Sayfa 1 / 2 12 SonSon
Toplam 16 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:52
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    YENİDEN DOĞUŞ

    Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
    seni, kendinde tekrarlayarak
    çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

    Ben bu ayette seni ah çektim, ah
    ben bu ayette seni
    ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!

    Yaşam belki
    uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
    yaşam belki
    bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
    yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
    yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
    ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
    şapkasını kaldırarak,
    başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.

    Yaşam belki de o tıkalı andır,
    benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı
    ve bir duyumsama var bunda
    benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

    Yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
    aşk boyutlarındaki yüreğim,
    kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
    saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
    ve senin bahçemize diktiğin fidanı
    ve bir pencere boyutlarında öten
    kanarya ötüşlerini.


    Ah..

    Budur benim payıma düşen,
    budur benim payıma düşen,
    benim payıma düşen,
    bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
    benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
    ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
    benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.
    Ve "ellerini
    seviyorum" diyen
    sesin hüznünde ölmektir.

    Ellerimi bahçeye dikiyorum,
    yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
    ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
    yumurtlayacaklar.
    Küpeler takacağım kulaklarıma
    ikiz iki kirazdan
    ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.
    Bir sokak var orada,
    aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
    küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
    bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.
    Bir sokak var benim yüreğimin
    çocukluk mahallesinden çaldığı,
    zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
    ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini
    bilinçli bir simgenin oylumu
    aynanın konukluğundan dönen.
    Ve böylecedir,
    birisi ölür
    ve birisi yaşar.
    Hiçbir avcı,
    çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.
    Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
    okyanusta yaşayan
    ve yüreğini tahta bir kavalda,
    usul usul çalan
    küçük hüzünlü bir peri,
    geceleri bir öpücükle ölen
    ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan...

    FURUĞ FERRUHZAD

  2. #2
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:52
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ayın Yalnızlığı

    Karanlık boyunca
    Cırcırböcekleri bağırdı:
    “ay, ah büyük ay...”
    Karanlık boyunca
    Şehvetli bir ahın yükseldiği
    Dallar, o uzun elleriyle
    Ve teslim olmuş esinti
    Gizli ve bilinmeyen
    tanrıların emirlerine
    Ve saklı bin bir nefes,
    toprağın gizli yaşamında
    Ve o ışığın gezgin çemberinde, ateşböceği
    Tahta tavanda tıkırtı
    Perdede gece
    Gölde kurbağalar
    Hep beraber
    Hep beraber, bir avaz
    Tan ağarıncaya kadar bağırdı:
    “Ay, ah büyük ay...”

    Karanlık boyunca
    Ay ay ışığında ışıdı
    Ay
    Kendi gecesinin yalnız kalbiydi
    Altın renkli öfkesinde
    patlıyordu

    Furuğ Ferruhzad

  3. #3
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:52
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kurulmuş Bebek

    Bunlardan önce, ah, evet
    Bunlardan önce sessiz kalınabilirdi

    Saatler boyunca
    Ölülerin bakışı gibi sabit bir bakışla
    Dalınıp kalınabilirdi bir sigaranın dumanında
    Dalınıp kalınabilirdi bir fincanın şeklinde
    Halıdaki renksiz bir çiçekte
    Duvardaki belli belirsiz bir çizgide
    Kuru el ayalarıyla
    Perde bir tarafa çekilebilirdi ve görülebilirdi
    Sokaktaki yağmurun hızla yağdığı
    Renkli, küçük uçurtmasıyla bir çocuğun
    Ayakta durduğu, bir kemerin altında
    Eski bir at arabasının boş meydanı
    Aceleyle, hayhuylar arasında terk ettiği

    Devamlı aynı yerde kalınabilirdi
    Perdenin yanında, ama kör, ama sağır

    Bağırılabilirdi
    Gayet yabancı bir sesle, gayet yabancı bir sesle
    “Seni seviyorum”
    Güçlü bir adamın kollarında
    Güzel ve sağlam bir nesne olunabilirdi

    Deriden yapılmış sofra gibi bir vücutla
    Sert ve iri göğüslerle
    Bir sarhoşun, bir delinin, bir berduşun yatağında
    Bir aşkın temizliği kirletilebilirdi

