Yaratıcıyı oynama sırası insanda. DNA teknolojisi, kopyalama derken sentetik hücre de yaratıldı. Yani cansızdan bir canlı üretildi. Bu sıçramanın insanoğluna ne getireceği belirsiz. Bilim insanları belirsizlikten endişeli. Çünkü hayal gücü, sermaye ve doymak bilmeyen hırslar bu gücü yönlendirecek. Ne de olsa Pandora'nın Kutusu açıldı bir kere.
Ali Deniz Uslu
medya.php?mn=51803 - Ve insan "hayatı" yarattı...
Cumhuriyet/Dergi- İnsanın genetik haritasını çıkaran ilk bilim insanı Amerikalı Craig Venter, laboratuvar ortamında bakterilerin DNA'sını kopyalayarak ilk yapay DNA’yı üretmişti. Bilim dünyası bunu şaşkınlık ve heyecanla karşıladı. Endişe sonradan geldi. Sonuçlar iki şekilde yorumlandı; bilimde devrim ve etik problem. Ama Maryland Enstitüsü’nde çalışan ekip bir adım daha attı ve canlı bir bakteri hücresine yapay DNA’yı nakletti. Yapay DNA ile yaşayan hücrenin genetik kodu laboratuvarda nasıl belirlendiyse, hücre o şekilde davrandı. Bölünerek çoğalan hücreler yapay DNA’lara sahipti. Bu da bizim dilimizle yapay bir canlının üretildiği, yaratıldığı anlamına geliyordu. Venter, yapay DNA’nın başarısının ardından “bir hücreyi bilgisayar olarak görürseniz, işletim sistemi hazır. Geriye sadece bu yazılımı yüklemek kalıyor” diye konuşmuştu; şimdi yazılım da yüklendi. Evet, tartışmalar sürüyor. Bu bilimsel sıçramanın insanoğluna ne getireceği belirsiz. Onkim Kök Hücre Teknolojileri Genel Müdürü Aysel Yurtsever (sağda) Pandora'nın Kutusu’nun açıldığını söylüyor. Sonuçlarını kestiremediğimiz ve durduramayacağız değişimlerin yaşanmasının kuvvetle muhtemel olduğunu da anlatıyor. Ona göre yeni bir çağ çoktan başladı. Yapay hayatın dünyaya kazandırdıkları, kazandıracaklarını sıralamak gerekirse; yapay bakterilerle hava kirliliğine ve küresel ısınmaya önlem alınabilmesi, koruyucu tıbbın en üst seviyeye çıkması, kaliteli ve uzun ömür, yeni enerji kaynakları, açlığa karşı ucuz ve kaliteli besin üretimi ve daha pek çok muazzam gelişmenin kapısı aralanıyor. Aynı kapıdan gelenler arasında Hollywood filmlerinin senaryolarından daha rahatsız edici olanlar da var; yeni hastalıklar, yaratılan hastalıklar yani biyolojik silahlardaki çeşitlilik, sipariş insanlar, iktidar çatışmasında bu teknolojilerin payı, toplumdaki uçurumun iyice açılması, üstün ırk yaratma hırsı.
- Geçen hafta “sentetik hücre” ve “yapay hayata ilk adım” kavramlarını duyduk. Zira gündem çabuk ve sert şekilde değişti ama bu konuda bilmediğimiz, anlamadığımız çok şeyin olduğunu unutmadık. Kopyalanan koyun Dolly'nin bilimsel olarak kapıyı çaldığı, sentetik hücre üretiminin ise kapıyı kırdığı söyleniyor. Nedir hikâyenin aslı?
- Dolly klonlamaydı, kopyalamaydı. Basit şekliyle genetik bir benzerin üretilmesi anlamına geliyordu. Şu anki gelişmeye göre çok masum bir ilerleme bu. Şimdi, yaratmak hayal gücüyle sınırlanıyor, aslında sınırsızlık demek daha doğru. Sentetik hücre, cansızdan üretiliyor. Canlı üremek ister, bu onun doğası çünkü amacı neslini sürdürmektir. Cansız ürer mi? Hayır. Pandora’nın Kutusu bu noktada açılıyor. Cansıza canlılık özelliği katarsam, ürer. O üremeyi kontrol edebilir miyiz? Edemezsem? Sonuçlarını tam bilemediğimiz bir gelişme var önümüzde. Genetik kirlilik de çok yakında gündemimize düşecek.
- Dünya ve hayat manipüle edilmiyor mu bu şekilde?
- “Manipüle edilmiş dünya”, doğal dünyanın rahminde büyüyor. Bugünkü karmaşık, kalıcı olmayan yapıdaki doğal dünya, milyarlarca yıllık bir evrimin sonucu. Doğal ayıklanma ve genetik değişim mekanizmaları, türleri zaman içinde biçimlendirmiş, değiştirmiş, ortadan kaldırmış ve dönüştürmüştür. Günümüzde biyoteknolojiyle manipüle edilmiş, evrimsel modellerin yol açacağı dalgalanmalar, tüm toplumsal değerlerimizi zorluyor. İlerlemeler mülkiyetin toplumsal temelinin genişlemesini değiştirecek. Buna karşı ya kesin pozitif tutarlı bir yanıt verilecektir ya da sistem “tersinden çözüm” geliştirecektir. Demek istediğim artık sanayi çağı kapanıyor. Başka bir çağ başlıyor. 21. yüzyılın sonunda bambaşka bir dünyaya uyanacağız.
