli
    Hem kendini yok ettin
    Hem beni

    Baska ne acitabilir içimi
    Yasim kirki devirmisken
    Seni böyle patavatsizca sevmisken
    Ve, tam aynayi günese çevirmisken
    Baska ne...

    Seni vefasiz asklara birakiyorum
    Yüzümü kirilan bardaklarda ara
    Düsünme ben ne olurum
    Sanirim bi daha onarilmaz
    Incinen gururum

    Yusuf Hayaloglu

  10. #10
    Üye
    emotion Avatarı

    Üyelik Tarihi
    21.06-2007
    Son Giriş
    19.07-2010
    Saat
    12:00
    Mesaj
    27
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Benim hiç sapanım olmadı anne
    Ne kuşları vurdum
    Ne de kimsenin camını kırdım
    Çok uslu bir çocuk değildiM ama
    Seni hiç kırmadim, hep boynumu kırdım
    Ben hayatım boyunca
    Bir tek kendimi vurdum

    Suskun görünsem de
    Fırtınalı ve mağrurdum anne
    Bir mızrak gibi
    Aynada hep dik durdum anne
    Ben sana hiç bir gün laf getirmedim
    Leke sürmedim
    Ama göğsümü çok hırpaladım
    Kalbimi çok yordum
    Ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum

    Benim hiç sevgilim olmadı anne
    Ne bir yuva kurdum
    Ne bir gün şansım güldü
    Öpemeden bir bebeğin gidişini
    Tükendi gitti çağım
    Kimi yürekten sevdiysem
    Yüreğini başkasına böldü
    Bir muhabbet kuşum vardı
    O da yalnızlıktan öldü

    Sen beni göğsünde
    Hep acılarla mı soğurdun anne
    Yoksa evlat diye
    Koca bir taş mı doğurdun anne
    Eziyet degilim, zahmet değilim
    Musibet hiç değilim;
    Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene
    Doğurdun da beni
    Ne ile yoğurdun anne

    Benim hiç hayalim olmadı anne
    Ne seni rahat ettirdim
    Ne kendim ettim rahat
    Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat
    Kaybolmuş bir anahtar kadar
    Sahipsizim anne
    Ne omuzumda bir dost eli
    Ne saçımda bir şefkat

    Say ki yollardan akan
    Şu faydasız çamurdum anne
    Say ki ıslanmaktım, üşümektim
    Say ki yağmurdum anne
    Bunca yıldır gözyaşlarını
    Hangi denizlere sakladın
    Oy ben öleyim
    Sen beni ne diye doğurdun anne

  11. #11
    Üye
    zerdali Avatarı

    Üyelik Tarihi
    21.03-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    malatya
    Mesaj
    135
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    12

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kavgamın Çiçeği

    Seni düşünüyorum seni
    Sen ey kavgamın çiçeği

    Toprağa su yürürken
    Dağlar yeşerirken
    Şafağın kızıl okları
    Gecenin kalbine dalarken

    Seni düşünüyorum seni
    Sen ey kavgamın çiçeği
    Bana sen öğrettin kavgayı

    Seni özlüyorum seni
    Sen ey kavgamın çiçeği

    Sulara ay düşerken
    Dalgalar öpüşürken
    Sokağın titrek lambası
    Islanan yüzüme düşerken

    Seni özlüyorum seni
    Sen ey kavgamın çiçeği
    Bana sen öğrettin gülmeyi

    Seni seviyorum seni
    Sen ey kavgamın çiçeği

    Seni düşünüyorum seni
    Sen ey kavgamın çiçeği
    Bana sen öğrettin gerçeği

    Yusuf Hayaloğlu

  12. #12
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    21:15
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yusuf Hayaloğlu da bırakıp gitti bizi bu dünyada,yine öksüz kaldık...Yine bir tarafımız yarım...Bir ozan her ölüm erken ölüm derdi,Yusuf babanınki de öyle işte...Güle güle Yusuf Hayaloğlu...Sıcacık şiirlerini unutmayacağım...


    BİR VEDA HAVASI

    Vakit tamam, seni terk ediyorum.
    Bütün alışkanlıklardan öteye...
    Yorumsuz bir hayatı seçiyorum.
    Doymadım inan, kanmadım sevgine.
    Korkulu geceleri sayar gibi,
    Birden bire bir yıldız kayar gibi,
    Ellerim kurtulacak ellerinden
    Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.
    Aşk sa bitti, gül se hiç dermedik
    Bul kendini kuytularda hadi dal
    Sen bir suydun, sen bir ilaçtın.
    Hoşçakal iki gözüm hoşçakal.