    Zekayla aşağılanabilirdi
    Hayret verici tüm bulmacalar
    Sadece bulmaca çözülebilirdi
    Sadece saçma bir cevap bulunarak hoşnut olunabilirdi
    Saçma bir cevap, evet, beş veya altı harflik

    Bir ömür oturulabilirdi
    Öne düşmüş bir başla
    Soğuk bir mezarın ayakucunda
    Meçhul bir Tanrı görülebilirdi
    Zayıf bir inanç birkaç kuruşla bulunabilirdi
    Mescidin odaları çürütülebilirdi
    “Ziyaretname” okuyan yaşlı adamın yaptığı gibi

    Sıfır misali; toplamadaki, çarpmadaki, çıkarmadaki
    Sonuç daima aynı olunabilirdi
    Gözlerim kahrının kozasında
    Yıpranmış bir ayakkabının renksiz tokası sanılabilirdi
    Su gibi kendinin derinliklerinde kurutulabilirdi

    Bir anın güzelliği, utançla
    Şipşak çekilmiş gülünç bir siyah beyaz bir fotoğraf gibi
    Sandığın diplerinde saklanabilirdi

    Bir günün boş kalmış çerçevesinde
    Bir mahkum veya bir mağlubun ya da bir idamlığın resmi asılabilirdi

    Posterlerle duvardaki çatlaklar kapatılabilirdi
    Daha uyduruk resimler katılabilirdi

    Böylece kurulmuş bebekler olunabilirdi
    Kendi dünyalarının camdan gözleriyle görebilirlerdi

    Bezden bir kutuda
    Saman doldurulmuş bir bedenle
    Senelerce danteller ve pullarla iç içe uyunabilirdi
    Her bir elin anlamsız sıkışıyla
    Sebepsiz bağırılabilir ve denebilirdi
    “Ah, çok memnun oldum.”

    Furuğ Ferruhzad

  4. #4
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:52
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yeniden Merhaba Diyeceğim Güneşe

    Yeniden merhaba diyeceğim güneşe
    Gövdemde akan nehirlere
    Bulutlar gibi uzayıp giden düşünceme
    Benimle birlikte kuru mevsimlerden gecen
    Bahçemdeki ağaçların hüzünlü büyümesine
    Gecenin kokusunu hediye eden kargalara
    Yaşlılık biçimim olan ve aynada yaşayan anneme
    Tekrarlanan şehvetimle döllenen yeryüzüne
    Yeniden merhaba diyeceğim
    Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
    Saçlarımla: Yeraltı kokularının devamı
    Gözlerimle: Karanlık tecrübesiyle
    Duvarların ötesinden kopardım dallarımla,
    Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
    Ve aşkla dolu avluda bekleyen kıza
    Yeniden merhaba diyeceğim.

    Furuğ Ferruhzad

  5. #5
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    RÜZGÂR BİZİ GÖTÜRECEK

    küçücük gecemde benim, ne yazık
    rüzgârın yapraklarla buluşması var
    küçücük gecemde benim yıkım korkusu var

    dinle
    karanlığın esintisini duyuyor musun
    bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
    bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun

    dinle
    karanlığın esintisini duyuyor musun
    şimdi bir şeyler geçiyor geceden
    ay kızıldır ve allak bullak
    ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
    bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
    yağış anını bekliyorlar

    bir an
    ve sonrasında hiç
    bu pencerenin arkasında gece titremede
    ve yeryüzü giderek durmada
    bu pencerenin arkasında bir bilinmez
    seni ve beni merak ediyor
    ey baştan aşağı yeşil
    yakıcı anılar gibi ellerini
    bırak benim aşık ellerime
    ve dudaklarını
    varlığın sıcak duygusunu
    benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak

    rüzgâr bizi götürecek
    rüzgâr bizi götürecek


    Furuğ FERRUHZAD

  6. #6
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bahçenin Fethi

    Başımızın
    Üstünden uçan
    Ve giren serseri bir bulutun karışık düşüncelerine
    Ve sesi kısa bir mızrak gibi geçen, ufku baştanbaşa
    O karga
    Kente götürecek bizim haberimizi
    Herkes biliyor
    Herkes biliyor
    Sen ve ben o soğuk asık yüzlü delikten
    Bahçeyi gördük
    Ve kopardık elmayı
    0 oynaşan ve uzak daldan
    Herkes korkuyor
    Herkes korkuyor ama sen ve ben
    Ulaştık ışığa, suya, aynaya
    Ve korkmadık
    Ne pamuk ipliğiyle birleşmesi iki adın, söylemek istediğim
    Ne de bir buluşma yıpranmış bir defterin sayfalarında
    Benim mutlu saçlarımdır söz konusu olan
    Senin yanık kırmızı şakayık öpüşlerini taşıyan saçlarım
    Ve içtenliği tenimizin
    Çıplaklığımızın parıltısı
    Balık pulları gibi
    Söz konusu olan gümüş rengi türküsüdür yaşamın
    Tan ağarırken kaynaktan fışkıran
    Biz o yeşil ve akan ormanda
    Bir gece yaban tavşanlarından sorduk
    Ve kaygılı, soğukkanlı denizde
    Incilerle dolu istiridyelerden
    Ve o tuhaf ve fatih dağda
    Genç kartallardan sorduk
    Ne yapmalıyız
    Herkes biliyor
    Herkes biliyor
    Sessiz ve soğuk uykusuna ulaştık biz simurgların
    Gerçeği bahçede bulduk
    Bilinmez bir çiçeğin utangaç bakışında
    Sınırsız bir anda bulduk ölümsüzlüğü
    Iki güneş birbirine bakıp dururken
    Söylemek istediğim korkak fısıltılar değil karanlıkta
    Gündüzdür söz konusu olan ve ardına kadar açık pencere
    Ve tertemiz hava
    Ve bir ocak tüm yararsız şeylerin yanıp gittiği
    Ve apayrı bir ekinin tohumlarını taşıyan tarla
    Ve doğum ve gelişme ve gurur
    Bizim seven ellerimizdir söz konusu olan
    Bir köprü kuran kokular, ışıklar ve esintilerle
    Gecenin üstünde
    Çimenliğe gel
    Kıyısız çimenliğe ve çağır beni
    İbrişim çiçekleri usulca nefes alırken
    Çağır bir ceylan eşini çağırır gibi
    Perdeler bir gizli acıyla dolu
    Ve toprağa bakıyorlar
    Masum güvercinler
    Kendi beyaz burçlarının tepelerinden
    Furug Ferruhzad

  7. #7
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    YEŞİL DÜŞ

    Bütün gün ağladım aynada
    Penceremi ağaçların yeşil düşüne
    Açmıştı bahar
    Gövdem sığmıyordu yalnızlığın kozasına ve
    Kokusu kâğıtlardan örülmüş tacımın
    Kaplamıştı gökyüzünü baştan başa
    O güneşsiz ülkenin

    Yapamıyordum artık yapamıyordum
    Sokağın sesi bastırıyordu birden ve kuşların sesi
    Kayboluşunun sesi paltoluk çocuk kumaşı toplarının
    Şamatası çocukların
    İplerin ucunda yükselen
    Uçurtmaların dansı
    Sabun köpükleri gibi
    Ve rüzgâr
    Sevişmenin en derin ve karanlık anında esmeye başlayan rüzgâr
    Zorluyordu
    Surlarını güvenimin sessiz kalesinin
    Kendi adıyla çağırıyordu yüreğimi çok eski çatlaklardan sızarak

    Bütün gün gözlerimi diktim
    Gözlerine yaşamın
    O korkak ve kaygılı gözlere
    Bakışımdan kaçan
    Ve yalancılar gibi gizleniveren
    Gözkapaklarının tehlikesiz sığınağına

    Hangi tepe hangi doruk?
    Tümü dolambaçlı yolların
    Bir kavuşma noktası ve son
    Bulmuyorlar mı o soğuk ve yok edici ağızda?
    Ve ne derdiniz bana ey yalın ve aldatıcı sözcükler?
    Ne verdiniz tenin ve isteğin kaçışından başka?
    Daha da yalancı olmaz mıydı
    Başıma koyduğum ve kokular saçan
    Kâğıttan yapılmış taçtan daha yalancı
    Saçlarıma iliştirdiğim bir çiçek?