- Daha anlaşır şekilde örneklersek, bu gelişme nelere gebe?
- Gelişmelere çift taraflı bakmak gerekli. Şunu biliyoruz ki insanlar varoluştan bu yana ölümsüzlüğü istiyor. Elbette bu ölümsüzlük bedensel değil, genetik aktarımın sonsuza taşınması anlamında kullanılıyor. Doğa bu anlamda kendini dengeliyor olsa da günümüzde bunun önüne geçmek mümkün. Yeni gelişmelerle insanlık adına çığır açılması kaçınılmaz. Hastalıkların önüne geçmek, koruyucu tıbbın yükselişi bu şekilde kamu masrafları ve zaman kaybını önlemek, erken tanı da devrim, organ nakli ve üretiminde inanılmaz gelişmeler, uzun ve kaliteli ömür ki 120 yıldan belki de 200 yıla kadar, hiç olmazsa 80 yaşında seks yapabilmek, tükenmeyen ya da yenilenebilir enerji kaynakları, açlığa karşı ucuz gıda üretim imkânı ve daha sayılabilecek onlarca çılgın gelişme...
Üstün ırk tehditi
- Koruyucu tıbbın önünün açılması, ömrün uzaması, hatta 80 yaşında seks yapabilmek fikri güzel de, sentetik hücre devrimi sermayenin, siyasi erkin elinde iktidar aracı olursa ki muhtemel, ürkütücü değil mi?
- Evet, ürkütücü, fazlası da var. Tüm bunlar, dünyada iktidara sahip olma histerisinde büyük bir çatışma alanı. Yine de biyoteknolojik manipülasyonlar konusundaki tartışmaların hiçbiri teknolojinin ilerlemesini durduramaz. Yeni teknolojik gelişmeler, yeni düzenlemeleri de beraberinde getirecektir. Bilimin neyi nasıl yapacağını, teknolojinin yaşamımıza nasıl yansıyacağını, toplumdaki egemen sosyal ve ekonomik güçler belirliyor. İnsan soyunu kurtarmak, yoksulluğa son vermek, gerçek özgürlük ancak toplum ve insan çıkarını başa alan doğayla barışık, kolektif üreticilerin, kolektif denetimiyle mümkün.
- Bu gelişmeler “insan siparişi”ne kadar gidiyor. İstediğiniz özelliklerde ve yeteneklerde çocuk yapabilmek buna dahil. Talep, insanların parasına ve arzularına bırakılırsa bu işin sonu olur mu ya da “üstün ırk” yaratmak gibi bir fantezi?
- Yaratıcı ya da yetenekli insanlar sipariş etmek işin kolay kısmı. Tabii bu ne kadar kendi çocuğunuz oluyor, kişinin zihniyetiyle orantılı. Yakın zamanda her şey için bir kılıf uydurulabilir. Arap ülkeleri Behlül’ü beğeniyormuş, kimileri de Bihter hastası. Tüm dünyada Behlüller ve Bihterler olur mu? Olur. Sermayenin el attığı her şey çirkinleşecektir. Düşünülmesi gereken bunu devletlerin nasıl kontrol edip, nasıl kullanacak olduğu. Çünkü işin silah boyutunda bir spreyle binlerce kişiyi zehirleyebilirsiniz. Irk yaratma derdine gelince öjenik uygarlık tehdidi biliniyor. Öjenik, iyileştirilmiş, üstünleştirilmiş doğum ve tohum anlamına geliyor. Bunu Hitler idea haline getirmişti. Tüyleri diken diken eden bir şey. Film senaryosu gibi, farkı bunlar çok gerçek. Aristokrasisi zengin, kusursuz fizikleriyle fabrikasyon bir ırkın önünde diğerleri ne kadar direnebilir? İşte o yüzden tehlike siyasi. Türkiye’de araştırmalar yasak. Üzücü ki bu yasak, olanları algılamamızı da engelliyor, bizi savunmasız bırakıyor. Kamu, endüstri ve akademik birliktelik ile bunun denetimi yapılarak araştırmaların başlaması gerekli, acilen!
- GDO’larda da aynı sıkıntı vardı.
- Hem yasaklıyoruz hem genetiği ile oynanmış tohumları kullanıyoruz. Bize gelen her şey genetik olarak oynanmış olanlar.
- Bu konuda en ileri ülkeler hangileri?
- İran inanılmaz bir ilerleme kaydetti. Hayali zorlayan teknolojilere sahipler. Amerika’dan üstünler. İlk beşi sıralamak gerekirse İngiltere, Rusya, Çin, İsrail, İran.
Parmak izi bile artık tek değil
Kimerik canlılara evriliyoruz. Daha anlaşılır şekliyle iki DNA’lı bir canlı demek. İlginç bir örnekle de literatüre giriyor; İngiltere’de bir boşanma davasında yüklü miktarda para talep ediliyor. Ortada üç çocuk var. Baba DNA testi yaptırıyor. Baba yüzde yüz baba ama teste göre anne çocukların annesi değil! Kadın hapse atılıyor. Neden açık; “kimden çaldın bu çocukları?” suçlaması var. Araştırma derinleştiriliyor ve annenin rahim dokusundaki testler sonunda çocukların onun olduğu anlaşılıyor. Yani insan da evriliyor. Artık parmak izi bile tek ve güvenilir değil. Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz gerekli.
Cumhuriyet Portal