    Vakit tamam seni terk ediyorum
    Bu incecik bir veda havasıdır
    Parmak uçlarına değen sıcaklık
    İncinen bir hayatın yarasıdır
    Kalacak tüm izlerin hayatımda
    Gözümden bir damla yaş aktığında
    Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
    Kan tarlası gelincik şafağında
    Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım
    Vur kendini korkularda hadi al
    Seninle bir bütün olabilirdik
    Hoşçakal iki gözüm hoşçakal

    yusuf Hayaloğlu

  13. #13
    Forum Moderatörü
    mac72 Avatarı

    Gerçek Adı
    Ercihan
    Üyelik Tarihi
    17.01-2009
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    21:06
    Yaşadığı Yer
    Antalya
    Mesaj
    40.794
    Alınan Beğeniler
    52
    Verilen Beğeniler
    56
    Blog Mesajları
    10

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Allah rahmet etsin.Sevenlerinin başısağolsun

  14. #14
    Üye
    dil_hun Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2009
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    22:16
    Yaşadığı Yer
    . .
    Mesaj
    9.621
    Alınan Beğeniler
    57
    Verilen Beğeniler
    92

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    yusufhayaloglu18d63f721 - Yusuf Hayaloğlu

    Allah rahmet eylesin,gercekten cok üzüldüm
    cok degerli bir sairdi,Siirleri ve Türkü sözleri unutulmaz...

  15. #15
    Üye
    umut Avatarı

    Gerçek Adı
    Ümit
    Üyelik Tarihi
    02.08-2008
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    mersin adana
    Mesaj
    3.567
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    İstanbul Acılar Kraliçesi

    İstanbul ey İstanbul ey
    Ey acıların gözyaşlarının kraliçesi
    İstanbul ey İstanbul ey
    Ey bozgunların garip çiçegi
    Bu akşam yemin ettim
    Seni bir daha öpmemek için
    Benki bütün duvarlarını, afişlerle donatıp
    Yumruğumla kanatmıştım
    Rezil bir aşktı
    Bütün arkadaşları miting alanlarında
    Ve mezarlıklarda bırakmıştım

    İstanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    Umudun ve direncin yorgun anası
    Ve ey çildirmak üzere olmanın çamurlu ikonası
    Tırnaklarım kopuyor, görmüyor musun
    Bir ben miyim kapılarını şaşiran her yokuşun başinda
    Bir ben miyim ekmek arasına canına doğrayıp doğrayıp yutan
    Bir kedi bile sağarken yüreğini
    Telaş içerisinde yavrusuna
    Ey acımasız acuze!
    Utan şu türbelerinden
    Minarelerinden utan
    İstanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    Savaşin ve bozgunların gariban çiçegi
    Ve ey teslimiyete düşmenin o hazin gerçeği
    Bayraklarım kanıyor, sormuyormusun
    Kadınlarınki;
    Omuzları hicran, saçları ihanet sarısı
    Çocuklarınki;
    Yağmur emiyor yıkılası kaldırımlarından
    En ücra genlerime, alyuvarlarıma,
    Kılcal damarlarıma, ruhuma kadar. Bıktım...
    İliklerime, gömlek ceplerime kadar sızan
    Bu Allahsız yağmurundan
    İstanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı
    Ve ey çürümenin yok olmanın amansız sancısı
    Ciğerlerim çatliyor, duymuyor musun
    Hangi pencerene çiksam
    O salya sümük pezevenk suratları
    Hangi caddene dökülsem
    O şangur şungur düş kırıkları
    Bütün bu ezginler, tükenenler, yerlere serilenler, tutunamayanlar
    Sarsmıyor mu seni hiç
    Bunca infilak
    Bunca isyan çigliklari
    Istanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    Aldanışların ve hüznün yalancı tanrıçası
    Ve ey ruhu kirlenmiş gecelerin cilveli yosması
    İntihar anı geldi, beni öpmüyor musun,
    Ağlamak istemiyorum, yenildim sana
    Hikayenin özeti bu
    Bir istimlak gibi ödedim ve çigneyip geçtin maceramı
    Şimdi ben suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle
    Şimdi ben hangi şehirde soğuturum zonklayıp duran bu yaramı
    İstanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    İhanetin ve ihbarların arkadan dolaşan bıçağı
    Ve ey ödesmelerin, yüzleşmelerin, erkekçe vuruşmaların kaçağı
    Beni harcadın ulan!
    Beni sattın
    Utanmıyor musun?

    Yusuf Hayaloğlu

    Allah rahmet eylesin nur icinde yat buyuk ustad.




Sayfa 1 / 3 123 SonSon