    Nasıl da tutuldum çölün ruhuna
    Ve uzaklaştırdı beni ayın büyüsü sürünün inançlarından
    Nasıl büyüdü yüreğimin yarım kalmışlığı
    Tamamlayamadı bir türlü hiç olan yarım öbür yarımı
    Durdum nasıl ve gördüm kayıyor
    Ayaklarımın altındaki toprak
    Ve geçmiyor tenimin bomboş bekleyişine
    Sıcaklığı tenimin

    Hangi tepe hangi doruk?
    Koruyun beni ey kaygılı ışıklar
    Aydınlık evler
    Çamaşırların ıtırlı tütsülerle güneşli çatılarında salındığı
    Koruyun beni ey olgun ve saf kadınlar
    Parmakları çocuğun zevkten çıldırtıcı kıpırtılarını izleyen tenleri üstünde
    Göğüslerinden süt kokusuyla karışık taze esintiler gelen

    Hangi tepe hangi doruk?
    Beni koruyun ey ateş dolu ocaklar, uğur boncukları
    Karanlık mutfaklardaki türküsü bakır kapların
    Yüreği biraz sıkkın mırıltısı dikiş makinalarının
    Kavgası sürüp giden süpürgelerle halıların
    Koruyun beni ey tutkulu aşklar
    Yatağımızı üremenin acı isteği
    Cadı suları ve kan damlalarıyla donatıyor

    Bütün bir gün boyu bütün bir gün
    Terk edilmiş terk edilmiş bir ceset gibi su yüzünde
    İlerledim ürkütücü kayalıklara
    En derin deniz mağaralarına ve
    En etobur balıklara
    Durmadan gerildi sırtımın incecik omurgası
    Bir ölüm duygusuyla

    Yapamıyordum artık yapamıyordum
    Yadsıyarak yükseliyordu yoldan ayak seslerim
    Daha büyüktü umutsuzluğum sabırdan
    Ve geçiyordu bahar o yemyeşil düş
    Penceremden
    Sesleniyordu yüreğime:
    "Bak
    Hiçbir zaman ilerlemedin
    Battın sen!"


    Furuğ FERRUHZAD

  8. #8
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İNANALIM SOĞUK MEVSİMİN BAŞLANGICINA

    ve bu benim
    yalnız bir kadın
    soğuk bir mevsimin eşiğinde
    yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın
    başlangıcında
    ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu
    ve bu beton ellerin güçsüzlüğü

    zaman geçti
    zaman geçti ve saat dört kez çaldı
    dört kez çaldı
    bugün aralık ayının yirmi biridir
    ben mevsimlerin gizini biliyorum
    ve anların sözlerini anlıyorum
    kurtarıcı mezarda uyumuştur
    ve toprak, ağırlayan toprak
    dinginliğe bir belirtidir

    zaman akıp geçti ve saat dört kez çaldı

    sokakta rüzgâr esiyor
    sokakta rüzgâr esiyor
    ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum
    cılız, kansız saplarıyla goncaları
    ve bu veremli yorgun zamanı
    ve bir adam ıslak ağaçların yanından geçiyor
    damarlarının mavi urganı
    ölü yılanlar gibi boynunun iki yanından
    yukarı süzülmüştür
    ve allak bullak şakaklarında o kanlı heceyi
    yineliyorlar
    -selam
    -selam
    ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum

    soğuk bir mevsimin eşiğinde
    aynaların ağıtı topluluğunda
    ve uçuk renkli deneyimlerin yaslı toplantısında
    ve suskunluğun bilgisiyle döllenmiş bu günbatımında

    gitmekte olan o kimseye böyle
    dayançlı
    ağır
    başıboş
    nasıl dur emri verilebilir
    o adama nasıl diri olmadığı söylenebilir, hiçbir
    zaman diri olmadığı

    sokakta rüzgâr esiyor
    inzivanın tekil kargaları
    sıkıntının yaşlı bahçelerinde dönüyorlar
    ve merdivenin boyu
    ne kadar kısa

    onlar bir yüreğin tüm saflığını
    kendileriyle masallar sarayına götürdüler
    ve şimdi artık
    nasıl birisi dansa kalkacak
    ve çocukluk saçlarını
    akan sulara dökecek
    ve sonunda koparıp kokladığı elmayı
    ayakları altında ezecek

    sevgili, ey biricik sevgili
    ne de çok kara bulut var güneşin konukluğunu
    bekleyen
    uçuş düşlediğin bir yolda bir gün
    o kuş belirdi
    sanki yeşil hayal çizgilerindendi
    esintinin şehvetinde soluyan taze yapraklar
    sanki
    pencerenin lekesiz belleğinde yanan o mor yalaz
    lambanın masum düşüncesinden başka bir şey
    değildi

    sokakta rüzgâr esiyor
    bu yıkımın başlangıcıdır
    senin ellerinin yıkıldığı gün de rüzgâr esiyordu
    sevgili yıldızlar
    kartondan yapılı sevgili yıldızlar
    gökyüzünde, yalan esmeye başlayınca
    artık yenik peygamberlerin surelerine nasıl
    sığınılabilir
    biz binlerce bin yıllık ölüler gibi birbirimize
    varırız ve o zaman
    güneş cesetlerimizin boşa gitmişliğini yargılayacak

    ben üşüyorum
    ben üşüyorum ve sanki hiçbir zaman ısınmayacağım
    sevgili, ey biricik sevgili, "o şarap meğer kaç
    yıllıkmış"
    bak burada
    zaman nasıl da ağır
    ve balıklar nasıl da benim etlerimi kemiriyorlar
    neden beni hep deniz diplerinde tutuyorsun

    ben üşüyorum ve sedef küpelerden nefret ediyorum
    ben üşüyorum ve biliyorum
    yabanıl bir gelinciğin tüm kızıl evhamlarından
    birkaç damla kandan başka
    hiçbir şey arda kalmayacak
    çizgileri bırakacağım
    sayı saymasını da bırakacağım
    ve sınırlı geometrik biçimler arasından
    enginin duyumsal düzlemlerine sığınacağım
    ben çıplağım, çıplağım, çıplak
    sevgi sözcükleri arasındaki duraksamalar gibi çıplak
    ve aşktandır tüm yaralarım benim
    aşktan, aşktan, aşktan
    ben bu başıboş adayı
    okyanusun devriminden geçirmişim
    ve dağ patlamasından
    ve paramparça olmak o birleşik varlığın giziydi
    en değersiz zerresinden güneş doğdu

    selam ey masum gece

    selam ey gece, ey çöl kurtlarının gözlerini
    inanın ve güvenin kemiksi oyluklarına dönüştüren
    ve senin pınarının kıyısında, söğütlerin ruhları
    baltaların sevecen ruhlarını kokluyorlar
    ben düşüncelerin, sözlerin ve seslerin aldırmazlık
    dünyasından geliyorum
    ve bu dünya yılan yuvasına benziyor
    ve bu dünya
    öyle insanların ayak sesleriyle doludur ki
    seni öpüyorken
    kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar

    selam ey masum gece

    pencereyle görmek arasında
    her zaman bir aralık var

    niçin bakmadım
    bir adam ıslak ağaçların yanından geçtiği zamanki
    gibi

    niçin bakmadım
    annem o gece ağlamıştı sanırım
    benim acıya ulaştığımı ve dölün biçimlendiği gece
    benim akasya başaklarına gelin olduğum gece
    isfahan'ın mavi çini tınlamasıyla dolduğu gece
    ve benim yarı yanım olan kimse, benim dölümün
    içine dönmüştü
    ve ben onu aynada görüyordum
    ayna gibi duru ve aydınlıktı
    ve ansızın çağırdı beni
    ve ben akasya başaklarının gelini oldum
    annem o gece ağlamıştı sanırım

    bu tıkalı küçük pencereye nasıl da boş bir aydınlık
    uğradı
    niçin bakmadım
    tüm mutluluk anları biliyorlardı
    senin ellerinin yıkılacağını
    ve ben bakmadım
    ta ki saatin penceresi
    açıldı ve o özgün kanarya dört kez öttü
    dört kez öttü
    ve ben o küçük kadınla karşılaştım
    gözleri, simurgların boş yuvaları gibiydi
    baldırlarının kımıltısında giderken sanki
    benim görkemli düşümün kızlığını
    kendisiyle götürüyordu gecenin yatağına

    acaba saçlarımı yeniden
    rüzgârda tarayacak mıyım
    acaba bahçelere menekşe ekecek miyim
    ve sardunyaları
    pencere ardındaki gökyüzüne koyacak mıyım
    dans edecek miyim yeniden bardaklar üstünde
    kapı zili acaba beni
    yeniden sesin bekleyişine doğru götürecek mi

    "bitti artık" dedim anneme
    "hep düşünmeden önce olur olanlar
    gazeteye başsağlığı ilanı vermeliyiz" dedim

    boş insan
    güvenle dolu, boş insan
    bak dişleri nasıl
    çiğnerken marş söylüyor
    ve gözleri nasıl
    yırtıyor dikizlerken
    ve o nasıl ıslak ağaçların yanından geçiyor
    dayançlı
    ağır
    başı boş

    saat dörtte
    damarlarının mavi urganı
    ölü yılanlar gibi iki yanından boynunun
    yukarı süzülmüş oldukları an
    ve allak bullak şakaklarında o kanlı heceyi
    yineliyorken
    -selam
    -selam
    sen asla o dört su lalesini
    kokladın mı hiç

    zaman geçti
    zaman geçti ve gece akasyanın çıplak dallarına düştü
    gece pencere camlarının ardında kayıyor
    ve soğuk diliyle
    geçmiş günün artıklarını içine çekiyor

    ben nereden geliyorum
    ben nereden geliyorum
    böyle bulaşmışım gecenin kokusuna
    mezarımın toprağı tazedir hâlâ
    o iki genç yeşil elin mezarını söylüyorum

    ne de sevecendin ey sevgili, ey biricik sevgili
    ne de sevecendin yalan söylerken
    ne de sevecendin aynaların göz kapaklarını kapatırken
    ve avizeleri
    tel saplarından koparırken
    ve acımasız karanlıkta beni aşk ovalarına götürürken
    ta ki susuzluk yangınının uzantısı olan o şaşkın
    buğu uyku çimenliğine oturdu
    ve o karton yıldızlar
    sonsuzun çevresinde dönerlerdi
    sözü neden sesli söylediler
    bakışı neden görüşmenin evinde konuk ettiler
    neden okşayışı
    kızoğlankız saçların arına götürdüler
    bak burada nasıl
    sözle konuşanın
    bakışla okşayanın
    ve okşayışla ürkmekten dinginleşen canı
    sanı direklerinde
    çarmıha gerilmiştir
    ve gerçeğin beş harfi olan
    senin beş parmağının dalı
    onun yanaklarında nasıl iz bırakmıştır

    suskunluk nedir, nedir, nedir ey biricik sevgili
    suskunluk nedir söylenmemiş sözlerden başka
    ben susuyorum fakat serçelerin dili
    doğa şöleninin akan sözcüklerinin yaşam dilidir
    serçelerin dili yani; bahar, yaprak, bahar
    serçelerin dili yani; meltem, koku, meltem
    serçelerin dili fabrikada ölüyor

    bu kimdir, bu sonsuzluğun caddesi üstünde
    birlik anına doğru yürüyen
    ve her zamanki saatini
    matematiğin eksiltmeler ve ayırmalar mantığıyla
    kuran
    bu kimdir bu, horozların ötüşünü
    gündüzün yüreğinin başlangıcı diye bilmeyen
    kahvaltı kokusu başlangıcı diye bilen
    kimdir bu, başında aşk tacı taşıyan
    ve gelinlik giysileri içinde çürüyen

    demek sonunda güneş
    aynı zamanda
    umutsuz kutuplarının ikisine birden ışımadı
    sen mavi çini tınlamasından boşaldın

    ve ben öyle doluyum ki sesimin üzerinde namaz
    kılıyorlar

    mutlu cenazeler
    üzgün cenazeler
    suskun düşünür cenazeler
    güler yüzlü, güzel giysili, obur cenazeler
    belirli saatlerin duraklarında
    ve geçici ışıkların kuşkulu zemininde
    ve boşunalığın çürük meyvalarını satın alma
    şehvetinde
    ah
    kavşaklarda ne insanlar var olayları merak ediyorlar
    ve bu, dur düdüklerinin sesi
    zamanın dişlisi altında bir adamın ezilmesi
    gerektiği, gerektiği, gerektiği bir anda
    ıslak ağaçların yanından geçen adam

    ben nereden geliyorum

    "bitti artık" dedim anneme
    "hep düşünmeden önce olur olanlar
    gazeteye başsağlığı ilanı vermeliyiz" dedim

    selam sana ey yalnızlığın garipliği
    odayı sana bırakıyorum
    kara bulutlar her zaman çünkü
    arınmanın yeni ayetlerinin peygamberleridir
    ve bir mumun tanıklığında
    apaydın bir giz var onu
    o sonuncu ve o en uzun yalaz iyi biliyor

    inanalım
    soğuk mevsimin başlangıcına inanalım
    düş bahçelerinin yıkıntılarına inanalım
    işsiz devrik oraklara
    ve tutsak tanelere
    bak nasıl da kar yağıyor

    belki de gerçek o iki genç eldi, o iki genç el
    durmadan yağan karın altında gömülmüş olan
    ve bir dahaki yıl, bahar
    pencerenin arkasındaki gökyüzüyle seviştiğinde
    ve teninde fışkırdıklarında
    uçarı yeşil saplı fıskiyeler
    çiçek açacak olan o iki genç el
    sevgili, ey biricik sevgili

    inanalım soğuk mevsimin başlangıcına

    Furuğ FERRUHZAD

  9. #9
    Üye
    sdsby Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2009
    Son Giriş
    29.03-2012
    Saat
    14:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    178
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tutsak

    seni istiyorum ve biliyorum
    asla koynuma almayacağım
    sen o aydın ve pırıl, pırıl gökyüzüsün
    ben bu kafeste bir tutsağım

    kara ve soğuk parmaklıklar ardından
    gözlerim hasretle bakıyor yüzüne doğru
    bir elin uzanışını düşlüyorum,
    ansızın ben de uçayım sana doğru

    boş bir anda düşlüyorum
    bu sessiz hapishaneden uçmayı
    gülerek gardiyan adamın gözüne
    yanında yaşama yeniden başlamayı

    düşlüyorum ancak bilirim asla
    bu kafesten kurtulmaya gücüm kalmamış
    gardiyan adam istese bile
    kanatlanıp uçmaya soluğum kalmamış

    parmaklıklar ardında her sabah
    bir çocuğun bakışı güler bana doğru
    sevinç şarkılarına başladığımda
    dudağında öpücükle gelir bana doğru

    şayet bir gün, ey gökyüzü
    kanatlanırsam bu sessiz evden
    ağlayan çocuğa nasıl söylerim
    tutsak bir kuşum vazgeç benden

    bir mumum, canımın alazıyla
    harabeleri aydınlatırım
    sönüklüğü seçersem eğer
    bir yuvayı yıkıp dağıtırım

    Furuğ Ferruhzad

  10. #10
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    sessiz Cuma
    terk edilmiş Cuma
    eski sokaklara benzer hüzünlü Cuma
    hastalıklı tembel Cuma
    sünen sinsi esnemeler Cuması
    bekleyişsiz Cuma
    teslim olmanın Cuması

    boş ev
    sıkıntılı ev
    gençliğin baskınına kapalı ev
    karanlık ev ve güneşin hayali ev
    yalnızlık, fal ve kuşku evi
    perde, kitap, dolap ve resimler evi

    ah ne denli dingin ve gururla geçiyordu
    garip bir su akıntısı gibi
    bu terk edilmiş sessiz Cumalarda
    bu sıkıntılı evlerde
    benim yaşamım
    aaah ne denli dingin ve gururla geçiyordu



    Furuğ FERRUHZAD

  11. #11
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Başımızın
    Üstünden uçan
    Ve giren serseri bir bulutun karışık düşüncelerine
    Ve sesi kısa bir mızrak gibi geçen, ufku baştanbaşa
    O karga
    Kente götürecek bizim haberimizi

    Herkes biliyor
    Herkes biliyor

    Sen ve ben o soğuk asık yüzlü delikten
    Bahçeyi gördük
    Ve kopardık elmayı
    0 oynaşan ve uzak daldan
    Herkes korkuyor
    Herkes korkuyor ama sen ve ben
    Ulaştık ışığa, suya, aynaya
    Ve korkmadık

    Ne pamuk ipliğiyle birleşmesi iki adın, söylemek istediğim
    Ne de bir buluşma yıpranmış bir defterin sayfalarında
    Benim mutlu saçlarımdır söz konusu olan
    Senin yanık kırmızı şakayık öpüşlerini taşıyan saçlarım
    Ve içtenliği tenimizin
    Çıplaklığımızın parıltısı
    Balık pulları gibi

    Söz konusu olan gümüş rengi türküsüdür yaşamın
    Tan ağarırken kaynaktan fışkıran
    Biz o yeşil ve akan ormanda
    Bir gece yaban tavşanlarından sorduk
    Ve kaygılı, soğukkanlı denizde
    Incilerle dolu istiridyelerden
    Ve o tuhaf ve fatih dağda
    Genç kartallardan sorduk
    Ne yapmalıyız?

    Herkes biliyor
    Herkes biliyor

    Sessiz ve soğuk uykusuna ulaştık biz simurgların
    Gerçeği bahçede bulduk
    Bilinmez bir çiçeğin utangaç bakışında
    Sınırsız bir anda bulduk ölümsüzlüğü
    Iki güneş birbirine bakıp dururken
    Söylemek istediğim korkak fısıltılar değil karanlıkta
    Gündüzdür söz konusu olan ve ardına kadar açık pencere
    Ve tertemiz hava
    Ve bir ocak tüm yararsız şeylerin yanıp gittiği
    Ve apayrı bir ekinin tohumlarını taşıyan tarla
    Ve doğum ve gelişme ve gurur
    Bizim seven ellerimizdir söz konusu olan
    Bir köprü kuran kokular, ışıklar ve esintilerle
    Gecenin üstünde
    Çimenliğe gel
    Kıyısız çimenliğe ve çağır beni
    Ibrişim çiçekleri usulca nefes alırken
    Çağır bir ceylan eşini çağırır gibi
    Perdeler bir gizli acıyla dolu
    Ve toprağa bakıyorlar
    Masum güvercinler
    Kendi beyaz burçlarının tepelerinden
    Furuğ FERRUHZAD

  12. #12
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:52
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KIZIL GÜL

    kızıl gül
    kızıl gül
    kızıl gül
    o beni kızıl gül bahçesine götürdü
    ve ıstıraplı saçlarıma kızıl gül taktı karanlıkta
    ve sonunda
    kızıl gül yaprağı üstünde benimle yattı

    ey felçli güvercinler
    ey adetten kesilmiş deneyimsiz ağaçlar,
    ey kör pencereler yüreğimin altında
    ve derinliğinde uyluklarımın,
    şimdi kızıl bir gül sürgün vermekte
    kızıl gül
    kızıl bir bayrak gibi ayaklanmada ah,
    ben gebeyim,gebeyim, gebe

    Furuğ FERRUHZAD

  13. #13
    Üye
    Fırtına Avatarı

    Gerçek Adı
    nuran
    Üyelik Tarihi
    12.06-2007
    Son Giriş
    29.10-2014
    Saat
    21:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Üsküdar
    Mesaj
    4.210
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sehricim, konuyu yıllar önce açmışsın ve bende paylaşım yapmışım ama unutup tekrar (Furuğ Ferruhzad...) açmışım... Barbişim affedersin ( :

  14. #14
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    09:52
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Normaldir,yıllardır sitede olunca unutuyoruz

  15. #15
    Forum Moderatörü
    BARBiEBARBiE Avatarı

    Gerçek Adı
    NehiR
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    01.12-2017
    Saat
    15:35
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    14.626
    Alınan Beğeniler
    11
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Rica ederim Nuran ablacım.
    Oluyor arada böyle ufak tefek dalgınlıklar.




Sayfa 1 / 2 12 SonSon

Başlığın Etiketleri